17 Nisan, 2026 08:58:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Eadwig Alger Boleyn

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7
16
Büyük Salon / Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
« : 19 Mart, 2023 17:58:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Annem mi nasıl? Profesör annemi neden karıştırıyorsunuz şimdi? “Elbette iletirim.”  dedim yeni profesörümüzün annemi tanıması, bir de ona saygılarını iletmemi istemesinden sonra yüzümde oluşan hafif gülümseme ile. Seremoni nasıl unutulmuş olabilir ya? Koskoca Hogwarts değil mi burası? Yeni müdüre yazıklar olsun. Birinci sınıfları bırakalım Hogsmeade’de dilensinler o zaman neden getiriyoruz ki buraya? Profesör, Victoria’yı alıp dışarıda beklememi söylediğinde kafamla onayladım. Yanımdaki kıza gelmesini işaret ettim ve daha demin geldiğimiz yoldan tekrar yürümeye başladık. Geri dönerken gözüm Hufflepuff masasına kaymasın mı? Orada da binasının sarısının aşırı yakıştığı mavi gözlü güzelimi görmeyeyim mi? Bana mı bakıyordu? Kızı gördüğüm gibi gözlerimi kaçırdım ve tekrar yürüdüğüm noktaya diktim bakışlarımı. Şuan bu salak kapıya bakacağıma onun gülen yüzüne bakmak isterdim. Kafama sıçayım. Göğsümden kulaklarıma kadar yanarken açtım kapıyı. Sakinleşmek için derin nefes alıp Victoria geçsin diye tuttum. Profesör çok bekletmedi bizi. Victoria da hiç konuşmadı. Ben de Charlotte’a turuncu rengin ne kadar yakıştığını yüzümde bomboş bir ifade ile düşünüp durdum. Hediye almak istiyorum ona. Benden geldiğini bilmesini de istemiyorum. Hediye eline geçtiğinde gülümsemesini görmek istiyorum. Keşke Samuel’in karşısında öyle bir hareket yapmasaydım ya. Kuzenimle birlikte olsalardı gözüm arkada kalmazdı belki de.

Profesör gelip onu takip etmemizi söyledi. O zaman şöyle alıcı bir gözle baktım kendisine. Şekli şemali düzgün bir adama benziyordu. Bana çok hafiften Sihir Kuramı profesörü Moore'u hatırlattığı için burun kıvırdım. Bu tarz soğuk nevaleler hep güzel kadınları çekiyorlar ama yıkıklar. Haksızlık değil mi benim gibi kaliteli erkeklere? Ah, profesör Yamashita ah... Benimle akşam buluşmayı kabul etmedi. Birlikte koridorları, merdivenleri geçip müdür yardımcısının odasına gittik. Victoria’ya kendi aramızda minik bir seremoni düzenlerken profesöre “Böyle şey olamaz.”  dedim ellerimi bağlayıp. “Yeni müdür geldiği gibi geleneklerimizi çiğneyip atmış. Seneye kayıkları da kaldırır artık.” Omzumu silktim. “Neyse mezun olacağım zaten.”  Şapka benim söylenmelerim bittiğinde yüksek sesle binamın adını bağırınca alkışladım Victoria’yı. Slytherin masasının hep birlikte alkışlaması kadar görkemli değildi ama gerekliydi. Birlikte tekrar büyük salona yürüdük. “Teşekkürler Profesör d'Ibelin.”

Profesör hızlı adımlarla inip bizi geride bırakınca asamı çıkarıp Victoria’ya doğrulttum. Şöyle bir sallayıp üstündeki kıyafeti Slytherin formasına çevirdim. Böyle çok daha doğru gözüküyordu gözüme. Şimdi bu çocuk kız mıydı erkek miydi ya? Saçları kısa, ama böyle erkekler de oluyor. Sormak kabalık sanki. Sormayacağım. “Şimdi masaya oturabilirsin.”  dedikten sonra Slytherin masasına kadar kızı peşimde yürüterek ilerledim. Yürürken de anlatmaya başladım bilmesi gerekenleri. “Yemekten sonra birinci sınıfları Slytherin Ortak Salonuna götürüp şifreyi söylüyorum. Kendi kafana göre gitme. Hogwarts karışık bir okul ilk başlarda kaybolabilirsin bu yüzden erken uyan. Son senemde Slytherin’in hem Quidditch, hem de bina kupasını almasını istiyorum. Bir sorunun olursa ilk iki hafta içinde çözmene yardım ederim. Daha sonra sadece usulünü söylerim.”  Masanın sonuna kadar geldikten sonra elimle kıza yerini gösterdim kibarca. “Anlamadığın bir şey yoksa... Afiyet olsun.” [/justify]

17
Büyük Salon / Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
« : 19 Mart, 2023 01:11:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Arkamı dönmüş, yürürken öğrenci arkamdan seslendi. Durup döndüm. Bana doğru geldi minik minik adımlarla. Neden bu çocuklar bu kadar çekingen oluyor ki? Bir dakika… Ben de küçükken bu kadar sessiz ve çekingendim sanırım. Önümde hafifçe eğilip selamladı beni. Ben de kaşlarımı çatıp anlam veremeyen bir şekilde baktım buna. Kız diye düşünmüştüm karşımdakini. Böyle eğilmeyi erkekler yapmaz mıydı? Ben de çok hafif eğilerek reveransına karşılık verdim. Neydi şimdi bu? Adının Victoria olduğunu söyleyince iyice kafam karıştı tabi. Doğruldum. Eee, Victoria kız adı? Masaya gelmeden önce buna söylemişler sen Slytherin’sin diye. “Kim dedi sana onu?” diye sordum. Seçmen şapka yerleştirmesi görmedim ben. Açıklama beklemeden neden beni buraya getirdin diyor. Bu soruya cevap vermeyeceğim bile. “Kıyafetin de…” Gözlerimi devirip bir iç çektim. Burada yine biri işini düzgün yapmıyor ve bu benim çok sinirime dokunuyor. Bir düzen var değil mi? Birinci sınıflar kayıkla falan gelir, sonra burada dizilir, içeri geçerler, şapka sınıflara yerleştirir, büyüyle müyüyle kıyafetlerini hallederler. Sonra yemek. Neden bu sıra düzgün yapılmamış da bir anda masaya oturmaya yollamışlar bu kızı.

“Ben Boleyn. Eadwig Boleyn. Böyle olmaz bu. Gel benimle.”

Yine peşime taktım bebeyi yürümeye başladım. Tam tersi büyük salona doğru bu sefer. Ben nereden bileyim bu çocuğun doğru söyleyip söylemediğini. Slytherin kıyafetini yapacağım üstüne, gelip kızacaklar başka binaysa. Ben bu sorumluluğu almam üstüme. Bina sorumlumuzu da tanımıyorum. Urswick kadındı madındı ama en azından tanışıyorduk. Şimdi bir de uğraşacağım adamı tanımakla. Bu sene bitse de gitsem şuradan. Gryffindor masası ve Ravenclaw masasının arasından acele adımlarla giderken kırmızı kıyafetli çocukların çıkardığı sesten rahatsızlığımı “Yüksek sesle konuşunca dikkat çekiyorlar ya. Anırıp duruyorlar. Zavallılar.” diye dile getirdikten sonra profesör masası bir platform üstünde olduğundan ulaşmak için bir kaç basamak çıkmam gerekti. Dümdüz yeni SYB profesörünün olduğu yere doğru yürüdüm. “Profesör D'lbelin.” diyerek selamladım kendisini. Doğru mu telaffuz ettim acaba? Her neyse... “Eadwig Boleyn.“ Kendimi de tanıttıktan sonra elimle yanımdaki çekik kızı gösterdim. “Bayan Sanchez Slytherin’e seçildiğini söylüyor. Ancak ne seçmen şapka seramonisi yapıldı, ne de kıyafeti Slytherin üniformasına benziyor. Sanchez’in söylediklerini tasdiklerseniz kendisiyle ilgileneceğim.” dedikten sonra adamın cevabını beklemeye başladım.[/justify]

Kurguyu yine bürokrasi çıkmazına sokan Eadwig. Seni seviyorum bebem.

18
Okul Müdürünün Ofisi / Ynt: Çocukları Pistten Alalım
« : 18 Mart, 2023 16:41:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yeşil dekorasyonlu, soğuk taş odada tüm oda arkadaşlarımdan önce kalkıp dün akşamdan hazırladığım kıyafetleri üst üste koydum. Eskiden jilet gibi olmalarına dikkat ederdim ama şuan umursamadım. Baş ucumdaki el yapımı altın sarısı anatomik olarak doğru kalbin yanından kişisel bakım eşyalarımı da bunların üstüne koyduktan sonra odadan çıktım. Kara göle bakan pencerelerden anlaşılacağı üzere daha hava aydınlanmamış olmalıydı dışarıda ama bizim ortak salon mumlarla aydınlatılmış olduğundan hafif loş bir ortamı vardı. Ortak Salondan çıktıktan sonra Hogwarts’ın labirent gibi koridorlarında sakin sakin yürümeye başladım. Sınıf başkanlarının banyosuna giderken okulun dışa açılan kapılarından geçip asma bir köprüden falan geçmek gerekiyor. Pijamalarımın üstüne sadece Slytherin cübbemi geçirdiğim için Eylül soğuğu hafiften titretti. Eskiden bu yollarda yürümek eziyetti. Özellikle böyle erken kalktığımda… Şu kalp yiyen cadıdan senelerde korkmuştum. Kara gölün altında bağıran canavardan da… Sınıf başkanları banyosuna gelince soyundum. Eşyaları kenara koyduktan sonra 3-4 tane çeşmeyi açtım ses çıkması ve suyun baloncuklarla dolması için. Suya girince tüm gün yüzümde taşıdığım umursamaz maske bir anda kayboldu. Ellerimi yüzüme kapattım ve iki büklüm olup hüngür hüngür ağlamaya başladım.

Bir türlü bitmiyor. Kafayı yiyeceğim. Kalbimdeki acı o kadar büyük ki çıkarıp atmazsam düzelmeyecek gibi. Charlotte’u her gördüğümde iğneler batıyor gibi geliyor göğsüme. Bakmamak için zorluyorum kendimi ama gözlerim hep onun güzelliğini arıyor. Tüm gün onu düşünüyor. Bir yandan da pişman oluyorum düşündüğüm için. Bu kadar duygusal olduğum için tiksiniyorum kendimden. Kes sesini ve ailenin sana bulacağı doğru kişi ile birlikte ol Eadwig diyorum. Sık dişini, verilen görevleri yap ve bitir şu okulu diyorum. Aptal Samuel! Her istediğini yapabiliyor ben burada böyle eziyet çekerken. Umrunda değil ne olduğu. Dünya yansa, ailemiz parçalansa o yine gider canının istediğini yapar. Geçen dönemler gibi özen de göstermiyorum kendime. Aptal gibi geçirdim tüm yaz tatilimi. Bizimkiler eve çok gelmedi. Ben de kendi kendimi parçaladım. Dışarı çıkıp gezdim unutmak için. Onda da Charlotte ile karşılaşınca iyice sakallara yan bastık. Geçen sene yaptığım sorumsuzluğu düşününce daha ne kadar aptallaşabilirim acaba diye düşünüyorum. Kuzenimi, arkadaşlarımın canını düşünmedim. Ölseydim orada keşke. Babam geldiğinde nasıl baktı yüzüme. Artık bitsin istiyorum. Charlotte ile konuşsam olmuyor. İstemediğimi söylesem asla olmuyor. Sonra bir şekilde tekrar birbirimizi buluyoruz. Verdiğim kararlar sürekli yanlış çıkıyor. Daha kötü yapıyorum her şeyi. Ben ileride nasıl adanın ve ailenin başına geçerim? İnsanların saygı duyacağı biri olamam ki… Yaşamam hata…

Kendimi suda boğmaya çalışma çabalarımın, ölürsem annemin üzüleceği gerçeği ile durdurulmasından sonra çıktım banyodan.Giyindikten sonra pijamalarımı tekrar Slytherin Ortak Salonuna götürmek zorunda olduğum için aynı yolu tekrar yürüdüm. Profesörlerin odalarının önünden geçerken yeni profesörlerden biri yarı çıplak karşıma çıkıp sabah sabah koşu yapmak için dışarı çıkacağını, katılmamı falan söyledi. Asla havam yok. Hem ne o öyle deli dana gibi koşturacağım dışarıda… Herifin vücudu da iyiydi ama. Samuel de bu aralar öyle kas yapmaya başladı. Bu profesör Gryffindor Bina Sorumlusu mu yoksa? Samuel ile spor falan mı yapıyorlar? İyice dağıldım tabi. Charlotte büyük ihtimalle Samuel’in kaslarını hissetmek için geçen sene öyle sarıldı diye düşünüp durdum ortak salona dönene kadar. Her sabah böyle tek başıma gidip banyoda ağlayıp geri dönüyorum yıkık gibi. Millete de yok bir şeyim, iyiyim ben yalanlarını savuruyorum.

Yemekhaneye ulaştığımızda saçlarım kurumuş, birbirine karışmış bir şekildeydi. Kıyafetim de darmadağın sanki kavga etmişim de hırpalanmışım görüntüsündeydim. Tabi bu benim o kadar umrumda değildi ki. Böyle leş bir adamın, daha duygularını kontrol edemeyen bir adamın güzel görünüp görünmemesi önemli değildi. Birinci sınıflar yerlerine oturana kadar ölü gibi dikildim yanlarında. Sonra da gidip Cyneric ve Gage’in yanına oturdum. Neyden bahsettiklerini bilmiyorum ama konuşuyorlardı. Bense, önümdeki tabağa koyulmuş olan üzüm sapını alıp kendimden uzak bir yere bıraktım. Hiç aç hissetmiyordum. Bu yüzden uzun bir süre tabağımdaki kaşar peyniri ile bakıştım. İnsanlar bomboş şeyler düşünüyor ve bu boşlukları ile mutlular. Bense o kadar rahat olmak istiyorum sadece. Kafamı kaldırıp en uzaktaki masaya bakıyorum arada. Charlotte’un saçının telini bile görürüm belki diye. Gryffindor ve Ravenclaw’lılardan başka bir şey gözükmüyor oturduğum yerden. Peynirimi çatalımla dürtüp tabaktaki yerini elli beş kere değiştirdikten sonra tam arkama gelip durmuş, adımı üçüncü kez söylediği için bir de omzuma dokunması gerekmiş adam yüzünden kafamı kaldırdım. Arkamı döndüğümde gördüğüm hafif pis sakallı, açık tenli siyah saçlı adam müdürün beni çağırdığını söylediğinde kaşlarımı çattım. “Tüm sınıf başkanlarını mı, beni özel mi?” diye sordum boğuk bir sesle. Cevap veremeyeceğini söyledi. Ancak beni ve Samuel’i çağırdığını adam düşündüğü gibi duydum. Slytherin ve Gryffindor öğrencileri birbirlerine mi girdiler acaba? Soleil ve Destinee neden çağırmıyor o zaman? Erkekler sapık bir şeyler falan mı yaptılar? Güzel. Kafa dağıtacak bir dramaya ihtiyacım vardı. Kendi düşüncelerimde boğulmaktan kurtulacağım belli ki. Ayağa kalktım bizimkileri orada bırakıp. Adam Samuel’i almak için gitti Gryffindor masasına. Bir şeyler konuştular. Ben de çıkıp kapının önünde bekledim gelmelerini. Kuzenimle birlikte geldiklerinde hafiften gülümsedim Samuel’e her şey normal tavrı vermek adına. Neden çağırıldığımızı anlamak adına “Müdürlük olacak ne yapmışız ki?” diye sordum adamın arkasından ilerlerken. Yan gözle de Samuel’e bakıyor, sanki onunla birlikte çözüyormuşuz gibi davranıyordum. Adamın ağzı müdürün bizi bilgilendireceğini söylerken, beyni bana ailem ile alakalı bir durum olduğunu söylüyordu. Bunu duyduğum gibi yüzümdeki sırıtma gitti. Buz kesip olduğum yerde kaldım. “Ne oldu onlara?” dedim ilk. Adamın konu hakkında düşünceleri bana haberin baya kötü olduğunu söylerken. Ellerimi kafama koyup “Sus sus sus!” dedim. Duymak istemiyordum cevabını.  Çok mu kötü? Ne kadar kötü? Nasıl kötü? Sikerim ben bu herifin arkasından mal mal yürürken öğrenirim ki haberi. Daha yetkili biri, tüm olayı bilen birinin söylemesi gerekiyor. Köylü herif yalan yanlış biliyordur. Başladım koşmaya tabi müdürün orasında doğru. Koşmamı engellemek için hamle yaptığında da bir kenara ittirdim herifi. Arkamdan koşmak zorunda kaldı tabi. Sürekli kendi kendime yapma diyorum. Okuma aklını. Çalışmıştık bunu Charlotte ile… Müdürün odasının önündeki heykelin önüne geldim ama şifreyi bilmiyorum. Bir tekme salladım heykele. “Açıl!” diyerek “SANA AÇIL DİYORUM!” O rastgele herif ve Samuel koşarak yanıma gelince adam şifreyi düşündüğü gibi “Limon şekeri kovalar vesveseyi!” dedim. Neyse ki adamın düşüncelerini söylemeye falan başlayınca ailem hakkında düşünmek yerine benim bu yaptıklarımı düşünür olmuştu. Heykel yavaş yavaş merdiven çıkarırken “Hadi be HIZLI OLSANA!” diye delirdim yerimde zıplayarak. Tamamlandığı gibi koşturup kapıyı çalmadan falan girdim odaya.

“Ne oldu aileme?” diye sordum odada duran kişilerin şaşkın bakışları karşısında. “Annem iyi mi!?”[/justify]

19
Büyük Salon / Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
« : 01 Ekim, 2022 20:32:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tren yolculuğundan sonra uçan arabalara geldiğim gibi korkunç bir görüntü ile karşılaştım… Çok iğrenç görünümlü bir at vardı önlerinde. “Bu atlar ne ya?” dedim Winton’a. “Uçma büyüleri mi bitmiş arabaların?” Dalga geçiyordum aslında ama Winton’ın dönüp bana ciddi bir bakış atması ile yüzüm değişti. “Testraller.” dedi. Şu sadece birinin öldüğünü gördüğünde gözüken atlardan bahsediyordu. Gözlerimi kocaman açıp atlara tekrar baktım. Bir deri bir kemiklerdi. Sanki dişlerini birbirlerine vurur gibi bir ses çıkarıyorlardı. “Sen… Görebiliyor musun?” diye sordum Winton’a bakmadan. Aşırı sessiz çıkmıştı sesim. Aynı şekilde sessizlikle “En başından beri…” diye cevap verdi. Camilla’nın okul bahçesinde bir cadı avcısının boğazını kestiğini hatırlayıp yüzümü buruşturdum. Samuel ve Andre de görüyor olmalıydı.

Sürekli dışarı bakıp atların uçuşunu izlediğim bir yolculuktan sonra okula ulaştık. Bizimkiler adanın adresini bulamadıkları için mektup atamamışlar. Alıştım artık. Charlotte ruh hastası karı nasıl başarmıştı atmayı? O kadar istiyor muydu arkadaşlığımı? Ben de onunkini istiyorum ama işte. Olmaz. Üstelik onun bana karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini de bilmiyorum ki. Geçip Slytherin masasına oturduk. Ben de düşünceli düşünceli Hufflepuff masasını izlemeye başladım. Kendi kendime gelin güvey oluyorum ve kendimi rezil duruma sokuyorum değil mi? Charlotte bir çok kere bana sinirli davrandı. Özellikle Samuel ile ilgili bir şey olunca sinirlendi. O gün geçmişimden saçma sapan bir şey gördüğümüzde bundan kimseye bahsetmemiştir diye düşünüyorum.

Dana Gryffindor’ların seslerinden birbirimizi duymuyoruz yemin ediyorum ya. Gage ile Cyneric bir şey anlatmaya çalışıyorlar ama ikisi de bir anda konuşuyor benim de kafam Charlotte’ta derken güzelinden bir baş ağrısı saplandı kafama. “Tek tek konuşun elimde kalacaksınız sonunda.” diye sinirlendim arkadaşlarıma. Sonra da ikisi de önce sen söyle, hayır önce sen kavgasına giriştiler. Benim de gözüme Slytherin masasının en başına gelip öylece duran minicik, yüzünü tanımadığım bir kız takıldı. Popülerim demeyeceğim. Sadece sorumluluk sahibiyim. Bir sınıf başkanı olarak tüm binadakileri tanıyorum. Bu çekik kız 1. sınıfta olmalı. Daha binaya bile yerleşmeden neden gelmiş ki? Neyse kalktım bizimkilerin yanından. “Gelirim birazdan.” dedikten sonra orta taraflarında oturduğumuz masanın boyu boyunca yürüyüp kızın yanına geldim.

Bir şey sormama gerek yok. Belli ki yolunu kaybetmiş. “Beni takip et.” dedim her zamanki düz ses tonumla. Sonra da büyük salondan dışarıya doğru yürümeye başladım. Bu kız daha binasına seçilmemiş. Slytherin’e seçilme olasılığı %25. Bu yüzden okulu falan anlatmayacağım ona. Eğer bizim binaya gelirse o zaman bilgilendiririm. Birinci sınıfların geldiklerinde toplandıkları merdivene vardıktan sonra kıza elimle işaret yaparak burada beklemesi gerektiğini gösterdim. Sonra da tekrar büyük salona, bizim gerizekalıların yanına döndüm. Umarım karar vermişlerdir kimin önce anlatacağına.[/justify]

20
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 17 Eylül, 2022 22:45:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sınıf atladık 5 statı biçim değiştirmeye bassssstım.

21
Lejant Alanı / Eadwig Alger Boleyn / Lejant
« : 04 Eylül, 2022 18:44:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
~RP Kronolojisi ~
(Evet Lejant değil, rp'lerin zaman sıralaması olacak burada)

2. sınıf

https://buyucedunya-rpg.com/hogwarts-zindanlari/sen-varsin-diye-vol-i/msg1233/#msg1233

https://buyucedunya-rpg.com/boleyn-adasi/kuzisim-gelmis-vol-iii/msg2882/#msg2882

4. sınıf

https://buyucedunya-rpg.com/karanlik-sanatlar-dersligi/sen-varsin-diye-vol-ii/msg1434/#msg1434

5. sınıf

https://buyucedunya-rpg.com/boleyn-adasi/kuzenim-gelmis-vol-iv/msg3000/#msg3000

https://buyucedunya-rpg.com/hogwarts-bahcesi/sen-varsin-diye-vol-iii/msg1603/#msg1603

6. sınıf

https://buyucedunya-rpg.com/hogwarts-bahcesi/hogwarts-ta-hayatta-kalma-rehberi-kural-38-gece-2-den-sonra-yat-ve-uyu/msg1016/#msg1016

https://buyucedunya-rpg.com/buyuk-salon/kardesim-cizdirmissin-kestaneyi/msg1091/#msg1091

https://buyucedunya-rpg.com/hogsmeade-kermesi/hogsmeade-kermesi-gezisi/msg1151/#msg1151

https://buyucedunya-rpg.com/kara-gol/bu-su-hic-durmaz/

https://buyucedunya-rpg.com/buyuk-salon/kuzisim-gelmis-vol-i/msg1117/#msg1117

https://buyucedunya-rpg.com/duello-salonu/son-16-franziska-stromm-v-eadwig-a-boleyn/msg1251/#msg1251

https://buyucedunya-rpg.com/hogsmeade-posta-ofisi/anomali-belki-bir-kaos-belkiyse-his/msg939/#msg939

https://buyucedunya-rpg.com/yasak-orman/kuzisim-gelmis-vol-ii/msg1165/#msg1165

https://buyucedunya-rpg.com/sihirsel-yasal-yaptirim-dairesi/carmillacwenhild-sorusturmasi-eadwig-alger-boleyn-sorgusu/msg1478/#msg1478

https://buyucedunya-rpg.com/hogwarts-zindanlari/sen-varsin-diye-vol-iv/msg1823/#msg1823

https://buyucedunya-rpg.com/buyuk-salon/oglum-o-senin-yeengen-yeengenn/msg2808/#msg2808

7. sınıf

https://buyucedunya-rpg.com/diagon-yolu/need-for-speed-diagon-yolu/msg2832/#msg2832


22
Boleyn Adası / Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« : 04 Eylül, 2022 06:27:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kuzenimin peşinden kayalıklara doğru ilerledim. Bir elim cebimde, bir elimde sigara var. Sinirli bir bakış ile Samuel'in sol arka çaprazında yürüdüm. İki tane kız vardı oturan. Samuel birinin adını söyleyince dönüp baktılar. Bir tanesi kalkıp vikleyerek koşmaya başladı yanımıza. Sonunda diyor. Geç mi kaldık? Kız yanımıza gelince yüzüne bakıp anında çirkin bir kız olduğuna karar verdim. Yine de gözlerim aşağı taraflarına indiğinde göğüslerini, vücut tipini beynime iletip vücudumun olumlu tepkisini sağladı. Bu kızlar bizden büyüklerdi. Hogwarts'taki sınıfımızdaki kızlardan çok daha olgunlardı. Maryam adındaki bu kız Samuel'e sarıldıktan sonra aşırı çingene bir aksan ile arkadaşını çağırdı. Esme. Kafamla selam verdim kıza. Ben böyle sarılmalara falan gelemem tanımadığım kişilerle. Samuel kızların ikiz olduğunu söylediğinde deminden beri çatık olan kaşlarım kalktı havaya. Gerçekten de iki kız aynıydı. Fark etmemişim. Samuel beni evden zorla çıkardığını söylerken Esme denen kız koluma girmek sureti ile beni oldukça rahatsız etti. Zorla kayaların oraya, daha demin oturdukları yere doğru çekiştirdikten sonra kayaların üstüne oturduk ve kız kıyafetimle oynamaya başladı. Çok kaba bir hareket değil mi bu? Samuel sorun etmiyor gibi gözüküyor. Bu yüzden ses çıkarmayacağım. Kız güzel de kokmuyor ki. Charlotte çok yerinde kokuyordu onu öptüğümde. Yerinde derken... Seveceğim kişinin kokması gerektiği gibi. Maryam denen kız kuzenime sorular soruyor, ki bu sorular söylediği yalanlar hakkında, Samuel ise sıçıp sıvıyordu. Bir yandan da benim pis olduğumu söylüyordu. Hiç duruşumu bozmadan, hala rahatsız, hala soğuk bir tavırla sigara içiyordum bu laflar dönerken. Burada olmak, bulunmak istemiyorum. Çekip gidemem de çünkü bir plan yaptık. Kesinlikle plan bozulmasın diye duruyorum burada. Asla başka bir nedeni yok.

Esme yanımda mal mal bir şey söyleyip güldü. Bana pek de komik gelmeyen şeye herkes gülmeye başladı. Sabaha kadar burada falan değildik Samuel de biliyor. Gülüyor işte katılırmış gibi. Çıkıp ortamı bozmak da istemiyorum. Sabaha kadar burada kalmak da istemiyorum. Emrivaki bir şekilde buraya getirildim yani. Kuzenim içki getirdiğimizi söyleyip viski şişesini çıkardı bu sırada. O durakladığı gibi aynı şeyi düşündüğümüze emin oldum. Bardaklar yoktu. Maryam ise bunu hiç umursamadan şişeyi aldı ve kafasına dikti! "Heh! Vay be." dedim kıza saygı duyarcasına. Sonra kuzenim aldı şişeyi. Kızın ağzından içmeyecekti değil mi? Yani kızların kim olduklarını bilmiyorduk. Hastalıklı olabilirlerdi... Samuel şişeden okkalı bir yudum aldıktan sonra yüzünü ekşitip kafasını salladı. Ben de onunla birlikte yüzümü ekşitirken kızlar kıkırdayıp duruyorlardı. Kalitesinin kızlara layık olması konusunda aynı fikirde değildim ama Samuel'e layıktı orası kesin. Kuzenim eğlenmeyi seviyordu. Fazla düşünmemeyi, özgür olmayı hayal ediyordu. Bunu benimle de yapabilirdi ki evde. Ne demek arada kaçıyorum, buralara geliyorum? İçmek istiyorsa evdeki şişelerden birini açabiliriz kim ne diyecek ki? Sürekli anneme çok bağlı olduğumu söylüyor. Onu şikayet edeceğimi mi düşünüyor acaba? Asla şikayet etmem ki. Annemin altıncı hissi çok kuvvetlidir. Aklımdan geçenleri tahmin edebiliyor. Anne-çocuk ilişkisi işte. Samuel'in sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü buraya kaçabiliyorsa, evde benim odama kaçması çok daha kolay. Samuel resmen onunla takılmak için yeterince havalı olmadığımı düşünüyor. Sıkıcı olduğumu belki de? Sıkıcı biri değilim ki.

Bana uzattığında baktım rahatsız bir şekilde şişeye. O şişeye ağzımı değdirmek istemiyorum kesinlikle. Bitirdiğim sigaranın sonunu kayaya söndürüp aldım bana uzatılan şişeyi. Samuel yeni yeni yalanlar söylerken daha demin köylü bir kızın ağzını sürdüğü şişeye baktım bir sürü düşünce kafamdan geçerken. Burada olmanın kendime haksızlık olduğunu düşünüyordum. Bir yandan da Samuel'in gözünde ezik olmak istemiyordum. Hadi Eadwig. Sen sıkıcı biri değilsin. Babam geçen seneden beri misafirlerini ağırlarken ben de orada bulunduğumda alkollü içkilerden tatmamı sorun etmediği için biliyorum olayını ama sadece tadımlık içiriyor yani. Şişe dikmekten bahsediyoruz şuan ve viski bu. Üstelik bu ağızdan ağıza geçirme konusundan, kayaların burada köylü gibi oturuyor olmamızdan, çevrenin kokusundan ve büyük ihtimalle ailesinde kim kimdir belli olmayan Esme'nin sürekli yanaşıp durmasından rahatsızım. Derin bir nefes alıp verdim pes edercesine. Şişeyi kaldırıp dudaklarıma değdirdim ve büyükçe bir yudum aldım. Ağzımda sorun çıkarmayan sıvı, boğazıma geldiğinde güzelce yaktı. Hemen bitse de gitsek gibi bir havada olduğum için hızla yuttuktan sonra bir yudum daha alıp yanımdaki Esme'ye uzattım.

Samuel artık pot kırmaktan yorulmuştu. Benim cevaplamamı istedi soruları. Maryam "Siz birbirinize hiç benzemiyorsunuz ya." dedi. Ki bu bir soru değildir. "Hıı..." dedim sadece, cevaplamama gerek olmadığını düşünerek. "Kuzensiniz değil mi?" diye sordu ardından. Soruydu bu. "Evet." cevabı da biraz kısa olmuştu. Esme bir yudum alıp Maryam'a şişeyi uzattıktan sonra "Ead-wig..." dedi adımı heceleyerek. "Sammmu senin çok eğlenceli olduğunu söylemişti." Öyle mi demişti gerçekten? Samuel'e bakış attım. Deminden beri tek ayak üstünde kırk yalan atmıştı. Bu söylediği de yalanlardan biriydi tabi ki. Gerçekten sıkıcı olduğumu düşünüyor olmalıydı. "Ama fazla durgunsun? Neyin var? Yoksa sevdiğinden mı ayrıldın?" diye sordu. Burada hayır ben hep böyle nemrut suratlıyım diyemezdim. Bu yüzden "Evet." dedim. "Buradan önceki durağımızda yaşanan bir durumdu." Kız iyice bana yaslanıp parmağı ile gömleğimin üstünde yuvarlak çizmeye başladı. "Ayy canım!" Maryam ise şişeyi sırası gelen Samuel'e değil, bana uzattı. Alıp biraz daha içtim ben de. Şişeyi Samuel'e verirken Esma "Siz bakanlığın icra memurluğunu mu yapıyorsunuz?" gibi çok spesifik bir soru sordu. Beklemediğim için "Nası?" dedim açıklasın tam olarak diye. "Kıyafetlerinizden belli." dedi ama Maryam "Çalıştıklarını sanmıyorum." dedi dalga geçer gibi. "Gezginlermiş ya işte. Birbirlerine benzemeyen gezgin kuzenler."

Belli ki hikayelerimize inanmayan ikiz kız kardeşlerle bir süre daha sohbet edip viski içtik. İlk başlarda benim yüzümden dandik ve rahatsız ortam olsa da, başların dönmesi ile biraz daha hoş sohbet oldu. Benim kendimi Samuel'e kanıtlama çabam yüzünden ve aceleci tavrım ile birlikte yarım saat bile olmadan başımın dönmesi iyice arttı. Daha fazla gülmeye başladım yapılan konuşmalarda. Biraz daha fazla konuşmaya başladım. Rahatladım... Söylediğim cümlelerin başını unutmalar derken bir süre sonra kendimi viskinin sularına bıraktım gitti. Ben kendimi kaybettikçe Esme daha çok üstüme çıktı. Git gide Samuel ve Maryam'dan uzaklaştık. Bir bakmışım, kayalığın diğer tarafına gelmişiz ve öpüşüyoruz. Duygularım da tavan. Felaket bir cinsel dürtü hissediyorum kıza karşın öpüşmeyi bıraktığımız gibi vücudunu elliyor, boynunu emiyorum. Üstünü çıkartmamı istediğinde düğmelerini tek tek açıp hayatımdaki ilk memeleri görüyorum. Ne kadar güzeller! Charlotte'ınkiler nasıldır acaba diye geçiyor aklımdan. Esme gidiyor sanki ortamdan. Charlotte geliyor yerine. Tabi gerçekte olduğu gibi 14-15 yaşında değil. Esme'nin vücuduna sahip bir Charlotte. Kız kucağıma oturup kasıklarını benimkilere bastırdığında özgürlük gerçekten güzelmiş kuzen diye geçiriyorum içimden. Kafamı tutup göğüslerinin arasına bastırıyor kız. Beline sarılıp buraları öpüyorum biraz daha. Gözlerimi yukarı kaldırıp Charlotte'ın yüzüne bakıyorum. Normalde bulanık bir görüntü bu gözlerim yarı açık olduğu için ama hayalimde oydu. Tüm bu deniz, kir, ter kokusu yoktu gibi çevremde. Charlotte'ın ballı kokusu vardı.

Geçen zaman sonrasında ben vücudumdaki zehri de atınca dünya normale döndü. Şehvetin dinmesi ama hala sarhoş olmam tüm her şeyi tetikledi gibi bir şey oldu. İlk olarak yanımdaki kişinin Charlotte değil, bir köylü kanı bozuk olduğunu hatırlayıp bana sarılmak isteyen kızı ittirdim. Ciddi ciddi Samuel'e uyup, rastgele bir kızla birlikte olduğum için öyle bir pişman oldum ki anlatamam.
Pişmanlık duygusu çok hızla arttı. Azalmış şehvetin yerini aldı. Kıyafetimi falan düzeltip Samuel'in yanına gitmek için kayalarda düşme tehlikesi geçire geçire yürüdüm. Esme hem kendisi, hem ben düşmeyeyim diye bana tutunmaya çalışsa da elimden gelen en büyük çabayı gösterdim kız beni ellemesin diye. Daha demin yeterince içli dışlı olmuştuk. Şuan bile hastalıklı hissettiğim için daha fazla temas olursa ölecekmişim gibi bir hisse kapılmıştım. Samuel'in yanına geldiğim gibi ne yaptığını önemsemeden; "Sence, üst sınıf insan olmak sıkıcı mı kuzen?" dedim yüksek bir sesle. Konudan bağımsız giriştiğim için olaya Samuel'in olayı anlamaması normaldi. Kollarımı açıp iskeleyi, kızları, bulunduğumuz çevreyi gösterdim dengede durmaya çalışarak. "Bu mudur yani? Bizim hayatımızdan daha eğlenceli olan hayat bu mudur? İki tane kanı bozukla birlikte, kayalıklarda birlikte olmak mı? Köylü gibi!" Kafamı salladım sağa sola. Sonra da parmağımı ona uzattım. "Ne kadar nefret etsen de, ne kadar rezil etmeye çalışsan da sen bir Boleyn'sin!" Daha da yükselttim sesimi. "BOLEYN'SİN!" Esme neyden bahsettiğimi sorup kolumu tutmaya çalıştı. "Kes sesini!" diye hırladım. Elimin tersi ile kıza vurup kendimden uzaklaştırdım. Tekrar Samuel'e, "Bu insanların seninle ve benimle konuşmak gibi bir seçenekleri bile olmamalı!" diye bağırdım. "Hiçbir kurala uymuyorsun, tüm aileyi işe yaramaz olduğuna inandırıyorsun. Ne için? Sorumluluktan kaçmak için sadece! Sen kaçtıkça daha çok benim omuzlarıma biniyor sorumluluk. Sonra da gelip bana sıkıcı diyemezsin!" Öyle bir şey demeye çalışmasa bile "Diyemezsin!!" diye tekrarladım daha da yüksek bir sesle. Burada belki gözlerim dolmuş olabilir. "Senin üstüne almaktan kaçtığın sorumlulukları üstleniyorum! Sen özgürlüğünü yaşarken kurulu düzeni kim devam ettirecek? Biraz olsun beni düşünseydin elini taşın altına koyardın. Bunun yerine sana özenmem için beni de buraya getirdin. Hatta bu bile değil, ben sıkıcı herifin tekiyim ya. İkizlerden diğerini uzakta tutarım diye bile düşünmüş olabilirsin. İstediğini elde ettin. ZATEN İSTEDİĞİNİ ELDE ETMEDİĞİN NE ZAMAN OLDU Kİ? Ne yapmak istersen yapıyorsun! Ne rahatsın. Vay anasını evden çıkılmıyormuş! Biraz dişini sıksan çok mu? Tüm bu kurallar boşuna koyuldu değil mi? En akıllı sensin! İğrençti bu yaptığımız! Midem bulanıyor. Bu insanlar... Biliyor musun? Çıkmayacaksın bir daha dışarı ya! Sana yeminim olsun şikayet ederim. Kaçacaksan odandan kaçıp benim yanıma geleceksin! Burası benim evim, benim adam! Köylülerin arasına karışmana izin vermiyorum!" Yanına gidip kolunu yakaladım. "Kalk hemen gidiyoruz!"

[/justify]

23
Boleyn Adası / Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« : 03 Eylül, 2022 20:26:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel gidip misafirlerimle ilgilenmemi söylediğinde attığı tribi anlamayıp "Zaten onlarla konuştum yemekte ya. Görmedin mi?" diye sordum. Samuel ise iç çekip bana düzgün bir açıklamada bulunma çabasına girdi. Çok hafiften çatılmış kaşlarımla dinledim söylediklerini. Günlerdir dışarıya çıkmıyormuşuz. Şuan bahçedeyiz ama? Amaç temiz hava almaksa şuan burada da alıyoruz. Samuel'in isteği dışarı çıkalım değil işte. Bahçenin çevresindeki duvarları göstererek buranın dışına çıkıp dışarıyı merak ettiğini söylüyordu. Bir sürü saçma sapan insanlar vardı dışarıda. Zamanıma değmeyecek insanlar. Aynı hizmetliler gibi. Samuel onlarla evlenip çocuk yapmak gibi şeyler söylediğinde "Iyy Samu ne diyorsun?" dedim tiksinerek. Öylesine söylemişti ama cümle içinde kurması bile rahatsız etmeye yetmişti beni. Daha fazla bir şey söyleyemeden Samuel bu muhabbetten sıkıldığını kızlara söz verdiğini söyledi. "Kızlar mı?" diye sordum ilgimi çektiği için bu durum. Biraz fazla belli ettiğim için boğazımı temizlemek zorunda kaldım. "Demek istediğim... Birileri ile buluşmayı mı planlıyorsun?" Samuel beni umursamadan ilerlemeye başladığında adını söylemek için açtım ağzımı. O ise evde oturup annem ile çay içebileceğimi söyleyerek iğneledi beni. Arkama baktım... Samuel'in sürekli beni ana kuzusu olarak nitelendirmesine sinir oluyorum. Bir of çekip eve sırtımı döndüm. Samuel'e doğru yürümeye başladım hızlı adımlarla.

Geldiğimi fark ettiği gibi sesi mutlulukla bezendi kuzenimin. Macera adamı diyerek göğsüme şöyle bir vurduğumda acı acı gülümsedim. Samuel ile birlikte fazla maceraya çıkardık eskiden ama artık eğer olay boşsa pek yanaşmıyorum. Çok eğleneceğiz diyor. Hiç emin değilim bundan. Kızlar falan ilgi çekici kesinlikle ama kimler tanıyor muyuz ki? Rastgele saçma insanlar olabilirler. Umarım güzellerdir. Güzel olsalar da, Charlotte'tan güzeller midir? Hufflepuff'lı o garip kız işte. Bir türlü gözümü alamadığım. Daha geçen sene cezaya kaldığımda salak gibi öpüp kaçtığım. Ahhh! Aklıma geldiği gibi rahatsız oldum kendimden. Onun da ne olduğu belli değil ki. Bizimkiler onunla yakınlaşmama hiç sıcak bakmazlar. Hatta annemin kanı bozuk biriyle birlikte olursam ciddi önlemler alıp beni sadece ailemin saygınlığı için kullanmaya çalışan cadılardan koruyacağını söylediğini de kaç kere duydum. Charlotte beni bunun için kullanacak birine benzemiyor ama ona zarar verirse kendimi asla affetmem.

Samuel evden kaçtığını, kuralları boşvermek gerektiğini, adada insanların arasına karıştığını falan gevelerken Charlotte'ın da aklıma gelmesi ile iyice stres olup "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sordum. Resmen adada pazardan rastgele kız bulmuş ya! Bir de yalan söylemiş kızlara. Motelde kalıyoruz falan demiş. Kaşlarımı çattım klasik sinirli halime bürünerek "Soyadımızı sorarlarsa ne diyeceğiz? Motel'e gitmek isterlerse? 17 demişsin ya büyü yapmamızı isterlerse ne yapacağız? Valla tekrardan bir Hogwarts'tan atılma macerası yaşamak istemiyorum Samu. O kadar rezil olmayı kaldıramam bir daha. Bizimkileri öyle üzdüğümü görmektense arı saldırısında ölmeyi tercih ederdim. Düzgün, ayakları yere basan bir plan kur artık."

Birlikte yürüyüp şehre geçmek için geçite ulaştık. Kuzenim özgürlük kadar güzelinin olmadığını söyledikten sonra geçide girdi. Kafamı salladım yine onaylamayan bir şekilde. "Özgürlüğün de sınırları çizilmeli." dedim ve elimdeki üzüm çöpünü bir kenara atıp arkasından girdim geçide.

Pazar gecesi şehre inerken tek tük insanların olduğu bir yoldan yürümek zorunda kalıyorduk. Elimi ceketimin içine atıp iç cebimden metal bir sigaralık, bir de köstekli saat çıkardım. "Şuan saat 8, misafirler iki saat sonra giderler. Herkes onlarla ilgileniyor olur. Bizim de 2 saatlik takılma iznimiz var. 11-12 arası evde olmalıyız. Soyadımız Fennians olsun. İğrenç melezler olduğumuza inanmayacaklarından eminim ama belki aptallardır yutarlar bu yalanı." Saati tekrar cebime koyduktan sonra sigaralığı açıp evde sardığım dal sigaralardan birini ağzıma yerleştirdim. "Eliniz boş gelmeyin demişler, bir yerden tatlı falan alalım." dedim. Sonra da ağzımdaki sigarayı sigaralığın yanındaki büyülü çakmakla yakmak için elimi önüne siper ettim. Kuzenim ilk tatlı değil alkol almamız gerektiğini söyledi. Sonra da sigara içmem ile ilgili bir yorumda bulundu gülerek. Kaşlarımı kaldırdım o konuşurken çektiğim dumanı üfleyerek. "Bildiğini sanıyordum." dedim onun tepkisinin tersine çok sakin bir şekilde. "Ama akşam uyumadan önce bir tane içiyorum sadece. Yaz tatilinin başında abarttım öksürüp duruyordum." Daha demin üzüm uzattığım gibi bu sefer de sigara uzattım kuzenime. "Yalnız olmayı sevmiyorum biliyorsun. Eh, senin gibi gurursuzluk yapıp hizmetçilerle pijama partisi de yapacak kadar düşemediğim için beni suçlayamazsın." Kuzenim sigarayı ağzına koyunca büyülü aletle yaktım sigarasını.

Önce Samuel'in söylediği gibi alkol aldık. Keko gibi kaymakbirası içmeyeceğimi söyleyip onu viski seçmek zorunda bıraktım. Bir kaç da atıştırmalık şey paketleyip iskelenin yolunu tuttuk. Çevreme bakınıyor, kötü kokulara yüz buruşturuyor, yakınıyor, insanları eleştirip duruyordum. Bu kadar zorluk çıkarırken aynı zamanda da Samuel'den acele etmesini bekliyordum sürekli. Ne kadar hızlı olursak o kadar çabuk biterdi çünkü. İskeleye geldiğimizde 4. sigaramı yaktım yalan yok. Samuel'e "Hadi." dedim bilmem kaçıncı kere. "Nerede bahsettiğin 'kızlar'?"[/justify]

24
Boleyn Adası / Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« : 03 Eylül, 2022 04:27:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bakanlıktan babamın arkadaşları ile yemek yiyorduk. Konu ilgimi çektiği için yüzümde bir gülümseme ile katılıyordum sohbete. Her pazar yapılan yemeklerden bir diğeriydi. Sohbetimiz kuzenimin masaya gelmesi ile kesilince herkes gibi dönüp baktım ona. İstediği zaman ne kadar dakik olduğunu biliyorum. Sadece bu olaya karşı olduğu için yapıyor böyle ve bu beni fazlasıyla sinirlendiriyor. Tüm sene Hogwarts'tayız zaten. Eve yazın geliyoruz. 3 ay, 4 haftadan sadece 12 kere yemeğe ineceksin koskoca yaz. Onda bile sorun çıkarıyorsun. Kafamı yaptığını onaylamayan bir şekilde salladıktan sonra tekrar döndüm ve sohbetlerine devam eden büyüklere katıldım. Slytherin konusu açıldığı için memnundum durumdan. Bina başkanlığına oynadığımı söyledi annem. "Olacağım da." dedim kararlılığımı göstermek için. Boleyn'lerden sadece Slytherin çıktığını, başka binadan kimse çıkmadığını söylediğinde aklımda direkt Samuel'in ismi oluştu. Kuzenimi düşündüğüm gibi annem bana döndü ve göz göze geldik. Milim bir kafa hareketi ile bana söylememem gerektiğini belli ettikten sonra tekrar adamlara çevirdi kafasını. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Samuel'in bizi rezil etmek için neden bu kadar uğraştığına anlam veremiyorum hiç. Konu hemen geçiştirilip daha ilgimi çeken şeylere evrilince unuttum olanı. Bakanlık, maaşlar, tanıdıklar, onun bunun eşyaları, bu eşyaların fiyatları ve ne kadar havalı oldukları ile ilgili bayağı yetişkin sohbeti...

Bir süre sonra Samuel'in masanın diğer ucundan sinirli bir şekilde kalkmasıyla kafamı çevirip baktım. Kalkmak için müsaade istemeyecek miydi? Arkasını dönüp çekip gitti gerçekten. İnanılmaz birisi ya. Tüm gün evin çalışanları ile takılıyor. Unuttu görgü kurallarını tabi ki. Endişeli bir şekilde arkasından bakarken omzuma dokunan bir elle döndüm. Deminden beri yanımda duran hizmetkar masanın alt tarafından bir kağıt uzatıyordu. Gözlerimle önce kağıda, sonra da masada dönen sohbete baktım. Çaktırmadan aldım kağıdı. Çevreme bakarak, kimseye farkettirmeden açtım ve küçük kağıdın içinde Samuel'in yazısını okudum. Dışarı çıkmak mı? Çok yememek mi? Önümdeki yemeğin yarısını bile yememiştim zaten. Dışarı çıkamazdık ki. Yasaktı yani. Gidip reddedeyim, hem de yeterince sohbete katıldım ona vakit ayırıp odama çıkarım diye plan kurdum kafamda. "Müsaadenizle." dedim sohbette bir boşluk bulunca. Yanımdaki hizmetli sandalyemi arkaya çekince ben de ayağa kalktım. "Afiyet olsun."

Samuel'in söylediği gibi arka kapıya gideceğimi düşünüyorsunuz değil mi? Hayır tabi ki, her yemekten sonra yaptığım gibi ilk önce banyoya gidip elimi yıkadım. 30 saniye boyunca ovalamalı ıvırlı zıvırlı. Şimdi sizi sıkmayayım bununla. Ritüelim bittikten sonra tekrar yemek salonuna gidip bir üzüm salkımı aldım. Yemeğimi bitiremediğim için meyveye zaman kalmamıştı ve benim kalbimi güçlendirmem gerekiyordu. Artık inancım azalmış olsa da huy edinmiştim çoktan. Her gün en az 12 tane yiyordum. Üzümü yanıma alıp yiye yiye arka kapıya, oradan da bahçe kapısına kuzenimin yanına geldim.

Yanına yaklaşırken "Dışarı çıkamayız geç oldu." dedim ifadesiz bir şekilde. Elimde tuttuğum üzümü uzattım ona paylaşmak adına. "Gel balkonda oturalım. 2 saatimiz var zaten. Sonra uyurum." Evet, annem Samuel'in beni kötü etkilediğine oldukça emin olduğu için ikimizin birlikte geçirdiği vakitleri kısıtlamıştı. Pek sorun yoktu, çünkü okulda da böyle bir durumdaydık. Dersler dışında, Samuel ve arkadaşları kuleden indiklerinde görüşüyorduk. Görüştüğümüzde de eğleniyorduk. Yaz tatilinde Samuel ile olan bu 2 saatlik buluşmaların rutinini sevsem de, bazen sadece bu zamanı doldurmak için yan yana duruyorduk. Boşa geçen zaman olduğu için hoşlanmıyordum. Bugün de büyük ihtimalle balkonda oturur yemek sonrası bir şeyler içeriz diye düşünmüştüm. Samuel'in planı ise aşırı farklıydı. Kaşlarımı kaldırıp baştan aşağı süzdüm kuzenimi. "Sen ne giydin böyle?" diye sordum. Normalde giydiği kıyafetler ile alakasız olması dikkatimi çekmişti. Bir iki saniye sonra baktıktan sonra kafamı yukarı aşağı salladım. "Yakışmış." diyerek onayladım kendisini. Bu aralar fazlasıyla yaptığım konuşmalara başladım ardından. "Tabi ki yakışacak zaten Samu. Sen de ben de ayrıcalıklı insanlarız. Biraz bunun bilincinde ol. Hala evdeki hizmetçilerle arkadaşlık kuruyorsun. Şaka gibi. Evet, biz vakit geçiremiyoruz ama onlarla konuşmak zorunda değilsin ki. Hem..." Yüzümü buruşturdum düşününce. "Kanı bozuk onlar." Ağzıma bir üzüm atıp yuttuktan sonra devam ettim. "Yemeğe yine geç geldin. Hiçbir derse geç kaldığın olmuyor okulda sakın bana yalan söylemeye kalkma. Bilerek yapıyorsun ve bu saygısızlık. Misafirler baya önemli insanlar, gereksiz inadın yüzünden bizi rezil etmene gerek yoktu." [/justify]

25
Boleyn Adası / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol III)
« : 02 Eylül, 2022 03:20:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Daha demin öldürdüğünü düşündüğü kötücül varlığın normalde de taş olduğunu anladığında "Öyle mi?" dedi anlamaya çalıştığını belli eden bir ses tonuyla. Eadwig'in bu yaşlardaki sesi büyük halindeki gibi sinirli ve tersleyici değildi. Aynı olan tek şey soğukluğuydu. Yetiştirme tarzından olsa gerek, sarışın çocuk küçükken aşırı bir duygu hissetmediği müddetçe monoton konuşurdu. Hatta boş ve donuk da bakardı. Gören kişiler çocuğun pek bir şey düşünmediğini sanabilirdi rahatlıkla.

Çocuk, kuzeninin kaşına kolunu bastırmayı bırakıp ayağa kalktı. Dizlerinin üstüne oturduğu için dizleri pislenmişti. Kuzeninin söylediği şeyleri kafasına mantığa oturtmaya çalışsa da oturtamadı. Boleyn olmayan birinin girmesi ile bu heykelin ne alakası vardı ki? "Ortak." dedi taştan kadına heyecanla bakan kuzenine. "Bu bir heykel. Heykeller taştan yapılıyorlar. Normalde yere yatırmazlar." dedikten sonra çevresine bakındı. "Bu düşmüş olmalı." diye en mantıklı geleni söyledi. Samuel ise hiç oralı değildi. Heykelin ölü olup olmadığını sorup gidip konuşmaya başlamıştı. Eadwig ise Samuel'in yanına gelip ellerini önünde bağladı heykele bakarak. "Hiçbir zaman yaşadığını düşünmüyorum." dedi.

Kuzeni heykeli bırakıp Eadwig'e döndü. Sarışın çocuk kuzeninin bu yüzündeki ifadeyi iyi tanıyordu. Samuel'in aklına bir fikir gelmişti. Bu fikirler Eadwig'in çoğunlukla ortak olduğu ama yaparken sürekli yanlışlıklarını söyleyip durduğu fikirler olurdu. Annesinin de bu kadın gibi uyuduğunu söylediğinde Eadwig seyrek kaşlarını kaldırıp "Heykel gibi mi uyuyor?" diye sordu. Çimdiklemeleri gerekiyormuş uyanması için. Daha önce de her ne kadar olayın gerçeğini bilse de Samuel'e bunları dayatmadığı ve ona uyum sağladığı için burada da daha fazla uzatmadan uyandırmak için eğilip taş kadının kollarını çimdiklemeye başladı. "İşe yaramıyor." Ne bekliyorsa artık?

Daha bir dakika bile geçmeden Samuel'in aklına bir tane daha parlak fikir gelmişti. Kadının çok kasıldığını fark etmişti ve onu gevşetmeleri gerekiyordu. Eadwig bu tarz bir durum hakkında en ufak bir fikre sahip olmadığı için Samuel'i dinledi sadece. Yani... Kasılmak, vücudun kasılması... Böyle bir durumla karşılaşmamıştı. İçine bir şeyler koyulacak bir şey lazımdı onlara Samuel'in planına göre. Eadwig macera aşkı ile basit ve hafif bir çanta hazırlamıştı. Çantasını sırtından çıkarıp açtı böyle bir şey bulmak amacıyla. Su şişesini Samuel'e vermeden önce kapağını açıp suyu yere dökecekti ki kuzeni hemen elinden kaptı şişeyi.

Birlikte arı kovanına doğru gittiler. Arı kovanının plana dahil olduğunu anladığı gibi, "Samuel!" dedi Eadwig, ortak dememişti çünkü arılar tehlikeliydi. Olay ciddileşecekti. Buraya geldiğinden beri sadece tehlikelere odaklandığı için ilk düşündüğü şey arılar tarafından sokulacakları olmuştu. Büyük ihtimalle Samuel de onun bu haline alışıktı. Çünkü her maceralarında Eadwig böyle mızmızlanır, yine de sonrasında çok heyecanlı ve mutlu olurdu. Yine de... Arılar. Biraz fazla değil miydi? Samuel'in anlattıklarını dinliyordu bir yandan. Bahsettiği olayı daha önce duymamıştı. Cleopatra'nın kim olduğu konusunda en ufak bir fikri yoktu. "Bacağının içine sürmek mi?" diye tekrar etti söylediğini. "Birinin bacağının içine nasıl su şişesi sürülür ki?" dedi. Hiç hayal edememişti.

Birlikte vızır vızır öten kovana geldiler. Kapak konusunda Eadwig endişeli bir şekilde "Tamam ama sen biraz geride dur." dedi kuzenine.  Şişenin kapağını alıp yanında durdu. Samuel şişeyi kaldırdı...

Çok narin bir şekilde ağaca bağlanmış olan arı kovanı, Samuel'in tuttuğu şişenin değmesi ile birlikte biraz hareketlenip tutturulduğu yerden toptu ve yere düşüp parçalandı! Kovan yere düştüğü gibi içinden çıkan bir arı sürüsü, sis bulutu gibi sardı iki çocuğu da! Eadwig aklından geçirdiği sona şahit olduğunu fark ettiği gibi çığlığı bastı! "AAAAAAAAA KAAAAÇ!" diye bağırdı kuzenine ve kolunu tuttuğu gibi ters yönde koşmaya başladı. Diğer eli ile durmadan saldıran arıları yüzünden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Binlerce arı, iğneleri ile saldırıyor, küçücük çocuğun kıyafetlerine bile delikler açıyorlardı. Çok koşamamışlardı ki hem yerin engebesinden, hem de arıların saldırısından yere kapaklandı Boleyn kuzenler. Hala bağırıyordu Eadwig incecik sesiyle, belki bir şekilde duyan olur diye ama çok uzaktaydılar. Kulaklarını sadece vızlama sesi dolduruyordu. Arılardan oluşan bir sisin içinde kalmışlardı. Eadwig elleriyle arıları tokatlamaya çalıştı ilk ama sonra Samuel'in durumunu gördü.

Eadwig çok yalnız kalmış bir çocuktu. Hem tek çocuktu, hem kocaman bir evde yaşıyordu, hem de ailesi mesafeli ve işkolikti. O yalnızlık zamanları çevresinde ona yakın olan kişilere karşı fazla korumacı yapmıştı kendisini. Samuel de bu anlattığımız zamanda ona en yakın kişiydi. Eadwig'in Slytherin binasında edindiği arkadaşlardan çok daha uzun zamandır tanıdığı, en iyi arkadaşı olarak nitelendirdiğiydi. Bu yüzden arı saldırısında iki tane oldukça sağlıksız düşünce oluştu aklında. İlki, Samuel'i ne olursa olsun koruması gerektiğiydi. İkincisi ise, böyle sorumsuz bir duruma düşmesinin ailesini hayal kırıklığına uğratacağıydı.

Hemen dizlerinin üstüne çökmüş olan Samuel'i ittirdi sırtından. Çocuk yere yüzüstü düşünce sırtına atlayıp onu korumak için kendisini siper etti. Arılar durmak bilmeden sırtına, yüzüne, kollarına ve bacaklarına saldırıyorlardı. Acıdan dolayı debeleniyordu istemsizce. Samuel'in de bacaklarına saldırdıkları aşırı belliydi hareketlerinden. 5 saniye, 10 saniye... Acıdan dolayı bağırmayı kesmişti. Dişlerini sıkıp ağlamaya başladı. Hayır hayır! Bu durumu düzeltmeliydi. İlk düşüncesi olan Samuel'i bir şekilde koruyordu ama ikinci durumu düzeltememişti hala.

"YETEEER!" diye bağırdı kendinden beklenmeyecek kadar vahşi bir sesle!

Bağırması ile vücudundan çevreye bir güç dalgası patladı. Tüm arıları bir anlığına havada donduran bu dalga, bir kaç saniye sonra hepsinin cansız bir şekilde yağmur gibi çocukların üstüne yağmasına neden oldu. Hogwarts dışında büyü yapması yasak olan Eadwig'e de pahalıya patlayacaktı.

Derin derin nefes alıp vererek arıların saldırısının bittiğini fark eden çocuk kendini koy verip hıçkırarak ağlamaya başladı. Samuel'in üstünden kalktıktan sonra kıpkırmızı olmuş ellerini, yaralı yüzüne kapattı "Eve gidelim." dedi hıçkırıklarının arasından. "Bugün daha fazla oynamak istemiyorum Samuel."[/justify]

26
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 31 Ağustos, 2022 22:27:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bizim ikili aşağıda pazarla-yerel halkla yüz göz olsun, ben olmam gereken yerde gökyüzünde olayım demiştim. Fikir mantıklıydı ama çok fazla düşünülmemiş durum vardı. Mesela baykuşlar? Karşımdan gelen baykuşları elim kolumla sağa sola ittirmeye başladım. Tabi zor bir şey. Çok hızlı süremiyorsun. Hayır onu da geçtim, iksirler miksirler derken havaya yaydığımız gazın haddi hesabı yok. Şuan Charlotte burada olsa kafayı yemişti. İyi ki aşağıda kalmış diye düşünmeden edemedim. Salak saçma oyuncaklar zıplıyor yukarılara. Rengarenk saçmalıklar. Ses çıkararak, osurarak geçen balonlar. Şaka gibi bir yer Diagon yolu. Bu kadar fazla saçmalığın bir arada olması midemi bulandırıyor. Bak mis gibi adada, evimde oturacak tarih kitabı falan okuyacaktım. Samuel'in gazına geldik dışarı çıktık, yanımdan Britanya Milli Marşı çalarak zamazingo geçiyor. Süpürge de, ben de kafayı yedik çevremizde olan bitenden.

Ne şanssız biriyim! Doğarken zengin ve safkan doğmuşum sonra tüm şanssızlıklar üstüme atılmış gibi.
1- Baykuşlar gelip gelip kafa atıyor.
2- Burası iğrenç kokuyor.
3- Büyülü ıvır zıvırlar dikkatimi dağıtıyor.
4- André gelip süpürgeme çarptı demin.
5- Süpürgeyi düzgün kullanamıyorum.
6- Rastgele bir sandık geldi süpürgeme vurdu.
7- Sevdiğim kıza doyasıya sarılamıyorum annem öldürür diye.
8- Kuzenim sevdiğim kızı gölde öpüyordu lan geçen sene!
9- ... EEEEHH! Ne lan bu?

Gelen baykuşa gelişine bir geçirdim! "ULAN SEN DE BİR SİKTİR GİT!"

Hoop, süpürge ile birlikte sanki türbülansa girmiş gibi düştüm. Zar zor toparladım.

Şöyle bir dönüş yapacağız. En önde Nathaniel arkasında Charlotte var. Biz biraz uzun bir yolu seçtik. Büyük ihtimalle diğerleri daha öndedir. Hmmm... Sinirlerime hakim olursam ve mantıklı düşünürsem burada kazanma şansım aşırı düşük. Üstelik, sonuncu falan olursam gelip bana garip garip sorular sorabilirler. Geçen sene Fransizka yüzünden herkes donumu görmüştü. Ondan sonra daha rezil duruma düşersem artık ağırlığım kalmaz. Hiç gelip orada geçmişte Samuel'le penis boyumuzu kıyasladığımız anılarımızı falan anlatıp milletin ağzına sakız olamam.

Nathaniel kankam. Yolun açık olsun. Bu dostun kaçar.

Çevirdim süpürgemi, tam tersi yola saptım. Bitirmeyeceğim yarışı. Eve giderim artık. Gryffindor'lu bebenin süpürgesini de çalmış olduk böylece.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8

27
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 26 Ağustos, 2022 23:54:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tipim nasıl? Bence güzel bir tipim var ya. Çok da çirkin değilim. Sol yoldan geçeyim, düzgün yolu seçelim diyordum ki André resmen en soldan, sağ tarafa kırdı süpürgesini. Ciddi mi bu? Yani süpürge kullanma kuralını geçtim, akıl var mantık var. Sola döneceksen soldan gidersin, sağa döneceksen sağdan. Ben bu da soldan dönecek sanıyordum. Ben sola dönerken o da sağa kırınca bizim süpürgeler öpüşmez mi? Öpüşünce benim süpürge utanıp arkasına dönmez mi? Yok artık ama! "YA OHA HARRIS OHAA!" diye bağırdım canavar gibi. Süpürgemi düzeltmeye uğraştığım için de en sona düştüm. Bu yarışta kaybedip bir de sırlarımı ortaya falan dökmeyeceğim. Söve söve Nate'in arkasından sürdüm süpürgemi. Yani... Nate var önümde sanmıştım ama Charlotte vardı. Ne düşündüm bilmiyorum. Kızın arkasına götürdüm süpürgemi ve ondan esen rüzgarın yüzüme çarpmasına izin verdim. Belki ona özel kokunun burnuma geleceğini ümit ederek. Olmadı tabi ki bu. Bu yol pazar alanına çıkıyordu. Eh, yapmak gereken şey yukarıdan uçmak. Aptal gibi, salak gibi insanların içine girip sağa sola çarpmayacağım. Daha önce de söylemiştim, ben risk almam. Bıraktım Charlotte'ın arkasından sürmeyi ve süpürgemin ucunu havaya kaldırdım. Baya tepelerinden, insanların, standların üstünden uçmaya başladım. Hızlı olmalıyım... En azından sonuncu olmamalıyım.

[/justify]

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 7, total 7


29
Boleyn Adası / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol III)
« : 24 Ağustos, 2022 03:35:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Samuel'in sopasını ona doğrultup çıkardığı ses ile birlikte daha kuzeni bir şey diyememişken Eadwig de çömelip bir sopa aramaya başlamıştı. "Tamam dur dur!" diyordu kuzeni çoktan bir ses duyup çalılıklara doğru koşmaya başlamışken. Kendi asasına yakın bir dal parçası bulana kadar aradı. Sonunda istediği şekilde bir "asa" bulunca kalktı ayağa. Kıyafetine ve ellerine baktı kirlenmediklerine emin olmak adına. Sonra da kendisini çağıran kuzeninin yanına koştu. Kuzeninin yanına geldiğinde karşısında adada çok bulunan kel kafalı fareler ile karşılaştı. Samuel gölgenin yolladığı askerler olduğunu söylüyordu. Anlamaya çalışarak çattı gözlerini. "Bunlar kel başlı gri sıçanlar. Adada çok var. Eskiden o kadar çoklarmış ki üstlerine ışık büyüsü yapıp adayı aydınlatıyorlarmış. Biliyor muydun? Bir kitapt-" Sözünü bitiremeden kuzeni sopasını kaldırmıştı farelere doğru. Onların Animagus olabileceğini söylemişti. Bunu düşünmemişti gerçekten. Kendi sopasını kaldırıp farelere tuttu. Kaşlarını çatıp Samuel'e baktı ve kafasını onaylayan bir şekilde salladı. "Evet. Ama şey... Samuel." dedi bir anda yüzündeki kararlı ifade yok olurken. "Şu tarafa doğru ilerlemeyeceğiz değil mi? Oraya gitmemiz yasak."

Ne yazık ki gerçekten de bahsedilen yere doğru gideceklerdi. Samuel önden, Eadwig arkadan ilerlemeye başladılar. Eadwig fazlasıyla dikkatli davranıyordu. Bastığı yerlere hemen ağırlığını vermiyor, önce bir ayağı ile kontrol ediyordu. Üstelik kıyafetine zarar gelmemesini fazlasıyla önemsiyordu. Belki de bu yüzden arkada kalmıştı. Sürekli etrafına bakınıp, elindeki kendisini savunacağı silah ile kolaçan ediyordu. Bir yandan da kuzenine "Daha gitmesek mi?" diye sorarak gönülsüzlüğünü belli ediyordu. Eadwig tek başına olsa asla buralara gelmezdi. Yine de kuzeninin arkasından ilerliyordu. Bazen Samuel koşmaya başlıyor, Eadwig de "Ne oldu? Ne gördün?" soruları ile koşuyordu arkasından. Durduklarında da Samuel ileriye bakarken o arkasını dönüp takip eden bir şey olup olmadığını görmeye çalışıyordu. Bu yolculukları Samuel'in yüz üstü kapaklanması ile sekteye uğradı. Eadwig yine fazla dikkatli olduğu için geride kalmıştı Samuel'den. Bir anda önünde düşen kuzenine doğru endişe ile koştu. Tam kalkmasına yardım etmek için omzuna dokunacaktı ki Samuel aniden bağırmaya başladı. Bağırdığı gibi geriye doğru sıçradığı için Eadwig de yerdeki heykelin yüzüyle karşılaştı. Bir anda içine dolan ürperme ile geriye doğru kaçtı kuzenlerin sarı kafalısı. Böyle durumlarda ilk düşüncesi kaçmak olurdu genellikle. Bu yüzden hızlı adımlarla kaçtı yerdeki taşlaşmış yüzden. Kaçarken de "GÖLGEEE-" diye bağırıyordu. Kelimenin sonundaki harf tüm koşması boyunca ağzında kaldı. "-EEEEEEEEEEEEEEE-" Uzaklaşıp yerden daha büyük bir sopa aldı elindeki sopanın yetersizliğinden emin olduğu için. "-EEEEEEEEEEEEEEEEEE-" Geri geldi Samuel'in yanına ve elindeki kocaman sopayla gerilip yerdeki taş yüze tüm gücü ile indirdi! "-EEEEEEEEEE AL SANAAAA!"

Vuruşundan sonra gölge ona karşı bir hareket yapmadı. Korku ile nefes alıp verdi bir kaç saniye. "Ö-öldü mü?" diye sorup Samuel'e baktığı gibi kuzeninin yüzündeki kanı gördü. "Ortak! Yüzün... Yüzün kanıyor!" diyerek bıraktı elindeki sopayı. Bir şey yapmalıydı bu kan için. Kıyafetini kirletmemek için çok uğraşmıştı buraya gelene kadar ama şimdi kuzenine yardım etmesi gerekiyordu. Bu yüzden gömleğinin kolunu eline kadar çekip Samuel'in kaşına koydu. O sırada taştan yüze baktı olayı anlamak için. "Sorun yok." dedi Samuel'i sakinleştireceğini düşünerek. "Sanırım onu öldürdüm. Ölünce taşa dönüşmüş."[/justify]

30
Boleyn Adası / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol III)
« : 23 Ağustos, 2022 02:21:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Her zaman evde aynı saatte yemek yenir, aynı saatte masadan kalkılır ve eller yıkanırdı. Eadwig çocukluğunda bile tamamen kurallara ve düzene uyum sağlardı. Bu yüzden kuzeni Samuel dışarı çıkmak için etrafta koşarken o her zamanki rutini ile odasına özel olan tuvalete gitmiş, ellerini 30 saniye boyunca ovalamış ve yüzünü yıkamıştı. Banyodan sonra odasından çok gizli bir mektubu alıp, Samuel'in yanına, aşağıya inmek için merdivenlere kadar koştu ama merdivenlerden hızla inemezdi. Annesi hep ona eğer öyle yaparsa düşebileceğini ve kötürüm kalacağını söylediği için yavaş yavaş inmeye başladı basamaklardan. "Geliyorum." dedi kısık bir sesle. Çok yüksek çıkmazdı sesi genelde. Sadece Samuel'le oyun oynarken yükseliyordu çok eğlendiği için. Yazlık elbiseleri bile özenle seçilmiş sarışın çocuk merdivenden inene kadar Samuel 3 basamağı bir kaç kere çıkıp inmişti rahat duramazmış gibi. Son basamağı da indiğinde kuzeni bağırarak baykuşunu alıp almadığını sorduğunda Eadwig'in o durgun olduğu kadar solgun yüzünde tatlı bir gülümseme oluştu. Yine o kısık ve boğuk sesiyle "Aldım." dedi. Samuel'in çıkardığı seslerin yanında Eadwig tamamen dilsiz gibi kalıyordu. "Görevimiz ne ortak?" Birlikte seherbazcılık, dedektifçilik falan oynarlardı. Eadwig'in bu yaşlarda en büyük hayali kuzeni ile birlikte böyle heyecanlı bir meslek edinip kötülüklere karşı savaşmak, gizemleri aydınlatmaktı. Yazları Samuel adaya geldiğinde tüm sene içinde en mutlu olduğu zamanları yaşıyordu.

İki çocuk daha konuşamamışlardı ki Samuel'in annesi yanlarına geldi. Gizli görevin sırlarını heyecanla cebine koydu Eadwig. Annesi ve Samuel'in arasındaki konuşmaya hiç anlam verememişti. Anlam vermesine de gerek yoktu aslında. Eadwig kendisine sorulan soruları cevaplamaya yönelik bir mentaliteye sahipti. Fazla üstüne düşünüp kafa yormazdı. Zaten düşünse de Samuel'in onun en yakın arkadaşı olduğu için rahatsızlık vermeyeceği şeklinde desteklerdi cevabını. "Hayır." diye cevapladı Samuel'in annesinin sorusunu. Rahatsız olmuyordu. Samuel'in evde bağırıp durması Eadwig için baya yeniydi. Kendisi böyle bağırıp çağırmayı asla düşünmemişti bile. Bu konuda asla azar işitmemişti. Sanki içinde olan bir durum gibiydi sessizliği. Samuel kolunu yakaladığında da arkasından koşturdu sadece. Tutmasa da gelirdi zaten. Birlikte çıkacakları bu görev konusunda çok heyecanlıydı çünkü.

Samuel kolunu bıraksa da koşabildiği kadar hızlı koştu yanında. Biraz yarış gibiydi de içindeki. Gidecekleri yeri bilmese de Samuel'den önce gitmek isteği? Biraz kıskanıyordu kuzenini. Nedendir bilinmez. Samuel yavaşladığında o da yavaşladı. "Ne-nereye gidiyoruz?" diye sordu nefes nefese. Sesi normalden yüksek çıkmıştı işte. Kuzeni ona araziye biri girdiğini söylediğinde terli saçlarını yüzünden arkaya doğru ittirdi. "Kim?" diye sorduğunda gelen kişinin Boleyn olmadığını söyledi Samuel. Eadwig gölge konusunda gözlerini kocaman açarak dinledi onu. "Öyle mi?" diye sordu adayı lanetlemek konusunda. Eadwig normalde baya kolay korkan bir çocuktu. Hogwarts'ta Slytherin yatak odasında gölden gelen sesler yüzünden çok uykusuz kalmıştı. Charlotte denen kız yüzünden de koridorlarda yalnız yürüyemez olmuştu. Fakat şuan korkmuyordu. Samuel'in anlattığı hikayeye sonuna kadar inanmış olsa da onun yanında herkesi yenebileceğini düşünüyor, ondan güç alıyordu adeta. Kuzeninin sözleri bitince gaza gelip "EVET!" diye bağırdı. "Biz onu büyüsüz de yakalarız Samu! Aynı... Aynı sahil sapığını yakaladığımız gibi!" Heyecanla konuşuyordu yüzünde gülümsemeyle. "Hadi göster! Nereden girmiş bu Boleyn olmayan gölge?"[/justify]

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7