17 Nisan, 2026 09:39:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cwénhild Muirghéal

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 8
61
Yasak Orman / Ynt: [Anomali] Kayıplarda
« : 25 Ocak, 2022 10:07:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İki adet ışık hüzmesi, kıvırcık saçlı çocuğun nefretini, ideallerini ve umutlarını taşıyordu. Öfkenin güce dönüşmüş hali kızıl saçları kanla yıkanmış kadına doğru ilerlerken o sadece çocuğun gözlerinin içine bakıyordu. Irkının bekası için fedakarlık yapmak  zorunda kalan bir çift göz. Kim olduğunu merak etmiyordu. Bu yola çıkarken birilerinin canının yanacağını biliyordu. Küçük, öfkeli bir çocuğa sempati duyamazdı. Zira avcılar, o pislik, dogmatik yobazlar bu çocuğun gözünün yaşına bakmadan onu pirinçten bir boğanın içine kapatacaklardı. Bunu ona öğretmekle yükümlüydü Carmilla.

Çocuğun asasından fışkıran büyüler kadının eliyle açtığı kalkanda kırıldı. Işık hüzmeleri çatlayarak yok olurken çocuğun gözlerinin içine baktı. Ders başlıyordu. Tekrar elini kaldırdı, asasına ihtiyacı yoktu.

"Baubillious."

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9


[spoiler]Out : Büyü zardan bağımsız Carmilla tarafından etkisi çok çok düşürülerek yapılmıştır. Yıldırımın çarpması durumunda hafif bir acı ve biraz geriye sendeletme dışında herhangi bir etkisi olmayacaktır[/spoiler].
 

62
Yasak Orman / Ynt: [Anomali] Kayıplarda
« : 24 Ocak, 2022 11:04:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Çocuğun gözlerindeki öfke kendi yaktığı ateşler kadar parlak ve canlıydı. Bu ateşi sadece canı yanmış, acıyı tatmış insanlar yakabilirdi. Kim olduğunu bilmiyordu ancak kim olduğunu asla unutmayacaktı Carmilla. Kadının yalancı olduğunu söyledi çocuk büyük bir hiddetle. Gözlerindeki ateş dışarıya taşıyordu. "Güzel."diye fısıldadı kafasının içindeki ses. "Neler yaptığımı herkes biliyor. Ve eğer yanıma kalmazsa bir gün öldürmediğim her muggle için bana küfredeceksiniz." Lakin ateşiyle yanıp kavrulan çocuk onu dinlemiyordu. Asasını çekti ve kadına doğru saldırmaya başladı. Çocuğa yardımcı olacaktı. Öfkesini kusmasına izin verecekti. Sağ elini kaldırdı ve büyülü sözleri söyledi.

"Protego."

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5


63
Yasak Orman / Ynt: [Anomali] Kayıplarda
« : 23 Ocak, 2022 21:20:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Günlerdir takip ettiği izlerin onu getirdiği durağın Karanlık Orman oluşu nedense kadını şaşırtmamıştı. Nedense büyü dünyasına musibet olan her şey bir şekilde burayla alakalı oluyor ve insanları bir şekilde kendisine getirtmeyi başarıyordu. Bütün İngiltere'yi dolanmıştı şu son bir haftada. Tıpkı burada olduğu gibi, sihirli yaratıklar bir anda ortadan kayboluyordu. Avcıların parmağı olduğunu düşünüyordu ve yanılmamıştı. Bir avcı grubunun, geliştirdikleri bir tür cihaz ile sentorları bir bir topladıkları bir anda denk gelmişti. Kısa bir kapışmanın ardından bitap düşen avcıları akla gelebilecek en vahşi şekilde doğrayıp parçalarını karanlık ormanın derinlerine doğru fırlatmıştı. Geri dönmek için hazırlanıyordu ki Hogwarts Kalesinin kulelerindeki bir ışığa takıldı gözleri. Geçmişin izleri hala bir yerlerde karşısına çıkmaya devam ediyordu. Aldırmadı, cisimlenecek ve gidecekti buradan.

Lakin duyduğu bir ses onun dikkatini ışıklardan alıp genç, yakışıklı bir çocuğa çevirtti. Korkmadığını söyledi genç adam. Aptalcaydı.

"Korkmak için bir sebebin yok. Atadamları avlayanları avladım, şimdide gidiyorum."

64
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 23 Ocak, 2022 18:07:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Beşinci 24. Saat
Seviye 8 to 9

Total 2 GP

65
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 23 Ocak, 2022 18:05:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tılsım 30
Lanet 30

Statlarımı 20 den 30a çekiyorum.

Totalde 14 GP ediyor

66
Slug & Jiggers Aktarı / Ynt: [Anomali] Altı mı Açık Kalmış?
« : 21 Ocak, 2022 17:55:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bazı geceler insanlar atacağı bir sonraki adımın nereye olacağını bilmeden yürümeye başlarlar. Esen rüzgarlar kıyafetlerine takılıp yavaşça yollarına devam eder, yıldızlar gökyüzünden onları sessizliklerinin içinde izlerler ve yaşamlarındaki minik ayrıntılara anlamlar yüklerler. Mehtap güneşten aldığı görevi tüm gururuyla yerine getirir ve dünya adı verilen bu iğrenç tiyatro oyununda bir gün daha insanların mutsuzluğuyla bilenerek sona erer. Sona ermeyen bir günde, kızıl cübbesinin altına sakladığı yüzüyle yürüyordu Carmilla, kopmuş parmağının soğuğu onu artık rahatsız etmiyordu. Kızıl cadının dönüşü yavaş yavaş duyulmaya başlanmıştı ve insanların fısıltılarından bazılarının kendisi hakkında olduğunu seçebiliyordu. Bu garip bir tatminkarlık yaşatırken feda ettiği şeyleri de ona hatırlatıyor ve biraz mutlu ama çoğunlukla odaklı bir şeyler hissetmesini sağlıyordu. Bu gece için bir planı yoktu. Sadece kafasını boşaltmak için yürüyecekti. Yürümek, nereye varacağını bilmeden yıldızların altındaki yola kendini bırakmak bir tür terapi gibiydi onun için. Fakat bu geceki durağı gayet yakındı. Diagon Yolu'ndaki bir aktar. Bambaşka bir hayatta, başka bir kadının adını taşırken sıklıkla ziyaret ettiği bir mekandı. Ölüp gitmiş bir kadının, arkadaşı için buraya çok sık geldiğini hatırlatmıştı hatıraları ona. Belki de o hatıralar nedeniyle adımlarını o garip mor şeylerin çıktığı binaya doğru çevirmişti. Kapıyı aralayarak sessizce merdivenleri çıktı ve aktarın kapısına ulaştı. Çatıya doğru akan köpüğün kaynağı buradaydı. Gaz lambasının aydınlığı eşikten görünebiliyordu. Eliyle kapının kilidini açtıktan sonra sessizliğiyle birlikte odaya süzüldü. Bay Jiggers sakin sakin kitabını okuyordu. Carmilla'nın çizmelerinin eskimiş ahşapta çıkardığı sese irkilen adam gözlüklerinin üzerinden kadını süzdü. "Cwenhild?" diye sordu. Sesindeki şaşkınlık oldukça barizdi. Carmilla ölmüş bir kadının adını duyunca irkildi ancak adımlamaya devam etti. "Kızım ne istiyorsun ne lazım?" diye sordu adam yavaşça oturduğu sandalyesinden kalkarken. "Öldüğünü duymamış." diye fısıldadı kafasının içindeki ses. "Bırakalım öyle kalsın." diye cevapladı kadını Carmilla. "Bay Jiggers, bütün bu mor köpük, çatıya doğru taşıyor farkında mısınız?" Tok sesini olabildiğince Cwénhild'e benzetmeye çalışsada çabaları beyhudeydi. Adamın zihninde bir şartel atmış gibi gözleri parladı ve masasının üzerine koştu. "Bu, canım benim yeni yetiştirdiğim bir bitkiyi çaprazladığım ve oluşturduğum yeni bir bitki. Köpük gibi göründüğüne bakma. Yeterli ısıyı ayarlayabilirsen büyüdükçe büyüyor. Daha önce hiç bu kadar büyümemişti. Lakin bu gece şunu fark ettim ve o yüzden biraz dozu arttırdım. Ay ışığını alınca büyüme hızı arttıkça artıyor!" Çocuksu bir heyecanla anlatıyordu her şeyi Bay Jiggers. Ters bir şeylerin olmadığını anlayınca rahatlamıştı Carmilla. "Çatıya kadar çıkmış ama Bay Jiggers, insanlar korkabilir." Fakat adam onu duymamış gibi anlatmaya devam ediyordu. "Gördüğün gibi eğer bu bitkiyi doğru kullanabilirsem, bir gecede koca koca binalar inşa edebiliriz! Fakat haklısın, bu deneyin yeri burası değil. Sanırım tekrar taşraya gitmek zorundayım." Bu sözlerinden sonra kitabının yanına koyduğu asasını aldı aşırı heyecanlı aktar ve asayı şöyle bir sallayıp tüm o köpüklerin kaynağına dokundurdu. Köpükler hızla çıktıkları yere geri döndüler ve tüm olay çözüldü. "Gwyndolin nasıl? Profesör olmuş diye duydum."

"Obliviate."

Bu gece olmaması gereken bir yerdeydi. Burada olduğunu da kimse bilmemeliydi. Cwénhild'i tanıyan bu adam sadece bir kadını tanıdığı için ölmeyi hak etmiyordu. Sessiz kalması için son bir kaç saatini ondan almak yeterli olacaktı.

67
Scrivenshaft Tüy Kalemleri / Ynt: [Anomali] Kılıç Kadar Olmasa da Keskin Kalemler
« : 17 Ocak, 2022 18:59:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Güneşin tepede olduğu benzersiz bir İngiltere sabahında bir "iş" için karanlık ormana girmek zorundaydı Carmilla. Bu yüzden havanın kararmasına yakın Hogsmeade'e cisimlendi. Derslerin henüz bitmediği bir hafta içi günüydü ve sokaklar pek sessizdi. Sessizlik uzun zamandır özlemini çektiği bir kavramdı. Ölüp tekrar dirildiğinden beri onunla yaşayan bir ses hiç bir zaman susmuyor, düşünceler asla aklının odalarını yalnız bırakmıyor, mutsuzluk, hasret ve geçmişe özlem, gelecekte yapacaklarının onda uyandırdığı heyecan ile birleşip bir hisler karmaşasını yaratıyor ve tüm bu keşmekeşin içinde boğuluyormuş gibi hissettiği oluyordu. Lakin onu devam ettiren, şu an attığı adımları atması için itici güç görevi gören ve nefes aldıran idealler vardı. O idealler uğruna bıraktığı şeyleri tekrar geride bırakarak derin bir nefes aldı ve önünde uzanan kocaman kaleye baktı. İçindeki öğrencileri düşündü, özellikle bir tanesi, geçmişte kalmış bir kadın için çok önemliydi. O kız ve içindeki bütün diğer yavrucaklar için, onlara ders vermeyi kendilerine amaç edinmiş büyücüler için acı çekmeliydi Carmilla. Onun acısından ve onun fedakarlığından yetişecek bir nesil olacaktı. Daha iyi şartlar altında yaşayacak bir nesil. Avcıların ve yobazların korkusuyla yaşamayacak bir nesil. Bu uğurda kendisine neler deneceğini umursamıyordu. Yıllar önce de umursamamıştı zira. Lakin yıllar önce başaramadığı şeyleri şimdi başarmak zorundaydı. O yüzden yıktığı kiliselerin arkasına inşa etmeliydi korku duvarlarını. Ve muggle denen pisliklerin o korku duvarının ardında kendi boklarının içinde yüzerek öldüklerinden de emin olmakla mükellefti. Bir ara sokağa girdi. Sessizliği de işte o zaman bozuldu. Özenli kıyafetleriyle bir takım hakaretler savuran kadının sözleri kulağına ulaştı. Bu sözler dikkatini çekti ve karmaşanın kaynağına doğru ağır adımlarla ilerledi. Kızıl cübbesi de onu takip etti. Tüy kalemler. Zavallı kadına saldırıyorlardı. Bir öğrencinin yaptığı muzip bir şaka olmalıydı belkide. Lakin kadının zor durumda olması içini burktu. Uzaklardan, kadının onu göremeyeceği bir noktadan elini kaldırdı ve büyülü sözleri söyledi. "Finite Incantatem." tüy kalemler yavaş yavaş yere düşmeye başladılar. Kadın sol elinde salladığı asasının sonunda işe yaradığını düşünerek derin bir nefes aldı. Carmilla ise sessiz adımlarla ara sokaklara süzüldü. Oradan da gecenin karanlığını kendine bir örtü bilip karanlık ormana sızıverdi.[/justify]

68
Atriyum / Ynt: Sihir Bakanlığı Cadılar Bayramı Özel Resepsiyonu 1865
« : 16 Ocak, 2022 22:45:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakanın bu tavırları kesinlikle ucuz bir numaradan ibaretti. Bu kadar tepki çekecek bir hamleyi böyle bir güruhun karşısında yapıyor olması kesinlikle kendi çapında hazırlayabildiği basit bir planın parçasıydı. Fakat karşısındaki kadının bu kadar basit numaralarla kandırılamayacağının, gözünün boyanamayacağının farkında değildi. Kadın ise basit bir kaç sözcükle tüm bu oyunu bozup buradan gitmenin en mantıklısı olduğunu düşünüyordu. Bakanın elini öpmesine ve onu kaldırmasına izin verdi. Daha sonra onun için hazırlanan sahneye çıktı.

"Irkımız, zor zamanlardan geçti, aslında bu zor zamanlar hiç bitmedi. Çünkü bitirecek cesareti kendimizde bulamadık. Bulanları da kendi elimizle sindirdik. Şimdi ise o cesareti arıyoruz. Bugün benim buraya çağrılmam ne kadar aciz duruma düştüğümüzün kanıtıdır. Bakanlığın ne kadar zor durumda olduğunun, bakanlığın başındakilerin ve yetkililerin ne kadar liyakatsiz olduğunun bir kanıtı. Bir değişim yapmalıyız ve o değişimi bu odadakilerle yapmalıyız."

Sözlerini bitirdikten sonra başıyla odadakileri selamladı ve cisimlenerek kayboldu.

69
Atriyum / Ynt: Sihir Bakanlığı Cadılar Bayramı Özel Resepsiyonu 1865
« : 16 Ocak, 2022 21:38:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Bu bir tuzak."

"Muhtemelen. Bu bizi ne zaman durdurdu ki?"

"Hiç bir zaman."


Salonun ortasına bir gök gürültüsü gibi bir anda indi. Kırmızı kukuletası ve pelerini, ışığını çoktan kaybetmiş gözleri ve o gözlerin etrafında şekillenmiş güzel ama ruhsuz yüzüyle odadakileri bir bir süzdü. İki aydır kesip biçtiği, yaktığı yıktığı ve öldürdüğü biliniyordu. Bir kutlama, bir tören, beklediği bir şey değildi. Fakat yinede buraya gelme gereksinimi buldu. Zira fısıltıların artık bağırışlara çevirilmesi gerekiyordu ve bunu kendi eliyle yapmak zorundaydı. Başkana döndü ve sinsi bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.

"Bay Başkan, bu ne hoş bir sürpriz!"

70
Birleşik Krallık / Son Mektup
« : 02 Aralık, 2021 23:19:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bambaşka bir hayatta, adının bambaşka bir insanın adı olduğu bir zamanda yaşamaya devam etseydi şayet, mesaisinin bitip evine dönmesine bir saatten birazcık daha az zamanı olacaktı. Bütün çalışan arkadaşlarıyla selamlaşıp yorgun vücudunu evine taşıyacak birazcık dinlenecek, bir şeyler yiyecek ve bir  sonraki gün aynı şeyleri yapmak için kendisini hazırlayacaktı. Fakat artık bambaşka bir hayatı vardı ve o bambaşka hayatı onu farklı şeyler yapmaya zorluyordu. Londra'nın rastgele bir yerindeki büyücü yerleşkelerinden birinde, iki katlı bir evin önündeydi. Daha önce bir çok kez geldiği, eski bir insanın eski dostunun eviydi burası. "Burada ne işimiz var?"Soru, kafasının içinde çınladı. Kızıl saçlarında beyazlıklar olan kadın pek memnuniyetsizdi burada olunmasından. Carmilla gözlerini evin ikinci katındaki camlardan ayırmayarak cevapladı. "Çok uzun zaman önce yapılması gereken bir şey, Cwénhild'in yapması gereken bir şey." Kadının kaşları kalktı. Gözlerini Carmilla'nın gözlerine dikti. Sanki içini görüyordu. "Cwénhild'in yapması gereken şeyi niçin biz yapıyoruz?"Soru oldukça netti. Kadın, neredeyse Carmilla'yı tutup götürecek kadar yaklaştı, fakat durması gereken yerde durdu ve sadece bakışlarıyla söylemek istediği şeylerin devamını iletti. "Çünkü..." diye söze girdi. Küçük bir duraklamanın ardından devam etti. "... Cwénhild korkuyordu. Biz korkmuyoruz. Seth Carter, iyi bir adam. Cwénhild ölürken onu düşünüyordu. Onu ve kızını. Ona bunu borçluyuz. " Ağır adımları sokağın boşalmasıyla birlikte adamın evinin kapısının önünde durdu. Eliyle yaptığı bir hareket ile kapı açıldı. Zira bu bedendeki el bu evin tanıdığı bir eldi. Sessizce evin içinde süzüldü. Hiç bir şeye dokunmadan, hiç bir şeyi görmeden yürüdü. Mutfağı görmedi, salondaki güzel koltukları görmedi. Evlatlık kızının resimlerini yada odasını görmedi. Güdümlü bir büyü gibi yatak odasına gitti.

Acaba ne durumdadır? diye düşündü. Sevdiği kadını bir kaç dakika önce kollarında tutarken bir kaç dakika sonra ölümün kıyısında bulan Seth, acaba ne durumdadır? Haberi aldığı anda nasıl hissetmiştir? Merak ediyordu. Aynı zamanda hissettiği yoğun bir suçluluk duygusu vardı. İki ruhun mutluluğunu bozmuştu zira. Yıllardır ertelenmiş bir mutluluğun, ikinci bir baharın ortasına kışın çıkmış buz gibi bir yangın edasıyla düşmüştü. Yapmak zorundaydım bu gerçeği kendisine hatırlatarak biraz olsun taşıdığı yükü hafifletmeye çalıştı, lakin pek başarılı değildi. Adamın yatak odasının kapısını nazikçe araladı. Sessiz adımları onu adamın yatağına taşıdı ve komodinin yakın tarafına oturdu.

Yanında getirdiği çantayı yatağın üstüne bıraktı. Kopçasını açıp içindeki kutuyu çıkardı ve komodinin üzerine bıraktı. Cwénhild Muirghéal'in anılarının olduğu kutunun üzerine ise kadının yıllar önce yazdığı ama asla göndermeye cesaret edemediği o mektubu bıraktı. Bu, Carmilla'nın Cwénhild'e olan vedasıydı. Eskiye dair hiçbir şey kalmamıştı artık. Son bağ az önce kopmuştu. Kopması en zor olan bağ bir mektubun ucundaydı. Bir çocuğun doğumu, büyüyüşü ve bir kadının pişmanlıklarla geçen bütün hayatı komodinin üzerine koyduğu kutunun içindeki şişelerdeydi. O anılara veda ediyordu, o hayat son bulmuştu zira. Geldiği gibi evi terketti. Hiç bir şeye dokunmadan, hiç bir şeyi görmeden. Kapıdan dışarı çıktı ve arkasına bakmadan yürüdü. Saatlerce yürüdü, çiseleyen yağmur gözünden damlayan tek bir göz yaşını başarıyla saklamıştı.

Alıntı
Sevgili Seth,

Bu mektubu kaç kere yazdığımı bilmiyorum. Kaç parşömeni heba ettim görsen bana çok güzel fırça kayarsın. Zaten bu mektubu okuduktan sonra bana çok öfkeli olacaksın biliyorum. O yüzden yaptığım her şey için özür dileyerek başlıyorum. Kendimce sebeplerim olmasına rağmen yaptığım şeyin bencil, ve sorumsuzca olduğunu kabul ediyorum. Yıllar önce, bir doğum günümde beni kör kütük bir bar köşesinden toplayıp evime getirmiştin. Seninle oturup güzelce içmiş ve doğum günümü kutlamıştık. Edith... bunu kabullenememişti. O gece hatırlayamadığın şeyler var. Hatırlamana engel olduğum şeyler. Bunun için senden tekrar özür diliyorum. Fakat yuvanın yıkılmasını istemedim. Ne yapacağımı da bilemedim... Bu kutunun içinde her şey var. Umarım bir gün beni affedebilirsin. Bu mektup sana ulaştıysa muhtemelen ölmüşümdür ve bunun haberi Gwyndolin'e gitmiştir. Arkamdan üzülme desemde üzüleceksin biliyorum fakat kendini benim için çok üzmemeye çalış, ben buna değmem. Gwyndolin'e ve ona iyi bak.

Cwénhild.

71
Diagon Yolu / Dili Kesmek
« : 26 Kasım, 2021 22:10:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kırmızı ve siyah renklerle bezenmiş cübbesinin altındaki kadın gecenin karanlığının içinde bir anda belirdi. Vücudu hala yenilenme ve kendini tamir etme sürecindeydi. O yüzden cisimlenmek normalden daha fazla efor istemiş ve ardında bıraktığı keyifsiz tat eskisinden daha keyifsiz gelmişti. Diagon Yolu'nun ücra ve sessiz sokaklarından birindeydi. Hatta Knockturn Yolu'nda bile sayılabilirdi. Parmağının olması gereken yere taktığı gümüş parmak esen rüzgarla titredi. Acı yavaş yavaş dinmişti ama oradaki soğukluk bir türlü gitmiyordu. Duruşunun sessizliğini bozarak yürümeye başladı. Arnavut kaldırımlarıyla buluşan çizmesinin topuklarının çıkardığı ses, karanlık sokakta yankılanıyor, binaların duvarlarından seken şarapnel parçaları gibi kadına dönüyordu. Bir kaç sarhoş ve kendisi gibi, bu saatte dışarıda olmasının huzursuzluktan başka bir anlama gelmeyen kukuletalı figürler dışında kimsecikler yoktu sokakta. Ara sokaklardan dönerek sokağın daha canlı yerlerine ulaştı. Daha fazla insan ve daha fazla devriye gözlerine takılan ilk şeyler oldu. Sonra ışıkları, yükselen dumanları, çamurları ve pis bir kokuyu idrak etti algıları. Bir kaç adım ve bir iki karanlık noktanın ardından ulaşmak istediği yere, Veritas Libertate binasına, ulaştı. Binanın arka kapısı açıktı. İki tane görevli yeni basılmış gazeteleri at arabalarına yüklüyordu. Başlarında bir tane güvenlik görevlisi duruyordu. Bir iki saate gün ağarmaya başlayacaktı. Gün ağarmadan bu işin bitmesi gerekiyordu. Derin bir nefes aldı ve adamlara doğru hareketlendi. Lacivert gömlekli güvenlik görevlisi onlara yaklaşan kadını fark etti ve asasına davranarak kadına doğru yaklaştı. Bir eliyle kadına dur işareti yaparken, ağır ve temkinli adımlarlıyla kadına doğru yaklaşıyordu. "Hanımefendi burası özel bir mülktür, giriş yapmanız yasak. Lütfen dönün yoksa zor kullanmak zorunda kalacağım."dedi. Kadına dokunacak kadar yaklaştığında Carmilla adımlarını durdurdu. Adamın gözlerinin içine baktı ve yavaşça elini kaldırdı. Gümüşten yapılma sivri uçlu baş parmak adamın dikkatini çekmişti. "Levicorpus." Ayaklarından yukarıya doğru çekilen güvenlik görevlisinin asasını çevik bir hareketle kavradı Carmilla. Elinde sımsıkı tuttuğu asayı, sağlam elinin baş parmağıyla asanın ortasından baskı yapmak suretiyle ortadan ikiye böldü. Gazeteleri yükleyen diğer iki adam korkmuş gözlerini kadına çevirdiler. Asalarına davranıp kendilerini savunmak istediler ama biraz geç kalmışlardı. Kızıl saçlı kadın çoktan asasını çekmiş ve gazeteleri ateşe vermişti bile. Yeni basılmış gazeteler bir çırpıda tutuştular, onlarla birlikte gazeteleri taşıyan arabalarda yanmaya başladı ve iki görevliyle arasında bir ateş duvarı oluştu. Ateş duvarının öbür tarafında kalan adamlar çoktan kaçmaya başlamışlardı. Zira böyle bir şey ile uğraşmak için yeterli değildi aldıkları para.

Elini havada asılı kalmış adama uzattı. Daha sonra adamı yanan ateşlerin üzerine doğru taşıdı söylediği büyülü sözlerle. Alevlerin üzerinde duran adam debeleniyor, kurtulmaya çalışıyordu. Fakat Carmilla adamı sımsıkı tutuyordu, asasını bir an bile adamın üzerinden çekmiyordu. Bir kaç gün önce kendisi buna benzer bir durumdaydı. Bir başka büyücüyü bu duruma düşürmekten hoşnutsuzdu ancak yapmak zorundaydı. Kafasındaki ses fısıldadı. "Yapmak zorundayız, bu gerekli." Sessizce kafa salladı. "Sadie Rosemary Caldecott. Nerede?" sesi yanan alevlerin sıcaklığına tezat oluşturacak şekilde soğuktu. "Siktir git!" diye bağırdı güvenlik görevlisi can havliyle. Debeleniyor kurtulmaya çalışıyordu. Tanıdık ve çok uzak geçmişte olmayan bir manzaraydı bu. Adamın başını alevlere yakınlaştırdı. Bir kaç saç telinin yandığını gördü ve adamın nefes alışverişlerinin hızlandığını duydu. Sorusunu tekrarladı. Cevap olarak çığlıklar ve küfürlerden başka bir şey alamadı. "Bu şekilde konuşmayacak." dedi kafasındaki ses. Carmilla'nın arkasından izliyordu adamı oda. Kızıl saçlı cadı elini aşağıya doğru indirdi. Adam ateşe daha da yaklaştı. Önce saçları yandı. Çığlıkları yavaş yavaş ara sokakların ötesine ulaşmaya başladı. Daha sonra bütün saç derisi ve kafası yanmaya başladı. "Sadie Rosemary Caldecott. Nerede?" Yanmış etin ve derinin kokusu burnuna ulaştı kadının. Mide bulandırıcı, keyifsiz bir kokuydu bu. Ateş, adamın dilini çözmeye başlamıştı. Kadının evinin adresi bir bir döküldü adamın dudaklarından. Korumakla yükümlü olduğu yere ve insanlara ihanet etmişti adam, kırılmıştı. Carmilla kırılmamıştı. Dayanmıştı. Ölümün yüzüne tükürüp geri dönmüştü. En şiddetli işkencelerin karşısında bile bir haine dönüşmemişti. Bu güvenlik görevlisinin de bir haine dönüşmeyeceğinden emin olmakla yükümlüydü, türünün iyiliği için. Yavaşça adamı alevlerin içine bıraktı. Bir annenin yavrusunu yatağına yatırışı kadar narin ve dikkatli yaptı bunu. Çığlıklar ve ateşin çıtırtıları duvarlardan ve kaldırım taşlarından yankılanırken Carmilla çoktan karanlığın içinde kaybolmuştu.

Dairenin kilidini açmak pek kolay olmuştu. Bu denli riskli bir hayat yaşamayı tercih etmiş biri için fazlasıyla yetersiz bir korumaydı. Fazladan tılsımlar ve önlemler ile korunması gereken bir kapı sadece basit bir kilit ile kilitlenmişti. Kapıyı yavaşça ittirerek içeriye girdi. Ölüm sessizliği çoktan evin her yerine yayılmıştı. Kitaplıklardaki kitaplar korkuyordu, bir musibeti bekliyormuş gibi sımsıkı kapatılmıştı pencereler. Asasını hazırladı. Salonun sol tarafından başlayan koridora girdi. Kendi ayak sesleri dışında başka hiç bir şey duyamıyordu. Sanki bütün dünya derin bir uykuya dalmıştı. Akrep ve yelkovanın bitmek bilmeyen kovalamacası durmuştu. Koridorun solundaki odanın kapısını yavaşça açtı. Kapı açılır açılmaz kızıl bir ışık kadına doğru büyük bir ivmeyle gelmeye başladı. Açtığı kapıyı göz açıp kapayana kadar geri kapattı. Onu hedefleyen büyü kapıyla buluştu ve kapının ortasında bir kavun büyüklüğünde bir delik açarak yok oldu. "Magnus Pearson'u sen mi öldürdün?" diye sordu sesin sahibi, mavi gözlü kadın. Carmilla cevaplamadı, sadece kapıyı açtı. Bu sırada üzerine gelen büyüyü de asası ile yarattığı kalkanda soğurdu. Kadın tekrar sordu. "Carmilla'nın amacı ne?!" Kadının sorusundaki korkuyu sezebildi. Ölümle burun buruna gelince bile dik durabilen bir kadındı bu gazeteci. Yazık olacak diye düşündü. "Fakat gerekli." diye çıkıştı zihninin içindeki bir başka ses. Gerekli. Başka bir büyünün sözlerini söyleyen kadını asasını sallamasına fırsat vermeden silahsızlaştırdı elinin bir hareketiyle. Asasının yatağın öbür ucuna gidişini çaresiz gözlerle izleyen kadının savunmasız kaldığını anladığı an gözleri yürek burkan bir tabloyu andırıyordu. Bir hışımla asasına ulaşmak için atak yaptıysa da Carmilla önceden bu hareketi gördü ve asasıyla kadını durdurdu. Kadın yavaş yavaş odanın ortasında süzülmeye başlarken konuşmaya başladı. "Amacım." diye başladı sözlerine. Karşısındakinin kim olduğunu anlayan gazetecinin gözleri parladı. Birazdan neler olacağını anlamış olmanın verdiği korkuyla debelendi ama kendisini kurtarma çabaları nafileydi. "Türümüzün birleşmesi. Yıllar önce olduğu gibi. Bu yolda kurban edilmek zorunda olmanız kalbimi kırıyor. Fakat hepimiz üstümüze düşeni yapmak zorundayız. Diffindo." Asasını bir kılıcı savurur gibi yatay bir şekilde soldan sağa savurdu. Kadının boğazı da aynı şekilde yarılarak, kızıl hayat sıvısını fışkırtarak açıldı. Sonra bir kesik daha attı, aşağıya doğru çapraz bir biçimde. Tekrar kan fışkırdı. Kadının sol omzundan başlayan kesik kasıklarına kadar devam etti. Sonra bir kesik daha, bir yarık daha. Her kesik bir öncekine göre daha derindi. Daha fazla kan fışkırmasını sağlıyordu. Odanın pembe duvarları kadının kanıyla kırmızıya boyandı. Zeminde küçük kan göletleri oluştu. Kadının vücudu bir daha asla düzelemeyecek kadar deforme olmuştu. Çığlıklarda zaten çoktan durmuştu. Gerekliydi.

Kadının yatak odasını geldiği kadar sessiz bir biçimde terk etti. Cansız beden havada süzülerek onu takip ediyordu. Ayaklarından ve parmaklarından süzülen kan damlalarının zemine ulaştıklarında çıkardıkları ses bir saat tıkırtısı kadar ritmikti. Salondaki pencerelerden birini açtı. Temiz(!) hava içeriye daldı. Bir el hareketiyle kadının cansız bedenini camdan dışarıya fırlattı! Cam tuzla buz oldu ve bir çok parçacık cesedin kollarına ve bacaklarına saplandı. Sadie Rosemary Caldecott'un cansız bedeni on dört eylül sabahı saat sabah beş kırk yedi de Diagon Yolu'nun ortasına düştü.

72
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 25 Kasım, 2021 18:02:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Asasız Büyü Yapabilme Lv.2

Eksik Güç Puanının talebi yapıldı. 

73
Henüz Bağırmayan Baraka / Cwénhild Muirghéal'in Öldüğü Gün
« : 25 Kasım, 2021 14:02:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=G7pRB574FpU&ab_channel=Anathema-Topic[/youtube]


[justify]Gecenin bir yarısı, bir kadın, çırılçıplak ve kanlar içinde. Kesikler ve kırıklarla dolu vücudunu çimlerin üzerinde buldu. Hatırlıyordu. Bir kaç dakika önce olan her şeyi hatırlayabiliyordu. Zira bedeni unutmasına asla izin vermeyecek hatıralar ile donatılmıştı. Ölümün kıyısına kadar geldiğini hatırlıyordu, kimselerin bakmaya cesaret edemediği yere geçip bakmaya korkanlara nasıl baktığını hatırlıyordu. Çimlerin üzerinde sürünmeye başladı. Bacağından ve kopan parmağından süzülen kan yeşil ve ıslak çimleri boyamaya başlamıştı. Canı hala yanıyordu, parmağının olması gereken yerde sadece acı vardı, bacağındaki kesik, eklemlerindeki ve kemiklerindeki sızı, hepsi kendini hissettiriyor ve kadının ayağa kalkmasını olduğundan daha güç bir hale getiriyordu. Susuzluktan kurumuş dudakları ve yemeksiz kalmış bedeni ise sadece uzaktan izliyor, kadının haline acıdıkları için sadece kenarda durup, sıralarını bekliyorlardı. Beş parmağı kalmış eliyle zemine tutundu ve güç almaya çalıştı. Kolundaki bütün kaslar ve kemikleri acıyla titredi. Yerden bir kaç santim kalkmış vücudu tekrar yere kapaklandı ve kızıl saçları vücudunu kaplayan kanla yıkanmış kadın sırt üstü yere düştü. Gökyüzüne iliştirilmiş yıldızlar kadını selamladı ve ayın parlak ışığı kadının bedenini aydınlattı. Çimden bir tarlanın üstünde yatan bir kadın. Üşüyordu, titriyordu. Ölmeyi bekliyordu. Bir mezbahanın içinden kendisini çıkarmayı başarmıştı. Lakin devam edecek gücü kendinde bulamıyordu artık. Yorgun ve harap vücudu inzivaya çekilmişti. Göz kapakları her kapandığında tekrar açılmak için daha fazla vakte ihtiyaç duyuyordu. Kalbi daha yavaş atıyordu. Uzaklardaki böceklerin sesleri kesildi. Bir esinti bütün çimlerin üzerinden geçe geçe kadına ulaştı. Rüzgar, yanı başında bir şeyi daha getirmişti. Tanıdık bir ses ona fısıldadı.

"Sen, alkolik kabuğunun içinde çürüyen, zehirlenmiş aklının duvarlarına vuran!"

Yavaşça başını çevirdi. Boynundaki morluklar bundan hoşnutsuzdu ve şikayetlerini kadına can yanması olarak dile getirdiler. Şok. Gördüğü insan karşısında hissedebildiği, verebildiği tek tepki bu olmuştu. Ölmüş olması gereken bir kadının ayaklarının dibinde yatıyordu Cwénhild. Dudaklarının arasından bir kaç kelime süzüldü kadının soğuk bakışlarına doğru. "Sen? Sen ölüsün!" Kızıl saçları Cwénhild'inkilere kıyasla daha koyu, yer yer beyazlıkların serpiştirildiği kadın sadece güldü. Gözlerindeki bakış hem acıma hemde hırs ile yıkanmıştı. "Belki. Belki sonunda sende buraya geldin. Belki sadece hayal görüyorsun. Belki de karşındayım kanlı ve canlı. Neye inanmak istiyorsan inanmakta özgürsün. Bütün hayatın boyunca özgür olduğun gibi." Kadının sesi kulaklarında yankılandı. Gerçekten buradaydı. Gözlerinin önünde duruyordu. Siyah cübbesinin kukuletasının altına saklanmış gözleriyle onu süzüyordu. Yüzündeki gülümsemesi ile Cwénhild'in yanındaydı. "Ne istiyorsun, ne için geldin?" diye sorguladı kadın. Mantıklı bir cevabı kendisi bulamamıştı zira. Kadın cevapladı. Sesi titriyor gibiydi. "Bir seçim yapmak zorundasın. Ölecek misin? Yaşayacak mısın? Ben bu seçimde senin yanında olmak için buradayım. Hayatın boyunca yanındaydım, bunu göremedin, şimdi görmek zorundasın Cwénhild. Bir seçim yap. Bütün o kan banyosundan ve işkencelerden burada ölmek için mi kaçtın, yoksa seni ve bizim gibi olanları bir saniye düşünmeden katledecek o dogmatik kilise sapkınlarını gömmek için mi kaçtın? Ölmeden önce söylediğin sözleri mi yerine getireceksin yoksa bu unutulmuş yerde cesedinin çürümesine izin mi vereceksin? Seçim senin, hayatın boyunca kendi seçimlerinin peşinden gittin. Şimdi son bir seçim daha yap. Tekrar görüşeceğiz. Bu hayatta yada ötekisinde." Kadın bir anda çöken sisin içine doğru yürüdü. Yerde yatan kadının bir şey demesini beklemeden kayboldu ve gitti. Arkasında bıraktığı boşluğa bakıyordu Cwénhild. Yaşamak yada ölmek. Bu seçimi bir çok insan için yapmıştı. Bir çok insanın canını almıştı. Ne uğruna? Daha iyi bir dünya için diye cevapladı kendi sorusunu. Yaşamak zorundaydı. Ölüm kusmak zorundaydı. Başkaları yaşayabilsin diye, kızı yaşayabilsin diye ölmek zorundaydı. Bacaklarının güçlendiğini hissetti. Kollarınında. Yavaşça yattığı yerden kalktı. İki ayağının üzerindeydi gene. Bir adım attı. Zor ama güçlü bir adımdı bu. Ardından bir tane daha attı. Bacakları onu Bağıran Baraka'ya kadar taşıdı. Cılız, sıska ve sarsıntılı bir binaydı bu. Kendisini içeri attı. Ayaklarından süzülen kanlar gittiği yerleri işaretliyordu. Toz ve pislik ayaklarının altına yapışıyordu. Esneyen ahşap gıcırdıyor, rüzgarın uğultusu deliklerden ve çatlaklardan içeriye giriyordu. Ölmek zorundayım. Kızıl saçlı kadın. Karşısında duruyordu. Ellerini önünde birleştirmiş onu izliyordu.

"Seçimini yaptın mı? Cwénhild."
"Cwénhild Muirghéal öldü. Benim adım Carmilla."


Son
Başlangıç

74
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 25 Kasım, 2021 01:28:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye 6 to 7
4. 24 Saat (Şu an 22 ama siz bakana kadar 24 olur :3)
Sadie Rosemary Caldecott isimli karakterimdeki bütün güç puanını ve mesaj sayılarını da bu karakterime istiyorum.
Gwyndolin Lowell isimli karakterimdeki mesaj sayılarımı da bu karaktere istiyorum.

75
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 25 Kasım, 2021 00:30:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Başardım! Orospu çocuğunu parça pinçik ettim. Fakat bunun için bir bedel de ödedim. Patlamayı ayarlayamadım ve bende aynı şekilde fırladım yerimden. Adem ve Havva'nın kucağına uçtum. Adamın kanıyla boyadım tabloyu. Kaçmalıyım. Merdiven. Olmaz, güvenmiyorum. Zaman kazanmalıyım. Geldikleri yer belli. Eğer girişi kapatabilirsem kısa süreliğine vakit kazanabilirim. Sonrasında yaralarımı sarıp buradan gidebilirim. Aynı büyüye güvenmek zorundayım. Asamı buraya girdiğim kapı eşiğinin biraz üstüne doğrultuyorum. Amacım Bombarda Maxima ile kirişleri çökertip kapının kapanmasını sağlamak. Onlar içeri ışınlanamazlar ama ben bunu yapabilirim. Yapabilirim. Buradan canlı çıkabilirim. "Bombarda Maxima."

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 4, total 4

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 8