17 Nisan, 2026 09:55:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Das

Sayfa: 1 2 3 [4] 5
46
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 16 Ocak, 2022 20:44:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia geldiği gibi kapıdan çıkmamamla ilgili konuşunca "Oooohoooo!! Kankaliçem zor duruma düşünce seni çağıramayacak mıyım ben? Ne bu eleştirel yaklaşımların." diye üste çıkmaya çalıştım. Kız gelip omuzlarımdan çekiştirmeye başladı. O çekiştirirken ben de ellerimle ittirerek yardım ettim ama nafile. Sıkıştım üvey kardeşim kıps. "Valla bir şey yapmadım!" diye klasik yalandan yeminlerimden salladım ortaya. "Sığıyormuyum diye deniyordum. Sığıyormuşum da çıkamıyormuşum öğrenmiş oldum. Dur dur aynı anda asılalım." Cornelia ile birlikte aynı anda çekiştirdikten sonra iyice belim acımaya başladı. "Ceketten dolayı oluyor ya. Yırtılırsa var ya kendimi yere atarım." Biraz daha uğraştık kankaliçemle. O da diyor ki Blaze olsa çoktan halletmişti. "Canını yiyeyim Blaze'i çağırma." dedim ben de. "O beni burada ikiye böler, dışarıda tekrar birleş-. Hop! Asa yok! Büyüsüz çıkar KANKALİÇEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEM!" Cümlemi bitiremeden bir anda sinirlenen Cornelia, asasından tazyikli su atması ile pencereden dışarı bağırarak fırladım. Sanırım sabahtan beri Cornelia beni dışarı itmeye çalışıyordu. Ben de ellerimle kendimi içeri çekmeye çalışıyordum. Arka pencereden dışarı fırladığım gibi 1-2 metre ötedeki duvara yapışmam bir oldu. Duvardan yere kaydım yavaşça. Bir kaç saniye yerde hareketsiz yattıktan sonra "Uğğaahh!" şeklinde, mağara adamı gibi bağırarak doğruldum. Tamamen ıslak, yara bere içinde, belimde delice bir acı ile olmama rağmen ilk söylediğim şey "ÇOK İYİYDİİ!" oldu. İçeriden bana bakan Cornelia'ya "Hadi bir daha!" dediğimde yüzünde oluşan sinir tarif edilemezdi. Kız içeriden bana bir şeyler atmaya başlamadan ayağa kalktım "Tamam tamam!" diyerek. Sonra da hızlı adımlarla tekrar içeri girdim. Neden? Çünkü amacım zaten kayıtları görmemesiydi kankaliçemin. Pencereye sıkıştım saçmalığıyla dikkatini dağıttım. Botlarımdan şappıdı şıppıdı sesler çıkara çıkara yürürken dükkanın ön tarafından Blaze girdi. Bel kısmı yıpranmış ceketimin etek kısımlarını sıkmaya yeni başlamıştım ki, öndekilerin dikkatlerini dağıtmamız gerektiğini söyledi. Şu üçlü olarak dikkat dağıtma işi dendi mi bana konuşuluyor demekti. "Bana ne yapacağımı söyleme." dedim. Sakin bir şekilde Blaze'in yanından geçtim. "Ama tamam." Boğazımı temizledim. Sonra da kendimi perdenin dışına attım. 

Ön tarafta bu zibidi Ryan ile iki tane de tekinsiz dandirik mankafalar vardı. Cornelia'cığımın uğraştığı tiplere bak. Neyse iş iştir. "ARANIZDA İLK YARDIM BİLEN VAR MI?" diye bağırarak bunların yanına attım kendimi. Önce Ryan'ın koluna tutunup tamamen ıslak olmama rağmen sanki sadece alnım ıslakmış gibi elimin tersi ile sildim. "SOĞUK SOĞUK TERLİYORUM ÖLECEĞİM SANIRIM. BU BAHSETTİKLERİ KIRMIZI ANTAPOLUS BÜYÜSÜNDEN MI YAPTILAR BANA ACABA HANİ BU ÖLDÜREN VE ÖLÜYÜ GÖRÜNCE BAŞKASINA BULAŞAN BÜYÜ?" Ryan'a sarılmayı bırakınca da dönüp iki mankafanın yanına doğru ilerledim. Sanki sesim çıkmıyormuş gibi, "Öğğğğğğğğ öğğğğğğğğğğğ boğazımmmmmmm çok kuruuuuuuuuğğğ. Terler boğazımdan çıkıyor sanırım. ÖĞĞĞĞ!!" Bir anda boşluğa bakıp yere attım kendimi sanki ölmüş gibi. 1-2 saniye ölü gibi yattıktan sonra "ÖĞAAAAĞĞĞĞĞ!" diye böğürerek yerden havaya yükseldim. Bu sırada da vücudumu sanki içime cin kaçmış gibi titretiyordum.

47
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 16 Ocak, 2022 20:28:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye 5 oldum. 1 güç puanı istiyorum.

48
Knockturn Yolu / Ynt: [Anomali] Yanlış Sokağa Adım Atmış
« : 16 Ocak, 2022 19:51:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kendimi şöyle bıraktığım gibi aşağı, ata doğru düştüm. Kendimi atın sırtında bulunca sıkıca sarıldım bu güzel varlığın boynuna. Saçları yüzüme geliyor, tüyleri ellerime değip yumuşacık bir his bırakıyordu. Bu yüzden pahalı demek ki tüyleri. Çok eminim bu hayvanın tüyleriyle kıyafet falan yapmak isteyen boldur. Hayvanın üstünde rodeo yaparken "WOOOHOO!" diye bağırıyor, memleketimi yad ediyorum. Havada uçma olaylarımın da yardımıyla baya dengede durduktan sonra hasta ruhlu atı sevmeye başladım. "Sakin ol kızım!" dedim. "Sakin ol oğlum!" dedim hemen sonra cinsiyetini bilmediğim için. Olmadı tabi ki. "Babacık sana yardım edecek! Havuç verecek, küp şeker verecek hadi dur artık!" Ben üstünde durmaya çalıştıkça o kuduruyor, o kudurdukça ben üstün çaba sarf ediyorum derken koskoca atla, rehincinin içinde 5-10 dakika dövüştük. Ben ise allem ettim kallem ettim dükkanın alt tarafına yönlendirdim bunu. Sonunda da depoya kitledim. Orada terör estirmeye başladığını da kapıyı üstüne kapattıktan sonra çıkan şangırtılarla anlaması kolay oldu. Kendimi üst kata atıp dükkanın haline baktığımda da betim benzim attı. Harabe gibi olmuş dükkan. Şimdi işin yoksa düzelt. Büyülü zamazingolar zaten düzelmez de... Bodrumdaki unicornu nasıl açıklayacağım Cornelia'ya?

Of of...

49
Knockturn Yolu / Ynt: [Anomali] Yanlış Sokağa Adım Atmış
« : 15 Ocak, 2022 16:50:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Fakirlikten artık taş yediğimiz bir durumda olduğumuz için dükkanı 24 saat açık tutmaya karar verdik. Bunu da nöbetleşe yapıyoruz. Bugün ben tutuyorum akşam nöbetini ama çok sıkıcı be dayı! Yani, Cornelia haklıydı orası doğru. Geceleri bir şeyler satmak için gelen insanlar çok oluyor. Üstelik hızlı çıkartmak istedikleri için baya uygun bir fiyata hallediliyor ancak... Sıkıcı işte oğlum.

Tezgahın üstüne oturmuş, yanımdaki oyuncak gibi gözüken ama içinde mor mor parlayan bir rün bulunan zamazingoyu ittiriyordum. İtince düşüyor, düştüğü gibi tekrar kalkıyordu. Bana birini hatırlattı ama... Siktiriboktan bu geceyi onu hatırlayarak daha da boklaştırmasam iyiydi. Geriye doğru yavaşça yatarak rehincinin tezgahından aşağıya bıraktım kendimi. Düşmek yerine havada asılı kaldıktan sonra iyice havalandım düşüncelere dalmış bir şekilde. İşte bu yüzden yalnız kalmayı sevmiyorum. Sonra Gabriel neden odandan çıkmıyorsun? Gabriel neden günlerdir duş almıyorsun? Böyle leş gibi bir durumdayken neden çıkayım ki? Adamda hayat enerjisi kalmıyor. Dışarılarda fink atan ruh hastaları gazetecileri falan öldürüyor. Balo basıyor. Kimsenin de umrunda değil. Gidelim diyorum Cornelia'ya. Kankaliçem diyorum defolup gidelim işte. Yok diyor. Bir yere bağlı olmayı bu yüzden sevmiyorum. Keşke insanlara da bağlanmasam. Abidem ve Kankaliçemi bırakıp bir yere gidemem ki.

"Dıgıdık dıgıdık."

Aha. Aynı bir kovboy gibi. Atıma bineyim ve gün batımına süreyim. Zaten tüm bu büyü olayları benlik değil. Benim sürekli gezip konuşarak para kazanmam gerek. Burada kalacaksam tüm bu kaos ortamının çözülmesi için bir şeyler yapmam gerekiyor. Eğer yapmazsam, herkes de sanki bir şey yokmuş gibi davranırsa o zaman bunalıma giriyorum kardeşim. Yalnız hissediyorum. Yalnız hissedince de başa çıkarmıyorum duygularımla. Çok duygusal bir adam değilim normalde. Neler oluyor bana bilmiyorum.

"Brussstt!"

Anasını satayım bir rahat edemiyoruz şu sokakta. Yine nasıl bir ruh hastası bağırıyor yanda kim bilir? Bulaşma Gabriel. Belalarını bulsunlar. Lan? Hemen havada doğruldum. Sarhoş falanlarsa direkt paralarını çalarım acımam. Dur çıkayım arka kapıdan. Teheheh. Kavga varsa da beklerim yanda dayak yiyenden çalarım. Yere inip arka kapıya koştum. Uçarak koştuğumdan yavaş süzülüyorum çünkü. Arka kapıdan çıkıp klasik Knockturn Yolu korkunçluğunu umursamadan dükkanın çevresinden dolaşarak sesin geldiği yere doğru ilerledim. Seslerin tek kişiden geldiğini, yolunu bilemez bir şekilde gezdiğini anlamam da uzun sürmedi. Ulan... Neyse burası Knockturn Yolu. Yolunu kaybedenleri hemen gasp ederiz. Ceketimin iç cebinde duran asamı çıkarıp elimde döndürerek bu sesi çıkaran adamın karşısına çıktım yan sokaktan. "Hayırdır birader? Ne cazur cuzur ediyo'n? OHA!" Sarhoş bi herif göreceğim diye düşünürken karşımda tüm haşmeti ile bir tek boynuzlu at görünce gözlerim kocaman açıldı. Hayvanla şöyle bir bakıştık ilk. Hemen sonra ben gerisin geri koşmaya başladım çıktığım ara sokağa. O da peşime takıldı.

LAN NALAKA ŞİMDİ?

Geçen atarlandığım şeref yoksunu Wolfgang taktı kesin peşime bunu. Çok düşman edindim yine durduk yere ya. Duramıyorum abi ne yapayım? Ya tamam sevmezsin. Pislik yapmak istersin anladım. Abi unicorn da yollamazsın yani. Hasta işi. Attan hızlı koşabileceğimi de sanmıyorum. Ki koşmama gerek de yok. En iyisi ben geldiğim yoldan dükkana gireyim. Ben önden at arkadan küçük bir koşu sonrasında ben arka kapıdan bizim dükkana girdim. Girdiğim gibi de masaların üstüne zıpladım süzülmemin de yardımıyla yandaki dolaba ulaştım. Oradan da sıçrayıp tavana yapıştım. At da hiç düşünmeden dükkanın içine zıbam diye girmez mi? Kapı mapı hak getire. Kendisine delik açarak girdi hayvan. Koskoca atı daracık mekana, hatta ıvır zıvır dolu mekana sokunca, her şey yerle bir oldu. Merlinin teyzesini yiyeyim ya! Buradan canlı çıkarsam Cornelia öldürecek beni. İçinden geçti dükkanın. Arada şaha kalkıyor bana yetişmek için. Boynuzu belime batıyor falan. Kafayı yiyeceğim. "Tamam laaaan! Koşma! Haşat ettin dükkanı!" Duyan mı var? Durduk yere bir şeylere saldırıyor falan. Buna biri bir şey mi yapmış nolmuş? Baya güzel varlık ha. Bembeyaz. Ulan... Gün batımına sürmek istiyordum hani. Buna binerim ben. Tabi buna bindiğim gibi beni sırtından atar, havada çifteler falan. Sakinleştirmek lazım. Zıpladığında boynuzu batmasın diye kıvrıldıkça kıvrılıyorken "Aç mısın?" diye sordum. Sanki anlayacak. "AÇ MISIN?" Bağırsam anlar tabi. Ne yiyor bunlar? Ben okula falan gitmediğim için hiç bilgim yok hakkında. Bildiğim tek şey, her parçası felaket iyi fiyata gidiyor bunların. İksir miksir yapıyorlar ki asla işim olmaz. Tamam bir fikrim var. Delice, ama en azından bir fikir. Ben bu atın üstüne binicem. Doğru zamanı bekleyeceğim ve oturacağım üstüne. At binmişliğim var. Hiçbiri unicorn değildi ama en azından biliyorum nasıl binileceğini. Elimdeki asayı iç cebime koydum. Evet doğru anı bekleyeceğim veeeee.....


Zar atıyorum buraya, sadece kendi kendime kurgu ilerleyişini kararlaştırmak için. RNG severiz. GM mesajı girilmesine gerek yok. 5'ten üstü bindim sayılır.
Binebildim mi? 1d10 : 8, total 8

50
Apples & Oranges / Oldukça Yaralı Manşet
« : 30 Kasım, 2021 02:42:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Gazetelerin havalarda uçtuğu Apples & Orange'ın tavanında süzülüyor, elimde yeni aldığım Veritas Libertate sayısını okuyordum. Çok gariptir ki haftalar önce gittiğim kadın son bir haftadır yazı yazmıyordu. Cornelia'nın gazeteleri de, kendimi de uçurmayı bırakmam hakkındaki azarlamalarına zerre itibar göstermeyip bunları "Biri gelirse inerim n'olcak!" gibi ağzımı büke büke verdiğim cevaplarla geçiştiriyordum. Anlayacağınız oldukça normal bir gündü. Kadının yazmadığı zamandan beri bende de garip bir tavır vardı. Bunalımdaydım herhalde. Haftalardır bir şey yapasım gelmiyor. O lanet baloda yaşananlardan sonra, gördüklerimden- kaybettiklerimizden sonra gerçekten biraz zamana ihtiyacım vardı sanırım. Şimdi kendimi biraz iyi hissediyorum. Kimse ile konuşmak, dışarı çıkmak, insan içine karışmak istememiştim bir süredir. Bizim evde, küçük dandirik odamda pislik içinde yaşamak dışında yaptığım birşey olmamıştı. Battaniyeme sarılıp iç çamaşırımla havada uçmak. Uzun uzun düşünmek. Geçmişimi, geleceğimi, yaşananları, yaşanabilecekleri, Mira'yı... Hayat kısa. Harbi kısa... Mira'ya evlenme mi teklif etsem dedim kendi kendime. Aile mi kursam? Benim yaşımdaki kişiler çoktan çocuk sahibi oldular. Benim ise mesleğim bile yok. Kendi kendime kararlar alıp bu kararları gerçekleştirmeye asla güç gösteremediğim 2, bilemedin 3 haftadan sonra Cornelia ve Blaze'in zorlamaları ile bir duş alıp dükkana getirildim. Endişelenmeleri normal. Kızlar odaya bir girdi, ahır gibi! Kendi bokumda boğuluyorum yani. Eh, tabi ki el attılar. Yine de bu durağanlık iyi geldi. Sadece nasıl çıkacağımı bilmiyordum. Çıkmış oldum sayelerinde.

 Veritas Libertate'nin bu sayısında da bir şey bulamadıktan sonra onu da havaya rastgele bırakıp gelecek postasını aldım. Caldecott'u ziyaret etmek gerekiyor sanırım. En son yazdığından sonra parayı kırdı herhalde. Gözükmüyor ortada. O yazısı güzeldi de, direkt ölü adamın yazdığını koyacağını düşünmemiştim ben. Kendisi bununla ilgili yazar sadece demiştim. Öncesinde balodaki olayları, üç kızın o sikko trenin önüne atlamasını, cadı avcılarını kısaca geçmişti. Zaten ben kendimi kapattığımdan beri herkes cadı avcılarından bahsediyordu. Mantıklı buluyor muyum? Buluyorum! Ancak orada masumlar da öldü. Çocuklar... Gazeteyi açarken aklıma çocukların hali gelince duraksadım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım hatıraları uzaklaştırmak için. Gazeteyi açıp ikinci sayfasını okuyacaktım ki, ön sayfasında tanıdık bir yüzü fark ettim. Muntazam yüzü, beni benden alan bakışları, kahverengi saçları ile Caldecott'un suratı gazetenin kapağındaydı. Hemen kapattım sayfaları ve ana sayfayı açtım. "Merlinin kıllı ayak parmakları!" diye bir nidayla havada düzeldim.

"Vay anasını sayın seyirciler! Cornelia dinle!" Yatarak uçtuğum için olduğum yerde dirildim en hızlı şekilde. Bacaklarımı bağdaş kurup okurken yavaş yavaş aşağı inmeye başladım yanımdaki gazetelerle birlikte. "Kanlı Balo, Hogwarts ve Carmilla'nın Gizemi haberiyle merhum gazeteci Magnus Pearson'ın sancağını devralan azimli gazeteci bilmemne bilmemne Caldecott, evinin penceresinin önünde OLDUKÇA YARALI bir şekilde ölü bulundu. Ulan bu sefer daha saçma yazmışlar. Pearson için VAHŞİCE demişlerdi dalga geçmiştim. OLDUKÇA YARALI ne demek ya? Oldukça yaralı bir şekilde ölü bulunmak..." Elimdeki gazeteyi yere fırlatıp ayaklarımın üstüne indim en sonunda. Cornelia'nın bulunduğu tezgahın önüne gelip "Kankaliçem, ben bu kadına o toplantıda bize verilen gazeteyi satmıştım. Köşe yazısı yazdı hakkında. Şimdi de ölü bulunmuş. Baloda kaybettiklerimizi de düşünürsek... Defolup gitmek lazım buradan. Başımıza ne geleceği belli değil." Cornelia'nın gözlerine baktım. Hiç de oluru yok gibiydi bu plana. "Kankaliçem..." dedim üzüntülü bir tavırla. "Yalvarırım düşünelim kaçmayı. Sizi kaybedersem ne yaparım bilmiyorum." dedikten sonra tuttum elini. Dudaklarıma götürüp öptüm. "Sen." dedim. "Bana ikinci bir hayat verdin. Başına bir şey gelirse ne yaparım ben? Kaçalım buradan."
[/justify]

51
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 10 Kasım, 2021 21:54:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]

Elit herifin ağzı açılıp kapanan tipine bak. Bıyığa bak... Bana benziyor mu lan yoksa biraz? Benim sakallar daha güzel. Hem de böyle kamyon çarpmış gibi bir ifade ile bakmıyorum karşımdakine. Tabi nutku tutuldu tipsizin. Cornelia gelmese biz böyle engelli gibi bakışırdık. Sonra ben bunu bozacak laf falan ederdim kudururdu falan ama işte... Arkadan gelip bana sallamasyon adımla hitap edip bundan sonrasına bakacağını söylediğinde karşımdaki herifin yüzüne tip tip bakarak mırıltılı bir sesle "Tabi ki kankaliçem..." dedim Cornelia'ya. Zaten cimri herif almak istemiyor ki. Sikkoriko bir bronş için 31 Galleon da fazla ha harbi. İyi kekliyorum milleti. Masanın üstünden aldığım artık haşatı çıkmış olan bronşu cebime attıktan sonra geriye çekilip Cornelia'nın arkasına geçtim. İki parmağımla gözlerimi gösterip, sonra da Ryan'a çevirdim parmaklarımı. Cornelia geldiğinde içeriden gelen gürültüye bakmak için perdeden arka tarafa geçtim sonra da. Irz düşmanı Ryan'ın sesi boğuk boğuk geliyordu kulağıma. Perdenin arkasına geçtiğim gibi yerden kestim ayaklarımı ve süzülmeye başladım etrafta esneyerek. Kartlar leş gibi yerlere dağılmıştı ancak dağınıklık hiçbir zaman beni rahatsız etmemiştir. Bu yüzden boşverip Cornelia'nın oturup hesap kitap yaptığı tarafa doğru süzüldüm. Ryan sevgilime yavşak cümleler kurarken ben de yerdeki eşyaları belimden çıkarttığım asa ile uçuruyor, bir yandan da "İyy Cirnilia; yirgin gizlirim için in gizil kir çiçikliri izirinde yini diğin ginin ilk işikliriyli kitsinmiş gindiz çiği gibisin!" şeklinde çocuğun kankaliçeme söylediklerini ağzımı buruşturarak tekrar ediyor. Gözlerimi deviriyordum. "Düşüyor mu böyle kardeşim?" Bu İngiliz yavşakları ne böyle ya? Kardeşinin yanındaki kıza yavşarlar, flörtünün yanındaki kıza yavşarlar! Herkes gavat herhalde burada. Ben de yavşayayım bundan sonra anasını satayım! "Ahhh, o güzel yüzünü görmek ne güzel Cornelia! Buraya geldim sadece seni böyle sıvamaya. Ohh, yavşa anasını satayım yavşa. Salyaların yere aktı kardeşim. Sonra biz temizliyoruz oraları..." Yerdeki eşyaları uçurup masanın üstünde koyup, aynı zamanda Ryan zibidisini taklit ederken havada 1 metre havalanmış çapraz durmaya başlamıştım. Bu sırada da herif aşkkuşum Cornelia'ya eşyaları göstermeye başlamıştı seslerden anladığım üzere. Bak her lafıyla yavşıyor herif ya! Baya baya ters dönmüş havada sinirlenmemeye çalışıyordum. Biz buraya geldiğimizde kendimizi kardeş diye tanıtmayacaktık ya. Osmanlıyız, bunlar da benim cariyelerim diyecektim. O zaman bak bu İngiliz beyefendileri yanaşabiliyor mu? "Benim fakirhanede böyle güzel şeylerin barınması için bir neden olmak ister misiniz hanımefendiii?" Herifin bu laflarına sinirim ile birlikte "Senin ağzının ortasına çizmemin ucunu bir geçiririm!" diye hırlayarak tavandaki eski püskü avizeye tekmeyi çaktım! Tekmelemem ile üstündeki cam parçalardan bir tanesinin yere düşerek paramparça olması bir oldu. Olduğum yerde öylece durup kafamı kaldırarak yere baktım ters durduğum için. "Sorun yok!" diye bağırdım içeri doğru. "Bardak kırdım ehe." Cornelia ağzıma sıçacak. 

Düzelerek aşağıya indim. Asamla bu sefer de temizlik yapma büyüsü yapıp çevredeki cam parçalarını temizlemeye başladım. Tavandaki avizeye de bi reparo çaktım. Yahu bu dükkan ne karışık oldu iyice. Cornelia iyi çekiyor müşterileri. Masanın altına kaçmış olan parçaları görebilmek için yere çömdüğümde masanın yanındaki bel boyunda çekmeceli dolaba gözüm kaydı. Çekmecelerinin camla süslenmiş olması nedeniyle gözüktüğü için en alt çekmecesindeki parıltılı bir eşya bana aşırı tanıdık geldi. Dizlerimin üstüne eğilip masanın altına doğru emeklemeye başladım. Masanın izin verdiği kadar açtım çekmeceyi. Masanın bacaklarına çarptığı için fazla dar bir boşluk sundu bana. Asayı tutmadığım elimle o dar yeri zorlayarak çekmecenin içinden parıldayan eşyanın zincirini yakalayıp çektim. Eşyayı çıkartmam ile gözlerimin kocaman açılması bir oldu.

Gümüşten yapılma çiçekler ile süslü, kapaklı bir aynaydı bu. Barthélemy'nin masasında bir çok kez gördüğüm... Arada bir durup bakardı. Kendisine baktığını sanmıyorum. Hiç dikkat etmese de fazlası ile yakışıklı bir herifti. Şanslı piç. Tüylerim diken diken oldu onu hatırlayınca. Hiç düşünmeden yerden kalkmaya çalışınca kafam masaya çarptı. Tabi ya, ben masanın altındaydım... Böyle hayvan adam gibi masaya kafayı gömünce masanın üstündeki defter ve yanındaki mürekkep de el ele düştüler masadan. Mürekkep de... "Hay merlinin apış arası!" Kızın defterinin yarısı simsiyah mürekkep olunca Barthélemy'nin karı karı parlayan aynasını karadelik olan iç cebime tıkıştırdım. "Sorun yok! Pencerenin kenarı gevşemiş de, onu takıyorum ehe." Asamı mürekkebe tutup "Aguamenti ulan Aguamenti!" şeklinde sıvıyı asaya çekmek için büyüyü uyguladım fısıltıyla. Ne yazık ki aklıma gelen büyü işime yarayacak büyünün tam tersiymiş. Asamı uzattığım deftere asamın ucundan suyun çıktığını fark ettiğim an dedim eyvah... Cornelia ağzıma sıçacak çarpı iki.

"Hayır hayır! Tergeo ulan Tergeo!" nidası ile yolladığım suyun mürekkeple birleşmiş halini temizledim defterin içinden. Defteri elime aldığımda kurumuştu. Ancak emekleyerek yerden kalkayım, defteri de açık bir şekilde masanın üstüne koyayım planımdan sonra fark ettim ki, yaptığım büyüler güzelim hesap defterinin içindeki yazıların da yok olmasını sağlamış! Bomboş defteri gördüğüm gibi kapağını kapattım. Dönüp kapalı olan perdeye baktım. Cornelia hala o zırtapozla flörtleşiyor olmalıydı. Bu yüzden olay yerini terk etmek yeterli olacaktır. Ben yapmadım ki yani... Biri girmiş, defteri silmiş aaa kim yapmış acaba? Çevreme bakındım bir sağa bir sola. Arka kapıdan çıkarsam ses çıkar. Açık camdan kaçmak en mantıklısı. Masanın yanından havalanıp yavaş yavaş süzülerek pencereye uçtum. Açık cam biraz dardı ama ben de çok yapılı bir adam değilim yahu. Yapılı adam olsam bunca herif düello yapmak için sıraya geçmez korkarlar. Çok zekice bulduğum için ilk olarak ayaklarımı geçirdim pencereden. Bacaklarım, kıçım, belim... Vücudumun alt tarafı aşırı rahat bir şekilde geçti ama omuzlarım mı geniş benim nedir? Bir türlü göğsümden yukarısını geçiremedim. Üstümdeki ceket de birikince tabi iyice dandik bir hal aldı. Şöyle 2-3 dakika kendimi dışarı çıkartmak için uğraştım. Sonra vazgeçip içeri tekrar geçmek için uğraşmaya başladım. Ulan! Dışarı çıkamadığım gibi içeri de giremiyorum! Olduğum yerde deli gibi çırpındım sinirle. Nedir lan bu? O merlinin belası üfürükçü cadı her hafta gel yanıma demişti. Gitmediğim için uğursuzluk büyüsü mü yaptı nedir? Yahu gitsem de cinsel hastalık kapacağım! Pencereye neden girdim ki ya? Kapıdan çık işte! Ses çıkarsa çıksın, bakkala gittim dersin! Kafama sıçayım!

"Cornelia'mmm!!" diye bağırdım olduğum yerden. "Kankaliçem bir bakar mısın? Önemli. Sadece sen bak ama. Cimriler gelmesin. İçeri bile bakmasın hiç. Ailevi bir şey. Aileyiz ya biz hani. GELSENE NOLUR CORNELIA!" Off...


Aynanın temsili resmi. Esin'e buradan selam çakıyorum.
[spoiler][/spoiler]

52
Veritas Libertate Ofisi / Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı
« : 10 Kasım, 2021 19:41:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Ofiste masasından yüzüme şöyle bir bakan kadının beni eliyle davet etmesiyle geçip masasının önündeki koltuklardan birine bıraktım kendimi. Ah işte böyle şeyleri seviyorum! Evde bok gibi yaşıyoruz, elit yerlere gelince kıçımız rahat koltuk görüyor. Oturduğum gibi sanki kendi mekanımmış gibi çizmelerimi önümdeki sehpaya uzattım bacak bacak üstüne atarak. Hanımefendi de nasıl yardımcı olabileceğini soruyordu. Masasına şöyle bir baktım ben de. Gözüme masasının üstünde duran şekerlemeler takılınca elimi daldırıp biraz aldım. "Bugün, köşe yazınızı okudum." Elimde birikmiş olan şekerlemelerden sarı olanları bir kenara toplayıp hepsini ağzıma attım. Diğer renkli olanlar ise tatları karışmasın diye elimde kaldı. "Bu gizlilikten, bir şeylerin üstünün kapatılmasından ben de bıktım Bayan Caldecott. Üstelik tüm sorumluluk muggle'lara atılarak birileri çıkar sağlıyorsa..." Kafamı öne eğip gözlerime karanlığı indirdikten sonra elimi ceketimin iç cebine attım. Şekerlerin geri kalanını iç cebimde bırakarak Veritas Libertate'in bugünki sayısına sarılmış olan Gelecek Postasının 28 Temmuz tarihi atılmış sayısını çıkarttım. Rülo şeklinde masasının üstüne koydum ve ittirdim hafiften kadına doğru.

"Açın." dedim sakin bir sesle.

Kadın gazeteyi açınca ayaklarımı sehpadan indirip yerimde düzeldim. Sesimin tanımadıklarıma karşı kullanmadığım kalın hali ile konuşmaya başladım. "Bakın hanımefendi." dedim. "Benim bu sayıyı nereden bulduğum malum. Elimde kalması tehlikeliydi. Sizin de elinizde kalması, belki de bu konu hakkında yazı yazmanız can sağlığınız açısından pek iyi olmayacak. Size tavsiyem-" durdum bir iki saniye. Kızıl saçları ve üstünde mavi elbisesiyle o buluşmada ağırlığını koyan kadının yüzü geldi gözlerimin önüne. Seneler önce, bizim sokaklardaki insanlara yaptığı iyilikten hala bahsedilir. Bu yüzden ona güvenebileceğimizi biliyorum. Üstelik nefret ettiğim Merlin Tılsım Kulübü sayesinde de aynı tarafta olduğumuza fazlasıyla eminim. "Bir-iki sene önce Knockturn Yolunda yanan kitapevinden sağ kurtulan seherbaza güvenmenizdir. Sizi korur." dedikten sonra kafamı kaldırıp parmağımla kafamdaki şapkayı ittirdim yukarı doğru. Kadınla sessizce bakıştıktan sonra "Okuduğunuzda muggle'lar ile alakası olmadığını göreceksiniz. Cadı avları? Saçmalık! Asıl olayı yakalamak çok kolay. Dediğim gibi, konu tehlikeli. Ben sadece bunu size 50 galleona satacağım ve elime başka değerli parça geçmediği müddetçe falınızda kalmaya devam edeceğim. Yazınızda bahsetmezseniz sevinirim." Ayağa kalktım cümlelerim bitince. Kafamdaki şapkayı çıkarıp Amerika'da yaptığım gibi selamladım hanımefendiyi. Paramı verdikleri gibi buradan uzaklaşacak, yazılacak yazıyı okumak için her gün bu gazeteyi alacaktım daha sonra da.

[/justify]

53
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 08 Kasım, 2021 18:06:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Vay keltoşa bak hele. Üstü sakızlı bronşumu çoruyor.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 4, total 4

54
Birleşik Krallık / Ynt: Fakiriz Ama Salak Değiliz
« : 07 Kasım, 2021 03:04:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kankaliçem beee! Yemeği kucağıma attığı gibi kolunu yakalayıp kendime çektim ve bir öpücük kondurdum rastgele. Poşeti açıp bir tane kutuyu kendi önüme koydum. Ardından Cornelia kendininkini de yiyebileceğimi söylediğinde "Of be!"  diyerek ikinci kutuyu da önüme çektim. Yemeğin kokusu gerçekten iştah açıcıydı ve ben bir domuzu şuan şurada ateşe tutup tutup yiyecek kadar açtım. Poşetin içinden çıkan çatal-bıçak demeye bin şahit isteyen varlığı alıp rostoya batırdıktan sonra bir vahşi gibi ısırdım yemeği. Sosuyla falan ortalama bir yiyecekti aslında yine de bayadır dandik yemek yiyince mükemmel geliyordu adama. Adını anmayı sevmediğim herifle olan zamanlarda çok güzel yemekler yerdim. Yemek yemeği unuttuğu zaman çok olmuştur ancak bana bir sürü güzel yemek tarifi öğretmişti. Öyle ki... Bazen... Onunla birlikte yemek yapardık. Eğlenirdik de... Cornelia karşımızda durup ateşte kendini soğuturken üçüncü lokmamı yiyordum aslında. Zengin, eğlenceye düşkün, açgözlü dediği gibi gözümün önüne iğrenç cadının aramızdaki müsibette kendini kaybettiği yüz ifadesi gelince duraksadım. Aga bu nedir ya? Umarım çok aklıma takılmaz ileride ilişkilerimi etkilemesini hiç istemem.

Elimdeki yemek kutusunu direkt kapatıp yanıma koydum. Sonra da dizlerimi çekip ateşe bakmaya başladım bomboş. Hem nefret ettiğim adamla geçirdiğim güzel vakitleri hatırladığım, hem de cadı yüzünden midem kalktığı için ortamdan hafiften soyutlandıktan bir iki saniye sonra, kafamda olan şeyleri yüzüme yansıtırsam kızların beni soru yağmuruna tutma olasılığını aklıma getirip gülümsedim zorla. Boş bakışlarım düzelip, ateşten başka yere baktığımda da Blaze'e "Lan yapma ateşe düşecek."  diyerek ittirdiği kediye elimi uzattım hafiften ancak elimin yetişebildiği bir yerde değildi. Zaten kankaliçem bir plan yapılması gerektiğini ortaya sunduğunda abidem de o her zamanki manyaklığını göstererek hayvanı asasıyla havaya kaldırmasın mı? Bu sırada da maskeli balo olsun diyordu... Havadaki kediye baktım. Uçuyor, çırpınıyordu. Ne garip... Biraz bana kendimi anımsattı bu durumu.

Uzattığım ayaklarımı kendime çekip sol ayağımdaki Amerikan vari çizmeyi çekiştirerek çıkardım. Sabahtan beri bu ayakkabının içinde ayaklarım baya kokmuştu. Çorabı da 3 gündür çıkarmıyordum. Üstüne bir de yıkandıktan sonra ıslak ıslak giyince burnunuza eziyet bir koku elde etmiştim. Çorabı da ayağımdan çıkarıp "Yapma dedim!"  cümlesi eşliğinde bu özenle hazırlanmış çorabı, kediyi asasıyla uçurarak eziyet eden Blaze'in yüzünün ortasına "ŞAP" diye yapıştırdım! Ardından da bana saldıramaması için aşırı çevik bir hareketle yerimden kalkıp yerden havalandım. Süzülerek Cornelia'nın arkasına kaçtım. Kankaliçem savunurdu, abidemi geçirmezdi bu tarafa. "Maskeli balo. Mekan lazım, önemli birinin gelmesi lazım, birilerine dil dökmek lazım."  dedikten sonra kendimi gösterdim parmaklarımla. Havada yavaşça ters dönerken "Yapabilir miyim? EVET! Ancak elime ne geçecek? Ne kazanacağım? Tüm gün lanet veletler için uğraştım. İlacı da o şerefsiz için yalvar yakar aldım. NE ZAMAN BENİM DE YÜZÜM GÜLECEK ABİDEM? KANKALİÇEM NE ZAMAN BU SEVGİLİ KULUNUZ GABRIEL DE İSTEDİKLERİNE ULAŞACAK?"  diyerek sitem ediyordum kızlara. "Ne istiyorum dersiniz? Para! Başarı! Devrim! Bir iz bırakmak istiyorum. Ölenler ölü kalsın istiyorum. Çok şey mi istiyorum?" [/justify]

55
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 05 Kasım, 2021 02:05:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba efendim.

1. Seviye Süzülme istiyorum.

56
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 05 Kasım, 2021 00:32:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Elimdeki iki iskambil kartını tüm dikkatimle uçlarından birleştirip dengede durmasına uğraşıyordum. Dengemi ve dikkatimi toplamak adına alt dudağımı ısırmış kocaman gözlerle bakıyordum kartlara. Emin olduğumda yavaşça bıraktım ve kartlar bıraktığım gibi durunca yüzümde oluşan başarma ifadesi ile gurur duydum kendimle. Biraz geri çekilip üst üste üçgen biçiminde dizdiğim 3. sırayı süzdüm. Cornelia’nın dükkanında boş oturuyor, kız arkada bir şeylerle uğraşırken ben de kasaya bakıyorum ayağına perdelerin arkasında iskambilden kule yapmıştım. Yani yapıyorum diyelim. Daha ortasındayım. Bitince 7 katlı bir dünya harikası olacak. İskambil destesinden kupa yedilisi ve maça valesini alıp demin oluşturduğum üçgenin yanına tüm dikkatimle oturtmak için bir ameliyat edası ile başladım çalışmalara. Daha bir-iki saniye olmuştu ki dükkanın kapısının açılması ile bize birinin geldiğini belli eden zil şıkırdadı. Zerre umurumda olmadan devam ettim işime. Yediliye biraz yakın mı koydum nedir? O tarafa düşerse önceki yaptıklarımı da bozacak. Valeye yakın koymalıyım... Dükkanın içinde gezen ayak sesleri bir uzaklaşıp bir yakınlaşıyordu. Ben de ellerimi kartlardan çekmek üzereydim. Harika bir dengede tam bırakıyordum ki kasadaki tezgahın üstüne ayı gibi tıklatan şerro tüm dikkatimi tam zamanlamasıyla bozup benim yerimden zıplamama neden olmasaydı... Bu dikkat dağınıklığıyla belim masaya değdi ve neredeyse yarım saattir uğraştığım eserim saniye içinde yerle bir oldu.

“Merlinin karabiberleri!” diye yıkılan iskambillere bir de ben şaplak atarak tüm kartları yere savuruverdim.Ardından bir hışımla yanımdaki perdeyi yana çekerek dükkanın kasa kısmına çıktım.

“Ne var ne? Öldün mü iki saniye yalnız kaldın be adam! Vay anasını satayım nerede bu dükkanın çalışanları? Sanki ne olacak? Sihirli ıvır zıvır satacaksın 4 dakika geç satsan Bakanlık kapına mı dayanacak? Sanki çalıştın kazandın.” diye sıralaya sıralaya kasanın başına geçtim. Herifin de tipini gördüğüm gibi gözümü devirdim. Bu Ryan bilmem neydi. Cornelia’nın aman aman canım cicim müşterisi. “Hıı, sen miydin?” dedim Amerikan aksanımla. “Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?” dedikten sonra iç cebimden geçen lanet ettiğim hizip toplantısından kazandığım bronşu çıkardım. En son geldiğinde yarım saat bronşu satmak için dil dökmüştüm de, herif cimrinin teki, nuh demiş peygamber dememişti. Diyor mavi bu. Sarıya boyarım ne olacak yani? Hem harbi hiç memnun değilim hizip işlerine bulaşmaktan. Çıksın elimden de bir de para sağlarsın kafasındayım. Adama bir türlü satamadım.

Bronş da hizip toplantısında çiğnediğim, tadı gitmeyen sakıza yapışmış. Sakız boşa gitmesin diye kağıda sarıp iç cebime atıyorum. İç cebimdeki herşeye yapışıyor anasını satayım. Ryan'ın önünde bronşun üstünden biraz uğraşarak çıkardığım sakızı ağzıma atıp çiğnemeye başladım tekrardan. Immhh, şeftali aroması hala ilk günkü gibi. Üstünde hala sakız parçaları olan bronşu koydum tezgaha, ciddi bir ifade ile baktım herifin meymenetsiz yüzüne.

"50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim."
 [/justify]

57
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 01 Kasım, 2021 17:34:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yapıştır QraL.

58
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 01 Kasım, 2021 17:32:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Online sürem 1 gün olmuş. Puanımı talep ediyorum.

59
Veritas Libertate Ofisi / Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı
« : 31 Ekim, 2021 00:22:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yine mi Carmilla?

Geçen gereksiz bir şekilde çekildiğim hizip toplantısında verilen gazeteyi ayaklarımı uzatmış okuyordum. Kendime kuytu bir köşe bulmuştum Diagon Yolu'nda. Gölge aradım diyemeyeceğim. İngiltere her zaman kapalı havası ile iç bayıcı oluyor. Ağustos'ta tek farkı sıcak ve nemli olması. Yine bulutlu yine bulutlu. Kafamda gözlerimin üstüne doğru düşen bir kovboy şapkası vardı. İki dükkanın arasında oturacak basamak bulduğum gibi bir yerden aşırdığım kurabiyeyi üstüme döke döke yiyor, bir yandan da o çok konuşulan gazeteyi okuyordum. Biraz da merakımdan bugün çıkan iki üç gazeteyi de toplamıştım. Genel olarak bir bakıp gündemden uzakta kalmamak amaçlı. Benim gibi "hiç kimsenin" ne umrunda olacak derseniz... Evet, haklısınız. Kimim ki yani? Sadece bazen saçma sapan yerlerde kendimi bulabiliyorum. Bilgim olsun değil mi?

Yazı ilk Carmilla'nın kim olduğunu açıklayarak başlıyordu. Gözlerimi devirip kurabiyemden ısırık aldım. Vampir'ler, kurtadamlar, mugglelar... Büyücüler hepsine ayrımcılık yapabiliyor sağolsunlar. Ben kendi geçmişimi bilmiyorum. Bazılarının kafayı taktığı kadar da takmıyorum. Neyse ne yani. Yazıda muggleların Carmilla'dan haz etmedikleri yazıyordu. Kafamı onaylayan bir şekilde salladım. İşemeli sıçmalı ritüel yapıyormuş kadın. Bu cadılardan o yüzden çekiniyorum işte. Korkunçlu oluyorlar. Eskiden ritüelleri görmüştüm ismi lazım değil yüzünden. Ucundan dokunmuş olsam da hiç hoş değillerdi. 1700'lerde Carmilla terör estiriyormuş buralarda. Sonra da yetkililer hiçbir şey yapmamış. Eee, at koşturabiliyorsa neden yok olmuş ki? Yok olmamış da diyor. Derin bir nefes alıp kafamı kaldırdım gazeteden. Kaşlarımı çatıp geçen insanları izlemeye başladım. Tabi bu sırada onlara odaklanmıyordum. Öldü sanılıp her seferinde geri dönen birini daha tanıyorum. Carmilla ile benzerlikleri rahatsızlık verici. Fark olarak, Barthélemy'nin kan içtiğini hiç görmedim. Kan ritüelleri hakkında okuyordu ama. Onu biliyorum. Biraz bilgileri hazmettikten sonra tekrar döndüm köşe yazısına. Yazının sonları uyanın şeklinde ilerliyordu. Tamamı ise benim düşüncelerimi fazlasıyla doğru çıkarır niteliğindeydi. Sessizce "Onun bunun çocuğu..." dedim. O kadın-adam. Gerçekten de bu yazı mugglelara en ufak bir sorun arz etmiyor! Bu adamı bu yazısından dolayı öldürse öldürse Carmilla'nın arkasındakiler öldürür. Millet uyanmasın ayağına. O kadın-adam bu vampirin müridi miydi acaba? Garip bir tipti cidden. Derin bir nefes aldıktan sonra ben bu olayın neresindeyim diye sordum kendi kendime. Carmilla'nın ritüelleri zerre umrumda değil. Kadın mutlak hakimiyet istemiş mi ki? İngiliz Büyü Dünyası hakkında bilgim çok sınırlı. Oturup okuduğumda adı lazım değili hatırlıyorum, kusasım geliyor.

Diğer gazetelere geçip şöyle bir göz gezdirdim yazanlara. Gelecek postası saçma sapan bir magazin haberini ilk sayfaya koyduğu için, içi de boş çıktı. Başka bir gazete de tamamen safsatadan ibaretti. Umudumu kaybetmişken Veritas Libertate adındaki gazetenin ilk sayfasında aradığımı buldum. Haberin devamı 2. sayfada olduğu için hızla açtığımda gazetenin genel yayın yönetmeni olan Sadie Rosemary Caldecott'un yazmış olduğu giriş yazısını okumaya başladım. Daha demin okuduğum yazı  hakkında bir yazı yazmış olan kadın içeriğini bilmediği için sitem ediyordu. Neden bu gizlilik diye ilerleyen haber gerçekten de Magnus Pearson'un olayına bilip bilmeden dokunduğunu görebildim. Yani, Pearson da Carmilla olayının üstü kapatıldığı ile ilgili yazmıştı. Şimdi de onun ölümünün nedeninin üstü kapatılıyordu. Yazının sonu daha heyecanlı bir konuydu. Balo. Hanımefendinin baloya gideceğini duyunca biraz üzülmedim değil. Yine de balodan önce onu görmek istedim. Ofislerinin yerini okumak için en arka sayfasına baktıktan sonra Veritas Libertate'yi de Gelecek Postası ile iç içe koyup katladım ve ceketimin içine koydum.

Yürüme mesafesindeydi bulunduğum yere. İçeri girip bir kaç formaliteden sonra genel yayın yönetmenine gösterecek çok önemli bir şeyim olduğunu söylediğim için biraz zorlayarak odasına yönlendirildim. Kibar bir adamız vesselam. Kapıyı çaldıktan sonra içeri girmem söylenince girdim. Güzel, yaş olarak benden büyük bir hanımefendi bekliyordu karşımda. Yaş sadece bir sayıdır gençler. Ben bu kadına yavşarım. Kafamdaki şapkayı tutup hafiften önünü indirdikten sonra "Leydim." diye selam verdim amerikan aksanımla. "Size aradığınızı getirecek olan, yıllardır beklediğiniz yakışıklı genç sonunda geldi. Ben, Alexander Turner. Oturabilir miyim?" dedikten sonra sırıttım.[/justify]

60
Madam Puddifoot'un Çay Evi / Ynt: Yediler Konseyi - Ağustos 65' Hogsmeade
« : 30 Ekim, 2021 22:10:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tam kalkmış çıkıyordum buradan, yine turuncu giyimli dandirik örgütten biri engelledi gitmemi. Flörtüme yavşayan şerefsiz herifti bu. Yanıma geldiği gibi konuşmaya başladı iğneleyici bir şekilde. Gözlerim yarıya inmiş, bir elim belimde oldukça lakayıt bir ifade ile dinledim Wolfgang denen zibidinin kudurmuşluğunu. Ohh, o kudurdukça bir zevk alıyorum ki sormayın. Diyor ki asıl mantık hatası sizinki, 27 Temmuz'da adam yazıyı yazmamıştı. Tamam da Wolfgang'cığım, ben o konuşmayı yaparken mantıklı düşündüm mü bir sor bakalım. Tartışmaya girsek kesin mantıklı bir açıklama sunarım da sarı çiyanın benimle tartışmak gibi bir isteği yok ki. Cebinden çıkardı bir eldiven, üstüme fırlattı. Gözümle takip ettim ben de eldiveni. Benden sekip yere düştü tezek çuvalı gibi. Tek kaşımı kaldırıp bir eldivene, bir de karşımda kaşlarını çatmış adama baktım. Diyor ki herkesi aşağılamışım şimdi de gidecek miymişim. Valla her türlü giderim. Ne buradaki insanlar, ne de sen benim saygı duyduğum kişiler değilsiniz. Hele sen! Hiç değilsin! Ancak bu kadar çabuk delirmesi cidden eğlendirdi ya. Düelloya davet ediyormuş beni. "Pfft! Ne?" diye bir ses çıkardım inanmadığımı belli eden bir şekilde. Hiç beklemiyordum var ya. İleri geri sallanarak kendi kendime gülerken sarı da diyor ki örf adet bilmiyorsun, düelloyu kabul etmek için yerden eldiveni alman gerekiyor falan.

Şimdi, belli başlı gerçekler var.
1- Ben şu ana kadar hiç adil bir dövüşte yer almadım.
2- Onurumu, şerefimi korumak için fazlasıyla üşengeçim.
3- Bunların düellosu da farklıdır şimdi. Amerika'da iki büyücü karşı karşıya gelir, saat öğlen 12 olduğunda en hızlı asa çeken kazanır. Diğeri de ölür.
4- Saçma sapan bir olay için niye öleyim?
5- Adamı daha da kudurtmak varken neden işini kolaylaştırayım?

Kadın-adam araya girdiğinde onun sinirli yüzüne karşı salak salak sırıtıyordum sadece. Eyy zibidiii! Sen benim yanımdaki kıza yazarsın da, ben boş mu dururum? Kadın-adamın söyledikleri şeyler bitmemişken yanımda yılan gibi çıkışta gel dediğinde çevremdeki insanlara gülerek "Kanı kaynıyor bebenin!" cümlesini en Amerikan aksanı ile telavvuz ederek şov yaptıktan sonra onun tam tersi yöne ilerledim. Mekanın ortasında ellerim belimde ayakta durarak söylenilenleri dinledikten sonra gözlerimi devirdim. Ben size yemin ediyorum, bu hizibe bulaştım ya böyle. Ne kadar uzakta kalmak istesem, o kadar dibe çekiyorlar beni. Çok eminim bahsedilen dövmelerden biri yakında vücudumda olacak. Hala cadı avı diyor ya. Cadı avı falan değil bunlar. Yalan, uydurma. Milleti muggle'lardan soğutma amacı işte. Kim abi bu beyazlı kişi? Şimdi de oturmuş mugglelar gelişiyor korkun onlardan diyor. Konuşması bitince bulunan herkes hafif uğultulu konuşmalar eşliğinde buharlaşırken ben tabi ki kaldım. Çünkü önce yapmam gereken bir şey var. Hazır ortamda az kişi varken...

Yürüdüm Wolfgang'in bana attığı eldivene. Yanında durup her zamanki pis sırıtışımı attım ona. Ağzımı gere gere "Sen daha önce benim gibi bir bela görmemişsindir zibidi. En son karşıma çıkan adam Sergei Tavolnikov'du. Tanımıyorsundur. Öyle bir sildim ki adamı! Merlin Kulübünü fazla hafife alma." dedikten sonra çizmemin yanı ile yerdeki eldiveni tekmeleyip Wolfgang'e doğru fırlattım. Çocuğu kışkırtmak amacıyla "Bir ERKEKin flörtüne yavşamak, sizin örf adetinizde olabilir, benim yok. Gözüm üstünde sarışın... Felaketin olmamı istemiyorsan hareketlerine dikkat edersin." Tabi bu cümleler sonuna kadar blöf. Bir adama kafayı takıp arkasına düşmeyecek kadar üşengeçim. Bunu onun bilmesine gerek yok. Cümlem bittikten sonra ona istediğini verdim ve kibar olup eğilerek selamladım. Tam selamım bittiği gibi de buharlaştım ortamdan. Daha cin diye satacak sokak çocuklarına takma kulak hazırlamam gerekiyor. Meşgul bir adamım.


[/justify]

Sayfa: 1 2 3 [4] 5