1
Birleşik Krallık / Ynt: Ay Işığı ve İzmaritler
« : 19 Eylül, 2022 20:23:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ares, bu soruyu Eurus’a sormaktan uzunca bir süredir kaçınıyordu. Eurus ile evlenmek, onunla bir aile kurmak istiyordu, buna genç kıza defalarca itiraf da etmişti ama… Artık bir aile kurmak için yeterli niteliklere sahip olduğundan emin değildi. Ona verebileceği hiçbir şeyi yoktu, ne parası ne mirası ne de bir evi. Miras ile ona geçenler öyle aman aman şeyler değildi ve Eurus, onunla evlendiği için pişman olursa kahrolurdu. Sevgilisinin hayatı boyunca rahat etmesini istiyordu, en azından bir evcinleri olmalıydı fakat Ares kendine zor bakıyordu. “Biz…” dedi afallamış bir ifadeyle. “Şey daha konuşmadık…”
Sigarasından bir nefes çekti ve bitmiş izmariti yere atıp ayağıyla ezdi. “Ona aşığım, biliyorsun. Biraz aptalca bir cümle ama…” Duraksadı.
Dördüncü sınıfın sonuydu Eurus’la çıkmaya başladıklarında, Ares tam pes etmek üzereyken kabul etmişti kız onun teklifini. Ares haylaz bir çocuktu fakat yakışıklıydı da bir o kadar; ona bakmayan, ilgi duymayan kız yoktu Hogwarts’ta, bu ilgi oğlanın hoşuna giderdi ve sırf daha fazlası için kızların peşinden koşar, onlara iltifatlar sıralardı. Eurus’u da o zaman fark etmişti, çok güzeldi ve anında ondan etkilenmiş, kendinden emin bir biçimde kıza çıkma teklifi etmişti. Onu kimse reddetmemişti çıkma teklifi ettiğinde, ta ki Eurus’a kadar.
Genç büyücü o günden sonra bütün kızları bir kenara bırakmış, Eurus ile onu reddettiği için uğraşmaya başlamıştı. Ancak o ne zaman onun üstüne gitse kız da hiç altta kalmadan kendisine karşılık veriyordu ve bu genç büyücünün ona bakış açısında önemli bir değişikliğe yol açmıştı zamanla. Ares onun hakkında her yeni bir şey öğrendiğinde kızdan daha çok hoşlanmaya başladığını fark etmişti ve derken Eurus’un kalbini kazanmayı kendine edindiği bir görev haline gelmişti. Eurus diğer kızlardan farklıydı, yapmacık değildi bir kere, tavırları tamamen doğaldı ve kendinden emindi. Ares ne zaman ona aşık olduğunu hatırlamıyordu fakat üçüncü sınıfa geldiklerinde koridorlarda “Eurus, aşığım sana!” diye bağırdığını çok net hatırlıyordu.
“Onu mutlu etmek, Büyük Britanya’nın en mutlu kadını yapmak istiyorum. Ama bazen Hogwarts’tan sonra benim gibi kimsesiz biriyle olmak onu mutlu edecek mi diye düşünmeden edemiyorum, anlarsın ya?”
Cebinden metal bir kutu çıkardı ve kibritle yeni bir sigara yaktı oğlan. Eurus’tan başka kimsesi kalmamıştı, onu da kaybetmekten deli gibi korkuyordu.
Bütün çabalarının çıkmaza girdiği dördüncü sınıfta -kız her ne yaparsa yapsın onu savuşturmanın bir yolunu buluyordu özellikle uğursuzluk büyülerinde üzerine yoktu- uzaktan izlemeye başlamıştı Eurus’u. Onu rahat görebileceği bir yere oturur ve bıkmadan usanmadan izlerdi, ‘sapık’ damgası yemekten de korkmuyordu, zaten Hogwarts’ta onun Eurus’a aşık olduğunu bilmeyen yoktu o dönem.
“Eurus, Eurus o kadar güzel ki…” dedi oğlan sigarasından çektiği nefesi verirken. “Onun acı çektiğini görmeye dayanamam ben. Eurus ne düşünüyor bilmiyorum ama ben onun her şeyin en iyisine sahip olmasını istiyorum.” Kurduğu cümleyi düşününce kendi kendine güldü bir an. “Klişe bir adamım değil mi? Her neyse, senin Hogwarts sonrası için planın var mı?”
[/justify]
Sigarasından bir nefes çekti ve bitmiş izmariti yere atıp ayağıyla ezdi. “Ona aşığım, biliyorsun. Biraz aptalca bir cümle ama…” Duraksadı.
Dördüncü sınıfın sonuydu Eurus’la çıkmaya başladıklarında, Ares tam pes etmek üzereyken kabul etmişti kız onun teklifini. Ares haylaz bir çocuktu fakat yakışıklıydı da bir o kadar; ona bakmayan, ilgi duymayan kız yoktu Hogwarts’ta, bu ilgi oğlanın hoşuna giderdi ve sırf daha fazlası için kızların peşinden koşar, onlara iltifatlar sıralardı. Eurus’u da o zaman fark etmişti, çok güzeldi ve anında ondan etkilenmiş, kendinden emin bir biçimde kıza çıkma teklifi etmişti. Onu kimse reddetmemişti çıkma teklifi ettiğinde, ta ki Eurus’a kadar.
Genç büyücü o günden sonra bütün kızları bir kenara bırakmış, Eurus ile onu reddettiği için uğraşmaya başlamıştı. Ancak o ne zaman onun üstüne gitse kız da hiç altta kalmadan kendisine karşılık veriyordu ve bu genç büyücünün ona bakış açısında önemli bir değişikliğe yol açmıştı zamanla. Ares onun hakkında her yeni bir şey öğrendiğinde kızdan daha çok hoşlanmaya başladığını fark etmişti ve derken Eurus’un kalbini kazanmayı kendine edindiği bir görev haline gelmişti. Eurus diğer kızlardan farklıydı, yapmacık değildi bir kere, tavırları tamamen doğaldı ve kendinden emindi. Ares ne zaman ona aşık olduğunu hatırlamıyordu fakat üçüncü sınıfa geldiklerinde koridorlarda “Eurus, aşığım sana!” diye bağırdığını çok net hatırlıyordu.
“Onu mutlu etmek, Büyük Britanya’nın en mutlu kadını yapmak istiyorum. Ama bazen Hogwarts’tan sonra benim gibi kimsesiz biriyle olmak onu mutlu edecek mi diye düşünmeden edemiyorum, anlarsın ya?”
Cebinden metal bir kutu çıkardı ve kibritle yeni bir sigara yaktı oğlan. Eurus’tan başka kimsesi kalmamıştı, onu da kaybetmekten deli gibi korkuyordu.
Bütün çabalarının çıkmaza girdiği dördüncü sınıfta -kız her ne yaparsa yapsın onu savuşturmanın bir yolunu buluyordu özellikle uğursuzluk büyülerinde üzerine yoktu- uzaktan izlemeye başlamıştı Eurus’u. Onu rahat görebileceği bir yere oturur ve bıkmadan usanmadan izlerdi, ‘sapık’ damgası yemekten de korkmuyordu, zaten Hogwarts’ta onun Eurus’a aşık olduğunu bilmeyen yoktu o dönem.
“Eurus, Eurus o kadar güzel ki…” dedi oğlan sigarasından çektiği nefesi verirken. “Onun acı çektiğini görmeye dayanamam ben. Eurus ne düşünüyor bilmiyorum ama ben onun her şeyin en iyisine sahip olmasını istiyorum.” Kurduğu cümleyi düşününce kendi kendine güldü bir an. “Klişe bir adamım değil mi? Her neyse, senin Hogwarts sonrası için planın var mı?”
[/justify]




