17 Nisan, 2026 08:55:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Devrim "Ateşi" - 1 Eylül Protestosu  (Okunma sayısı 88 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Devrim "Ateşi" - 1 Eylül Protestosu
« : 08 Eylül, 2022 22:01:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1 Eylül, İngiltere Sokakları, Öğlen saatleri

"Hadi hadi, acele et!"
"Belimdeki şu işkence ipleriyle emin ol hiç edesim yok."
"Rose-"
"Kim?"
"Aahh, tamam! Bir sakin olur musun? Hatırım için geleceğini söylemiştin."
"Geliyorum ya işte. Beni soktuğun şu hale bak. Sokucam şimdi şu eteğe de-"
"Şşşş! Bir hanımefendi gibi davranır mısın?" Etrafına bakıyordu duyan var mı diye.
Çığlık atacağım şimdi. Isıracağım birilerini. Kabarık elbisemi tekmeleyerek sinirle yürüyor, beni kolumdan tutmuş çekiştirirken de Judy’ye içimden geçen nefret söylemlerini dile getirmemeye çalışıyordum. "Bir kere savunduğun görüşle o kadar ters bir hareket ki bu. " Bu sırada kalabalığın sesleri de sokakta ilerledikçe yükselmeye başlıyordu.

"Ne demek bu?" dedi Judy bana dönmeden. Anlamamış olması şaşırtmamıştı ama hayal kırıklığı yaratmıştı. Daha derin olduğunu umuyordum, yıllardır tanıdığım kadın bundan daha akıllıydı.

"Herkesin eşitliğini savunmak, ayrıştırmayı önlemek ve daha özgür bir hayat stili..." Bu sırada dakikalardır bu kalın kat kat giysinin içinde koşturmaktan enseme yapışan saçlarım iyice huzursuz etmeye başlamıştı. "Eeeh sikerler." dedim ve peşinden gitmeyi bırakarak yandaki çalılıklara çevirdim adımlarımı. Bir dal parçası kopardığım gibi açık saçlarımı topuz haline getirerek dal ile sabitledim. Yüzümü nasılsa bu halde tanıyacak biri yoktu. "Yanına bir leydi istiyorsan çağıracağın en son kişiydim." dedim onu değil yoldan geçenleri süzerken. Sözlerimden sonra Judy oflayarak yanıma döndü, kumral lüle saçlarını arkasında doladı ve iki elini beline yerleştirerek azarlarcasına bana baktı.

"Biliyorsun ki bir hanımefendi olup olmaman umurumda değil! Sanki seni tanımıyormuşum gibi…" Koluma girdi ve tekrardan yola soktu ikimizi. Böylece Bakanlık’ın girişine doğru ilerlemeye başlamıştık tekrardan. "Ama eğer sözünün dinlenmesini istiyorsan, saygıdeğer biri gibi davranmalısın. Bunu benden daha iyi biliyorsun! Evet… Belki tercih ettiğin yöntem bu olmayabilir. Ama meselemiz ciddi. Kurallar var. Konuşuldu bunlar! Ve buraya kendi kimliğimizle gelmek bizi ciddi tehlikeye sokacaktı. Ben bizi düşünüyorum! Bu düzene ikimiz de karşıyız. Değişim bir yerden başlamalı ve ben bunun için isterlerse olmadığım biri gibi görünmeye razıyım!"

***

Judy ve Rosemary’nin bugünkü hikayesi burada başlıyor, daha gerisi veya sonrasını bilmemize gerek yok aslında. Çünkü aynı bu iki kadın gibi, o gün tam da o saatte Bakanlık’ta toplanan onlarca büyücünün de hikayesi aynı şekilde başladı ve burada sonuçlandı. Peki nerede mi başladı? Aslında bu çok güzel bir soru. Neden biliyor musunuz? Çünkü doğdukları anda kaderleri belirlenmişti ve yapabilecekleri çok da bir şey yoktu. Halbuki bir seçenekleri olsaydı, onlar da sayılı o birkaç aileden olmak istediklerini söyleyebilirlerdi. Bunu tercih etmemek için delirmiş olmak lazım, veya fazla anarşist olmak. Çünkü kim ister ki damgalanmayı? Bir taraf canavarmışsın gibi kelleni almak isteyecek, diğer taraf da aynı bir hayvanmışsın gibi zulüm görmeni sağlayacak deseler başka seçeneğim yok mu demez misiniz?

Ha şu ana kadar alışmadıklarını mı sanıyorsunuz? İnsanın bir şeye alışma süresi 20 gün. Saat 12’den sonra müzik yapmamaya mutlaka ki 21. günde alışmışlardı. Bir yere kadar asa kontrol ettirme, toplantılar ve denetlemeler mutlaka ki alışılması çok da zor olan şeyler değildi. Muggle ailelerinden uzaklaşmak çocuklar için bunlara göre çok daha zor olmuştu ama o da olmuştu bir şekilde. Aylarını anne babasından ayrı geçiren onlarca muggle doğumlu buna “çok zor” yakıştırmasından daha fazlasını elbet söyleyebilirdi tabii. Evet, bunların hepsi bir zamanlar ayak uydurulan ama artık geride bırakılan dönemlerdi. Ama insanlarda bazı şeyleri de uyandırmayı başarmıştı. Çünkü her yara mutlaka bir iz bırakır. Bazen kendini belli eder, bazense yer eder. Yer eden bir yarayı tekrar deşmek ise çok daha kolaydır.

Yaşanan da bundan daha farklı bir durum değildi.

Ellerinde yazılı çarşaflarla Bakanlık’taki bir grup yiğit büyücü, söylemek istediklerini daha fazla içlerinde tutamayacak hale gelmiş ve duyulmak istercesine haykırıyorlardı. Biraz yaklaşıp incelemek isterseniz bu kişilerin gündelik hayatlarında hiç de protestoya karışacak kişiler gibi değil, tersine inanılmaz saygıdeğer büyücüler olduklarını düşünebilirdiniz. Hepsinde kaliteli elbise kumaşları, taranmış saçlar, şık bir duruş vardı. Eğer biraz daha yaklaşırsanız her birinin üzerinde daha etiketi sökülmemiş ceketler bulunduğunu, kadınlarda ise farklı tarzlarda kumaşların kombinasyonlarıyla aslında çok da havası olmayan elbiseler giydiklerini de görebilirdiniz. Bunun sebebi sizin de anlayacağınız üzere gerçekten de bir safkan ailesi mensubu olmamalarıydı. Birazdan havaya kaldıracakları broşlardan da bunu anlamak güç olmayacaktı.

İkinci sınıf vatandaş muamelesi görmek, 20 günden sonra da alışılan şeylerden biri değildi demek ki.
 
İstekleri ise belliydi.

“YAŞASIN KANIMIZ, UTANMIYORUZ!
TAKMAYIZ BROŞU, REDDEDİYORUZ!
HAKKIMIZ EŞİTTİR, SAVUNUYORUZ!”


Ardından sözcüleri gibi görünen bir adam çıktı ortaya. Elindeki uzun parşömeni açarak bağırmaya başladı ortaya.

"Biz, Büyücedünya sakinleri olarak, bugün hakkımız olanı konuşmak için burada toplandık!

Sesimizi duyamıyor, neler yaşadığımızı şatolarınızdan göremiyorsanız diye ayağınıza kadar geldik!

Koltuğunuzdan bize biçtiğiniz, 7 kuşaktan büyücü kanı taşımayanlara gönderilen ve net bir şekilde halkın içinde kaosa sebebiyet veren; yıllardır süregelen komşuluğumuzun temellerini sarsan, kardeşlik duygularımızı yok eden ve ayrışmaya yol açan bu DAMGALARI kabul etmiyoruz! Bizim kanımız bulanık değil, hiç olmadığı kadar SAF ve TEMİZdir! En başından beri bunu savunur, bunu söyleriz! Zorlayarak, mecbur bırakarak, dışlayarak, zorbalıkla ve korku saçarak broş taktırılmaya çalışılan bütün SAYGIDEĞER BÜYÜCÜLEREDİR BU ÇAĞRIMIZ! BUNDAN SONRA BROŞLARI SADECE ŞÖMİNELERİMİZDE KIVILCIM OLARAK KULLANMAYA ANT İÇERİZ!"


Hep beraber broşları havaya fırlatarak aleve veren bu grubun gösteri şöleni tadındaki broş yakma seramonisi geçtikten kısa bir süre sonra kalabalığın çıkışlara doğru ilerlediğini ve çok geçmeden de dağıldığına şahit olabilirsiniz. Pek tabii bunlar da saygıdeğer büyücüler olarak yapmaları gereken işlere gidecekler, yaptıkları gösterinin ise yerine ulaşıp ulaşamadığını ancak sonraki günlerde görebileceklerdi. Ancak bugün, her birinin içinde yanan bir kıvılcım vardı. Hiç bu kadar güçlü hissetmemişlerdi belki de uzun zamandır.
« Son Düzenleme: 10 Eylül, 2022 02:04:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Maskeli Kişi »

Çevrimdışı Alexander Apollo Boleyn

  • Emekli
  • 2. Seviye
  • İleti: 4
  • 907 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alexander Apollo Boleyn
  • Güç Puanı: 14
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Işık
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 18
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: -
Ynt: Saygın Kıvılcımlar - 1 Eylül Protestosu
« Yanıtla #1 : 09 Eylül, 2022 17:34:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ne oldu, daha önce safkan görmemiş gibi davranıyorsunuz?

Azıcık itilip kakıldınız ve bizimle eş olduğunuz mu iddia ediyorsunuz?

İçinizde kimlerin olduğunu biliyoruz. Dersimizi çalıştık. Büyücülük dünyasındaki suçlu grubunun %78'i Muggle Doğumlulardan oluşuyor. Azınlık olmaktan hoşlanmamış olabilirsiniz ama inanın, bu bizim sizin varlığınızdan hissettiğimiz hoşnutsuzluğun yanında hiçbir şey. Büyü gücünüzü bizlerden aldınız. Safkanlar bu kanı sizin damarlarınızda dolaştırdı ve sizin ailenizden kurtulan, varlığından asla haberdar olmadığınız büyük amcanızın, büyükbüyükannenizin intikamını Büyücülük dünyasından alıyorsunuz.

Bu muameleyi hak etmediniz mi?

Yeterince zarar vermediniz mi?

Şimdi hepiniz toplaşmışsınız. Gözlerinizi belertmiş, asalarınızı Bakanlık binasına doğrultmuşsunuz, yıkım istiyorsunuz. Bizi ateşe vermekle tehdit ediyorsunuz. Bizi yok etme gücünü size biz vermişken. Asalarınızı bizden almış, nasıl kullanacağınızı bizden öğrenmişken bize karşı geliyorsunuz. Özel olduğunuzu düşünüyorsunuz. Değilsiniz. Kimse değil. Biz sadece işimizi yapıyoruz; suç oranını düşürüyoruz.

Size tek sorum şu:
Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?



Apollo karısından art arda gelen baykuşların saldırısına uğradığında öğle molasına çıkmak üzereydi. Yemekte tavuk, kuru ekmek ve daha fazla tavuk yemeyi planlıyordu ve karısının mesajı kaostan, aptal, sorumsuz insanlardan ve kaostan bahsediyordu; evrenin işleri eşitleme ihtiyacı komiğine gitmişti. İlk altı mektubu görmezden gelecekti, planı oydu. Tembel, hiçbir işi yerine getirme kapasitesi olmayan ve güvenilmez bir insan olduğu için değil (ki bu sözleri biricik karısından duyduğunda kalbinin ne kadar kırıldığını tahmin edebilirsiniz. Az kalsın boğazını sıkacaktı), mücadelelerine hak verdiği için katılmak istemiyordu. Victorine fevri, agresif bir insandı ve sorunları kökünden halletmeyi tercih ediyordu, Apollo onu bunun için seviyordu zaten. Yine de o insanlar arasında eşitliği savunuyordu; tercihen bir bok çukurunun en dibinde ama eşit durmayı hak ediyorlardı. Yedinci mektupta Victorine ona Bakanlık binasının içinde toplandıklarını, okula gitmek için evlerinden ayrılan Muggle Doğumluların birkaç aylık aile özlemine dayanamayıp çıldırdığını, madalyonları yaktıklarını (yaşlı Rupert onları yaparken tek gözünü kaybetmişti) ve hepsinin bütün haftalık maaşlarını aynı markadan cübbe almak için harcadıklarını, bir sonraki maaşlarına zam talep ettiklerini öğrenmiş ve "Lanet olsun" diye düşünmüştü, "bu plan hiç de derinlemesine düşünülmemiş!"

"Hilda!" diye bağırdı cübbesinin ceplerini boşaltırken. "Hilda! Şikayet kutusuna bak!"

"Tabii Bay Boleyn. Ne aradığımı söyleyebilir misiniz?"

"Broşlar hakkında ne sikim bulursan."

Apollo'yu aptal sananlar sabah kahvesi yerine sahici bir viski içmişlerdi muhtemelen, çünkü değildi, anlıyor musunuz, değildi. İnsanların durumdan rahatsız olduğunu bile fark etmemişti. Fark edilecek bir şey olsa ona haber gelmez miydi? "Ulaştırma Dairesindekiler broşlardan memnun değil" derdi birileri, "safkanlarla muggle doğumlular arasında karmaşaya sebep oluyor. Bir şeyler yapılması lazım." Huzursuzluk çıkmamıştı. Aksine, bu yasa yürürlüğe girdiğinden beri suç oranlarında düşüş yaşanmış, çalışma oranları artmıştı; 'ben de safkanlar kadar iyiyim işte! daha iyiyim hatta! hepiniz göreceksiniz!' triplerine girdiği düşünülen çalışanların performansları aniden artmış, geçen aylarda maaşlara yapılan zamların da gösterdiği üzere büyük bir ilerleme kaydedilmişti. İnsanların toplanmaya başladığını da bilmiyordu. Lanet olsun, mızrakları ve onları ateşe vermeye hazır asalarıyla kapılarına dayanmadan önce bir uyarı bile vermemişlerdi! Eğer şikayetlerini iletmeyeceklerse şikayet kutusunu kapatsalardı! Her derdi olan 10 15 kişiliksiz ve ruhsuz insanı toplamalıydı o günden sonra, bir şeyleri ateşe verip dikkat çekmelilerdi. "Cübbemizin renginden mutlu değiliz! Siyahi arkadaşlarımıza yakışmıyor! Adalet istiyoruz, ırkçılığa bir dur diyelim!" Ve cübbelerini yakarlardı. Merlin, Apollo bu işte çok yetenekleydi. Bir sonraki isyanı o düzenleyecekti.

"Hiçbir şey bulamadım Bay Boleyn. Bir daha aramamı ister misiniz?"

Apollo başseherbaz broşunu cübbesini illiklerken kafasını iki yana salladı ve iç geçirdi: Enayiler. Haftalıklarınızdan olmanıza değecek mi bari?

"Gerek yok Hilda. Ben çıkıyorum. Marcus'a ve Elizabeth'e baykuş gönder, onları acilen Arityum'da istiyorum. Victorine bütün Bakanlık'ı şimdiye kadar haberdar etmiştir ama emin olalım."

"Tabii Bay Boleyn."

Koşar adımlarla ofisinden ayrıldı. Koridor bomboştu; tek bir fısıltı, korkuyla çekilen tek bir nefes bile seçilmiyordu. Asansöre adımını attığı anda boğuk bağırışlar kulağına ilişmeye başladı. "Umarım partiye en son ben katılmıyorumdur," diye düşünürken kapılar açıldı ve yangına dönüşmesine bir broş kalmış alevlerin çatıya doğru yükseldiği Arityum onu kaotik bağırışlarla karşıladı.

"Ehem. Ehem ehem. Phill! Phill! Kim bunlar? Yemin ederim bu insanların yarısını tanımıyorum."

Ona doğru koşarak gelen esmer eleman Phill'di, isyan başlarken resepsiyondaki Linda'ya kahve getiriyor, onunla yapacağı seviyeli sohbetin evlilikle bitme ihtimalini tartıyordu. Çatının ateş almasını engellemek için koruma büyülerini ardı arkası kesilmeden yapan da oydu; ama o binayı korumaya çalıştıkça Muggle Doğumlular daha da bir çıldırıyordu sanki, sonunda bu görevi başkalarına devretmiş, panik anında kimsenin kimseyi öldürmediğinden emin olmak için etrafta koşturmaya başlamıştı. Apollo'ya doğru koşarken alnını kaplayan ve bir şiirin hep tekrar eden bir mısraı gibi uysallıkla ilerleyen ter damlaları gözüne giriyordu.

"Çıldırdılar Apollo! Çıldırdılar! Muggle Doğumlular evlerinden ayrılmaya dayanamıyor diyip duruyorlardı, ben de onlara okula gitmelerine gerek olmadığını söyledim ve bir kadın bana okumanın hepsinin hakkı olduğunu söyledi! Dayanamıyorum!"

"Merlin. Yaralı var mı?"

"Koşturmaca sırasında birkaç kişi bileğini burktu ama iyileşeceklerini düşünüyoruz."

"Merlin."

"Kesinlikle."

Apollo sesine Sonorus yapıp herkese kendilerini gelmelerini rica etmek üzereydi ki çok tuhaf bir şey oldu. Bir anda durdular. Seherbazlar da durdu. İki grup da birbirine bakıyordu ve Apollo bir şey demesi gerekiyormuş gibi hissetse de boğazından sadece salonda yankılanacak bir öksürük yükseldi. "Mantığa döndüğümüze göre neden- " Çıkmaya başladılar. Teker teker, ikili ve üçlü gruplar halinde şöminelere giriyorlardı. Apollo Phill'e baktı. Phill Apollo'ya baktı. Her şey olağanüstü derecede tuhaftı.

"Durun- DURUN! Her yeri dağıtıp kaçamazsınız! Merlin, burayı kim temizleyecek! Şömineleri kapatabiliyor muyuz? Kapatamıyor muyuz? Gidiyorlar mı yani? Gittiler."

Apollo elinde asası, sesini Sonorus'ta unutmuş bir şekilde arkalarından bakakaldı. "İzninizle karımı görmeye gidiyorum. Bu... Bunu temizlemesi için Judy'i geri çağırmaya çalışın."

Karnı guruldadı. Sesi şoktan çıkamamış Arityum'da yankılandı.