17 Nisan, 2026 08:30:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Eadwig Alger Boleyn

Sayfa: [1] 2 3 ... 7
1
Boleyn Adası / Ynt: Nasıl gitti?
« : 18 Nisan, 2023 20:03:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ne çok seveni varmış…

Taziyeleri kabul ederken Samuel’in yanında duygusallaşmamaya, yıkılmamaya çalıştım sadece. Herkesin elini tek tek sıkıp, annemin ismi yazan mezar taşına baktım. Tüm ailesiyle birlikteydi. Mezarlığın en ortasında duruyordu adı. Burada kendimi yere atıp, o mezar taşına sarılıp hüngür hüngür ağlamak istesem de, çevremdeki herkese affedilmez lanetler savurmak istesem de tuttum kendimi. Annem beni böyle güçlü görmek isterdi diye düşündüm. Mezarına koyduğum çiçekler o kadar anlam ifade etmiyordu ki… Bu zamandan sonra bu çiçekleri ne yapsın? Ona daha önce neden çiçek almamışım hiç? Ben de mi bencildim bunca sene? Onun istediği bir evlat olmak için kendime o kadar dönmüştüm ki, annemin bu hayattan asıl ne istediğini bilmiyordum. Beni korumak için sakladığına emindim ama. Artık ne olduysa, neler yaşandıysa bu isteğine ulaşmak için, bana hiç belli etmemişti. Asla bilmememin sebebi annemin bana olan sevgisi olmalıydı. Etkilenmemem için. Gelip karşımda dikildiklerinde bana bir suç bulamamaları için. Şuanlık bakanlığa izin versem de bu burada kalmayacaktı. Annemi böyle bir seçeneğe mahrum bırakanlar sonlarına ulaşacaklardı. Bu durumdan sonra terfi mi alacaktı yani baskındakiler? Ah ne sevimli! Girmeye çalışmışlar da, ölüsünü bulmuşlar. Bakanlık sütten çıkmış ak kaşık. Yozlaşma varmış büyüceşurada. Bunların hepsinin yalan olduğuna eminim. Annemin yanında olduğu, Sihir Bakanı olması için elini taşın altına koyduğu adamın bir anda ona karşı darbe yapması masum mu gözüküyordu herkese? Biz miydik suçlu olan? Şimdi gazetelerde boy boy kara para aklama haberleri gezecekti. Nicholas Urswick'in gazeteye verdiği röportajı okumuştum evde bulduğum Gelecek Postası'nda. Kendisi de, bıyıkları da midemi bulandırıyordu. Seth Carter'ın baskın sonrası konuşmasının da yazdığı sayfayı yırtıp cebime koymuştum. Düzgün kafa ile üstüne düşünmem gerekiyordu.

Siyah kıyafetler ile tekrar şatoya geçince gerçeklik dışı bir toplaşma gerçekleşmişti. Sanki annemi kaybetmemişiz gibi olaydan alakasız şeyler konuşuluyor, Hogwarts’taki not durumum vesaire soruluyordu. İşler güçler, cadı avcıları, para durumu… Gerçekliğim kırılmıştı sanki. Bir yandan hayat devam ediyor, bir yandan hayat durmuş… Samuel tüm bunlardan uzak tutabiliyordu kendini. Bir şey olduğunda ağzına geleni söyleyebiliyordu. Bu yüzden akrabalar adanın yönetimi ile ilgili bana karşı bir tavırda bulunduğu gibi karşılarına çıkıp ağızlarının payını verebilmişti. Şuan gerçekten bunun zamanı değildi. Aile kavgasını asla kaldıramazdım. Hogwarts’a dönmeden önce bir toplantı ayarladık. Ben okulu bitirip, 18’ime basana kadar buranın başına biri geçmeliydi. Ocak doğumlu olduğumu düşünürsek 5 aylık bir süre vardı. Hogwarts’ta okuyor olmam bu sürenin Haziran’a kadar uzamasına neden oluyordu. Yatılı okulda adanın işleriyle uğraşamazdım doğal olarak. Bir de direkt benim aile reisliğimi reddeden akrabalar vardı ki… Onlar en kötüsüydü. İyiden iyiye umutsuzluğa kapılmamı sağlamışlardı. Tüm pastalar yenilip, dedikodular edilince teker teker dostlar ayrıldı. Geriye devriye gezen bakanlık çalışanları ve akrabalar kaldı. Şatoda tek kalmamızı istemeyenler ne kadar ısrar etse de Samuel ile fikir birliğine varıp reddettik.

En sonunda yemek salonunda, cincücelerin hazırladığı yemeklerin başında buldum kendimi. Önümdeki yemeğe asla dokunmamakla birlikte, evcinlerine bitirdiğim şarap bardağını tekrar doldurtuyordum. Aç karnına içtiğimden midem ağrımaya başlamıştı. Acaba teyze doğru mu söylüyordu? Üzüldüğüm için kolayca hasta mı oluyordum? “Kabus gibi.” dedim karşımda oturan Samuel’e. “Kafayı yemişiz. Tüm insanlar. Normalmiş gibi konuşuyorlar. Benim hayatım bitmiş burada. En sevdiğimi kaybetmişim. Evindeki büyülü eşyayı bakanlığın almamasını sağlamamı istiyorlar. SYB notlarımı soruyorlar. Pastanın tadını beğenmediklerini söylüyorlar. Nefreti hak edenler kanıbozuklar değil Samu. Herkes hak ediyor. Bütün insanlar midemi bulandırıyor. Kendim de dahil.”

“Bakanlık beni kandırdı üstelik. Onlar yüzünden annemin intihar ettiğini söylemediler. Söyleseler izin vermeyeceğimi biliyorlardı. Hem buna neden oldular, hem de şimdi ellerini kollarını sallayarak adamızda geziyorlar.”

2
Boleyn Adası / Ynt: Nasıl gitti?
« : 18 Nisan, 2023 19:01:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eve geri döndüğümde yere basmıyordum sanki. Bacaklarım yokmuş da süzülüyormuşum gibiydi. Okuldaki ruhlar gibi yürüdüm şatoya. Çevredeki her taş heykeli tek tek dizmişlerdi. Girişteki aynayı sökmüşler, götürmek için hazırlayan Bakanlık çalışanları bu aynanın o heykellere neden olduğunu söyledi. Çocukken etrafında koştuğum tüm heykellerin gerçek insanlar olduğunu öğreniyordum. Kanıbozuklardı hepsi. Hayatları umrumda değildi ancak… Ölülerin arasında büyüdüğümü öğrenmek midemi bulandırmıştı. Evimizdeki o heykellerin hepsi mi öyleydi? Boleyn kısmına gelene kadar Samuel ile dipdibeydik ancak annemin ablası olan Proserpina Teyzem beni gördüğü gibi koşup kollarıyla sardı. Samuel’in yanından uzaklaştırdı beni. Ben dönüp kuzenime baksam da yavaş yavaş aramızdaki mesafe açıldı. Teyzemin yanındaki başka bir akrabamız ise başladı Bakanlık’takilere çemkirmeye. Kadınlar ne kadar seviyorlar hüzünlerini belli etmeyi. Üstelik söylediği şeyler beni küçük düşürüyordu. “Siz nasıl düşüncesizsiniz!” diye bağırıyordu çalışanlara. “Bu çocuk Hogwarts’ta kalmalıydı! Orada iyi olurdu. Hastalanacak! Ne kadar duyarlı bir çocuk bu bilginiz var mı? Hemen hasta olur! Siz Boleyn düşmanısınız! Ne istediniz bu sabiden?”

“İyiyim ben.” dedim sessizce.

“Hanımefendi, soruşturmanın hızlı bir şekilde ilerlemesi için Bay Boleyn’in burada olması gerekiyor.”

“Soruşturmanız batsın! Bu ailenin hakkıdır ada! Yıllardır buradaki insanlara istihdam sağladılar! O kirli ellerinizi çekin! Bay Boleyn! Buna karşı çıkmalısınız!”

“Yeter! Artık öğüt duymak istemiyorum!” diye bağırdım teyzemin kollarından kurtulmaya çalışırken.

Proserpina Teyze, beni tüm bu bağırışmalardan uzaklaşmam için zorla şatoya sokmaya çalışsa da kadının kollarından kurtuldum. Teyzem dilsizdi. Annem bunun neden olduğunu söylememişti. Üstüne konuşmamıştık bile. Şimdi ise teyzemin düşüncelerine girebilirdim. Bunun olmaması için üstün çaba harcamam gerekiyordu. Kendi hüznüm bana yeterken, teyzemin kız kardeşi için çektiği acıyı bilmek istemiyordum. Acı çekiyor muydu ki? Çoğunlukla ifadesiz, bir kukla vari gezerdi çevrede. Yine de… “Proserpina Teyze!” diyerek bir kaç adım uzaklaştım kadından. Durdum. Ne söyleyecektim ki? Teyzem annem ile iletişimdeydi. Ben hiç konuşmamıştım. Daha çok yan yana sessizce durur, annemin verdiği emirleri uygulardık. “Ben…” Gözlerimi kaçırdım. “İçeri girmeyeceğim.” dedim aşırı rahatsız olmuş bir şekilde. Ne diyeceğimi bilememiş, ne yapacağıma da emin olamamıştım. Teyzeme arkamı dönüp çevrede, adada olan biten her şeyi karıştıran kişilerin neler yaptığına bakmak için ilerledim.

Annemin cenazesi gelene kadar Yasal Yaptırım Dairesi çalışanları ile şatodaki birçok odayı gezdik. Daha bilmediğimiz çok oda vardır diye düşünüyordum. Annemin de benim gibi bir Zihinfendar olduğuna emindim artık. Belki geçmişte görmüş bile olsam, anılarım hep değiştirilmişti zihnimden. Babamdan haber alınmadığını bilsem de, hafızamda annem tarafından kapatılmış bölümlerden Charlotte ile aralayabildiklerimizden biri olan anımın da yardımıyla aşağıdaki odasını tarif ettim. Annemi bırakıp gittiği için büyük bir nefret duyuyordum ona. Kendisini yiyip bitirmesi yerine, sakinleştirip bir çıkar yol buldurmalıydı. Bunun yerine bencillik yapmıştı. Hep öyle değil miydi zaten? Hiç yoktu ben büyürken. Olduğunda da fazlasıyla pasifti. Keyif çatmayı, baba olmaktan daha çok seviyordu. Bu yüzden seherbazlar babamın kirli çamaşırlarını ortaya dökerken aşağı inip olanları görmek yerine, dışarıda sigara içmeyi tercih ettim.

Akrabaların sorunları, sürekli bir itiraz, neyin nerede olduğunu soran Bakanlık çalışanları kafamın dağılmasına yardım ettiyse de annemin cenazesinin adaya ulaştığı haberini aldığımda bayılacak gibi oldum. Çevreme bakınıp Samuel’i görmek istedim ama çevrede yoktu. Bu yüzden insanlar cenazeyi aile mezarlığına getirmek için limana giderken ben de tam tersi şatoya döndüm. Bir iki kişiye sorduktan sonra Samuel’i annemin çalışma odasında buldum. Bulduğu bir şarabı açmış, kadehten yudumlarken annemin masasındaki defterlerden birini inceliyordu. Çalışma odasına girip şöyle bir baktım çevreye. Buraya geldiğimde annem yerine Samuel’i masada görmek çok ağır gelmişti bir anda. Meşguliyet rahatlattığı için vücudumu hareket etmeye zorladım. Başka bir kadeh almak üzere çalışma odasındaki dolaplardan birini açtım. ”Mezarlığa gelmelisin.” dedim bu sırada. Kadehi aceleci bir tavırla kapıp, kendimi rahatlatmak adına masadaki şarabı içine döktüm. 2-3 yudum üst üste alıp yutkunduktan sonra “Annemi getirdiler.” dedim kuzenimin anlaması için. Ben ona, şuan sen yanımda olmadan bu anı atlatamam, diyemiyordum tabi ki ama söz vermişti o odada. Yanımda olacaktı.

3
Boleyn Adası / Ynt: Nasıl gitti?
« : 18 Nisan, 2023 17:17:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
not: İtalikler telepati.


Boleyn Adasına Bakanlık çalışanları ile birlikte dönerken ağlamam dinmişti. Gemi ile ilerlerken boş boş denizi izliyordum. Samuel kaptana ne kadar zamanımızın kaldığını sormak için kabinine çıkıp geminin baş kısmında beni tek bıraktığı bir anda yanıma gelen seherbazlardan bir tanesi “Bay Boleyn.” dedi kalın sesiyle. Karşımızdaki sise dalıp gitmiş olduğum için kafamı çevirip bakmam bir kaç saniye sürdü. Siyahi seherbazın gözleri üstümdeki deriye değil, ruhuma bakıyormuşçasına kocaman açılmıştı. Endişe verici bir tavrı olduğunu düşünmüştüm anında. Zayıf vücuduna geçirdiği pardesuyü tenine yakışan renklerle bezemişti. Onca rüzgara rağmen kafasındaki şapkası hareket etmiyordu bile. “Olay hakkında detay öğrenmek istersiniz diye umuyorum.” dedi. Ağzı hareket etmiyordu bunları derken. Konuştuğuna çok emindim oysaki. Bakışlarım acele ile adamın dudaklarına inip, tekrar gözlerine çıktı. Aklını mı okuyordum yine istemeden? Ancak direkt bana konuşuyor gibiydi. Anlamayan bakışlarım hala ağzı ve gözleri arasında volta atıyordu.

“Akrepleri bilir misiniz?”

Beynimde oluşuyordu sesi. Kalın ve toktu.

“Siz? Nasıl?” dedim. Kendi sesimi zor duymuştum geminin ilerlemesi nedeniyle oluşmuş rüzgardan. Buna karşılık adamın sesini rahatlıkla duyuyordum.

“Akrepleri ateş ile kıstıracak olursanız kendi iğnesiyle, kendisini sokarak intihar ederler.”

Sessiz kalıp hafiften kaşlarımı çatarak yüzüne baktım adamın. Artık iyice dönmüştüm vücudumla ona doğru. Dedikleri, aslında demedikleri, dikkatimi çekmişti.

“Büyüceşura’daki tüm üyeleri ateş ile kıstırdık. Anneniz ise bir akrep olmayı seçti.”

Bir kaç saniye dediğini anlamaya çalıştım ilk. Ardından, “Annemin-” dedim ama cümlemi bitiremedim. Rüzgar aşırı derecede engelliyordu sesimin çıkmasını. Sesimi duyması için bağıracaktım ki; “Bu havada fiziksel bir iletişim oldukça zor. Kendimizi yormamıza gerek yok.” dedi.

Yutkundum. Bu sefer ağzımı kullanmadan, sadece adama söylemek istediğim şeyi aklımdan sanki onunla konuşuyormuş gibi düşündüm. “Annemin, intihar ettiğini mi söylüyorsunuz?”

Adam başını salladı.

Şaşkın şaşkın bakmakla yetindim. Yani, bunca gün kendimi öldürmeyi düşünürken annem ile aynı şeyleri mi düşünüyormuşum? Geminin korkuluklarına tutundum sıkıca. Tekrar denize çevirdim bakışlarımı.

“Ekibimiz tüm lanetleri aşıp şatoya ulaştıklarında kendisinin cansız bedenini bulmuşlar. Bugün akşama doğru cenazesini-”

Adamın cümlelerinin daha fazla kafamda yankılanmasına izin vermeden “Ada'ya getireceksiniz!” diye çıkıştım. Kaşlarım iyice çatılmıştı. “Onun yeri burası. Bu adada, akrabalarımızla, benimle birlikte olacak. Aile mezarlığımızda.”

Adam bir kaç saniye sonra “Nasıl isterseniz.” dedi. Biraz daha durduk sessizce.

“Nasıl olmuş?” dedim en sonunda dayanamayarak.

“Kelimeler görüntülere dönüşürse, acının da boyutu yükselir Bay Boleyn.”

Adama döndüm sinirle. “Annemin ölümüne üzülmeyeceksem, bu siktiğimin duygularını neden taşıyorum ki? Adınızı bile bilmiyorum! Gelmiş bana öğüt veriyorsunuz!” Bağırarak söylesem daha rahatlardım belki. Bunun yerine sadece aklımdan geçirmem yetmişti.

“Zain Candiru.” diye kendini tanıttı. Konuşmamızın başından beri kocaman gözlerle yüzüme bakan adam kafasını çevirdi. Sonunda ada gözükmeye başlamıştı. Sisler arasında, gizemli bir gelin gibi duruyordu. Seherbaz kolunu uzatıp parmağı ile adanın en tepesini gösterdi. Şatonun en üstünü, en yukarıdaki kuleyi... 

Oradan atmıştı kendini.

Dudaklarım titredi. Gözlerim tekrar acımaya başladı. Kafamda canlandı her şey. Neler hissettiğini hayal ettim.

Samuel'in sesi rüzgar yüzünden bana ulaşmamış olacak ki, kuzenim iyice yanıma geldiğinde duyabilmiştim. Zain de duymamış olmalıydı. Samuel yanımıza geldiğinde hareketlendi. Kafası ile kuzenime selam verdikten sonra arkasını dönüp geminin iç kısımlarına doğru yürümeye başladı. Ben ise, gözümü dikmiş kuleye bakıyordum. Oradan yere düşerken geçen sürede neler hissedildiğini, neler düşünüldüğünü tahmin etmeye çalışıyordum.

“Başınız sağ olsun.”

4
NPC Karakterler / Ynt: NPC Karakter Listesi ve Başvuruları
« : 18 Nisan, 2023 12:39:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC İsmi: Zain Candiru

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Ravenclaw / Attar Hür Kahinler Cemiyeti

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Kendisini yazarken hep Apex Legends'taki Seer ve "There is no such a thing as coincidence." diyen adamı hayal ettim.

[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=3XmXqVMwRMs&ab_channel=WilliamKnight[/youtube][/spoiler]
[spoiler][youtube]https://youtube.com/shorts/-LCrqsyox8A?feature=share[/youtube][/spoiler]
[spoiler][/spoiler]

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Seherbazdır. Mahşer gecesi konusundaki operasyona katıldığı için büyük ihtimalle Bakanlık Üstün Hizmet Nişan'ı sahibidir. Telepati özel yeteneğine sahiptir. Çok iyi fal bakar. Hisli bir beyefendidir. Attar Hür Kahinler Cemiyetinde üst mevkilerdedir.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Kullansanız sorun olmaz herhalde.

5
Boleyn Adası / Nasıl gitti?
« : 18 Nisan, 2023 12:11:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Bu konu ada baskını, Eadwig ve Samuel'in sorgusu konularından sonrasını anlatmaktadır.


[spoiler][youtube]https://youtu.be/t1dXdsUricU[/youtube][/spoiler]




6
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 17 Nisan, 2023 04:20:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yumurtaların kırmızılığında kaybolmuşken arkamdan adımı söyleyerek gelen André’nin sırtıma dokunması ile irkildim. Profesör sandığım için tütünü yumurtaların arasına fırlatıverdim ilk ama arkamı döndüğümde gördüğüm yüz ile kaşlarım çatıldı. André bak… Şerefsizlik ettin sevdiğim kadını çaldın alttan alttan. Bir de yanıma gelme kavga edicem, Samuel gibi yumruklaşıcaz durduk yere. Benim kızda az bir akıl olsaydı da çelinmeseydi aklı o ayrı. “ÇEK GİT!” diye yüksek bir sesle çocuğun sırtımdaki eline vurdum dokunmasın bana diye. Önce Winton gelir ne oldu der, şimdi André gelir ne oldu der. OLDU BİR ŞEYLER İŞTE! Size ne kardeşim? İşinize bakın! Sanki çok umrunuzda! Burnumu çekiyorum bir de mal mal. Ağlamışız etmişiz herif geldi sırtımı sıvazlıyor. Ne oldu? Hoşuna mı gitti? Sevdiği kızı çaldığın adam oturmuş ağlıyor. Helal be.

Bakıyor bana herif. Git dedim ama durmuş bakıyor yani.

Bir şey mi diyeceksin?

Söyle bir şey de kafayı bir gömeyim sana André.

Burada söylediğin şey sana uçmamı sağlayacak. Şöyle iki seksen yere sersem seni.

Adımı söyledi tekrardan.

Nası ağlattım seni yıhaaaa yapacak bak. Kızı nasıl aldım diyecek.

Kekeleyerek cübben dedi.

“Cübbem?” diye tekrarladım söylediğini.

Dikmişim gözlerimi bakıyorum herife sinirli sinirli.

Yandığını söylediğinde önce bir durdum üstüme baktım.

Cübbemin sağ kolunun tutuştuğunu fark ettim.

“Hassiktir! Harris geri çekil!”

Tamam yanayım diyorum da… André dibimdeyken olmaz! Daha geçen dönem çocuğun az kalsın ölümüne neden oluyordum! Bir daha böyle bir şey olmasına izin veremem! Acele ile cübbemi çıkarmak için ayaklandım oturduğum yerden. Ben yanayım sorun yok da… André’ye zarar gelirse iyice kendimden umudu keseceğim sanırım. Bu yüzden cübbemi çıkarırsam André’ye en uzak yere doğru fırlatacağım. André’yi de ateşten uzaklaştırmaya çalışacağım çocuğa kızarak. Eğer çıkaramazsak da… Biraz ötede yanmam lazım André'ye ateş gelmemesi için.

Şerefsiz André! Beni düşürdüğün ikilemin farkında mısın lan? Sana güvenmiş, sevmiştim lan ben. Belli etmesem de... Gidip sevdiğim kızı niye cükkalıyorsun terbiyesiz.[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7

7
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Büyüceşura Soruşturması] Samuel/Eadwig Boleyn Sorgusu
« : 17 Nisan, 2023 03:48:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel de ağlamaklı olmuştu. Nasıl olmasın ki? Durduk yere çıkan olaya bak! Şimdi de beni sakinleştirmek adına konuşuyordu. Benim istediğim sakinleşmek değil ki kuzen. Benim istediğim bir çıkış noktası. Kendi geleceğim dediğinde iyice bir iç çektim. Mantıklı düşünmeye çalışıyorum ama annemin artık hayatta olmadığı düşüncesi sürekli mantığımın önüne geçiyor. O olmazsa ben ne yapacağım? Ada önemli değil. Zaten bütün yaz her şeyi ile ben ilgilenmiştim. Annem de babam da bakanlıktaydı. Benim endişelenmem gereken bu kara leke olmalıydı. İleride, geleceğimde gelip yüzüme vurmamaları gerekiyordu olayı. Yine de… Annem gerçeği… O kadar acıtıyordu ki. Samuel ailemizin umrunda olmadığı tekrar ediyordu. Benim bildiğimin dışında tek bir şey söylüyordu ama. Yanımda olduğunu. Bana “ortak” dediğinde gözlerinin içine bakıp acı acı gülümsedim istemeden. Çocukken oynadığımız oyunların da sonları kötü biterdi ama çok eğlenirdik. Mirası paylaşsam da, birlikte sürünsek de, kendime alsam da benim yanımda olacağını söylediğine inanamıyorum. Beni sevmediğine, sıkıcı bulduğuna, Charlotte’a bana inat olsun diye yavşadığına emindim oysa ki. Yani ne anlamalıydım bu söylediğinden? Gerçekten de aile değil de… Sadece benim için mi uğraşacaktı yani bu durumla?

Samuel hiçbir şey bilmediğini söylediğinde tekrar ellerim titreyerek sigaramı dudaklarıma koydum. İçime çektim dumanını kuzenimin zaten bildiğim bir şeyi bana söyleme çabasını dinlerken. Ardından boğuk bir sesle “Biliyorum.” dedim Samuel yerine karşımda duran masaya bakarak. Nereden biliyorsun diye sorsa, düşüncelere ve anılara girebildiğimi söylerim direkt. Ailemden saklayacak bir şeyim yok benim artık. Korktuğumu sakladım, duygularımı sakladım, düşüncelerimi sakladım, güçlerimi sakladım… Ebeveynlerimin benden yaptıklarını sakladığı gibi her şeyi sakladım. Sonuçlarını görebiliyorum artık. Samuel aklımdan geçenleri söylüyordu bir bir. Kafamı sallıyordum her dediğine. Gönlümden geçenleri bastırmam gerekiyordu. Doğru olanı, mantıklı olanı yapmam gerekiyordu.

Gerekiyor muydu gerçekten?

Burnumu çektim. Şimşek hızla bitirmiş olduğum sarma sigaranın sonunu gözlerimi diktiğim masanın sonuna bastırarak söndürdüm. İki elimi de gözlerimi silmek için kullandım. Burada her şeyi bitirebilirdim aslında. Samuel’in iki kelimesine bakardı. Asasından çıkan bir affedilmez lanet ile tüm dertlerimden arınacağım. Ne saçmalıyorum ya! Düşünme artık ölümü. Döndüm Samuel’e, belinde duran asaya indi gözlerim. Tekrardan ölümü düşündüm bir anlığına. Tüm bunları temizlemek aşırı zor olacak. Üstelik sonu kesin de değil. Gözlerimi kaçırıp tekrar önüme döndüm. “Her şey daha da çıkmaza giriyor. Önce Rillian, sonra kalın kafalığım, şimdi de… Off!” Bir of çekip beni bu duygusallıktan uzaklaştıracak şeyleri düşünmeye çabaladım kendimi. Samuel için bu düşüncelerden uzaklaşmalıyım. O yanımda olacağını söylerken, onu bırakıp gidemem. Yoksa gidebilir miyim ki? Ben olmazsam bu dertlerden muaf olmaz mı? Gözlerim aydınlandı birden. Samuel’den bunu isteyemem tabi ki çünkü başına çok büyük bir dert açarım. Psikolojisini de bozarım. Çok basit bir mektup ile, kendi kendime hallederim. Aşırı zor olmamalı. Ailemiz de artık sorun olmayacağı için Samuel de rahatlar. Düşüncesi ve planlaması bile içimi rahatlattı. Tek yapmam gereken Samuel’e rol kesmek.

“Haklısın kuzen. Benim saklayacak bir şeyim yok. Senin de. İkimiz de temiziz. Tüm bu işlerin çözülmesi için Bakanlık’la birlikte çalışalım. Zaten ben de öyle olmasını isterim. Eğer bir borcumuz çıkar ise, öderiz. Ben de senin başına dert açılmasına izin vermeyeceğim ortak. Söz.“[/justify]


Eadwig ve Samuel'in Bakanlık ile anlaştıklarını var sayarak bitiriyorum bu konuyu. Adaya açacağım konu.



-SON-


8
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 10 Nisan, 2023 05:40:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
efendim merhaba,

şimdi benim bu süzülmeyi merline bağlasak da, oradan bana asasız büyü yapımı gücü mü versek?

33 gp'm var

asasız büyü yapma toplam olarak 3. seviyede 37 gp istiyor. Ben süzülmeye daha öncede 36 gp vermiş olduğum için 1 gp farkla bu gücü alıp, süzülmeyi de tılsım kulübünün kontenjanına şapmak istiyorum.

merlin tılsım kulübü 1-2-3. seviye : 7+14+21 = 42 gp yüzde 40 da indirim var 16.8. 17 gp diyelim.

Kıdemli uzmanlığı ve daire başkanlığını falan saklıyorum. Seth'ten de vardı daire başkanlığı şeysi kullanmadığım onu da unutmayalm. Eadwig mezun olduğu gibi müdür olacak asjkldfd

17+1  ile ham ediyorum bunu?

Sethin linki
https://buyucedunya-rpg.com/index.php?action=profile;u=45

Burda 18 gp ile satın aldığımı düşünerek 36 gp'den çıkarıyorum 18 gp kalıyor.
güç puanı dükkanından da başvurularımı koyuyorum. 4 + 10 + 9 23. en toplam 41 gp diyelim

Eadwig'in iksiri 1 ---> 25 24 GP
biçim değiştirmesi 11 ----> 20  9 gp
tılsımı 10 ----> 24 14 gp
laneti 10 ----> 20 10 gp

Toplam 57 gp. yüzde 40 indirimle 41 gp


edit çaktım çünkü 41 değil 31 hesaplamşm ilk. cebir sıkıntılı benim.

10
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Büyüceşura Soruşturması] Samuel/Eadwig Boleyn Sorgusu
« : 10 Nisan, 2023 02:28:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Müdürün odasında, müdürün yanında sigara içmek de bir başarı sanırım. Orada, d’Ibelin ve bakanlıktan gelen kadınla birlikte anahtar yolculuğu yaparken, bakanlığa yürürken burnumu çeke çeke, içime içime ağladım. Hala şaka olmasını istiyordum ama Samuel’in düşünceleri ve babasının mektubu yüzüme gerçeği vulmuştu. Bakanlıktan gelen kadın annemi görebileceğimi söylemişti. Şuan tek istediğim buydu. Annemi görmek istiyordum. Bu baskın olayını öğrenmek istiyordum. Cadı avcıları basmıştır diye düşünmüştüm ama amcam mektubunda seherbazlara teslim olmaktan bahsetmişti. Yani… Bakanlık baskın düzenlemişti evimize. Babam seherbazdı. Direkt baskında yer alması gerekli değil miydi? Kendisine ulaşılamıyormuş ya, öğrenip kaçmış olmalıydı. Annemi yalnız başına bırakmak tam onluk bir hareket! Sorgu olayının nedeni belliydi. Bizden bir şeyler öğrenmeye çalışacaklardı. Samuel’in bildiği, mektupla sınırlı olmalıydı. Ben ise her şeyi aşırı sonra öğrenmiştim. Ailenin bize bunları söylememesine sinirlenmiştim sinirlenmesine ancak bildikleri bir şeylerin olduğu da anlaşılıyordu. Baksana şuan direkt sorguya çekiliyorduk ve eğer bir şeyler biliyor olsak, ağzımızdan laf almak aşırı kolay olacaktı. Bana sorarsanız, amcam Samuel’e o mektubu atarak aptallık etmiş, kuzenimi zor duruma sokmuştu. Ne kadar aptallar! Peki ama babam? Yani kanun dışı bir şeyler olduysa babam da bunun farkında olmalıydı. Baş seherbazken sakladıysa… Bu yüzden mi baş seherbazlıktan aldılar onu? Bakanlık koridorlarında kesik kesik nefes alarak ağlarken çevreme bakındığımda kendisini görmeyi umdum. Dedikleri gibi kayıp ise, burada olmayacaktı. Zaten ne zaman doğru zamanda karşıma çıkmıştı ki? Bakanlık çalışanların bakışları ise yargılayıcıydı. Böyle olması çok daha iyiydi. Müdür ve bize bu haberi veren kadın çalışan gibi acıyarak bakmalarını istemiyordum. Beni bu duruma düşürmemeliydiniz anne.

Sorgu odasına girerken Samuel elini omzuma koyup kendisine çekti. Söylediğine karşı bir şey söyleyemedim. Sadece yüzüne baktım ve onayladım kafamla. İçeri geçip yan yana oturduk. Avcumla yanağımdaki yaşları sildikten sonra tekrar bir sigara yakmak için harekete geçtim. Ellerim titriyordu stresten. Kuzenim ben biraz başarısız bir şekilde sarma sigaranın ucunu yakmaya çalışırken sinirle konuşmaya başladı. Yas tutmamıza bile izin vermediklerini söyledi. Samuel’in bu odaya daha önce de gelmiş olmasının sebebi bendim. Şimdi de ailelerimiz yüzünden buradaydık. Kaçacağımızı düşündükleri için getirdiklerini düşünüyorum ancak Hogwarts’tan nasıl kaçacağız ki? Bu yeni seçilmiş Sihir Bakanı konuşmalarında eşitlikten bahsedip duruyor ancak amacı eşitlik değil işte. Amacı safkan aileleri bastırmak. Hepmizi sindirmek. Peki ama bunu yaparken annemi katletmek? Samuel bizden yararlanamayacaklarını söylediğinde ağzımdaki sigarayı yakmayı 3. kez başaramamıştım. Ağzım dolu olduğu için “Kafam çok karışık.” dedim kuzenime. Sonunda tutuşunca içime çektim dumanı. Sigarayı tuttuğum elin bilek içini kaşımın üstüne bastırıp kafamı aşağı eğdim dudaklarımın okunmasını engellemek için. Sessizce konuşarak verdim dumanı. “Kanunsuzluk ailemize yapışıp kalmamalı. Eğer… Denilenler doğru ise artık başta biz varız. Ve doğru olanı yapmalıyız." Deminden beri ağlasam bile sesime bu hüzünü yansıtmamak için çok çabalamıştım.

“Senin için önemli değildir. Soyadımızdan tiksiniyorsun. Benden de haz etmediğini biliyorum." dedim. Kuzenime uyuz olduğumu sürekli kendime söylesem de onun benim için çok değerli olduğunu farketmiştim. Zaten tüm sinirim de ona olan sevgimdendi belli ki. Aileden uzaklaşmasını istemiyordum çünkü bir safkan olarak, bizim gibi yüksek bir ailenin mensubu olarak yaşamasının onun için en iyi olduğunu düşünüyordum. "Ama birlikte geçirdiğimiz çocukluğumuzun hatrına bana son kez yardım et Samu. Sonra sana söz veriyorum. Ne karşında dururum, ne yoluna çıkarım. Sadece bil ki... Sorunun... Olursa... Kapım... Hep... Açık...” Sonlara gelirken iyiden iyiye dişlerimi sıkarak ağlamıştım çaresizliğime. Ne yazık ki sesim de kırılmıştı git gide. Samuel’e karşı bunca sene verdiğim savaşta yenilmiş bir halde kafamı kaldırıp kuzenime baktım. Sigara tutan elimin ağzımın önünde durmasına dikkat ederek “Ne yapmalıyım?” diye sordum. “Kendi içimizde kirlerimizden arınabilir miyiz? Yoksa bakanlığa güvenebilir miyiz? Onlar… Annem onlar yüzünden ölmüş olmalı ama… Doğru olan bakanlık ise? Samu ben bilemiyorum… Lütfen…”[/justify]

11
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 09 Nisan, 2023 04:11:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yemekten sonra bizimkilerden önce çıkıp kara gölün etrafında gizli saklı bir yerde sigara içmiş, hemen sonra da şu kokusu ve tadı büyülü sakızlardan birini çiğnemiştim. Eh, sakız çiğneyince de her zamanki ritüelim olan üzüm yemek derse aksamıştı. Sigara içerken gölü izleyip kendimi gölün ortalarına doğru yüzerken hayal etmiştim. Suyun altındaki canavarlardan birinin bacağımdan tutup çekmesiyle biraz çırpınma sonucunda rahata ulaşabileceğimin hayali… Kaybolduğumda insanların belki biraz endişeleneceği, bulunamayınca kayıp sayılacağım, bir süre neden olduğu hakkında dedikodular… Sonra da unutulurdu. Hayat devam ederdi. Ancak… Annem üzülürdü. Zaten babamla da çok yakın değiller. Bana ihtiyacı var. Var mı ki? Benim ona var sanırım. Kimsenin bana ihtiyacı falan yok ya. Ben ailemizin en büyük çocuğuyum. Samuel’e sorun olur kaybolsam. O üzülür mü acaba? Ona bir şey olsa ben üzülürüm. Bana bir şey olduğunda onun üzülmesini ise hiç istemem.

Bu ve bundan daha da karanlık düşünceler ile geçen günlerimden birinde, arkadaşlarımın geyiği sırasında boş boş SYB dersliğine yürüyordum işte. Winton’un gömleğimin yakasının düzgün durmadığı, saçımı her zaman olduğu gibi düzgün taramadığım için bende bir sorun olup olmadığını sormasına da “Ne alaka?” dedim tersleyerek. “İşine bak Wint.” Arkadaşım kaşlarını çatıp baktı yüzüme bir süre. Sonra da önüne döndü ve sessizce yanımda yürümeye devam etti dersliğe. Winton kendi sorunlarını bize yansıtmaz, hatta kendisi hakkında pek bir şey de anlatmazdı. Fakat benim hayatıma fazlasıyla karışıyordu. Sanki yeterince karışan yokmuş gibi. Şu sıralar o kadar istemiyorum ki göz önünde olmak.

Yeni Slytherin bina sorumlusunun dersiydi SYB. Sihirli yaratıklarla ilgilenen bir Slytherin’li nasıl oluyor ya? Tabi o varlıkların etinden sütünden yararlanmak da lazım gerçekten. Dersliğe girdiğimizde çevremi asla umursamadan bizimkileri takip edip en arka köşe sıralardan birine kuruldum. Son mu gelmişiz ne yapmışız geldiğimiz gibi Profesör adını söyledi. Yani dersini seviyormuş gibi davranmaya çalışmayacağım. Bayan Urswick için kehaneti seviyor gibi davranmadığım gibi aynen. Adam adını yazdı. Altına da Külbükül yazdı. O sırada ağzıma atmış olduğum üzümü çiğnemeyi bırakıp “Külbükül müymüş yani?” dedim. Winton “Külbükül sihirli hayvanın ismi.” diye bilgilendirdi. Ravenclaw kankam, asla ihtiyacım olmayan bilgileri bana sağlıyordu. Böyle bir arkadaşınız varsa neden kitap okuyasınız ki? “Adam sihirli hayvan mıymış?” dedim buna karşılık olarak. Profesör konuşmaya devam ettiği için soruma cevap alamadım. Eskiden seherbazmış. Benim babam da seherbaz. Hatta Baş seherbaz. Tanışıyorlar zaten söylemişti okulun açılışında. Başladı ders anlatmaya. Dedi külbüküller alevlerden doğuyorlarmış. Hoop, ben koptum. Ateşi düşünürken bir üzümü koparıp dudaklarıma götürdüm. Üzümün dış kabuğunda minicik bir delik açtım ön dişlerimle. Gözlerim boşluğa düşerken duygular ile alevleri birbirlerine benzettim. Şuan içimde yanan bir alevin olmadığını düşündüm. O kadar sönmüştü ki alevim sanki durgun göldüm. İçinde karanlık yaratıkların olduğu… Kafamı hafif çevirip ön taraflarda duran kuzenime baktım. Tipe bak. Nasıl yanındakiler konuşmaya ulaşmaya çalışıyorlar buna. Sürekli gözü kızlarda. Şu uzun saçlı kıza bakıp duruyor. Şimdi bu kızla takılıyor geçen de görmüştüm. Naparsa yapsın kendini tutmuyor. İşte onun içinde var alev. Benim içimde alev olmaması daha iyi değil mi peki? Şu zamana kadar atarlanıp giderlendiğim zamanlarda sadece çevremdekilere zarar verdim. Charlotte olsun, Samuel olsun… Alevin dışarı taşması yangından başka bir işe yaramıyor. Üzümün suyunu emmeye başladım açtığım delikten. Alev olursa sarı kanatlı kelebekleri yakar. Yakarsa çok pişman olurum. Kendi kendine vuran bir şelale olmayı yeğlerim. Gözlerimi kuzenimden ayırıp kelebeği aradım derslikte. Sarısına ulaştığımda kaşlarımı çattım. Saçlarını bukle bukle mi yapmış? Neden? Bayadır karşılaşmıyoruz. Normalden fazla bakmış kendine. Kesin biriyle görüşüyor. Birine güzel gözükmeye çalışıyor olmalı. Kim ulan o dallama? André mi? Ulan André! Bana bunu yapacak adam mısın sen? Tek yumrukta öldürürüm ki oğlum seni. Tabi böyle kızın yanında geze geze düşürdün değil mi? Utangacım, sevimliyim, sessizim numaralarına da düşme be Charlotte. Bu kız neden bu kadar saf ya. Benim için bu kadar süslenmezdi. André’yi daha çok mu sevdin lan? Şerefsiz karı. Ben sana özelimi açtım özelimi.  Seni çok sevdim lan ben.

Anam babam… Ben neden yaşıyorum?

Ağlıycam çok zor tutuyorum kendimi. André’ye çok bilendim. Bir yandan da, iyi çocuk Charlotte’a iyi davranır diyorum. Daha da acıtıyor kalbimi. Tut kendini Eadwig… TUT!

Hoca başlatma şimdi yumurtana ya! Ne anlatıyor bu adam? Yumurtalar sıcakta ama buzun içindeler falan bir şeyler diyor. Hadi kalkın yumurta arayın diyip ışıkları azalttığı gibi kalktım bizimkilerin yanından uzaklaştım. Ağlayacağım çünkü. Önüme gelen öğrencilere omuz, tekme, tokat… Hepsine böyle, Charlotte’un yumuşacık yanağıcığından öpücük almak isteyen André’lermişcesine vura vura, önümü de görmeden sınıfın bir başka köşesine doğru yürüdüm. Profesör 45 dakikamız olduğunu söylemişti. İç cebimden saatimi çıkarıp zamanı kafamda ayarlayıp tekrar yerine koydum. Bir kaç adım sonra kör göze parmak gibi karşımdaydı yumurtalar. Ben mi şanslıyım?  Yılan mı yeterince saklamamış bilmiyorum. Gittim yumurtaların yanına bağdaş kurarak oturdum. Oturmadan önce de cübbemin eteklerini altımda topladım. Buza dümdüz oturmayalım şimdi. Daha kırk beş dakikam var. Etraf da karanlık. Kim görecek, kim umursayacak? Çıkardım bir sigara yaktım. Yumurtalara baka baka ağlamaya başladım yalnız başıma. Doğmayın anasını satayım. Ben doğdum da ne oldu? Doğmayın böyle yaşamın içine. İnsanlar leş gibi, hayat leş gibi, kurallar leş gibi. Karşımda 3 tane yumurta var. Bir tanesi tüm sorumlulukları yüklenecek, diğer ikisi Samuel gibi keyfine bakacak. Onlar için hayat kolay olacak tabi. Diğerini sadece sıkıcı olmakla suçlayacaklar. Ya o zorla bu rolü üstlenmiş olan aşık olursa? Onun da duyguları var değil mi? Doğru olan ile kalbin istediği neden böyle ters ki? Bir de Samuel yılanlar, Eadwig yılanın sevdiği Charlotte yılanı çalmaya falan çalışacak! Şeref yoksunu, piç kurusu Samuel yılanlar! Vurucam omlet yapıcam şimdi önümdeki yumurtaları! Doğmasın lan bu yılanlar. Alevle gelsinler, alevle gitsinler. Karanlıkta gözükmesin diye sigaranın ucunu diğer elimle saklaya saklaya tüttürdüm bir süre ağlayarak. Kafamda da karar verdim. Bu yumurtaları dondurmayacaktım. Doğmasınlar yok olsunlar. Derslik de yansın. Şanslıysam ben de yanar ölürüm. Biter her şey.

Rahatlarım belki.[/justify]

[spoiler][/spoiler]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4

12
Okul Müdürünün Ofisi / Ynt: Çocukları Pistten Alalım
« : 29 Mart, 2023 03:57:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel’in yanımdan sinirli bir şekilde kalkması ile olaylar deminki gerçeklik dışı durumundan çıktı. Gerçekten sorulması gereken soruları sormaya başladı kuzenim. Benim veremediğim, vermek istediğimde engellendiğim tepkileri ortaya bir bir çaktığında içim o kadar rahatladı ki. Ancak içten içe gerek yok diyordum. Yani… Zaten bunlar bir şakaydı. “Sakin ol.” diyerek ayağa kalkacaktım ki kuzenim bir hırşımla bana dönüp benim bu tepkisizliğime çıkıştı. Soru sormam, olaylara karşı onunla birlikte sitem etmem için bağırdı. “B-ben…” diye kekeledim karşısında ne diyeceğimi bilemeyerek. Annemin öldüğünü dile getirmesi daha da dilsizleştirdi beni. Düşünmesi bile korkunçtu. Duymak daha da kötüydü. Beni omuzlarımdan yakalayıp direkt yüzüme baktı. Sanki düşündüklerimi duymam için uğraşıyor gibiydi. Biliyor muydu? Charlotte mu söylemişti? Samuel’in düşünceleri benim kafamda oluşurken bir yandan kuzenimin direkt olarak benimle iletişim kurmaya çalıştığını da fark ettim. O kadar değişikti ki bu. Normalde insanların düşüncelerini direkt kafamda konuşurlarmış gibi duymazdım. Samuel ile yakın olduğumuz için mi böyle oluyordu? Önceden haberimim vardı tabi ki… Aşağıdan gelirken köylüden öğrenmiştim kötü bir haber alacağımızı ama Samuel’in bundan bahsettiğini sanmıyorum. Annemin babası ile kaçtığını babasının teslim olmasını falan… Ne? Ne teslim olması Samuel? Baban mı annemi öldürdü? Anlamamış bir şekilde bakmaya devam ettim kuzenimin yüzüne. Bir şey söylememi istedi direkt bana bakarak. Ağzı oynamıyor, ancak direkt beynimin içine konuşuyor gibiydi. Daha önce Charlotte ile çalışmalarımızda kız bana konuştuğunda bu şekilde olmuyordu. Sadece düşündüğü şeyi biliyordum yani. Burada ise, kuzenim sanki beynimin içinde bana söylüyordu bunu. Boleyn’lerin plan yaptığını düşündüğünü biliyordum mesela. Bana doğru konuşması… Zihinfendarlığımla alakalı bir şey değildi. Samuel bir şeyler biliyordu ama şuanki düşünceleri ile bunu asla öğrenemezdim. Ciddi ciddi bir şeyler mi dönüyor yoksa burada? Benim asla bilmediğim bir olayı biliyor Samuel. Bunun için Charlotte ile çalıştığımız gibi daha odaklanmam gerekiyordu. Fakat ben daha odaklanamamışken Samuel beni bırakıp arkasını döndü. Profesöre cenaze planlaması ile ilgili bir soru yönelttiğinde ayağa kalktım koltuktan destek alarak. Bu sefer Samuel’in omzuna ben koydum elimi ve bana dönmesi için 90 derece çevirirken ben de yana doğru hareket edip karşısına geçtim. Boylarımız birbirine eşitti kuzenimle. İkimiz de eskiden salak, bir şey bilmeyen bebelerdik. Sürekli kavga eder, tartışır, başımızı derde sokardık ama hep yan yanaydık. Git gide uzaklaştık. Eskisi kadar yakın değiliz. Bambaşka hayatlardayız ama bak… Yine yan yanayız. Samuel’e bunu asla söylemeyecek olsam da ona hayatımı emanet edecek kadar güveniyorum. Gözlerinin içine baktım kuzenimin. Sonra da odaklandım.

Samuel’in beyninin içinde çok yukarılarda bir anıydı bu konuyla alakalı olan. Bu yüzden zor olmadı. Daha 10 dakika bile geçmemiş, kuzenimin eline bırakılan bir mektubu okuyup tüm moralinin kaybolmasına sebep olmuştu. Amcamın yazısı hızla kuzenimin gözlerinin önünden geçerken her satırda yavaş yavaş daha da endişe ile dolmuştu kalbi. Benim ailem ile onunki birlik olmuş, kanun dışı işler yapmışlardı ve şimdi de başları dertteydi. Babası kuzenimi, bu olayı bildiğini saklaması için uyarıyordu ve ona neyi yapıp yapmayacağını söylüyordu mektupta. Kuzenimin tekrar tekrar okumuştu bu mektubu. En sonunda bana baktığında, köy kaçkını adam ile konuştuğumu görmüştü.

Anının 4-5 dakika kadar sürmesine karşı, saliseler geçmişti sadece. Charlotte, anılarına girdiğimde fark ediyordu. Samuel’in de fark ettiğine emindim. Kafamda bir sürü düşünce vardı aslında. Ailelerimizin bize tembihlediklerini asla yapmamış olmaları mesela. Böyle bir saçmalıkla birbirlerini kötü duruma düşürmüş olmaları iki yüzlülükten başka bir şey değildi. Ne yaptıklarını insanların öğrenmesi ne demekti mesela? Ailemize kara leke olacaktı.

Ama asıl önemli olan…

Bu bir şaka değildi.

“Samuel…” dedim 1-2 saniye bekledikten sonra. Benim bir şeyler bildiğimi düşünüyordu kuzenim ama ondan daha az şey biliyordum işte. Dudaklarım titremeye başladı. Açıklık getirmek için “Bilmiyordum.” dedim. Sesim o kadar ağlamaklı çıkmıştı ki bu sefer. Annem… Gördüğüm tek ölüm geldi aklıma. Carmilla’nın soğukkanlılıkla boğazını kestiği cadı avcısı. Yerdeki parçalanmış leşler. Hayal ile karıştı anılar. Annemin yerde yatan cansız bedeni. “Samuel.” dedim yine kuzenimin gözlerine bakarak. Artık iyice kızarmış, yaşarmıştı gözlerim. Çok içten bir nefes aldım ancak boğazımdan aşağıya inmiyor gibiydi hava. Dizlerim güçsüzleşti. Düşecek gibi hissettiğimde kuzenimin Gryffindor formasına tutunmak zorunda kaldım. Bu olay usülsüzten dolayı olduğu için baskını bakanlık yapıyor olmalıydı. Babam Başseherbaz olduğu için bu konuda bilgi sahibi olmalıydı. Bu yüzden kaçmıştır ama… Annemi neden almadı yanına? Bu tarz bir usülsüzlükte baskın yapılıp o kişi öldürülmez ki! Olayın çok başka bir boyutu olmasa olmaz. Annem yetkililere karşı asla gelmez. Babam mı sattı acaba ailemizi? Düşünceler daha da ağırlaşınca iyice ayakta duramaz hale geldim. Şuan kafamı Samuel’in omzuna gömüp hüngür hüngür ağlamak istesem de hem onun karşısında zayıf gözükmek istemiyordum, hem de bazı şeyleri çaktırmamam gerektiğini düşündüğüm için tuttum kendimi. Her zamanki gibi bastırdım tüm duygularımı. Samuel’i tekrar omzundan müdüre doğru ittirdim. Ben de gerisin geri koltuğa attım kendimi. Müdürü es geçen gözlerim bomboş duvara bakıyor. Başım zonkluyor. Gözlerim acıyor. Bir anda uyuyormuşum gibi hafifliyor vücudum. Ruhum çıkıyor sanki. Ancak tutuyorum kendimi bayılmamak için. Kesik kesik nefes alıyorum. Ellerim titreyerek Slytherin formamın iç cebine gitti. Cebi ilk seferde ıskalalayıp ikincisinde sigara kutusunu tutup çıkardım. Dışarı çıkmayı bekleyemeyeceğim.  Önümde açıp gözlerimi ona çevirdim sonunda. İçinden sarılmış tütün dalından en soldakini alıp elimin titremesini engellemeye çalışarak dudaklarıma yerleştirdim. Büyülü sigara kutusunun çakmak olan kısmı ile tutuşturup dumanı içime çektim. Koltukta öne doğru iki büklüm bir pozisyona büründüm bir kolumu kendime sararak. İstemsizce ileri geri hafiften sallanıyordum. Sigara dumanı gözüme gözüme girerken ağlamaya başladım hiç ses çıkarmadan. Hogwarts’a geleceğim gün annemin işi var diye benden önce kalkmıştı. O gün görememiştim… En son ne zaman görmüştüm? Her zamanki gibi sessiz bir şekilde yediğimiz akşam yemeği olmalıydı. Keşke orada söyleseydim ona. Onu ne kadar sevdiğimi… En son ne zaman dedim? Neden bu kadar beklettim ki? Artık göremeyecek miyim? Konuşamayacak mıyım? Olan biten her şeyi bilmek istiyorum ama korkuyorum da. Öğrenmekten korkuyorum dayanamam diye. Şuan müdür ve Samuel ne konuşuyor bilmiyorum. Samuel yanımda olur. Babası ikimizin birbirimizi kollayacağımızı yazmıştı mektubunda. Kafamı kaldırdım bir nefes daha alırken sigaramdan. Hıçkırmamak için zorluyordum kendimi. Samuel’e bakmaya başladım. Ben ne gerizekalı adamım ya. Ben nasıl bir aptalım! Aynı onların birbirlerini kötü etkilediği gibi Samuel’i alıp Yasak Ormana götürdüm. Ya bir şey olsaydı orada? Ya ailelerimizin yaşadığını yaşatsaydım ona? Ne yaptıklarının farkındaydı ailelerimiz. Bu yüzden yeterince ceza almadım bu hareketimden sonra. Bu yüzden yaptığım yanıma kaldı. Çünkü onlar da birbirlerini çukura çektiler. “Özür dilerim.” dedim kısık çıkan bir sesle. Beni duyup duymadığını bilmiyordum bile. “Bir daha asla olmayacak Samu. Asla.”[/justify]

13
Okul Müdürünün Ofisi / Ynt: Çocukları Pistten Alalım
« : 29 Mart, 2023 00:33:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Odaya bir hırşımla girdiğimde yüzüme sessizleşme büyüsünü yedim iki saniye içinde. “Ne oldu?” diye devamını getirdiğimde bu soru ağzımdan öncekilerden çok daha az bir desibelle çıktığında aklım başıma geldi. Şu uyuz olduğum bağırıp çağıran Gryffindor’lar gibi davranıyordum gerçekten. Gözlerimi kırpıştırdım yaptığımı fark edince. Evde de yüksek sesle konuşulmadığından sanki aşırı bir terbiyesizlik yapmış gibi hissettim. Müdür karşımda bana haklı bir kızgınlıkla bağırdı. Sanki bir şey söyleyecekmişim de, bir türlü kelimeler ağzıma gelmiyormuş gibi ağzımı açıp kapattım ilk. Sonra da derin bir nefes alıp duruşumu düzelttim. Minicik bir sesle “Özür dilerim.” dedim ama pek duyulduğunu sanmıyorum. Yeni müdür yaşını başını almış bir adamdı ve onunla hiç konuşmamıştım. İlk izlenimimin böyle olmasını istemezdim ancak, bu günlerde hayatta önemsediğim şeyler hep ikinci plana atılmış gibiydi zaten. Profesörün daveti ile bir sürü kere oturmuş olduğum koltuklara doğru yürüdüm. Harrington kendisi için dekore edemeyecek kadar meşgul olmalıydı. Bu sırada odaya bakıyor, herhangi bir ipucu arıyordum. Koltuğa oturunca adama diktim gözlerimi. Kaşlarımı çattım adamdaki garipliği fark edince. Normalde geçen sene fark ettiğim bu düşünce okuma şeyleri, herkesin en yüzeyindeki düşünceleri farketmemi sağlıyordu. Duymak gibi değil de, biliyorum sanki gibi. Müdürde ise… Hiçbir şey yoktu.

Adam konuşmaya başladı. Kaşlarımı çatıp ayağımı yukarı aşağı hızlı hızlı hareket ettirmeye başladım stressten. Hadi hadi hadi hadi… Ne uzattı girişi. Neyse anlat artık be adam! Öyle kelimeler kullanıyor ki, anlamadığım için yüzümü buruşturuyor göz ucuyla Samuel’e bakıyorum onun bu kelimelere tepkisini görmek için. Bakanlıktan neden buraya birini yollamışlar? Annem bakanlıkta çalışıyor sayılıyor mu? Büyüceşura’da. Babam ile alakalı olmalı. O direkt Bakanlık çalışanı. Geçen sene yaptığımızla mı ilgili? Carmilla’yı koruduğum için çok sinirlenmişti ama ona kendi fikirlerimi söyledim. Yaz tatilinde bunu aştığımızı sanıyordum. Yani, bir baba ile oğlu ne kadar bir anlaşmazlığı aşabilirse o kadar. Daha çok yemek masasında birbirimize bakmadan laflar söyleyip durduk. Yine de… Daha önceki tartışmalarımızı bu şekilde çözmüştük. Bu sefer neden okula birini yollamıştı ki? Müdür yaşanılan bir takım olumsuz olaylar yaşandığını söyledi. Ne olumsuzluğu? Cadı avcıları mı? Boleyn adasına, baskın, zayiat… “Zayiat ne demek?” dedim fısıltı gibi çıkan bir sesle. Adaya… Adamıza baskın? Neden? Kim? Hala sadece kafamda cadı avcıları vardı. Daha zayiat ne demek anlamadan müdür annemi kaybettiklerini söyledi. Hemen arkasından da babamın nerede olduğunu bilmediğini… “Ne?” dedim. “Annemi nerede kaybettiniz?” Samuel’in ailesine ulaşılamadığını söylediğinde hemen kafamı çevirip kuzenime baktım olayı bana özetlemesini isteyen bir şekilde. Onun ailesi nasıl baskında zarar görüyor ki? Onlar bizim adada bile değil. Tekrar müdüre baktım. Ailemizin söz konusu olduğunu, duygularımızı tutmamızın gerekmediğini, bizim için burada olduğunu falan söylüyordu.

“Ben…” dedim sadece. Adam tüm konuşmasında bana dönük durmuştu. Şimdi de dümdüz bana bakıyordu. “Anlamadım profesör.” Tek tek konuşmaya başladım müdürün verdiği tepkilere bakarak. “Annemi… Nasıl… Kaybettiniz? Ne konuda? Yani…” Sesimdeki duygu ve ağlamaklılık hafiften belirginleşmeye başladı. “Siz diyorsunuz ki, o…?” Öldü mü? Profesörün neyi kast ettiğimi anladığına emindim aslında ama karşılığında olumsuz bir ifade alamadığım için anlamadığını düşündüm. Çünkü olamazdı böyle bir şey. “Profesör.” dedim yalvarır gibi. Hala sakinliğimi koruyordum. Hadi… Aç ağzını ve yanlış düşündüğümü söyle. Neden öyle bakıyorsun ki? “Profesör!” Tekrar ettim. Kafamı sağa sola yavaşça sallamaya başladım. “Samu?” Samuel’e döndüm hızla. “B-bir şey söyle."

Müdür bizim bakanlığa gitmemiz gerektiğini söylüyor, prosedürlerden falan bahsediyordu. Normalde çok severim bu tarz şeyleri ama şuan dönmüş Samuel’e bakıyordum sadece. Babandan haber alınmıyor ne demek? Samuel’in ailesi neden kayıp? Çok mantıksız. Samuel’in ailesi adada değil. Yoksa sadece bakanlığa gelmemiz için mi yapılıyor bu? Tabi ya… Samuel’in doğum günü yakın zamanda değil mi? Bakanlık’a çağırtıp ona doğum günü kutlayacaklar! Ağzımı açtım bir şey söylemek için ama bu fikirle geri kapattım. Kesin babamın fikri bu. Sadece ondan çıkabilir bu kadar gaddarca bir parti fikri. Dönüp profesöre baktım. Aklından neler geçtiğini bilmiyordum. Diğer kişilere kesin söylememişlerdir. Gittiğimizde pasta keseceğiz. Tamam da bizi neden korkutuyorsunuz ya? Bayılacaktım şimdi şuraya.

“Tamam profesör.” dedim kendimi sakinleştirmek için derin derin nefes alırken. Yüreğime iniyordu az kalsın. Zaten kötü zaman geçiriyorum. Elimle gözümü ovuşturdum kaşlarımı sakinleştirmek adına. Gözüm yanmaya başlamıştı hemen zaten. Gözümü ovuştururken oluşmuş olan yaşlar sıcak sıcak yanağımdan aktılar tatlılıkla. Düşününce bile elim ayağım tutmaz oldu. Bunun şakasını nasıl yapabiliyorlar? Onlara ne kadar değer verdiğimin farkında değiller herhalde.

“Bağırarak girdiğim için özür dilerim Profesör Harrington..” dedim. “Siz ne zaman uygun görürseniz yola çıkabiliriz.”

Hemen yola çıkalım da, dışarı çıkıp bir sigara yakabileyim... [/justify]

14
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Ynt: Sihirli Yaratıkların Bakımı | Duyurular
« : 28 Mart, 2023 16:17:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eadwig Alger Boleyn
Slytherin
Son sınıfım hocam.


1- Sihirli yaratıklar büyücülerden çok ama çok düşük varlıklardır. Bu yüzden onlara bakım yapmayı öğrenmek hizmetçilerin işidir. Benim gibi önemli aileden gelen öğrencilere bu tarz bir dersi öğrenmek zorunda bırakılması barbarlık, diktatörlüktür. İleride asla ama asla işime yaramayacak.

2- Boş ders olması. Çok da önemli bir ders değil.

3- Merlin korusun hocam ne diyorsunuz öyle?

4- Hizmetkar olacaklarla ders işleseniz de, benim gibi yüksek doğumlu büyücülerin bahçede Quidditch oynamasına izin verseniz olmaz mı?

15
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 21 Mart, 2023 18:23:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Döndüm gidiyorum. Yani gittiğimi sanıyorum. Kafam bir güzel oldu gibi iksir saçmalıkları yüzünden. Sinirliyim hala. Süpürgeyi yukarı çekmeye çalışıyorum çıkmıyor. Süpürgeye eğilince hızlanıyor ama… Aşağıya doğru hızlanıyor. Pazara doğru. Şarap dökülmüş de üstünde kurumuş izlenimi veren brandaya doğru son hız ilerlerken bir yerden gelen büyü ile süpürgem yavaşladı. Şaşkınlığımla büyünün geldiği yere bakmak aklıma gelmedi. Bunun yerine jelimsi hareketler yapan ellerimi süpürgemden ayırıp önümde salladım biraz. Karıncalanmışlar da, tekrardan dolaşımlarını hızlandırıyormuş misali. Yavaş yavaş indim ve pat… Yumuşacık bir yastığın üstüne düştüm. Gryffindor çocuğun süpürgesi ise beni burada bırakıp uçup gitti. Nereye gitti? Arkasından bakıp kaldım sadece. Yani… Bana ne aslında? Güzel de değildi süpürge baksana sonuncu oluyorduk az kalsın. Fakir fakir işler.

Yattığım yumuşacık minderde doğruldum. Çevreme bakınayım da nereden tüyeceğimi göreyim diye. Ancak ne göreyim? Aşırı tatlı bir kız, yüzünde de sevimli bir gülümseme var ki sormayın. “Nereden düştün sen öyle?” diyerek bana bakıyor. Gülümseyince yanakları gözlerinin altından hafiften ittirip çipil çipil gözlerini kısmasına neden oluyor. İstemsizce gülümsüyorsunuz karşılığında. Baka kaldım tabi ben güzelliğine. Nemrut suratlı olduğum için de gülümseyemedim. Bir kaç saniye öylece baktıktan sonra gözlerimi kaçırıp dudaklarımı birbirine bastırdım. Ne kadar güzel olursa olsun bir kadına kendimi açıklama gibi bir huyum olmadı hiç. Özellikle pazardaki ne olduğu belirsiz kızlardan birine. Minderden kalkıp üstümü başımı düzelttim. Aynı anda da standa yaklaşıp kızın önündeki içi dolu bardaklara bakmak için sırtımı dikleştirdim. “Ehm… Balkabağı suyu mu bu?” dedim kaşlarımı kaldırarak. Hemen ardından da sadece gözlerimle kıza baktım kafamı kaldırmadan. Gözleri güzeldi ama daha güzellerini gördüm. Saçları simsiyah ve şekilliydi. Teni esmerdi. Sürekli kafamdaki başka bir kızla kıyaslama yaptığım için karşımdaki güzel kızı beğenemedim iyi mi? Şaka mı lan bu?

Ben size bir şey diyeyim mi? Charlotte ben bilmeden aşk iksiri içiriyor olmalı. Başka açıklaması olamaz bunun ya. Baksana kızın yüzüne bakıyorum. Charlotte’ın mavi gözleri daha güzel diyorum. Daha güzel gülümsüyor diyorum. Saçları daha güzel diyorum. Kafayı yemişim resmen. “Evet ister misin?” dedi kız. Charlotte’ın sesi daha güzel diye bir düşünce geldi yine kafama. Kafamı salladım. “Ver bakalım.” İçeceği alır, içe içe kaçızlarım düşüncem ile aldım bardağı. Alırken şöyle bir arkama baktım bizimkiler yarış konusunu ne yaptı diye. Dönmem ile süpürgesinin üstündeki Charlotte’ı gördüm. LAN? Nasıl ya? Ben en arkadaydım, nasıl gittiğimi, yarışı bıraktığımı fark etmiş ki? Hay babamın nasırlı topukları! Tekrar önüme, kıza doğru döndüm. Hala gülümsüyordu. “Eee, içmeyecek misin?” dedi. Hiçbir şey düşünmeden bardağı götürdüm ağzıma bir iki yudum almaya başladım. Ellerim iksirden hala biraz güçsüz. Bardağı kaldırınca titrediler minik minik. Düşünmek için vakit yaratıyoruz kendimize… Charlotte yanıma gelirse, beni kenara çekerse… Konuşacağız dedi ne konuşacak ki? Yok kardeşim ben konuşmam bir şey. Kaçacağım yine. Yokmuş gibi davranırsam yaşadığımız anlar var olmaktan çıkar. Koşsam? Yok artık Eadwig, koşmak ne. Duygulardan koşarak kaçmak hem yıkıklığını ortaya çıkarır hem de… Charlotte süpürge ile gelip kafama bile biner yani… Tamam tamam, Charlotte ile konuşmaktan kaçmak için mükemmel bir fikrim var.

Yudumlamam bitince bardağı indirdim. Bu sefer gülümsedim karşımdaki Balkabağı Suyu satan kıza. Bir adım yana doğru attım Charlotte bakıyorsa rahatça görsün de gelmesin diye. Dudaklarımda kalan sıvıyı şöyle bir emdikten sonra kafamı sallayarak “Çok güzelmiş.” dedim. Bardağı tutmayan elimi kaldırıp kızın çenesine doğru götürüp kibarca dokundum. “Aynı senin gibi." Samuel'den öğrendiklerimizi uygulama vakti geldi. Kuzenim çok güzel yavşar kızlara. Ben çoğunlukla yanda durup somurtuyor oluyorum. "Tüm içecekleri satın alsam, erken paydos verip benimle dolaşmaya çıkmak ister misin?” diye çıkma teklifini çaktım kıza zıbam diye. [/justify]

Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 10, total 10

Sayfa: [1] 2 3 ... 7