17 Nisan, 2026 09:19:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67  (Okunma sayısı 295 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 28 Mart, 2023 11:38:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dersin başlangıç tarihi: 28.03.2023
Derse yazmak için son gün: 10.04.2023

Dersimiz son sınıflar içindir!!!

Sizden beklenenler rol oyununda açıkça belirtilecektir, sorusu olan herkes bana discord üzerinden veyahut site üzerinden özel mesaj yoluyla ulaşabilir.





Bir gün önceden panoya astığı duyurunun yerinde olup olmadığını görmek için, kapının sol yanına ilerledi Balian; oysa ki yol sağ taraftandı ve sırf bu yüzden pek çok öğrencinin duyuruyu kaçıracağını düşünmüştü. Hogwarts'ta pek çok şey göz ardı ediliyordu ve Balian bu konularda sadece mutsuzdu. Kendi zamanından beri bir adım bile ileri atılamamış olması, bugüne kadar ki müdürlerin ayıbıydı, Balian içten içe kendini doldurup sinirlenmekle yetindi ve elinde tuttuğu mendili biraz buruşturmuş bulundu. Aynı mendile hafifçe öksürdükten sonra içe doğru katladı ve ceketinin cebine sıkıştırdı. Siyah pantolonu ve siyah gömleğinin üzerine giydiği pelerini ile gölgeler içindeydi, aslında hep böyle giyindiğinden alışılmışın dışında bir durum söz konusu değildi, en alışılmadık durum içindeki heyecanın kahveyle birleşmesi ve çarpıntıya yol açmasıydı. Sesini de denememişti, eğer düzgün çıkmaz ise sınıfa rezil olacağını düşündü; yeni gelen profesörler asla sevilmez, eskileriyle kıyaslanır. Sihirli yaratıklar, kendisine güvendiği yegane konuydu. Anlatım konusunda ise, eh işte, doğruyu söylediği sürece öğrenciler dikkatlice dinleyip birkaç çıkarım yapmalıydı.
Dersliğe, yaklaşık beş dakika önceden geldi Balian, zira bir gece önceden ateş yakmış ve çevresini büyülü bir fanus aracılığıyla kapatmıştı; böylece, kontrolsüz yanan sihirli alevlerden külbükül oluşacak ve derslik yanmayacaktı.Büyülü fanusu ortadan kaldırıp ateşi söndürdü. Geriye kalan külbükül, bir yılan gibi sürünerek ortaya çıktı. Balian ortamın ışığını azalttı ve külbükül için karanlık noktalar sağladı. Yaratık, yerlerde sürünürken Balian masasına geçti ve öğrencilerin gelmesini bekledi.Siyah pantolonu ve siyah gömleğinin üzerine giydiği pelerini daha rahat oturabilmek için düzeltirken yerleşti sandalyesine. Seherbazlık bürosundan alışkın olduğu şekilde bacaklarını uzatacakken bunun doğru olmadığına karar verdi. Her an bir öğrenci gelebilirdi ve bir profesörün bu şekilde doğru olmazdı herhalde.  Bu sırada, havaya bir saat süreli kum saati sabitledi, öğrenciler geldiğinde bu altın yaldızlı saatin çok az bir kısmı alt tarafa dolmuştu ve saat akmaya devam ediyordu.

Beş dakika içinde öğrenciler, dersliğe kum saati gibi dolduğunda Balian kapıyı, basit bir büyüyle açılabilecek biçimde kilitledi. Yalnızca öğrenciler kaçmasını istemiyordu. "Balian d'Ibelin," diye kendisini tanıtırken, bir yandan asa ile tahtaya ismini yazdı. Hemen altına ise şöyle: Külbükül. "Eski seherbaz ve yeni Sihirli yaratıkların bakımı profesörünüz oluyorum. Buraya gelmek için epey uğraştım." Kendisinden gurur duyarak bahsetmişti, övünülecek tek tanı bu olduğu için, kendisi hakkında pek konuşma gereği duymadı; Balian zamanında böyle bir profesörü olsa belki daha da başarılı olurdu. "İsminizi yazıp, yoklamayı imzalarken bir yandan beni dinleyin," diye buyurdu, boş bir parşömen kağıdını, en öndeki öğrenciye, suratına bakmadan uzatmıştı. Şimdi masanın önüne poposunu dayamış, aklı ise külbükülde. Çoktan karanlık bir yerlere yumurta bırakmış olmalı, kumların çoğu yerinde; ama azalması uzun sürmez. "Dersimizin konusu, geçen senenin de konusu olan ve tahtada ismi yazan Külbükül yaratığı. Eğer geçen sene az da olsa derslerinize dikkat ettiyseniz ya da en azından ders kitabımıza merak edip göz gezdirdiyseniz, alevler arasında doğduğunu bilirsiniz." Sınıfın nabzını yoklayıp tepkilerini gözden geçirdikten sonra devam etti. "Kontrolsüz, sihirli alevler arasından doğan Külbükül'ün doğum için tek yöntemi bu değildir; bütün Külbüküller cinsiyetsiz olup doğurganlık yetisine sahiptir. Öyle ki, bir Külbükül alevlerin arasında doğduktan sonra, bulunduğu yerde hemen karanlık yerler arar ve yumurtalarını oraya bırakır." Kumlar yerinde durmuyor. "Bu Külbükül bir saat içerisinde kendi kendine yok olurken, yumurtalarının saptanması ve acil olarak dondurulması gerekmektir. Şimdi lütfen asalarınız olmadan ellerinizi havaya kaldırınız ve basit bir Z harfi çizerek şu sözleri söyleyin: Duro." Sınıfın bunu yapmasını bekledi, hemen sonra ise devam etti. "Bu büyü taşlaştırma büyüsü, yumurtayı bu şekilde dondurabilirsiniz. Sonrasında ise bu yumurtaları aşk iksirinde kullanabilirsiniz; çok güçlü aşk iksirleri hazırlayabileceğinizden eminim. Yani, bu yumurtaları dondurduktan hemen sonra, İksir profesörünüz Bay Aldrik Solaris' teslim edersiniz, o derste de yararı olacaktır. Ancak şimdi," Ellerini hızlı bir şekilde çırptı ve sınıfı bir deyişle uyandırdı. "Sınıfta bir Külbükül olduğunu söylemek durumundayım. Karanlık noktalara acilen bakın ve gördüğünüz kum saati dolmadan yumurtaları dondurun. Acele edin!" Ellerini tekrar çırptı ve sınıfı kaos ortamında bıraktıktan sonra yerine oturdu, kol saatini kontrol etti. "Kırk beş dakikanız var. Yumurtaların bulunduğu yerler, yani karanlık noktalar buzlu, bu yüzden dikkat edin kaymayın; yumurtaların ise epey sıcak olduğunu biliyoruz. Sıcak soğuk oyunundan bir farkı yok yani. Ancak söylemeliyim ki, eğer zamanında bulamazsanız, hepimiz cayır cayır yanarız." Saatini tekrar kontrol etti, sürenin bitmesine on dakika kala, devreye girecekti.


____

*Her öğrencinin en az bir yumurta bulmasını ve yaptığı Duro büyüsü ile bir Düello zarı atmasını istiyorum.Sihirli günler dilerim.
« Son Düzenleme: 28 Mart, 2023 13:33:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Balian d'Ibelin »

Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #1 : 31 Mart, 2023 02:50:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Arkama bakmadan koşarken attığım her bir adımda merdivene tökezlememek için yanımdaki korkulukları tutuyor, ayaklarıma takılmasını engellemek için ise cübbeme sahip çıkmaya çalışıyordum. Çok değil, yaklaşık iki dakika önce Sebastian’ın ayakkabılarını yere yapıştırmıştım ve şimdi küçük bir çocuk gibi ayaklarım kıçımı tekmelerken dersliğe kaçıyordum.

Güzel bir kahvaltıyı mideme indirdikten sonrasında daha dün kütüphaneden almış olduğum kitabı görevliye teslim etmek için rafların yolunu tutmuştum. İksir ve sihir tarihi üzerine okumak istediğim yazınlara ulaşabileceğimi zannetsem de yatakhanede dizginlenemeyen merakımla baş başa kalmıştım. Ulaşamadığım bilgiyi elimde tutmanın manası yoktu, bundandır ki Hogwarts’ın raflarına ait bir kitabı meşgul etmeyecektim ve yeni öğretilere yelken açacaktım. İşlerimi halledip Sihirli Yaratıkların Bakımı dersine kalan vaktimi değerlendirmek üzere Kara Göl’ün bir yanına indim önce. Kalabalığı sevsem de kimi zaman yalnız kalmaya da ihtiyaç duyduğum anlar oluyordu. Arkadaşlarıma dair etrafta kimseler görünmüyordu. Bu şimdilik iyi sayılırdı. Son dönemi yaşıyor olmamın gerçeği yüzüme sıklıkla ağır bir tokat gibi çarpsa da bunu ifade etmekten çekince duyuyordum. Kafa kâğıdıma bakıldığında büyümüştüm. Geçirdiğim altı yıla göz attığımda artık asamı kullanmak konusunda kendimi eksik hissetmiyordum. İyi miydi bilmiyorum ancak akıllanmıştım. En azından küçük, deli yürekliliğinin altında akılsızca bir cesarete kapılan kararlarım yoktu artık. Ancak yine de bu büyümeyi bir türlü kabullenmiyor, kabullenmek istemiyordum. Bir yıldan az bir süre sonra öğrenci olmayacaktım artık. Kendimi temsilen bir meslek sahibi olmak zorundaydım. Başarılı bir simyacı mı yoksa şifacı mı olurdum? Belki de bir seherbaz... Karar veremiyordum. Kimi zaman bu durum aklımı kurcalıyordu zira kararlarına sadık olan boydaşlarım ile kendimi kıyasa sürüklüyor, kendimden emin olamıyordum.

Düşünce salatamın arasında ellerimi çeneme koymuş, dingin göle bakmaya kapılmışken pek de uzakta sayılmayacak bir oğlan sesi duydum. “Seni bizzat Profesör Harrington’a söyleyeceğim!” diyordu ağlamaklı ses. Benden henüz birkaç sınıf küçük olduğu barizdi, sesi yeni yeni kırçıllaşmaya başlamıştı. “Selamımı da söyle!  Sana şu şekerlemelerden ver dedik alt tarafı. Verseydin böyle olmazdı. Amma da ağladın be! Ağabey sözü dinlemen gerektiğini sana hiç mi kimse söylemedi. Vah vah.” diye devam eden gülüşmeleri duyunca yüzümü buruşturdum. Tamam, küçük çocukların acımasız olduğu su götürmez bir gerçekti ancak bu duyduğum ses düpedüz koca insan sesiydi! İki kişilik dev kadronun kahkahalarına eşlik eden ağlama tonlamaları kulaklarımı tırmalarken yerimden kalktım. Tahammül edemeyecektim. Eskiden olsa bu denli acımasızca davranmazdım lakin gözlük takan bir arkadaşıma “dört göz” diyecek kadar aptalca espriler yaptığım zamanlar ne yazık ki olmuştu. Öyle ya da böyle büyüyüp akıllandığımı en somut şekliyle buradan da görebiliyordum. Zorbalığa, yersiz davranışlara ve çocukça tutumlara tahammülüm kalmamıştı.

Yerimden kalkıp çaprazıma döndüğümde gördüğüm sahneye şaşırmamıştım. Okul başladığından beri nerede uyumsuz bir eylem olsa bu çocuğu orada bitmiş olarak görüyordum. Sebastian’ı; Büyük Salon’da ilk karşılaşmamızda rahatsız edici tavrını ve salyalarını üzerime yapıştıran çocuğu… Derin bir nefesi dışarıya verip “Yine mi ya?” diye üzerimi düzelttim. Başımı yana yatırıp ağır adımlarımı ikiliye yöneltirken suratım gitgide asılıyordu. Küçük Hufflepuff’lı öğrencinin elinden şekerlemesini alıp yemeleri yetmiyor gibi bir de sevimsiz bir troll gibi gülüşmelerine devam ediyorlardı. Yanlarına vardığımda henüz arkalarında duruyordum. Asamı çıkartıp Sebastian’ın eline hedef alırken “Herbifors” diye seslendim. Büyücünün elindeki şekerleme bir çiçeğe dönüşmeye başlamışken kıkırdadım. “Hah şöyle. Prensesler gibi oldun.” dedim yapay bir gülümsemeyi takındığım sırada. Beni görmeleri için yanlarına doğru ilerlerken küçüğün de yanımızdan ayrılarak derse gitmesini rica ettim. Sebastian elindeki çiçeği kenara fırlatırken “Güzel bir başlangıç yapmış olmayı dilerdim Diana.” dedi çenesini yukarıya kaldırarak. O kadar ıslak bir başlangıcı ancak bir sirenle yapabilirdi. Suratındaki o liyakatsizlikten hoşnut olmayan bir ifadeyle yüzümü buruştururken “Kalsın.” dedim bir çırpıda. “Burasının misafirperver bir yer olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Lakin hiç kimsenin, içimizden birisini üzmesine tahammülümüz yoktur. Hele ki kendinden küçük birisini…” diye yalancı gülümsememi de yüzümden sildim. Öfke doluydum. Kolaylıkla kin tutmazdım fakat beyefendilikten uzak her bir eylemin vücut bulan hali karşımdayken kendimi kontrol edemiyordum.

“Ne olacak ki?”
diye üzerime bir adım yürüdüğünde ben de bir adım geriledim. “Yavaş gel.” dedim sinirli sinirli. Ne mi olacaktı? Bir adım daha yaklaşırsa hayalarına tekmeyi basacaktım. Sessiz kaldım. “Sizden birisini üzersem ne olabilir ki? Ne sanıyorsunuz siz kendinizi ya? Ne bu afra tafra kızım?” diye kaşlarını bana çattığı ve yüzüyle suratıma eğildiği sırada geriye savurduğum adımımı parmak ucumda bıraktım. Asamı bedenine doğrulturken “Locomotor Mortis” dedim bir çırpıda. Sebastian’ın ayakları kilitlenip olduğu zeminle bütünleşirken zafer dolu bir ifade ile sırtımı dikleştirdim. Zaferin altında haz etmediğim birisini bir anlığına alt etmenin gururu yatıyordu muhakkak. Hayalarına tekme atma fikri aklımdan bir anlığına geçse de yapmadım. Bu onun için yeterli olurdu. Keyfim yerine gelmişti. Doğrusu ya, birkaç gündür sınırlarımı ihlal etmeye çalıştığından ötürü bunu ona yapmayı çok istiyordum.

Kara Göl’ün bir kenarında kendi kendime böbürleniyordum ancak acele etmezsem dersi kaçıracaktım. Geri attığım adımlar hızlarıyla birlikte arttığında büyücünün sesi uyarmıştı beni. Arkadaşına bu hainlik(!) dolu hareketimden mustarip bir şekilde seslenirken dizlerini tutmuş bir betonun içinden sökmeye çalışır gibi uzuvlarını çekiştiriyor, küfürler savuruyordu. “Dan… Tut şunu! Diana, göstereceğim sana!” diye bağırırken dişlerini sıkıyordu. “Aç da önce aynaya göster!” dedim koşmaya başlarken. Onu en son orada, kendisi ile cebelleşirken gördüm. Ardından arkama bakmadan koşarken Daniel’in çimenleri döven topuk sesleri ilişti kulağıma. O beni yakalamaya çalıştı, ben de kaçtım. Sanki derse gelmeyeceklermiş ve hiç karşılaşmayacakmışız gibi…

Son öğrenci de içeriye girip kapıyı kapatırken yakalamıştım dersi. Nefes nefese kalmıştım. Sorsanız ciğerlerimin bir kısmını yolda bıraktığımı bile söyleyebilirdim. Yorulmuştum. Dersi dinleyecek enerjim kalmamıştı ve bacaklarım titremeye başlamıştı. Sınıf öyle kalabalık öyle karanlıktı ki en arkadan profesörün görüntüsünü zorlukla seçiyordum. Uzun ve ince boylara sahipti. Yüzünün hatları karanlığın gölgesinde pek ala belirgindi. İçeride sisli bir hava ve yanmış kömür kokusu hâkimdi üstelik. Burnumu sızlattı. Saçlarımı örüp dikkatimi profesörün sesine odaklamaya çalıştığımda ciğerlerim acıyordu artık. Bu kadar koşmaya antrenmanlı değildim elbet. Kulaklarım ortam değişikliği yüzünden ara ara uğuldarken “Külbükül mü?” diye sordum yanımdaki Ravenclawlu kıza. Başını salladı evet anlamında. Demek bir külbüküldü bu ağır kokunun kaynağı. İstemsizce başımı öne eğerek yerlere bakındım. Bir sürüngenin ayaklarıma dolanabilme ihtimaline karşı duyduğum çekinceyle kımıldandım.

Külbükülün yumurtalarını bulup ardından dondurabileceğimizi söylüyordu Profesör d’lbelin. Dondurulduktan sonra aşk iksirinde kullanıldığını söylediğinde gözüm istemsizce Samuel’i aramıştı. Göremiyordum onu. Önümdeki bu kalabalıkta da görmem bir hayli zordu. Bir aşk iksiri ile onu kendime âşık edebilir miyim acaba diye düşündüm birkaç saniyeliğine. Aşk iksiri adil bir dövüş olmazdı esasında ama merak etmiyor da değildim. Yine de… Bunu ona yapamazdım. O aralıkta ben bunları düşünürken profesörün söylemiş olduğu buzlanma tehlikesini işitmekten koptuğumu biraz sonra ortalığı karıştırınca anlayacaktım.

Yumurtaları aramaya koyulduğumuzda etraf zifiri karanlıktı. Asamı çıkartıp “Lumos” diye seslendiğimde ancak kendi önümü aydınlatabiliyordum. İlerlemeye çalışırken sağımdan solumdan sürekli birileri bana çarpıyor, beni itekliyor ve dengemi kaybetmeme neden oluyorlardı. Karanlıktan daha karanlık ve sıcak bir yer bulmanın ümidiyle kendimi toparlıyordum. Net ve gittikçe yoğunlaşan bir sıcaklık hissettiğimde öne doğru adım atmaya acele davrandım. Attığım adım yerdeki buz yüzünden ayağımı kaydırırken yanımda parıltısını gördüğüm cübbeye tutunarak kumaşı çekiştirdim. Düşüyor olmama bağlı ufak ve cılız bir ses çıktı dudaklarımdan. Ve işte o an! Asanın ucundaki ufak ışık yansıması sönerken külbükül yumurtasının havada takla attığı görüntü ilişti gözüme. Korku ve panikle ne yapacağımı bilemeyip kalçam buzlu zemini öperken “Duro” diye salladım asamı yumurtaya doğru. Gözlerimi sıkıca, üzerime devrilen cadının ağırlığının bir kısmıyla kapattım. Tek temennim yumurtanın yere düşmemesi, kırılmaması, zarar görmemesi ve donup kucağıma yumuşak bir iniş yapmasıydı.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 5, total 5


Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #2 : 02 Nisan, 2023 03:02:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yeni ve son döneme hiç olmadığım kadar hazır hissediyordum. Bunun sebebinin ise bir daha doya doya öğrencilik yaşayamayacak oluşumdu. Yaz tatili boyunca her zaman yaptığım işlere koşuşturmuş, birçok aktiviteye katılarak protesto edilmesi gereken her şeyin ön saflarında yer tutmuştum. Geçen sene hala nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde birincilik kazanmamın sonucunda ailemin çıtasını istemeyerek yükseltince bir noktada onların hevesini kırmak istememekle daha çalışkan bir öğrenci olabileceğime dair söz bile vermiştim. Tutabileceğimden pek emin olmasam da denememiş olmak istemezdim. O yüzden dönemin açılan ilk dersi için erkenden kalkmıştım. Tıka basa karnımı doyurup arkadaşlarımdan kimseye takılmadan bir başıma koridorlar arasında turluyordum. Üniformamı eksiksiz üstüme geçirmiştim. Bu bile değişimdi benim için. Saçlarımı da duştan sonra annemin gösterdiği basit bir yöntemle kıvırcıklaştırmıştım. Doğallığı tercih ettiğimden süs püs işine hala pek girişmiyordum, tek yaptığım daha düzenli gözükmekti. Sınıfa doğru gitmeye çalışırken gördüğüm kişilerden bir ikisine güler yüzümle baş selamı veriyordum. Ilvermorny'den gelen birkaç öğrenci ile tanışsam da henüz hiçbiriyle uzun uzadıya sohbet edebilme şansı bulamamıştım. Ancak onları tanımak için sabırsızlanıyordum. En azından mezun olduktan sonra Amerika'dan bir mektup arkadaşımın olmasını çok isterdim. Yapılacak listemde o arkadaşı bulmak vardı. Herkes benim için arkadaş sayılırdı ama olması gerektiği gibi az dostum vardı. Ve arkadaş olmadıklarım da... Samuel ile Eadwig idi. Samuel ile eskisi gibi arkadaş olamıyor oluşumuz beni sinirlendiriyordu. Evet, sinirden deliye dönüyordum. Sebebini anlayamadığım olaylardan kaynaklı ne yapacağımı bilememenin de bir yardımı dokunmuyordu maalesef ki. Sırf bu sebeple arkadaşlığımızı akışına bırakmıştım. En son sataşmalarına karşılık vermem hoş olmasa da artık daha da sakin bir tavır benimsemeye çalışacaktım. Eadwig ise... İşte, o apayrı bir mevzu idi. En son okul alışverişinde görmüştüm onu. Hep yaptığım gibi konuşmak istemiştim. Konuşabileceğimizi düşünmek benim yanılgımdı, artık çok iyi anlıyordum bunu. Balkabağı suyu satan kız ile konuşmasını gördükten sonra bir hayli yıkılmıştım. O kısacık anda süpürgemi kafasında kırmak ve çekip gitmek arasında savaş vermiş ve nihayetinde yapacağım hiçbir eylemin sonucu değiştirmeyeceği kararına varmıştım. Hala üzüldüğüm gerçeği bir yana, onu hala özlüyor oluşumun bana hissettirdiği suçluluk duygusu içinde tam bir buhran yaşıyordum. Keşke bunları paylaşabileceğim bir kız arkadaşım olsaydı. Güvenebileceğim birisi. Belki içimi dökebilmek beni rahatlatabilirdi veya bana destek olmak için fikirler verebilirdi. Bunun için hala ümitliydim. Ümitsiz olduğum konu ise hep Eadwig idi. Hogwarts çatısı altında yeniden bulunmanın bize ne gibi sürprizler getireceğini kestiremiyordum. Ümit edebileceğim hiçbir şeyi yaşayamıyordum bu çocuk konusunda. Göz pınarlarım ağlamaktan kuruduğundan artık sürekli olarak gözlerimi ovuşturmak zorunda kalıyordum. Stresten kendimi yemek yemeye vermiştim. Neyse ki kilo almıyordum. Ona gönderemediğim mektuplar yazıyordum ve sonra da uykuyla kendimi uyuşturmaya çalışıyordum. Dışarıya yansıyan hiçbir belirti yoktu halbuki. Daha canlı gözüküyordum aksine. Kimsenin bunu fark edeceğini de sanmıyordum. Derince bir iç çektim. Uzaktan dahi olsa onu görmek beni mutlu hissettirecekti. Düşüncelerimin ağırlığı altında ezilerek yavaşça sınıfa varmıştım bile.

Kapısından girer girmez üç beş kişinin bana dönüp bakmasıyla duraksamak zorunda kalmıştım. Şaşkın bakışlarla karşılık verirken aklım başıma gelmişti. Başımı ayaklarıma doğru eğip gülümsedim. "Ayakkabılar, tabi ki de ayakkabılar. Giymeyi unutmamışım." Ben de sabahtan beri niye toprağın dibine çekiliyormuşum gibi hissediyorum diye sorguluyordum ama aklım çok yerinde değildi. Kişisel ilişkilerimi bırakıp derse odaklanmak istiyorum, evet. Hemen bir yere geçtim. Derse önden gelebilmiş olmam mucize niteliğindeydi benim için. Hala umut vaat ediyordum, başarılı bir dönem geçirebilirdim. Profesörün gelişiyle tüm odağını ona vermeye çalıştım. Fransız mıydı bu adam? Soyadının çağrışımı bu olsa da üstünde durmayacaktım. Önüme gelen yoklama kağıdını eciş bücüş bir yazıyla doldurup yan tarafımdaki öğrenciye geçirdim bir çırpıda. Bugünün konusu Külbükül imiş. Tadım şimdiden kaçmıştı. Yumurtaları sırf aptal bir aşk iksiri yapmak için mi donduracaktık? Hayır, sorgulamamalıyım ve Profesör'e bela olmamalıyım, hiç değilse ilk ders için olay çıkartmayabilirdim. Söyleneni yapacaktım ama kendi kitabıma uygun şekilde. Gösterdiği büyüyü sözsüz şekilde denerken Profesör d'Ibelin'in çıkardığı sesle kendime güvenmeyen bir tavırla doğruldum ben de. Sınıfta bir yılan varmış. Ne harika ama! Yumurtalara zarar vermemizi istemezdi ki. Profesör ise bir köşeden kıvranmamızı izleyecekti. Yine de Profesör'ü iddialı giriş yapıp dersi daha cezbedici hale getirdiği için ilk izlenimde benim üzerimde memnuniyet bıraktığını söyleyebilirdim. Tek sorun derse odaklanmak isterken profesörün söylediklerine fazla odaklanarak vermek istediği ana mesajları kaçırmıştım. Tam benlik hareket olduğu için sorun edeceğim bir şey yoktu. Hem kendi bildiğimi okuyacağım zaten her türlü. Karanlık içerisinde birkaç adım attım.

Adımlarımı da sağlam atmaya çalışıyorum. Asamı sıkı sıkı tutuyordum ama yolumu aydınlatmak için bir uğraşım yoktu. Tek temennim birilerine çarpmamaktı veya yanlışlıkla bir yumurtaya basıp Külbükül'ü kızdırmamaktı. Bir süre daha bulunduğum alanda kontrollü şekilde içgüdülerimin beni yönlendirdiği şekilde sağ uca doğru ilerlemeye başlamıştım. Henüz özel bir yetenek geliştirememiş olsam da uğultuların azalmasıyla sesimi Külbükül'e ulaştırmak istiyordum. Deneye deneye eninde sonunda yaratıklarla ve hayvanlara konuşacağıma inancım hiç eksilmemişti. Asamı her ihtimale karşı önüme doğru tutup konuşmaya başladım: "Ihhm... Merhaba sevgili Külbükül. Kendini rahatsız hissediyor olmalısın. Sana saygısızlık etmek istemiyorum ama bu dersi geçmeye de çok ihtiyacımız var. Profesörümüz çok fazla yumurtladığınızı söyledi. Öyle hatırlıyorum en azından... Yani pıtı pıtı neredeyse her alana bırakıyor  olmalısın. Bu söylediklerim seni kızdırıyorsa... Haklısın." Ne diyebilirdim ki başka? Ses tonumu toparlamaya çabaladım. "Zaten çok fazla çocuğunuz olacak. Hepsiyle ilgilenmeniz de zor olur. Ben diyorum ki; birazını bize verseniz? Bunu izninizle yapmak çok daha doğru geliyor bana. Çoğunluğun iyiliği için iki üç tane yumurtanızı bizimle paylaşıp diğer çocuklarınızı koruyabilirsiniz. Eğer aileme karşı sorumluluklarım olmasa inanın bana sizin yanınızda olup yumurtalarınızı korumanızda yardımcı olurdum gözümü bile kırpmadan. İhtiyacım olmasa bunu asla yapmak istemezdim. Sana zarar vermek isteyebilirler. Diğer çocuklarını da düşünmelisin. Azıcık yumurta karşılığında maksimum kazançla bu dersi bitirebiliriz... Iı..Iıh...  Orada olan var mı? Külbükül? Beni duyabiliyor musun? Neredesin?" Elimde asayla ilerliyordum hala nereye gittiğimi bilmeden. Külbükülü konuşarak ikna edeceğimi düşünmek oldukça saf bir davranıştı ama yapmam gerekliydi. Sihirli bir yaratıktan zarar görmek veya ona zarar vermek istemiyordum. Önce anlaşmayı denemeliydim. Sihirli yaratıkların niyeti sezdiğini düşünmüşümdür hep. Eğer denk gelirsek bana kızamayacağı kadar temiz duygularla hareket etmeye çalışıyordum. Bir yandan da koruma büyümelerini her ihtimale karşı aklımdan geçiriyordum. Saldıramazdım ama defans yapabilirdim herhangi bir aksilikte.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 6, total 6
« Son Düzenleme: 02 Nisan, 2023 03:08:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #3 : 05 Nisan, 2023 01:49:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Daha ilk haftada olduğumuz göz önünde bulundurulduğunda, diğer günlere nazaran sakin bir sabaha uyanmıştım. Oda arkadaşlarım Clayton ve Edward'ın ruh halinden de okunabileceği üzere bugünkü derslerimiz fazla sıkıcıydı. Sihirli Yaratıkların Bakımı dersine yürürken Clay oflayıp pufluyor, bu dersin en fazla 4. sınıflara verilmesi gerektiği hakkında yakınıyordu. Hakkı da vardı, birkaç ay sonra belki Bakanlık'ta, beki de başka bir kurumsal kimlikle çalışmaya başlayacak olan bizler için bir sihirli yaratık hakkında şu ana kadar her şeyi öğrenmiş olmak bir mecburiyetti bana kalırsa. Farklı noktalardan aynı sonucu savunuyorduk. "Var ya annemler için sihirli yaratıkmış bilmem ne fark etmez, ya evde besliyorlar ya da kesip yiyorlar. Hayvan değil mi işte? Arada gerçekten şaşırıyorum bu evrene." diyordu melez arkadaşım. "Ya kanka..." diyerek yüzümü buruşturdum. "Başlayacak mısın yine? Gerçekten?" Söze Edward atlamış ve Clayton'ın en son Mugglelarla yaşayacağı ve bir esnaf işleteceği fikrimizi hatırlatarak hepimizi kahkahaya boğmuştu. Böyle yüksek seslerle konuşarak sınıfa vardığımızda dersin başlamasına 1-2 dakika varla yok arasıydı. Sınıfa girince gördüğüm birkaç kişiyle şakalaşmış, geçen yıldan beri görüşmediğim kişilerle kısa ama samimi bir şekilde selamlaşmayı es geçmemiştim. Bu sırada bilinçsiz bir şekilde etrafı tarıyor ama kimi aradığımı bilmiyordum. Sınıfın kapısından giren dağınık ve yüksek bir enerjiyle karşılaşınca kilitli kaldım o tarafa. Charlotte'u görmemek benim için refleks olmuştu şu ana kadar. Onu kafamda "görürsen kafanı çevir ve düşünme" olarak kodlamıştım. Zorunda kalmadıkça aklımda yer etmesine izin vermiyordum çok uzun süredir. Fakat şu anda istemsizce dikkatimi başka yöne çekemedim. Beynimi durdurmaya çalışsam da onun hakkında kafamda oturttuğum bilgiler çok kolay bir şekilde gün yüzüne çıkmayı başarmış, neden bu kadar mutlu ve canlı gözüktüğünü düşündürtmüştü. Yüzünde oluşan şaşkın ifadeyi izlemiş ve tepkilerine anlam vermeye çalışmıştım istemsizce. Fakat benim için uzun gelen, büyük ihtimalle 15-20 saniyeyi geçmeyen bu anlamsız süre sonrasında Edwardı'ın kolumu çekiştirmesi ve "Anaa, Charlotte'un saçlarına nolmuş öyle Samu?" demesiyle kendimi toparlayarak arkadaşlarıma döndüm. Ne bileyim ben nolmuş ağzına tükürdüğüm bana ne ya. "Kanka niye öyle tepki veriyorsun ya..." dediğinde ise ona bomboş bir bakış atmayı yeterli görerek Clayton'a dönük bir şekilde "Diana nerde ya?" dedim. Bu cevabını beklediğim bir sorudan çok sohbet dağıtma yöntemimdi. Aklıma direkt olaran Diana'nın gelmesinin bir diğer sebebi ise, bir süredir Charlotte veya herhangi biri hakkında düşüncelere kapıldığım zaman kendimi otomatik olarak sorumlu hissetmeye başlamıştım. Sanki Diana'ya yalan söylemiş, arkasından iş çevirmiş veya ne bileyim, aldatmış gibi hissediyordum. Duyan da aramızda bir şey var sanır. O kadar yok ki. Normalde başka bir kızla böyle bir samimiyetim olsa, çoktan sevgili olmuştum. Hatta şu ana kadar sevgili olduğum bir iki kız olmuştur, onlarla bile bu kadar samimi değildim. Kendime güvenmediğimden mi? Aklım başkasında diye mi? Hayır, hiçbiri değil. Bilmiyorum neden. Çok iyi arkadaş olduk işte kızla, nasıl bozarım bunu bilmiyorum. Hem ben kendimi de biliyorum, onun o özgür kendine has tavırları... Ne bileyim kafamda oturmuyor işte. Hoşlanmıyor muyum, sonuna kadar. Düşünmüyor muyum... Tabi ki ama işte...

Profesör konuşmaya başlamış.
Hemen dalmışım ya, Charlotte'un etkisi bu işte. Beni gerçek hayattan koparıyor anında. Uzak tutmamın bir sebebi vardı.
"Kaçırdım biraz, ne söyledi?" dedim Clay'e doğru sessizce. Adamın asıl mesleğinin seherbazlık olduğunu duyduğumda etkilenmiş şekilde başımı salladım. Neden bırakıp buraya gelmişti orasını da ayrıca merak etmiştim; ben seherbaz olsam gelip de çocuklara sihirli yaratıkların bakımı hakkında ders vermek kesinlikle ilk kariyer tercihim olmazdı. Doğruya doğru yani bu adam neden Karanlık Sanatlara Karşı Savunma profesörü olarak gelmemiş? Ama anlattıklarını dinlediğim kadarıyla büyü kullanmadan geçen teorik bir ders olmayacaktı bu. Uygulamalı dersleri oldum olası sevmişimdir.

Önümüze doğru bir parşömen uzatılınca yanımdaki Ravenclaw'dan yakın arkadaşlarımdan biri olan Delilah uzanarak kaptı. Ben de kafamı uzatarak ne yapacağına baktım, tüylü kalemini çıkarıp ismini yazmaya başlayınca "Bizim isimleri de ateşleyiversene oraya." dedim göz kırparak. Şimdi mürekkep çıkarmakla falan uğraşamazdım. Profesör d'Ibelin'i gösterdiği hareketi tekrar ediyordum o sırada.

Aşk iksiri için kullanabileceği söylenince bir anda fısıltılar başladı sınıfta tabi. Sırıttım duyunca hemen. "İhtiyacımız mı var sanki." dedim gülerek. Sonra aklıma bir sürü düşünce doldu. Ya biri üzerimde kullanmaya çalışırsa? Ya biri Diana'yı kendine aşık etmek için kullanırsa? "Çok tehlikeli bir iksir bu abi ya!" diye yükseldim kendimi tutamayıp. Birkaç gün ne yiyip içtiğime dikkat edeyim ben en iyisi... Şimdi iksiri kazanmak şart da oldu. Başkasına gideceğine arkamı sağlama alayım ben.

En son etrafta yumurta aramamız için bizi kendi halimize bıraktığını söylediğinde, boğuk bir gürültü hakimiyeti ele aldı. Bir anda herkes olduğu yerden telaşla etrafa dağılmaya ve sebepsiz yere sağa sola koşturmaya başlamıştı. Kimse nerede ne araması gerektiğini bilmiyor ama eğlenceye kendini kaptırıp yuvarlanıp gidiyor gibiydi. Bir noktadan sonra bu kalabalık karanlıkla birleşince nerede olduğumu tamamen şaşırdım. Önce goy goy yaparken iyiydi ama sonra ayağıma bir şeyler sürtündüğünü hissettikçe iyice rahatsız olmuş ve işin ciddiyetini kavrayacak seviyeye gelmiştim. Hiçbir sihirli yaratığın bana dilini uzatmasını veya dişlerini saplamasını tercih etmiyordum. İksirin sonuçlarına katlanmayı ise hiç. Bu eğlenceli ekipten sıyrılarak sınıfın köşelerine doğru ilerlemeye başladım. Asamı çıkararak ]"Lumos." demiş ve önümü aydınlatarak ilerlemeye başlamıştım. ]"Hadi bakiyim pisi pisi... Külbükülcük nerelerde geziyorsun söyle bakalım... Yumurtalarını nereye gizlemiş olabilirsin..." Kendi kendime fısıldayarak ilerlerken, görüş açıma kızıla dönen saçlar girmişti. Kendimi Duro büyüsünü yapmaya fazla hazırlamıştım ama ani karar vermem gerektiğini beni tutan bir el ile fark etmem uzun sürmedi. Büyük bir kuvvetle yere doğru çekilirken bir kız sesinin, ki bunun Diana'nın sesi olduğuna neredeyse eminim, kafamın üzerinden geçtiğini tahmin ettiğim yumurtaya Duro büyüsü attığını anlamıştım. Yumurtanın kırılmaması lazım değil mi? Bir yumurtadan beklenen maksimum performans budur. Yere düşerken düşünebildiğim için belki de Merlin'e şükretmem gerekirken asamı havalanan yumurtaya doğrultmaya çalışarak "Lux Pluma!" diye haykırmıştım. Bir kuş tüyü gibi salına salına in aşağı yumurtacık.

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 2, total 2




Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #4 : 09 Nisan, 2023 04:11:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yemekten sonra bizimkilerden önce çıkıp kara gölün etrafında gizli saklı bir yerde sigara içmiş, hemen sonra da şu kokusu ve tadı büyülü sakızlardan birini çiğnemiştim. Eh, sakız çiğneyince de her zamanki ritüelim olan üzüm yemek derse aksamıştı. Sigara içerken gölü izleyip kendimi gölün ortalarına doğru yüzerken hayal etmiştim. Suyun altındaki canavarlardan birinin bacağımdan tutup çekmesiyle biraz çırpınma sonucunda rahata ulaşabileceğimin hayali… Kaybolduğumda insanların belki biraz endişeleneceği, bulunamayınca kayıp sayılacağım, bir süre neden olduğu hakkında dedikodular… Sonra da unutulurdu. Hayat devam ederdi. Ancak… Annem üzülürdü. Zaten babamla da çok yakın değiller. Bana ihtiyacı var. Var mı ki? Benim ona var sanırım. Kimsenin bana ihtiyacı falan yok ya. Ben ailemizin en büyük çocuğuyum. Samuel’e sorun olur kaybolsam. O üzülür mü acaba? Ona bir şey olsa ben üzülürüm. Bana bir şey olduğunda onun üzülmesini ise hiç istemem.

Bu ve bundan daha da karanlık düşünceler ile geçen günlerimden birinde, arkadaşlarımın geyiği sırasında boş boş SYB dersliğine yürüyordum işte. Winton’un gömleğimin yakasının düzgün durmadığı, saçımı her zaman olduğu gibi düzgün taramadığım için bende bir sorun olup olmadığını sormasına da “Ne alaka?” dedim tersleyerek. “İşine bak Wint.” Arkadaşım kaşlarını çatıp baktı yüzüme bir süre. Sonra da önüne döndü ve sessizce yanımda yürümeye devam etti dersliğe. Winton kendi sorunlarını bize yansıtmaz, hatta kendisi hakkında pek bir şey de anlatmazdı. Fakat benim hayatıma fazlasıyla karışıyordu. Sanki yeterince karışan yokmuş gibi. Şu sıralar o kadar istemiyorum ki göz önünde olmak.

Yeni Slytherin bina sorumlusunun dersiydi SYB. Sihirli yaratıklarla ilgilenen bir Slytherin’li nasıl oluyor ya? Tabi o varlıkların etinden sütünden yararlanmak da lazım gerçekten. Dersliğe girdiğimizde çevremi asla umursamadan bizimkileri takip edip en arka köşe sıralardan birine kuruldum. Son mu gelmişiz ne yapmışız geldiğimiz gibi Profesör adını söyledi. Yani dersini seviyormuş gibi davranmaya çalışmayacağım. Bayan Urswick için kehaneti seviyor gibi davranmadığım gibi aynen. Adam adını yazdı. Altına da Külbükül yazdı. O sırada ağzıma atmış olduğum üzümü çiğnemeyi bırakıp “Külbükül müymüş yani?” dedim. Winton “Külbükül sihirli hayvanın ismi.” diye bilgilendirdi. Ravenclaw kankam, asla ihtiyacım olmayan bilgileri bana sağlıyordu. Böyle bir arkadaşınız varsa neden kitap okuyasınız ki? “Adam sihirli hayvan mıymış?” dedim buna karşılık olarak. Profesör konuşmaya devam ettiği için soruma cevap alamadım. Eskiden seherbazmış. Benim babam da seherbaz. Hatta Baş seherbaz. Tanışıyorlar zaten söylemişti okulun açılışında. Başladı ders anlatmaya. Dedi külbüküller alevlerden doğuyorlarmış. Hoop, ben koptum. Ateşi düşünürken bir üzümü koparıp dudaklarıma götürdüm. Üzümün dış kabuğunda minicik bir delik açtım ön dişlerimle. Gözlerim boşluğa düşerken duygular ile alevleri birbirlerine benzettim. Şuan içimde yanan bir alevin olmadığını düşündüm. O kadar sönmüştü ki alevim sanki durgun göldüm. İçinde karanlık yaratıkların olduğu… Kafamı hafif çevirip ön taraflarda duran kuzenime baktım. Tipe bak. Nasıl yanındakiler konuşmaya ulaşmaya çalışıyorlar buna. Sürekli gözü kızlarda. Şu uzun saçlı kıza bakıp duruyor. Şimdi bu kızla takılıyor geçen de görmüştüm. Naparsa yapsın kendini tutmuyor. İşte onun içinde var alev. Benim içimde alev olmaması daha iyi değil mi peki? Şu zamana kadar atarlanıp giderlendiğim zamanlarda sadece çevremdekilere zarar verdim. Charlotte olsun, Samuel olsun… Alevin dışarı taşması yangından başka bir işe yaramıyor. Üzümün suyunu emmeye başladım açtığım delikten. Alev olursa sarı kanatlı kelebekleri yakar. Yakarsa çok pişman olurum. Kendi kendine vuran bir şelale olmayı yeğlerim. Gözlerimi kuzenimden ayırıp kelebeği aradım derslikte. Sarısına ulaştığımda kaşlarımı çattım. Saçlarını bukle bukle mi yapmış? Neden? Bayadır karşılaşmıyoruz. Normalden fazla bakmış kendine. Kesin biriyle görüşüyor. Birine güzel gözükmeye çalışıyor olmalı. Kim ulan o dallama? André mi? Ulan André! Bana bunu yapacak adam mısın sen? Tek yumrukta öldürürüm ki oğlum seni. Tabi böyle kızın yanında geze geze düşürdün değil mi? Utangacım, sevimliyim, sessizim numaralarına da düşme be Charlotte. Bu kız neden bu kadar saf ya. Benim için bu kadar süslenmezdi. André’yi daha çok mu sevdin lan? Şerefsiz karı. Ben sana özelimi açtım özelimi.  Seni çok sevdim lan ben.

Anam babam… Ben neden yaşıyorum?

Ağlıycam çok zor tutuyorum kendimi. André’ye çok bilendim. Bir yandan da, iyi çocuk Charlotte’a iyi davranır diyorum. Daha da acıtıyor kalbimi. Tut kendini Eadwig… TUT!

Hoca başlatma şimdi yumurtana ya! Ne anlatıyor bu adam? Yumurtalar sıcakta ama buzun içindeler falan bir şeyler diyor. Hadi kalkın yumurta arayın diyip ışıkları azalttığı gibi kalktım bizimkilerin yanından uzaklaştım. Ağlayacağım çünkü. Önüme gelen öğrencilere omuz, tekme, tokat… Hepsine böyle, Charlotte’un yumuşacık yanağıcığından öpücük almak isteyen André’lermişcesine vura vura, önümü de görmeden sınıfın bir başka köşesine doğru yürüdüm. Profesör 45 dakikamız olduğunu söylemişti. İç cebimden saatimi çıkarıp zamanı kafamda ayarlayıp tekrar yerine koydum. Bir kaç adım sonra kör göze parmak gibi karşımdaydı yumurtalar. Ben mi şanslıyım?  Yılan mı yeterince saklamamış bilmiyorum. Gittim yumurtaların yanına bağdaş kurarak oturdum. Oturmadan önce de cübbemin eteklerini altımda topladım. Buza dümdüz oturmayalım şimdi. Daha kırk beş dakikam var. Etraf da karanlık. Kim görecek, kim umursayacak? Çıkardım bir sigara yaktım. Yumurtalara baka baka ağlamaya başladım yalnız başıma. Doğmayın anasını satayım. Ben doğdum da ne oldu? Doğmayın böyle yaşamın içine. İnsanlar leş gibi, hayat leş gibi, kurallar leş gibi. Karşımda 3 tane yumurta var. Bir tanesi tüm sorumlulukları yüklenecek, diğer ikisi Samuel gibi keyfine bakacak. Onlar için hayat kolay olacak tabi. Diğerini sadece sıkıcı olmakla suçlayacaklar. Ya o zorla bu rolü üstlenmiş olan aşık olursa? Onun da duyguları var değil mi? Doğru olan ile kalbin istediği neden böyle ters ki? Bir de Samuel yılanlar, Eadwig yılanın sevdiği Charlotte yılanı çalmaya falan çalışacak! Şeref yoksunu, piç kurusu Samuel yılanlar! Vurucam omlet yapıcam şimdi önümdeki yumurtaları! Doğmasın lan bu yılanlar. Alevle gelsinler, alevle gitsinler. Karanlıkta gözükmesin diye sigaranın ucunu diğer elimle saklaya saklaya tüttürdüm bir süre ağlayarak. Kafamda da karar verdim. Bu yumurtaları dondurmayacaktım. Doğmasınlar yok olsunlar. Derslik de yansın. Şanslıysam ben de yanar ölürüm. Biter her şey.

Rahatlarım belki.[/justify]

[spoiler][/spoiler]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4


Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #5 : 11 Nisan, 2023 01:03:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Üzerinde bulunduğu merdivenler hareket halindeyken dahi zaman kazanmak namına koşmaya devam eden sarı cübbeli oğlan, nefes nefese kalmış bir şekilde loş ve alışıldıktan biraz daha soğuk olan sınıfın kapısını araladığında, cebinden çıkartıp kontrol etmeye vakit ayıramadığı gümüş köstekli saati, ders başlangıcının birkaç saniye öncesini gösteriyordu. Suratı kızıla bürünmüş; bordo çerçevenin ardında yatan etçiklerinde biriken ter ise gözlerinin yanmak suretiyle birkaç kez kırpışmasına sebep olmuştu. Açılış seremonisinde yüzünü ilk defa gördüğü profesör sınıfta olsa da geç kalmamayı başarmışa benziyordu. Profesör Moore ya da Profesör Urswick gibi kasıntı bir tip ise kürsünün başındaki adam şayet, ilk dersine geç kalmak hiç de iyi bir fikir olmazdı.

Derin bir soluk verdi, gördüğü ilk dostu olan Charlotte'a görür mü bilinmez, göreceğini umarak selam verdi yüzünde ince bir gülümseme eşliğinde elini sallayarak ve omuzundaki çantayı gördüğü ilk boş masaya bırakarak yerleşti hızlıca. Yanında Ilvermorny'den, büyücü satrancından tanıştığı bir oğlan vardı. Neydi ki adı? A- Ar-... Er-... Yok, gelmiyordu aklına. Bozuntuya vermeden sessizce başıyla selam verdi gülümseyerek yalnızca, kendisine adıyla hitap edilmemesini umarak. İki sıra ötesinde Eadwig'i gördü, selam vermeye tenezzül etti ama o sırada göz teması kuramadı. Boş verdi. Çıkışta belki uğrardı yanına.

Daha parşömenlerini çıkartmaya ancak başlamıştı ki arkalarındaki kapının kapatılışı, "Sanırım koşarak iyi ettim," diye düşündürttü kumral saçlı oğlana. "Ters adammış cidden sanırım. Eski seherbaz mı? Ov..." Not almak için gerekli teçhizatlarını tertiplediğinde derse de odaklanmıştı. Yeni dönem, yeni bir profesör için beklemediği derecede hızlı giriş yapmış olmaları biraz afallatıcıydı tabii. "Külbükül demek... Evet, biraz sıkıntılı yaratıklar. Şu kum saati ne ki?.." İksir malzemesi temini üzerine konuşulurken taşlaştırma tılsımının adını duymasıyla yüzüne ince bir gülümseme yerleşti. En gurur duyduğu işlerden birinde bu büyünün de yeri büyüktü nitekim. Yukarıdaki kum saati biraz dikkat çekiciydi ama: "Şu kum saati ne için ya, söyledi mi? Akıyordu ben geldiğimde." Mavi cübbeli, adını hala hatırlayamadığı sarışın oğlan başını sağa sola salladı iki omuzunu yukarı kaldırarak. "Yok, söylemedi daha. Sıkıntı yok." Bu esnadaysa Profesör d'Ibelin, kendisini duymuşçasına açıklamaya başlamıştı sorusunun yanıtını. Daha yanındaki oğlana teşekkürünü bitiremeden.

-Teşekkür edeğğnnEğ?

Külbüküller kısmen sıkıntılı yaratıklardı lakin bu kadar dar alanda gözler önünden gizli bir külbükül varlığı, hele yumurtalarını almakla görevlendirilmişlerken hiç iç açıcı değildi. "Haydaa..." Yanındaki mavi cübbeliye baktı şaşkınlıkla. Hayda mı? Gerçekten mi? Fazla rahat bir tepki değil miydi bu? Sınıf bela. Görevleri bela. Ders bela. ALOOO. Haydaa mı? Daha düşünceleri nereye yöneleceğini belirleyememişti ki zihninde birbirine bağlanmakta olan uyarımlar, yanındaki oğlan tarafından bölündü.

-Psst, André! Ekip olalım mı? Daha rahat olur. Birimiz fener olsa bile akar.
-Ee... Mantıklı aslında ya... Ne yapsak ki? Hm...
-Aa Bailey de çevresine bakınıyor. Onu da alalım. Hop, Bailey! Gel üçlü ekip!

Kestane saçlı ve Ilvermorny cübbeli bir diğer kişi yanlarına geldiğinde söze girdi adı hala muamma olan oğlan:
-André, bizim binadan Bailey. Bailey, büyücü satrancından André.

"Memnun oldum André," diye zarif bir şekilde gülümsediğinde kendisinden iki santim daha uzun olan kız, bir an afalladı kumral saçlı oğlan. K-kız... Güzeldi... Mal gibi davranmamalıydı. Ee... Bu biraz zordu tabii sosyal anksiyetesi zirve olan oğlan için. "Ee... Şey, s-selam. B-Ben de. Memnun oldum." Ciddi misin? Britanya'ya kolonilerden gelen göçmenler bile daha akıcı İngilizce konuşurdu kendisinin az önceki halinden. Lanet olsun. Gülümsedi karşısındaki kıza tanışmanın samimiyetiyle. Tabii gülüşünün altı gerginlik doluydu. Öksürdü. "Öhm, öhm. Pardon şey... Bir an dikkatim dağıldı. Ee, ne yapıyoruz?"

Sarışın oğlan ilk girdi söze neşeli bir ifadeyle: "Ben işimi yaptım! Ekibi kurdum. Onu da siz düşünün, di mi ama?" Sözlerini sempatik bir gülümsemeyle tamamladığında top ortada kalmıştı. Bailey bir iç çekip, "her zamanki hali işte" edasıyla güldükten sonra girdi söze: "Yani, belki birimiz yumurtalara Accio sallayabilir. Çevrede çokça olduğunu düşünürsek getirmemiz olası. Yol üstündeyken bir diğerimiz Duro yapsa? Üçüncümüz de külbüküle karşı tetikte olur. 45 saniyede çözeriz işi." Çok mantıklı. Bir de zeki miydi bu güzel kız üstüne? Hayat bazı insanlara gerçekten iltimas geçiyordu. İlk başta yalnızca kafasını salladı kumral saçlı oğlan, ekibi bir araya getiren oğlan heyecanla Bailey'nin fikrini överken. "Profesör d'Ibelin koruma büyüsü yaptıysa ya da başka komplikasyonlar çıkarsa eğer, aralıkların tümünden girebilecek bir Ventus da kullanabiliriz. Yumurtalar cayır cayırken buzların arasındaysa ısı farkı duman yaratmaya müsait demektir. Kuvvetli rüzgar da ışık altında kuvvetli duman ile yer tespit ettirir. Ayrıca çağırma tılsımı çok hızlı yumurtayı üzerimize getirecek olursa olabilecek olası yanmaları da kırabilir." Kafalar sallanıp bu fikir de onaylandı. "O zaman organizasyon tamamdır. Başlayalım, sonrasında düşünürüz işler istediğimiz gibi yürümezse."

Başlayacaklardı. Ancak kumral saçlı oğlan, ekibinden bakışlarını ayırdığında hemen yakınındaki bir sıradan yükselen dumanı gördü. Eadwig'in sıra değil miydi o? Bir şey mi yanmış orada şimdiden? Yumurtanın sıcağından mı? "Özür dilerim, bir saniye..." diyerek Amerikan ikiliyi arkada bıraktı. Özgüvenli, muhtemelen bir tık fazla özgüvenli ekip arkadaşının "Yumurtalar bitecek, hop!" nidası arkasından yükselirken parmağıyla arkasına "bir saniye" işareti yaparak devam etti. Asasını çekti Aguamenti uygulamaya hazır olarak. "Eadwig! Sıkıntı mı va-" kontrolsüz bir yangın yoktu. Bu ateş apayrıydı. "Eadwig?.." Gördüğü manzara karşısında yalnızca tek bir mırıltı dökülebilmişti dudaklarından. Sonra kalakalmıştı. Kolunu kaldırdı, iki saniye ardından ancak koyabildi dostunun sırtına. Bir yandan da dikkat çekmemeye çalışıyordu. Sınıfın dikkatini bu haldeyken çekmek, isteyeceği son şeylerden biri olsa gerekti...
[/justify]



Gerekiyor mu emin değilim ama prof'umuza bırakalım yorumu:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 7, total 7

[spoiler]Ders akışı ilerletilmek istenirse André, Eadwig'in yanından yollanırsa aklı orada kalacağından mevcut zarlarına muhtemelen eksi falan alarak ekibinin yanına dönüp Ventus büyülerini üstlenmeyi deneyebilir.[/spoiler]
« Son Düzenleme: 11 Nisan, 2023 07:51:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #6 : 11 Nisan, 2023 12:07:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karanlığın içinde yumurta avı mı ? Ah! Cadı avcıları kadar acımasız bir durum değil, elde etmek istediğimiz sadece yumurtalar! Belki içinde canlı vardır! Onu dondurma büyüsü ile öldürüyor muyuz? Hayır elbette! Külbüküller yumurtlar ama yavrusunu yumurtlamaz elbette şaşkınlar! Biraz önce o külbükülü ateşten ortaya çıkarttık ya hani! Heh aferin size!

Balian neden yıllar sonra tekrar Hogwarts'a gelmişti? Belki de gelmek zorunda kalmıştı? Bütün hayatından ümidini kesen birisi ne yapabilir ? Belki de sığınmaya saklanmaya ihtiyacı vardı. Bu okul onun eviydi.Yani evet bir zamanlar öyleydi...Şimdi tekrar burada bulunması onun hayrına olacaktı. Bu kocaman şatonun sınırları dışında canının ne kıymeti vardı? Kim vardı ? Herkes gitmiş miydi ? Düşüncelerinden kurtulmak istiyordu,artık korkulu rüyalar görmekten bıkıp usanmıştı.Her gece o kurt adam tarafından yeniden,yeniden ısırılıyordu.İstemsizce sağ elini boynuna götürdü.Acımıyordu ama o hissi unutamıyordu.

Mavi gözlerini açtığında sınıfın karanlığı ile karşı karşıya kaldı.Öğrenciler'den en son isteyeceği şey Külbükül ile karşı karşıya kalmalarıydı.Çünkü külbükül yumurtalarının peşinde olduklarını hissedecek kadar akıllı bir varlıktı.Asalarını hemen ellerine alan öğrencileri gördüğünde, memnun bir şekilde istemsizce onaylamıştı.Bu karanlıktan onları elbette ışık kurtaracaktı.Derin nefes alarak öğrencilerinin her adımını izleyen Balian asasını cübbesinden sıyırıp ellerine kavuşturmuştu.Külbükül'ün huysuzlanması yada öğrencilerden birisinin hatası üzerine hemen dahil olacaktı.

Diana Destinee,akıllı bir öğrenciye benziyor.Asasını hemen kullanmış ve ışığın yolunu ,ümidin yolunu açtı.Elbette bu ışık sadece kendisi için değil,Külbükül'ün rahatsız olmasına neden olmuş olacak ki başka bir öğrencinin önüne çıkıvermişti.Heyecanı tavan da olan Diana yürümeyi dahi başaramamış olsa da şansı ve zarları ona yardım etti.Yumurta hiç bir zarar görmeden kucağına indi.(Yumurtayı artık elinizde rahatça tutabilirsiniz genç leydi.)O da ne! Külbükül'ün kuyruğundaki ateş neredeyse sönmek üzere!Bu demek oluyor ki külbükül beş dakika içerisinde ölecek.Külbükül can havliyle son bir defa yumurtalarını görmek için sınıfta tekrar turlamaya başladı.Bu sırada yerden kalkmaya çalışan Diana ise yumurtasını gururla elinde tutuyordu.Gözlerini yukarıya kaldıran Diana,yavrularına hasret iki çift göz ile karşılaştı.



Charlotte Vera Rillian,Ah Charlotte tatlı Charlotte, evladım sihir dünyasındayız bu asayı sana süs olarak vermediler.Okul bitti gidiyor bir bir büyü yap önünü aç kuşum benim. Dikkatli adımlar ile ilerleyen bu tatlı öğrenciye karşı neredeyse umudum yüksekti.Ama ne yapıyordu o! Konuşuyor muydu! Charlotte!!! Dikkat et Külbükül'ün yılan dili seni yoldan çıkarmasın...

Karanlığı seviyordum.Sıcacık hissettiriyordu beni.Her zaman ateş içindeydim ama bu karanlık beni benden alıyordu.Hislerimi dile getirmek benim için ne kadar zor bilemezsiniz.Huzur içindeydim.Yavrularımı dünyaya getiriyor onlara bir yuva kuruyordum.Huzurum ta ki ışığı görene kadar sürdü. KİMDİ O HADSİZ,GÖZLERİMİ YAKIYORSUN.Işıktan kaçmak için sol tarafa doğru sürünmeye başladım.Evet...Yine karanlık bu çok güzel bir şey...Bir yavrumu daha dünyaya getirmiştim ki.Birisi bana mı sesleniyordu ? Benimle konuşmaya çalışıyor. Bakalım ne anlatacak...Yavrularımı mı istiyor!!! Hem de benden seni adi sürtük!

Charlotte,Profesörün verdiği adımları izlememiş kendi yolu ile bu derste başarılı olmaya çalışmıştı.Ancak şans ve zaarlar bugün maalesef yanında değillerdi.Kendisini kovalayan arsız bir külbükül'den nasıl kurtulacak merak içindeyim.



Samuel Raymond Boleyn,yakışık bir büyücü görüyorum.Kendinden emin! Bu çocuk hakkında bir kaç duyum aldığıma eminim ama konular neydi tam olarak hatırlayamıyorum.Yakışıklı büyücümüz biraz da işin dalgasında olsa da en sonunda işin renginin değiştiğini anlamıştı.Külbükül sana dokunca ateşinden duramazdın evladım...Korkudan ne yaptığını bilmiyorsun sanırım ;D Galiba bu çocuk korku ve heyecanla bu görevi mahvedecek diye düşünürken. Samuel,Diana'ya yardım elini uzatmak istemiş ve bu yolda beraber ilerleyecekler.Diana ve Samuel ikilisi başarılı büyüler yaparak yumurtayı kontrollü bir şekilde ele geçirdiler.

Samuel'in attığı büyüden önce Diana başarılı olduğu için senin zarının yüksekliğini hikayeye geçiriyorum.Çünkü senin de bir yumurta bulman gerekiyor.Külbükül ile Diana karşılaşma rolüne devam edebilirsin.Ya da ikinci bir şans olarak uzaklaşan Külbükül'ün yumurtalarından bir tanesini alıp başarılı olabilirsin sana kalmış.İki yolun var bahtın açık olsun yiğidim!!!


Eadwig Alger Boleyn,şu cocuğun haline de bir bakın! Boleyn ailesi değişik olur derlerdi de pek sallamazdım.Ama bu çocuğun bakışlarında dahi var bir şeyler. Derslerinde başarılı olacak bir tipi var ama meymenet eksik.Arkadaşları ile fısıldaşmasından belli bu çocuk tam bir hababam! Çocuk bir süre sonra arkadaşlarından ayrılınca işte dedim evet yapacak görevi!! Ama neredeeee bizimkinin aklı uçkurunda çıktı.Bu yaşta bir çocuğun ergenliğini atlatmış olması lazım değil mi ? Belki de ben çok yaşlandım.Ama bunun derdi yaşıtlarının da kaldıramayacağı kadar ağırdı. Kendisi büyütüyor diyeceğim ama oturup yumurta ile de dertleşmezsin! Ohhh beyimiz tütününde dibine vurdu! Aman Bay Boleyn yumurtlara dokunayım demeyin öyle hemen kırılacak türden yumurta değildir onlar.Elinizi yakarsınız haaa!!! Demeye kalmadan is kokusu sınıfa dağılmaya başladı. EADWİG! ÇOCUĞUM! CÜBBEN YANIYOR!

Eadwig,cübbesini çıkarabilir ya da çıkar cayır cayır yanar.Ancak sağ yada sol buna sen karar ver!Yanında yumurtalar olduğu için ateşten zarar gören kimse olmaz.Kolunda ufak bir yanık oluşur.Bu sırada Külbükül'den kaçan Charlotte koşarken senin yanından geçecek.Charlotte'a yardım etmek istersen bu yolu kullanabilirsin.İstemezsen oradaki yumurta görevine devam edebilirsin.


André Harris,işte okulumuzun kıskanılan veledi sahneye en sonunda giriş yapabildi.Bir elin nesi var iki elin sesi var ancaaaak üç elin neyse orasını bilmiyorum.Lakin bu mukabilde yola çıkan genç arkadaşları tebrik ediyorum.Birleştiricilik unsuru ile güçlerini boş yere kullanmayacaklardı.Plan kusursuz! Plan olağanüstü!!! Tılsımlar konusunda kendilerini geliştirmiş öğrencileri görmek benim için mutluluk verici.Çünkü bu ders Külbükül ile konuşmayı deneyeni dahi gördü.İşte gerçekten puanı hak eden öğrencileri tebrik kısmına geçecektim ki! O da ne!!! Ulan evladım!!! Daha yeni tebrik edip bağrıma basacaktım seni neyin peşindesin sen!! Bırak şu psikopat Eadwig'i ne halt ediyorsa etsin! Yansın kavrulsun! Her şey istediği gibi olsun!

André,Eadwig'e yardım etmek istese dahi attığı zardan dolayı ve benim keyfimin kahyası böyle istediği için zarar görecek.Ancak sonrasında bilgi ve inancınızı hatta o minicik pufuduk kalbinizle onunla beraber kalmaya devam edip yumurta bulmaya çalışabilirsiniz.Bunu yaparsanız Eadwig belki de sevmediği istemediği dersten puan alabilir.

İkinci olarak grubunuza geri dönmek isterseniz başarılı bir zar atmış sayılacak siz ve arkadaşlarınız ödül ile onurlandırılacaksınız. André'in puan ve ödül için Eadwig'in yanından ayrılıp ayrılmama hususundaki kararını merak ediyorum.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Derse katıldığınız için çok teşekkür ederim arkadaşlar.Son postlarınızı atacaksınız sonrasında ders sonlanmış olacak.Puan ve ödüller atacağınız posttan sonra duyuru kanalından paylaşılacaktır.Sihirli günler ve esenlikler dilerim.

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #7 : 15 Nisan, 2023 12:01:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yakınına gelmesiyle birlikte çok daha net görüyordu Eadwig'in yüz ifadesini. Ağlıyor... muydu?.. Kelimeler zihninde birbirine dolanmış, dostunun ismini zikrettikten sonra zar zor dudaklarının arasından iki kelime daha dökülebilmişti: "Ne oldu?.." Aldığı tepki karşısında ise kalakalmıştı ancak: "ÇEK GİT!" Ortalık yerde ağlama ihtimalini belki de en düşük gördüğü insanlardan biriydi sarışın arkadaşı. Duyguları olmadığını düşündüğünden mi? Kısmen öyle olabilirdi aslında sürekli pragmatik bir haleti ruhiyesi olan oğlanın, herkese soyadıyla hitap edişine bakılırsa, mesafeliliğinden daha çok şüpheleniyordu. Kendisi orta-üst sınıf bir ailenin mensubu olmasına karşın annesi tarafından maruz kaldığı, eş dost ortamındaki davranışları konusunda üzerine yapılan baskıyı çok iyi biliyordu. Annesiyle babasının yönetimdeki mevkileri düşünülürse, onun da üzerinde buna benzer lakin çok daha kuvvetli bir baskı altında olması olasıydı.

Cevap veremedi. Bir şeyler söylemek istiyordu, söylemesi gerektiğinden emindi. Belki en yakın arkadaşlar değillerdi ama özellikle geçen yıl Yasak Orman'da yaşananların ardından değer verdiği bir insana bu şekilde arkasını dönüp gidebilir miydi? Yoksa haddini aşmak mı olurdu burada kalıp konuşmaya çalışmak? Bakışları yere düştü sadece. Durdu öylece. Ta ki dumanın tek kaynağının sigara olmadığını fark edene kadar. Asasını kavramış sağ eliyle, asasıyla işaret etti cübbeden yükselen alevleri: "Eadwig... C-cü-cübben..."

Yalnızca bir dakika önce yangın şüphesiyle, yangına Aguamenti ile müdahil olmak amacıyla asasını çekip gelmiş kumral saçlı oğlan, an içerisinde titreyen sesi eşliğinde asasıyla alevleri gösteriyor lakin buraya bizzat uygulamaya kendini hazırlayarak geldiği büyüyü söylemeyi akıl edemiyordu. Yaşadığı duygusal hezeyan, halihazırda rezalet olan kriz yönetimi ile birleşmiş ve işlevsiz bırakmıştı zihnini. "...yanıyor..." Yumurtaların işlevini, arkasında bıraktığı ekip arkadaşlarını unutmuştu an içerisinde. Yalnızca, Eadwig'in dikkatini çekmek istiyordu...



Buraya lazım mı bilmiyorum ama atalım bir zar:
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2
[/justify]

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #8 : 17 Nisan, 2023 04:20:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yumurtaların kırmızılığında kaybolmuşken arkamdan adımı söyleyerek gelen André’nin sırtıma dokunması ile irkildim. Profesör sandığım için tütünü yumurtaların arasına fırlatıverdim ilk ama arkamı döndüğümde gördüğüm yüz ile kaşlarım çatıldı. André bak… Şerefsizlik ettin sevdiğim kadını çaldın alttan alttan. Bir de yanıma gelme kavga edicem, Samuel gibi yumruklaşıcaz durduk yere. Benim kızda az bir akıl olsaydı da çelinmeseydi aklı o ayrı. “ÇEK GİT!” diye yüksek bir sesle çocuğun sırtımdaki eline vurdum dokunmasın bana diye. Önce Winton gelir ne oldu der, şimdi André gelir ne oldu der. OLDU BİR ŞEYLER İŞTE! Size ne kardeşim? İşinize bakın! Sanki çok umrunuzda! Burnumu çekiyorum bir de mal mal. Ağlamışız etmişiz herif geldi sırtımı sıvazlıyor. Ne oldu? Hoşuna mı gitti? Sevdiği kızı çaldığın adam oturmuş ağlıyor. Helal be.

Bakıyor bana herif. Git dedim ama durmuş bakıyor yani.

Bir şey mi diyeceksin?

Söyle bir şey de kafayı bir gömeyim sana André.

Burada söylediğin şey sana uçmamı sağlayacak. Şöyle iki seksen yere sersem seni.

Adımı söyledi tekrardan.

Nası ağlattım seni yıhaaaa yapacak bak. Kızı nasıl aldım diyecek.

Kekeleyerek cübben dedi.

“Cübbem?” diye tekrarladım söylediğini.

Dikmişim gözlerimi bakıyorum herife sinirli sinirli.

Yandığını söylediğinde önce bir durdum üstüme baktım.

Cübbemin sağ kolunun tutuştuğunu fark ettim.

“Hassiktir! Harris geri çekil!”

Tamam yanayım diyorum da… André dibimdeyken olmaz! Daha geçen dönem çocuğun az kalsın ölümüne neden oluyordum! Bir daha böyle bir şey olmasına izin veremem! Acele ile cübbemi çıkarmak için ayaklandım oturduğum yerden. Ben yanayım sorun yok da… André’ye zarar gelirse iyice kendimden umudu keseceğim sanırım. Bu yüzden cübbemi çıkarırsam André’ye en uzak yere doğru fırlatacağım. André’yi de ateşten uzaklaştırmaya çalışacağım çocuğa kızarak. Eğer çıkaramazsak da… Biraz ötede yanmam lazım André'ye ateş gelmemesi için.

Şerefsiz André! Beni düşürdüğün ikilemin farkında mısın lan? Sana güvenmiş, sevmiştim lan ben. Belli etmesem de... Gidip sevdiğim kızı niye cükkalıyorsun terbiyesiz.[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7


Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #9 : 18 Nisan, 2023 22:37:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Boğazımı temizleyerek beklemenin verdiği gerginlikle birkaç kelam daha etmiştim. Hiçbir faydasını göremeyince ise vazgeçmiştim bir süre sonra. Sessizlik can sıkıcı olmaya başlamıştı artık benim için. Normalde sessizlik beni her şekilde dürterdi zaten. Bu sefer ise tek fark dersliğin içinde bir Külbükül olmasıydı. Zarar verir miydi acaba birilerine? Hiç düşünmemiştim bunu. Yavrularına dokunmak istiyorduk. Kızgın olmaması işten bile değildi, başka ne olmasını bekliyordum ki? İzin istemem de doğru bir karar olmamıştı sanırım. Ya daha çok kızdırdıysam onu? Haklılık payını bir kenara koyarsak bir plan yapmalıydım. O yumurtaları alma ihtimalimi ölçüp biçtim kafamda hızlıca. Neredeyse sıfıra yakındı. Asamı zorunluluk hissetmesem cübbemin cebinden çıkarmayacaktım bile. Bir yandan da ailemin beklentilerini karşılama zorunluluğunu üstümden atamıyordum. Beni irkilten neydi bilmiyorum ama tüylerim diken diken olmuştu. Kafamın bulanıklığı doğrultusunda hiçbir şey yapmazdım. Sadece anı yaşardım. Aklımdaki her düşünce tanesinin üzerine yoğunlaşmanın bana faydasının olduğunu görmemiştim henüz. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Nefesimi bırakırken vücudumu salarak yere bağdaş kurmak için atmıştım kendimi. Ders bitene kadar beklerdim artık. Şansım varsa dersi böyle tamamlayacaktım. Profesörün hayal kırıklığını yaşayacağını biliyordum ama elden ne gelir? Hem belki birine denk gelirdim ve sohbet ederek zamanımı geçirirdim. Evet, oyalanacaktım. Yere çöker çökmez asamla etraf aydınlatmaya karar kılmıştım ama çok fazla kıpraştığımdan ötürü işitip işitmediğime emin olmadığım seslerle dikkatim dağılmış, kulaklarımı kabartmayı tercih etmiştim ilk olarak. Yumurta arayan diğer öğrencilerden birinin gürültü yaptığını düşünüyordum ki karartının arasından bir bulanıklık görmemle ince bir sesi işitmem bir olmuştu. Boğuk sesler arasından çıkarım yapamamış olmalıydım. Odaklanınca…. Bu… Bu… Bir insan sesi değildi kesinlikle. Zeminde sürünmenin varla yok arası çıkardığı huzursuzluk veren sesle birlikte artık tıslamalar daha belirginleşiyordu.“Hayır, hayır… “ diyerek olduğum yerde kalakaldım. İçime düşen rahatsızlık hissini öteleyerek konuşmaya başladım. “Ben pes edince mi yumurtalarını vermeye karar verdin? İstemiyorum.” diyerek kollarımı göğsümde birleştirip kafamı başka bir yöne çevirdim. Sanki nerede olduğunu tam çıkarabiliyormuşum gibi. Ne büyük bir saflık.

“Ben istiyor muyum zannediyorsun yumurtalarını almayı? İksir yapılabiliyormuş da bilmem neymiş. Sahi ne iksiri demişti Profesör? Aman neyse ne, işte. Zaten karşıyım da ben buna. Zor durumdayım diye de söyledim hani ama bir önemi kalmadı artık. Hevesim saman alevinden ince benim ders işlerinde. Evet, evet… İstemiyorum yumurta falan merak etme. Usulca burada oturup ders bitiminde gideceğim. Kendini tehdit altında hissetmene gerek yok asla.”

Bir dakika. Ben kendi kendime konuşurken tıslamaların daha da yakından geldiğini fark etmemiştim. Neden hala yaklaşıyor ki? İletişim kurma çabam sonuç mu vermişti? Çataldil olmadığım için de anlamıyorum ne demek istediğini. Hata yapmıştım. Külbükül’ü konuşmaya davet etmenin ne lüzumu vardı ki? Hayır, yine dikkatim dağılıyordu. Asıl olay… Yutkundum. Tıslama sesinin giderek daha derinden sert bir tonlamada gelmesiydi. Anında olduğum yerden zıpladım. Geri geri adımlar atmaya başladım minik boyutlarda. “Eee… Ihm… O zaman ben gideyim. Konuşacak bir şeyimiz kalmadı sonuçta. Belli ki anlaşamadık. Size ve yavrularınıza hayatta başarılar diliyorum. Onların kocaman olup zeminlerde güzelce süründüklerini görürsünüz umarım…. Dondurulmamışlarsa tabi.”Sahi mi? Bu son cümle olmamıştı sanki. Hayvanlarla ve sihirli yaratıklarla aram iyidir ama yılan cinsinden haz etmem. Soğuk canlılar sonuçta. Topuklama vakti.

Kaçma vaktim geldiğinde önümü görebilmek için asamı savurup “Lumos” ile cılız bir ışık yarattım. Işık sayesinde Külbükül’ün karşımda ve yakınımda olduğunu fark edince bastım çığlığı istemsizce. Tenime o derisinin değdiğini düşününce kanım donuyor adeta. Değmesine de razıyım. Ya diş geçirirse? “Eyvahlar olsun!”. Hemen yönümü değiştirip koşturmaya başladım. Arada sırada arkama dönüp bakmaya çalışıyorum ama o kadar kıvrak bir yaratığı anlık yakalamam çok zor oluyor. Gözlerim Külbükül’ü gördüğü an kalbim daha da hızlanıyordu. Görmeden kaçmak daha iyiydi. Halihazırda varlığını ensemde hissediyordum da. Sınıf bu kadar büyük müydü? Profesör büyüyle genişlettiyse de yeni anlıyordum bu durumu. Önüme düşen saç tellerini üfürerek devam ettim. Hareket eden silüetler ve ateşe benzettiğim bir aydınlık görünce oraya yöneldim. Dört beş adımda kim olduklarını çıkaramadığım kişilerin yanına varabilirdim.  Onlardan yardım alabilirdim. Eminim ki benden iyi asa kullanıyorlardır. Kafamı karıştıran da şimdiye kadar yakalanmamış oluşumdu. Mucize miydi bu? Hayır, hiç sanmıyorum. Avıyla alay eden bir Külbükül mü? İşte o zaman sinirlenirim. Okul hayatım boyunca farklı kişiliğim yüzünden hep sorunlar yaşadım. Bir de Külbükül’e izin mi vereceğim? Çok bekler o. Yeterince gaz almıştım uzun bir baskılanmanın ardından. Ne kadar başarılı olacağım meçhul olsa da kararımı vermiştim. Kendimi savunmaya geçecektim. Önümdekiler daha seçilir olmaya başladığında onlara doğru koşumu hızlandırdım. “Açılın, açılın! Ben Charl, geliyorum. Ben ve Külbükül. Geliyoruz. Kimse ısırılmak istemez. Yardım edin!”derken az önce kendimi doldurmanın etkisiyle başımı arkaya çevirip Külbükül’ün parlak gözleriyle anlık buluştuğumda sağa sola Merlin artık ne verdiyse savurdum. Çevremdekilere zarar vermemeye çalışacak kadar dikkatliydim ancak sinir harbi ile ne kadar tutarlı bir şekilde hedef aldığımdan emin olamıyordum. Uzun süredir büyü yapmaya yapmaya umarım körelmemişimdir.

“Depulso!”

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 7, total 7


Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #10 : 21 Nisan, 2023 00:23:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Kalçamın sızısı ancak kendisini gösterdiğinde üzerime devrilen çocuğun tanıdık kokusu ile eş değer bir zamanlamada dudaklarımı aralarken aynı zamanda tepeme doğru düşen yumurtaya bakıyordum. Samuel neyse ki zekasını kullanmış, yumurtanın kafatasımızda parçalanmasına mani olmuştu. Bazen düşüncesizce ve bilhassa acele ile hareket ediyordum. Oldum olası sabırsız bir cadıydım. Uzun uzadıya düşünülecek şeylere katlanamazdım. Her ne kadar büyüdüğümü düşünüyorsam da bazı noktalarda yanılıyordum. Sabretmeyi hala öğrenememiş olmama bakılırsa uzunca bir yol kat etmem gerektiği gerçeği yüzünü bana çevirmiş karşımda duruyordu.

Külbükül yumurtasını bir bebek gibi kucaklarken sıkıca tutmuştum. Yerden kalkarken bir yandan göz ucuyla Samuel'e bakıyor, diğer yandan bulunduğum yerde tekrardan kaymamak için temkinli hareket diyordum. "Teşekkür ederim." dedim panikle. Parmaklarımın üşümeye başladığı hissiyatına kapılıyordum. "Seni görmedim. Daha doğrusu, kimseyi görmedim. Yerler buzluymuş." diyerek göz devirdim. Sahiden de, ben şu an tek parça ayakta durabilsem de bile gün sonunda birileri sakatlanabilirdi. Bu dersin hoşuma gitmeyen tek yanı zannediyorum ki buydu. Beklediğim güvenli sınırlar ile örülmemişti. Bazı zamanlarda kendimi özellikle de Hogwarts'ta güvende hissetmek konusunda soru işaretleri ile boğuşurken buluyordum ancak çoğu zaman burası birkaç ay sonra sığınağımı nereye kuracağımı bilemediğim cevapların soruları ile karşıma çıkıyordu.

Cübbemi düzeltirken etrafıma bakındım. Yalpalayan tek ben değildim. Üstüne üstlük sınıfta tam bir kargaşa hali hakimdi. Kimisi bir köşeye çekilmiş dersi görmezden geliyor, kimisi de korkunç bir şekilde birbirlerinin yumurtasını kapmak için ufak birer münakaşaya girişiyordu. Bunlar çocukçaydı. Hepimiz bir şeyleri öğrenmek için buradaydık ve işin asıl mühim kısmı... Hepimiz hayatımızın geride kalan her gününü birer külbükül yumurtası bulmak için doldurmayacaktık. En azından bir çoğumuz. Öyle ki bugünden sonra bir külbükül göreceğimize bile emin olamıyordum. Bu düşüncenin getirmiş olduğu özgüven ile ağzımı açtım. Samuel'e, yumurtayı ortak bulmuş olabileceğimizi profesöre iletme teklifinde bulunacaktım. "Sanırım sana borçlandım." dedim biraz da mahçup bir tavırla. "Yani, seni düşürmeyebilirdim. Ve aksiyon yaşamak zorunda kalmazdın. Ama neyse..." diye sırıttım. "O yüzden bir teklifim var. Bunu..." diye cümlemi tamamlamama kalmadan iki çift koyu, ateş kırmızısı gözle karşılaşmam bir oldu.

"SAMU!!!"
diye bağırdım yanımdaki büyücüyü dürtükleyip. Kolunu sıktım. "KÜLBÜKÜL!!!" derken parmağımla ateşin varisi yaratığı gösterdim. Birkaç adımımı geriye doğru atarken reflekslerimin yavaşladığını hissediyordum. Midem bulanıyordu. Korkuyor muydum? Evet. Karşımdaki yaratık çirkin görünüyor muydu? Evet. Ve şu an en son istediğim şey tamamı ile kendi yumurtalarına zarar geldiğini düşünen bir külbükül ile boynuzlarımızı birbirine tokuşturmak zorunda kalmaktı.

"Tut!" diye elimdeki yumurtayı Samuel'in kucağına tutuşturdum. "Düşürme sakın. Zarar... Görmesin..." diyerek son kelimelerimi cübbemin cebinden asayı çıkartmaya çalışırken her bir nefesimin arasına sıkıştırdım. Külbükül bana geliyor, ben zavallı yaratığı ayağımla bir köşeye savurmaya çalışıyordum. Bir kez ayağımı savurdum, ıskaladım. İkinci kez savurduğumda da bacağıma dolanabilme ihtimali beni huzursuz etmişti. Kısıtlanmak istemezdim. Zihnimden geçip tüm vücuduma dağılan adrenalini damarlarımda hissedebiliyordum. Parmaklarım bir şeyler yapmak üzere karıncalanıyordu. Ayaklarım uyuşuyordu. Bu, fazla hormonun bedenime yüklediği bir etkisiz baş etme mekanizması mıydı emin olamıyordum. Asamı parmaklarıma doladım. Bana belki de saatler kadar uzun gelen ancak yalnızca kaçtığım birkaç saniyeyi değerlendirmeme yardımcı olan fikirler arasında dönüp dolaşıyordum. Külbükül'e tam da kendisi ile darbe yapabilirdim: onu iplere sarmalayabilir ya da bambaşka bir hayvana dönüştürmek için çabalayabilirdim. Veyahut yılan öldürme büyüsü ile bulunduğum ana müdahale edebilirdim. Tabii, bunun ne denli işe yarayacağından pek fazla şüpheliydim.

Asamı kaldırdım. Bileğimi nazikçe kıpırdatırken olduğum yere ayak tabanlarımı sabitleyip burnumdan soludum. "Obscuro" dedim sessizce. Dişe diş olacaktı bu kez. En azından külbükülün hedefini şaşırması için eylemde bulunmuş olacak, gözlerini bağlayıp görüş temasının bize ulaşmasını engelleyecektim. Böylelikle zaman kazanabilirdik. En azından, öyle umuyordum.

[/justify]

Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 8, total 8




Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #11 : 21 Nisan, 2023 02:15:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Diana'nın üstüne düşsem yerle aramızda sandviç olacaktı kız. Üstüne düşerken kendimi yana atıp koluma dayanarak çarpma etkisini azaltmaya çalışmıştım. Etkili de olmuştu, en azından Diana'yı korumak açısından. Ona yüklenmemiştim ama yerlerin buzundan dolayı elim kaymış ve kolumu sıkıştırmıştı düşerken. Sızlanarak kalktım ayağa. Elinde pasparlak bir yumurtayla teşekkür ediyordu bana. "Rica ederim, her zaman." dedim son anda düşündüğüm hamlemle gurur duyarken. "Ben de görememiştim seni. Başka bir şey isteseymişim olacakmış demek ki." dedim gülümseyerek. Dersin başından beni onu aradığımı düşünürsek, çok talihli bir denk gelişti. Diana etrafa bakınırken ben de yakamı düzeltip saçımı karıştırdım. Bu kargaşada dağılmış gibi hissediyordum. Bana borçlandığını söylediğinde tek kaşımı kaldırarak vermiştim tepkimi. Hiç yoktan bir şeyler kazanmak tabii ki hoşuma giderdi. Ondan bir şeyler isteyebilme fikri de çok cazipti... Ama bu mahcup haline kıyamamıştım bir yandan da. "Bir şey yapmadım bile." dedim çok sakin bir tavırla. "Sen hiç kafana takma. Bir şey isteyemem zaten senden." dedim. Ama bana bir teklifi olduğunu söyleyerek devam ediyordu. Dediğim dedik bir kız bu da, bir şeye takınca takıyor. Aslında tutacaksın kolundan, diyeceksin ki bir daha çek düşür beni. Bu sefer uzak da durmam. Zaten düşmüşüm yoluna... Boşluktayım biraz belli oluyor mu? Şu arada kalmışlık durumundan haz etmemeye başladım. İster desin bu ne köylü lafları, ister desin senin kaç kıza neler dediğin belli. Yok arkadaş, dinlemeyeceğim aslında. Sen farklısın işte, anla diyeceğim. Ama anlar mı? Ben anlamıyorum ki ne düşünüyor. Sırf benimle değil, diğer erkeklerle de iyi anlaşıyor Diana. Tekrar reddedilmeyi kaldıramayabilirim. Bu da insan yüreği arkadaş.

Neyse ben bugün böyle dalacak mıyım her şeye? Diana'nın bağırışına döndüm, buz tutmuş parmaklarıyla kolumu tuttuğunda cübbemin üzerinden bile hissetmiştim soğukluğunu. Bir yandan çekiştirirken iyice sıkmıştı kolumu. "NOLDU, iyi misin?" diye endişeyle ona dönerken bana üstümüze doğru gelen yaratığı işaret ediyordu. Yılan başlı yaratığı gördüğüm gibi asama davrandım. Diana geriye doğru adımlarken onu da arkama almıştım boşta duran beni tuttuğu elimle. "Tamam Diana, korkma! Ben ilgilene-" Elime tutuşturdu yumurtayı ve çıktı arkamdan. Bana yumurtayı koruma görevi verirken Diana kendi asasına yeltenmişti. Ses tonu ise o kadar şüpheye düşürmüştü ki bir planı olup olmadığını kestirememiştim. Ne dediğini kendi de farkında değil gibiydi, odağı başka yerdeydi. "Diana..." dedim hafif sinirli bir şekilde. Bana bırak işte, ne diye kendini tehlikeye atıyorsun ki? Yumurtayı düşünmenin sırası mı şimdi? Şurayı bir atlatalım, konuşacağım ama bu sefer. Ne diye bana güvenmiyor mesela? Hep böyle kendi kafasına göre işler yapıyor.

Asamı külbüküle tutmaya devam ederken diğer elimle kavradığım yumurtaya baktım. Diana'nın bir büyü yapmasını izlerken ona destek olabilmek için herhangi bir fırsatı kaçırmamaya çalışıyordum. Tekrar lumos ile ışık tutmuştum önümüze. Parlaklık gözümü aldığından yüzümü eğdiğim zaman, bu yumurtacık ile anlamlı bir bakışma yaşadık. Koskoca sınıfta Külbükül'ün saldırmak için neden bizi seçtiğini düşünmüştüm, elimizdeki yumurtayı gördüğünden saldırıyordu bize. Durmadan da devam edecekti hamlelerine. Diana'nın planının ne olduğunu bilmiyordum, ama beni es geçip kafasına eseni yapmayı tercih eden oydu. Ben de bu yüzden, Diana'nın dilinden büyülü sözcüklerin hecelenmesinin hemen ardından kavradım boştaki kolunu. Onu hızla çekerek ters yöne doğru koşmaya başladım. Sınıfın karanlık köşelerinden birine doğru olabildiğine ilerlerken karşımıza çıkanları da yaka paça iterek yolumuzu açıyordum. Bu sayede belki son dakika golüyle yeni yumurtalar da bulabilirdik. En sonunda başladığımız yerden yeterince uzaklaştığımızı düşündüğümde nefes nefese durdum.


out: şimdi bu noktada aslında kaçabildiler mi bilemiyorum ve gerekli mi emin olmadığımdan buraya bir zar bırakmak istiyorum. Eğer tek hamle imkanı olarak bu sayılıyorsa devamını yazılmamış sayabilirsiniz. Ama bir önceki hamlemde de geçerli bir sonuca ulaşmadığı için bu konuda olumlu ilerleyebileceğimi düşünerek, aşağıda bir yumurta daha bulma kurgusunu ilerletiyorum. Her ihtimale karşı onun için de ayrı zar atacağım, Prof kararına bırakıyorum sonucu.

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8


"Yürek mi yedin diyeceğim, biliyorum cevabını: evet. Ben ilgileneceğim diyorum, niye dinlemiyorsun?" dedim nefes nefese. "Bir kere delikanlılığı bana bıraksanız incileriniz dökülecek Bayan Destinee." Elini kavramıştım sıkı sıkı, konuşurken de beden dilimi çok kullandığımdan sallayarak yukarı kaldırmıştım iyice. Kızı zaten bir de at gibi koşturdum sağa sola... İkimizin de gözleri eline takılmıştı bu sayede. Elimi gevşettim ve parmaklarının ucundan tutarak dudaklarıma götürdüm küçük bir öpücük kondurmak için. "Bu ellere zarar gelmesini kimse istemez." dedim ve dudaklarımla tenini buluşturdum. "Eline sağlık." dedikten sonra nazikçe elini bırakıp sanki çok normal bir hareket yapmışım gibi etrafa bakmaya başladım. "Buralarda bir yumurta daha bulabiliriz belki biliyor musun..." diyerek araştırmaya başladım etrafı. Konu dağıtmakta da üstüme yoktur. Şu hareketimden sonra ona biraz alan açıp tepkisini filtrelemesi için zaman vermeliydim. Ders ortasında beklenmedik bir seviyedeydi, biliyorum. "AHA! Bak işte!" dedim heyecanla köşede duran yumurtayı işaret ederek. Şanslı günümde olabilirim gerçekten de. Bu sefer elimdeki yumurtayı ben Diana'ya tutuşturdum ve asamı diğerine yönelttim. "Duro!"
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« Yanıtla #12 : 21 Nisan, 2023 16:59:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Eadwig'in her an suratına bir yumruk yapıştırabilirmişçesine fırlattığı bakışlar da yangınla birlikte pek yardımcı olmamıştı kumral saçlı oğlanın özgüvenine. Bir halt mı etmişti, ne yapmıştı? Anlayamıyordu. Bir saniye, yangın... Yangın... O konuda bir şey yapmalıydı ama bulanan zihni pek yardımcı olmuyordu.

"Hassiktir! Harris geri çekil!"

Kendisine yeniden bağırılmasıyla sarsılmış ve zihni, içinde bulunduğu durumun farkındalığına ancak varabilmeye başlamıştı. Yeşil cübbeli dostu, yanan cübbesini yalnızca çıkartmaya çalışmıyordu. Kendisi, sırtına dokunmaya davranmışken cübbeyi doğrudan fırlatsa, kendi cübbesi de muhtemelen tutuşmaya başlayacaktı. O senaryoyu önlemeye, kurtulmaya çalışırken kendisini de kollamaya çalışıyordu Eadwig.

"Bir halta yarasana!" diye geçirdi zihninden. Adamın orada üzerindeki cübbe tutuşmuş, kendisiyse boş boş duruyordu işlevi olmaksızın; hatta daha da sıkıntılıydı, yük oluyordu. Denklemi zorlaştırıyordu sadece. Hızlıca iki üç adım geri attı alanı açabilmek adına. Cübbenin hareketini süzdü. Etraf zaten keşmekeş, bağıran bağırana. Asalardan fırlatılan büyüler loş odayı renkli ışık huzmeleriyle anlık olarak aydınlatıyor, sonra karanlığa karışıyorlardı. İnsanlar bağırıyor, birbirine sesleniyor, koşturuyorlardı. Epilepsi hastası birisinin bulunması için zerre hoş bir ortam değildi. Lakin tüm bu keşmekeşin içerisinde bir bağırış daha belirgin bir şekilde ilinmişti kulaklarına. Charlotte.

Kendilerine doğru koşan binadaşının sarı huzmeli cübbesi ve pek iyi tanıdığı siması, çevredeki anlık büyülü ışıklarla göstermişti kendilerini. Peşinde bir külbükül ile üzerlerine mi geliyordu? O da yardım istiyordu. Ne yapması gerekiyordu ki? Yanıbaşındaysa Eadwig yanıyor. Cübbeyi çıkartsa bile üzerinden muhtemelen bacağı kolu yanmıştır. Nasıl bağırmamayı başarıyor? Yanan kumaşın ete yapışması kadar korkutucu bir şey olamazdı. Eylemde bulunabilir miydi? Belki de bulunabilirdi. Lanet olsun, kendisinin de bir halta yaraması gerekiyordu. Ne yapmalıydı? Charlotte kendilerinden ümidi kesmiş olacak ki durup kendisini takip eden yaratığa doğru çekmişti asasını. "Bir işe yara be!" diye geçirdi zihninden.

Çatık kaşları gevşedi. Ağzı aralandı. Fikir... Yangını söndürebilecek, Eadwig yaralandıysa yaralarını rahatlatabilecek, Charlotte'a el atabilecek bir fikirle aydınlandı yüzü. Profesör dersin en başından mantığı söylemişti ya! Dondurmanın pek çok yolu vardı! Kendisini geri atıp Charlotte ile arasına aldı Eadwig'i ve asasını iki tepe çizecek şekilde oynattı, mavi ışık huzmelerinin kuvvetlice parlaması ümidiyle, soğuk hava dalgalarının olabildiğince geniş ve gür yayılabilmesini; yangına, olası yanıklara, külbüküle yetebilmesini umarak zikretti sihirli sözleri: "Glacius!"[/justify]



[spoiler]Charl'ı dondurmayız inş bu esnada :s[/spoiler]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 10, total 10

Not: Bu ikinci zar gerekiyor muydu gerekmiyor mu emin değilim, interaktifliği korumak adına ilk RP'yi yakın bir ana değin yazdıydım sadece, bu zar yok da sayılabilir. Ya da öteki. Artık profesörümüz neyi uygun görürse.
« Son Düzenleme: 21 Nisan, 2023 17:01:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »