1
Sihir Bakanlığı / Ynt: Saygın Kıvılcımlar - 1 Eylül Protestosu
« : 09 Eylül, 2022 17:34:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ne oldu, daha önce safkan görmemiş gibi davranıyorsunuz?
Azıcık itilip kakıldınız ve bizimle eş olduğunuz mu iddia ediyorsunuz?
İçinizde kimlerin olduğunu biliyoruz. Dersimizi çalıştık. Büyücülük dünyasındaki suçlu grubunun %78'i Muggle Doğumlulardan oluşuyor. Azınlık olmaktan hoşlanmamış olabilirsiniz ama inanın, bu bizim sizin varlığınızdan hissettiğimiz hoşnutsuzluğun yanında hiçbir şey. Büyü gücünüzü bizlerden aldınız. Safkanlar bu kanı sizin damarlarınızda dolaştırdı ve sizin ailenizden kurtulan, varlığından asla haberdar olmadığınız büyük amcanızın, büyükbüyükannenizin intikamını Büyücülük dünyasından alıyorsunuz.
Bu muameleyi hak etmediniz mi?
Yeterince zarar vermediniz mi?
Şimdi hepiniz toplaşmışsınız. Gözlerinizi belertmiş, asalarınızı Bakanlık binasına doğrultmuşsunuz, yıkım istiyorsunuz. Bizi ateşe vermekle tehdit ediyorsunuz. Bizi yok etme gücünü size biz vermişken. Asalarınızı bizden almış, nasıl kullanacağınızı bizden öğrenmişken bize karşı geliyorsunuz. Özel olduğunuzu düşünüyorsunuz. Değilsiniz. Kimse değil. Biz sadece işimizi yapıyoruz; suç oranını düşürüyoruz.
Size tek sorum şu:
Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?
Apollo karısından art arda gelen baykuşların saldırısına uğradığında öğle molasına çıkmak üzereydi. Yemekte tavuk, kuru ekmek ve daha fazla tavuk yemeyi planlıyordu ve karısının mesajı kaostan, aptal, sorumsuz insanlardan ve kaostan bahsediyordu; evrenin işleri eşitleme ihtiyacı komiğine gitmişti. İlk altı mektubu görmezden gelecekti, planı oydu. Tembel, hiçbir işi yerine getirme kapasitesi olmayan ve güvenilmez bir insan olduğu için değil (ki bu sözleri biricik karısından duyduğunda kalbinin ne kadar kırıldığını tahmin edebilirsiniz. Az kalsın boğazını sıkacaktı), mücadelelerine hak verdiği için katılmak istemiyordu. Victorine fevri, agresif bir insandı ve sorunları kökünden halletmeyi tercih ediyordu, Apollo onu bunun için seviyordu zaten. Yine de o insanlar arasında eşitliği savunuyordu; tercihen bir bok çukurunun en dibinde ama eşit durmayı hak ediyorlardı. Yedinci mektupta Victorine ona Bakanlık binasının içinde toplandıklarını, okula gitmek için evlerinden ayrılan Muggle Doğumluların birkaç aylık aile özlemine dayanamayıp çıldırdığını, madalyonları yaktıklarını (yaşlı Rupert onları yaparken tek gözünü kaybetmişti) ve hepsinin bütün haftalık maaşlarını aynı markadan cübbe almak için harcadıklarını, bir sonraki maaşlarına zam talep ettiklerini öğrenmiş ve "Lanet olsun" diye düşünmüştü, "bu plan hiç de derinlemesine düşünülmemiş!"
"Hilda!" diye bağırdı cübbesinin ceplerini boşaltırken. "Hilda! Şikayet kutusuna bak!"
"Tabii Bay Boleyn. Ne aradığımı söyleyebilir misiniz?"
"Broşlar hakkında ne sikim bulursan."
Apollo'yu aptal sananlar sabah kahvesi yerine sahici bir viski içmişlerdi muhtemelen, çünkü değildi, anlıyor musunuz, değildi. İnsanların durumdan rahatsız olduğunu bile fark etmemişti. Fark edilecek bir şey olsa ona haber gelmez miydi? "Ulaştırma Dairesindekiler broşlardan memnun değil" derdi birileri, "safkanlarla muggle doğumlular arasında karmaşaya sebep oluyor. Bir şeyler yapılması lazım." Huzursuzluk çıkmamıştı. Aksine, bu yasa yürürlüğe girdiğinden beri suç oranlarında düşüş yaşanmış, çalışma oranları artmıştı; 'ben de safkanlar kadar iyiyim işte! daha iyiyim hatta! hepiniz göreceksiniz!' triplerine girdiği düşünülen çalışanların performansları aniden artmış, geçen aylarda maaşlara yapılan zamların da gösterdiği üzere büyük bir ilerleme kaydedilmişti. İnsanların toplanmaya başladığını da bilmiyordu. Lanet olsun, mızrakları ve onları ateşe vermeye hazır asalarıyla kapılarına dayanmadan önce bir uyarı bile vermemişlerdi! Eğer şikayetlerini iletmeyeceklerse şikayet kutusunu kapatsalardı! Her derdi olan 10 15 kişiliksiz ve ruhsuz insanı toplamalıydı o günden sonra, bir şeyleri ateşe verip dikkat çekmelilerdi. "Cübbemizin renginden mutlu değiliz! Siyahi arkadaşlarımıza yakışmıyor! Adalet istiyoruz, ırkçılığa bir dur diyelim!" Ve cübbelerini yakarlardı. Merlin, Apollo bu işte çok yetenekleydi. Bir sonraki isyanı o düzenleyecekti.
"Hiçbir şey bulamadım Bay Boleyn. Bir daha aramamı ister misiniz?"
Apollo başseherbaz broşunu cübbesini illiklerken kafasını iki yana salladı ve iç geçirdi: Enayiler. Haftalıklarınızdan olmanıza değecek mi bari?
"Gerek yok Hilda. Ben çıkıyorum. Marcus'a ve Elizabeth'e baykuş gönder, onları acilen Arityum'da istiyorum. Victorine bütün Bakanlık'ı şimdiye kadar haberdar etmiştir ama emin olalım."
"Tabii Bay Boleyn."
Koşar adımlarla ofisinden ayrıldı. Koridor bomboştu; tek bir fısıltı, korkuyla çekilen tek bir nefes bile seçilmiyordu. Asansöre adımını attığı anda boğuk bağırışlar kulağına ilişmeye başladı. "Umarım partiye en son ben katılmıyorumdur," diye düşünürken kapılar açıldı ve yangına dönüşmesine bir broş kalmış alevlerin çatıya doğru yükseldiği Arityum onu kaotik bağırışlarla karşıladı.
"Ehem. Ehem ehem. Phill! Phill! Kim bunlar? Yemin ederim bu insanların yarısını tanımıyorum."
Ona doğru koşarak gelen esmer eleman Phill'di, isyan başlarken resepsiyondaki Linda'ya kahve getiriyor, onunla yapacağı seviyeli sohbetin evlilikle bitme ihtimalini tartıyordu. Çatının ateş almasını engellemek için koruma büyülerini ardı arkası kesilmeden yapan da oydu; ama o binayı korumaya çalıştıkça Muggle Doğumlular daha da bir çıldırıyordu sanki, sonunda bu görevi başkalarına devretmiş, panik anında kimsenin kimseyi öldürmediğinden emin olmak için etrafta koşturmaya başlamıştı. Apollo'ya doğru koşarken alnını kaplayan ve bir şiirin hep tekrar eden bir mısraı gibi uysallıkla ilerleyen ter damlaları gözüne giriyordu.
"Çıldırdılar Apollo! Çıldırdılar! Muggle Doğumlular evlerinden ayrılmaya dayanamıyor diyip duruyorlardı, ben de onlara okula gitmelerine gerek olmadığını söyledim ve bir kadın bana okumanın hepsinin hakkı olduğunu söyledi! Dayanamıyorum!"
"Merlin. Yaralı var mı?"
"Koşturmaca sırasında birkaç kişi bileğini burktu ama iyileşeceklerini düşünüyoruz."
"Merlin."
"Kesinlikle."
Apollo sesine Sonorus yapıp herkese kendilerini gelmelerini rica etmek üzereydi ki çok tuhaf bir şey oldu. Bir anda durdular. Seherbazlar da durdu. İki grup da birbirine bakıyordu ve Apollo bir şey demesi gerekiyormuş gibi hissetse de boğazından sadece salonda yankılanacak bir öksürük yükseldi. "Mantığa döndüğümüze göre neden- " Çıkmaya başladılar. Teker teker, ikili ve üçlü gruplar halinde şöminelere giriyorlardı. Apollo Phill'e baktı. Phill Apollo'ya baktı. Her şey olağanüstü derecede tuhaftı.
"Durun- DURUN! Her yeri dağıtıp kaçamazsınız! Merlin, burayı kim temizleyecek! Şömineleri kapatabiliyor muyuz? Kapatamıyor muyuz? Gidiyorlar mı yani? Gittiler."
Apollo elinde asası, sesini Sonorus'ta unutmuş bir şekilde arkalarından bakakaldı. "İzninizle karımı görmeye gidiyorum. Bu... Bunu temizlemesi için Judy'i geri çağırmaya çalışın."
Karnı guruldadı. Sesi şoktan çıkamamış Arityum'da yankılandı.
Azıcık itilip kakıldınız ve bizimle eş olduğunuz mu iddia ediyorsunuz?
İçinizde kimlerin olduğunu biliyoruz. Dersimizi çalıştık. Büyücülük dünyasındaki suçlu grubunun %78'i Muggle Doğumlulardan oluşuyor. Azınlık olmaktan hoşlanmamış olabilirsiniz ama inanın, bu bizim sizin varlığınızdan hissettiğimiz hoşnutsuzluğun yanında hiçbir şey. Büyü gücünüzü bizlerden aldınız. Safkanlar bu kanı sizin damarlarınızda dolaştırdı ve sizin ailenizden kurtulan, varlığından asla haberdar olmadığınız büyük amcanızın, büyükbüyükannenizin intikamını Büyücülük dünyasından alıyorsunuz.
Bu muameleyi hak etmediniz mi?
Yeterince zarar vermediniz mi?
Şimdi hepiniz toplaşmışsınız. Gözlerinizi belertmiş, asalarınızı Bakanlık binasına doğrultmuşsunuz, yıkım istiyorsunuz. Bizi ateşe vermekle tehdit ediyorsunuz. Bizi yok etme gücünü size biz vermişken. Asalarınızı bizden almış, nasıl kullanacağınızı bizden öğrenmişken bize karşı geliyorsunuz. Özel olduğunuzu düşünüyorsunuz. Değilsiniz. Kimse değil. Biz sadece işimizi yapıyoruz; suç oranını düşürüyoruz.
Size tek sorum şu:
Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?
Apollo karısından art arda gelen baykuşların saldırısına uğradığında öğle molasına çıkmak üzereydi. Yemekte tavuk, kuru ekmek ve daha fazla tavuk yemeyi planlıyordu ve karısının mesajı kaostan, aptal, sorumsuz insanlardan ve kaostan bahsediyordu; evrenin işleri eşitleme ihtiyacı komiğine gitmişti. İlk altı mektubu görmezden gelecekti, planı oydu. Tembel, hiçbir işi yerine getirme kapasitesi olmayan ve güvenilmez bir insan olduğu için değil (ki bu sözleri biricik karısından duyduğunda kalbinin ne kadar kırıldığını tahmin edebilirsiniz. Az kalsın boğazını sıkacaktı), mücadelelerine hak verdiği için katılmak istemiyordu. Victorine fevri, agresif bir insandı ve sorunları kökünden halletmeyi tercih ediyordu, Apollo onu bunun için seviyordu zaten. Yine de o insanlar arasında eşitliği savunuyordu; tercihen bir bok çukurunun en dibinde ama eşit durmayı hak ediyorlardı. Yedinci mektupta Victorine ona Bakanlık binasının içinde toplandıklarını, okula gitmek için evlerinden ayrılan Muggle Doğumluların birkaç aylık aile özlemine dayanamayıp çıldırdığını, madalyonları yaktıklarını (yaşlı Rupert onları yaparken tek gözünü kaybetmişti) ve hepsinin bütün haftalık maaşlarını aynı markadan cübbe almak için harcadıklarını, bir sonraki maaşlarına zam talep ettiklerini öğrenmiş ve "Lanet olsun" diye düşünmüştü, "bu plan hiç de derinlemesine düşünülmemiş!"
"Hilda!" diye bağırdı cübbesinin ceplerini boşaltırken. "Hilda! Şikayet kutusuna bak!"
"Tabii Bay Boleyn. Ne aradığımı söyleyebilir misiniz?"
"Broşlar hakkında ne sikim bulursan."
Apollo'yu aptal sananlar sabah kahvesi yerine sahici bir viski içmişlerdi muhtemelen, çünkü değildi, anlıyor musunuz, değildi. İnsanların durumdan rahatsız olduğunu bile fark etmemişti. Fark edilecek bir şey olsa ona haber gelmez miydi? "Ulaştırma Dairesindekiler broşlardan memnun değil" derdi birileri, "safkanlarla muggle doğumlular arasında karmaşaya sebep oluyor. Bir şeyler yapılması lazım." Huzursuzluk çıkmamıştı. Aksine, bu yasa yürürlüğe girdiğinden beri suç oranlarında düşüş yaşanmış, çalışma oranları artmıştı; 'ben de safkanlar kadar iyiyim işte! daha iyiyim hatta! hepiniz göreceksiniz!' triplerine girdiği düşünülen çalışanların performansları aniden artmış, geçen aylarda maaşlara yapılan zamların da gösterdiği üzere büyük bir ilerleme kaydedilmişti. İnsanların toplanmaya başladığını da bilmiyordu. Lanet olsun, mızrakları ve onları ateşe vermeye hazır asalarıyla kapılarına dayanmadan önce bir uyarı bile vermemişlerdi! Eğer şikayetlerini iletmeyeceklerse şikayet kutusunu kapatsalardı! Her derdi olan 10 15 kişiliksiz ve ruhsuz insanı toplamalıydı o günden sonra, bir şeyleri ateşe verip dikkat çekmelilerdi. "Cübbemizin renginden mutlu değiliz! Siyahi arkadaşlarımıza yakışmıyor! Adalet istiyoruz, ırkçılığa bir dur diyelim!" Ve cübbelerini yakarlardı. Merlin, Apollo bu işte çok yetenekleydi. Bir sonraki isyanı o düzenleyecekti.
"Hiçbir şey bulamadım Bay Boleyn. Bir daha aramamı ister misiniz?"
Apollo başseherbaz broşunu cübbesini illiklerken kafasını iki yana salladı ve iç geçirdi: Enayiler. Haftalıklarınızdan olmanıza değecek mi bari?
"Gerek yok Hilda. Ben çıkıyorum. Marcus'a ve Elizabeth'e baykuş gönder, onları acilen Arityum'da istiyorum. Victorine bütün Bakanlık'ı şimdiye kadar haberdar etmiştir ama emin olalım."
"Tabii Bay Boleyn."
Koşar adımlarla ofisinden ayrıldı. Koridor bomboştu; tek bir fısıltı, korkuyla çekilen tek bir nefes bile seçilmiyordu. Asansöre adımını attığı anda boğuk bağırışlar kulağına ilişmeye başladı. "Umarım partiye en son ben katılmıyorumdur," diye düşünürken kapılar açıldı ve yangına dönüşmesine bir broş kalmış alevlerin çatıya doğru yükseldiği Arityum onu kaotik bağırışlarla karşıladı.
"Ehem. Ehem ehem. Phill! Phill! Kim bunlar? Yemin ederim bu insanların yarısını tanımıyorum."
Ona doğru koşarak gelen esmer eleman Phill'di, isyan başlarken resepsiyondaki Linda'ya kahve getiriyor, onunla yapacağı seviyeli sohbetin evlilikle bitme ihtimalini tartıyordu. Çatının ateş almasını engellemek için koruma büyülerini ardı arkası kesilmeden yapan da oydu; ama o binayı korumaya çalıştıkça Muggle Doğumlular daha da bir çıldırıyordu sanki, sonunda bu görevi başkalarına devretmiş, panik anında kimsenin kimseyi öldürmediğinden emin olmak için etrafta koşturmaya başlamıştı. Apollo'ya doğru koşarken alnını kaplayan ve bir şiirin hep tekrar eden bir mısraı gibi uysallıkla ilerleyen ter damlaları gözüne giriyordu.
"Çıldırdılar Apollo! Çıldırdılar! Muggle Doğumlular evlerinden ayrılmaya dayanamıyor diyip duruyorlardı, ben de onlara okula gitmelerine gerek olmadığını söyledim ve bir kadın bana okumanın hepsinin hakkı olduğunu söyledi! Dayanamıyorum!"
"Merlin. Yaralı var mı?"
"Koşturmaca sırasında birkaç kişi bileğini burktu ama iyileşeceklerini düşünüyoruz."
"Merlin."
"Kesinlikle."
Apollo sesine Sonorus yapıp herkese kendilerini gelmelerini rica etmek üzereydi ki çok tuhaf bir şey oldu. Bir anda durdular. Seherbazlar da durdu. İki grup da birbirine bakıyordu ve Apollo bir şey demesi gerekiyormuş gibi hissetse de boğazından sadece salonda yankılanacak bir öksürük yükseldi. "Mantığa döndüğümüze göre neden- " Çıkmaya başladılar. Teker teker, ikili ve üçlü gruplar halinde şöminelere giriyorlardı. Apollo Phill'e baktı. Phill Apollo'ya baktı. Her şey olağanüstü derecede tuhaftı.
"Durun- DURUN! Her yeri dağıtıp kaçamazsınız! Merlin, burayı kim temizleyecek! Şömineleri kapatabiliyor muyuz? Kapatamıyor muyuz? Gidiyorlar mı yani? Gittiler."
Apollo elinde asası, sesini Sonorus'ta unutmuş bir şekilde arkalarından bakakaldı. "İzninizle karımı görmeye gidiyorum. Bu... Bunu temizlemesi için Judy'i geri çağırmaya çalışın."
Karnı guruldadı. Sesi şoktan çıkamamış Arityum'da yankılandı.