17 Nisan, 2026 09:43:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Balian d'Ibelin

Sayfa: 1 2 3 [4] 5
46
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Eyvahlar olsun!
« : 26 Mart, 2023 20:28:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karşısındaki cadıdan gelen kilo aldığına dair yorumu duyunca bir an afalladı. İlerleyen seneler dobralığından hiç bir şey götürmemişti gerçekten. Aklına geleni anında söyler, konuştuğu kişiyi öyleyece bırakırdı. Ama en ufak bir kötü niyeti olmazdı bunu yaparken tamamen samimiyetinden ileri gelen cümlelerdi bunlar. Yinede gözleri kendi vücudunda gezindi, belki birazcık göbek bölgesinden kilo almış olabilirdi. Biraz da yüzünden... 36 az bir sayı değildi yaşına göre. İşine gelip giderken yürümeyi sıklaştırması gerekecekti anlaşılan.

Balian'ı azcık utandıran yorumunun ardından, neden ajanlık mesleğini seçtiğini açıklamaya başladı. İlgiyle dinlerken, gerçekten şuanki mesleğinin ona ne kadar uygun olduğunu düşünüyordu. Askerliği bıraktıktan sonra yaşadığı boşluğuda hayal edebilmişti. Bakanlıkta getir götür işleri bu karakterde birisine asla uygun değildi. Düzdenli bir hayatın içerisinde düşünemiyordu Nora'yı. "Seni elinde çay tepsisi ile hayal edemiyorum bile." diyerek onayladı kadının kendisi hakkında anlattıklarını.Şuan 27 yaşında olmalıydı cadı, aynı yaşta Balian evlenip boşanan 13 yaşında bir kız çocuğu babasıydı. Bağımsız ruhunu beslemeye yarayan seherbazlık mesleği bir kurtuluş yoluydu aslında yaşadıklarından. Şimdi durum biraz daha farklı olsa da her zaman memnundu hayatından. Kızı için daha az endişe edeceği bir hayat seçmek zorundaydı. Bu hayat bile zaman zaman tehlikeliydi ama bu kadarını da hakediyordu. "Senin gibi bir seherbaz olmayı düşünmedim değil ama bütün gün bakanlığın gönderisini uygulayamam ve neticede tada bakanlığa bağlı ajan oldu hem adrenelin hem de serbestlik" Balian koltuğunda geriye yaslanırken derin bir nefes verdi duyduklarıyla birlikte. Bulunduğu bu mevki öyle bir sorumluluk yüklemişti ki ona, kimsenin haberi yoktu. Kalbinin kötülük ve karmaşa için attığından emin olduğu Adras, koskoca konsey üyeliğine gelerek meydan okumuştu resmen kendisine. Baş Seherbazlığa atanması ise tuz biber ekmişti endişelerine. "Yapacaklarımı yakından izle ve hiç bir şey yapama." demek istiyordu. Etrafta dönen dedikodular biricik yeğeninin terfisine yardım ettiği yönünde olsada kulaklarını buna tıkayacaktı Balian. Öncelikli görevi bu halkı korumaktı ve bu yolda bayağı bir çalışması gerekecekti. Adras hakkında dikkatli olacak ve onun hakkında olabildiğince bilgi öğrenip yapacağı hamleleri önleyecekti. Balian askerlikten sonra neden seherbazlığa döndüğünü sormuştu bu sırada. Aklındakileri anlatmanın tam sırasıydı. "Seherbazlık da düzenli bir hayatı garantileyen meslek değil. Pek çok kez ölümden döndüm. Tabi evde beni bekleyen bir kızım ve sevdiğim olunca, Londra'ya dönmem gerekti. Bende halihazırda beni bekleyen eski işime geri döndüm. Askerlik zaten planlarımda olan bir şey değildi." diyerek açıkladı kendisini. Daha sonra asıl konuya geldi "Aslında Nora senden küçük bir ricada bulunacağım. Konuyu uzatmadan direkt sorayım, amcam Adras'ı olabildiğince yakından tanıman ve takip etmen mümkün mü? " soru karşısında şaşıran cadının şaşıran gözlerle baktığını ve konsey üyesi olan Adras'ı mı diye sorduğunu duydu. Haklıydı biraz zor bir istekti ama bu işin altından kalkabilecek sayılı kişilerden biriydi. "Evet zor bir şey istiyorum farkındayım. Ama kendisiyle tanışınca sende anlayacaksın bunu neden istediğimi. Ama bir söz vermeni isteyeceğim senden. Canını tehlikeye atacak en ufak durumda bıracaksın bu işi." koltuğunda huzursuzca kıpırdanıp, ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Bir an tereddüt etse de tek başına bir işe yaramıyordu çabaları. Bir şekilde toparlıyordu arkasını Adras. Kız kardeşinin meselesinde olduğu gibi, deliller yetersiz kalıyordu her seferinde. Ama Nora gibi bir ajan, en küçük detaydan dağlar kadar şey çıkarabilirdi. Bir kadın gözü olaylara daha karmaşık açılardan bakma yetisine sahipti.

47
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Eyvahlar olsun!
« : 26 Mart, 2023 00:27:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Geçen seneler hiç değiştirmemiş görünüyordu Nora'yı. Giyim tarzı, konuşma biçimi, etrafına yaydığı enerji hala aynıydı. Gençliğin verdiği o hoyratlıktan sıyrılmış gibiydi sadece, daha olgun bir havası vardı. Otuzlu yaşlara yaklaşması yakışmıştı hala hayatının baharını yaşayan cadıya. Görüşmeyeli neler yaptığını, onu ajan olmaya iten sebepleri içten içe merak etmişti.  Ayırabileceği bu kısa zaman aralığında öğrenebilmeyi umdu. Gelen tebrik postalarına, meşgul olduğu için ancak ay sonu görüşebileceklerine dair sözler vermişti. Nora gibi çat kapı gelmemişlerdi onlar. Ama aklına gelen bir fikir, bu görüşmeyi bir işe çevirebileceğini düşündürdü.

Balian için eski günleri hatırlamak iyi gelmişti. Nora'yı görmek, eski anılarının depreşmesine sebep olmuştu. Daha az derdi ve sorumluluğu vardı o zamanlar. Şimdi, hayatına giren ölüm senaryoları ve tanıştığı yeni yüzler ile boğuşması gerekiyordu. Önüne yığılmış dosyalar da alışık olduğu bir manzara değildi tabi. Şu anlık o dosyaları bir kenara bırakarak ziyaretçisine kısa bir vakit ayıracaktı.  Hiç ummadığı bir anda Nora'yı karşısında görmek şaşırtmıştı çiçeği burnunda Baş Seherbaz'ı. Öyle ki düşünemediği misafire ikram geleneğini, misafirin kendisi hatırlatmak zorunda kalmıştı."Öyle dikilme hadi otur, benden çok misafir gibi duran sensin" hafif bir tebessümle yerine geçmeden önce kahveleri odada bekleyen çalışana ''Jacop, iki sütlü kahve, çabuk olsun.'' dedi birkaç dakikaya hazır olacağını umarak. Koltuğuna geçtikten sonra cadının hiç değişmeyen  iğneleyici cümlelerinden birisini duyacaktı. Haklı tarafı vardı tabi odaya daha tam alışabilmiş değildi. Yanıldığı konu, ilk günü değildi sadece Nora daha bugün duymuş olmalıydı atamaları. Cümlesini tamamlamadan gelen kahveler önlerine koyulurken, bahsettiği konudan uzaklaşan cadının hiç değişmeyen üslubuna da şahit olacaktı. Etrafındakilere takılmayı seviyordu. "Ne diyordum, gazeteye çıkmışsın ve seni gördüm terfini kutlamak için bir merhaba diyim dedim" Yüzündeki şaşkın tebessüm yerini düz bir ifadeye bırakmışken, duyduğu bu cümle ile yüzüne yayılan kibirli gülümsemeye engel olamadı. ''Teşekkür ederim biraz beklenmedik bir zamanda oldu bahsettiğin gibi alışmaya çalışıyorum. Tabi bu mevkinin sorumlulukları biraz daha farklı'' konuşurken masanın üzerindeki dosya yığınına hüzünlü bir bakış attı. ''Sende hiç değişmemişsin. Ordudaki o tuttuğunu koparan kız duruyor hala karşımda. Ama ne yalan söyleyeyim ajan olduğunu duyduğumda şaşırdım.'' merak ettiği konu hakkında üstü kapalı bir yorumda bulunmuştu. Belki ardında bıraktığı hikayeden bahsederdi azıcık. Daha birkaç saat önce evinde içtiği için kahve içmeye pek gönlü yoktu. Yine de, fincandan küçük bir yudum alarak dudaklarını ıslattı.

48
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Eyvahlar olsun!
« : 24 Mart, 2023 18:02:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yine aynı sabaha, aynı saatte uyanmıştı. Farklı bir Balian yoktu tabi ama işinde aldığı beklenmedik terfi, birkaç gündür yeniden düşünmesini sağlamıştı hayatıyla alakalı. Mesleğiyle alakalı sorumlulukları ve kendisinden beklentiler artmıştı. Yatağın kenarına oturup gerinirken zihninde belirdi bu sorumluluklar. Önceki seherbaz generali birçok bitmemiş dosyayı gerisinde bırakıp gitmişti. Bunları aklının en ön sıralarına, daha sonra ilgilenmek üzere, kazıdı. Kahvaltı etme huyu olmadığından, bir hafta öncesinde yenilediği giysi dolabının önünde aldı soluğu. Kızının ve Milla'nın önerisi ile seherbaz generali mevkisine yakışır giyinmeye karar vermişti. Başka bu öneriye kızsada en sonunda kendisini her zaman gittiği, ölçülerini bilen takım mağazasının önünde bulmuştu. Zihninde dolaşan bu anı ile gülümserken yatakta hala uyumakta olan Milla'ya kısa bir bakış attı. Bazen genç kadının gitmek istemesi yüzünden, ikna cabalarına girişmekten yorulsa da onunla birlikte olmaktan memnundu. Hemde hayatına uğurlu gelmiş, işinde yükselmişti. En azından Balian böyle yorumlamıştı bu durumu. Mesleği için adadığı yıllara ve tecrübesine fazla mütavazı davranıyordu.

Yeni olduğu için oldukça parlak duran takımına eskisinden farklı olarak, yelek eşlik ediyordu artık. Milla tanıdığı çok önemli iş adamlarının ve devlet büyüklerinin bu tarzda giyindiğini söyleyerek almasını söylemişti. Aynada kendisine bakarken gördüğü manzaradan oldukça memnundu. Ayrı bir hava katmıştı ceketinin içine giydiği yelek. Hemde baba yadigarı köstekli saatini koyacak daha güvenli bir cebi daha olmuştu. Evde yatan diğer üyeleri uyandırmamaya dikkat ederek aşağıya inip, vazgeçemediği sabah kahvesini hazırlamaya koyuldu. Arada çok nadirde olsa içtiği kuşburnu ve Lilith'in sevdiği böğürtlen çaylarının hemen yanındaydı kahvesi. Evde başka içen olmadığından geç bitiyor çoğu zaman bayatladığı için yeni paketini alıyordu. Çeşmeden kahve fincanına dolduğu suyu, Türk yapımı cezveye boşaltırken kapının eşiğinde onu izleyen bir çift gözü hissetti. Arkasını döndüğünde Lilith'in su içmek için kalktığını ve babasını yolcu etmek için beklediğini görecekti. Gülümseyen yüz ifadesiyle "Günaydın." diyerek işine devam etti. Daha birkaç gün önce on beş yaşına basan kızının bu kadar büyüdüğüne inanmakta güçlük çektiği bir dönemdeydi. Yakın zamanda bakanlıkta çırak olarak gireceği işin ne olduğunu konuşalıda çok olmamıştı. Seherbaz olmak istemesine şaşırmadı lakin, tekrar tekrar düşünmesi gerektiğini anlatan bir öğüt verme merasimi gerçekleşmeden bitmemişti o konuşma. Lilith başına buyruk bir genç kızdı. Sözlerine kulak asarmıydı emin değildi doğrusu. "Telefon kulübesini kullanacağım bugün. Bakanlığın içerisine cisimlenememem çok saçma." söylenirken baykuşun getirdiği gazeteyide eline alıp masasına geçti. "Adras amca ile görüştün mü baba?" soruyu gazetenin ilk sayfasında ki buyuceşura üyeleri hakkında ki haberi gören Lilith sormuştu. Kahvesinden aldığı yudumdan sonra "Daha görüşmedim kızım." diyerek cevap verdi. Aslında kafasını meşgul eden en büyük konuydu Adras. Ama kızına hissettirmemeyi seçiyordu. Daha yaşı böyle ailevi konular için küçüktü Balian'a göre. Sıkkın bir şekilde babasının yanına gelip, Balian'ın uzattığı yanağına bir öpücük kondurduktan sonra mutfağı terk etti genç cadı. Bu sıralar fazla atarlıydı.

Çok geçmeden kahvesini bitiren Balian, gazeteyi Milla'nın okuması için masanın üzerine katlayıp bıraktı. Asasını ceketinin iç cebine yerleştirirken pencereden sıcak havanın iyiden iyiye kendini gösterdiğini anlayarak yüzünü buruşturdu. Ilık ortamların adamıydı Balian, ne çok soğuğu severdi ne de çok sıcağı. Evinden çıktıktan sonra cisimlenmek yerine yürümeyi seçtiği telefon kulübesinin içine girdiğinde aceleci davranması gerekiyordu. Hem muggle hemde sıcaktan patlama tehlikesi vardı. İki eliyle sırasıyla ceketinin ceplerini, pantolonun ceplerini ve yine ceketinin ceplerini yokladı. İhtiyacı olan muggle parası ortalarda yoktu. Zihninden geçen lanetler eşliğinde kabinden çıktı. Ellerini beline koyarak etrafına bakındı. Tam o sırada yanından geçen bir muggleın ilginç bakışlarına maruz kalınca "Ne o hiç mi canı sıkkın insan görmedin?" diyerek çıkıştı. Muggle çatmak istemediğinden olsa gerek adımlarını hızlandırarak oradan uzaklaşmıştı. Balian'da sinirli ve çaresiz şekilde çıkan bir 'flop' sesiyle oradan kayboldu. Tuvaletleri kullanması gerekecekti.

Zorlu olmayan ama yinede meşakatli gelen yolculuk sonrası vardığı Bakanlığa girer girmez asansöre yöneldi. Cincüce çıraklıktan, baş seherbazlığa kadar yükselen Balian'ı tanıdığından, nereye gideceğini söylemesine gerek yoktu. Giydiği takımın içerisinde bunalmaya başlamışken duran asansörden inerek hızlı adımlarını direkt büroya yönlendirdi. Kapatması gereken yada büyüceşura hakimlerine göndermesi gereken dosyalarla ilgilenmesi gerekiyordu. Odasına vardığında ilk iş ceketinden ve yeleğinden kurtulmak olmuştu. Yelek fikrini bir kez daha gözden geçirmeliydi. Masasına oturup işlere gömüldüğünde, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaktı bile. Tıkladığını bile duymadığı kapı açılıp içeri girmek için izin isteyen tanıdık sima sayesinde başını kaldırabilmişti. Kapının aralığından bakan o yüzü hemen tanımıştı. "Gel tabi Nora." dedi elindeki dosyayı bırakıp ayağa kalkarken. Cadı topuklularından çıkan sesle birlikte içeri girip, kapıyı örttü yavasça. Daha sonra Balian'ın dikildiği masanın önüne kadar geldi. "Uzun zaman oldu. Bu ne hoş süpriz. " dedi gülümseyerek. Tokalaşmak için elini de uzatmayı ihmal etmedi. Nora ile asker olduğu dönemde tanışmıştı. Balian'a, biten evliliğinin ardından oldukça yardımı dokunmuştu. Tabi pek tatlı şekilde ayrıldıkları söylenemezdi. Bakanlıkta işe girdiğinden beri arada görüyordu. Odasına kadar geldiğini görmek şaşırtmıştı doğrusu.

49
Seherbaz Büro / Ynt: Flashback - Pomegranate Flower
« : 24 Mart, 2023 00:13:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balian genç şifacının aslında adam akıllı tanışamadıklarını söylediği sırada başını sallayarak onayladı. Genç cadı Balian'ın en yoğun yıllarında okula başlamıştı ve tanışmaları o yüzden imkansızdı. Şifacı onu binalarının Quidditch takımında oynadığı için tanıyabilirdi ama Balian'ın onu tanıyabileceği bir ihtimal yoktu. Elbette görmüş olmalıydı ama tanışmaları için köprü olacak bir şey yoktu. Ta ki o geceye kadar. Lakin o gece de tam tanışmış sayılmazlardı. Çünkü o koşuşturmacanın içinde isimlerini soracak vakitleri yoktu.
Genç şifacı elini uzatıp adını söylediğinde Balian da düşüncelerinden sıyrılıp elini uzattı. "Deniz tanrıçası." dedi genç seherbaz. "Ne kadar güzel bir isim." diye ekledi. Ardından elini çekerken "Ben de Balian d'Ibelin." dedi. Şifacı okul yıllarında Quidditch maçlarını kaçırmadıysa eğer büyük ihtimalle adını biliyordu zaten. Gerçi Sydney'nin öldüğü gece de öğrenmiş olmalıydı. Yine düşüncelerine esir düşmeye başladığını fark edince konuşmaya devam etti. "Yardımınız için teşekkürler." dedi gözleriyle kolunu gösterip. Kadın başını sallayarak onaylarken "Ben artık işime dönsem iyi olacak." dedi genç seherbaz. Ardından tekrar elini uzatıp tokalaştı. Odadan çıkarken gülümsemesini durduramıyordu, yıllar geçtikten sonra böyle tanıdık yüzleri görmek garip bir duygu bırakıyordu insanın içinde. Gülümseyerek koridorda ilerledi. Odasına vardığında içeri de kimsenin olmadığını görünce rahatladı. Masasına kurulup bacaklarını da uzatırken küçük bir büyü yaptı. Masasında beliren sandviçlerinden birini alırken iyice yerleşti koltuğuna.



SON

50
Seherbaz Büro / Ynt: Flashback - Pomegranate Flower
« : 23 Mart, 2023 15:15:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balian sorusuna cevabı olarak genç kadını Hogwarts'tan tanıdığını öğrenmişti. Üstelik aynı binaya mensup olduklarını da eklemişti genç kadın. Balian ortak salonda falan görmüş olabileceğini bu yüzden tanıdık geldiğini düşünürken genç kadın konuşmasına devam etmişti. Şifacı "Noel gecesi kara gölde başımı belaya sokmuş bir Ravenclaw ikinci sınıf öğrencisiydim" diye eklediğinde Balian bir süre düşündü. Genç kadın böyle söylediğine göre bu Balian'ın da bildiği bir olaydı ya da... Genç seherbaz birden gülmeye başlamıştı. O günü net olarak hatırladığını fark etti, hatta o gün küçük kıza adını bile sormadığını da hatırlıyordu. Gerçi o an içinde bulundukları durumda adını sormamış olması çok da olağan bir durum. Balian gülerken "O ufaklık sendin demek." dedi. Ardından kadını süzüp başını yana çevirdi. "Yaşlanıyorum." diye mırıldandı. Mırıldandı ama kendi kendine alaycı bir tonla. O gün acromantulaya yem olmaktan kurtardığı küçük cadı şuan karşısında güzel bir kadın olarak duruyordu. Korkudan titreyen küçük çocuk yoktu şuan karşısında, ama pembe yanakları kesinlikle aynıydı.
Gülümseyerek genç kadını bir kez daha süzmüştü. "Zaman çok hızlı geçiyor. O zamanlar on sekizdim." dedi küçük bir iç çekti. Başını yere indirip düşüncelerinin arasından sıyrıldı. Bakışlarını tekrar şifacıya çevirince "O gece bana çok uzun bir gece yaşatmıştın." dedi gülerek. Genç kadında hafifçe kıkırdamıştı sanki. O küçük lüle lüle saçları olan kızı bir daha göreceğini hiç sanmıyordu o zamanlar. Ama şuan karşısında duruyordu ve o günden önce de görmüştü onu. Dünya küçük diye düşünmeden edemedi. Kadının kalp atışlarını duymamaya çalışarak gülümsedi Balian.

51
Seherbaz Büro / Ynt: Flashback - Pomegranate Flower
« : 23 Mart, 2023 13:29:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Edith'in en çok yakındığı şeydi dosyalar. Kıdemli olduğu halde bu kadına neden bu kadar çok dosya işi yıkıldığını Balian'da anlamıyordu. Bir sürü çaylak ve stajyer vardı. Yıllardır bu işi yapan insanların dosya imzalatmaktan çok daha önemli işleri vardı oysaki. Her ne kadar ona bu konuda üzülse de arkadaşı yine bu durumdan yakınırken Balian sırıtmadan edemedi. Dolaptan dosyaları çıkarıp kolinin üzerindeki sayıları yazmıştı. Ardından genç adama bir daha yaralanmamasını tembihleyerek odadan çıkmıştı. Edith odadan çıktıktan sonra genç şifacının kalp atışları daha da artmıştı. Artan kalp atışlarına bir anlam yüklemeye çalışan beynine dur komutu gönderdi genç adam. Düşünmesi gereken yeterince şey vardı ve genç kadının kalp atışları için aklına gelen sebepler son bir kaç yıldır kaçmak için elinden geleni yaptığı şeylerdi. Bu yüzden bu konu hakkında düşünmek istemiyordu.
Odada oluşan garip durum genç adamı rahatsız ederken kadına göz gezdirdi. Nedense onu bir kez görmediğini, sandığından daha tanıdık biri olduğunu hissediyordu. Balian daha fazla dayanamayarak genç şifacıya daha dikkatli baktı. İçinden bir his onu o kötü günden önce de gördüğünü söylüyordu. Belki St. Mungo'ya gidip gelirken görmüş olabilirdi ama bu konuda emin değildi. Kadını fazla dikkatli incelemiş olmalı ki genç şifacı huzursuzca kıpırdanmıştı. "Ah özür dilerim." dedi Balian. "Belki siz beni hatırlamıyorsunuz ama, sizi hayatımın en kötü gününden hatırlıyorum." diye ekledi. Kadın yüzünde oluşan ifadeyi gizlemek için başını eğdiğinde Balian onun da hatırladığı anladı. Ardından devam etti. "Ama nedense sizi daha önceden tanıyormuşum gibi hissediyorum. Daha öncesinde bir yerde karşılaştık mı?" diye sordu. Genç kadın cevap olarak vereceği kelimeleri zihninde tartıyor gibi görünüyordu. Yanakları biraz daha pembeleşmişti. Balian istemsizce gülümsemişti, küçük bir kız gibi allaşan yanakları onu sevimli gösteriyordu.

52
Seherbaz Büro / Ynt: Flashback - Pomegranate Flower
« : 22 Mart, 2023 14:57:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Edith iksiri elinden alırken iksiri içmeyeceği hakkında bir şeyler söylemişti. Genç seherbaz yan gözle arkadaşına bakıp alaycı bir şekilde gülmüştü. Ama kadının iksiri şifacıya verip genç seherbazın yarasına bakmasını söylemesi, yüzündeki alaycı gülümsemeyi alıp götürmüş yerini şaşkınlığa bırakmasına neden olmuştu. Genç şifacı şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra Balian'a yaklaştı. Yarasını incelerken küçük şişenin yetmeyeceğini düşünmüş olmalı ki koliye gidip daha büyük bir şişe çıkardı. Balian diğer eliyle koluna bastırırken, koluna bakıp o kadar büyük bir yara olup olmadığını kontrol etti. Solak bir adam için sol kolun yaralanması pek hoş bir durum değildi. Bu yüzden kadının büyük iksiri alması onu rahatlatmıştı. Böylelikle kolunda bıraktığı etki daha çabuk geçebilecekti.
Genç şifacı iksiri yarasına sürerken Balian'da izliyordu. Kadının artan kalp atışlarıyla birlikte yanakları da pembeleşmeye başlamıştı. Sanki genç kadın, Balian baktıkça daha çok heyecanlanıyor gibiydi. İksirin etkisiyle gerilen yarayı hissedince yüzünü buruştu genç adam. Acıdan çok kaşıntı gibi gelmişti bu his. Kadın yaranın kapandığını görünce bir kaç adım uzaklaşmıştı. Balian cevap vermek için bakışlarını kadına çevirdi. "İyiyim, teşekkür ederim Bayan Blackwood." dedi. Sonra acaba kadın beni hatırlıyor muydu da adını söyledim diye düşündü. Kadın onu hatırlamıyorsa ve adını nereden bildiğini sorarsa, tanışmadıklarını söylerse o kötü günü anımsamak zorunda olacaktı Balian. Neyse ki kadından bir tepki gelmemişti. Demek ki o günü hatırlıyor ya da herhangi bir hastası olarak gördüğünü düşünüyor olabilir diye düşündü bu kez. Gerçi ikisi de fark etmezdi. Sadece açıklama yapmak istemiyordu Balian.

Düşüncelerini ittirip arkadaşına döndü. Kurt içgüdüleri sayesinde rahatlıkla işittiği kadının kalp atışlarını duymamaya çalışarak Edith'e "Sen niye buradasın?" dedi ve kadına dikkatle bakarken "Pek yaralanmış gibi de durmuyorsun?" diye ekledi. Şifacının kalp atışlarına eşlik eden hardal otu, geyik otu, papatya, incir, pelin otu, çiriş otu gibi bir çok iksir malzemesinin kokusunu alıyordu. Balian her malzemenin kokusunu ayırt edebilse de odada bulunan iki kadının bunu duymadığını biliyordu. Algısını papatya kokusuna yoğunlaştırmaya çalışıyordu. Çünkü kadının kalp atışları ve bin bir çeşit iksir malzemesinin kokusu dikkatini dağıtıyordu, özellikle de kadının kalp atışı.

53
Seherbaz Büro / Ynt: Flashback - Pomegranate Flower
« : 22 Mart, 2023 13:20:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç seherbaz, bakanlığa cisimlenirken küfür savurmamak için kendini zor tutuyordu. Kolundaki derin olmasa da can yakan yara zaten sıkkın olan canını daha çok sıkmıştı. Söylene söylene cisimlenirken elini kanayan yaraya bastırdı. Seherbazlık bürosuna geldiğinde göz ucuyla kolundaki yaraya baktı. İksir odasına uğrayıp yarasıyla ilgilense iyi olabilirdi. Mikrop kapmasını istemezdi.
Uzun zamandır peşinde oldukları bir katili yakalamak için çıktıkları küçük çaplı bir operasyonda yaralanmıştı genç adam.  Kaçarken bombarda maxima büyüsü yapan zanlının yarattığı patlamadan bu hale gelmişti kolu. Etrafa saçılan parçalar koluna isabet etmiş çok derin olmasa da bir yaraya neden olmuştu. Genç adam odasına dahi uğramadan iksir odasına yöneldi. Gömleğinin yırtılmasına neden olan yara koluna kanın kırmızı rengini verirken kapıyı sertçe açıp içeri girdi.

İçeri girdiğinde ilk gördüğü şey büyük bir kolinin yanında duran Edith'di. "Nasılsın Edith? Sen buraya pek uğramazdın?" dedi güldükten sonra göz kırparak. Bugün sonunda gülebilmişti genç seherbaz. Bütün gün psikopat bir büyücünün peşinde koşarken ve günü küçük de olsa bir yara ile kapatırken insanın gülmeye pek vakti olmuyordu. Eli hala kanayan yarada iken kadına doğru yaklaştı, bir yandan raflarda geyik otu iksiri arıyordu. O sırada kapıdan girince rafların açısı yüzünden görmediği bir kadını fark etti. Yüzü tanıdıktı ama nereden olduğunu bilmiyordu. Edith'in karşısında durmuş Balian'a şaşkın gözlerle bakıyordu. Genç adam önce yabancı kadına sonra Edith'e baktı. Ardından omuz silkip raflara döndü. Ama aklı kadının tanıdık yüzünde kalmıştı. Umursamamaya çalışarak gözü rafların üzerindeyken "Bu geyik otunu alkol niyetine mi içiyor bu millet? Ne zaman lazım olsa yok!" diye söylendi. Edith küçük çaplı bir kahkaha atarken Balian arkadaşına dönüp elleriyle boydan boya uzun ve kaslı bedenini gösterirken "Öyle gülme, narin bir adamım ben." dedi. İki arkadaş gülerken gözü yabancıya kaydı genç adamın. O da gülüyordu. Güzel bir gülümsemesi var diye düşündü genç seherbaz. Genç kadın Balian'ın ona baktığını görünce acelesi varmışcasına asasına sarıldı. Kutuyu hızla açarken içinden küçük bir şişe çıkarıp geyik otu iksiri olduğunu söyleyerek genç adama uzatmıştı. Seherbaz ellerine bulaşmış kanı bulaştırmamaya çalışarak iksiri alırken kadını nereden tanıdığını hatırladı. Ses tonu ele vermişti anılarını. Bu kadın şifacıydı, ortağının öldüğü günkü şifacı.

54
Kara Göl / Ynt: Snowflake
« : 22 Mart, 2023 11:30:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balian'ın büyüsü sayesinde bekçi donmuştu. Bunu fırsat bilen iki Ravenclaw ağaçların arasında yine koşmaya başlamıştı. Koşarken küçük cadının özür dilediğini duysa da aldırış etmedi genç adam. Özür dileyecek bir neden göremiyordu çünkü. İkisi de bu saatte ormanda olarak suçluydular ve küçük kızın bir acromantula ile karşılaşmış olması ise sadece bir talihsizlikti. Eğer o dev böceğe yem olmuş olsaydılar sadece kendi aptallıklarından olacaktı. Neyse ki büyü işe yaramış ve ondan kurtulmuşlardı. Bekçiyi de atlatmışlardı ama bu tehlike hala sürüyordu. Büyünün etkisi her an geçebilir ve bekçi için zaman akışı normale dönebilirdi. Bu yüzden olabildiğince hızlı bir şekilde ilerliyordu Balian, küçük kız da minik adımları ile yetişmeye çalışıyordu.
Balian kızın adım seslerine eşlik eden ve oldukça hızlı atan kalp atışlarını fark edince biraz yavaşlamıştı. Vücudunda gezen adrenalin yüzünden anca kendine gelen genç, küçük cadının kalp atışlarının ne zamandır böyle olduğunu merak etmişti. Sanırım fazla hızlı gittim diye düşündü. Koca adımlarının yanında küçük kalan kızın adımlarına bakınca böyle olduğuna kanaat getirdi genç adam. Ormanın çıkışına yaklaştıkça hem küçük kız dinlensin diye hem de bekçi dışında birinin gelip gelmediğini kolaçan etmek için biraz daha yavaşlamıştı. Kimsenin olmadığını onayladıktan sonra neyse ki kimseye fark ettirmeden binaya ulaşmışlardı. Kulelerine geldiklerinde parolayı söyleyip ortak salona gelmişlerdi. Balian yine biraz önden gidip kimsenin olup olmadığını kontrol etti. Yine boş olduğunu görünce üzerinden büyük bir kalkmış gibi bir oh çekti. Ardından küçük cadıya dönüp "Umarım bir daha ormana gitmeye kalkmazsın. Bir sonraki sefer bu kadar şanslı olamayabilirsin." dedi.

55
Kara Göl / Ynt: Snowflake
« : 22 Mart, 2023 10:54:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç adamın asasından yayılan büyük ışık ile birlikte dev yaratıkta yok olup gitmişti. Çığlığımsı bir ses çıkaran yaratığın yok oluşunun ardından yine bir çıtırtı ile irkildi Balian. Çok geçmeden küçük cadının dudaklarından da bekçi kelimesi dökülmüştü. İki Ravenclaw hızla ağaçların yoğun olduğu yere dalmışlardı. İkisi de mümkün olduğunca az ses çıkarmaya çalışarak ilerliyorlardı. Balian yakalanacaklarını tahmin ediyordu ama bu kadar çabuk gerçekleşeceğini sanmıyordu. Bir şeyler yapması gerektiğinin farkındaydı ve bu durumdan kurtulmak için bir çözüm düşünüyordu. Ama dolunayın etkisiyle kasılan kasları ve gittikçe artan sinir katsayısı pek de kolaylık sağlamıyordu genç adama. Böyle kaçmanın bir işe yaramayacağını bu sonunun yakalanmak olduğunun farkında olduğu için küçük kızı yine kolundan kavradı.

Bir ağacın gövdesine yaslanırken şaşkınlıktan küçük bir çığlığa benzeyen ses çıkaran kızın ağzını kapattı. Ardından kolunu küçük kızın boynuna sararak onu kendisine doğru çekti. Ne kadar az yer kaplarsalar o kadar az görülme ihtimalleri olduğu için bunu yapmıştı. O anda genç adam vücut sıcaklığını hatırladı. Küçük kızın, bu karlı havada genç adamın nasıl bu kadar sıcak olduğunu fark etmemesini diledi. Kurt adam olmanın getirdiği şeylerden biri de buydu işte. Hava ne kadar soğuk olursa olsun kurt adamlar her zaman sıcaktı, iksirler normal insanlar gibi olmasını sağlıyordu ama çok uzun sürmüyordu bu durum. Fark etmemiş olmasını dileyerek göz ucuyla ağaçların arasına baktı. Onların sesiyle birlikte bekçinin ayak sesleri de kesilmişti. Belli belirsiz görünün fenerin ışığı sabit bir şekilde duruyordu. Genç adam hızla ne yapması gerektiğini düşünürken "Orada hangi ufaklıklar varsa, sonunuz atılmaya kadar gidebilir ortaya çıkın!" dediğini ve bekçinin ayak seslerinin geri döndüğünü duydu. Küçük kızın gözleri yine korkuyla büyürken genç adam yine asasını salladı. Rüzgarın dahi dururken, bekçinin de büyüye maruz kalmasını umdu. Kızın boynundaki kolunu çekince "Hadi." diye fısıldadı.

56
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 22 Mart, 2023 10:35:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba karakterimin güç puanlarını talep etmek adına buradayım.

Balian d'Ibelin

Seviye: 0 -->5  5GP

FRP:

1- https://buyucedunya-rpg.com/kutuphane/beni-bir-daha-reddetme-flashback/msg3165/#msg3165
     3 FRP



2-https://buyucedunya-rpg.com/yasak-orman/korkunc-isirik-flashback/msg3166/#msg3166
     2 FRP

3- https://buyucedunya-rpg.com/kara-gol/snowflake/msg3177/#msg3177
     7 FRP

4- https://buyucedunya-rpg.com/buyuk-salon/ynt-1866-1867-yili-hogwarts-acilis-seremonisi-slytherin-masasi/msg3195/#msg3195
     4 FRP

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Robert Langdon

FRP

1-
https://buyucedunya-rpg.com/buyuk-salon/yesene/msg3204/?topicseen#msg3204
      5 FRP

   Toplam FRP:21 FRP --> 3GP
   

Seviye ve frplerin toplamı ile 8 güç puanı ve bu güç puanlarının Balian karakterinde topanmasını rica edeceğim.







57
Büyük Salon / Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
« : 19 Mart, 2023 16:10:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Serin bir akşam üzeriydi. Otlar seyrek, yol ise sert ve nemli. Lila ile binmiş oldukları araç harap fundalıkların arasından ilerlerken Balian rüzgarın aşındırdığı eski taş evleri seyrediyordu. Çok garip. Medeniyet genelde toplumsal alanların çevresine kök salardı. Bu çok yerinde olan genellemenin Hogwarts'ı neden es geçtiğini ise ancak bir sosyolog anlamlandırabilirdi. Okulun kaç yılında kurulduğunu ve Diagon Yolu'nu kaplayan bataklıkların ne zaman ıslah edildiklerini düşündü. Eğer Diagon Yolu'nun halka açılışı, Hogwarts'dan önceye tekabül ediyorsa az önceki sorusuna yanıt bulmuş olabilirdi. Yine de Lila'nın son on beş dakikada açılan çenesi gizemini koruyordu. Kendine sevgili gibi bir şey bulmuştu ve bunu suratına söyleyebilecek kişiyi ateşe ilan etmek gerekirdi. Üzerine üstlük kadın, şu Isaac meselesi ne zaman açılsa ardına Lux'ı iliştirmeyi ihmal etmiyordu. Çıldırmamak elde değil.

Gönlünde ah, gözlerinde yaş, seviyordu ne acı. Fakat şu raddeden sonra Lux'ın kapattığı zindandan onu çıkaracak yegane anahtar acıma olurdu. Nitekim bunu da görmüyordu onda. Nazolabial kıvrımları seyirdi. Neyse ki hakimiyetini yitirdiği yüz kaslarını gören, camdaki yansımasına bakan kendinden başkası değildi.

Birkaç saatlik lüzumsuz yolculuğun ardından hedeflerine vardılar. Olmaz. Her hafta değerli vaktini bu yola harcamasının en ufak mümkünatı yok. Çok geçmeden bu konuyu müdür ile konuşmak, kontratlı profesörlerin okulun içine cisimlenebilmeleri için izin çıkarttırmak gerekiyordu. İri gözleri Hogwarts'ın ihtişamını keyifle süzerlerken toprağa gömülü salyangozlar ayakkabılarının altında çıtırdıyorlardı. Hangisinin çakıl taşı, hangisinin salyangoz olduğunu uzaktan ayırt edilemediği için bu durumu çok umursamadı. Lila'nın çorap seçimi ise talihsiz sayılırdı.

Genç kadın büyük salon hakkındaki memnuniyetsizliğini dile getirirken Balian ne yazık ki aynısını düşünmüyordu. İşin doğrusu genel olarak Hogwarts'la ilgili birşeyi düşündüğü söylenemezdi. Çıkmadan evvel Murdoch'a dondurucudaki hipokampüs dalağını çözmesini söylemiş miydi yoksa bu da unutulmaya yüz mü tutmuştu? Hay Galvani'nin kurbağaları. Ziyafetten sonra durumu kontrol etmek için bir şömine bulsa harika olurdu. Fakat ilgisi dağılana buzluktaki dalak aklını kurcalayacak, tadını kaçırm... Büyük Salon ne zamandan beri turkuaza boyalıydı? Görmeyip haberlerde okusa epey eleştirirdi ama türbe yeşiline benzemesi dışında çok da kötü durduğu söylenemezdi. "Türbeye benzemiş." Belki de ölümü simgeleyen olgulara karşı duyarlılığı hayli düşük olduğu için sorun etmemişti. Öğrencilerin kendilerini islami bir lahitin içerisinde yemek yerken nasıl hissettiklerini ise bilmiyordu.

Göz göze geldiği birkaç öğrenciye tebessüm ettikten sonra dudakları baş yöneticiyi görmesi ile hepten kıvrıldılar. Yetişkinlerin oturduğu platforma çıktı ve tanımadığı birkaç kişinin elini büyük bir özenle sıktı. İlk hamleyi yapan kendisi olmadığı için tanındığı hissine kapılmıştı. Onun karşısındakini tanıyor olmasının bir önemi yoktu ki. Namının kendinden önce gelmesi o ortamda bilime ne kadar değer verildiğini gösterirdi. Elini sıktığı kişilerin ise sırasıyla orman korucusu ve hademe olduklarını sonradan öğrenecekti.

"Yol o kadar uzundu ki neredeyse bize araç yerine tabut yolladığınızı sanacaktım." dedi tatlı bir nüktedanlıkla. Buz gibi avuçları el sıkışmak üzere müdür ile buluştular. Cisimlenme meselesine girişi yapmıştı fakat konunun devamını başka zaman getirecekti. İlk gün telaşesinin çiçeği burnunda müdürün beynini zalim çulluklar gibi kemirdiğini tahmin edebiliyordu.

Balian'ın üzerinde ince bedenini kaplayan gece mavisi bir frak altında ise açık mavi kumaş bir pantolon vardı. Fırfırlı gömleğinin yakaları papyonunun altına özenle iliştirilmişlerdi. Beyaz yeleğinin içine sıkıştırdığı altın cep saatine baktı. Verilen zamanlamaya göre şölen birkaç dakika sonra başlayacaktı. Şöyle bir etrafı süzdükten sonra kendisine ayrılan sandalyeye doğru ilerleyecekti ki gözlerinin ince bir detaya tutulmaları onu yolundan alıkoydu. Salon şamdanlardan yayılan titrek alevlerin altında aydınlanıyor, insanların vücut hatlarının gün ışığından kat ve kat keskin bir şekilde gözlemlenebilmesine sebep oluyordu. Yüzünde oldukça ciddi bir ifade ile Baş yöneticiye yöneldi ve parmağı yardımıyla kadının çenesini yavaşça yukarı kaldırdı. "İzninizle." Fiziksel temasın ardından izin aldığı için pek de etik olmayan bir şekilde parmaklarını adamın gırtlağında gezdirdi. "Son zamanlarda nefes darlığı yahut yutkunma güçlüğü çekiyor musunuz?" Bedenini izinsiz teşrif ettiği topraklardan uzaklaştırırken baş yönetici öyle bir değişiklik hissetmediğini sadece zaman zaman hafif bir geniz akıntısı hissettiğini belirtmişti. Az sonra harika havadisler verecekmişçesine gülümsedi. "Korkarım sizde bir çeşit tiroid bozukluğu var. Gündelik hayatınızda fark etmemiş olabilirsiniz ama gırtlağınızda çok hafif bir şişlik oluşmuş. Şu anda etrafa loş bir ışık hakim olduğu için rahatlıkla görünüyor. Multinodüler guatr olduğunu düşünmüyorum. Yüksek ihtimalle iyot eksikliğine bağlı kolloid yani endemik guatr. Yahut ileri seviye gırtlak kanseri. Siz iyisi mi boş bir vaktinizde St. Mungo'ya uğrayıverin. Eğer kanserse yapacak pek birşey yok ama düşündüğüm gibi guatr çıkarsa ufak bir iyot takviyesi ile eski haline gelir." Seviyeli bir samimiyet ile adamın omzuna dokunduktan sonra Lila'nın yanındaki yerini aldı.

Şimdi Lila'nın tabağının üzerindeki şekilli mendili alıp elbisesinin yakasına sıkıştırışını keyifsiz bir şekilde izliyordu. Aklında herhangi bir cinsel kodlama yoktu lakin görgü kuralları dahilinde mendilini bacaklarının üzerine açması gerekmez miydi? Kendi tabağındaki mendili sadece yana koymakla yetindi. Bu esnada Lila yadırgayan bakışlarını fark etmiş neyin ters gittiğini sormuştu. "Mendilini..." dedi bir yandan tabağına portakallı kereviz doldururken. "Bacağına açsan daha iyi olur." Demez olaydı! Lila bu iyi niyetli uyarıyı almış, zalim bir suikast girişimini misillercesine yanıtlamaya karar vermişti. Yok efendim ona mı soracakmış da, o ilk kendi mendilini sersinmiş de. "Daha buraya gelmeden evvel iki tane Kelpi'nin içini açtım ve etrafa bir damla vücut sıvısı sıçratmadım Lila, bir parça sebzeyi mi dökeceğim?" Cümlesini neticelendirirken suratında sıkça beliren alaycı bir gülümseme yer edinmişti. Bu kadında herkesi kendi gibi sanıyordu. Çatalını üçgen çekilde doğranmış kerevize sapladı fakat kereviz Balian'ın ağzına varamadan çataldan kayıp düşerek varlığını sonlandırdı. Üzerine kor sıçramışçasına yana çekildi ve pantolonunun yağ lekesi olup olmadığını kontrol etti. "Saçma sapan yağ koyuyorlar şu yemeklere. Beni yeme diye ağladı resmen."

Bir süre geçtikten sonra keyfi hayli yerindeymiş gibi davranmaktan bıkan Balian,seremoni'nin başlaması için Merlin'e dualar etmeye çoktan başlamıştı.Ancak ne kadar zaman geçtiğinin kimse farkında değil gibiydi! Ne müdürden ne de müdür yardımcısından hiç bir hareket yoktu.Slytherin bina sorumlusu olması yüzünden,öğrencilerle konuşmadan bir yere de ayrılamayacağı bir kuraldı.Öf'lerek hatta puf'layarak boğazından geçen yemeklerin ardından bir ses kendisini sonunda canlandırmaya yetmişti.Kendisini tanıtan çocuğa uzun uzun bakan Balian,Boleyn soyadını duyar duymaz ailede bulunan arkadaşlarının yüzlerini anımsamıştı.Boleyn ailesine her zaman saygı duymuş ve onlarla tanışmış olduğuna dair onur duyardı.Bu yüzden bu gençte onun için şuandan itibaren önem arz ediyordu.Balian bordo mendil ile ağzını temizledikten sonra kravatının şeklini eliyle kontrol edip ayağa kalkar.''Sevgili Eadwig,annen nasıl çocuğum?Kendisine baykuşunu gönderdiğin zaman lütfen saygılarımı ilet,olur mu canım benim.''dedikten sonra saçma bir gülücük atar ve masadan kalkıp minik cadının yanına gelir ve ellerinden tutar.''Evet,sanırım seremoni nasıl desem unutulmuş olabilir.''dedikten sonra ne kadar saçma bir cümle kurduğunu daha sonra anlar ama iş işten geçmiştir.Boleyn'e dönüp ''Sen arkadaşını al ve koridorda beni bekleyin''der ve çocukların oradan uzaklaşmasından sonra Profesörlerin masasına geri döner.Ufak bir açıklama yaptıktan sonra paltosunu da yanına almayı ihmal etmeyen Balian,öğrencilerin arasından geçerken kendisine bakan gözlere gülümseyerek cevap verir.

Büyük salondan çıkan Balian kendisini bekleyen iki öğrenciye ''Beni takip etmenizi istiyorum''der ve yer değiştiren merdivenlere yönelir.Yanından her geçtiği tablo Profesör'e selam verip,tebrik etmeyi ihmal etmiyorlardı.En sonunda müdür yardımcısının odasına ulaşan Profesör ve öğrenciler,açılan kapının koridora acı çektiren gıcırtısıyla içeri girerler.Balian bu odaya izinsiz girmesinin nedenini elbette sonunda açıklayabilirdi.Çünkü binası belli olmayan öğrenci mi olurmuş.Merlin duysa hepimizi okuldan defeder.Odanın içinde bir sağ bir sol yapan Balian camlı dolabın içinde yaşlı şapkayı görür ve hemen ona ulaşır.Tozlu şapkayı bir iki kere salladıktan sonra şapkanın homurdanması ve bir kaç söylenmesini dinler.Küçük kız çocuğuna müdür yardımcısının koltuğunu gösterip ''Otur bakalım miniğim.Bak kimseye nasip olmaz böyle bir seremoni.'' dedikten sonra yine o garip gülümsemesini takınır.Çok fazla uzatmadan koltuğa oturan cadının saçlarının üzerine şapkayı bırakır.

Seçmen şapka minik cadının heyecanlı bakışları görebiliyordu.Etrafına şaşkın bakışlar atıyor hangi binaya yerleşeceğini bekliyordu.Profesörün ismini söylediği minik cadı müdür yardımcısının koltuğuna doğru adımlarken seçmen şapka burun kıvırmış bilmiş bir tavırla kızı inceledi. Profesör cadının kafasına koyduğunda seçmen şapkayı, şapka anında kızın zihninde gezintiye çıkmıştı. "Yaramaz kıpır kıpır bir cadı." diye homurdandı. Binasını seçmek kolay olacak diye düşündü. İçinde gezinen kaos sevgisi aslında şapka'ya yön veriyordu.  "Kaos kokusu geliyor. Demek çok yetenekli olduğuna emin ve bir o kadar da kararlısın."  Sinirlerine hakim olamayan bir cadıydı. İlgi alanları çok farklıydı. "Sanırım biliyorum." dedi sessizleşmiş salona göz gezdirdi. Ardından çok fazla bekletmek istemeyerek " Karanlık sanatlara karşı ilgin güç arayışın. Elbette senin binan bariz ortada. SLYTHERİN!!!"

Biraz geç ve usulünde olmayan bir bina seçimi olsa da en sonun da bu minik kızın binası belli olmuştu.Balian çocuklarla beraber ofisten çıkarlar.Eadwig'e''Boleyn!Artık mink cadımızla ilgilenebilirsin.Birlikte yer değiştiren merdivenlerden inerlerken cadıya ithafen ''Her hangi bir durumda beni ofisimde bulabilirsiniz.Ya da baykuşunuzu rahatlıkla gönderebilirsiniz bayan Sanchez,size iyi eğlenceler diliyorum'' dedikten sonra merdivenlerden hızla inerek gözden kayıp olur.

58
Kara Göl / Ynt: Snowflake
« : 19 Mart, 2023 11:20:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balian küçük cadının sorusuna başını sallayarak yanıt vermişti. Küçük bir bombarda büyüsü dev bir yaratığı öldürmeye yetmezdi maalesef, zaten Balian'ın amacı öldürmek de değildi. Sadece küçük cadıyı oradan çıkarabilecek kadar zaman istemişti. Ama cadının geçirdiği şok ile bir Balian'a bir yaratığa bakması zaman kaybettirmişti. Sonunda küçük Ravenclaw, büyücünün elini tutup ayağa kalktığında oradan uzaklaşmaya başlamışlardı. Küçük cadı teşekkür ettikten sonra bir süre Balian'a bakmıştı. Genç büyücü tam anlam veremese de bir şey demedi. Çünkü buradan çıkmak istiyordu ve yaratık çoktan homurdanmaya başlamıştı.
Büyücü küçük cadının hala şokta olduğunu düşünüyordu, çünkü ona bakmaktan başka bir şey yapmıyor hatta yürümüyordu da. Bir şey yapması gerektiğini düşünerek genç kızı bileğinden kavradı. O sırada dev yaratık yerinde kıpırdanmaya başlamıştı. Ters duran bedenini düzeltmeye çalışıyordu. Balian kızı biraz daha çekiştirmeye başlayarak hızını arttırdı. Başına gelen bu olaya inanamıyordu. Sadece dolunayda yalnız kalmak istemişti ama şimdi dev bir örümcekten kaçıyordu. Tek başına olsaydı kaçmasını gerektirecek bir durum olmayacaktı belki de ama küçük cadı ile olmak onu koruması gerektiğini hissettiriyordu. Acromantula dev bedenini düzeltip uzun bacaklarını tıkırdatarak peşlerinden gelmeye başlayınca Balian asasını daha sıkı kavradı. Bir yandan kızı kolundan tutmuştu. Hızla ormanda ilerliyorlardı. Genç adam bombarda büyüleri nedeniyle yeterince dikkat çekmiş olabileceklerini düşünüyor bu yüzden başka büyü yapmak istemiyordu. Ama vazgeçmeyi bilmeyen bu aç yaratıktan başka türlü kurtulamayacaklarını da biliyordu. Küçük cadının şaşkın bakışlarına aldırmadan olduğu yerde durup arkasını döndü. Yaratığın nişan alabileceği bir görüş alanına gelmesini bekliyordu. Az önceki büyülerden dikkat çekmedi iseler bu büyü yüzünden çekeceklerinden emindi. Şimdi gören olmasa yarın bekçi ormana girdiğinde dev yaratığın ölü bedenini bulabilirdi. Genç büyücü yaratığı öldürmemeyi diliyordu ama sonuç ölümü olursa da çok üzülmeyecekti. Çünkü bir şey yapmazsa onların bedenleri bile bulunamayacaktı. Acromantula hızla onlara yaklaştığında genç büyücü asasını kaldırıp doğrulttu. "Aranai Exumai!" sözcükleri döküldü dudaklarından.

59
Kara Göl / Ynt: Snowflake
« : 16 Mart, 2023 22:24:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç adam stajyer olduğu halde Noel tatilini her yıl yaptığı gibi Hogwarts'da geçiriyordu. Evi Avustralya'da olduğu için İngiltere'de kalacak bir yeri yoktu ve bu yüzden tatil için Hogwarts'a gelmişti. Oda arkadaşlarından sadece biri oradaydı ama çevresi geniş bir çocuk olduğu için gün boyunca giden gelenleri bol oluyordu. Normalde de bu durumdan sıkılacak olan Balian, dolunayın geliyor olmasının etkisi ile daha çok rahatsız oluyor, bunalıyordu. Oda da biraz da olsa yalnız kalmayı diliyordu. Akşam saatleri olduğunda oda arkadaşı başka bir odaya eğlenmek için gitmişti. Genç büyücü koca bir oh çekmiş ve yatağına uzanmıştı. Yatağında yattığı sırada bu dolunayı da sorunsuz bir şekilde atlamayı dilemişti. Kurt adam olduğunun ortaya çıkması en son isteyeceği şeylerden biriydi. Bu yüzden oldukça tedbirli davranıyordu. Hem açığa çıkmaması için hem de dolunay zamanı kendini kaybedip birine zarar vermemesi için.
Balian odada kimse yokken iksirini dikti kafasına. Dolunay gecesiydi ve dönüşmemek için elinden geleni yapmalıydı. Tılsımını da kontrol ettikten sonra odasından hızla çıkmıştı. Her ne kadar bir sorun yaşamayacağından emin olsa da kritik saatlerinde dışarıda olmayı yeğliyordu. Bekçiye yakalanmadan ormana gidebilmeyi umuyordu. Sırf bu yüzden cübbesini de odasında bırakmıştı. Ses çıkarmasını istemiyordu. Ses çıkarmamak için yavaş adımlarla Hogwarts'ın koridorlarında ilerliyordu. Bahçeye çıktığında olabildiğince hızlı ilerlemişti, neyse ki bekçiye yakalanmadan ormana ulaşmayı başarmıştı. Balian'ın ormana girdiği yerin biraz daha ilerisinde bir hareket vardı. Genç büyücü biraz daha iyi bakınca onun küçük bir öğrenci olduğunu anlamıştı. Ama başına kapattığı cübbesinin kapüşonu yüzünden cinsiyetinden emin olamamıştı. Omuz silkip ormana girerken onun hakkında tek istediği o küçük çocuk yüzünden yakalanmamaktı.

Ormanın içinde yavaş yavaş ve amaçsız bir şekilde yürüdüğü sırada bir çıtırdı duydu. Çıtırtı yakından gelmiyordu ama zaten normal insanlardan daha yüksek seviye olan ve dolunayın etkisi ile daha da artan duyuları bunu duymasını sağlıyordu. Ne kadar uzak olduğunu bile kestiremediği çıtırtıyı umursamadan yürümeye devam etti. Çok geçmeden çıtırtıya doğru yürüdüğünü anlamıştı. Çünkü ses gittikçe yaklaşıyordu. Bir süre daha boş boş yürümüştü ki karşısında bir acromantulanın çıkmasıyla olduğu yerde durmuştu. Koca yaratık Balian'ın varlığını hissetmiş olmalıydı ki sekiz gözünü birden genç büyücüye çevirmişti. Bir kaç adım kadar yaklaşan yaratık Balian'ı dikkatle incelemişti. Biraz daha ilerlemeye karar vermiş olacaktı ki Balian'ın bir adım atması ile gerilemişti. Ardından homurdanarak göle doğru çekip gitmişti. Yaratığın nereye gittiğini umursamayan Balian devrilmiş bir ağacın kütüğüne oturdu. Başını kaldırıp ağaçların arasından pişkince gülümseyen dolunaya baktı. Bundan iki yıl önce yine Noel gecesi ısırılmıştı genç adam. Bakışlarını ormana çevirdiğinde o gece bir kez daha canlandı gözünün önünde. Sanki başını sallayınca yok olacakmış gibi salladı. Ardından ormandan aldığı negatif enerjinin daha da büyüdüğünü fark etti. İçini büyük bir huzursuz kaplarken acromantulanın ayak seslerini işittiği tarafa doğru yürümeye başlamıştı. Neden onu takip ettiğini bilmiyordu. Onu takip etmesini beyni değil sezgileri söylüyordu. Acromantulanın sesine yaklaştığı sırada bir uluma duydu. Umursamadan devam etti. Balian umursama da yaratık umursamış gibiydi. Sesler hızlandığını belli ediyordu.

Balian hızını düşürmeden ilerliyordu ki tiz bir çığlık sesi duyması ile olduğu yere ok gibi saplanması bir olmuştu. Kendine geldiğinde hızla koşmaya başlamıştı. Bu ormana girerken gördüğü küçük öğrenci olmalıydı. Sesine bakılırsa kızdı. Sesin geldiği göl kıyısına ulaştığında bombarda büyüsünün ağaçlardan birinde patladığını gördü. Hızla oraya doğru ilerlerken bu büyüyü kimsenin görmemesini de diliyordu. Genç kız yere düşmüştü ve acromantula avına yaklaşıyordu. Balian kazağının kolundan çektiği asasını bir şeyler fısıldayan yaratığa doğrulttu. "Bombarda!" dedi. Tam isabet eden büyü yaratığın haykırarak yana doğru yıkılmasına neden olmuştu. Genç büyücü küçük kızı yaratık tekrar doğrulmadan çıkarabilmek için hızla ona doğru koştu. Yerde şaşkınlık içinde olup biten kıza elini uzatıp "Hadi ufaklık yatağına gitme vakti." dedi. Küçük kız bir yaratığa bir de Balian'a bakarken lüle lüle olan saçları sallanıyordu. Ardından elini tutup genç büyücüden destek alarak kalktı yerden.

60
Yasak Orman / Korkunç ısırık - Flashback
« : 11 Mart, 2023 15:39:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


Noel vakti gelip çatmıştı. Okul neredeyse bomboş kalmışken Balian ve iki bina arkadaşı bu Noel'de okuldaydı. Her Noel içini bir hüzün kaplıyordu. Okula geldiğinden beri Noel'leri buruk geçiyordu. Evine gitmek istese de bu kadar kısa bir tatil için upuzun bir yolu gitmesinin bir anlamı yoktu.
"Hey, Balian!" diye seslendi kısa çocuk. Her Noel onlarla takılmak zorunda kalıyordu. Aksi takdirde bütün tatil tek başına odasında oturmalıydı Balian. "Okul boşaldığından beri kös kös odalarımızda oturuyoruz. Biraz maceraya ne dersin ha?" Balian "ne saçmalıyorsunuz yine" der gibi suratlarına baktı. Diğerine göre biraz daha uzun olan arkadaşı "Hadi ama gerçekten çok eğlenceli olacak. Yasak ormana gitmeyi planlıyoruz." dedi. Balian ağzı açık bir şekilde kalmıştı. Saat çoktan gece yarısını geçmişti ve onlar yasak ormana gitmeyi planlıyorlardı. "Orasının yasak olması için bir neden var çocuklar. Hem bu saatte odalarımızdan çıkmamız bile yasak." Kısa olan çocuk bir kahkaha patlattı. Kahkahadan çok boğuluyormuş gibi bir sesti aslında. Uzun kahkahası bittiğinde "Koca adam korkuyor mu?" diye sordu. Tekrar o tuhaf gülüşüyle kahkaha atıyordu. "O seherbaz olmak istiyor. Eksi puanı göze alamaz." diye yanıtladı uzun olan. Ardından o da daha düzgün olan gülüşüyle kahkahalara boğuldu. "Sizi bu kadar güldüren ne bilmiyorum ama ben sizi uyarmaya çalışıyorum." Bunu söylerken büyükannesinden gelen mektubu kenara bıraktı. Henüz tamamını okuyamamıştı bile.

...

Saat gecenin birine yaklaşırken Balian ve iki arkadaşı Ravenclaw binasından gizlice çıkmışlardı. Tabloları uyandırmamak için karanlıkta ilerlemek oldukça zor olsa da hiçbir sorun yaşamadan Yasak Orman'ın yolunu tutmuşlardı. Balian ve kısa çocuk ormana girerken diğeri geride kalmış "Çocuklar belki de bir kez daha düşünmeliyiz." dedi. İkna olması zor olsa da şuan buraya kadar gelmiş olan Balian'ın dönmeye niyeti yoktu. Çoktan bir sürü kuralı çiğnemişlerdi, artık çok merak ettiği ormana girmeye hazırdı. "Orada bir şey olmadığına eminim." dedi kısa çocuk. Oldukça kısa boyluydu fakat kaslı gövdesi onu kocaman gösteriyordu. Adımlarını hızlandırıp öne geçti ve ormana girdi. Balian son bir kez arkasına bakıp uzun çocuğu süzdü. Kaçacak gibi görünüyordu.

Ormana girdiklerinde üçü de nefeslerini tutmuş etrafa bakıyorlardı. Sanki bir şeyin çıkıp onları korkutmasını ya da tek boynuzlu bir atın önlerinden koşarak geçmesini bekliyorlardı. Uzun çocuk çoktan titremeye başlamış diğerlerinin kollarına yapışmıştı. "Size burada bir şey olmadığını söylemiştim. Niye yasak ki burası?" dedi kısa olan. Diğeri tam bir şey söyleyecekti ki bir uluma sesiyle donakaldılar. Balian gökyüzüne baktı. "Dolunay" diye mırıldandı. Dolunay vardı ve onlar girmemeleri gereken bir ormanın ortasındaydılar. Nasıl oldu da dikkatimi çekmedi bu diye kendi kendine kızdı. Uluma sesi tekrar duyuldu. Ama bu sefer sanki daha yakındaydı. "Çocuklar buradan biran önce gitsek iyi olur." dedi öne geçip ilerlerken. Hızlı adımlarla okula doğru yürürken uluma sesi daha da yakından geldi. "Be- belki de koşsak- koşsak daha iyi olur." dedi uzun olan.

İki arkadaşı önünde koşuyordu. Uzun olan düştüğünde diğerini onu kaldırdı ve devam ettiler. Ses gittikçe yaklaşıyordu ve onlar hala çıkışa yaklaşmamışlardı. Balian yavaş yavaş yön duygusunu kaybetmeye başlamıştı. Doğru tarafa gittiklerinden bile emin değildi artık. Durup etrafında döndü. Doğru tarafa mı koşuyorlardı? Tekrar eski yönüne döndüğünde arkadaşları yoktu. Koşmaya başladı. Yoklardı. Sanki yok olmuşlardı. Birden bir hırıltı duydu. Sağından yavaş yavaş ve hırıltıyla gelen bir nefes alışverişi duydu. Başını yavaşça çevirdiğinde korktuğu başına gelmişti. Kurtadam hızla ona doğru geliyordu. Cübbesinin kolundan asasını çıkarıp koşmaya başladı. Avcısının yaklaştığını anladığı anda dönüp "Sersemlet!" dedi. Ama ıskaladı. Bir daha denedi. Yine olmadı. Eğer onu bu büyü ile bayıltabilirse o ayılana kadar rahatlıkla kaçabilirdi. Kurtadam o kadar hızlı koşuyordu ki ondan kaçmak için kaslarını yırtarcasına koşmak zorundaydı. Daha fazla koşamayacağını anladığında hızlı bir karar vermesi gerekiyordu. Durup büyü yaparsa onu bayıltabilir miydi? Öldürmek ya da yaralamak istemiyordu. Ama gerekirse bunu da yapabileceğini düşündü.

Durdu. Arkasını dönüp ona doğru hızla gelen kurtadama asasını yöneltti. "Sersemlet!" diye bağırdı. İşe yaramıştı. Avcısı olduğu yere yığılırken o da yere çöktü. Nefes nefese kalmıştı. Geniş göğsü hızla inip kalkıyordu. Biran önce buradan gitmeliydi. Avcısının ayılması en fazla 10-15 dakika sürerdi. Kalktı ve bir kaç adımı geri geri attı. Gözünü kurtadamdan ayırıp önüne döndüğü anda üzerine bir şey atladı. Yere çarpan sırtından boynuna bir sızı yükseldi. Gözlerini açtığında üzerinde başka bir kurtadamın olduğunu gördü. Ellerini kurtadamı itmek için kullanırken başını çevirdi. Asasını aradı ama düştüğü sırada uzanamayacağı kadar uzağa gitmişti. Tekrar kurtadama döndü. Deliye dönmüş bir şekilde ona uzanmaya çalışıyordu. Kol kaslarındaki yanmaya aldırmadan daha da itti onu. Güçlükle bacağını karnına doğru çekti ve kollarının da yardımıyla üzerinden attı. Can havliyle yerinden kalkıp koşmaya başladı. Sırtında ve sol kolunda bir acı hissediyordu. Koşabildiği kadar hızlı koştu.

Ormandan çıktığında hala arkasına bakmaya korkuyordu. Vücudundaki acıya aldırmadan koşmaya devam etti. Artık yakalanmak da umurunda değildi. Ama yakalanmadı. Odasına çıktığında hemen yatağına attı kendini. Sırtı ağrıyordu. Yere çok sert düşmüş olmalıydı. Kol ve bacak kaslarındaki yanma da cabasıydı. Ama sol kolunda daha farklı bir şey hissediyordu. Acıyordu. Elini koluna omuzuna yakın olan acının kaynağına götürdü. Islaktı. Telaşla cübbesini sıyırdı. Başta yere düşünce bir yere sürttüğünü sandı. Ama dikkatle bakınca onun bir ısırık olduğunu anladı. O kurtadam üzerine atladığı sırada onu ısırmış olmalıydı. O adrenalin patlaması ile hissetmemiş olmasının  normal olduğunu düşündü. Ama şimdi ne olacaktı? Dönüşecek miydi? Yoksa ölecek miydi?

Bitti...

Sayfa: 1 2 3 [4] 5