[justify]Bazı geceler insanlar atacağı bir sonraki adımın nereye olacağını bilmeden yürümeye başlarlar. Esen rüzgarlar kıyafetlerine takılıp yavaşça yollarına devam eder, yıldızlar gökyüzünden onları sessizliklerinin içinde izlerler ve yaşamlarındaki minik ayrıntılara anlamlar yüklerler. Mehtap güneşten aldığı görevi tüm gururuyla yerine getirir ve dünya adı verilen bu iğrenç tiyatro oyununda bir gün daha insanların mutsuzluğuyla bilenerek sona erer. Sona ermeyen bir günde, kızıl cübbesinin altına sakladığı yüzüyle yürüyordu Carmilla, kopmuş parmağının soğuğu onu artık rahatsız etmiyordu. Kızıl cadının dönüşü yavaş yavaş duyulmaya başlanmıştı ve insanların fısıltılarından bazılarının kendisi hakkında olduğunu seçebiliyordu. Bu garip bir tatminkarlık yaşatırken feda ettiği şeyleri de ona hatırlatıyor ve biraz mutlu ama çoğunlukla odaklı bir şeyler hissetmesini sağlıyordu. Bu gece için bir planı yoktu. Sadece kafasını boşaltmak için yürüyecekti. Yürümek, nereye varacağını bilmeden yıldızların altındaki yola kendini bırakmak bir tür terapi gibiydi onun için. Fakat bu geceki durağı gayet yakındı. Diagon Yolu'ndaki bir aktar. Bambaşka bir hayatta, başka bir kadının adını taşırken sıklıkla ziyaret ettiği bir mekandı. Ölüp gitmiş bir kadının, arkadaşı için buraya çok sık geldiğini hatırlatmıştı hatıraları ona. Belki de o hatıralar nedeniyle adımlarını o garip mor şeylerin çıktığı binaya doğru çevirmişti. Kapıyı aralayarak sessizce merdivenleri çıktı ve aktarın kapısına ulaştı. Çatıya doğru akan köpüğün kaynağı buradaydı. Gaz lambasının aydınlığı eşikten görünebiliyordu. Eliyle kapının kilidini açtıktan sonra sessizliğiyle birlikte odaya süzüldü. Bay Jiggers sakin sakin kitabını okuyordu. Carmilla'nın çizmelerinin eskimiş ahşapta çıkardığı sese irkilen adam gözlüklerinin üzerinden kadını süzdü. "Cwenhild?" diye sordu. Sesindeki şaşkınlık oldukça barizdi. Carmilla ölmüş bir kadının adını duyunca irkildi ancak adımlamaya devam etti. "Kızım ne istiyorsun ne lazım?" diye sordu adam yavaşça oturduğu sandalyesinden kalkarken. "Öldüğünü duymamış." diye fısıldadı kafasının içindeki ses. "Bırakalım öyle kalsın." diye cevapladı kadını Carmilla. "Bay Jiggers, bütün bu mor köpük, çatıya doğru taşıyor farkında mısınız?" Tok sesini olabildiğince Cwénhild'e benzetmeye çalışsada çabaları beyhudeydi. Adamın zihninde bir şartel atmış gibi gözleri parladı ve masasının üzerine koştu. "Bu, canım benim yeni yetiştirdiğim bir bitkiyi çaprazladığım ve oluşturduğum yeni bir bitki. Köpük gibi göründüğüne bakma. Yeterli ısıyı ayarlayabilirsen büyüdükçe büyüyor. Daha önce hiç bu kadar büyümemişti. Lakin bu gece şunu fark ettim ve o yüzden biraz dozu arttırdım. Ay ışığını alınca büyüme hızı arttıkça artıyor!" Çocuksu bir heyecanla anlatıyordu her şeyi Bay Jiggers. Ters bir şeylerin olmadığını anlayınca rahatlamıştı Carmilla. "Çatıya kadar çıkmış ama Bay Jiggers, insanlar korkabilir." Fakat adam onu duymamış gibi anlatmaya devam ediyordu. "Gördüğün gibi eğer bu bitkiyi doğru kullanabilirsem, bir gecede koca koca binalar inşa edebiliriz! Fakat haklısın, bu deneyin yeri burası değil. Sanırım tekrar taşraya gitmek zorundayım." Bu sözlerinden sonra kitabının yanına koyduğu asasını aldı aşırı heyecanlı aktar ve asayı şöyle bir sallayıp tüm o köpüklerin kaynağına dokundurdu. Köpükler hızla çıktıkları yere geri döndüler ve tüm olay çözüldü. "Gwyndolin nasıl? Profesör olmuş diye duydum."
"Obliviate."
Bu gece olmaması gereken bir yerdeydi. Burada olduğunu da kimse bilmemeliydi. Cwénhild'i tanıyan bu adam sadece bir kadını tanıdığı için ölmeyi hak etmiyordu. Sessiz kalması için son bir kaç saatini ondan almak yeterli olacaktı.