[justify]Yine mi Carmilla?
Geçen gereksiz bir şekilde çekildiğim hizip toplantısında verilen gazeteyi ayaklarımı uzatmış okuyordum. Kendime kuytu bir köşe bulmuştum Diagon Yolu'nda. Gölge aradım diyemeyeceğim. İngiltere her zaman kapalı havası ile iç bayıcı oluyor. Ağustos'ta tek farkı sıcak ve nemli olması. Yine bulutlu yine bulutlu. Kafamda gözlerimin üstüne doğru düşen bir kovboy şapkası vardı. İki dükkanın arasında oturacak basamak bulduğum gibi bir yerden aşırdığım kurabiyeyi üstüme döke döke yiyor, bir yandan da o çok konuşulan gazeteyi okuyordum. Biraz da merakımdan bugün çıkan iki üç gazeteyi de toplamıştım. Genel olarak bir bakıp gündemden uzakta kalmamak amaçlı. Benim gibi "hiç kimsenin" ne umrunda olacak derseniz... Evet, haklısınız. Kimim ki yani? Sadece bazen saçma sapan yerlerde kendimi bulabiliyorum. Bilgim olsun değil mi?
Yazı ilk Carmilla'nın kim olduğunu açıklayarak başlıyordu. Gözlerimi devirip kurabiyemden ısırık aldım. Vampir'ler, kurtadamlar, mugglelar... Büyücüler hepsine ayrımcılık yapabiliyor sağolsunlar. Ben kendi geçmişimi bilmiyorum. Bazılarının kafayı taktığı kadar da takmıyorum. Neyse ne yani. Yazıda muggleların Carmilla'dan haz etmedikleri yazıyordu. Kafamı onaylayan bir şekilde salladım. İşemeli sıçmalı ritüel yapıyormuş kadın. Bu cadılardan o yüzden çekiniyorum işte. Korkunçlu oluyorlar. Eskiden ritüelleri görmüştüm ismi lazım değil yüzünden. Ucundan dokunmuş olsam da hiç hoş değillerdi. 1700'lerde Carmilla terör estiriyormuş buralarda. Sonra da yetkililer hiçbir şey yapmamış. Eee, at koşturabiliyorsa neden yok olmuş ki? Yok olmamış da diyor. Derin bir nefes alıp kafamı kaldırdım gazeteden. Kaşlarımı çatıp geçen insanları izlemeye başladım. Tabi bu sırada onlara odaklanmıyordum. Öldü sanılıp her seferinde geri dönen birini daha tanıyorum. Carmilla ile benzerlikleri rahatsızlık verici. Fark olarak, Barthélemy'nin kan içtiğini hiç görmedim. Kan ritüelleri hakkında okuyordu ama. Onu biliyorum. Biraz bilgileri hazmettikten sonra tekrar döndüm köşe yazısına. Yazının sonları uyanın şeklinde ilerliyordu. Tamamı ise benim düşüncelerimi fazlasıyla doğru çıkarır niteliğindeydi. Sessizce "Onun bunun çocuğu..." dedim. O kadın-adam. Gerçekten de bu yazı mugglelara en ufak bir sorun arz etmiyor! Bu adamı bu yazısından dolayı öldürse öldürse Carmilla'nın arkasındakiler öldürür. Millet uyanmasın ayağına. O kadın-adam bu vampirin müridi miydi acaba? Garip bir tipti cidden. Derin bir nefes aldıktan sonra ben bu olayın neresindeyim diye sordum kendi kendime. Carmilla'nın ritüelleri zerre umrumda değil. Kadın mutlak hakimiyet istemiş mi ki? İngiliz Büyü Dünyası hakkında bilgim çok sınırlı. Oturup okuduğumda adı lazım değili hatırlıyorum, kusasım geliyor.
Diğer gazetelere geçip şöyle bir göz gezdirdim yazanlara. Gelecek postası saçma sapan bir magazin haberini ilk sayfaya koyduğu için, içi de boş çıktı. Başka bir gazete de tamamen safsatadan ibaretti. Umudumu kaybetmişken Veritas Libertate adındaki gazetenin ilk sayfasında aradığımı buldum. Haberin devamı 2. sayfada olduğu için hızla açtığımda gazetenin genel yayın yönetmeni olan Sadie Rosemary Caldecott'un yazmış olduğu giriş yazısını okumaya başladım. Daha demin okuduğum yazı hakkında bir yazı yazmış olan kadın içeriğini bilmediği için sitem ediyordu. Neden bu gizlilik diye ilerleyen haber gerçekten de Magnus Pearson'un olayına bilip bilmeden dokunduğunu görebildim. Yani, Pearson da Carmilla olayının üstü kapatıldığı ile ilgili yazmıştı. Şimdi de onun ölümünün nedeninin üstü kapatılıyordu. Yazının sonu daha heyecanlı bir konuydu. Balo. Hanımefendinin baloya gideceğini duyunca biraz üzülmedim değil. Yine de balodan önce onu görmek istedim. Ofislerinin yerini okumak için en arka sayfasına baktıktan sonra Veritas Libertate'yi de Gelecek Postası ile iç içe koyup katladım ve ceketimin içine koydum.
Yürüme mesafesindeydi bulunduğum yere. İçeri girip bir kaç formaliteden sonra genel yayın yönetmenine gösterecek çok önemli bir şeyim olduğunu söylediğim için biraz zorlayarak odasına yönlendirildim. Kibar bir adamız vesselam. Kapıyı çaldıktan sonra içeri girmem söylenince girdim. Güzel, yaş olarak benden büyük bir hanımefendi bekliyordu karşımda. Yaş sadece bir sayıdır gençler. Ben bu kadına yavşarım. Kafamdaki şapkayı tutup hafiften önünü indirdikten sonra "Leydim." diye selam verdim amerikan aksanımla. "Size aradığınızı getirecek olan, yıllardır beklediğiniz yakışıklı genç sonunda geldi. Ben, Alexander Turner. Oturabilir miyim?" dedikten sonra sırıttım.[/justify]