17 Nisan, 2026 09:30:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Seth Carter

Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9
106
Atriyum / Ynt: Sihir Bakanlığı Cadılar Bayramı Özel Resepsiyonu 1865
« : 22 Ocak, 2022 21:18:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yanımdan gelen sese döndüm. Tanıdık ses. Arkadaşım, çok eski arkadaşım Hoffman'dan çıkan cümleler Bakan'dan bunu öğrenemeyeceğimiz yönündeydi. Bakan'ın her şeyi bilmesi gerektiğini düşünmem yanlış mıydı? Belki de biliyor ama bize söylemiyor demek istemişti Hoffman. Ben buna da karşı bir zihniyetteydim. Bakan yerine başka tarafı işaret ediyordu. Hoffman'ın boğum boğum parmağını takip ettiğimde Sihirli Taşımacılık Daire'sindeki çalışanlarla karşılaştım. Hoffman dediklerini mantıklı cümlelerle desteklerken hiç düşünmeden "Dostum!"  dedim sevinçle. "Eski dostum sen harika bir adamsın!"  Hoffman'ın bu tarz dedektif olaylarında ne kadar başarılı olduğunu söylememe bile gerek kalmadı bu durumdan sonra. Gerçekten de buradan bu saniyelerde başka kimse cisimlenmemişti. Eğer kayıtlı biriyse, ki cisimlenme sınavlarına girdiyseniz kayıtlı olursunuz her türlü, onu bulabilirdik. Hoffman'a dönüp omzuna dostane bir şekilde vurduktan sonra gösterdiği yere doğru yöneldim. Tek başıma iş yapmayı sevmediğimden de yürürken "Katıl bana."  diye davet ettim Hoffman'ı. Bakan'a güvenim çok ama çok azalmıştı. Nasıl olur da bu teröristi buraya getirebilirdi? Nasıl olur da o kadını böyle övebilirdi? Bir planı varsa biz neden bilmiyorduk ve benim için en önemlisi... Neden o kadın Cwénhild'e benziyordu?

Sihirli taşımacılık çalışanlarının yanına geldiğim gibi "Cisimlenme kayıtlarına bakmam gerekiyor. Ben Seth Carter, Sihirsel Yasal Yaptırımdan." dedim ciddi bir sesle. Hoffman da benden sonra kendini tanıttı. "Kimmiş bu kadın öğrenelim bakalım."

107
Atriyum / Ynt: Sihir Bakanlığı Cadılar Bayramı Özel Resepsiyonu 1865
« : 17 Ocak, 2022 01:49:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sihir bakanının kadının elini öpmesini izledi tüm bu kalabalık. Flaşlar üst üste patlıyor, çatılmış kaşlarım git gide acıtacak duruma geliyordu. Kadının tuttuğu elini havaya kaldırdı Sihir Bakanı. Birlikte zafer pozu veriyorlardı gerçekten. Kadına kahraman dedikten sonra, adına kutlama yapılacağını söylediğinde benim kafamda bir kaç şalter attı. Kendi fikrim dışında hiçbir fikri kabul edemeyecek gibi hissediyordum o anda. Bu görüntüden inadına tiksinmiştim. Bir de kadını konuşma yaptırmak için platforma çıkarmaya başladığında rahatsızlığımı belirten bir ses çıkarttım. Ancak çekip gitmedim. Gidemedim. O an inadımı kırabilecek tek kişiydi sevdiğim kadın. Kadının yüzünü gördüğüm gibi tüm dünyam değişti. Şakaklarımdan boynuma doğru inen bir sıcak his süre sonra tüm vücudumu yokladı. Kadının söyledikleri benimle aynı düşüncedeydi ama ben bunu duyamıyordum. Duysam da anlam veremiyordum.

"Cwénhild?" dedim fısıltıyla. O adı duyunca içim kabardı. Aylardır içimde sakladığım, erkekliğime yediremediğim üzüntüler bodrum katından üst kata, komşuların önüne çıkmak istiyorlardı sanki.

Bunun Cwén olmasına imkan yoktu. O... Ölmüştü.

Ancak kendimi bildim bileli alev alev tutuştuğum kadının yüzünü başkası ile karıştıracak değilim. Benle konuşmak isteyenleri görmedim. Önümdeki insanları da... İnsanlara omuz ata ata ilerledim öne. "Cwénhild." dedim sessizce. Sonra daha da sert ittirdim önüme çıkanları. Bu sefer bağırarak "Cwén!" dedim. Tam ön tarafa çıkmıştım ki kadın cisimlendi. Cisimlenmesi ile bir uğultu oluştu çevrede. Benim sevgilimin adını sayıklamalarım da arada kaynadı. Kadının dediklerinden dolayıydı büyük ihtimalle. Herkesin önünde buldum kendimi. Kadın yok olunca kaldım öylece. Ardından sinirli bir şekilde "Bize bir açıklama borçlusunuz!" diye bağırdım Sihir Bakanı'na. "O ölmüştü! Bu nasıl olur?" Ben Cwénhild'den bahsediyordum aslında ancak çevremdekilerin bu şekilde anlamayacağını düşünecek duygu durumunda değildim.

108
Atriyum / Ynt: Sihir Bakanlığı Cadılar Bayramı Özel Resepsiyonu 1865
« : 16 Ocak, 2022 22:05:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ne demek Carmilla S. geliyor?

Uç uç tozu ile ortama vardığım gibi çevreme bakındım tanıdığım meslektaşlarımı görmek için. Bir kaç tanesi ile göz göze geldiğimiz gibi toplaştık ve basının arasından geçmek için üstün çaba göstermek zorunda kaldık. Herkes çok heyecanlı gözüküyordu. Ben ise yasımı unutmak için işime vermiştim kendimi aylardır. Gözlerimin altındaki karartılar çok sevdiğim bir can uğrunaydı. Yeterince hakkını veremediğim bir hüzün için ağıttı. "Hükümetin teröristleri kabul etmesi inanılır gibi değil." diyordum. "Bu kadını onurlandırmak demek, Bakanlık'ın kendi acizliğini kabul etmesi demek. İnanılmaz bir düşüncesizlik." dedim yanımdaki meslektaşıma. O ise tersini düşünüyordu. Bu resepsiyon Bakanlık'ın bu durumdaki gücünü gösterecek diyordu. Dudak kıvırıp kafamı salladım sağa sola. En sonunda diğer bakanlık çalışanlarının yanına vardım. Benim dairemdeki kişilere selam verip tanıdıklarımın hal ve hatırını sorduktan sonra beklemeye başladım. Kimdi bu kadın? Neyin nesiydi. Bekleyiş yüksek bir şak sesi ile bitti. Kırmızı pardesülü bir kadın salonun ortasında başkana selam verdiğinde kadının yüzünü görmek için kafamı biraz kaldırdım. Bulunduğum yerden kapişonu nedeni ile gözükmüyordu.

Bakan'ın teröristleri yanına almasına sonuna kadar karşıydım.

Bu kadın hayra alamet değildi.

109
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 01 Kasım, 2021 17:57:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye'den gelen Güç puanımı bu karakter ile de alayım.

Seviye: 0 -> 4

4 Güç Puanı

110
Matushka Üçüncü Enternasyonel / Ynt: Görev: Bakanlıktaki Fısıltılar
« : 27 Ekim, 2021 12:55:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu göreve başvuruyorum.

111
Diagon Yolu / Ynt: Bugün Benim Doğum Günüm Hem Sarhoşum Hem Yastayım
« : 23 Ekim, 2021 23:19:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler=Konuya şarkı koyyom] [youtube]https://www.youtube.com/watch?v=tzSFIIe3Fxo[/youtube][/spoiler]

[justify]
Elimde küçük şapşal görünümlü bir kutu, karanlık sokakta yürüyordum. Kendimi en derinde hissediyorum. Yerle bir olmuş bir adam gibi. Elimdekilerle yetinmem gerekirken başkasını isteyip eli boş dönen bir adamım. Ne istediğimi alabiliyorum ne de elimdekini tutabiliyorum. Edith, yani karım ile kavga ettik. Öyle bir kavgaydı ki geri dönüşü yok gibiydi. Olay tamamen Edith’in haklı olduğu bir sebepten başladı ancak elimde olan bir durum değildi ki. Bu kadar üstüme gelmesinin sebebi birikmiş olan konulardı çok büyük ihtimalle. Yine de büyük hayvanlık etmiş olduğumu kabul ediyorum. Bugün 17 Haziran. Cwénhild’in doğum günü. Edith ona hediye almış olduğumu ve gece onunla buluşacağımı söylediğim gibi söylenmeye başladı. İş yerinde onu bulamadığım için kutlayamamıştım ama gece bir barda bulacağıma emindim. Doğruydu Edith’in dedikleri. Evlendiğimizden beri onun doğum gününü kutlamamıştım. Hatta bir de gelip bana kendi doğum gününün ne zaman olduğunu sorduğunda olay daha da çıkmaz bir yola girdi. Bilmiyordum çünkü. Şuan bile bilmiyorum. Elimde olan bir durum değil ki bu. Bu kadar kavgaya değmezdi ki. Hogwarts zamanlarımızdan beri Cwén’in doğum gününü her sene kutlarım. Bugün daha erken çıkacaktım yanına ulaşmak için ama Edith ile olan kavgamız engel oldu. Sonunda bana kapıdan çıkıp gidersem evliliğimizin biteceğini söyledi. Şuan sokakta yürüyorum. Kararımı verdim ama neden bu kadar pişman hissediyorum? Elimdeki özenerek paketlenmiş bu dandik paket de çocukça geliyor artık... Üstündeki minik gülden nefret ediyorum. Yürürken yanından geçtiğim bitkin adamın önüne fırlattım hediye paketini sakince. Daha fazla çocukça davranmak istemiyorum. Sürekli kendime iplerin elimde olduğunu söylüyorum ama başkaları için yaşamak ne kadar kendi seçimim?

Şimdi... Cwénhild hangi barda kafayı bulmuştur. Derin bir nefes alıp unutturdum kendime yaşadıklarımı. Biraz da espriye vurdum kendi kendime. Eh dedim, hem işte hem aşkta tabi başarılı olamayacağım. Şöyle kapıdan baktığım barların 3.süne gelmiştim ki çaprazdaki barın içinden gelen tartışma sesleri oraya bakmam gerektiğini gösterdi bana. Adımlarımı hızlandırarak kapıdan girince gerçekten de Cwén’in burada olduğunu, çevresinde bir sürü insan olduğunu ve asasını da barın güvenliğine doğrulttuğunu gördüğüm gibi “Cwén!”  diye bağırdım. Kız bu sırada viski getirmelerini söylüyordu adama. İnsanların arasından özürler dileye dileye ilerledikten sonra kıza yaklaşıp “Tamam, tamam sorun yok!”  diye sakinleştirmeye çalıştım ortamı. Güvenlik tanıdıktı. “Robbie mazur gör.”  diye ilk adı ile hitap ettim ona hafiften fısıldayarak. “Viskiyi şişeyle alacağım şimdi. Ne de olsa bugün doğum günün. Evinde içersin. Benden. Hadi yine şanslısın!”  diye olayı şakayla karışık yumuşattıktan sonra milletin dağılmasını sağlamış, Cwén’in de asa tutan kolunu indirtmiştim. İş arkadaşı havalarında takılmak çok koyuyordu bana. Bu sosyal çevremizde evli bir adam olarak karımdan başka bir kadın ile böyle bire bir zaman geçirmem hiç iyi karşılanmıyordu. Biliyorsunuz ben de çevrenin düşüncesine çok önem veren biriyim. Evlendiğimden beri Cwén ile olan sohbetlerim azaldı. Hiç memnun değilim bu durumdan ama insanların diline düşmemizden iyidir. Edith’e ayıp olur.

İki şişe viski alıp, Cwén ile birlikte bardan çıktığımda kızın baya baya sarhoş olduğunu ve yürürken yalpaladığını fark etmiştim elbette. Yine de yardım etmeye çalışmıyordum. Cwén yardım isteyen bir kadın değildi çünkü. Yapacağım bu tarz bir hareket onu zayıf gördüğüm sonucuna varmasına neden olabiliyordu. Üstelik sarhoşken daha da alevlenebilir, kalbimi derinden kırabilirdi. Böyle bir şeyin olmasını hiç istemem.

Eve tekrar dönmeyeceğimi biliyorum. Cwén’in doğum gününü kutlamak istediğimi de biliyorum. Tabi huyum kurusun beni de evine davet et de birlikte içelim diyemem. Bu yüzden “Evine kadar yürüyelim birlikte.”  dedim sadece beni de içeri davet etmesini umarak. Şanslıysam kız sağda solda fenalaşır da bir bahanem olur. Ne diyorum ben? Of![/justify]

112
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: Bağlantılı
« : 20 Ekim, 2021 21:32:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Cwénhild ile sürekli oturduğumuz yere geçtiğimizde ceketimin iç cebinden çıkardığım tütünü sarmaya başladım. Cümleleri kafamda tartıyor, nereden başlasam diye düşünüyordum. İlk dalı sardıktan sonra yanımda oturan, zaman geçtikçe daha da güzelleşmiş olan kadına uzattım. Şöyle bir koklayıp ağzına koyduğunda da parmağımı şıklatarak çıkardığım ateş ile sigarasını yaktım. İçimdeki duygular ona karşı hala alev alevdi ama Seth olarak, geçen yıllar bu tarz duygularımı alev alev yaşattırmıyordu artık. Eskiden olsa Cwén'i uzun uzun izleyebilir, yanında kelimelerimi karıştırabilir, ona özel bu hislerimi harika kelimelerle anlatmak için çok özel çaba harcayabilirdim. Bilmiyorum Cwén farkında mıdır bana yaşam enerjisi verdiğinin? Geceleri duygularımın esiri olduğumda sayfalarca saçları hakkında şiirler yazabildiğimin? Yine de eskisi gibi bir umuda tutunmuyorum artık. Gerçekçiyim. Çocuk değilim anlayacağınız. Kadın dudaklarından sigaranın dumanını içine çektiğinde aklımda her zaman oluşan nefes yerine Cwénhild'in kokusunu içime çekerek yaşama isteği oluştu. Gülümseyip kafamı çevirdim. Kendim için de bir dal sarmaya başladım. Artık yaşlandığım, yaşlandıkça da uyuz bir adama dönüştüğüm için kız sorana kadar da konuşmadım. Düzgün bir şekilde sarmaya dikkat ettiğim tütüne odaklanmış gibi görünüyordum ki Cwén konuştu. Hala gülümsüyordum ama biraz pişmanlık içeriyordu bu gülümseme.

"Bir şey değil yahu, normal dosyalar. Protokol vesaire..." diye başladım konuşmaya.

Derin bir nefes alıp kafamı iki yana salladım. Dudağımı ısırıp söyleyeceklerimi geciktirdikçe geciktirdim. İnce olsun diye elimdeki kağıdı iki yanından ovuşturup duruyordum. "Bundan kaç sene önceydi ki?" diyerek gözlerimi uzaklara kaçırdım. İtiraf etmesi baya zordu. Cwénhild'in benim hakkımda ne düşündüğü önemliydi tabi ki. Yine de eskisi kadar takılmıyordum o doğrudur. Fakat şuan söyleyeceğim şey benim kurallarımı sorgulamasına ve aramızdaki saygının azalmasına neden olabilecek bir konu üstüneydi. Bu yüzden kelimeleri en doğru şekilde seçmem gerektiğini düşünüyordum. "Beşti sanırım." Cwén'in yüzüne baktığımda çabuk olmamı bekleyen bir ifade gördüğümde devam ettim. "Dale Swanson. Bilmem tanır mısın. Çocukken kuyuya düştüğü için biraz sorunlu bir çocuktu. Annesi, annemle dertleşir sürekli Dale için ağlardı. Zavallı kadın. Bir de kız kardeşi var..." Her zamanki gibi insanlar ve dedikodular ile dolu bir açılış cümlesinden sonra "Seneler önce kulübesinde sadece ayaklarını ve ayakkabılarını buldular. Dale'in... Hoffman'ın dosyası. Birlikte yazmıştık onunla. Yani daha çok ben. Siz seherbazların evrak işi yaptığı çok görülen bir şey değil. Eh, suçlamamak lazım tabi sizi de, biliyorsun bu tür dosyaları umursamıyor mahkeme..." Sonunda sigarayı sarmış, dudaklarıma götürüp kağıdını hafifçe ıslatmıştım. "Benim ilgilendiğimi öğrenen ablası, bayan Swanson- Evlendi miydi yoksa ya? Sanırım artık o soyadı kullanmıyor. Neydi soyadı acaba?" Sigarayı ağzıma koyup yaktım sakin sakin. O sırada da soyadını düşünüyordum kadının. Dumanı vermeden konuştuğum için boğuk çıkan sesimle "George Barter ile evlendi evet evet." diye söyledim çok da önemli olmayan bu detayı. "Bayan Barter. Bana çiçek getirmişti. Çok tatlı kadın, meczup kardeşi için ağlamıştı ofiste. Ona kardeşinin vakasının çözüleceğini, peşini bırakmayacağımı söylemiştim. Tabi dediğim gibi beş sene oldu." Kaşlarımı kaldırdım ve arkaya doğru gerildim. "O zaman biraz uğraşmıştım ama başkan önünü pek açmadı. Ben de biraz başarı odaklıyım bilirsin." Şaka niyetine güldüm burada. "Önüme başarı ve takdir konulunca zavallı kadını unuttum. Başkan çok büyük adam, kartlarını nasıl oynayacağını biliyor gerçekten. Neyse işte ya..." Konuyu sakız gibi uzattıkça uzatmış, arada da sigaramdan uzun uzun nefes alıp resmen 3-4 seferde sonuna ulaşmıştım. "Beş senedir bu dosyaya benzer bir sürü vaka yaşanmış. Senelerdir değişen bir şey yok, büyüceşura görünmezleri görmemeye devam ediyor." Buraya kadar geldikten sonra elimdeki sigaranın son kısmını yanımda duran taşa bastırarak söndürdüm.

"Cwén." dedim kızın yüzüne bakıp. "Senle ben her zaman aynı yolda yürüdük. Belki farklı araçlarlaydık ama yolumuz aynıydı. Benden şüphe duymanı istemiyorum. Çünkü ben senden asla şüphe duymuyorum. Şuanlık bu oyunu oynamalıyım çünkü sen asla oynamazsın. İleride oyunun kurallarını bizim yazmamız için yapmam gereken bir fedakarlık bu. Lütfen yoldan saptığımı düşünme. Sana güveniyorum. Doğru şeyi yapacağını biliyorum. Ben yapamadım. Senelerdir görmemezlikten geldiğim yaranın şifası olacağını da çok iyi biliyorum." Elimi kızın omzuna koyup sıktım hafifçe. Kafamı söylediklerimi kendime onaylarcasına salladım. "İyi çalışmalar." dedikten sonra kalktım yanından. "İyi haberlerini bekliyorum." deyip kızı orada yalnız bırakıp tekrar ofise ilerledim. Safkan ailelerin birinin çocuğunun yaptırım dosyasını hazırlamam gerekiyordu. Çok güzel çikolatalar ile birlikte geldi dosya. Yurtdışından getirtmişler. [justify]

-SON-
[/b]

113
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Bağlantılı
« : 11 Ekim, 2021 01:33:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yirmiye yakın dosyayı büyüyle uçurunca ofisi bir kargaşa aldı. Kızım Reina'nın masamdaki resmi bir dosyanın düşüncesizce yükselmesi ile düşme tehlikesi yaşayınca çevik bir hareketle yakaladım havada. Masanın üstüne dikkatlice yerleştirdim üst üste gülümseyerek bana bakan resmi. Kızımın geleceği için uğraşıyorum. Düzgün bir hayatı olsun. Manyaklarla uğraşmasın diye. Çok zor bu hayat Reina, o kadar zor ki kendimi kaybetmişim. O kadar zor ki, istediklerimi elde etmek için boyun eğmişim. Artık oyunu öğrendim. Kurallarına göre oynuyorum. Şimdilik buna göz yum diyorum kendi kendime ama bir bitmedi bu dönem. Evet, kendime çevre yaptım. Evet, artık saygı duyuluyorum. Evet, yakında terfi alabilecek bir durumdayım ama ya bu havada uçuşan dosyalar? Onları neden göz ardı etmek zorunda bırakıldım? Belki uğraşsam diğerleri gerçekleşmeyecekti. Omuzlarımdaki sorumluluk beni yerin dibine gömüyor. Yine de sen merak etme kızım. Baban ne yaptığını biliyor.

Ofistekiler hangi dosyaların uçuştuğunu görünce hareketlendi. Dosyaların hepsinin üstünde minik kırmızı red kaşeleri vardı. Ben ise herkese "Sorun yok." dedim. "Halledilecek." Halledeceğim diyemem. Halledecek birini tanıyorum diyebilirim. Öyle biri ki, hayatımda her şeyimi emanet edebilirim. Havadaki dosyaları asamla birbirine yakınlaştırıp üst üste getirdikten sonra ofisten dışarı çıktım. Dosyalar peşim sıra uçuyor, yoldan geçenler beni ve dosyaları görüp meşguliyetim hakkında laf atıyorlar. Esprili bir şekilde cevaplıyorum herkesi. Ne bir düşmanım var, ne sevmediğim biri. Seherbaz bürosunun kapısından geçerken sekretere selam verdim. Cıvıl cıvıl bir günaydın ile karşılık verildiğinde de günüm cidden biraz daha güzelleşti. Çevredeki insanların modları beni oldum olası etkilemiştir.

Yanından geçtiğim seherbazlara tek tek selam verince hepsinden düzgün geri dönüşler aldım. Seneler önce beni bir hanım evladı gibi görenlerin bile gözlerinde bir yere gelebilmiş olmakla gurur duymadım değil. Cwénhild'in senelerdir oturduğu masaya gelip "Esenlikler!" diye selamladım. Biraz yüksek sesle "Sana en sevdiğin işleri getirdim, evrak işleri!" dedim insanların dosyaları pek umursamaması için. Çevredekilerle birlikte hafif bir gülüşmeler sonrası arkamda gezdirdiğim dosya yığınını Cwén'in saldalyesinin yanına uçurdum. Başkalarının yanında olaydan bahsetmek istemediğim için imalı bir şekilde "Başlamadan önce gel çatıda sigara içelim." dedim. "Yeni aldığım tütünü deneriz."
[justify]

114
Birleşik Krallık / Ynt: Evrak İşi
« : 08 Ekim, 2021 00:06:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bazen ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bazı şeyleri elde edemiyorsunuz. Bunu ilk Cwénhild ile yaşadım. İkinci olarak da bu elimdeki dosya ile.

Dosyayı tüm titizliğim ile hazırladım. Bulduğum kanıtları dizdim. Şahitlerle konuşup ifadelerini aldım. Her şey usulüne göre oldu. İlk yapmam gereken şey dosyanın Büyüceşura'nın önüne gitmesini sağlamaktı. Sonrasını hakimler halledecek, adalet yerini bulacaktı. Daha önce bir kere buna yakın bir dosyayı hakimlerin önüne çıkartabilmiştim. Umursanmamıştı. Ancak o zaman gençtim, dosyayı düzgün hazırlayamamıştım. Bu seferki çok yerindeydi. Her ayrıntısı ile uygun bir dosya hazırlamıştım. Arama emri çıkarılması için en ufak bir sorun olmayacaktı. Daire başkanının odasına gittiğimde iyi gözükmek için traş olmuş, saçlarımı arkaya taramış en güzel takımlarımdan birini geçirmiştim üstüme. Kapıdan girmeden önce derin bir nefes alıp heyecanımı azaltmaya çalıştım. Aklıma maktülün kız kardeşini getirdim. Onun için başarılı olmalıydım. Kapıyı iki kere çaldıktan sonra içeriden girmemi isteyen sesi duyunca kapının kulbunu çevirdim. Yüzümde sıcak bir gülümseme ile içeri girdim.

Daire başkanının odası kahverengi tonlarında, eşyalar ile kalabalıklaşmış iç karartıcı bir odaydı. Başkan ve misafirinin pipoları yüzünden odayı ağır bir duman kaplamıştı. Girdiğim anda ister istemez üstüme çöken bir ağırlıkla daire başkanına baktım. Yanındaki adam ise sanki bir yerden gözüme tanıdık geliyordu...

"Carter!!" kesik kesik gülerek ağzındaki pipoyu çıkardı daire başkanımız McGillan. Karşısında oturan ziyaretçisine "İşte sana bahsettiğim adam bu." diyerek ayağa kalktı.

Ziyaretçisi de "Ooh! Çok memnun oldum!" diye gülümseyerek kalktı ayağa. O piposunu ağzından çıkarmaya gerek duymamıştı. Bana uzattığı elini sıktım. İkisi de beni oturmam için üçüncü koltuğa davet ettiler.

Oturdum. "Dosya getirmiştim. Dale Swa-" sözümü bitirememiştim ki McGillan "Tamam tamam! Koy dosyayı masanın üstüne." diye geçiştirdi. Bu sırada masasının önünde yeni bir pipoya tütün olmadığını anlayabildiğim kurumuş otları yerleştiriyordu. Dosyayı söylediği gibi masasındaki dosyaların en üstüne yerleştirdim. Karşımdaki rahat koltukta oturan büyücüye bakıp gülümsedim hafifçe. Adamın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Kıyafetlerine bakarak zengin olduğunu anlayabiliyordum. Bana "Safkansın değil mi Carter?" diye sordu. Kafamı evet anlamında sallayarak "Öyleyim." dedim. "Âlâ!"diye cikledikten sonra kendisini tanıttı. Soyadını bildiğim, ünlü safkan ailelerden birinin mensubuydu. Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Başkan bu sırada pipoyu yakmış, bana uzatıyordu. Bunu fark edince döndüm adama. Bunu yapmak istiyor muydum? Daire başkanı ile yakınlaşmak istiyordum. Beni sevmesini istiyordum. Karşımdaki safkan adam da kendimi beğendirmek istediğim biriydi. Elimi uzatıp pipoyu aldım başkandan. Ağzıma koyup bir nefes çektim... Amerika'dan gelen tütünler gibi değildi bu. Yüzümü ekşittim ama belli etmedim rahatsızlığımı. Kendi kendime içimde hallettikten sonra yutkundum. Tek gözüm kapalı bir şekilde dişlerimin arasından dumanı verdikten sonra gülen adamlara "Ağırmış..." dedim sadece.

O günün gecesi uyuyamadım. Uyayamamın nedenini anlayamıyordum bile. Oradaki kişilere uyum sağlayacağım, üstlerime kendimi beğendireceğim diye yapmıştım. Yaptığım şeyden pişman değildim. Yine olsa yine yapardım ama ideallerimden ters mi hareket etmiştim acaba? Yani, orada dosya hakkında zerre konuşmamıştık. Daha çok elit sohbetler, kıyafet fiyatları, büyücülerin sorunları konuşmuş... Üstüne yeni tanıştığım soylu beyden ailelerine bela olan bir konudaki araştırma dosyası almıştım. Bu dosyayı başkan bana uzun süredir vermeye çalışıyordu ancak doluyum diye reddediyordum. Şimdi adamı görünce hayır diyememiştim. Daha sonra dosya ile ilgili her gittiğimde başka bir konu çıktı önüme. Başkanın benim için istediği şeyler gerçekten benim iyiliğim ve geleceğim içindi ama bunlar benim ideallerimi hep arka plana atmam ile sonuçlanıyordu. Kaç gün uğraştım hatırlamıyorum. Sürekli tam zamanını beklemek istediğim için bir türlü zaman yaratamıyor, o dosyadan bahsedemiyordum. O günden sonra bir sürü safkan ailenin dosyaları geldi geçti elimden ancak Dale Swanson'ın dosyası hep bir yerlerde muallakta kaldı. Ben de meşguliyetten unutuverdim. Gelip giden kişiler, dışarıda yenen yemekler, zenginlerle arkadaşlıklar, yapmak istedikleri için araya torpil sokmalar derken çok yoğun bir çalışma temposuna girip kendimi bile unuttum. Üstelik garip olan şey, bu tarz bir hayattan çok memnundum. Önemli olmak, çevrem tarafından onaylanmak, saygı duyulmak... Bu dosyalar sayesinde kazandığım para da bazı yollarla artınca genel olarak dış görünüşüme bile yansıdı her şey. Artık kendime daha dikkat ediyordum. [justify]




Günümüz

[justify]

Dosyalarımın çoğunu teslim ettikten sonra kendime ödül niyetine sigara molası vermiştim. Bu sefer sadece bir değil, bir kaç kişi vardı çevremde. Sohbet ediyorduk. Artık daha kaliteli bir tütün kullanıyordum. Bu yüzden bazı kişiler benimkinden kullanmak için aynı anda molaya çıkıyorlardı. İnsanların işlerini dinleyip onlara yardım ettiğim zamanlarda birinin seneler önceki dosyaya aşırı benzer bir dosya anlatması ile aklıma geldi tekrardan. İş arkadaşım anlattığına göre bu sefer bulanık olan buharlaşmış kişinin dosyasını hazırlıyordu ve takipsizlik verileceği için boş iş yaptığından şikayet ediyordu. Sohbet içinde diğer herkesin tek tek böyle dosyalara bakmış olduğu ortaya çıkınca bu dosyaları bir toplayıp bana getirmelerini istedim. Mola bittiğinde ve herkes dosyaları masama yığdığında üstünde reddedildiği belli olsun diye kırmızı mürekkep ile işaretlenmiş 20'den fazla dosya yığını ile karşılaştık. Hepimiz şaşkın şaşkın bakarken iş arkadaşlarımdan bir tanesi herkesin aklındaki soruyu sordu ortaya.

"Hepsi bağlantılı mı yoksa?"
[/justify]
-SON-


115
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: Ruhun Bölünüşü
« : 06 Ekim, 2021 05:00:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Söylerim ama boşa gider diye düşünüyordum cümlelerimin. Cwénhild annesinden bahsedince şaşırdım. Gerçekten kendisini biraz bile açacak olması yeni bir şeydi benim için. Annesinin ona felaket dediğini, çevresine ve yanındakilere bela getirdiğini söylediğinden bahsedince kafamı iki yana salladım. "Fark var." dedim sadece. Benim söylediğim ile annesinin söylediği belki aynı şey gibi duruyordu ama özünde çok farklıydı. Annesi Cwén'i kırmak, onu kötülemek için söylemişti bu cümleleri. Ben ise, bu  yönüne hayranlık duyuyordum. İçimde bir yerlerde Cwénhild benimle birlikte olmayı kabul etseydi, ona bu kadar kendimi kaptırmayacağımı biliyordum. Bu kadar yıkıcı olmasa aynı olmazdı. Kız konuşmaya devam ediyor, bana evli olduğumu hatırlatıyordu. Elimdeki alyansa diktim gözlerimi. Sağ elimle oynamaya başladım yüzükle. Yüzük parmağımın çevresinde döndürüyor boş boş bakıyordum. Yine çevrem tarafından onaylanma isteğimden doğan olguydu bu. Cwén'in dediği gibi Edith harika biriydi. Yine de... Pek anlatılabilecek bir durum değildi bu zaten. Cümlelerini bitirince yine gülümsedim. Biraz dalga geçiyor gibiydi bu sefer. "Söylemesi kolay. Anlayabileceğini düşünmüyorum. Anlatabileceğimi de düşünmüyorum. Belki konu sen bile değilsin... Sanki şey gibi..." Bunu düşününce gülümsemem yok oldu yüzümden. Bir anda fark etmiş olmanın korkutuculuğu... "Sanki... Hayatımda kendim için istediğim tek şey bu." dedim mırıltılı bir şekilde. Bunu söylememle birlikte kendimi bencil, acınası bir böcekmiş gibi hissettim.

Gözlerimi kapatıp bu hissin gitmesi için hemen "Haklısın." dedim yanımdaki kıza. "Edith'i düşünmeliyim. Sorumsuz davranıyorum." Kafamı sallayıp istemeye istemeye kabul ettirdim kendime bu fikri. Eşimi düşünmeliydim. Cwénhild'e hissettiğim her şey ona haksızlıktı. Üstelik bunu o kadar hak etmiyordu ki. O sadece mutlu olmayı hak ediyordu. Çocukça duygularımın, bencil isteklerimin üstesinden gelmeydim artık. Yanımda oturan kıza çevirdim kafamı ve sağ elimi uzattım sıkması için. "Yine de arkadaşız değil mi?" dedim. "Kasıp kavurmana yardım edecek rüzgar olabilirim. En azından, buna hakkım var diye düşünüyorum. Bencil bir istek değil. Sadece seni düşündüğüm için. Tek başına zorlukları karşılamak zordur. Ben hiç yalnız olmadım. Senin de olmanı istemem. Hadi anlat. Ne oldu bugün? Ne hissettin?" Bazı insanlar hislerini konuşmaktan çekinir. Ben ise herkesin açık açık anlatması gerektiğine inananlardanım. Konuşup çözülmesi gerekiyor her şeyin. Birine anlattığında daha demin yaşadığım gibi, hislerinin asıl nedenlerini kendi kendine çözebiliyorsun. Bir şey söylememe bile gerek yok Cwén'in anlatacaklarına. Sadece dinlemem yeter.[/justify]

116
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: Ruhun Bölünüşü
« : 06 Ekim, 2021 03:08:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Cwénhild'in söylediği sözler içimi sızlatmıştı. Nedeni onu çocukluktan tanımamdı büyük ihtimalle. Parmaklarımın dış kısmını yanağında gezdirdim üzgün bir ifade ile ancak Cwénhild'i tanıyordum. O kadar tanıyordum ki belki başka kimse tanımıyordu. O kadar tanıyordum ki, Cwénhild beni o kadar tanımıyordu. Kaşlarımı çattım ve yüzümdeki üzgün ifadeyi sildim. Cwén onun için üzülmemi güçsüzlük olarak görebilecek biriydi. Yanağına hep dokunmak, acısını parmaklarımdan kendime aktarmak istesem de olay benim ne istediğim değildi şuan ve her zaman. Kendi zevklerimden vazgeçtim bir iki saniye kızın tenini sevsem de... Elimi çektim. Başımı daha da eğerek kızın oturduğu yere sığındım ve yanına oturdum. Biraz sessizce oturduktan sonra elimi uzattım sigarasını bana vermesi için. Verince de bir nefes alıp geri uzattım ona.  "Sen..." dedim yağmura bakarak. "Yangınsın. Hep yangındın. Bir sürü kere yaktın ormanlarımı. Asla seni suçlamıyorum, çünkü kendim yaklaşıyorum bu yangına." Kollarımı dizlerime koydum. "İsteyerek ya da istemeyerek... Sana yaklaşanlar yanacak. Bundan kaçış yok." Kaşlarımı kaldırıp daha da düşünceli bakmaya başladım karşıya. "Her zaman da kendi hataları yüzünden olacak. Bugün onun suçuydu. Sadece sana saldırması değil, kurallara uymayan bir sarmaşık olduğu için. Yarın da başkası kendi suçu yüzünden yanacak. Sadece..." Kafama çevirip baktım ona "Hayatımda gördüğüm en güzel, en heybetli yangının, zaten kurumuş, ölü bir çam ağacı için yağmura teslim olmasını beklemiyordum." 

Tekrar önüme döndüm ve gülümsedim kendi kendime. "Çok garip." dedim biraz durduktan sonra. "Her zaman sığınacağın liman olmak istemiştim... Oysa şuan tam zamanı olsa da, ben dalgalarla savaşmanı, limana yanaşmamanı istediğimi fark ettim." Eğdim kafamı. Cidden ne istediğimi bilmiyorum. Biraz daha durup düşündüm kendimi, Cwénhild'in birinin hayatını bitirmesini, bundan etkilenmiş olmasını... Açık konuşmak gerekirse, zaten beklenen bir şey değil miydi bu? Üstelik seherbaz olunca yaşanmaması imkansızdı. "Konuş benimle." dedim kıza bakmadan. "Paylaş. Evet, belki ilman değilim senin için, yine de dinlerim. Dinleyeceğimi biliyorsun."[/justify]

117
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: Ruhun Bölünüşü
« : 06 Ekim, 2021 01:10:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bakanlık'a ve daireye oldukça alıştım. Eve gitmek istemiyorum pek. Nedeni de şey...

Karım.

Bundan birkaç sene önce Cwénhild'in Seherbaz olarak bizim daireye gelmesi ve içimdeki aşkın tekrar canlanması ile bir aptallık yaptım. Yani, artık bir değil iki değil. Kıza karşı kaçıncı aptallığım bu? Çok zor. Bilemiyorum. İşte, kız beni üç kere hali hazırda reddetmişken bir daha açıldım. Okuldan sonra büyüdüğümü, artık hayata ciddi baktığımı, baştan beri ona karşı da çok ciddi bir bakış açım olduğunu söyledim. Yaşımız geldi, evlenmeliyiz. Cwénhild dışında bir kadınla evlenmeyi de düşünmüyordum. Yenilen pehlivan güreşe doymaz misali... Düşünüyorum, Cwénhild... Evet, çok vahşi, çok özgür bir kadın. Onu evcilleştirmek istemiyorum ki ama? Kafeslemek? Asla! İstediğim şey... Yalnız olmaması. Böyle harika bir kadının yalnız kalmasını içim el vermiyor. Yanında olmak istiyorum. Yaşadıklarından sonra gelip dayanacağı bir duvar olmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum?

Sanırım evet.

İstemediğini dördüncü kez yüzüme söyleyince yapacak bir şeyim de kalmıyor. Ne kadar uğraşsam da olmayacak. Yoluma bakmam lazım. Bakamıyorum da. Ne istediğimi bilmiyorum. Benim için iyi olan şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Bazen çevremdekiler söylüyor ne yapmam gerektiğini. O şeyi istediğimi düşünüyorum. Başarınca fark ediyorum ki, hiçbir zaman ben istememişim onu. Evlenmem gerektiğini söylüyordu annem. Bilmem kaçıncı kez artık yaşımın geldiğini söylüyordu. 23 yaşındayım. Yaşıtlarım evleniyor, ben de evlenmeliyim dedim. Çünkü benim için iyi olan şey buydu. Olması gereken buydu. Ailemizin dost olduğu başka bir ailenin kızını münasip gördüler Edith... Onu gördüğüm anda ne kadar harika biri olduğunu anladım. Gerçekten iyi yetiştirilmiş, kaliteli, hayat dolu bir kadındı. Ailemin dediği doğruydu aslında, bana uygun bir eşti. Mutlu olmalıydım. Olamadım işte. Belki kaç gündür eve gitmiyorum mesaiye kalıyorum yalanıyla. Oysa bir durum yok dairede... Ne istiyorum bilmiyorum ki.

Yine eve gitmediğim gecelerden biri, dairede oturmuş bulmaca çözüyorum. Yapacak iş kalmadı eve gitmediğim için. Büyülü bulmacada çözdükçe yeni bir soruya dönüşüyordu ve bir türlü sonu gelmiyordu. Yeterince hızlı çözmezsen de puanı kaçırıyordun. Ofise giren seherbazlardan biri masama bir kaç parşomeni resmen attı. Kafamı kaldırıp baktım yüzüne. Benim yaşlarımda bi çocuktu, üstü başı dağılmış olduğundan seherbazların bir operasyondan döndüğünü, bu operasyonun da çetrefilli geçtiğini anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. "Gününüz nasıl geçti?" dedim gülümseyerek. Amacım çocuğun rahatsız havasını dağıtmaktı. Yüzüme baktı şöyle. Ben de gülümsememi asla bozmadım. Good vibes only. "S*ktir git." dedi huysuz tavrını bozmadan. Arkasını dönüp ofisten kendisi "s*ktirip" giderken arkasından "İyi akşamlarrr!" diye gülümsemeye devam ettim.

Sonunda iş çıkmasının sevinci ile bir dosya alıp seherbazların raporlarını düzenlemeye ve okumaya başladım. İşte klasik olaylar. Koşuşmaca, saldırı, kaçış, köşeye sıkışma... Cwénhild'in el yazısının olduğu rapora gelince kalbim küt küt atmaya başladı. Yerimde dikeldim. Sakinleşmek için derin nefes alıp okumaya başladım. Yazısı zor okunan tiplerden ama burada geçirdiği seneler sonunda öğrendim harflerinin düzenini. Küçük g'lerini çok hızlı yazarak kocaman bir yuvarlak yapması, ücüş bücüş c harfleri. Peki yazdıkları? Yavaş yavaş raporun sonlarına geldiğinde çatışmalar canlanıyordu gözümün önünde. Endişem artıyordu. Cwén'in yazdığına göre nefsi müdafaa sonucu kovaladıkları suçlu olay yerinde hayatını kaybetmişti. Yutkundum. Yanındaki seherbazın yazdığı raporu okumaya başladım hızlı hızlı.  Yüzümü buruşturdum, birkaç detay dışında aynıydı olay işte. Ciddi ciddi Cwénhild'in yaptığı büyüyle can vermişti adam. Dosyayı kapatmadım bile. Hemen kalkıp seherbazların departmanına koştum. "İyi akşamlar!" diye kapıdan şöyle bir seyirttiğimde Cwénhild'in masasında olmadığını fark ettim. Daha "Cw-" demiştim ki kızın çatıya çıktığını söylediler. Kim bilir kaç kere kızı görmek için geldiysem buraya... Adamlar alışmış. "Teşekkürler!" diyip merdivenlerden koşar adım çıkmaya başladım. Çatıya çıkıp kapıyı açtığım gibi delice yağan yağmur ile karşı karşıya geldim. Kendimi dışarı atmadan önce çevreme bakınıp Cwénhild'i tek başına bir kenarda otururken bulana kadar çevreyi taradım. Gördüğüm gibi elimle kafamı koruyarak yanına ilerledim iki büklüm. Normalde tamamen tedbirli olan, şemsiyesiz evi terk etmeyen adama aşk neler yaptırtıyor. Bu kadar para verip aldığım takım elbisemin ıslanmasına izin veriyorum. "Cwén!" diye seslenip kızın geldiğimi fark etmesini sağladım. Bir anda belirip rahatsızlık vermek istemem. Yanına gelip sığındığı yere eğildim yağmurdan kaçmak adına. "Ben.." dedim diz çökmüş bir şekilde kızın yüzüne bakarken. "Raporları okudum. İyi misin?" Kızın yüzüne daha dikkatli baktığımda yaralarını fark etmemle endişemin artması bir oldu. Gözlerim şokla açıldı. "Şu haline bak! Cwénhild!" sitem eden bir şekilde yüzüne dokunmak için hamle yaptım.[/justify]

118
Birleşik Krallık / Ynt: Evrak İşi
« : 05 Ekim, 2021 23:48:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Ayakkabı:

İçinde maktülün ayaklarının olduğu eski püskü botlar. Sol tekinin önü açılmış, içinden mavi sarı çizgili çoraplar gözüküyor. Maktülün kulübesinin arka bahçesinde, çimlerin üstünde yan yana duruyorlar. Aralarında 24 cm mesafe var. Üstü kanla kaplı-


Elinde kahve bardağı ile yanıma gelen ofis arkadaşım kalçasını masama yaslayınca tüy kalemin sayfayı bozmaması için üstün bir çaba harcamak zorunda kaldım. "Sigara molası?" dedi sakince. Tüyü sayfanın yanında duran mürekkep şişesine bırakıp arkama yaslandım. Gözlerim ağrıyordu odaklanmaktan. Gerilerek "İyi olur gerçekten." dedim. Sandalyemin kollarından destek alıp ayağa kalkmadan önce masamın sol tarafındaki çekmeceden tütünümü aldım. Meslektaşımla birlikte ofisin mutfak bölümüne geçip tüttürmeye başladık. Bakanlıkta herhangi bir sigara kuralı yoktu. Bu yüzden istediğimiz her yerde içiyorduk.

"O dosyadan bir şey çıkmaz biliyorsun değil mi?" dedi arkadaşım. Bana bunu diyen kaçıncı kişiydi kim bilir? Gözlerimi devirdim. "Ciddi söylüyorum. Boşa zaman harcıyorsun. Tüm bu titizlik, uğraş... McGillan, daha dün sana soylu safkan ailelerin dosyalarını vermek istediğini söyledi."

Bir anda böyle ilgi çekici bir cümle kurunca "Öyle mi dedi gerçekten?" diye sordum sesimin tonunu ayarlayamadan.

Adam kafasını salladı olumlu anlamda. "Sen ne yapıyorsun peki? Aklını kaçırmış bir adamın dosyasına kafayı takıyorsun."

Dediğini umursamayarak "McGillan neden bana o dosyaları vermek istiyor ki?" diye sordum. Tütünün dumanı konuştukça ağzımdan çıkıyordu. "Herkes o dosyaların peşinde. Görevlendirsin işte birini."

"Adam seni seviyor Carter." dedi omzunu silkerek. "Güveniyor. Safkanlardan çevre yaparsın işte. Aptallık etme, sal şu dosyayı."

İç çektikten sonra sarmayı ağzıma götürüp bir nefes çektim derinden. Doğal olarak kalın çıkan bir sesle, "Ben bırakırsam kimse bu dosyaya bakmaz." dedim.

Adam gözlerini belertti ve "Ne desem boş..." dedi.

Molam bitip tekrar dosya başına oturunca o gece tuttuğum notları temize geçirmeye devam ettim. Kafam karışmıştı ne yalan söyleyeyim. Oldum olası insanların beklentilerini karşılamayı, sayılıp sevilmeyi, uyum sağlamayı çok severim. Daire başkanı McGillan'ın beni insanların yanında övmesi harika bir durum. Harika bir durum ama... Dediğim gibi eğer ben bakmazsam bu dosyalara, kimse bakmaz. Bir katilin cezasız kalmasını asla istemem. Herkes safkan çevre ister. Herkes temiz iş ister. O yüzden ben bakmalıyım bu tarz şeylere. Kimsenin uğraşmak istemediklerini en doğru, en adil bir şekilde halletmeliyim.

Dosyamı bitirmeden bir gün önce Dale Swanson'ın kız kardeşi geldi daireye. Dosya ile benim ilgilendiğimi duyunca masama çiçek ve çikolata getirip ağlamaya başladı. Ağabeyinin durumundan ötürü Bakanlık'ın ilgilenmeyeceğini düşündüğünü, ben ilgilendiğim için nasıl mutlu olduğunu, bir çiçekçi dükkanının sahibesi olarak ne zaman istersem bana çiçek konusunda yardım edeceğini söyledi. Her cümlesinde teşekkür ediyor olması hem ofistekileri yanımıza toplamıştı. Hem de beni felaket gaza getirmişti. Kadınla olan sohbetimde ağlamamak için kendimi tutsam da bir ara baya baya birlikte ağladık kadınla. Deli bir kardeşe sahip olmanın nasıl bir şey olduğundan bahsediyordu. Kadın gittiğinde ofistekilerin aralarında "Zavallı kadın." dediğini duydum.

"Takipsizlik verilecek."

Benim bildiğim adalet bu değil. Benim içimdeki adalet bu değil... Barış içinde, ayrımsız, eşit bir şekilde ilerleyecek adalet bu değil. Muggle olsun, büyücü olsun, deli olsun, dahi olsun, çocuk olsun yaşlı olsun... Hepsinin hakkı olmalı. Bakanlık gereksiz yerlerde katı kurallara sahipken madalyonun diğer tarafında o kadar esnek ki... O kadar yanlış geliyor ki, içime sindiremiyorum bunları. Gece uykularım kaçıyor o zavallı varlıkları düşününce...

Bu böyle gitmez diyorum.
Bu böyle gidemez.
[/justify]

119
Birleşik Krallık / Evrak İşi
« : 04 Ekim, 2021 04:58:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1845
Nisan

[justify]Gecenin bir vakti, evime gelip beni olay yerine götüren çaylak seherbaz ile birlikte şehirden uzak, pek ıssız bir yerdeki tek başına duran kulübeye doğru yürüyordum. Üstüme giydiğim ceket cisimlenmenin etkisi ile biraz yamulduğu için yakalarını düzeltirken "Olay ne zaman gerçekleşmiş Bright?" diye sordum yanımdaki genç adama. "10 sıralarında." cevabını verince düşünceli bir tavırla "Kim bulmuş?" dedim. "Bilinmiyor. İşaret veren kişiyi bulamadık." Düşündüğümü belli eden bir ses çıkardım. Ortamda oluşan sessizliği hiç sevmediğim için de "Eee, seherbazlığa alışabildin mi?" diye sordum çocuğa kravatımı da düzeltirken. Bürodaki konularla ilgili hafif bir sohbetten sonra kulübeye ulaştık. Etrafta bakanlıktan bir sürü büyücü gezinirken bir bir hepsine selam veriyor, hal hatır soruyordum. Bir tanesinin kahve teklifini de memnuniyetle kabul edip küçük bir bardakta sıcak kahve alıp tütün + kahve keyfi yaparak kulübenin arkasına doğru ilerledim. Yetkili seherbazlardan Hoffman beni gördüğü gibi "Carter!" dedi sesli bir şekilde. Ağzımdaki sigarayı sağ elime alıp "Hoffman!" diye aynı şekilde karşılık verdim. Kollarımı iyi yana açıp sigaramı da kahvemi de adamın üstüne değdirmemek için sadece kafamı omzuna yaklaştırdım. O da bana sarıldı 2 saniyeliğine.

"Nasılsin, oğlun sorun çıkarmayı bıraktı mı Hogwarts'ta?" diye sordum doğal bir şekilde. Adamla birlikte kulübenin arkasındaki incelenmiş yerlerden geçerken bir yandan da kahvemi içiyordum.

"Yok ya!" dedi Hoffman. Oğlu geceleri dışarıda gezdiği için biraz torpil arıyordu en son. Ceza almasını istemiyordu doğal olarak. "Yasak orman cezası bu hafta. Eğer bir şey bulamazsam çocuğun canını tehlikeye atacaklar." dediğinde gülümseyerek "Doğru söyle, Hogwarts zamanında kaç kere ormana gittin?" dedim.

Hoffman bana anlık bir bakış attıktan sonra kahkahayı bastı. "5'ten fazladır!" dedi.

"Ve ölmedin." dedim.

"Ailemin endişesini anlıyorum şu anda. Sen kaç kere gittin?"

"Hiç."

"Şaka mı? Bir Gryffindor ormana nasıl girmemiş olabilir? Cezaya da mı kalmadın?"

"Cezaya kalmış olsam Seherbaz olurdum. Gördüğün gibi daire çalışanıyım."

Güldük birlikte.

Bir ayakkabının yanına geldiğimizde içindeki kemikleri görünce kafamı çevirdim yüzümü ekşitip. Hoffman hala gülüyor, "Mide gerektiriyor bu işler Carter. Dayanamayacaksan başkasını çağıralım." diyordu.

"Yataktan kalkıp kemik görmek isteyen birini bulursanız evet, çağırın." dedikten sonra kahvenin geri kalanını fondipleyip tekrar baktım ayakkabılara.

"Adam ölmüş." dedi Hoffman.

"Hadi ya?" dedim dalgın dalgın. 

Gülümseyerek devam etti. "Buharlaştırılmış."

Düşünceli bir ses çıkarıp sigaramı ağzıma koyup eğildim ayakkabının yanında ve incelemeye başladım iğrenç görüntüyü. "Kimmiş?" diye sordum.

"Dale Swanson."

Tanıdığımı belli eden bir ses çıkardım. Burada yaşadığını bilmiyordum. "Meczuptu."

"Meczup mu?" Yanıma eğildi Hoffman. "Carter şöyle konuşmana uyuz oluyorum. Deliydi işte. Kafadan çatlaktı."

"Kimseye zararı yoktu." dedim rahatsız bir ses tonu ile. Rahatsız olmamın sebebi Hoffman değildi. Sigaramı elime alıp dumanını üfledim sakince. Sonra da "Takipsizlik verilecek." diyerek Hoffman'a rahatsızlığımı belli ettim.

Adam dizlerinden destek alarak ayağa kalktı. Ellerini cebine sokup karanlıktan çok ilerisi gözükmeyen ormana doğru gezdirdi gözlerini. Nefes alışverişinden duman çıkıyordu. "Sadece evrak işi yapılmasının yeterli olduğunu söylediler." dedi. "Yaptırımdan birini çağırın dediler, ben de seni çağırdım. Anlarsın ya. Sadece evrak işi yapacak birini..."

Kafamı kaldırıp baktım Hoffman'a. Ardından gülümsedim. O da bana bakıp gülümsemişti. Birbirimizi anladığımıza emindim. Ayağa kalktım ben de. "Sadece evrak işi..." diye tekrar ettim söylediğini.

"Evrağa koyulacak şeyleri göstereyim istersen." dedi imalı bir şekilde.

"Göster arkadaşım." dedim. "Göster."
[/justify]

120
Quidditch Sahası / Ynt: Çiçek Kadar Narin, Su Kadar Haşin
« : 04 Ekim, 2021 03:54:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

[justify]Cümlelerimi söylediğimde beklediğim tek şey Cwen'in derin bir nefes alıp sakinleşmesiydi. Kesinlikle ondan bir gülümseme alsam çok daha mutlu olacağım gerçeğini reddetmiyorum. Sadece sorun çıkmasını istemiyorum. Özellikle takımımdaki yakın arkadaşlarım ondan hoşlandığımı biliyorken, sorun çıkarmasına izin verirsem onu kayırdığımı düşünmelerinden korkuyorum. Sevdiğimi korumak en büyük hakkım ancak herkese eşit yaklaşmalıyım. Beni kötü tanımalarını asla istemem. Orta yolu bulabileceğimi düşünüyordum cümleleri kurarken ancak karşımdaki kızı daha da sinirlendirebileceğimi asla düşünmemiştim. Her zaman övündüğüm bir şeydir insanların duygularını anlamak ve ona göre davranabilmek. Cwenhild beni her seferinde şaşırtmayı başarıyor, ne yaparsam ters bir tepki veriyordu. Yine de... Bu cümlelerimin karşılığı bir süpürgenin kafama vurulması olmamalıydı. Acı ile "Ah! Dur!" diye bağırıp sırtımı dönsem de bu sefer sırtıma daha hızlı vurdu hoşlandığım kız ve süpürge aynı kalbim gibi kırıldı. Arkadaşlarım araya girmese, süpürgenin kırılmış ucunu sırtıma saplayacağından öyle eminim ki. Yine de içimden sadece sinirli olduğu için yaptı diyordum kendime. Sinirli olmasa yapmazdı. O kötü biri değil. Kızı kenara sıkıştırıp üstüne yürüyorlarken omzumu tutarak döndüm. "Sorun yok!" dedim onlara da. "Rahat bırakın kızı. Konuşarak çözebiliriz." Cümlelerim Cwenhild'in küfürlerinin üstüne çıkamadı bile. Hala Euguene'e bağırıyor, elindeki sopa ile çevresindeki kişileri kendinden uzak tutmaya çalışıyordu. Sırtım deli gibi acıyor olsa da kendimi değil, ortamı düşünüyordum. İnsanları sakinleştirmem gerekiyordu.

Bir anda Cwenhild'in herkesin arasından aşırı isabetli bir şekilde attığı sopayı fark etmem ile, hiç düşünmeden yana doğru atlayıp ellerimle yüzümü korumam bir oldu. Euguene'in önüne geçtiğim için dik bir şekilde sağ koluma gelen sopa, paramparça oldu. Bu kız bludgerlara aşırı bir güçle vuran biriydi. Attığı sopanın yüksek bir ivmeye gelmesi çok doğaldı. Bu sopa Euguene gibi zayıf cüsseli birine gelirse gerçekten kötü olabilirdi. Ancak... Önüne atlamak çok da iyi bir fikir değildi sanki. Kollumda aşırı bir acı ve elimi hissetmemem ile devam eden korkunç anı yaşamak için öne doğru eğilip sol elimi koluma bastırdım. Çevreme gelen insanlara hala "İyiyim... Sorun yok..." demeye çalışıyor ancak nedense boğazımdan ses çıkmıyordu. Üstelik sopayı karşıladığım gibi soyunma odasına giren Gryffindor Bina Sorumlusu da yanımda bitmişti. "Carter!" diye cikledi kadın. "Bu halin ne? Sırtındaki izler ne? Neler- Kim yaptı bunu?"

Bu cümlelerin ardından tüm Gryffindor takımı aynı anda Cwenhild'i gösterdi.
Ah benim üzümlü kekim...

[/justify]

Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9