17 Nisan, 2026 09:11:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10
41
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 04 Mayıs, 2023 12:30:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
23 Nisan 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananları

Nasıl gitti? - Yazarlar: Eadwig Alger Boleyn, Samuel Raymond Boleyn TIK (Haftanın Aile Draması)
42
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Yol I: Başlangıç
« Son İleti Gönderen: Diana Destinee 03 Mayıs, 2023 14:30:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Yalnız olmayacaktım. Bunu duymanın biraz da bedenimde yarattığı gevşeme ile birlikte sırtımı dikleştirip ayaklarımı kıpırdattım. Kendimi bir sürünün çobanı gibi hissediyordum; iki kişilik bir sürünün... Varlığımı istemeden Charlotte ile kıyaslama haline büründüm. Gözümü karartıp her şeyi göze almışken bu fikri öne sunduğum için Samuel'i hak eden kişinin kendim olduğunu düşünüyordum. Bu düşünceye kapıldığım sınırda kendime korkunç bir şekilde kızdım. Yarış içinde olamazdım, olmamalıydım. Şu an Samuel'i kazanmak üzerine kendi üzerime bahis oynayamazdım.

Charlotte'un aniden gelişen bu neşeli ve heyecanlı hali beni panikletiyordu. Parmaklarımı dudaklarıma götürüp cadının kulağına yaklaşarak "Şşşt!" dedim kaşlarımı çatarken. "Sessiz ol Charlotte." diye uyarı yaptığım sırada eski konumuma geriledim. Doğru yapıp yapmadığımdan, Charlotte yanımda gelmesi gereken doğru kişi miydi, emin olamıyordum. Bu tür atılımlar için bana fazlasıyla kontrolsüz geliyordu. Heyecanını, merakını, hissettiği endişeyi kontrol etmekte zorlanacak ve ileriye doğru attığımız üç adımı dört adım geriletecek gibi görünüyordu. Dudaklarımdan çıkan fikre biraz da pişmanlığın eşlik etmesiyle birlikte başımı iki yana sallayarak yanıt verdim. Yolculuğumuzu ölçüp biçiyordum. Şu an planın kabul edilebilirliği ve yüreğimizden geçenlere en nihayetinde ulaşma fikri beni alevlendiriyordu. Kendi zihnimden geçenleri muhakkak biliyordum. Yalnızca Charlotte'un Eadwig ile arasındaki husus her ne denli kuvvetli bundan emin olamasam da yola koyulduğumuzda bu genç cadının bambaşka bir yanını görmeyi umut ediyordum.

Gitmek, bir rotanın peşine dizilmek kolay olabilirdi ancak rotayı hesaplamak bir fani hayatında hiçbir vakit kolay olmamıştı. Bizi en çok zorlayacak olan şey okulun açık olduğu şu dönemde bu çılgınlığı göğüslemekti. At adamlara güvenemezdik, uç uç tozu ile istediğimiz yere şu an için gidemezdik. Derin bir iç çekerken "Keşke baykuş olma imkanımız olsaydı." dedim. Charlotte'a bu fikrin ne denli parlak geleceğini tahmin edebiliyordum. Bir hayvan olsa baykuş mu olmak isterdi bunu bilmiyordum ancak ben bir baykuş olmayı kesinlikle tercih ederdim.

Düşüncelerim cadının sesiyle bölündüğünde söylediklerine kulak kabarttım. Hogwarts'tan çıkış biletimizi bulduğunu ifade ediyordu. Söylediklerine göre Hogsmeade'e gidecektik önce, ardından da Domuz Kafası'na. Bu son iki yıldır sıklıkla arkadaşlarımı çekiştirdiğim yerlerden birisiydi ve göze batacağını zannetmiyordum. O devam ettikçe başımı salladım. Wonk isimli bir ev cininden bahsediyordu. Sanırım kendisini görmüştüm ancak hiçbir zaman iletişim kurma girişiminde bulunmamıştım. Bir ev cinine güvenmenin ne denli sağlıklı olacağını düşündüm. Bizi rahatlıkla başkalarına anlatabilirdi. Ev cinlerine kötü davrandığım yoktu üstelik canlılık haklarını elbette savunuyordum ancak benim himayem altında olmadıkça bu küçük yaratıklara nasıl güvenebileceğimden bir türlü emin olamıyordum. Charlotte fikrini öne sürdüğünde bir elimin parmak ucuyla saçlarımı düzelttim. "Güvenebilecek miyiz?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. "Böyle bir noktada hatalı bir yolda ilerlemek istemiyorum Charlotte ve inan bana şu an en son isteyeceğim şey bir ev cininin yaptığımız her şeyi ortalığa savurması." dedim.

Başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Derin bir nefes aldım. Odaklanmaya, daha yoğun düşünmeye ihtiyacım vardı. Başka ve daha güvenilir bir yol aklıma gelmiyordu. Her koşulda sanki Samuel ile aramdaki mesafe gittikçe açılıyordu ve buna katlanmak istemiyordum. "Tamam." dedim aniden. "Tamam, dediğin gibi yapalım. Çünkü şu an en makul yol bu görünüyor. Ayrıca... Bunu düşünerek daha fazla zaman kaybetmek istemiyorum." Bana kalsa haftasonunu bile beklemeden bu gece gizlice Hogsmeade'e kaçmayı öne sürerdim fakat bu aptallığın daniskası olurdu. Böyle bir hareket için kendim de dahil olmak üzere kimse benimle gurur duymazdı.

"Yarın herkes sabah kahvaltısındayken göl kenarında buluşalım. En erken saatte. Böylelikle çok fazla dikkat çekmeden erkenden yola koyulmuş oluruz. Wonk bize yardım ederse, iskeleye vardıktan hemen sonra adaya giden ilk yük gemisine sıvışabiliriz. Ancak eğer yardım etmezse... Bilmiyorum. Bir çaresini bulmak zorundayız. Yola koyulduktan sonra geri dönmem." dediğimde etrafıma bakındım. Kendimi sürekli temkinli hissediyordum. Kimse işitmemeliydi aramızda geçen bu konuşmaları. "Wonk, değerli eşyalar ile çalışıyor demiştin değil mi? Tam olarak ne gibi değerli eşyalar? Umarım bir burnukla anlaşmaya tutuşmuyoruzdur." diye suratını okumaya çalıştım genç cadının. Bu sırada zihnimden yola giderken çantanın içerisine neler sıkıştırabileceğimi geçiriyordum. Belki tanınmamak için bir şal, siyah bir hırka... Belki bir şans iksiri bile işimizi görebilirdi. Sahte bir seyahat belgesi bile hazırlamayı aklımdan geçirmedim değil ancak bu sahtekarlığın anlaşılması durumu bizi kolaylıkla ele verebilirdi. Bu yüzden bir şeyleri gizlice yürütmek daha net olacaktı.

"Yanımıza giderken bir şeyler almalıyız." dedim fısıltıyla. Anlamamış olabileceği ihtimaline göz devirerek "Kendimizi koruyabileceğimiz bir şeyler." diye düzelttim. Charlotte'un ilk saldırı mekanizması eli değil dili olurdu muhakkak, bunu tahmin etmek zor olmazdı. "Büyü yapamayız. Büyü yapmaktan kaçınmak zorundayız. Bu yüzden her şeyle karşılaşabiliriz. Her ne ise. Kendimizi gizleyebileceğimiz bir şey de olur. Ya da istersen yalnızca Wonk ile sen ilgilen. Daha önce bir anlaşmaya vardığını düşünürsek sen bu yolu hallederken diğeriyle ben ilgilenirim." diye bir iş paylaşımı sundum ona. İkimizin de farklı uzmanlık (!) alanları olduğunu söylemek yalan olmazdı. O tatlı suratıyla birilerini ikna etmek konusunda daha başarılı sayılırdı. Benden daha sabırlı olduğu da aşikardı. Ben ise planlarım bozulduğunda hiddetleniyordum. Oluşturduğum rotada birilerini ikna etmek için yalandan tatlı bir surat göstermekten çok karşımdakiyle burun buruna gelmek genellikle ilk tercihim oluyordu.
[/justify]
43
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« Son İleti Gönderen: Redferne Amaranthe Roseborough 03 Mayıs, 2023 09:08:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sitemizin Haseki dedesine biraz geliştirme yapalım :3
1 adet Hellsing Paltosu (25 GP) alalım da üşümesin.
Yün atletinin üstüne giyer belki. Hem beli tutar, hem teri emer... 👀
44
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« Son İleti Gönderen: Diana Destinee 02 Mayıs, 2023 20:45:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhabalar efendim, ben yeteri kadar görsel olmamasından ötürü model değişimi istiyorum mümkünse.
Eski model: Marina Ruy Barbosa
Yeni model: Daria Sidorchuk
45
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 02 Mayıs, 2023 16:49:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc cadı: Persephone De León

Genç kadın yıllardır uğramadığı çiftliğe bir kere daha ayak basarken, elleri terliyordu. Ailesinin yıllarca dost bildiği düşman topraklarında olmak içindeki öfkenin alevlenmesini sağlıyor, tehlike içinde olduğunu bilen vücudu dengesini kaybediyordu. Büyük malikaneye girereken derin bir nefes çekti. Modern döşenmiş ama oldukça eski olduğunu bildiği ev toz kokuyordu. Tiksintiyle siyah kısa sivri burunlu stilettolarını girişteki kirişe sildi. Başında duran adam, geldiğinden beri tek kelime etmemişti. Sürekli etrafındaki adamlara emirler veriyor arasıra şüphe çekmemek için kadına dönüp gülüyordu. Ama Seph tüm olup bitenden haberdardı. Boğazını kaşıyarak ona yol gösteren adamı takip etti. Geniş, beyaz ahşaptan yapılmış bir kapının önüne vardıklarında sonunda ağzını açmaya karar veren adam, "Buraya ne için geldiğiniz konusunda bir fikriniz var mı?" dedi fısıldarcasına. Boğazı acımaya başlamıştı. "Tahminlerim var elbette." dedi pis pis sırıtırken. Karşısında düşmanı varken, dikbaşlı olmaktan hoşlanırdı. Ama eğer düşmanının bir piyonu varsa, karşıdakinin aklıyla oynamak her zaman tercihiydi. "Umarım, tahminlerinizde yanılmayacak kadar cesursunuzdur." dedi, kışkırtmaya çalıştığı adam son derece profesyonel bir ses tonuyla. Başarısız girişimini görmezden gelerek adamın cümlesi bitmeden elini siyah renkli, demiri yeni cilalanmış gibi duran kapı koluna götürdü.

Zihni ona alarmlar verirken ağır adımlarla evin geri kalanına hiç uymayan, sanki yüzyıllar önce dizayn edilmiş gibi duran odayı inceledi. Oda boştu. Bunak kurt buralarda değildi anlaşılan. Büyük masanın önündeki eski sandalyelerden birini çekti. Yeni ütülenmiş dar kesimli siyah pantolonunu çekiştirerek oturdu. "Bay d'Ibelin, yakında buraya gelecek. O zamana kadar size eşlik etmemi ister misiniz Bayan Stravos." dedi refakatçisi. "De León. Annemin ailesinin adını kullanmıyorum." olabildiğince sinir bozucu olmaya çalşıyordu kadın. Ayaklarını büyük masaya uzatırken çantasından bir törpü çıkardı. Genç adam, onu şaşkın gözlerle izliyordu. Normal davranışlarının tam zıttında davranmak ister istemez hoşuna gitmişti kadının. "Bunağın bir yerlerde düşüp ölmediğine emin misin? Çünkü bunun olması harika olmaz mıydı?" Cümlesini sahte bir alkışla tamamladı. Tırnaklarını törpülemeye devam etti.
46
Amerika Birleşik Devletleri / Bir Ofis Odasında
« Son İleti Gönderen: Erika Elsbeth Rothmann 02 Mayıs, 2023 13:01:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kuzu derisi ve maun ağacı mobilyaların hakim olduğu ofiste, ateşbourbon'ı kokusu hafif bir hare olarak sarmalamıştı masanın çevresini, bulunduğu iki kadehten yükselerek. Sihirsel İlişkiler bölümündeki dostunun makamına ziyarete gelmişti uzun boylu, bej takım elbiseli adam. Rothmann bir süredir İngiltere'deydi ve İngiltere'deki gelişmeleri önden, özel bir ortamda dinlemek her daim keyifli bir deneyim oluyordu. Tabii bunun karşılığı, Asli Soruşturmalar'daki gündemin ikili istişaresi oluyordu. Lakin bir vatansever olduğunu biliyordu dostunun. Büyük soruşturmaların gizliliği hususunda oradaki kıdemli seherbazlar kadar güvenirdi karşısındaki kadına.

-Sizin Rosier'i de kaçırmışsınız Britanya'ya.
-Bartemius'u mu? Evet, iş bitirici adamdı. Şu asa vurgununu o çözmüştü. De Morte davasını da. Sağlam dosyalardı.
-Sevdiceğinin öldürüldüğünü okudum dosyasında. Vahşice. Sonrasındaysa zaman zaman instabiliteler göstermeye başlamış.
-Bir seherbazın hayatı zaten böyle olaylarla dolu değil mi?

Suratını asıp bir yudum aldı viskisinden. Seherbazların gördüğü ölümlerin, şahitlik ettikleri acıların gündeme gelmesini sevmezdi. Karşısındaki kadının da pragmatik yaklaştığını biliyordu olaya ama bu huyu gerçekten bazen sinir bozucuydu. Tabii ki de lanet olası meslekte dinginliğini korumak bir meziyet olacaktı. Dışarıdan birininse onları yargılamaya hakkı var mıydı? Büyük bir ikinci yudum aldı elindeki kadehten. Gözlerini kırpıştırdı, metanetini tazeledi.

-Öyle tabii. Bakalım, Britanya ile alakalı yardımcı olmayı teklif ettim ama geri dönmedi. Sonrasını İngilizler düşünsün. Orada büroda bir dosyada sıkıntı yaşadığını duydum. Doğru veya yanlış, gıybetler sizi yormaz en azından.

Kadın da göz temasını koruyarak viskisinden ufak bir yudum aldı. Buz mavisi gözleri, çoğu zaman olduğu gibi buz kesmişçesine ifadesizdi. Karşısındaki kadının en rahatsız edici huylarından biriydi bu işte. Ne olmuştu İngiltere'de Rosier'le alakalı? Sıkıntı yaşayacağını düşünmüyordu kolay kolay ancak dostu öyle düşünmüyor gibiydi. Yine de bu konuda daha fazla ağız araması kendisini "dedikoducu" konumuna düşürecekti. İşte bu yüzden de susacaktı. Susacaktı ve merak edecekti. Belirgin bir kayıp olduğu yadsınamazdı Bartemius Rosier'in gidişinin lakin sorgulamayacaktı şimdilik dostunun kanaatini. Boş konuşan, boş gıybet yapan birisi zerre değildi zira karşısındaki.

Kısa bir esin ardından konuyu Büyüceşura baskınına getirdi koyu saçlı kadın konuyu. Bu konu üzerinde durmak istemediğini anlamışçasına. Lanet olası kadın söyleyeceğini söyleyip, istediği düşünce tohumlarını ekip ortamı kırgınlığa kızıştırmaya vermeden konuyu değiştirmesini biliyordu. Bu düşünceleri uzun sürmedi ama. Birleşik Krallık'ta yaşanan olaylara dair anlattıkları bir hayli ilginç ve muhtemelen bir kısmı genel kurulda dile gelmeyecek detaylar barındırıyordu.

İngiltere güncelerinin ardından söze giren kadının ise beklentisi, ses tonundan belli oluyordu
-Ee, sizde ne var ne yok?
-Mahir İbn-i Kamer'i tanır mısın?
-Şu Britanya'daki kara borsacı, evet. Ne olmuş ki ona?
-Öldürülmüştü.
-Aylar önce. Öldürülmemiş mi?
-Bazı partnerleri öldürülmemişti. James Quinitrell, mesela. Şimdilerde buralarda isimleri yankılanıyor. Henry ile çalışıyorlarmış. Massachusetts ise cepleri en derin müşterileriymiş.

Koyu saçlı kadın oturduğu sandalyede sırtını dikleştirdi. Kaşlarını çattı. Alt dudağını sıkıştırdı parmaklarının arasına. Yılların alışkanlığıyla, bu kapalı kapılar ardında iki arkadaş olarak yaptıkları konuşmada bile renk vermiyordu yüz ifadesi. Yalnızca ciddileştiği anlaşılıyordu ki bunu bile gerçekten cidddileşip ciddileşmemesinden bağımsız olarak, refleksif olarak yaptığına 10 Galleon bahse girebilirdi. Tabii ciddiye gerçekten alındığını beden dilinden değil, karşısındaki kadını tanıdığından ötürü biliyordu. Nitekim Massachusetts, bir nevi jargon idi pek çok departman çalışanının konuşmasında. Cadı avcılarının ana merkezi olduğu söylenen, Salem kasabasının bulunduğu eyalet. Böylesi bir yerin eski kongreye yakınlığını düşünmek mide bulandırıcıydı pek çok kişi için. Hatta MACUSA olarak Boston'dan Washington'a bu yüzden taşınıldığını düşünenler dahi vardı. Eh, insanlar abartılı palavraları seviyorlardı, değil mi?

-Şu lanet konfederasyoncular şu ülkeyi bir rahat bırakmadılar... Massachusetts'e hiç değinmiyorum bile.
-Durum karışık. Gizli Teyakkuz, Büyüsüzleri Yanlış Bilgilendirme, Seherbaz Büro, Müsadere Edilmiş Eşyalar, Sihirsel İlişkiler... Hepsini alakadar eden mevular var ve lanet olası bürokrasi yüzünden eyleme geçilebilene kadar kim bilir kaç yüz silah temin edilecek?
-Bürokrasiyi hızlandırmak istiyorsun.
-Bürokrasiyi hızlandırmanı istiyorum.
-Soruşturma? Baskın? Kaynak ayırılması? Ne lazım?

Sarışın adam gülümsedi. Karşısındaki kadının kısmi yönlendirmelerinin sonu gelmiyordu gerçekten.
-Saydıklarının hiçbiri olmadığını biliyorsun.
-Eh, arada talim yapmak lazım, değil mi? Bürokrasinin içinde boğulmaktan körelmemen lazım.
-Ne kadar da düşüncelisin.
Gülüştüler.

Kısa bir sessizlik oldu. Koyu saçlı kadın, bazı hesaplar yapıyor gibiydi zihninde. Bej takım elbiseli adam, zaman tanıdı ona ateşbourbon'ını elindeki kadehte sallayıp oyalanırken.
-Baksana...
Kafasını duvardaki şamdanlardan dostunun yüzüne çevirdiğinde, ifadesi sabit olsa da gözlerinde farklı bir parıltı olduğunu kestirebilecek kadar iyi tanıyordu karşısındaki kadını. Kaşlarını kaldırdı yalnızca, dikkatinin onda olduğunu belirtmek amacıyla. "Dosyanın kontrolünü sizin departmana ayarlatırım. Ama baskın mahallinde elde edilecek bilgilerin gizlilik düzeyi yüksek olabilir. O yüzden Asli Soruşturma'nın kuracağı ekipteki seherbazların kıdemli olması lazım. Muhtemelen ekibe katılacaksın, değil mi?"

Evet, belli bir mevkiye gelmiş olabilirdi lakin cadı avcılarının silah tedariği hassas bir husustu. Kilise nüfuzu altındaki muggle nüfusu yadsınamazdı ve Amerika, ikinci bir İç Savaş yaşayamazdı. Yaşamamalıydı. Bizzat bulunacaktı bu sebeple baskında. Kaşları çatık bir şekilde onayladı sessizce. "O zaman ayrıca bir istihbaratçının ekipte olmasını isteyebilirsiniz..." Gözleri irileşti adamın. Düşündüğü şeyi mi teklif edecekti gerçekten? Dosyanın ehemmiyeti aşikardı lakin gerçekten o denli mühim miydi dostu için de? Düşünceleri, onları doğrulayan bir çift cümleyle kesilmişti: "Adımı listeye yazabilirsin. Baskın listesine..."
47
Forum Oyunları / Ynt: [OFF-RP] Üstteki Üye Hakkında Ne Düşünüyorsun?
« Son İleti Gönderen: Samuel Raymond Boleyn 02 Mayıs, 2023 12:19:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
iksir malzeme stoklarını o mu tüketiyor acaba? Hiç bulamıyor oluşumun sebebini kendisine bağlıyorum istemsizce ahahhash
48
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı - Duyuru
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 01 Mayıs, 2023 08:08:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba son sınıf öğrencilerim! Dersimiz bitmiş bulunmaktadır.

1- Katılım sağlayan Gryffindor, Slytherin ve Hufflepuff binalarına 5'er puan veriyorum.Ravenclaw binasından ise 5 puan kesiyorum.

2- Diana, Charlotte ve Samuel'in 1'er adet külbükül yumurtları oldu.Dersteki etkileşimler doğrultusunda Gryffindor'a 10 , Hufflepuff 'a ise Charlotte'un büyük cesaretinden dolayı 20 puan veriyorum.

Sihirli günler esenlikler dilerim...

Prof. Balian d'Ibelin
49
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 01 Mayıs, 2023 07:56:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zagora Şehri - d'Ibelin Çiftliği

Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

Pelion Dağı'nın eteklerinde gizlenmiş ormanın, iğne yaprakli ağaçları hala  yeşilliğini korurken, Zagora isimli şehre ilerledikçe artan meyve ağaçları çoktan yaprağını dökmüştü. Çokta uzakta bulunmayan denizden doğru gelen ılık havanın etkisiyle çayırlarda kendisini yer yer gösteren yeşil rengi çok iyi saklıyordu bu sarımtırak yapraklar. Bahsedilen bu yeşillikleri, meyve bahçeleriyle hala ilgilenmeyi seven yaşlı çiftler kendi arazilerini dökülen yapraklardan temizlerler ise görmek mümkündü. Şehirde ki ekonomiyi yürüten ve canlı tutan d'Ibelin Çiftliği'nde çalışmayan, daha doğrusu çalışmaya mecali kalmamış, ihtiyarlar bu meyve bahçelerinden geçimlerini sağlıyordu. Şuan çiftliği idare eden Adras'ın,babası zamanında köydeki tüm sebze ve et üretimini üstlendiğinden, diğer vatandaşların ticaret adına satabildikleri tek şey meyve oluyordu. Koca çiftlik arazisinde meyve bahçelerine yer verilmemesi, şehrin diğer tüccarlarına d'Ibelin ailesinde ki alçak gönüllüğün bir parçası olarak gösterilmek istenmişti belki. Arazide süs amaçlı bolca kiraz ağacı vardı sadece. Onları da d'Ibelin ailesinin genç kuşağından gelen Balian, gezdiği Asya ülkelerinde görüp diktirmişti.

Yıllar boyunca birçok babaya, oğluna ve yine onun oğluna hizmet etmiş çalışma odasında ki mobilyalar çiftliğin en eski parçalarıydı. Dönem dönem girişte misafirleri ağırlayan büyük salondaki yada yatak odalarında ki mobilyalar çeşitli zevklere göre değişmiştir ama yalnızca bu odaya dokunulmamıştır. d'Ibelin ailesinde değişen isimlerin aksine değişmeyen amaçların bir göstergesi oluyordu bu durum, alınan kararların amaçlarının değişmezliğine bir örnek.

"İngiltere'ye yolladığımız mal miktarında ki artışa bakılırsa, siyasal olarak izlediğimiz yol başarılı olmuşa benziyor. Bunun yanında Balkanlar'da bir düşüş söz konusu olmuş, bana sorarsanız muggle siyaseti biraz daha ilginç işliyor o bölgede. Taktik değiştirip..."

Matthew elinde tuttuğu  kağıtta yazan raporları okurken, kendi yorumlarını katarak geçen ayın değerlendirmesini yapmakla meşguldü. Çiftliğin idaresini şuan için elinde tutan ihtiyar Adras, yıllar boyunca duymaya aşina olduğu cümleler söylenirken başka düşünceler içerisine girmekten yaşlı zihnini alı koyamamıştı. "Bu kadarı yeterli." koltuğunda kıpırdanırken aklını kurcalayan o soruyu sordu "Şu gazeteci kız işini hallettin mi ?" sanki mobilyalar yanlış şeylerin konuşulduğunu belli etmek istercesine gıcırdıyordu genç müdür koltuğa otururken. "Evet efendim. Darren Shan, daha önce de birlikte çalışmıştık, ona ilettim aklımdakileri." söylenilenler başka soruların oluşmasına sebebiyet veriyordu yaşlı adamın zihninde, bu durumdan hiç hoşlanmazdı. "Aklındakiler ne?" huzursuzluğu mimiklerine yansımıştı, bakışları Matthew'i korkutmuş olmalıydı ki okuma gözlüklerini çıkarırken hafif bir titreme olmuştu elinde. "Stravos Ailesi'ne mensup Persephone De Leon'u tanıyorsunuzdur." tabi ki tanıyordu onu Adras, genç kızla birkaç kere karşılaşmışlardı. Epeyce ilginç bir karşılaşma olmuştu içlerinden bir tanesi, genç cadı şuan deyim yerindeyse avucunun içerisindeki bir minik serçe kuşu gibiydi. O cadı aklına Lilith'i de getiriyordu ister istemez. Karanlık geçmiş tüm aydınlık hatlarıyla Adras'ın zihnindeydi. "Kaynaklarım o kızın bakanlıkta, bizim sahte gazeteciyle bayağı haşir neşir olduğunu söyledi. Shan ile konuşurken bunu kullanabileceğimizi düşündük." adamın soğuk bir ifadeyle sunduğu fikri kendine üstlenmişti ama planda kendine düşen payı arttırmak fena fikir değildi " Gazeteci ölmeden önce öğreneceği tek şey arkadaşının bu planda bulunduğu olacak. Bize karşı giriştiği bu başarısız operasyonunda ölümün tek ceza olmaması gerektiğini düşündüm. " bu yorumu yapan da Darren Shan'ın kendisi olmuştu ama burada olmaması genç müdürün işine gelmişti tabi. Duydukları karşısında oldukça tatmin olan Adras ise bu fikrin kimden gelip kimden gelemeyeceğini anlayabilecek kapasitedeydi tabi, aldırış etmeden dinledi. "O küçük kız benim yüzümden bir kez daha bir aldatmacanın ortasına düşecek demek ki." kurduğu bu cümleyi sadece kendisinin hatırlayacağı bir anıyı barındırıyordu. "Hangi kızdan bahsettiniz efendim?" diye sordu haliyle Matthew, anlamamıştı. Adras cevap vermedi ve burnunu sokmaması gerektiği kanaatine varan genç konuşmaya devam etti "Persephone daha tam olarak haberdar değil her şeyden, bay Shan kabul edeceğinden emin ama kurbanın kim olduğunu söylememek gerekiyor. Bilerek arkadaşını öldürmek isteyecek birisi değil." oturduğu koltuktan kalkarken gözü kolunda ki saate gitti. "Her an gelmek üzeredir. Ben karşılamaya gideyim, izninizle." dedi ve Adras onaylayan bakışlarıyla gidebileceğini işaret ettikten sonra odadan çıktı.
50
Diğer Dünya Ülkeleri / İhanet
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 30 Nisan, 2023 12:18:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc cadı: Persephone De León

Üzerinde bulunduğu bota çarpan dalgalar yüzünü ıslatıyordu genç kadının. Ege'nin soğuk ve temiz sularına baktıkça boğazının kuruduğunu hissedebiliyordu. Yine de dakikalar sonra inecek olduğundan teknenin öbür tarafına yürüme gereği duymadı. Kaşe montu Yunanistan'ın cehennem kadar sıcak iklimi için fazla sıcaktı. Yüzüne vuran güneş mayışmasına neden oluyordu. Ufak huzur kırıntılarıyla süslenmiş anılarını düşleyerek zihninin rahatlamasını bekledi. Küçüklüğünü geçirdiği sular her zamankinden daha sakindi o gün. Tüm çocukluğunu yaşadığı topraklara dönmek onun nostaljik hissetmesini sağlamıştı. Ama aklında tek bir soru vardı. Adras d'Ibelin onu ne halt yemeye çağırmıştı? Ilık rüzgar yüzüne çarparken, korku ve endişe zihnine yeni yeni sirayet ediyordu. Cebinde duran ve henüz açma gereği duymadığı davet niteliğindeki mektuba uzandı. Zarfı düz beyaz renkteydi fakat güneşe tuttuğunda içini göstermeyecek kadar opaktı. Zarfın üzerinde büyük puntolarla gönderenin adı ve adresi yazıyordu. Gönderen, Darren Shan, her kimse Yunan sınırlarına girmeden mektubu açmaması için not düşmüştü. İsmi nereden hatırladığına emin değildi. Bakanlığın kara listesinden olmaması için dua etti kendi kendine. Arka cebinden çıkardığı kelebek bıçakla son derece sert olan kağıdı tek hamlede keserek zarfı açtı. İçinden çıkan kağıdın üzerinde neredeyse kusursuz bir el yazısı vardı. Uzaktan limanın ve martıların sesleri duyulurken gözlerini kağıt üzerinde gezdirmeye başladı.

"Değerli Bayan De León,
Umarım yolculuğunuz güzel geçmiştir. Önümüzdeki görevde size yardımcı olabilmek beni müteşekkir bırakır. Lütfen kendinize dikkat edin.

Sevgiler
D. Shan"

Görevin ne olduğunu bilememekten muzdarip zihni, aklına düşen aç kurtlar tarafından parçalanıyordu. Yine annesinin yediği bir boktan mıydı acaba? Yoksa teyzesine mi bir şey olmuştu? Endişe ile dudaklarını ısırdı. Ağzına gelen kan tadına rağmen durmuyordu. Zarfın içinden düşen kurumuş bir gül ile dikkati dağıldı. Eğilip gülü yavaşça yerden kaldırdı. Uzun süre önce kurutulmuş olmasına rağmen gülü kokladı. Tekrardan zarfın içine narince yerleştirerek cebine koydu. Bu zarif jest ona zamanında çok sevdiği birini hatırlatmıştı. Bir kaç saniye sonra teknenin motoru durdu. Martılar ağlarmışcasına daha güçlü bir şekilde bağırmaya devam etti. Tekneden inme vakti çoktan gelmişti.

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10