17 Nisan, 2026 08:34:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Anılar konuşur mu ?  (Okunma sayısı 55 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Bartemius Rosier

  • Bakanlık Çalışanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 718 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Bartemius Rosier
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Emre
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 2
Anılar konuşur mu ?
« : 31 Mayıs, 2023 15:15:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Anılar, anılar aynı dipsiz bir kuyu gibidir. Küçük bir taş attığında o taş hiç bir zaman kuyunun sonunu bulamaz. Anılar değişebilir, unutulabilir hatta yok olabilir. Öyle anılar vardır ki bizi mutlu edip yüzümüzün gülmesini sağlarken kimileri de acı çektirir. Izdırabın eşiğine getirir bazıları da hayatımızın son bulmasına neden olur. Her anı güzel değildir, her anı mutlu değildir sadece kendimizi mutlu hissettirmek için kandırırız kendimizi o dipsiz kuyunun sonunu görebilmek için belki de insan bunları yaşayarak hayattan ders çıkarıyordur. Anıları ile birikmiş hatıralar ve buram buram kokan acılar.

Bulanık mavi küçük sıvının yaratabileceği güçtü bu işte. İlk baş her yer bulanıklaşmaya başladı sanki bir tünelden geçiyordu genç büyücü ama öyle karanlık ve yolunu kaybetmiş hissine kapılan tünellerden değil etrafa ışık saçan mavi ve beyaz renklerin ehenk içinde buluştuğu tüneldi bu. Kısa süre içinde tanıdık bir yüz gördü. Aslında pek tanıdık değildi ama yaşlı adamın kim olduğunu biliyordu sadece genç büyücü. Yüzü bulanıktı ama yine de tanımıştı onu daha sonra genç ve güzel Asyalı bir kadın gördü. Nasıl bir şeye bulaştığını bilmiyordu genç büyücü yada hangi anının içine girdiğine ama özel bir anıydı bu özel ve acılarla dolu. Kısa süre sonra küçük bir çığlık duydu büyücü, genç ve güzel kadından gelen. Acı dolu bir çığlık, kadının bir daha gözlerini açamamak üzere kapatacağı andan hemen önceydi. Sanki boş bir çuval gibi yere yığılmıştı zavallı kadın. Büyücü neler olduğuna anlam veremiyordu ama gördüğü şeyler o kadar gizli şeylerdi ki. Karanlığa gömülmüş anılar bir daha yüzeye çıkmaması gerekenler. Nasıl bu küçük şişenin içinde olabilirdi ki bu anılar nasıl bura da bulunabilirdi. Kaçak büyücünün anılarıydı bunlar, baskın yaptıkları evde bulunan bir kaç küçük şişenin içine gizlenmiş anılar. Şişelerin bir kaçı sağlamdı sadece ve çoğunun kayıp olduğu söyleniliyordu ve bir kaç kişi onları bulmak için harekete bile geçmişti. Bulunan şişelerde incelenmek için bürodaydı işte ve büyücü birisinin içine girmişti işte. İçine girdiği anıdan ayrılmaya çalışırken şişeleri gerçekten bulunması gerektiğini anladı genç büyücü.

Ne yapması gerektiğini bilmiyordu, gördüğü kadın arkadaşının eski karısıydı onu anlamıştı ve Lilith'in annesi. Kadının öldürüldüğünü biliyordu ama nasıl olduğunu şimdi görmüştü. Acaba Balian kadının öldürüldüğünü ne şekilde biliyordu yada küçük kız. Küçük kızın annesinin gözlerinin önünde öldürüldüğünü öğrenmişti Bartemius yani söylenenler o şekildeydi fakat şişenin içinde gördüğü sanki birkaç bir şey farklıydı. Genç büyücü bu olaydan şüphelenmeye başladı ne olduğunu arkadaşına anlatması gerekiyordu yada küçük cadının zihnine girmesi. Orada onun hatırladıklarının nasıl olduğunu bulması gerekiyordu.

Genç büyücü cadıyı diğer sorgu odasında bulmuştu. Etrafta kimse yoktu ama cadının neden orada oturduğunu bilememişti. Onla konuşur gibi yapıp belki zihnine girmeliydi belki de kendisini hiç fark ettirmemesi gerekiyordu. Genç büyücü ikinci seçeneği seçti, nede olsa ona yeterince yaklaşmış ama ona gözükmeyecek kadar da uzaktı. Hem görse bile seherbazlar buralarda dolana biliyordu ne diyebilirdi ki. Genç cadıya konsantre oldu büyücü, derin bir nefes aldı ve şişedeki anıyı düşündü daha sonra cadının zihninin içine girmek isteğini ve kısa süre içinde bunu başardı. Farklı bir yerdeydi ama şişenin içinde ki yerle aynıydı burası. Bir otel tabelası gördü ilk önce. Tabela okuyamadığı bir dilde yazılar vardı Asya dilindeydi. Cadının annesinin Koreli olduğunu hatırladı büyücü. Genç adam içeri girdi otelden ve merdivenlere yöneldi. Sanki bir şey onu kendisine doğru çekiyordu, bir odanın önünde durdu genç adam ve kapıya elini uzattı. Kapı sanki onu bir sis gibi içine aldı ve içeri girdi genç büyücü. Yavaş yavaş odalara bakınırken küçük bir kız gördü. Yatağın hemen ucunda oturuyordu ve yatağın da uzanan kadının bileklerini kesiyordu. Şişenin içinde görüğü kadın ile aynı kadındı bu. Büyücünün kocaman açılan gözleri küçük kızı izliyordu. Lilith'in zihninde ki annesinin ölümü onu kendisi öldürdüğü şeklindeydi ama şişenin içinde ki çok farklıydı. Öldüren lanet ile ölmüştü genç cadı. Zaman aynıydı, mekan aynıydı ama ölüm şekilleri farklıydı. Genç cadının anıları değişmişti yada değiştirilmişti kendisinin öldürdüğünü zannediyordu annesini. Belki de o büyücü suçu küçük cadıya atmak için yapmıştı bunu. Her bir parça tek tek yerine oturuyordu artık büyücünün gördükleri ile.

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Ynt: Anılar konuşur mu ?
« Yanıtla #1 : 01 Haziran, 2023 16:59:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

İnsan istemeden kötü birisi olabilir miydi ? Anılarından aldığı güç ile kendisini en tepeden, yerin dibindeki bir mağaraya hapsedebilirdi bile. Adının kaderi olduğunu düşünürdü Lilith, çocukluğunda annesine yaptığı o şeyin başka bir izahı olamazdı. Rüyalarına giren, bir gece yarısı onu kan ter içinde uyandıran ve zihninde tekrarlanan o sahneler rahat bırakmıyordu asla onu.

31 Temmuz  1855, Kore

Oturduğu iki kişilik yatağın yatağın bir köşesinde telaşla etrafa dağılan kıyafetleri toplamaya çalışan annesine bakıyordu küçük kız. Kahvaltı yapmak üzere indikleri otel merdivenlerinden, lobiye indikleri anda annesinin telaşlı sesiyle, kendi dilinde "Buradan gitmemiz lazım." dediğini duydu. Her ne gördüyse genç cadıyı epeyce telaşlandıracak ve korkutacak bir şey olmalıydı ki kadının yüzü buz kesmişti. Küçük cadı Lilith ise annesinin bu hallerini meraklı ve korkmuş gözlerle izlemekten başka bir şey yapamıyordu. Zaten konuşmayı yada aşırı tepkiler vermeyi seven bir çocuk değildi. Ama minik kalbinin hızlı atmasına ve vücuduna korku yüklü duygular yaymasına engel olamıyordu.

Bugün doğum günüydü üstelik. Babası ve annesi ile beraber kutlamayı severdi. Çikolatalı pastaya bayılıyordu ve babası işten gelirken yolunun üzerinde bulunduğunu söylediği bir pastahaneden mutlaka alırdı. Tabi geçmişte yaşanılan bu güzel anılar, boşanmalarından sonra yerini günde iki defa ayrı ayrı kutlanan sevimsiz ve minik doğum günü partilerine bırakmıştı yerini. Önce babasıyla, birkaç gün sonrada annesiyle kutluyordu. Tek kazancı fazladan çikolatalı pastaydı ama Lilith üçünün birlikte olduğu, kendisine sadece bir dilim pasta düşen o eğlenceli günleri geri istiyordu.

Mutlu mesut çıkılan otel odasına, kolundan çekiştirilerek ve tam çözemediği birkaç Korece cümle eşliğinde geri dönmüştü. Hae Soo, etrafa yayılan gecelikleri ve dünden kalan günlük giysileri gelişigüzel şekilde valize tıkıştırmaya çalışmaya başlamıştı. Annesinin korktuğunu ve kaçmaya çalıştığını anlamıştı ama bunun nedenini bilmiyordu küçük cadı. Huzursuzca az önce annesinin sıkıca tuttuğu kolunun acıyan yerlerini eliyle ovuşturuyordu. Cadı en sonunda, odanın ortasında duran çift kişilik yatağın kenarına oturdu. Çaresizlik ve korku beden diline yansıyordu "Kahretsin, yaptığım büyüyü bozdu." ağlamakli bir ses tonuyla mırıldanırken elleri dağılan saçlarını geriye doğru atmıştı. Her neyden kaçıyorsa, çoktan onu bulmuş olmalıydı. Lilith, "Ne oldu anne ? " diye sordu sonunda, asasıyla yapabileceği toparlanma büyüsü yerine oradan oraya koşuşturmayı tercih eden kadın nefes nefese kalmıştı, sanki orada olduğunu unuttuğu kızının sorusunu duyunca başını küçük cadıya çevirdi. Yatağın kenarından kalkıp, kapının eşiğinde bekleyen Lilith'in yanına gitti aceleci adımlarla.  Kızının gözlerine bakabilmek için dizlerinin üzerine oturdu, annesinin gözlerinde gördüğü şey korkudan çok kararlılıktı sanki. Birden değişmişti kadın, sanki vermesi gereken doğru bir kararı verebilmişti. "Şimdi seninle bir oyun oynayacağız." konuşmaya başlarken Lilith'in omuzlarından tuttu ve yaşların düşmek üzere olduğu bakışları kızına sabitledi Hae Soo "Saklambaçı biliyorsun değil mi ? Babanla oynardınız hep." ve birkaç damla ardı ardına kadının çenesine doğru süzüldü, çocuk oyun oynamak isteyen annesinin neden ağladığını anlamamıştı. "Birazdan buraya gelen bazı adamlar olacak, oyunumuza onlarda ortak. Ama senin şuradaki..." parmağı yatağın yanında duran tüm duvarı kaplayan giysi dolabını işaret ediyordu "dolaba saklanmanı istiyorum. Senin burada olduğunu bilmiyorlar, yani seni bulamazlar. O yüzden bu oyunu kazanmamız sana bağlı, asla ama asla çıkma oradan." kadın sözlerini bitirdiğinde kızına sıkıca sarıldı. Lilith, saklambaç oyununu da çikolatalı pastayı sevdiği kadar severdi. Aklına babasının onlara bir sürpriz yapabileceği gelmişti annesinin cümlelerini duyduktan sonra. Yüzüne yayılan geniş bir gülümseme ile "Tamam anneciğim." dedi, sevinçle olduğu yerde zıplıyordu. Kızının mutlu ve heyecanlı haline, gözünden durmadan yaşlar akarken, gülümsedi Hae Soo. "Sakın unutma, annen seni çok seviyor ve hep sevecek." yeniden ayağa kalktıktan sonra elinden tuttuğu kızını, içinde saklanacağı dolaba kadar götürdü. Lilith, küçük bedenini soktuğu karanlıkta huzursuz görününce annesi ona, asasının yardımıyla yarattığı küçük bir lamba gibi parıldayan gül dalı verdi. Lilith annesinin yaptığı büyülere hayrandı, büyüdüğünde onun gibi bir cadı olmak istiyordu. Ona uzatılan dalı nazikçe eline aldı . Hae Soo,"Seni seviyorum tatlım." dedikten sonra, kendisine heyecanlı ve saf bir gülümsemeyle bakan kızının alnına bir öpücük kondurdu ve dolabın kapağını kapattı. Lilith bir süre sonra annesinin yeni büyüler yaptığını duyacaktı. Kıkırdadı kendi kendine ve 'Annem gibi bende büyü yapmak istiyorum.' diye düşündü. Cadının daha kendine ait bir asası yoktu tabi, büyü yapmayı öğrenmesine iki senesi vardı zaten. Biraz bekleyiş o kadar sessiz geçmişti ki Lilith sıkılmaya başlamıştı olduğu yerde. Ayağı da uyuşmuştu üzerine oturmaktan. Dolabın tam kapanmayan kapılarının bitiştiği yerdeki aralıktan odada bir hareketliliğin olduğunu, annesinin yalnız olmadığı saklambaş oynayan diğer adamlarında odada olduğunu anlamıştı. Ama tek bir ses bile duyamıyordu. Sonra, küçük cadının daha önce hiç görmediği bir olay yaşandı; annesinin yüzü olduğunu seçtiği bir beden tam dolabın kapısının önünde dikilirken, dolabın içinden bile açıkça belli olacak bir yeşil ışık patlaması tüm odayı aydınlatacak. Gül dalındaki tüm ışık solmuş, Lilith karanlıkta kalmıştı. Yakalanma korkusuyla endişeli bakışlar atarken, kendisini dolabın içinde tutmaya çalışıyordu son ana kadar. Ama birden yüzüne vuran aydınlık, dolabın kapaklarının açıldığına işaretti. Bir avuç adam, dolapta saklanan küçük cadıyı bulmuşlardı. Lilith,yakalanmış olmanın verdiği suçluluk duygusuyla konuşacaktı.
"Yakalanmamış gibi yapsak olmaz mı? Babam gelince, annem de mutlu olur."


15 Temmuz 1860

Lilith sorgu odasında bir suçlunun dosyasını incelerken içeriye gelen bay Rosier'i görünce şaşırdı. Babasının arkadaşı olduğundan adamı tanıyordu, ama çekindiğinden hiç sohbet etme yada onu göreve götürmesini isteme gibi bir istekte bulunamamıştı. Adamı bir anda karşısında görünce afalladı. "Merhaba bay Bartemius." dedi başıyla selam verirken, büyücünün tecrübelerini biliyordu. Ondan öğreneceği çokça şey olduğunun da farkında olduğundan ona olan saygısı çok fazlaydı. Ama ters giden bir şeylerin olduğunu adamın yüzündeki düşünceli ifadeden anlamak mümkündü. Selamına karşılık verdikten sonra, annesiyle alakalı sorular sordu. Kadının ölümünü merak etmişti belli ki ama ansızın gelen bu sorular karşısında iyice afallamıştı Lilith. Annesinin ölümünde parmağının olduğunu mu biliyordu yoksa ? Sonra zihniyle oynanıyormuş gibi hissetti, birileri anılarını dürtüyordu. Yaşadığı afallama ve şaşkınlık yüzünden müdahale edemeden kendisini o iğrenç anının içinde buldu; annesi kanlar içinde ölmek üzereyken, kendisi geniş bir gülümseme ile bu anı izliyordu ve mutluydu. Kadını intihara sürüklemişti ve bunu isteyerek yapmıştı. Annesinin ölümünden zevk alır gibi bir halinin olması, şimdiki Lilith'i iğrendiriyordu. Sonra hatırladı, bunları gören ve yaşayan ikinci bir zihin vardı şu anda. Bay Rosier, zihinfend büyüsünü biliyor olmalıydı. Lilith daha fazla buna izin vermemek için, kendisinde uzun zamandır kullanabildiği zihinbend büyüsünü kullandı. Anıları saklı kalmalıydı.

Kendisini yeniden sorgu odasındaki sandalyesinde bulduğunda, nefes nefeseydi. Anının yükü ağır gelmişti ve altında ezilmişti resmen. Korkak bakışları , ona kararlı bir şekilde karşılık veren bay Rosier'in ile buluştu. "Neden bunu yaptınız? " diye sordu ilk önce daha sonrada "Nasıl? " sorusunu ekledi. Nereden aklına gelmişti Lilith'in, tamda bu anısını kontrol etme fikri ? En çokta babasının bu konuyla alakası olup olmadığını merak ediyordu. En büyük korkusu gerçekleşebilirdi. Babası onu terk ederse yaşayamazdı.

Çevrimdışı Bartemius Rosier

  • Bakanlık Çalışanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 718 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Bartemius Rosier
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Emre
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 2
Ynt: Anılar konuşur mu ?
« Yanıtla #2 : 04 Haziran, 2023 15:29:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yapboz parçaları tek tek yerine koyulup resim yavaş yavaş oluşmaya başlaması gerekiyordu genç büyücünün ne olduğunu anlaması için. Görüntüleri görmüştü yeteri kadar ve neler olduğunu anlamaya çalışıyordu büyücü. En azından neden küçük cadı böyle bir şey hatırlıyordu. Peki ya o adamlar kimdi, gencecik kadının ölümüne neden olup küçücük kızın anılarıyla oynayanlar. O yaşlı adamın adamları olduğu zaten çok belliydi. Peki ya kadın ile küçük kız neden kaçıyordu, yaşlı adam neden onların peşindeydi. Kadın belki de kocasına geri dönecekti çünkü küçük kıza babasının geleceğini söylemişti belki de o yüzden gelmişti fakat yaşlı adam yerini öğrenince peşinden gelmişti. O kadar çok soru vardı ki o kadar çok neden. Annesini kendisi öldürdü diye biliyordu küçük cadı oysa ki hem annesi hemde kendisi masumdu görünür de. Şu sıralar ortalığı karıştıran adamın büyüsüne maruz kalmıştı küçük kız. Daha çok küçükken yerleştirilmişti bu zihnine belliydi. Kim bilir ne kadar acı çekti diye düşündü büyücü. Kandırılmak en büyük acıydı en azından bunca şeyi yaşadığını bildiğin ve suçluluk duyduğun zaman. Kendine onca sene kızarsın, acı çekersin yada intikam içinde koşarsın ama daha sonra asıl gerçekleri öğrenirsin işte bu insanın içini yiyip bitiren yegane gerçektir.

Cadının neden anıları değiştiğini bilmiyordu büyücü, zavallı kadını öldürenler küçük cadıyı bulmuş ve tüm suçu onun üzerine atmıştılar. Temiz iş kimse bir şey anlamayacak ve suçlu her zaman yanı başında duracaktı. Kimse küçük cadıyı suçlamayacaktı küçük cadı ise bütün hayatı boyunca bununla beraber yaşayacaktı. Adrasın her işini başka birilerinin üstüne atıp kendini temize çıkardığını duymuştu. Gerçi sadece bu anıyı görmüştü ve işini nasıl yaptığının bazı parçaları eksik olsa da biraz olsun anlamıştı. Anıların daha derinine inmek istedi cadının ama yapamadı bir şeyler onu geri itiyordu. Büyücü ne kadar ileri doğru gitmek istese de cadı onu gerisi geriye itmiş ve en sonunda kendisini büroda ki sorgu odasında bulmuştu. Cadının ona baktığını görüyordu, ince iki göz ona doğru bakıyordu ve yüzü zorlandığının göstergesiydi. Demek cadı zihinbend büyüsünün biliyordu ve anıları ile oynandığını anlamıştı. Büyücü derin bir nefes verirken küçük cadı ise nefes nefese ona nasıl der gibi gözlerle bakıyordu. Küçük cadının sesini duydu bu sefer, büyücü oturduğu yerden kalkıp cadının tam önüne bir sandalye çekti. "Bunun babanla alakası yok Lilith ilk önce sana onu söyleyeyim" dedi. Daha sonra cadının mimiklerine baktı, neden, nasıl diye sorguluyordu. "Evet sandığın yeteneğe sahibim" dedi. Genç cadının tek tek sorularını yanıtlarken. "Lilith, bak bana güvenebilirsin evet biliyorum kimseye güvenemeyeceğini bunun gibi anılar ile kimseye anlatamayacağını ama şu anılara bakılacak olursa hiç bir şey senin bildiğin gibi değil" diye ekledi büyücü. 

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Ynt: Anılar konuşur mu ?
« Yanıtla #3 : 17 Haziran, 2023 20:47:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

Az önce zihninde yeniden canlanan anının yıkıcı etkilerini üzerinden atmaya çalışırken, Bay Rosier'in cadıyı rahatlatmaya çalışan cümleleri yankılanmıştı sorgu odasında. Suçluya zor anlar yaşatmak amacıyla, dar ve karanlık olarak tasarlanan odanın, bu amaca ne kadarda uyduğunu test etmiş gibiydi Lilith. Korkuyla kırpıştırdığı gözlerini, derin nefesler verirken, griye çalan duvarda gezdirerek karşısındaki seherbazın varlığını yok saymak istiyordu. Kendisini bir suçlu gibi hissettiği onca yılın ardından, kabullenmişti işlediği cinayeti bu dakikalarda. Zihinbend büyüsündeki acemiliği yüzünden açığa çıkmıştı. Aslında zihni. Bay Rosier'in iyi bir zihinfend olması yüzünden bu durumda olduğuna ikna etmeye çalışıyordu kendisini, kibiri hala ortalıkta yüzsüzce dolaşıyordu.

"Lilith, bak bana güvenebilirsin evet biliyorum kimseye güvenemeyeceğini bunun gibi anılar ile kimseye anlatamayacağını ama şu anılara bakılacak olursa hiç bir şey senin bildiğin gibi değil"
bakışlarını konuşan seherbaza çevirirken, olası bir durumda saldırmak üzere elinin gittiği asasını yoklamayı da ihmal etmiyordu. Ortada bir cinayet varken, nasıl güvenecekti bu adama ? Üstelik de bir seherbazken... "Size güvenmek mi ? " sesi titriyordu konuşurken, elinde tuttuğu asasını yavaşça adama doğrultmak üzere hareket ettirmeye başlamıştı "Gördünüz her şeyi..."korkmuş görünmemek için çaba sarf etse de titreyen sesi bunun tam tersini söylüyordu "Annemi ben öldürdüm...Yani ben bir katilim." sonunda saldırıya hazır bekleyen asayı gören seherbaz yavaşça cadıya yaklaşmaya başlamıştı bile. Ortada büyük bir yanlış anlaşılmanın olduğunu, asasını indirmesini söyleyip duruyordu bay Rosier, Lilith bir anlam verememişti seherbazın söylediklerine. "Yaklaşmayın." dedi keskin bir tonla ve "Ne demek istiyorsunuz ?" diye sordu ardından. Bir cinayetin ne gibi bir yanlış anlaşılması olabilirdi ki ? Lilith bu umuda tutunup gardını indirmek istemiyordu ama bir tarafı mantıklı bir açıklama duymak için can atıyordu.

-

Bartemius küçük cadıyı sakinleştirmek istese de başarılı olamıyordu genç büyücü, çok fazla korkmuştu. Anılarında bulunan ölüm hatta annesini öldürme anısı ona katil damgası yapıştırmış içten içe her gün içini kemirirken her kesten saklamak zorunda kalmıştı. Ama hiç bir şey aynı değildi asla da aynı olmazdı katil damgası yiyen cadı aslında oldukça masumdu, annesinin ölümü asla onun suçu değildi olmamıştı da. Zavallı kız diye geçirdi içinden küçük cadının hiç bir şeyden haberi yoktu oysa ki, ne babasına söyleyebilmişti bunu neden başka birine ağır bir yük gibi binmişti bu sırtına ömrü boyu saklaması gereken sır. Ama belki de söyleseydi bu sır çözülür belki de suçsuz oluşu ortaya çıkardı. Ama cadı korktuğu için söylememişti kim nasıl söylerdi ki kendisini onun yerine koymaya çalıştı yapamadı, annesinin bileklerini kendisi kestiğini düşünmeye başladı o gece nasıl bir vahşete sebep olmuştu bilemedi, bilemezdi de çünkü kendisi yaşamamıştı bu olayları.

Büyücünün sözlerinden sonra genç cadının hareketlerini izledi. Tedirgin, gerilmiş ve korkmuştu. Cadının eli asasına gitmiş onu yoklarken konuşuyordu ve sesi titriyordu. "Biliyorum Lilith kimseye güvenemezsin" dedi genç büyücü genç cadıyı yatıştırmaya çalışırken. "Kimse seni anlamaz, herkes seni bir katil diye görür ama sen katil değilsin" dedi büyücü oturduğu yerden kalkıp ellerini açarak. Asasını çıkarmamıştı ve çıkarmakta istemiyordu o küçük cadıyı daha çok gererdi. Cadının sözlerinden sonra başını hayır anlamında salladı tekrardan "Değilsin, her şey çok farklı senin kafanın içinde ki anılar gerçek değil" dedi büyücü. "Bak tatlım şu yaşlı kurt bozuntusu senin anılarını değiştirmiş, kendi işlediği suçu en yakın kişi olan yani o gün seni saklandığın yerden bulmuş ve kendi suçunu senin üzerine yıkmış" dedi büyücü. "Sana asıl acıyı çektiren katil olman değil, sen katil değilsin sen masumsun asıl katil olan o ihtiyar" dedi büyücü. "Annenin ölümü onun sebebi" diye ekledi.

-


"Nasıl yani ? "sorusu bir çırpıda çıkmıştı karşısındaki büyücü ona katil olmadığını söylerken. Anıları dururken, onu her an tutuklayıp Azkaban'a yollayabilecek bu adama mı güvenecekti yani ? "Her şeyi hatırlıyorum! " bu sefer bağırmıştı, suçluların kendilerini aklamak için dil döktüğü odada, Lilith suçlu olduğuna ikna etmeye çalışıyor gibiydi. "Hemde daha dün gibi." diye eklerken kısılmıştı sesi, yaptığı şeyin onu dibe sürüklediğini biliyordu. "Değilsin, her şey çok farklı senin kafanın içinde ki anılar gerçek değil" karşılığını verecekti Leonardo yeniden, Lilith'in kafası iyice karışmıştı. Güpe gündüz anısının değiştirildiğini söylüyordu, böyle bir şeyin mümkün olduğunu ilk defa duyuyordu genç cadı. Daha detaylı bir açıklamayla ikna olmaya o kadar hazırdı ki, merakla dolan bakışlarını seherbaza kilitlemiş tüm bildiklerini anlatmasını bekliyordu. "Bak tatlım şu yaşlı kurt bozuntusu senin anılarını değiştirmiş, kendi işlediği suçu en yakın kişi olan yani o gün seni saklandığın yerden bulmuş ve kendi suçunu senin üzerine yıkmış. Sana asıl acıyı çektiren katil olman değil, sen katil değilsin sen masumsun asıl katil olan o ihtiyar. Annenin ölümü onun sebebi." duydukları ne kadar şok edici olsa da gerçek gibi görünüyordu. Biraz düşününce büyücünün Lilith'i kandırmak için böyle bir kurgu uydurması için bir sebep yoktu. Yıllarca kendisine katil damgası vurarak yaşamıştı ve bu çok zordu, insanı içten içe yiyip bitiriyor ve paranoyak yaşamasına sebep oluyordu. Ama bu damgayı birisine vurmak demek ki bu kadar kolaydı. Adras birisini acımasızca öldürüp, suçu başkalarına yıkmakta hiç bir sorun görmemişti.  Hemde kendi ailenden olan birisine yüklemişti bu ağır yükü, daha 9 yaşında ki Lilith'e. "Bu anıyı birde ben görmek istiyorum bay Rosier, anılarımdaki o suçluluğu silebilmem için bu gerekli. "





31 Temmuz 1955, Kore

Yanındaki sadık adamlarıyla otel koridorlarını adımlarken, yanından ayırmadığı kurt oymalı bastonunun çıkarttığı ses çok netti. Adras, emin adımlarla avına yaklaştığını ve birazdan uzun zamandır almak istediği intikamını elde edeceğini biliyordu. "Bu odadalar efendim." verilen bu kesin bilginin ardından olduğu yerde dikilen Adras, gözleriyle verdiği bir işaretin ardından, otel odasının kapısının yanındakiler tarafından büyük bir gürültüyle parçalanışını izledi. Yüzüne yayılan keyifli gülümseme eşliğinde içeri girdiğinde, odanın uzak bir köşesinde bekleyen cadıyı görecekti. Ailenin en yeni gelini Hae Soo içeri girenleri, asasını onlara karşı tehditkarca kaldırarak karşılamıştı. Çelimsiz vücudu ve korku dolu gözleriyle, cadının gösterdiği bu cesarete kahkaha atarak gülmemek için zor tutuyordu kendisini Adras. Yanındaki adamları basit bir "Expeliarmus!" büyüsü ile kapmıştı kadının asasını, korku insanı kolay lokmaya dönüştürüyordu. "Dediğini yaptım, hala neden peşimdesin.!" diye bağırdı genç cadı bütün gücüyle "Biraz uğraştırdın doğrusu. Ama Balian'ıbırakmanı söylediğimde onu gerçekten bırakıp gitmen takdire şayandı, evet." o gülümsemesi yüzündeydi hala, kelimelerini tane tane konuşuyor ve ortamdaki gerginliği arttırıyordu. "Ama ölmen gerektiğini..." duraksadı ve birkaç saniye düşündü "...ölmeniz gerektiğini, demem gerekiyordu değil mi ? Evet, ölmeniz gerektiğini çok iyi biliyorsun. " diyerek değiştirdi cümlesini Adras. Hae Soo'nun gözleri ise korkuyla ve dehşetle açılmıştı duydukları karşısında. "Lilith Balian'ın ilk çocuğu, onu öldüremezsin." diyerek karşılık verdi cadı. "Lilith'den bahsettiğimi kim söyledi zaten ?" daha fazla uzatmak istemiyordu yaşlı büyücü. Daha yapacak işleri vardı. Kadına doğrulttuğu asasını "Avada Kedavra!" diyerek salladı. Odayı kaplayan yeşil ışık kaybolduğunda, Hae Soo'nun cansız bedeni odanın bir köşesinde yere yığılmıştı. Ama buradaki işinin bitmediğinin farkındaydı yaşlı adam, mavi gözlerini küçük odada gezdirirken bakışları duvara sabitlenmiş giysi dolabında sabitlendi. Başıyla verdiği bir işaret sonrası, yanında öylece dikilen adamlar hareketlenecek ve dolabın kapaklarını açacaklardı. Yüzüne vuran ışıkla gözleri iyice kısılan küçük kızı gören Adras'ın kaşları çatılmıştı istemsizce. Beklediği manzara bu değildi sanki. O tiz sesiyle onu bulan büyücülere bir şeyler diyordu. Hızlı adımlarla küçük cadının yanına giden Adras, onu dikkatlice izleyen küçük gözlerin az önce öldürdüğü cadınınkilere ne kadar benzediğini düşündü. Aradığını bulamamış olması onu çok sinirlendirmişti ve ikinci bir öldüren laneti yapmamak için kendisini zor tutuyor gibiydi. Küçük kız yaşlı adamın varlığından korkmuş olmalıydı ki gözleriyle ona bakmaktan kaçınmak için bakışlarını başka yere çevirdi. Annesinin cansız bedenini görmüştü. "Annem neden yerde uyuyor ? " diye sordu parmağıyla annesini işaret ederken. Aldığı cevap kısa ve öz olmuştu.

"Sonaretro."

SON