17 Nisan, 2026 08:56:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Bartemius Rosier

Sayfa: [1] 2
1
Seherbaz Büro / Ynt: Anılar konuşur mu ?
« : 04 Haziran, 2023 15:29:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yapboz parçaları tek tek yerine koyulup resim yavaş yavaş oluşmaya başlaması gerekiyordu genç büyücünün ne olduğunu anlaması için. Görüntüleri görmüştü yeteri kadar ve neler olduğunu anlamaya çalışıyordu büyücü. En azından neden küçük cadı böyle bir şey hatırlıyordu. Peki ya o adamlar kimdi, gencecik kadının ölümüne neden olup küçücük kızın anılarıyla oynayanlar. O yaşlı adamın adamları olduğu zaten çok belliydi. Peki ya kadın ile küçük kız neden kaçıyordu, yaşlı adam neden onların peşindeydi. Kadın belki de kocasına geri dönecekti çünkü küçük kıza babasının geleceğini söylemişti belki de o yüzden gelmişti fakat yaşlı adam yerini öğrenince peşinden gelmişti. O kadar çok soru vardı ki o kadar çok neden. Annesini kendisi öldürdü diye biliyordu küçük cadı oysa ki hem annesi hemde kendisi masumdu görünür de. Şu sıralar ortalığı karıştıran adamın büyüsüne maruz kalmıştı küçük kız. Daha çok küçükken yerleştirilmişti bu zihnine belliydi. Kim bilir ne kadar acı çekti diye düşündü büyücü. Kandırılmak en büyük acıydı en azından bunca şeyi yaşadığını bildiğin ve suçluluk duyduğun zaman. Kendine onca sene kızarsın, acı çekersin yada intikam içinde koşarsın ama daha sonra asıl gerçekleri öğrenirsin işte bu insanın içini yiyip bitiren yegane gerçektir.

Cadının neden anıları değiştiğini bilmiyordu büyücü, zavallı kadını öldürenler küçük cadıyı bulmuş ve tüm suçu onun üzerine atmıştılar. Temiz iş kimse bir şey anlamayacak ve suçlu her zaman yanı başında duracaktı. Kimse küçük cadıyı suçlamayacaktı küçük cadı ise bütün hayatı boyunca bununla beraber yaşayacaktı. Adrasın her işini başka birilerinin üstüne atıp kendini temize çıkardığını duymuştu. Gerçi sadece bu anıyı görmüştü ve işini nasıl yaptığının bazı parçaları eksik olsa da biraz olsun anlamıştı. Anıların daha derinine inmek istedi cadının ama yapamadı bir şeyler onu geri itiyordu. Büyücü ne kadar ileri doğru gitmek istese de cadı onu gerisi geriye itmiş ve en sonunda kendisini büroda ki sorgu odasında bulmuştu. Cadının ona baktığını görüyordu, ince iki göz ona doğru bakıyordu ve yüzü zorlandığının göstergesiydi. Demek cadı zihinbend büyüsünün biliyordu ve anıları ile oynandığını anlamıştı. Büyücü derin bir nefes verirken küçük cadı ise nefes nefese ona nasıl der gibi gözlerle bakıyordu. Küçük cadının sesini duydu bu sefer, büyücü oturduğu yerden kalkıp cadının tam önüne bir sandalye çekti. "Bunun babanla alakası yok Lilith ilk önce sana onu söyleyeyim" dedi. Daha sonra cadının mimiklerine baktı, neden, nasıl diye sorguluyordu. "Evet sandığın yeteneğe sahibim" dedi. Genç cadının tek tek sorularını yanıtlarken. "Lilith, bak bana güvenebilirsin evet biliyorum kimseye güvenemeyeceğini bunun gibi anılar ile kimseye anlatamayacağını ama şu anılara bakılacak olursa hiç bir şey senin bildiğin gibi değil" diye ekledi büyücü. 

2
Seherbaz Büro / Anılar konuşur mu ?
« : 31 Mayıs, 2023 15:15:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Anılar, anılar aynı dipsiz bir kuyu gibidir. Küçük bir taş attığında o taş hiç bir zaman kuyunun sonunu bulamaz. Anılar değişebilir, unutulabilir hatta yok olabilir. Öyle anılar vardır ki bizi mutlu edip yüzümüzün gülmesini sağlarken kimileri de acı çektirir. Izdırabın eşiğine getirir bazıları da hayatımızın son bulmasına neden olur. Her anı güzel değildir, her anı mutlu değildir sadece kendimizi mutlu hissettirmek için kandırırız kendimizi o dipsiz kuyunun sonunu görebilmek için belki de insan bunları yaşayarak hayattan ders çıkarıyordur. Anıları ile birikmiş hatıralar ve buram buram kokan acılar.

Bulanık mavi küçük sıvının yaratabileceği güçtü bu işte. İlk baş her yer bulanıklaşmaya başladı sanki bir tünelden geçiyordu genç büyücü ama öyle karanlık ve yolunu kaybetmiş hissine kapılan tünellerden değil etrafa ışık saçan mavi ve beyaz renklerin ehenk içinde buluştuğu tüneldi bu. Kısa süre içinde tanıdık bir yüz gördü. Aslında pek tanıdık değildi ama yaşlı adamın kim olduğunu biliyordu sadece genç büyücü. Yüzü bulanıktı ama yine de tanımıştı onu daha sonra genç ve güzel Asyalı bir kadın gördü. Nasıl bir şeye bulaştığını bilmiyordu genç büyücü yada hangi anının içine girdiğine ama özel bir anıydı bu özel ve acılarla dolu. Kısa süre sonra küçük bir çığlık duydu büyücü, genç ve güzel kadından gelen. Acı dolu bir çığlık, kadının bir daha gözlerini açamamak üzere kapatacağı andan hemen önceydi. Sanki boş bir çuval gibi yere yığılmıştı zavallı kadın. Büyücü neler olduğuna anlam veremiyordu ama gördüğü şeyler o kadar gizli şeylerdi ki. Karanlığa gömülmüş anılar bir daha yüzeye çıkmaması gerekenler. Nasıl bu küçük şişenin içinde olabilirdi ki bu anılar nasıl bura da bulunabilirdi. Kaçak büyücünün anılarıydı bunlar, baskın yaptıkları evde bulunan bir kaç küçük şişenin içine gizlenmiş anılar. Şişelerin bir kaçı sağlamdı sadece ve çoğunun kayıp olduğu söyleniliyordu ve bir kaç kişi onları bulmak için harekete bile geçmişti. Bulunan şişelerde incelenmek için bürodaydı işte ve büyücü birisinin içine girmişti işte. İçine girdiği anıdan ayrılmaya çalışırken şişeleri gerçekten bulunması gerektiğini anladı genç büyücü.

Ne yapması gerektiğini bilmiyordu, gördüğü kadın arkadaşının eski karısıydı onu anlamıştı ve Lilith'in annesi. Kadının öldürüldüğünü biliyordu ama nasıl olduğunu şimdi görmüştü. Acaba Balian kadının öldürüldüğünü ne şekilde biliyordu yada küçük kız. Küçük kızın annesinin gözlerinin önünde öldürüldüğünü öğrenmişti Bartemius yani söylenenler o şekildeydi fakat şişenin içinde gördüğü sanki birkaç bir şey farklıydı. Genç büyücü bu olaydan şüphelenmeye başladı ne olduğunu arkadaşına anlatması gerekiyordu yada küçük cadının zihnine girmesi. Orada onun hatırladıklarının nasıl olduğunu bulması gerekiyordu.

Genç büyücü cadıyı diğer sorgu odasında bulmuştu. Etrafta kimse yoktu ama cadının neden orada oturduğunu bilememişti. Onla konuşur gibi yapıp belki zihnine girmeliydi belki de kendisini hiç fark ettirmemesi gerekiyordu. Genç büyücü ikinci seçeneği seçti, nede olsa ona yeterince yaklaşmış ama ona gözükmeyecek kadar da uzaktı. Hem görse bile seherbazlar buralarda dolana biliyordu ne diyebilirdi ki. Genç cadıya konsantre oldu büyücü, derin bir nefes aldı ve şişedeki anıyı düşündü daha sonra cadının zihninin içine girmek isteğini ve kısa süre içinde bunu başardı. Farklı bir yerdeydi ama şişenin içinde ki yerle aynıydı burası. Bir otel tabelası gördü ilk önce. Tabela okuyamadığı bir dilde yazılar vardı Asya dilindeydi. Cadının annesinin Koreli olduğunu hatırladı büyücü. Genç adam içeri girdi otelden ve merdivenlere yöneldi. Sanki bir şey onu kendisine doğru çekiyordu, bir odanın önünde durdu genç adam ve kapıya elini uzattı. Kapı sanki onu bir sis gibi içine aldı ve içeri girdi genç büyücü. Yavaş yavaş odalara bakınırken küçük bir kız gördü. Yatağın hemen ucunda oturuyordu ve yatağın da uzanan kadının bileklerini kesiyordu. Şişenin içinde görüğü kadın ile aynı kadındı bu. Büyücünün kocaman açılan gözleri küçük kızı izliyordu. Lilith'in zihninde ki annesinin ölümü onu kendisi öldürdüğü şeklindeydi ama şişenin içinde ki çok farklıydı. Öldüren lanet ile ölmüştü genç cadı. Zaman aynıydı, mekan aynıydı ama ölüm şekilleri farklıydı. Genç cadının anıları değişmişti yada değiştirilmişti kendisinin öldürdüğünü zannediyordu annesini. Belki de o büyücü suçu küçük cadıya atmak için yapmıştı bunu. Her bir parça tek tek yerine oturuyordu artık büyücünün gördükleri ile.

3
Sihir Bakanlığı / Ynt: Greath d'Ibelin
« : 27 Mayıs, 2023 20:31:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kurtların temsilcisi ona katıldığından belli belirsiz bir şekilde gülümsemeye başlamıştı Bartemius, fakat kendisini izleyen gözlerin farkında olduğundan olabildiğince hızlı bir şekilde gülümsemesini silmiş, bütün ciddiyeti ile Richie'nin konuşmasını dinlemeye başlamıştı. Genç adam konuştukça içinde çenesini sıvazlama isteği büyüyordu, daha doğrusu sakalını düşünceli bir şekilde ovma isteği, fakat artık bir sakalı olmadığından kendini tutup dinlemeye devam etti. Bir açıdan haklıydı genç adamın söyledikleri, fakat bir yandan da Baş seherbazın mevkisini de askıya almak istemesi garipti. Soruşturmayı başka birinin yürütmesini belki isteyebilirdi, fakat mevkisini indirmek... Sarı gözleri yavaşça iki adam arasında gidip geldi, ikisinin birbirlerine bakışlarında bir kıvılcım yakalayınca düşünceli bir ses çıkarmamak için dilini ısırmak zorunda kaldı. Bir yandan, Richie'yi severdi. Aslında konsey başkanının o olmasını istemişti. Diğer yandan Balian'la da iyi ilişkiler kurmak istiyordu konumu yüzünden. Dikkatli davranmak gerekiyordu bu noktada, her söz, her mimik önemliydi. Yavaşça dudaklarını yaladı Bartemius. "Kuşkusuz eğer davayı da Balian yönetecek olsa mevkisini askıya alırdık Richard, fakat soruşturma konusunda ona güvenebileceğimizi düşünüyorum, akrabası olduğundan Adras'ın suçlarını örtmeye çalışacak olsaydı en başından delillerle önümüze çıkmazdı. Şimdiyse Adras'ın yöntemlerine en aşina olan deneyimli seherbaz Balian, onu bu soruşturmadan almak bizim açımızdan kötü bir hamle olabilir." dedi sözlerinin başında Richie'ye baktıktan sonra bakışlarını baş seherbaza çevirip ona bakmaya devam devam etmişti. Ancak sözlerine tekrar başlarken yeniden Richie'ye döndü ve hafifçe gülümsedi. "Her şey mahkeme salonuna taşındığında soruşturma daha derin bir hal alacak, her şey eminim ki ortaya çıkacak, endişelenmeye gerek yok. Ancak suçluyu yakalamak için onu en iyi anlayana- pardon, tanıyana güvenmeliyiz." diyerek güven verici bir şekilde gülümsedi. Üstü kapalı bir şekilde genç adama söylediği şey açıktı, eğer Balian'da büyük amcasına uyarak bir şeyler yaptıysa bu soruşturma sırasında açığa çıkardı. Yine de fazla üstü kapalı konuşmuş olma ihtimaline karşı toplantıdan sonra Richie ile konuşmalıydı. Tercihen Balian'la biraz yakınlaşıp anlaşıp anlaşamayacaklarını gördükten sonra. Sonuçta eğer anlaşamazlarsa soruşturma dönemi orada olmaması gereken bir delili ekmek için güzel bir zamandı.


4
Sihir Bakanlığı / Ynt: Greath d'Ibelin
« : 22 Mayıs, 2023 20:51:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bartemius keyifsiz denebilecek bir şekilde toplantı odasındaki koltuğuna kurulmuştu. Ani toplantı haberi onu fazlasıyla zorluğa sokuyordu, çünkü bir kaç saatliğine hareketsiz oturmasının nedenini sevgilisine açıklayamayacağından bu soğukta dışarı çıkmış, bir bankta oturuyordu gerçek bedeni aslında ve ilizyondan oluşan yaşlı bedeni titreyemese de gerçek bedeni titriyordu hoş olmayan bir şekilde. Yine de alınan haberler oldukça ilginçti. Konseyde gözünün tutmadığı, kendine tehlike olarak gördüğü tek insan sonunda bir kabahat işlemişti. Üstelik bunu şahitlerin önünde yapmıştı. Adamın baş seherbaz olan yeğeninden gelen mektubu açtığında dakikalarca kıkır kıkır gülmüştü bu yüzden toplantı acil olmasına, kendisi yapmak zorunda olduğu ayarlamalar yüzünden daha da acelede olmasına rağmen. Bir yandan o konuma kadar gelmiş bir adamın şimdi böyle boş bulunması ilginçti, diğer yandan neler olduğunu az çok tahmin edebiliyordu Bartemius. İlk olarak konseye girmişti adam, bu büyük ihtimalle az da olsa kendini koyvermesine, rahatlamasına neden olmuştu, oysa onlar gibi adamlar hep diken üstünde oturmalı, hep yedek planın yedeğinin yedeğini yapmalıydılar. İkincisi ise yaşlanmıştı, belki bir nokta da bunu kabahati bilerek, tam olarak bilerek olmasa da bilinç altında bir yerde bilerek işlemiş olabilirdi sonunda gözlerini yummak yada her şeyi sonlandırmak için. Tabii baş seherbazlarının gerçekten canla başla çalışmış yetenekli bir adam olması ihtimali de vardı. Bu durumda hem ekstra dikkatli olmalı hemde adamla biraz yakınlaşması gerektiğini düşünüyordu Bartemius odaya giren genç büyücüye bakarken. 'Balian d'Ibelin' diye içinden tekrar geçirdi adamın adını belli belirsiz bir şekilde gülümseyerek, gülümsemesine neden olan şey hem bir zamanlar kendisine de verilmiş olan isim, hemde seherbazın kravatının ucunun katlanmış olmasıydı. Genç adamın konuşmasından dolayı istemsizce kaşlarını kaldırdı sarı gözlü büyücü eline aldığı dosyayı üstün körü bir şekilde incelerken. Konuşme şeklinden Adras d'Ibelin yüzünden çok şeyler çektiğini hissedebiliyordu insan, dava ilerledikçe bir kısmını öğrenirdi büyük ihtimalle, fakat bazı şeyler her zaman kapalı kapılar arkasında, aile içinde kalacaktı kaçınılmaz bir şekilde.

Üstün körü bir şekilde incelediği dosyayı yavaşça masanın üstüne geri bıraktı Bartemius, kırışmaya başlamış uzun parmakları ellerini dosyanın üstünde birleştirdi yavaşça. Dosyayı gerçekten okuyup olayın gerçekliğinden emin olmasına bile gerek yoktu, eğer iç güdülerinin tehlike olarak algıladığı bir adamdan kurtulma şansı varsa bunu kullanacaktı. Balian'ın sözleri bitince diğer konsey üyelerine şöyle bir baktı Bartemius, dosyalarını yeterince incelediklerine emin olunca da boğazını temizledi. "Gördüğüm kadarıyla durum açık, iki ayrı insanın şahitliği somut kanıt demek oluyor bildiğiniz gibi. Protokol kurallarımıza göre bu Adras d'Ibelin'in Konsey üyesi makamını geçici olarak askıya almamız için yeterli bir neden." diyerek itiraz alıp almayacağını görmek için diğer üyelere kısa bir bakış attı devam etmeden önce. "Ben oyumu Balian'a tam yetki vermekten yana kullanıyorum. Görebileceğimiz gibi kendisi bu operasyonu uzun zamandır planlayıp yönetmiş ve şu an başarıyı yakalamaya, sistemimizi temizlemeye çok yakın. Adras d'Ibelin'in makamı kanıtlar doğrultusunda geçici olarak alınmışken normal bir vatandaş gibi göz altına alınıp yargılanmalı. Bunun içinde ne gerekiyorsa yapılmalı ve bence bu konuda baş seherbazımıza güvenebiliriz." sözleri bitince aklına Balian'ın Adras'ın makamının tam olarak alınması hakkında söyledikleri geldi. "Adras d'Ibelin yakalanıp mahkemesi sonlanana kadar makamının düşürülmesi protokol dolayısıyla kesin olamaz, mahkeme sonlanana kadar yeni bir üye için de seçim başlatamayız. Fakat sizin en kısa sürede onu yakalayıp topladığınız delillerle mahkemeyi de kısa zamanda sonlandıracağınıza güvenim tam Bay d'Ibelin." dedi Balian'a hitaben ve diğer üyelere döndü tekrar. Sarı gözleri nazik bir sorgulamayla bakıyordu diğerlerini ona katılmaya davet eder gibi.

5
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« : 18 Mayıs, 2023 17:28:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc şifacı:Steven Kim

Bir Ekim akşamı hastahane başlayan kargaşa, büyü dünyasında bir şeylerin yolunda gitmediğinin göstergesiydi. Her ne olduysa sonu hastahaneye uzanacak kadar gürültülü bitmiş olmalıydı. Steven sıradan hastalarla uğraşırken çevreye yayılan söylentileri duyunca, merakından dolayı hastahaneden biraz geç çıkmaya karar vermişti. Stajerlik günlerinin her biri ayrı maceralı geçiyordu tabi ama ufak tefek şeylerdi hep. Duyduklarına bakılırsa, konsey üyelerinden birisinin yol açtığı bir kazanın kurbanı getirilmişti hastahaneye.  Bu cidden büyük bir olay gibiydi ama sadece söylentilerden ibaretti tabi. Abisinin kesin haberi olurdu ama onun ağzından kelimeleri cımbızla çekmeye çalışmak yerine, kendisi bir şeyler öğrenmek istemişti.

Büyü hasarı bölümüne getirilen birçok büyücü vardı. Giyimlerine bakılırsa koruma oldukları çok açıktı. Çamura bulanmış pelerinlerinin altında ki koyu renk takım elbiseleri hepsini tek bir fabrikadan çıkmış gibi gösteriyordu açıkçası. Sanki topluca savaşa girmişler gibi hepsinde aynı türden yaralanmalar mevcuttu.  Ama hiçbiri ölümcül derecede yaralanmışa benzemiyordu, sadece durmadan inleyen yarasaları andırıyorlardı. Steven, gelen bu toplu yaralanma vakası ile ilgilenen şifacıların ağızlarından laf almak için peşlerinde dolanıyordu. İksir şişelerini, gerekli ilaçları getir götür işlerinde yardımcı oluyordu bu sayede. "Bunlar basit saldırı veya savunma hasarı almışlar. Asıl yaralanan bizim bakanlığın çalışanlarından, yani seherbazlardan biri olabilir. " Steven aralarında konuşan iki şifacıya dikkat kesilmişti, duymaya değer şeyler söyledikleri belliydi "Gelen kişi kimse tam göremedim ama kıyafetlerine bakılırsa, çok kan kaybetmiş. Eşya kazaları bölümüne götürüyorlardı, her ne geldiyse başına." sonunda öğrenmek istediği bilgiyi öğrendikten sonra büyü hasarı bölümüyle olan işini bitirdi. İçine korku düşmüştü yaralanan kişinin bakanlıktan olduğunu duyunca.  Bakanlıkta çalışan bir sürü sevdiği insan vardı; abisi, Lilith yada onun babası olabilirdi yaralanan kişi. Hızlı adımlarla ilerlerken, Lilith'in başına bela açma potansiyelinin ne kadar fazla olduğunu bildiğinden, kendisini kötü bir manzaraya alıştırmaya başlamıştı bile. 1. kata indiğinde, şifacıların telaşla etrafta koşturduğu koridora doğru bir bakış attı.  Tam içeri girecekti ki, koridorda bekleyen iki tane genç seherbaz önünü kestiler. Bu katta çalışan şifacılar haricinde girişler yasaktı. "Orada ki benim bir yakınım olabilir, izin verin bir bakayım." dedi ama büyücülerin ikna olmaya pek niyeti yok gibiydi. Kesin emir aldıklarını ve kim olursa olsun izin vermeyeceklerini söylüyorlardı. "Baş seherbaz, benim babam gibidir. Bakın kim olduğunu öğreneyim, sonra hemen çıkacağım söz." diyerek şansını zorladı son kez ama aldığı tepki "Tabi tabi bay d'Ibelin, benim de öz amcam gibidir." olmuştu. Büyücüler kendi aralarında gülüşürken, Steven yüzünü buruşturmuştu bu iğrenç espriye "Bay d'Ibelin burada olmadığı sürece kimseyi içeri alma lüksümüz yok, büyü hasarı stajyeri. Şimdi kaybol!" çaresiz evin yolunu tutacaktı. Ama içini rahatlatan bir bilgi almıştı, bay d'Ibelin hastahane de değildi. Kızına bir şey olmuş olsa, hastahanede olurdu muhakkak. Abisinin tek parça olduğunu da eve gittiğinde öğrenecekti zaten.

Bir sonraki sabah

Sabah gazetelerde dün hastahaneyi birbirine katan olay hakkında kayda değer hiçbir bilgi yoktu. Bakanlık, her ne olduysa, dışarıya bilgi sızmaması için uğraşıyordu ve başarıyordu belli ki. Abisinin bir şeylerden haberinin olduğu çok açıktı, fakat tabi ki ağzını bıçak açmıyordu işine sadık olan büyücü. İşlerinin yoğun olduğunu söyleyip, evden çıkmıştı. Steven'da, bilgi alacağı en iyi yerin hastahane olduğunu bildiğinden kahvaltıyı erkenden bitirip evden çıktı. Zavallı anne bayan Kim ise acelesi olan oğullarının, işlerine olan bağlılığı ve çalışkanlığı ile gurur duymakla meşguldü. Kahvaltılarını yarım yamalak yapan evlatlarına üzülüyordu tabi.

Merdivenlerden çıkarken, birinci kata geldiğinde duraksadı ve koridora bakındı. Yine o gıcık genç seherbazlar tarafından korunuyordu ve kuş uçurtmayacakları, ellerinde hazırda beklettikleri asalarından belliydi. Biraz torpil bulmadığı sürece, içeri girmesi imkansızdı. Steven'ın geldiğini gören seherbazlar, birer koruma misali hemen koridorun girişinde yerlerini aldılar. Bakışlarıyla konuşup, Steven'a buradan gitmesini söylüyorlardı resmen. Başını Koreli usulü selam vermek üzere hafifçe eğip selam verdi ve "Kolay gelsin." dedikten sonra kendi katına çıkmak üzere merdivenlere yöneldi tekrar. "Steven!" diyen tanıdık sesi duyunca, heyecanla açılan gözleri ile birlikte başını çevirdi koridora doğru tekrardan. Lilith ona seherbazların koruduğu koridorun ilerisinden seslenmişti ve şimdi de hızlı adımlarla yanına doğru geliyordu. Aradığı torpil ayaklanmış geliyordu. Seherbazlara doğru, zafer kazandığını anlatan bir gülümseme yolladı ve onların şaşkın bakışları arasında Lilith'e doğru ilerledi. İzin verip vermemek arasında kaldıkları için birbirlerine saf bakışlar atıyorlardı. "Lilith, seni gördüğüme sevindim." derken cadıya bakıyordu, ama bakışlarını birkaç saniyeliğine seherbazlardan o iğrenç espriyi yapana sabitledi ve "Baban iyi değil mi?" diye sordu. Onu gerçekten tanıdığını ispatlıyordu aklınca. Bu sırada hemen ayaklarının dibine, yeni tanıdığı bir baykuş tarafından, bırakılan bir mektup düşüverecekti. Kendi bölümünün baş şifacısının baykuşuydu, bayan Doukas'tan bir haber getirmiş olmalıydı. Meşgul olduğunda böyle haber yollardı. Seherbazların yanından ayrılıp, yaralının kaldığı odaya ilerlerken, Lilith olanları anlatmakla meşgüldü. Konsey üyelerinden bay d'Ibelin neden olmuştu demek bu kargaşaya, adamı gördükten beridir karanlık tarafını görebiliyordu Steven zaten. Pek şaşırmadı ama işlerin bu noktaya gelmesi, yaralananların olması büyük talihsizlikti. Mektubu açıp okumayı da ihmal etmedi tabi. Baş Şifacı, Steven'dan yaralanan arkadaşı Nora Gray'i ziyaret etmesini istiyordu. Meşgul olduğu için arkadaşını göremeyen cadı üzülmüş ve yerine Steven'ı seçmişti kontrol etmesi için. Genç stajyer sevinmişti baş şifacısının ona duyduğu güveni tecrübe edince. Lilith ile birlikte içeri girdiler, yaralanan ve kendine gelmek üzere olan cadıdan ifade alma işini stajyer cadı yapacaktı. Lilith epeyce mutlu görünüyordu ilk ifadesini alacağı için.

Çok geçmeden içeri girdiklerinde, odada yatan kadını hemen tanıdı. "Ah.. Bayan Doukas ile malzeme alışverişinde karşılaştığımız cadı bu." dedi. İçeride bekleyen, yaşça biraz daha büyük ve tecrübeli, seherbaz olduğu mimiklerinden bile okunan adama döndü Steven. O da bayağı endişeli görünüyordu. O yüzden soru sormaya çekindi. "Neler olduğunu biliyor musun tam olarak? Nasıl bu hale geldi ?" diye fısıldayarak sordu Lilith'e. Genç cadı fısıldamaya gerek duymadan bizzat tecrübe ettiği olayları anlattı. Cadıya kurulan tuzak sonucu, yüksekten bir demirin üzerine düşmüştü. Ölmediği için şanslıydı. Sonra baygın yatan kadının dudaklarından bir isim dökülecekti. Lilith'i memnun etmeyen bu sayıklama, cadının suratını hemen düşürmüştü. Babasını kimseyle paylaşma niyeti olmamıştı zaten. Bayan Gray, çok geçmeden uyandığında şaşılacak şekilde çevresindekilerle şakalaşmaya başlamıştı bile. "Ucuz atlattınız bayan Gray ama evet iyileşeceksiniz. Umarım o zamana kadar sizi burada tutabiliriz." dedi görevli bir şifacı edasıyla Steven. Yatağın baş ucunda duran, hastanın kayıtlarının tutulduğu kağıtların olduğu dosyayı eline aldı ve biraz baktı. "Burada çokça dinlenmeniz gerektiği yazıyor. Bir de unutmadan, bayan Doukas meşgul olduğu için gelemedi. Onun yerine buradayım ben. Ona iletmek istediğiniz bir şey varsa söyleyin lütfen, benden mektup bekliyor durumunuzla alakalı olarak." dedi. Burada işlerin karışık olduğu ve çözülmesi gereken durumların olduğu çok açıktı. Öğreneceğini öğrendiğinden, artık odadan çıkabilirdi gönül rahatlığıyla. "Geçmiş olsun bayan Gray, ben de staj yerime döneyim artık." dedi ve başıyla selamladı içerideki yetişkinleri tek tek. En son Lilith'e dönerek "İşinle duygularını karıştırma Lilith, sonra görüşürüz." dedi ve odadan çıktı.

6
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« : 27 Nisan, 2023 18:28:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Küçüklüğünden bu yana tam bir iyilik meleği olarak görmüştü çevresindeki insanlar onu. Ama aslında bu benzetme ile uzaktan yakından alakası yoktu onun. Kafası hep hinliklere çalışıyordu evet ancak bununla birlikte aşırı zeki olan Matthew bu zekasını nedense iyi şeyler yapmak için değil de düzenbazlıklar, dalavereler, yalanlar ve dolanlar için kullanıyordu. Düzenbazlık Tanrısı Loki'nin dünyadaki gölgesiydi sanki. Adras'ın sözleri işlemesi ve bir karara vermesi Matthew'ın kafasında bazı planların çoktan işleme geçmesi için yeteri kadar uzun sürmüştü. "Şimdilik bir şey bilmiyormuş gibi yapalım, o gün kadınında istediği gibi ikinci bir görüşme olsun. Tabi ayağımıza kadar gelen avımızı da avlamamak olmaz. O kadının o günden sonra bir daha nefes almamasını istiyorum." Düşüncelerinin gösterdiği paralellik Matthew'ın hoşuna gitmişti. Aklına ilk olarak Darren gelmişti ancak Darren'ın bu işi kabul edip etmeyeceğini bilmiyordu. Şu sıralar başka işlerle oldukça meşgul gibi görünüyordu. Yine de sormaktan dili aşınmazdı. Sandalyesinden yavaşça doğruldu. Ceketinin önünü ilikleyip çıkmak için hazırlanıyordu ki Adras'ın sözleri ile hafifçe kıkırdadı. Ciddi bir ortamda gelen ciddi ancak komik bir benzetmeydi bu. "Sanırsın Truva savaşlarındayız. Önce Helen sonra da bu kimliksiz Truva atı çıktı karşıma." Yerinde olan bu gönderme nedensizce keyfini yerine getirmişti Matthew'ın. Bu savaşın sonucunda her türlü karlı çıkmayı hedefliyordu. Kim bilir belki de elindeki kartları değiştirir ve hile yapardı. Vicdanı bunda herhangi bir sorun görmüyordu. Kapıdan çıkarken Adras'a geri döndü. "Kendinize iyi bakın. Bu aralar havalar çok sıkıntılı."


-SON-

7
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« : 27 Nisan, 2023 17:40:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Adras'ın sözleri içine işlemişti. İnsan gerçekten de bir şeyleri kaybetmeden anlamıyordu değerini. Matthew'da yaşamıştı buna benzer bir duygu durumu. Çok sevmezdi zamanında kendi köyünü. Bir kaç arkadaşı dışında kimsesi yoktu aslında. Ancak o gün alevler içinde görünce sahip olduğu her şeyi, işte o zaman değişmişti her şey. Bu sefer içinde acı büyümüştü. Sevmediği evini özlemiş, içinde bitmek bilmeyen bir pişmanlık yeşermişti. Büyük bir eksiklik ve intikam duygusu ile kaçmıştı oradan. Şimdi geri bakınca 13 yaşındaki o öfkeli gencin yerini kendi ayakları üzerinde durabilen bir adam almıştı. Korkak çocuğun yerini gözü kara bir insan almıştı. Adras'ın ders niteliğindeki cümlelerini kısa bir emir cümlesi takip etti. Ancak buraya gelme sebebi bu tablolardan daha önemliydi. Adras'da bunu merak ediyordu, bakışları bu merakı dışarı vuruyor ve Matthew'dan anlatmasını bekleyen gözlerle izliyordu.

Boğazını temizleyip bardağına tekrar viski doldurdu ve boğazından aşağıya midesini yakan içkinin inmesini bekledi. Öksürüp oturuşunu düzeltti ve söze girdi. "Hatırlarsınız, kısa süre önce bir gazeteci geldi." Biraz duraksadıktan sonra kadının buraya gelirken kullandığı ismi zikretti. "Elizabeth Handerson. Hatırladınız mı? Bugün torununuzdan bir mektup geldi. Bakanlığa alıştığını ve bir sorunu olmadığını söylüyor. Ancak mektubu önemli kılan şey bu değil." Mektubu eline alıp önemli kısmı sesli bir şekilde okudu. "Duyduğunuz gibi, Elizabeth Handerson sıradan bir gazeteci değil, ki büyük ihtimale bir gazeteci de değil. Balian ile olan görüşmesinin içeriğini bilmesem de bunun güçlü bir tahminle sizinle alakalı olduğunu söyleyebilirim." Mektubu geri masanın üstüne bıraktı. "Hakkında daha detaylı bir araştırma yaptım ancak kimliğin sahte olması çok muhtemel. Hakkında pek bilgi yok. Hikayesini doğrulayacak yaşayan bir şahit de bulunmamakta." Arkasına yaslanıp Adras'a düşünmek için biraz zaman tanıdı. Bu kadar konuştuktan sonra yaşlı adamın soluklanmak için zaman ihtiyacı vardı. Biraz bekledikten sonra iki kelime edip yeniden arkasına yaslandı. "Öldürtelim mi?"

8
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« : 26 Nisan, 2023 18:09:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Günü çok güzel başlamıştı. Güzel bir kahvaltı etmiş ve işlerin yolunda olduğunu kontrol etmişti. Geriye günlük posta kontrolü kalmıştı sadece. Baykuşların gelip mektupları teslim etmek için beklediği odaya girdi. Bugün çok fazla mektup yoktu ancak içlerinde öyle bir mektup vardı ki aklını başından alacak düzeydeydi. Elindeki zarfları birer birer açıp okuduktan sonra Alpheus'un imzasını taşıyan mektubu aldı. Adras'ın torunundan gelen bir mektuptu. Aralarında çok fazla mektup trafiği olmazdı bu yüzden şaşkınlıkla mührü kırıp okumaya başladı. Kelimeler su gibi akıp giderken mektupta yer alan bir isme takıldı. Elizabeth Handerson. Bu isim ona hiç yabancı gelmiyordu. Kaşlarını çatıp düşünmeye başladı. Sonra avucunun içiyle alnına vurup bir hışımla oturduğu yerden kalktı ve arşiv odasına gitti. Elizabeth Handerson. Bu isimle ilgili tüm dosyaları aratıyordu ancak eline geçen tüm dosyalar en fazla bir yıl eskisine dayanıyordu. Bir geçmişi dahi yoktu Elizabeth Handerson'ın. Gazeteci olduğunu konusunda söylediği tüm şeyler bir yalandı demek ki. Yumruğunu masaya vurup bağırdı. Kandırılmışlardı ve kandırılmak onun hoşuna ne kadar gitmiyorsa Adras'ın daha da gitmiyordu.

Adras'ın odasına doğru çabuk adımlarla ilerledi. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde bir kaç zaman önce bulduğu ressamın eserlerini Adras'a gösterme anı ile karşılaştı. "Matthew, ilgilenirsin." Yaşlı kurdun sesi ressamın ücreti ile ilgili mali işlerin halledilmesini söylüyordu. Ressama baktı. Adras'tan ürktüğü belliydi. Yaşlı kurt onu korkutacak bir harekette bulunmuştu demek ki. Soğuk bakışları ile ressamın içini deldi. "Dışarı çık." Sesi soğuk ve nefret doluydu. Ressam ikiletmeden dışarı çıktı ve kapıyı çekti. Adras bir sorun mu var dercesine bakıyordu Matthew'a. Elindeki mektubu alıp masanın üstüne bıraktı. Sonra arkasını dönüp resimlere göz gezdirdi. Adras mektubu okurken kafasını bu tablolara vermek istemişti. Bulduğu ressam gerçekten harika bir iş çıkarmıştı. Tablolar oldukça canlı ve parlak renklerle doluydu. "Kim bu Bay d'Ibelin?" diye sordu. Sorusuna cevap alamayacağını biliyordu ancak yine de merakına yenik düşmüştü. Oldukça güzel bir kadının tasviriydi bunlar. Adras'ın hayatındaki birileri olması gerek diye düşündü. Belki çok fazla kurcalamadığı özel hayatı ile ilgili biriydi. Eşi dostu belki de kızı. Ancak Adras'ın hikayesini pek bilmezdi. Sormaya cesaret de edememişti, aslında pek merak ettiği de söylenemezdi. Kendisine ve Adras'a birer bardak viski doldurup bir bardağı Adras'ın masasına koyup karşısındaki koltuğa oturdu. İçindeki bir anlık öfke yavaş yavaş dinmişti. Mantıklı şekilde düşünebiliyordu artık. Elizabeth Handerson isimli ziyaretçi büyük ihtimalle Elizabeth Handerson değildi ve gazeteci olduğu ihtimali de gittikçe azalıyordu. Mektubunu ilk aldıklarında kadın hakkında ayrıntılı bir araştırma yapmamıştı ancak nasıl olur da kandırıldığını bir türlü anlam veremiyordu. Oysa her adımlarını ayrıntılı bir şekilde planlarlardı. Özellikle de Matthew bu tarz işlerde şansa bakmaz, şansını kendi yaratırdı. Yine de bu hatayı yapmaları onlar için eğer geri dönüşü olan bir hataysa tecrübe olacaktı. Bardağındaki viskiyi bitirip şakaklarını ovuşturdu. Düşünmek başını ağrıtmıştı. Ellerini dizinde birleştirip Adras'ın ona cevap vermesini bekledi. O bir şey söylemeden bu konu hakkında hareket etmesi doğru olmazdı, edemezdi de. Cevabı beklerken bakışlarını yine tablolara çevirdi. İyi bir ressam bulabildiği için kendisiyle gurur duymuştu.

9
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 09 Nisan, 2023 16:36:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bartemius Rosier gibi bir adamsın nasıl zihinbend gücün yok lan!!! Pardon çok sinirlendim indirimler varken 3.seviye zihinbend istiyorum teşekkürler!!

10
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: FB - Bindik bir alamete!
« : 04 Nisan, 2023 22:56:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Seherbaz: Leonardo Ferguson

Genç büyücü elindeki sigarasını dudaklarının arasına götürdükten sonra derin bir nefes çekti içine daha sonra onu kül tablasında döndürdü. Arkasında ki camın küçük aralığından kaçan dumanlar kaybolup gidiyordu sonsuzluğa. Nora olsaydı kesinlikle büroda sigara içtiği için söylenirdi diye geçirdi içinden. Sabah onun garip yüz ifadesini görmüştü şimdi de ne o nede Balian ortalarda yoktu. Arkadaşlarının bu sıralar yoğun olduklarını biliyordu kendisi de gelen emirlere uyuyor arada bir turlamak içinde dışarı çıkıyordu. Bakışlarını kadının kardeşi olan adama çevirdi. Büroya geleli çok olmamıştı ama aralarında ki bu soğuk sessizlik ne zaman patlak vereceğini düşünüyordu. İki kardeş arasında ki savaşta arada kalmak istemiyordu genç adam. En azından büronun da kalmasını istemiyordu, genç cadının geçmişinde bir kardeşi olduğunu biliyordu hatta öğrencilik yıllarında öğrenmişti pek geçinemediklerini yaşları ilerlediğinde bunun hakkında pek konuşmamışlardı. Nora'nın aile hayatının çok karışık olduğunu biliyordu. Kardeşi ile aralarında ki ilişkinin de pek iyi olmadığını biliyordu şimdi büyücü buraya geldiğinde ise bunu daha net görebiliyordu. İkinci bir sigara yakacağı zaman Balian'ın yardımcısını gördü. Bakışlarını ona çevirdi genç adam. "Jacop ne bu halin neler oldu" dedi. Genç adam ona Balian'ın bir anda gittiğini ve Nora'nın tehlikede olduğunu söylemişti. Leonardo elinde ki paketi bir anda masanın üzerine bırakıp ayağa kalktı. "Ne demek tehlikede" masadan kalkıp bir kaç adım attı o arada Jacop olayı anlatırken Samuel'inde onları dinlediğini gördü. Leonardo baş seherbazın odasına doğru gittiğinde açık kapıdan gördü tek şey yerde duran mektuptu. Mektubu alıp okudu genç adam. O sırada arkasında gelen sesleri duyuyordu. Samuel'in yanında genç stajyer cadı da bulunuyordu. Cadı onlara babasının gittiği yeri neresi olduğunu söylüyor orayı bildiğini dile getiriyordu. Büyücü büroya gidip içeride ki seherbazlara baktı. Sayıca azlardı ama yine de hiç yoktan iyiydi. "Gitmemiz gerekiyor hadi"dedi. Sarışın kadın ilk baş Leonardoya baktıktan sonra karşı masasında oturan diğer seherbaza baktı. "Baş seherbaz tehlikede ve tabi Bayan Gray de hadisenize" dedi. Hızla büronun çıkışına doğru yöneldiler zaman kaybetmeden bakanlıktan çıkıp genç stajyerin rehberliğinde oraya gitmeleri gerekiyordu.

Kısa bir yolculuktan sonra büyük bir çiftliğe gelmişlerdi. Genç seherbaz elinde asasını hazır tutuyordu her ihtimale karşı. Neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı ama koskoca çiftlikte ve özellikle de konsey üyesinin çiftliğinde korumaların olduğunu biliyordu. Umarım genç değildir diye geçirdi büyücü içinden. Çiftlikte ilerlerken bir büyünün yanından geçtiğini gördü. Seherbazlar etrafa dağılırken uyarı neticesinde büyü orada durmalarını istiyordu. "Buna niyetimiz yok" dedi büyücü. Asasınından çıkan mavi ışık ile sersemletme büyüsünü korumanın birine göndermişti. Sağlam yaptığı büyü korumayı geriye doğru fırlatmış adam duvarın çarpma etkisi ile bayılmıştı. "Bay d'Ibelin ile Bayan Gray'i bulalım bu arada içeridekilerin icabına bakmayı unutmayın kim varsa büroya götürüyoruz" dedi genç adam. Sarışın kadın çoktan ilerde kanlar içinde yatan adamı görmüş ve yanına cisimlenmişti. O sırada bir kaç koruma daha fırlamış ve onları hedef alırken kendisi ile beraber stajyer seherbazda adamların icabına bakmıştı.

11
Birleşik Krallık / Ynt: FB - Yıldız
« : 02 Nisan, 2023 12:59:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ramin Drejlaskov


İhanet. Her insanın damarlarında mutlaka olan bir "şey." Hissedilen tüm duygular arasında en çok etki eden de bu olur genelde. Bir insanın düşerken bile aklına gelebilecek bir histir ihanet. Herkesin bir fiyatı vardır diye düşünmüştü bu sohbete başlarken. Öyleydi de. Ama her insan kendi fiyatını kendi belirlerdi. Sunduğu karşı teklif ağzından kelime kelime döküldüğünde kazanacağını biliyordu. Bir şeyler kazanmıştı da. Yine de bu noktaya gelmeyi beklemiyordu. Sıradan bir silah tüccarı iken nasıl şimdi burada devlet ile pazarlık ediyordu ki? Hayatı onun kontrolü dışında ilerlemiş ve onu şekillendirmişti. Eskiden duyduğu vicdani rahatsızlık şimdi onu etki altına almayı tamamen bırakmış ve illegal işler yapan birine çevirmişti onu. İnsan düşüncelerinden uzak bir hayat kurmanın getirisi olan bu kişilik değişikliği belki de buradan karlı çıkmasını sağlayacaktı.

"Beni ulaşarak hazırladığım bu dosya gibi bakanlıkta dosyaların olduğunu biliyorum belki kaza ile sizin isminizin üstüne her birinin küçük bir büyü vurup isminiz silinebilir. Para konusuna gelecek olursak, isminiz dosyalardan zaten silindiğinde bu gibi durumlara gerek kalmayacağını düşünüyorum" Ellerini yemek görmüş gibi birbirine sürttü. Bir kaç kelimenin bir araya gelerek oluşturduğu büyülü cümleler gibiydi bu söylenenler. İstediği tüm ortamlarda bir elinin olması daima işine yarardı. Suratındaki şeytani gülümseme yerini memnuniyet dolu sapıkça bir gülümseme ile yer değiştirmişti. Elini ceketinin cebine atıp iki kağıt çıkardı Biri Adras ile yaptığı yazılı anlaşma diğeri de gemilerin rotalarının yazdığı, malların sevkiyatı için kime ne kadar para ödendiği ve silahların nereden çıktığını yazan küçük bir not defteriydi. Elindeki kağıtları karşısında duran kadının eline tutuştururken aynı zamanda üstüne adının yazılı olduğu dosyayı aldı. Kadının elinde bu dosyanın kopyası olduğunu biliyordu ancak bu bir nevi güven anlaşmasıydı. "Teklifiniz tahmin edersiniz ki ilgimi çok çekti." Dosyayı alıp hızla göz gezdirdikten sonra dürüp ceketinin iç cebine koydu.


"Adras d'Ibelin. Sağ kolu Matthew Silver. İllegal işler ile çok fazla haşır neşir. Türk büyücüleri savaşında da parmağı olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte bir kaç kişiyi öldürmüş olma ihtimali yüksek. Bir arkadaşıma birisini öldürmek için iş teklif ettiğini biliyorum. Bununla birlikte ser verip sır vermeyen birisi. Çok fazla bir şey bildiğim söylenemez." Sözünü bitirdiğinde geminin sireni iki defa çaldı. Bu teslimatın bittiğini gösteriyordu. Kısa sürede oraya gitmesi gerekiyordu bu yüzden ceketinin önünü ilikleyip düzeltti. "Sormak istediğini başka bir şey yoksa işime geri dönmem gerekiyor." Ellerini tekrar cebine atmış kadından bir iki adım uzaklaşmıştı.

12
Birleşik Krallık / Ynt: FB - Yıldız
« : 01 Nisan, 2023 23:54:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ramin Drejlaskov

Her insanın bir fiyatı vardır. Böyle duymuştu birilerinden. Kendisinin de bir fiyatı olduğunu biliyordu ancak yüksek miktarda paralar onu oltaya getirmeye yetmezdi. Birisini ele vermek düzenli geliri ortadan kaldırıp onu bir an da gelip bir an da gidecek bir para ile baş başa bırakırdı. Onu oltaya getirecek şey somut olmayan ancak kapıları açacak veya kilitleyecek soyut bir anahtardı. Kadının sözlerini kafasından geçirdi. Seherbazların onu görmezden gelmesi ile ilgili bazı şeyler zırvalamıştı. Bu Ramin için pek bir şey ifade etmiyordu. En azından şimdiye kadar. Bu güne kadar yaptığı tüm ticaretlerde belgeleri neredeyse kusursuz ayarlamıştı bu yüzden yakalanma riski çok azdı ancak bu sohbetlerinden sonra eğer bunu kabul etmezse önüne iki seçenek çıkıyordu ya kadının buradan eli boş dönüp tüm gözleri üstüne çekecekti ya da kadını d'Ibelin'e ispiyonlayıp işlerine devam edecekti. Her iki şekilde de işlerini tehlikeye sokacağı için sonu onun açısından olumlu şekilde sonuçlanmayacaktı. Yine de bu teklifi yapan birisi onun için daha da faydalı bir teklifte bulunmayı düşünebilirdi. Eğer gösterdiği rahatlığı korursa teklifi kabul etmemesinin Ramin'in değil de karşısındaki kadın için kötü olacağını gösterebilirdi.

"Bu tarz ufak şeyler sana birini ispiyonlamam için yeterli değil bunu biliyorsun." Aslında kadının bir şey bildiği yoktu. Pekala böyle bir teklif karşılığında d'Ibelini satardı. Ancak yine de koparabildiği en büyük parçayı koparmak istiyordu. Ellerini göğsünde birleştirdi ağzının kenarından sigarası sarkıyordu. Görüntü itibari ile durumu umursamıyor gibi görünüyor, hatta sokak serserisinden farksız bir tip sergiliyordu. Ama durum tam tersiydi. Şu an karşısında bir av duruyordu ve en büyük parçayı koparan aslan olmak istiyordu. "Sayın? Ya da her ne ise. Teklifiniz güzel ancak ne yazık ki yetersiz." Kafasında aşağı yukarı elini nasıl arttıracağını planlamıştı. Yeni yeni başladığı büyük işler için ufak bir bakanlık yardımı sıkıntı çıkarmazdı. "Sizden tüm bunların yanında para trafiğimin gözden kaçırılmasını ve hakkımdaki bilgilerin hatrı sayılır miktarda silinmesini istiyorum. Biliyorum istediğim şey sizin sınırlarınızı aşıyor ancak Adras d'Ibelin gibi birinin kellesi o kadar da ucuz değil." Sigarasından bir nefes daha çekip yere attı. Yuvarlanan sigara konteynerlerden uzağa gitmişti. Adamları sigaranın oradan geldiğini fark edecek kadar zekilerdi bu yüzden aralarındaki sohbet kısa sürede bitmezse en azından birisi buraya kontrol etmek için gelirdi ve bu da karşısındaki kadın için pek de iyi olmazdı. Kendisi sıkıntıya girse bile tüm bakanlığı riske sokmuş olurdu bu yüzden yüzündeki gülümsemenin tüm ifadesini ele geçirmesine izin verdi. "Benim karşı teklifimde bu. Kabul ediyorsanız sizi gemide ağırlamak isterim." Eli ile gemiyi gösterdi. Şu an tüm kartlar onun elinde sayılırdı. Bu yüzden içindeki rahatlık dışarıdan çok rahat hissediliyordu.

13
Birleşik Krallık / Ynt: FB - Yıldız
« : 01 Nisan, 2023 17:04:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ramin Drejlaskov

Limanın normal sessizliğini çalışan vinçler ve kuru yük gemisinin yersiz yere çaldığı sis düdüğü bozuyordu. İçi silah dolu konteynerler birer birer vinç yardımı ile gemiye yükleniyordu. Oldukça yüklü bir mal sevkıyatı olacaktı bu. Drejlaskov'un içinde bulunduğu maddi durumu düzeltecek hatta şaha kaldıracak bu anlaşmanın karşı tarafı Yunanistan'da ikamet eden Adras d'Ibelindi. Konteynerler üzerindeki kırmızı D harfi de bunun bir göstergesiydi. İçi silah dolu bu konteynerler bir şekilde tüm yasalara oturtulmuş ve sorunsuz bir şekilde gemiye yüklenmişti. Eskiden Sovyetler'den gelen silahları patateslerin içine sıkıştırırdı ama şimdi buna gerek kalmamıştı. Hem Adras'ın hem de Ramin'in devletteki nüfuzu bu malların kolaylıkla geçmesini sağlıyordu. Söz konusu muggle yönetimi olunca da para her kapının anahtarını kolaylıkla açtığı için parası olan her istediğini yapar tarzından bir anlayış hakimdi. Limanın neredeyse her yerine beli silahlı adamlar yerleştirmişti Drejlaskov. Burada en ufak bir pürüz olmasını ve davetsiz misafirlerle uğraşmayı istemiyordu. Elindeki sigaradan son bir nefes daha alarak yere attı. Büründüğü otoriter ruh hali onu yoruyordu. İşlerini daha rahat halletmeyi severdi. Saatine baktı. Gece yarısını geçmişti bile. Kollarını iki yana açarak esnedi. Gemi kaptanıyla konuşup belgeleri yeniden gözden geçirmek istiyordu. Ceketinin önünü açarak hareket etmeye hazırlanmıştı ki ayağına çarpan bir taş ile dikkati dağıldı. Arkasını döndüğünde ise konteynerlerin büyük görüntüsü dışında bir şey görmemişti. Omuz silkerek arkasını döndü. Bu sefer tam adımı atıp uzaklaşacaktı ki yine bir taş ayağına çarptı. Tesadüflere inanmazdı ve iki defa gerçekleşen bu eylem onu huylandırmıştı. Adamlarına bir göz atıp her şeyin yolunda gittiğinden emin olduktan sonra arkasındaki konteynerlere doğru yürüdü.

Yüzüne bakan sert bir kadın suratı ve neredeyse burnuna değecek olan bir asa. Bu olaylarden gerçekten sıkılmıştı artık. Sıkıntıyla iç çekti. "Sesini çıkarmayı bile deneme." Böyle bir amacı zaten yoktu. Omuz silkerek yanıt verdi kadına. Kadının eliyle yaptığı gel işaretine uyarak onu takip etti. Olay çıkartıp sevkıyatı zora sokmak istemiyordu. Bu saatte elinde asa ile onu tehdit edecek kişi bir mafya olamazdı. Mafyalar böyle çalışmazdı çünkü. Karşısındaki kişi devlet yanlısı olmasaydı çoktan burada kıyamet kopmuş ve bir kaç hali hazırda ölü vaziyette yerde yatıyor olurdu. Karşısındaki kadının devlet çalışanı olduğundan adı kadar emindi. Bu yüzden de içi rahattı. "Eğer bir hamle yapmaya çalışırsan daha asanı çekemediğin gibi ölürsün" Çok meraklıydı ya hamle yapmaya. Dudağını bükerek cevap verdi. Kadının sesini çıkarma emrine uyuyordu ve işin garip tarafı bundan zevk alıyordu. Kadının üstüne yürümesi ile sırtını konteynere verdi. Daha önce çok kadın onu duvara yaslamıştı ama bu sefer işler farklıydı. Asa neredeyse suratına değecekti artık. Kaşlarını kaldırıp kafasını iki yana ne istiyorsun dermişcesine salladı. Bitirmesi gereken bir sevkıyat vardı ve burada oyalanamazdı.  "d'Ibelini istiyorum" Duyduğu isim onda gülme isteği oluşturmuştu. Karşısındaki kadın ne zannediyordu ki? Tak diye iş ortağını ele vereceğini mi? "Adras d'Ibelin." Adamın isminin tamamını söylediğinde gülmemek için dudaklarını ısırdı. Ancak yine de suratındaki gülümsemeye engel olamamıştı. Bu gerçek olamazdı.

"Çok komik Bayan..." Tek kaşını kaldırıp ismini öğrenmek istercesine baktı. "Ticaret yaptığım birisini size vermemi istiyorsunuz. Bunun etik olmadığını belirtmem gerek sanırım." Gülümsedikten sonra ortada hiçbir şey yokmuş gibi işaret parmağı ile asayı aşağı doğru indirdi. "İki olgun insanın konuşması için böyle bir silaha gerek yok." Suratındaki gülümseme hala yerini koruyordu. Her zaman yaptığı gibi karşısındaki kişiyi sinir etmek istiyordu. Aslında Adras onun için önemli biri sayılmazdı. Adras'tan daha fazla para verecek ya da onun işine yarayacak bir şeyler yapacak birisi ondan rahatlıkla her şeyi öğrenebilirdi. Yine de buradaki küçük tiyatroyu oynatmak istiyordu. Cebinden sigara çıkarıp yaktı. Yaptığı saygısızlıklar almış başını gidiyordu ama bu onun için önemli değildi. "Size Adras'ı neden vereyim ki? Onunla yaptığım iş tahmin edersiniz ki benim işime geliyor. Altın yumurtlayan tavuğu kesmek istemem. Anlarsınız ya." Sigaranın dumanını kadının suratına gelmemesine dikkat ederek üfledi. Bir elini de cebine koymuştu. Az önce tehdit edilen o değilmiş gibi rahat davranıyordu. Terazideki dengeleri alt üst etmeye bayılan yapısı yine kendini göstermiş tehdit edile konumundan anlaşma masasındaki birisi haline getirmişti kendini. Karşısındaki kadının onu suçlayacak bir şeyi yoktu çünkü. Çıkartıp suratına vuracağı belgeler kadının kuyruğunu kıstırıp gitmesini sağlayacağı için gönül rahatlığı ile burada yer alıyordu.

14
Karakter Talepleri / Ynt: Diğer Talepler
« : 29 Mart, 2023 00:28:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba uzun bir süre sitede aktif değildim.Şimdi bebek geri döndü!!! Fakat bir geldim İngiltere sihir bakanlığı çok güzel aktifleşmiş.Acaba Macusa 'dan ayrılıp,İngiltere sihir bakanlığına geçme ihtimalim var mı?

15
Amerika Birleşik Devletleri / Deli
« : 03 Eylül, 2022 22:41:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Psikiyatr bozuntusu herif her halde arayıpda bulmuştu burayı. Cidden buluşmayı yapmak için daha iç karartıcı bir yer seçemezdi. Ortam aydınlık ve beyazdı ama belki de floresan ışıkların etkisinden hastaneye benzer bir havası vardı. Sanki kötü bir şey olmadan gelmeyeceğiniz bir yerdi. Aslında burada olan elemanlardan hiç biri hayatının bir yerinde bir bozukluk olmasa burada olmazlardı ya. Bende dahil. Devletin umutsuz vakalar için bu kadar uğraşması garipti. Daha öncede bir çok kez dediğim gibi ben olsam benimle uğraşmaya bu kadar kasmazdım. Sanırım başkan olmamam insanlar açısından iyi bir şeydi. Gerçi ben marş olarak 'Bohemian Rhapsody' nin okunduğu ve kiliselerde ekmek ve şarap yerine bir kasa bira verildiği bir ülkede yaşamak isterdim. Sıkıntıdan düşüncelerimin ne kadar saçma şeylere kaydığını fark edince çaprazımda oturan elemanın saatine bakmaya çalıştım, başaramayınca neredeyse boş olan odayı incelemeye giriştim. Odanın köşesindeki su giderlerine ve fayans duvarlara bakılırsa burası duş yada ameliyathane olarak kullanılmıştı. Ya da aklıma başka bir şey gelmiyordu. Hayal gücümün sınırlarını zorluyordum. Thomas denen herif yakın bir zamanda buraya damlasa iyi olurdu yoksa gerçek anlamda delirecektim. Peki çoğu insanın yargısına göre ben zaten ''deli'' yada ''kaçık''tım ama bu oda gerçekten beni sınırlarıma doğru zorluyordu. Solumda oturduğu metal sandalyeden kayıp düşecekmiş gibi duran adam odaya girdiğimden beri belki de yüzüncü defa gözlüklerini düzeltti. İçinde olduğumuz oda soğuk değildi ama adam ensesinden aşağı buzlu milkshake dökülüyormuş gibi titriyordu. Titreme yüzünden gözlüğü aşağı kayıyordu, yeniden gözlüğünü düzeltiyordu. Hiç bitmeyecek bir döngü içine girmiş gibiydi. Herifi tutup sandalyenin ucundan gerisine çekmek istiyordum yoksa tıpkı gözlüğü gibi birazdan kıçını yerden toplaması gerekecekti. Tekrar gözlüğünü düzeltti. Belkide bir tikti. Düzeltirken arkasına doğru bakar gibi oldu, son anda vazgeçip önüne döndü. Gözleri korkmuş gibi kocaman olmuştu. Bir anlığına aklımdan ''Hey dostum, sakin ol biraz arkanda hiç bir halt yok.'' demek geldi ama vazgeçtim. Eleman büyük ihtimal bana bakıp gözlüğünü düzeltirdi ki, bu hareket cidden sinirime dokunmaya başlamıştı. Gözlüklünün yanında oturan kızıl saçlı herifte rahatsız olmuş gibiydi. Hiç durmadan sağ elinin parmak uçlarıyla sol elinin parmak boğumlarına sonrada sol elinin parmak uçlarıyla sağ elinin parmak boğumlarına vuruyordu. Şimdi bir kaç kez üst üste izleyince bu harekette tıpkı gözlük gibi sinirime dokunmuştu. Dediğim gibi bu odada biraz daha kalırsam cidden delirecektim.

'Ayna kötülüğü yansıtmaz, yaratır. Bu yüzden aynaya uzun uzun bakmamalı, sadece göz atmalı.’

Şu an aynaya dik dik bakıyordum işte. Asıl ironik olanı ise ''ayna''dan nefret etmiştim.
Kızıl saçlı herifin gözü bileğindeki saate kaydı. Pahalı görünüşlü, fiyakalı bir şeydi. Kısa saç kesimi ve gösterişsiz takımıyla pek de adama uymuyordu. Daha çok ödünç alınmış bir şey gibiydi. Gözlerim metal bacaklı üstünde sıcak su makinesi ve kurabiye olan masayı geçip duvarda olmayan ama olması gereken saati aradı. Kanımca en azından yirmi dakikadır burada oturuyorduk. Rahatsız, metal sandalyeler üstünde hemde. Thomas'ın geç kalmak için araba kazası yada ölmek gibi iyi bir nedeni olsa iyi olurdu. Sol tarafımdakilerin tiklerini de izlemekten sıkıldığım için sağ tarafıma baktım. Pek de iyi bir değişiklik olmamıştı. Tüyler ürpertici kız sağ tarafımdaydı. Son geldiğim hafta hikayesini anlatan kızdı, duvardaki pürüzler çok eğlencelilermiş gibi boşluğa bakarak sırıtıyordu. Başka bir yerde karşılaşmış olsak sorununun ne olduğunu sorardım (yada tepki verecek mi diye kafasına bir şey atardım, o an elimde bir şey olup olmamasına bağlıydı.) ama şu an ki durumumuzda sorununun ne olduğunu gayet iyi biliyordum. Yine de o sırıtışın kapsama alanında olmak hoşuma gitmiyordu. Kızın yanındaki herifte sanki kızdan duyduğum rahatsızlığı görmüş gibi hafifçe gülümsüyordu. Tabii görmesinin imkanı yoktu, kafasını saran bandajların altındaki göz çukurları boştu. Kızıl saçlı adamın gözü yeniden saatine kaydığı sırada bodrumun kapısı açıldı. Thomas tamamen sağlam bir şekilde gözümün önünde duruyordu. ''Piç herif, umarım geç kalmak için iyi bir sebebin vardır.'' diyeceğim sırada arkasından bir kişi daha fayans zemine adım atarak odaya girdi. Adam o kadar normal ve hayal ettiğimden o kadar farklı görünüyordu ki, kız ellerini çırpıp ''Ryan!'' diye bağırana kadar gerçekten beklediğimiz adam olup olmadığından emin olamadım. Kıza istemeden tiksinmiş bir bakış attıktan sonra -tepkisi yüzünden- Thomas'ın ünlü Ryan'ına döndüm. Sonunda adamı kanlı canlı görebilmiştik. Şey, pekte canlı görünmüyordu ama... Yani herifin cildi bal mumuna benziyordu ve saçları kulaklarının altına gelecek kadar uzun olmasına rağmen saman gibi cansız görünüyordu. Cildi ve saçları o kadar dikkat çekiciydi ki, iki gözünün renginin farklı olduğunu bir süre herifin yüzüne dik dik bakınca idrak edebildim. Aslında gözleri o kadar büyüktü ki dikkatimi ilk onlar çekmeliydi. Göz kapakları biri mavi, biriyse neredeyse hastalıklı gibi görünen yeşil gözü zorlukla tutuyor gibi duruyordu. Thomas'ın önden gitmesini yada onu tanıştırmasını beklemeden kendini tam karşımdaki sandalyeye attı. Dış görünüş olmasa da en azından bir şeyi tutturmuştum. Zengin çocuğuydu kesin. Öz güveni bunu söylüyordu. Ya da küçük bir ihtimal bunları takmayacak kadar kafası uçmuştu. Herifle göz göze gelene kadar hala onu süzdüğümün farkında değildim. Normalde biriyle göz göze geldiğimde insanlar hiç zaman kaybetmeden kafalarını çevirdikleri için kıpırdamaya kasmadım. Ne var ki herifte takmadan bakışlarıma karşılık vermeye devam etti. Kaşımı kaldırarak karşılık verdim. O da aynı şeyi yaptı. Ya da yapmaya çalıştı. Kaşı yerinde kaldı ama yüzü sanki cilde yapışık bir maskeymiş gibi altında kaşı oynatması gereken kasın hareket ettiğini gördüm. Gariple, iğrenç arası bir şeydi. Sanki cildinin altında bir şey dışarı çıkmak için kıvranıyormuş gibi. Iyk-

“Bize kendini tanıtmayacak mısın Ryan?” diyerek ikimizi de içinde olduğumuz durumdan kurtardı Thomas. Ryan kafasını yavaşça ona çevirip baktı. Yüzünü göremiyordum ama onu tanıdığım şu otuz saniye için konuşursak ''Cidden? Biraz önce adımı söylemedin mi?'' bakışı attığına emindim. Thomas'ın kılı kıpırdamadı. Başkası olsa pis bakışlara bağışıklığı olduğunu söylerdi. Ben sadece bizim klasik Thomas piçi, diyordum. Beni herifin kaslarının hareket edebildiğine inandırmak için yazılı bir belge getirmeniz gerekirdi. Herif artık Thomas'ın ifadesiz yüzünden ne okuduysa bize dönüp konuşmaya başladı: “Ben Ryan Hellberg...” Duraksayıp omuzunun üstünden Thomas'a baktı. “Yirmi iki yaşındayım...” diye devam ederken gülmemek için dilimi ısırdım. Thomas seni cani köpek, ne yapmaya çalışıyordu? Daha önceki buluşmalara gelmediği için çocuğu ilk okul günlerine döndürüp cezalandırmaya mı? Neyse ki Ryan tekrar Thomas'a baktı ve o da başını sallayıp kendi koltuğuna oturdu. “Şimdilik bu kadar yeterli. Ryan'a sormak istediğiniz bir şey var mı?” Cehennemde narenciye yetişmeye başladığında beni çağır diyecektim ve dünyadaki insanların hepsinin de benimle aynı fikirde olacaklarına emindim ki, yanımdaki kız sevinçli bir şekilde iki elini de havaya kaldırıp heyecanlı bir şekilde sallamaya başladı. Neredeyse Thomas'a ona söz vermemesini söyleyecektim ama benden önce davrandı: “Evet Yuuko.”
“Nasıl yandın?”
Birkaç saniyelik sessizlik oldu. Kıza o gün ikinci kez istemeden tiksinmiş bir bakış attım. Şey, insanlar araba kazası geçirdiklerinde bile bildiğim kadarıyla üzgün bir ses tonuyla ne sorulacaksa sorulurdu. Bir sırıtışla, nasıl yandın diye sormak benim bile ahlak sınırlarımı aşıyordu. Siktir et ahlak kurallarını, kızın sandalyesine şöyle güzel bir tekme attıktan sonra üstünde tepinmek istiyordum. Ne durumda olduğunu görmek için Ryan'a baktım. Gayet sakin bir şekilde gözlerini kırpıştırıp, boğazını temizledi. Sanki bunun sorulmasını bekliyordu. Belkide daha önce çok sorulmuştu. “İstemiyorsan cevap vermek zorunda değilsin.”
Thomas'ı öpebilirdim. Burada bir sinir krizi görmeye dayanamayacağımın yanı sıra -Ryan'ın yüzü seğirmeye başlamıştı- duymakta istemiyordum. Yanmıştı işte. Tadının daha güzel olması için canlı canlı kaynar suya atılan ıstakozlar gibi işte. Nesini dinleyecektik ki bunun? “Sesinin nesi var?” İlginç bir şekilde gözlüklünün sandalyesini tekmeleyesim gelmedi. Belki de soruyu yumuşak ve daha çok onun için endişelenirmiş gibi sorduğu için, belki de gözlerinde arkasından aslanlar kovalıyormuş gibi bir bakış olduğu için. Sağ tarafımdaki bu kızla aynı odada kalmaktansa gözlüklüyü evime alıp beslerdim. Gerçi sonuçları pek iyi olmazdı. En son seherbaz görevinde aldığım japon balığı bile bir hafta hayata tutunamamıştı. Kız soruya ilginç değilmiş gibi burun kıvırıp kalktı ve üstünde su ısıtıcıyla kurabiyelerin olduğu masaya gitti. Ryan yeniden boğazını temizledi. “Boğazımdan ameliyat olmam gerekti...” diye üstün körü bir cevap verdi. Kız geri dönüp yerine oturdu, elinde kurabiye kutusu da vardı.
Ne çeşit bir ameliyat geçirdiğini ve doktorların ses tellerinin orada yanlışlıkla bir şey unutup unutmadığını merak ettim. Sesi keskin cam parçaları yutmuş gibi çıkıyordu çünkü.
Kız bana da bir kurabiye uzattı. Üstünde kırmızı renkli jel olan kare bir kurabiyeydi. İstemeyerek aldım, şu an o kadar uçuk hissediyordum ki kurabiyenin üstündeki jel bana püre haline getirilmiş beyin gibi geliyordu. Thomas başka sorusu olan var mı diye kafasını sağa sola çevirdi. Kız bu sırada kafası bandajlı adamada bir kurabiye verdi. Adam fındıklı kurabiyeyi ağzına atmadan önce parmağını üstünde dolaştırdı. “Kimsenin sorusu kalmadıysa bu haftanın tartışmasına geçelim. Bugün kimin sırası?” Bandajlı adam elini kaldırdı. Yüzünde artık o ufak gülümseme yoktu. Belki kurabiyenin tadı hoşuna gitmedi diye düşündüm. Ben benimkini sevmemiştim. “Oh, evet bu hafta senin sırandı Vincent.”
Adam kurabiyesini sonunda yutup cevap verdi: “Evet, benim sıram.” Yüzündeki gülümseme geri dönmüştü. Şey, belki de kurabiye hoşuna gitmişti.

Sayfa: [1] 2