17 Nisan, 2026 08:37:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - André Harris

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 21 Nisan, 2023 16:59:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Eadwig'in her an suratına bir yumruk yapıştırabilirmişçesine fırlattığı bakışlar da yangınla birlikte pek yardımcı olmamıştı kumral saçlı oğlanın özgüvenine. Bir halt mı etmişti, ne yapmıştı? Anlayamıyordu. Bir saniye, yangın... Yangın... O konuda bir şey yapmalıydı ama bulanan zihni pek yardımcı olmuyordu.

"Hassiktir! Harris geri çekil!"

Kendisine yeniden bağırılmasıyla sarsılmış ve zihni, içinde bulunduğu durumun farkındalığına ancak varabilmeye başlamıştı. Yeşil cübbeli dostu, yanan cübbesini yalnızca çıkartmaya çalışmıyordu. Kendisi, sırtına dokunmaya davranmışken cübbeyi doğrudan fırlatsa, kendi cübbesi de muhtemelen tutuşmaya başlayacaktı. O senaryoyu önlemeye, kurtulmaya çalışırken kendisini de kollamaya çalışıyordu Eadwig.

"Bir halta yarasana!" diye geçirdi zihninden. Adamın orada üzerindeki cübbe tutuşmuş, kendisiyse boş boş duruyordu işlevi olmaksızın; hatta daha da sıkıntılıydı, yük oluyordu. Denklemi zorlaştırıyordu sadece. Hızlıca iki üç adım geri attı alanı açabilmek adına. Cübbenin hareketini süzdü. Etraf zaten keşmekeş, bağıran bağırana. Asalardan fırlatılan büyüler loş odayı renkli ışık huzmeleriyle anlık olarak aydınlatıyor, sonra karanlığa karışıyorlardı. İnsanlar bağırıyor, birbirine sesleniyor, koşturuyorlardı. Epilepsi hastası birisinin bulunması için zerre hoş bir ortam değildi. Lakin tüm bu keşmekeşin içerisinde bir bağırış daha belirgin bir şekilde ilinmişti kulaklarına. Charlotte.

Kendilerine doğru koşan binadaşının sarı huzmeli cübbesi ve pek iyi tanıdığı siması, çevredeki anlık büyülü ışıklarla göstermişti kendilerini. Peşinde bir külbükül ile üzerlerine mi geliyordu? O da yardım istiyordu. Ne yapması gerekiyordu ki? Yanıbaşındaysa Eadwig yanıyor. Cübbeyi çıkartsa bile üzerinden muhtemelen bacağı kolu yanmıştır. Nasıl bağırmamayı başarıyor? Yanan kumaşın ete yapışması kadar korkutucu bir şey olamazdı. Eylemde bulunabilir miydi? Belki de bulunabilirdi. Lanet olsun, kendisinin de bir halta yaraması gerekiyordu. Ne yapmalıydı? Charlotte kendilerinden ümidi kesmiş olacak ki durup kendisini takip eden yaratığa doğru çekmişti asasını. "Bir işe yara be!" diye geçirdi zihninden.

Çatık kaşları gevşedi. Ağzı aralandı. Fikir... Yangını söndürebilecek, Eadwig yaralandıysa yaralarını rahatlatabilecek, Charlotte'a el atabilecek bir fikirle aydınlandı yüzü. Profesör dersin en başından mantığı söylemişti ya! Dondurmanın pek çok yolu vardı! Kendisini geri atıp Charlotte ile arasına aldı Eadwig'i ve asasını iki tepe çizecek şekilde oynattı, mavi ışık huzmelerinin kuvvetlice parlaması ümidiyle, soğuk hava dalgalarının olabildiğince geniş ve gür yayılabilmesini; yangına, olası yanıklara, külbüküle yetebilmesini umarak zikretti sihirli sözleri: "Glacius!"[/justify]



[spoiler]Charl'ı dondurmayız inş bu esnada :s[/spoiler]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 10, total 10

Not: Bu ikinci zar gerekiyor muydu gerekmiyor mu emin değilim, interaktifliği korumak adına ilk RP'yi yakın bir ana değin yazdıydım sadece, bu zar yok da sayılabilir. Ya da öteki. Artık profesörümüz neyi uygun görürse.

2
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 15 Nisan, 2023 12:01:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yakınına gelmesiyle birlikte çok daha net görüyordu Eadwig'in yüz ifadesini. Ağlıyor... muydu?.. Kelimeler zihninde birbirine dolanmış, dostunun ismini zikrettikten sonra zar zor dudaklarının arasından iki kelime daha dökülebilmişti: "Ne oldu?.." Aldığı tepki karşısında ise kalakalmıştı ancak: "ÇEK GİT!" Ortalık yerde ağlama ihtimalini belki de en düşük gördüğü insanlardan biriydi sarışın arkadaşı. Duyguları olmadığını düşündüğünden mi? Kısmen öyle olabilirdi aslında sürekli pragmatik bir haleti ruhiyesi olan oğlanın, herkese soyadıyla hitap edişine bakılırsa, mesafeliliğinden daha çok şüpheleniyordu. Kendisi orta-üst sınıf bir ailenin mensubu olmasına karşın annesi tarafından maruz kaldığı, eş dost ortamındaki davranışları konusunda üzerine yapılan baskıyı çok iyi biliyordu. Annesiyle babasının yönetimdeki mevkileri düşünülürse, onun da üzerinde buna benzer lakin çok daha kuvvetli bir baskı altında olması olasıydı.

Cevap veremedi. Bir şeyler söylemek istiyordu, söylemesi gerektiğinden emindi. Belki en yakın arkadaşlar değillerdi ama özellikle geçen yıl Yasak Orman'da yaşananların ardından değer verdiği bir insana bu şekilde arkasını dönüp gidebilir miydi? Yoksa haddini aşmak mı olurdu burada kalıp konuşmaya çalışmak? Bakışları yere düştü sadece. Durdu öylece. Ta ki dumanın tek kaynağının sigara olmadığını fark edene kadar. Asasını kavramış sağ eliyle, asasıyla işaret etti cübbeden yükselen alevleri: "Eadwig... C-cü-cübben..."

Yalnızca bir dakika önce yangın şüphesiyle, yangına Aguamenti ile müdahil olmak amacıyla asasını çekip gelmiş kumral saçlı oğlan, an içerisinde titreyen sesi eşliğinde asasıyla alevleri gösteriyor lakin buraya bizzat uygulamaya kendini hazırlayarak geldiği büyüyü söylemeyi akıl edemiyordu. Yaşadığı duygusal hezeyan, halihazırda rezalet olan kriz yönetimi ile birleşmiş ve işlevsiz bırakmıştı zihnini. "...yanıyor..." Yumurtaların işlevini, arkasında bıraktığı ekip arkadaşlarını unutmuştu an içerisinde. Yalnızca, Eadwig'in dikkatini çekmek istiyordu...



Buraya lazım mı bilmiyorum ama atalım bir zar:
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2
[/justify]

3
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 11 Nisan, 2023 01:03:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Üzerinde bulunduğu merdivenler hareket halindeyken dahi zaman kazanmak namına koşmaya devam eden sarı cübbeli oğlan, nefes nefese kalmış bir şekilde loş ve alışıldıktan biraz daha soğuk olan sınıfın kapısını araladığında, cebinden çıkartıp kontrol etmeye vakit ayıramadığı gümüş köstekli saati, ders başlangıcının birkaç saniye öncesini gösteriyordu. Suratı kızıla bürünmüş; bordo çerçevenin ardında yatan etçiklerinde biriken ter ise gözlerinin yanmak suretiyle birkaç kez kırpışmasına sebep olmuştu. Açılış seremonisinde yüzünü ilk defa gördüğü profesör sınıfta olsa da geç kalmamayı başarmışa benziyordu. Profesör Moore ya da Profesör Urswick gibi kasıntı bir tip ise kürsünün başındaki adam şayet, ilk dersine geç kalmak hiç de iyi bir fikir olmazdı.

Derin bir soluk verdi, gördüğü ilk dostu olan Charlotte'a görür mü bilinmez, göreceğini umarak selam verdi yüzünde ince bir gülümseme eşliğinde elini sallayarak ve omuzundaki çantayı gördüğü ilk boş masaya bırakarak yerleşti hızlıca. Yanında Ilvermorny'den, büyücü satrancından tanıştığı bir oğlan vardı. Neydi ki adı? A- Ar-... Er-... Yok, gelmiyordu aklına. Bozuntuya vermeden sessizce başıyla selam verdi gülümseyerek yalnızca, kendisine adıyla hitap edilmemesini umarak. İki sıra ötesinde Eadwig'i gördü, selam vermeye tenezzül etti ama o sırada göz teması kuramadı. Boş verdi. Çıkışta belki uğrardı yanına.

Daha parşömenlerini çıkartmaya ancak başlamıştı ki arkalarındaki kapının kapatılışı, "Sanırım koşarak iyi ettim," diye düşündürttü kumral saçlı oğlana. "Ters adammış cidden sanırım. Eski seherbaz mı? Ov..." Not almak için gerekli teçhizatlarını tertiplediğinde derse de odaklanmıştı. Yeni dönem, yeni bir profesör için beklemediği derecede hızlı giriş yapmış olmaları biraz afallatıcıydı tabii. "Külbükül demek... Evet, biraz sıkıntılı yaratıklar. Şu kum saati ne ki?.." İksir malzemesi temini üzerine konuşulurken taşlaştırma tılsımının adını duymasıyla yüzüne ince bir gülümseme yerleşti. En gurur duyduğu işlerden birinde bu büyünün de yeri büyüktü nitekim. Yukarıdaki kum saati biraz dikkat çekiciydi ama: "Şu kum saati ne için ya, söyledi mi? Akıyordu ben geldiğimde." Mavi cübbeli, adını hala hatırlayamadığı sarışın oğlan başını sağa sola salladı iki omuzunu yukarı kaldırarak. "Yok, söylemedi daha. Sıkıntı yok." Bu esnadaysa Profesör d'Ibelin, kendisini duymuşçasına açıklamaya başlamıştı sorusunun yanıtını. Daha yanındaki oğlana teşekkürünü bitiremeden.

-Teşekkür edeğğnnEğ?

Külbüküller kısmen sıkıntılı yaratıklardı lakin bu kadar dar alanda gözler önünden gizli bir külbükül varlığı, hele yumurtalarını almakla görevlendirilmişlerken hiç iç açıcı değildi. "Haydaa..." Yanındaki mavi cübbeliye baktı şaşkınlıkla. Hayda mı? Gerçekten mi? Fazla rahat bir tepki değil miydi bu? Sınıf bela. Görevleri bela. Ders bela. ALOOO. Haydaa mı? Daha düşünceleri nereye yöneleceğini belirleyememişti ki zihninde birbirine bağlanmakta olan uyarımlar, yanındaki oğlan tarafından bölündü.

-Psst, André! Ekip olalım mı? Daha rahat olur. Birimiz fener olsa bile akar.
-Ee... Mantıklı aslında ya... Ne yapsak ki? Hm...
-Aa Bailey de çevresine bakınıyor. Onu da alalım. Hop, Bailey! Gel üçlü ekip!

Kestane saçlı ve Ilvermorny cübbeli bir diğer kişi yanlarına geldiğinde söze girdi adı hala muamma olan oğlan:
-André, bizim binadan Bailey. Bailey, büyücü satrancından André.

"Memnun oldum André," diye zarif bir şekilde gülümsediğinde kendisinden iki santim daha uzun olan kız, bir an afalladı kumral saçlı oğlan. K-kız... Güzeldi... Mal gibi davranmamalıydı. Ee... Bu biraz zordu tabii sosyal anksiyetesi zirve olan oğlan için. "Ee... Şey, s-selam. B-Ben de. Memnun oldum." Ciddi misin? Britanya'ya kolonilerden gelen göçmenler bile daha akıcı İngilizce konuşurdu kendisinin az önceki halinden. Lanet olsun. Gülümsedi karşısındaki kıza tanışmanın samimiyetiyle. Tabii gülüşünün altı gerginlik doluydu. Öksürdü. "Öhm, öhm. Pardon şey... Bir an dikkatim dağıldı. Ee, ne yapıyoruz?"

Sarışın oğlan ilk girdi söze neşeli bir ifadeyle: "Ben işimi yaptım! Ekibi kurdum. Onu da siz düşünün, di mi ama?" Sözlerini sempatik bir gülümsemeyle tamamladığında top ortada kalmıştı. Bailey bir iç çekip, "her zamanki hali işte" edasıyla güldükten sonra girdi söze: "Yani, belki birimiz yumurtalara Accio sallayabilir. Çevrede çokça olduğunu düşünürsek getirmemiz olası. Yol üstündeyken bir diğerimiz Duro yapsa? Üçüncümüz de külbüküle karşı tetikte olur. 45 saniyede çözeriz işi." Çok mantıklı. Bir de zeki miydi bu güzel kız üstüne? Hayat bazı insanlara gerçekten iltimas geçiyordu. İlk başta yalnızca kafasını salladı kumral saçlı oğlan, ekibi bir araya getiren oğlan heyecanla Bailey'nin fikrini överken. "Profesör d'Ibelin koruma büyüsü yaptıysa ya da başka komplikasyonlar çıkarsa eğer, aralıkların tümünden girebilecek bir Ventus da kullanabiliriz. Yumurtalar cayır cayırken buzların arasındaysa ısı farkı duman yaratmaya müsait demektir. Kuvvetli rüzgar da ışık altında kuvvetli duman ile yer tespit ettirir. Ayrıca çağırma tılsımı çok hızlı yumurtayı üzerimize getirecek olursa olabilecek olası yanmaları da kırabilir." Kafalar sallanıp bu fikir de onaylandı. "O zaman organizasyon tamamdır. Başlayalım, sonrasında düşünürüz işler istediğimiz gibi yürümezse."

Başlayacaklardı. Ancak kumral saçlı oğlan, ekibinden bakışlarını ayırdığında hemen yakınındaki bir sıradan yükselen dumanı gördü. Eadwig'in sıra değil miydi o? Bir şey mi yanmış orada şimdiden? Yumurtanın sıcağından mı? "Özür dilerim, bir saniye..." diyerek Amerikan ikiliyi arkada bıraktı. Özgüvenli, muhtemelen bir tık fazla özgüvenli ekip arkadaşının "Yumurtalar bitecek, hop!" nidası arkasından yükselirken parmağıyla arkasına "bir saniye" işareti yaparak devam etti. Asasını çekti Aguamenti uygulamaya hazır olarak. "Eadwig! Sıkıntı mı va-" kontrolsüz bir yangın yoktu. Bu ateş apayrıydı. "Eadwig?.." Gördüğü manzara karşısında yalnızca tek bir mırıltı dökülebilmişti dudaklarından. Sonra kalakalmıştı. Kolunu kaldırdı, iki saniye ardından ancak koyabildi dostunun sırtına. Bir yandan da dikkat çekmemeye çalışıyordu. Sınıfın dikkatini bu haldeyken çekmek, isteyeceği son şeylerden biri olsa gerekti...
[/justify]



Gerekiyor mu emin değilim ama prof'umuza bırakalım yorumu:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 7, total 7

[spoiler]Ders akışı ilerletilmek istenirse André, Eadwig'in yanından yollanırsa aklı orada kalacağından mevcut zarlarına muhtemelen eksi falan alarak ekibinin yanına dönüp Ventus büyülerini üstlenmeyi deneyebilir.[/spoiler]

4
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 08 Nisan, 2023 00:33:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
André Harris:
Tılsım Gücü: 30 -> 40 (20 GP)
Asasız Büyü: 1 lvl -> 2 lvl (12 GP)

Erika Elsbeth Rothmann:
Tılsım Gücü: 5 -> 10 (5 GP)
İksir Kabiliyeti: 5 -> 10 (5 GP)
Lanet Gücü: 20 -> 30 (15 GP)

İndirimli Toplam: 34 GP

5
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı | Duyurular
« : 29 Mart, 2023 23:40:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Adınız - Soyadınız: André Harris
Binanız: Hufflepuff
Sınıfınız: VII. Sınıf

Daha önce ders hakkında sevmediğiniz şeyler nelerdir?
Uygulama eksikliği, onun dışında yok sanırım.

Daha önce ders hakkında sevdiğiniz şeyler nelerdir?
İlginç bir branş olması: Bazen iksirlerin yahut büyülerin doğası fazla soyut kalabiliyor lakin kanlı canlı bir organizmanın üzerindeki büyüsel işleyişi görmek yeri geldiğinde bazı büyüsel konseptleri zihinde canlandırmak için önemli bir görsel yardımcı olabiliyor.

Eğer bir sihirli yaratık olsaydınız ne olurdunuz?
Patronusum vizon, sanırım o en yakını ama sihirli yaratık değil o... Bilemedim, belki anka? Gerçi anka kuşları benden çok daha havalılar ama asamın özü anka tüyü ve en yaratıcı büyülere açık olanlar anka özleriymiş. Zaman zaman yaratıcı büyüler yaptığımı düşünüyorum o yüzden olabilir. Anka kuşları hakkında çok bir bilgim yok aslında, onlar kadar güçlü katiyen değilim düşününce ama gözyaşları şifalıymış, ben de büyü gücümü insanlara yardımcı olmak için kullanmak isterim o yüzden belki de özellikle afililik bakımından aramızda bayağı fark olsa da anka diyebilirim sanırım.
[spoiler]ve tüm bu gevelemenin ardından André'nin kafa yapısına göre çözdüğüm Buzzfeed anketi de anka dedi hiç beklemezken o yüzden... sdkjfhsdfs
[/spoiler]

Eklemek istediğiniz her hangi bir konu var mı? Varsa nedir?
Yok sanırım, hoş geldiniz profesör. Umarım güzel bir dönem geçiririz ve Hogwarts'a da rahatlıkla alışabilirsiniz. Ah, şey aslında... Bu formdan doğan muhabbetler ortamlarda çok fazla uygulamalı ders hevesi yarattı gibi ama olacak ise uygulamaların makul ölçüde olması ya da zaman zaman opsiyonel olması mümkün müdür? Eğer uygulama çok fazla olacaksa özellikle tehlikeli yaratıklarla alakalı uygulamalar biraz çekindiriyor da...

6
Hufflepuff Ortak Salonu / Geçmeyen Gece
« : 28 Ocak, 2023 20:15:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Koyu kahve gözlerini zifiri karanlığa araladığında tenini sarmalayan muazzam bir rahatsızlık vardı. Sıcak?.. Islak?.. Dizlerini bir bisiklet pedalına yüklenircesine bir hızla sirküle ederek çenesine kadar yükselmiş yorganını attı üzerinden. Biraz "hışımlı" davrandığını; yorganını yatağın üzerinde tutan sürtünme kuvvetinin, dışarıya yönelen kütlenin çekimine mağlup gelmesi sonucu çıplak ayak bileklerinin üzerinde oluşan kayma hissiyatı ile idrak etmişti. "Hay Merlin..." diye içinden geçirerek doğruldu döşeğinin üzerinde, hiç istemeyerek. Yarı yolda, belinin alt yarısıyla üst yarısı arasında mükemmel bir doksan derecelik açı oluştuğu noktada yine söylendi içinden: "Hay Merlin..." Üst bedenini yatağa, başı kaz tüyü dolu yastığının üzerine denk gelecek şekilde geri bıraktı. Sağ yanındaki komodinin üzerine elini attı: Önce gözlük çerçevesini, sonra asasını kavradı ince parmakları. Üstten bir yarım çember çizdi asasıyla göğe ve sessizce geçirdi zihninden sihirli sözleri: "Accio.". Yorganının ucu asa tutmayan sol eline tutuştuktan sonra yumuşakça bıraktı elindeki ucu, bacaklarının üzerine.

Pijamasının koluyla önce alnını, sonra boynunu sildi. Kabus mu görmüştü? Hatırlamıyordu. Belki de fazla sıcaklamıştı yalnızca. Sebep neyse ne, bu geceki belki de altıncı uyanışıydı. Dışarıdan ışık namına en ufak bir iz olmadığına bakılırsa, pek fazla uyuyabilmiş olduğu söylenemezdi. Derin bir nefes verdi, sıkkın bir şekilde sağına döndü.

Geçtiğimiz gece neler olmuştu? Büyüceşura'ya darbe mi yapılmıştı? Seherbaz Büro'nun adı çok sık anılıyordu. Gerçi tüm bakanlık departmanları bulaşmış gibiydi de her ne olduysa. Babası iyi miydi? Okuldan önceki son günlerde kendisi biraz garip davranıyor gibiydi aslında. Babası olacaklardan haberdar mıydı? İşlerinin karışık olduğunu söylemiş ama detay vermişti. Belki de karışıklıklar patlak vermiştir sadece ve babasının bir alakası yoktur. Ama ya... İhtimaller çok fazlaydı ve huzurlu değildi. Gelecek Postası'nda da detay yoktu. Yalnızca Büyüceşura'daki pek çok kişiye baskın yapıldığı söyleniyordu. Ürperdi hoşnutsuz ihtimaller zihninde süzülürken, tüm sıcağa karşın yorganını yine çenesine değin çekti. Sarıldı ona. Kaç yaşına gelmişti artık; mezun olacak, tam anlamıyla reşit bir birey olacaktı yalnızca dokuz ay sonra. Yine de korkuyordu, birine sarılmak ve onun tarafından sarmalanmak istiyordu. Annesinin, kulağına, her şeyin iyi olacağını fısıldamasını istiyordu saçlarını okşarken. Babasını sağ salim görmek istiyordu. Ama elinde yalnızca detayları muamma bir haber ve haberin oluşturduğu boşlukların, yüreğindeki korku dolu dipsiz kuyudan çektiği kovalarla doldurduğu senaryolar vardı elinde. Olmayacaktı böyle. Yorganı bu sefer daha sakin bir şekilde üzerinden fırlattı, doğruldu. Önce soğuk taş zemine değdi yere daldırdığı sağ baş parmağı, irkilterek bedenini. Sonraysa terliğinin içerisini buldu ikinci dalışında. Ayağa kalktı, ortak salona yöneldi usul adımlarla. Yuvarlak, köstebek yuvasını andıran oda kapısından ortak salona çıktığında, sol tarafındaki duvar saati 2.52'yi gösterirken, hislerinde yalnız olmadığını gösteren bir manzara ile karşılaşacaktı...

7
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 25 Eylül, 2022 19:08:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Şimdi burada uluorta 180,000 IQ mental akıl oyunları ile kendi sistemimizi süistimal ediyorum full izle HD izle. :d (dileyen deneyebilir ama kendim onaylanır mıyım daha bilmiyorum skjdhfs)

Malum, 25 kabiliyet sonrasında her bir kabiliyet 2 GP istiyor o yüzden...

Öncelikle André'nin Biçim Değiştirme kabiliyetine +5 talep ediyorum 5 GP ile ve 25'e çıkartıyorum. Sonrasında da sınıf atlamadan gelen +5 kabiliyeti Biçim Değiştirme'ye atıp ucuzdan alıyorum malı efenim'. En azından almayı deniyorum. (olmuyorsa sınıf atlama kabiliyetleri: 2 Biçim Değiştirme, 3 Tılsım)

8
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 21 Eylül, 2022 12:51:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 7, total 7

[justify]Daha önce hayatında en fazla derslere çalışmak için bir iki gün icra ettiği büyünün halihazırda sıkıntılı olan koluna uygulayacağını unuttuğu lakin az önce acılı bir şekilde hatırladığı kuvvetle bir şeylerin olabilecek en kötü şekilde ilerlediğini hissedebiliyordu kemiklerinde. Acı bir feryat kopardı dengesi alabildiğine sarsılırken. Yere düşecek gibi oldu, bir şekilde süpürgesini düzeltmeyi başardı. Tüm bu oyalanma sürecinde yan tarafından yediği lafı işitince "K-Kendimi- Sen- Hiç-..." şeklinde ancak birkaç kelam kem küm edebildi laf dalaşlarında hiçbir zaman başarılı olamamış olan oğlan. Yüzü tüm acısına karşın biraz da olsa gülümseyen bir ifadeye bürünmüştü tabii. Eğlenirdi Samuel'ın ego kastığı anlarda oldum olası. Kendisinde olmayan o Gryffindor cesareti etkileyici bir nitelikti nezdinde. Tabii hırsa, dostane rekabet alevine dönüşemedi neşesi. Yarışı kaybedeceğinden emindi kolunun bu haliyle. Asasını kendisinin de şaşırdığı bir şekilde hala tutabiliyor iken süpürgesine yasladı. Daha fazla saçmalamaya lüzum yoktu dengesini sağlamak da büyü yapmak da an itibarıyla iyice zorlaşmışken. Kolunu iyileştirmeyi denemeli miydi? Lakin süpürge üzerindeki zayıf dengesiyle başarısız bir iyileştirme tılsımı yalnızca çok daha kötü hale getirebilirdi işleri. Hem henüz sıkıntıyı bile tam bilmiyordu ve analiz edemezdi. Evet, tüm bu riskler düşünüldüğünde bir şifacıya görünmeden, hele süpürge üzerindeyken kalkışılacak iş değildi. Dişini sıkacaktı. Bu saatten sonra büyü falan yoktu.

İç dünyasındaki hezeyanlardan onu çekip çıkartan ise ansızın gözünün önünden yükselen, cismi belirsiz sayısız figürlük geçit töreni ve etrafını, özellikle arka tarafından sarmalayan alevler oldu. N-N-Neler oluyordu? Kafasını sağa sola sallamaya çalıştı lakin gözlerini açtığında her şey daha da kötüye gitmişti. İleride süpürgesiyle bekleyen sinirli insanlar... Ailesi ve Profesör Yamashita mıydı? Kaşları çatıktı lakin öfke değildi hakim olan bakışlarına, hayal kırıklığı idi. İstemsizce yavaşladığını, yüzleşmesini geciktirmeye çalıştığını fark etti. Oraya gittiğinde işiteceklerini kestirebiliyordu, ulu orta böyle bir yarıştan sorumlu idi neticede ve tahmin ettiğinden çok daha büyük bir keşmekeşe gebe olmuşlardı. Arkasından yaklaşan ateşler daha fazla yavaşlamasına müsaade etmiyordu lakin. Hem önündeki üçlüden kaçıp da gidemezdi ya bu noktada? Arkasındaki sıcaklıktan uzaklaşmak için hızlandı, hızlanmasıyla yükselen ivmenin etkisiyle gözyaşları yanaklarına inemeden, kulaklarına doğru süzüldü göz kenarlarından.

Tam olarak bu noktada aradaki mesafenin ve bu olayın tutarsızlığını fark etti. Bu hızda onlara doğru gidememeliydi, onların var olması bile tutarsızdı. Bu yarıştan bu üç kişinin aynı anda haberdar olması da. Ateş çemberi büyülü bir etki olmadan imkansızdı ama aralarından hiç kimsenin böyle bir halt edeceğini düşünmüyordu. 'Dışarıdan bir etki... Dışarıdan...' Az önce yerden hızlıca yükselen cisimsiz figürler canlandı gözünde. Böcürt! Cisimsizlerdi zira henüz bizzat önlerine varmamışlardı ve kime en yakın oldukları muammaydı! Asasını doğrultmayı denedi karşısındaki korkusuna. Canı acıyordu ama bu alev çemberi içerisinde süpürgesini tutmadan yahut sol eliyle büyü yapabileceğine inanmıyordu. Asasını yükseltmeyi ve hareket ettirebilirse zikredeceği söz belliydi: "Riddikulus!"

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 4, total 4



(Burası, eğer girişimim olursa geçerli olacak bir kısım. André'nin tatlı canlılığı ve cesaret yoksunluğu ele alındığında GM'imizin zorluğu ne olur bilmiyorum ama kendi adıma eğer Destek Zarı'm 3'ün altındaysa asamı kendimi kurtarmak için yükseltemediğimi, 5'in altındaysa diğerlerine yardım etmeyi deneyecek cesareti bulamadığımı ve elim titreyerek kalakaldığımı varsayabiliriz. Gerisini okumaya lüzum olmaz o zaman. Eğer geçtiyse ve GM'imiz müsaade ederse gerisine devam)
[spoiler]
Gözlerinin önündeki korku kendini şebekliğe bırakmış olsa da yüreğine inen korkunun ağırlığından haliyle kurtulamamıştı kumral saçlı oğlan. Nefes alış verişleri düzensizdi, gözleri kararmıştı, kalp ritmi yüksek ve düzensizdi. Bu esnada kulağına çevresindeki dostlarının çığlıkları ilinmişti. Böcürtler... Herkesin tepesine en az bir tane üşüşmüş gibiydi. En azından herkesin başına üşüşmüş, böcürt olma ihtimali kuvvetli varlıklar vardı. Korkuyordu çevresindeki birçok sima ve ateş çemberi işlerini zerre kolaylaştırmıyordu. Yarattıkları huzursuzluktan ötürü aşağıdan birileri kendilerini cezalandırmaya mı karar vermişti? Bu yalnızca bir espri, bir rekabet sonucu olamazdı. Bilemiyordu. Nitekim ne olursa olsun gözleri irileşen arkadaşlarının çevrelerini sarmalayan yakıcı sıcak hareyle mücadele edememeleri ihtimalinden korkuyordu. Süpürgesinin kontrolünü bırakmak adına da olsa yardım etmeliydi. Sol elini süpürgeden ayırıp sağ eline destek olacak şekilde asasına sardı onu da. İki eliyle asasını tutarken haliyle yavaşlıyor, yavaşladıkça ensesinde tüten sıcaklığın artışını hissediyordu. Lakin kendi başına bir şey gelmesinin korkusunu örseleyen bir başka ve çok daha büyük bir korku hareket ettiriyordu gözleri kararmış oğlanın bedenini: Kendi yetersizliğinden ötürü dostlarını yüz üstü bırakma, hayal kırıklığına uğratma, koruyamama korkusu. Ne yapmalıydı? Ateş büyüsünü mü durdurmalıydı? Ama oldukça kuvvetli görünen bu tılsımı kendi büyüleriyle bozabileceğinden şüpheliydi. Ya da sıradan yollarla. Büyünün etkisini mi bozmayı denemeliydi? Yine de her bir böcürte teker teker Riddikulus yapmaktan daha iyi bir fikir gibiydi. Önce ağzını araladı dostlarını eyleme geçirebilme ümidiyle: "B-Böcürt! O-O-Onlar b-böcürt, g-gerçek değil!" Ardından alevlere asasını yöneltti ve dengesi iyice bozulayazmışken iki eliyle, acısına karşı dişini sıkarak doğru hareketleri icra etmeye çabaladı: "F-F-Finite Incantatum..."

Bu zar lazım mıydı emin değilim, tek zar ise üstteki geçerli olur haliyle ama bu burada dursun:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 1, total 1
[/spoiler][/justify]

9
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 07 Eylül, 2022 21:23:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arkasındaki keşmekeşten bihaber algısız oğlanın ağzı, William’ın, önünde giderken kendisi gibi ve ondan bekleyeceği gibi kendini güvene almasını beklerken asasını çıkartışını görmesiyle bir karış açık kalmıştı. Asa kullanmak… Kuralları kendisi ilan etmişti, gerçekten bunu mu unutmayı başarmıştı? Peki bu iyi bir şey miydi? B-Bir saniye, William üzerine uçu!.. Pat! Duvar! Duvara uçu!.. Dön, dön, dön! Küt!

Sağ kolu duvara yapışmış, süpürgesini de yapışıp kırılmaktan son anda kurtarmıştı. Yarışı salıp kontrol etmeli miydi ki kolunu? Sızlıyordu… Hayır, zaten yıllardır temizleyemediği -pek de temizlemeyi deneyecek cesareti bulamadığı- pısırık namını iyice dile düşürmeyecekti. Kolu uf mu olmuşmuş? Sızlıyor muymuş? St. Mungo’da mı yatmalıymış?.. Hayır; bu tip dalgaların, alayların hiçbirine gerek yoktu. Ama sızlayan kolunun süpürge hakimiyetini zayıflattığının da farkındaydı. Devam etmek demişken, “Sahiden hayvan gibi şe’yapıyorsunuz ama!”

Bu esnada hemen yanıbaşından "kılıç arkadaşı"nın kulağına ilişen, kendisine yönelik sözleri ilişmişti kulağına. “Yanlış anladınız, leydim. Yalnızca sizi önünüzdeki naçizane tehlikelerden korumaya çalışıyordum.” Halihazırda süpürge hakimiyetine katkısı kısmi olan eliyle, yüzünde alaycı bir gülümseme ile bir reveransta bulunup dönemeç için Diana’nın az da olsa bir miktar önünde kalacağı şekilde erken yavaşlamaya koyuldu.

William’ın, arkasından belirip önüne ilerleyen halat tılsımını görmesiyle ise gözleri ışıltıyla parladı. Bu fikir... “Halat, düşmemek için; tamamen uçuş güvenliği için, değil mi?” diyerek dostunun fikrine duyduğu hayranlığa dalmadan evvel laf çarpmaktan da alıkoymadı kendini. O esnada aklına gelen fikirleyse devam etti: “O iş, böyle yapılır!”

Az önceki tılsımıyla kendisine ilham olmuştu sarışın dostu. Dönüşler için bağlama tılsımı demek, bunun efektif kullanımı özellikle tıpkı az önceki tabela geçidi gibi dar alanlarda bir hayli iş yapabilirdi. Farklı, esnek bir varyantıyla ama... Zaten bir işe fazla yaramayan asa eliyle asasını çıkartıp asa hareketlerini yol boyunca düzgün yapabilmeyi umacaktı. Karşısına çıkacak her engeli, o engelden uzak taraftaki binalara yapılacak bir Carpe Retractum ile kendini o tarafa süpürge kabiliyetini aşan bir kuvvetle çekip, sağdan sola, soldan sağa; sürekli de ileriye doğru savuracaktı. Sanki bunu uzak bir gelecekte de malum birileri çok farklı bir şekilde kullanacaktı…

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 1, total 1


[spoiler][/spoiler]

10
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 25 Ağustos, 2022 18:34:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yarış başlamadan önce insanlar arası koşa koşa lafı taşımaktan, oluşan keşmekeşten ve anlık girdiği streslerden ötürü çevresinde yaşananların önemli bir kısmından bihaberdi kumral saçlı oğlan, William ve Alfred'in yaşadığı tatsız mevzu da bunlara dahildi. Bu sebeple çarpışma sonrası yamulan gözlüğünü düzeltmesinin ardından önündeki dostunun süpürgesine taktırdığı basınç-denge klipsinin süpürgeden düşüşünü gördüğünde laf atmaktan geri kalmadı, "Hani güvenlik en önemli olandı, ayıp be!" diye seslendi arkasından aptal aptal gülerek.

Laf atmasının ardındansa önemli bir şeyin farkına vardı: Bir saniye, William'ın arkasından ikinci mi takip ediyordu yarışı şu anda? Hani quidditch falan oynuyordu elbette ama bu güruhtaki neredeyse herkes de kendisi gibi takım deneyimine sahipti ve bu da feci bir şekilde kaybedebileceği ihtimalini aklında çoktan yaratmıştı. Tabii öteki yolu göremiyordu ama yine de... Nasıl ikinci olabilirdi? Özgüvenle yarış teklifini kabul eden kendisi dahi şaşkındı an içerisinde duruma. Arkasına bir dönse miydi kim nerede bakmak için? Ama çok yakınındalarsa ansızın sonunculukta bulabilirdi kendisini. Aynen, önüne odaklanmalıydı.

Önüne odaklanmak demişken daha önemli bir şeyin farkına vardı: Tabelalar! Binaların dış cephelerinden yola sarkanlar olsun, göbekte havada uçuşanlar olsun tam olarak süpürge sürerken oralarını buralarını kırmaları için yapılmıştı sanki. Yalnız onları nasıl atlatacaktı ki? Feci bir şekilde yavaşlamak dışında yani... Tabelaların pozisyonları arasında göz gezdirip geçebileceği, az dönüşlü, kısa yollu, optimal bir rota çizmeye çalıştı. Nafile. Kumral saçlı oğlan ne zaman başarılı bir gözlemci olmuştu ki zaten? Kaybettiği vakit sonrası tabelalara çarpayaza aklına son anda gelen tek fikri denemeye koyuldu ve hızla sağa kırdı süpürgesini. Sağ tarafta, özellikle bina sınırında fazla engel yok gibiydi ve eğer birkaç metre boyunca dengesini kaybetmeden yan gitmeyi başarabilirse hem ayaklarıyla binaya fazla yanaşmaktan kaçınabilir, hem de minimal alan harcayarak birkaç tabeladan kaçınabilirdi. Tabii bu esnada önüne şu anki hızlı karar sürecinde göremediği ve önüne çıktığında kaçamayacağı bir engel çıkmamasını umacaktı...[/justify]

Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3

11
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 22 Ağustos, 2022 16:48:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir iki tanıdığı çağırayım derken ansızın kalabalıklaşmaları, kumral saçlı oğlanın gerilmeye başlamasına sebep olmuştu. İnsanları organize etmek neyineydi ki? Şanslıydı ki birçok kişi yaz tatilinde denkleşmiş olmanın özlemiyle olsa gerek, yakın dostlarıyla birlikte gruplaşıyordu ve kulaktan kulağa yayılan duyumlar kendisini muhatap alınacak merci konumuna getirmiyordu. Stresinin azalmasıysa tekrar anın keyfini çıkartabilmesine vesile olmuştu: Şaka maka bu kadar kişi Diagon Yolu’nda tozu dumana katacak olmaları gerçekten de bu sokaklarda kalacak muazzam bir anı olabilirdi. Yüzüne şapşal, heyecanlı bir gülümseme yerleşti.

Ortaya iddia fikri atıldığında ve “birer sır dökülme” karşılığı teklif edildiğinde galeyana gelmiş bir biçimde onaylayacaktı ki yakınlarındaki ve aralarına katılmaya karar vermiş dostu Charlotte’ın itirazını işitince yarılanmış ağzını kapatmaya karar verdi. Onun nezdinde bir aptallık, olgunluktan uzaklık intibası yaratmak istemezdi zira. İddia muhabbetini ardından içinden “Neyse, sonra düşünülür,” diye geçirerekten boş verdi, kalkışa hazırlandı.

Beklediklerinden çok daha kalabalık olmaları, Lorraine’inin en güvendiği becerisi olan manevra kabiliyetini zora sokacak türdendi. Sapağa yaklaşırken Eadwig ile omuz omuza sayılırlardı ve hızlı bir göz atması sonucu Eadwig’in soldaki geniş yola yöneldiğini gösteriyordu. Ancak kendisi uzun mesafe hızına değil iyi dönmeye ve yolu olabildiğince kısaltmaya ihtiyaç duyuyordu. Tabii bu gidişle ikisi de birbirlerini engelleyeceklerdi. Altına yönelse sokaktaki insanlara tehlikeli düzeyde yaklaşacak, yukarı yönelse hız kaybedecekti. Bu sebeple erken girdi sağındaki sapağa birçok kişiden daha önce yavaşlayarak. Bunu yaparken manevra alanını boşa çekmeyi ve erken hızlanarak dönemeçten diğerlerinden daha hızlı çıkmayı ve düzlüğe önde girmeyi ümit ediyordu.

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

12
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 19 Ağustos, 2022 23:56:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Normalde çılgınlıklarıyla nam salmış Alfred'den bekleyeceği türden bir tepkiyi çok daha metanetli dostu William'dan görmeyi beklemiyordu ilk anda. Bu sebeple başta bir saniyeliğine tepki veremedi kumral saçlı oğlan. Teklifi idrak etmeye başladıkça yüzünü bir gülümseme sarmaya başladı ve kafasında olası senaryoları anbean daha da detaylı canlandırdıkça daha da genişledi gülümsemesi. "Şimdi, burada diyorsun yani?.." Yüzündeki muzip ifade iyice oturmaya başladığında Gryffindor'lu fişek Alfred'e de doğru konuşarak, onu da galeyana getirmek amacıyla ortaya attı ilk kuralı: "Diagon Yolu, paralel sokaklar. Binaların çatı hizasının üstüne çıkmak yok. Buraya ilk geri dönen kazanır."

İki dostunun da bu konudaki hevesini görmesiyle birlikte çevresine bakındı hızlıca. Böyle bir işe girişeceklerse başlarına bela olup kendilerine azar çekecek yetişkin bir akranın ortalıkta olmaması, en azından yarışa başlayana kadar kendilerini fark etmemesi gerekiyordu. "Sanırım bu yapacağımıza karşı bir kanun yok cidden... Aslında olmalı da ama sanırım üzümü yeyip bağını sormamak lazım şu spesifik anda..." diye mırıldandı yanındaki ikiliye. Etrafı kolaçan ederken kendileri gibi muhtemelen kampanyadan faydalanmaya gelmiş, tanıdık bir iki sima da gözüne çarpmıştı. Kaş ve göz hareketleriyle beriyi işaret ederek yanındaki dostlarına doğru mırıldandı: "Böyle bir halta girişiyorken tüm ekibi mi dahil etsek?"

Onayları aldıktan sonra bir elinde süpürgesi, usulca ve her duruma karşın çok fazla dikkat çekmemeye çalışarak insanların arasında gezmeye ve bazı selamlar vermeye, sonrasında kulaklara fısıldamaya başlamıştı. Her şey hazır olduktan sonra, dükkanın önünde meşe ağacından süpürgesi, manevra kabiliyetiyle ve üzerinde iken çeviklik hissiyle bünyesini doldurup taşıran yoldaşı Lorraine'in üzerine yerleşecek ve Diagon Yolu'nun belki de göreceği ilk "sokak yarışı"nda yerini alacaktı.



-Bu kurgu, tamamen eğlencesine öğrenci karakterlere açılmış bir okul öncesi kurgusudur. Konsepti ise doğru anladınız, Diagon Yolu'nda tüm insan kalabalığının üzerinde, sokaklara sarkan çatı ve tabelaların altında bir sokak yarışı yapacağız.

-Kurgu tamamen dalgasına olacak ancak en rekabetçi sokak yarışı deneyimi adına, birkaç kritik anı içerecek şekilde düzenli olarak GM'lenecektir. Bu sebeple yarış başladığı andan itibaren her RP'nin altına bir Öğrenci Görev/Düello Zarı atılması gerekecektir.

-Yarış başlangıcı, 20 Ağustos akşam saatlerinde gelecek ilk GM metni ile olacaktır. O vakte kadar buraya kısa kısa RP'lerle isteyen dahil olabilir. Yetişemezseniz de endişe etmeyin, ileride sonradan da dahil olabilirsiniz.

-Yarış başladıktan sonra, yalnızca o spesifik anlarda ne yaptığımızı, örneğin virajın birinde engele nasıl yaklaştığımızı, betimleyip belki minik bir iki interaksiyon araya sıkıştırıp zar atacağız. Yani aşırı kısa, anlık reaksiyonlar üzerine kurulu bir seri olarak ilerleyeceğiz. Muhtemelen her gün yazabilme imkanı bulan herkesin birer kısa RP atmasıyla birkaç RP içerisinde sonuçlanacak bir seri olacak. RP yazamayan olursa belki bir tık geri düşer o an için ama her daim sonraki RP'lerde de bunu toparlayabilir.
[/justify]

13
Boston Wampus Kulüp Salonu / Merlin'e Giriş: Seminer
« : 14 Ağustos, 2022 02:27:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
André Harris / Patrice Lisette Harris / Erika Elsbeth Rothmann


[justify]Amerika'ya ilk defa gelmiş olmanın heyecanıyla Boston Rıhtımı'na yanaşan geminin pruvasının berisindeki parmaklıklara yaslanmış, adım adım belirginleşen kara parçasını inceliyordu bordo çerçeveli gözlüğünün ardında hızlı hareketlerle bir sağa bir sola kayan gözleri. Nazik bir meltem, gözlüğünün çerçevesiyle uyumlu bordo fularını usulca yellendirirken yalnız değildi bu heyecanında. Gemideki yolcuların önemli bir kısmı da kendisi kadar yahut kendisi kadar olmasa da heyecanlıydı Yeni Dünya'ya ilk defa adım basacak olmalarından mütevellit.

Geminin limana demir atıp iskeleye bağlanması sonrası hareketinin yalnızca altlarındaki dalgalanmalardan ötürü yükselme ve alçalmalara dönüşmesiyle omuzunda ince hatlı ve bakımlı bir elin, annesi Patrice'in elinin nazik kavrayışını hissetti. Başındaki malum kulübün renginde, şafatatlı tüylerle bezenmiş şapkası; sade lakin zarif elbisesinin üzerinde bir vurgu unsuru olmuş kadın, ince bir gülümsemeyle söze girdi:

"Geldik. İyi hissediyor musun, miden bulanıyor mu? İstersen yanımda rahatlatabilecek bir iki şişe var," diyerek yanındaki ufak lakin genişletme büyüsü uygulanmış olduğunu ikisinin de bildiği çantasını işaret etti.

"Hıhım, iyiyim; merak etme," dedi başını aşağı yukarı sallarken enerjik bir tavırla kumral saçlı oğlan. Verdiği cevabın ardından annesinin eli omuzundan ayrılmış ve saçlarını karıştırarak okşamıştı. Ansızın genişleyen gülümsemesinden gururu, heyecanı ve mutluluğu okunuyordu. Çocukluklarından beridir başarısıyla, aile buluşmalarındaki kelamlarıyla, zekasıyla ve karizmasıyla her daim ön plana çıkan ikiz kız kardeşi Cecilia'nın gölgesinden çıkabilmiş hissediyordu. Köklü bir aileden gelen saygın bir iksir ustası olan annesinin sevgisini kendisine fiziksel olarak gösterdiği sayılı anlardan birini yaşıyordu.

Bu sahnenin arkasındaysa ne André'nin, ne de oldukça başarılı olmasına karşın annelik kabiliyeti muamma olan Patrice'in farkında olduğu bir hüzün vardı: Kumral saçlı oğlan, bunun bilincinde olmasa da bu sevgiye önayak olmuş gurur kaynağı, kendi icadı olan Deprehensio tılsımını başarılı bir şekilde icra etmeyi başardığı ilk an içerisinde dahi şu an annesinden gördüğü sevgi karşısında duyduğu boyutta bir mutluluk yaşamamıştı. Muhtemelen de bu yüzden kuzgun değil de bir porsuktu kumral saçlı oğlan. Başarılarının tarih kitaplarına yazılacak olması, on yedi yaşına değin birlikte yaşadığı annesinden gördüğü sevgiden değersiz kalıyordu. Refah içinde yaşayan, dışarıdan bakan bir göze "örnek bir aile portesi" gözüken bu tablonun içerisinde on yedi yıldır ilk defa annesinin kendisiyle gurur duyduğunu hissediyordu zira.



İsfendan çınarı kapıyı iteleyerek ilerideki birkaç gün konaklayacakları mekanın kapısını araladıklarında hem oldukça şık dekorasyonlarla hem de oldukça şık insanlarla bezenmiş kulüp salonu karşılamıştı gözlerini. Salona girmelerini takiben siyah saçlı mekan sahibi, elinde değneği ve masalardan yayılan sohbet ve kadeh seslerinin arasından rahatlıkla seçilen, ahşap zeminden yükselen tok topuk tıkırtıları eşliğinde yanlarına ulaştı. "Boston Wampus Kulübü'ne hoş geldiniz; Bay ve Bayan Harris. Bendeniz, bu naçizane kulübün sahibesi, Erika Rothmann. Davetimi kabul ettiğiniz için teşekkürler."

Bordo fularlı oğlan, karşısındaki kadının otoriter postürünün desteklediği karizmatik haresinden ötürü bir anlığına duraksamadan edemedi. Ancak hızlıca kendisine çekidüzen verip, annesinin kendisinden bekleyeceği şekilde davranmaya koyuldu: Karşısındaki hanımefendinin beyaz eldivenli eline, zarif kılmaya çalıştığı bir reverans eşliğinde nazik bir buse kondurdu. "Asıl davetiniz ve misafirperverliğinizden ötürü bizim teşekkür etmemiz gerekir Bayan... Öhm... Leydi Rothmann. Merlin Tılsım Kulübü'nün değerli üyelerine böyle bir sunum yapacak olmak, neticede, nasıl denir... Oldukça köklü ve geniş bir kapsama sahip bir tılsım kulübü neticede ehe ve şey... Amerika gibi uzak bir yerden, yani demek istediğim böylesine uzak olmasına karşın hem ulaşım hem de şey, masraf olarak tüm bu ıı... Zahmete girdiğiniz ve bizi ağırladığınız için teşekkürler."

Yanındaki vasisi, muhtemelen oğlunun "Leydi Rothmann"ın sonrasında söylediklerini söyleme çabasından az da olsa utanç duymuş olsa gerek ki hızlıca toparlamak için söze girdi: "Tabii kendisinin Yeni Dünya'ya ilk gelişi; malum, bir ay öncesine kadar yalnızca bir öğrenci iken bu konuma gelince de insan heyecanlanıyor haliyle. Ben de misafirperverliğiniz ve oğluma tanıdığınız bu eşsiz imkan için teşekkür ederim Leydi Rothmann."

Siyah saçlı ve giyimli kadın, yüzünde nazik bir gülümseme ile Patrice'in teşekkürünü kabul ettikten sonra yanakları utançtan kızarmış oğlana geri çevirdi bakışlarını. "Başarılarınız böylesine takdire şayan iken biraz daha özgüvenli olabilirsiniz Bay Harris, çekinmenize hiç gerek yok. Buyurun, beni takip edin; etrafı tanıtayım. Bu esnada da bazı değerli kulüp üyelerimizle tanıştırayım sizleri..."



Kulüp salonunun yalnızca estetik için büyülü soğuk ateşle yanan şöminesinin önündeki halihazırda açık olan alanda, basit birkaç tılsım sayesinde ahşap zemin yükseltilmiş ve minik bir sahne oluşmuştu. Bu sahneye öncelikle siyah giyimli kadın çıkmış, elindeki şarap kadehini gümüş bir kaşıkla nazikçe iki kere çınlatmış ve kulüp sakinlerinin mutlak sessizliğini sağlayarak dikkatleri üzerine çekmişti. "Değerli Boston Wampus Kulübü üyeleri... Bugün, aramızda büyücülük dünyasına son buluşuyla yeni bir soluk katmış, davetimiz üzerine hizibimizle özel olarak tanışmaya ve gelecek vaat eden ilişkiler kurmaya, bizleri büyü icadı sürecinin bilinmeyen arka planıyla aydınlatmaya gelmiş kıymetli bir genç bulunuyor. Bazılarınız zaten az önce tanıştınız. Bazılarınıza vakit yetmedi, yapacak bir şey yok." Masalardan birkaç kıkırtının yükselmesine müsaade etmek için minik bir es vermişti sözlerine. "Buraya ta Britanya'dan gelmiş bu parlak delikanlıyı, Merlin Tılsım Kulübü olarak görmek istediğimiz genç ve dönemine ilham olacak neslin öncülerinden birini, André Harris'i çağırmak ve sizlere takdim etmek istiyorum..."

Masalardan gürültülü olmayan lakin ritmik ve sık alkış sesleri yükselirken mekan sahibesi tarafından yükseltilmiş alana davet edilmiş, çıkar çıkmaz da sahne kendisine bırakılmış olan oğlan, karşısındaki iyi giyimli insanlar güruhuna platform yüksekliğinden bakarken iricene yutkundu. Derin bir nefes aldı. Elindeki kadehteki ateşviskisini tek dikişte bitirdi. Hiçbiri az öncesine kıyasla yardımcı olmamıştı sahne heyecanını alt etmesine. Yalnızca yanakları daha da kızarmıştı muhtemelen biraz öncesine kıyasla. Yüzündeki gülümseme, sahne korkusuyla donuklaşmıştı ancak işte buradaydı.

Üzerindeki füme rengi yeleğin iç cebinden önceden konuşma notları aldığı parşömenini çıkarttı. "Buna çok çalıştım, her şey yolunda...." diye geçirdi içinden ve söze girdi. "Saygıdeğer Boston Wampus Kulübü üyeleri, Merlin Tılsım kulübü üyeleri, baylar, bayanlar... Sanırım bu noktada dışarıda birini bırakmamış olmayı ümit ediyorum... Herkesi kapsamış oldum, değil mi? Yani bu sahneye çıkar çıkmaz ayıp etmeyeyim birilerine..." Minik bir espriyle buzları kırıp daha rahat konuşabilmeyi ummuştu hazırlanırken. Ancak es verdiğinde az önceki Leydi Rothmann'ın girizgahının aksine kimse gülmemişti. Gülmemiş miydi? Henüz çok az mı beklemişti yoksa? Gülecekler miydi? Ya rezil bir açılış yapmışsa? Sonunda... Birkaç kıkırdama, evet... Ya komik değildiyse ama kendisi konuşmaya devam etsin diye, ayıp olmasın diye güldülerse? Bunları düşünecek vakit miydi? Gözlerini hızlıca kırpıştırıp yüzündeki gergin gülümseme ile sözlerine devam etmeye koyuldu. "Biliyorsunuz ki geçtiğimiz dönemde ben... Şey..." Önündeki notlara baktı. Anahtar kelimeler gözünün önündeydi. Ama nasıl bağlayacaktı? Başının dönmeye başladığını hissetti. "Hogwarts'ta bazı..." Hayır, daha konuşmaya başlar başlamaz kendini rezil mi ediyordu? Tüm gözler pür dikkat üzerindeydi. Bari birileri dikkatini üzerine vermiyor olsaydı... "Demek istediğim..." Korumasız, en ufak yanlışı ansızın topluma rezil olmasına sebep olacakmış gibi hissediyordu. Bu insanları, annesini, Leydi Rothmann'ı, kendisini hayal kırıklığına mı uğratacaktı? Donakaldı sadece. Bulanıklaştı görüşü. Sonraysa karardı her şey. Oğlanın bedeni, ahşap zemine patırtıyla yığılıverdi...[/justify]

14
İlanlar / Ynt: Diana'nın BPSS Şartsız Personel İlanı
« : 05 Ağustos, 2022 18:40:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tam kıstaslara uymasa da BPSS şartı olmamasından mütevellit İksir dersinde rezil fakat Diana için pek highlight olmayan bir ders olan Tılsım'da yardıran André ile karşılıklı ya da tek yönlü ders çalışma/çalıştırma partneri olarak,

Eğer okçuluk yalnızca avcılık konsepti içinse bilemem ancak şövalyelik fanboy'u, kılıç konusunda kendini geliştirmeye çalışmış André ile küçüklükten orta çağda savaşçılık şövalyecilik oynamışlıktan gelme (André bunu şato koridorlarında yapıyordu, evet. Rivayete göre hala görülmediği yerlerde yapabiliyor...) bir çocukluk arkadaşlığı olabilir. Buradan gelmiyorsa da her türlü "utangaç iyi çocuk" olarak aşırı samimi olunmamışsa da geçmişten gelebilecek yahut yeni bir arkadaşlık olarak,

Pek fazla ortamı olmasa da her türlü Hogsmeade ortamına gelmek isteyecek bir "ortam kalabalığı" olarak,

Her türlü belaya korkakça karşı çıkmasına karşın bir şekilde katışan ve yol/eylem boyunca başımıza gelebilecek 128362 kıyamet senaryosunu sayarak geri döndürmeye çalışacak fakat bela geldiğinde ilk ölen olmak üzere orada bulunabilecek tip olarak

Karakterim karşılıklı kurgularınıza açıktır efenim'.

15
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 17 Temmuz, 2022 13:14:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Parmağını şıklatsa daha büyük bir farklılık yaratabileceği kadar etkisiz büyü girişimi, yüzünün düşmesine sebep olmuştu kumral saçlı oğlanın. Lakin William'ın başının bir yuvaya dönüşüşünü dostunun tepkileri sonrası fark ettiğinde, dudaklarını geniş bir tebessüm sarmalamıştı. Lakin asasının ucundan çıkan minik ışıklardan ötürü kendisine yönelen cızkıpırlar, az önceki fenomenden ötürü eğlenmeye vaktinin olmadığının habercisiydi. Iris, Peter, kendisi... Hepsinin üzerine, özellikle kalçalarına yönelen cızkıpırlar mevcuttu. Şu kalkanı yaratabilmiş olsaydı... Bir daha deneyecek cesareti yoktu ama. Bir saatin tik-takları nasıl daralan zamanı andırıyorsa üzerlerine yönelen cızkıpırların cız-vızları da tam olarak aynı anlamı taşıyordu. Üstelik standart bir saat tik-takından çok daha hızlı bir şekilde. Bir başarısızlığa daha vakit yoktu. Risk alamazdı. Hoş, André hayatında ne kadar risk alabilecek cesarete sahip bir insan olmuş ki sanki...

Cızz... Vızz... Kalp ritmi yükselmeye, soluk alışverişleri hızlanmaya, gözbebekleri irileşmeye ve görüşü kararmaya başlamıştı. Algıları da tüm bunlarla beraber açılmış olsa dahi harekete geçmekten acizdi dostu William'ın konuşmaları dikkatini çekene değin. Sert çene hatları, sözlerinin eyleme geçiriciliği ve saçlarının arasındaki cızkıpır üçlüsünün tümü adeta bir liderlik vasfı timsali eyliyordu binadaşını an içerisinde. Evet, eyleme geçmeliydi! Beyaz atına Alfred'ine binmiş şövalyelerinin öncülüğünde eyleme geçmesi gerekiyordu! Acilen bir şeyler düşünmeliydi. İşe yaratabileceği bir şeyler. Mahrem yerlerini cızkıpır taarruzundan koruyabilecek, kollayabilecek bir şeyler.

O noktada aklına gelen fikirle dostlarını da kendisini de kollayabileceği kanaatine vardı. Seslendi ortamdaki diğer herkese: "Kaçış planı lazım!" Bu konuda kendisini diğerlerine emanet edecekti ve onları kollayacaktı. Iris ve Peter'ın planlarına, Rose'un eylemlerine güveniyordu. Asasını bir "V" oluşturacak şekilde sallamaya başladı. Bu minik kanatlı yaratıklar, havayı kontrol ederek uçabiliyorlardı. Eğer havayı kontrol etmesi imkansız bir hale getirirse William'ın peşine takmadığı cızkıpırların uçuşunu önleyebilirdi. Hatta eğer büyünün üzerinde hakimiyetini yeterince sürdürebilirse her birinin arkasını kurtarabilirdi. Önce Iris'e, sonra Rose ve Peter'a, en son kendisine yöneltecekti rüzgarlarını başarabildiği müddetçe. Kuvvetli -en azından kuvvetli olmasını umduğu- bir türbülans yaratmasına vesile olacak büyülü sözleri söyledi bu esnada: "Ventus!"

Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 5, total 5

Sayfa: [1] 2 3 ... 5