17 Nisan, 2026 09:19:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - André Harris

Sayfa: 1 2 [3] 4 5
31
İksir Dersliği / Ynt: Andre-Iris | İksir
« : 24 Mart, 2022 21:10:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karşısındaki dostunun kendisine her türlü destek çıkmak istemesi ve isimlerini profesöre vermesi yanaklarının daha da kızarmasına sebep olmuştu kumral saçlı oğlanın. "Teşekkür ederim Iris," diye mırıldandı usulca. Profesör Solaris'in kendilerine verdiği onayla malzeme deposuna yönelmeye başladılar.

Iris'in iksirler konusunda tüm söylediklerine karşın başarılı olabileceğini biliyordu sarı cübbeli. Ancak işlevsiz kalmamak ve elinden geleni yaparak yardımcı olmak istiyordu partnerine. Bunu iksirin yapım aşamasında becerebileceğini zerre düşünmüyordu lakin ayak işlerinde en azından faydalı olabilirdi. Böylece iksir ustası dostu da olabilecek en iyi düzeyde öfori tetikleme iksirinin kendisine odaklanabilirdi. Söze girdi bu düşüncelerinin hevesiyle: "Şey, ee, şimdi bu iksirin malzemelerine yardımcı olayım: Büzümüşincir ve pelinotu olması lazım içerisinde. Bir de... Kediotu?.. Tamam diyorsan alayım onlardan istersen. Diğer malzemelerden tam emin değilim ama..."

Partnerinden alacağı onaya ve potansiyel yönlendirmelere göre depodaki kavanozlardan gerekli malzemelerin kaliteli olanlarından seçmeye koyulacaktı.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 5, total 5[/justify]

32
VII. Kat / Leydi Ainsworth'ün Rehberliğinde
« : 22 Mart, 2022 05:18:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Öncesi: Broş Meselesi Üzerine Bir Kütüphane Mesaisi

Ocak, 1866

[justify]"Ne demek 'Reveliare' iş yapar, Bay Harris? Şu önündeki hesaplara bir bak, o beş ne o beş? İçsel kuvvet ile senin amacının ne alakası var? Tespit ettiğin büyüleri havaya uçurmak mı istiyorsun?"

"Ama iki tane yedi var, yani analitik araş-"

"Ciddi olamazsın, küçük bayım. Kelimeleri böyle gelişigüzel seçebiliyor olsak boğulma sesleri bile büyü icra edebilirdi, eminim ki yeterince uzun bir boğulma sesinden de birkaç tane yedi çıkartabilirsin! Ah, ben nereye düştüm böyle? Aritmansi profesörünüzle acilen bir konuşma yapmam lazım! Ve büyü kuramı! Ve tılsım! Ve biçim değiştirme! Ah, ne hale gelmiş yüzyılların güzide eğitim kurumu?"

Histerik ve abartılı hareketlerle başını yanlara sallıyor, bu esnada belirgin bir serzeniş içeren simasını eliyle adeta çocuğu adına utanan bir anne misali kapatıyordu saydam kadın figürü.

"Özür dilerim, leydim, sizi hayal kırıklığına uğratmak istemezdim; ancak sorunun tüm profesörlerdense bende olması daha olası sanırım. Fakat demek istediğinizi anladım; profesörlerimizden öğrendiklerimi size ispat etmeme müsaade edip bana bir şans daha tanır mısınız, lütfen?"

Dört yüz yılı aşkın süredir şatonun koridorlarında hayalet olarak gezen eski aritmansi profesörü Dizbağı Nişanı Yüksek Onur Mensubu, Lale Nişanı Tarih Büyüküstadı, Majestelerinin Güvenilir Özel Konsülü, Thames Büyücüler Loncası Asil Kurucu Üyesi Leydi Matilda Joan Ainsworth, elini yüzünden belindeki bir hayli şık işlemeli meçe indirmiş ve sırtını oğlana verip "İyi madem," diyerek kuzey kanadındaki boş çalışma odasında volta atmaya başlamıştı yüzünde ince bir gülümseme ile. Henüz birkaç saattir tanıyordu cübbesinde sarı işlemeler olan oğlanı fakat oldukça başarılı bir insan sarrafı olarak çocuğu düzgün çalışmaya itmenin en etkili yolunun, başarısız olduğu vakitlerde kendisini değil değer verdiklerini suçlamak olduğunu fark etmişti bile. Bir süredir yönlendirmelerine olumlu sonuçlar veriyordu oğlan fakat henüz çokça bilemeye ihtiyacı vardı zihninin. Ne var ki minik porsuk, kendisini ve profesörlerini ispatlayabilecekse bunu şimdi başarmalıydı. Sonsuza değin var olacak olması sonsuz vakti olduğu anlamına gelmiyordu kadının.



Şömine kenarındaki bir koltuğa hayalet bacaklarını birbirinin üzerine atarak oturuşu ve materyal dünyadaki ateşin yüzyıllardır hissedemediği sıcağını soğuk bedeniyle hayal etmeye gösterdiği çaba, "Sanırım buldum, leydim! Görüşünüzü alabilir miyim acaba?" sorusuyla bölünmüştü çalışma masalarının birinden işittiği. Oraya doğru süzüldü usulca, bir hayalet olmasına karşın fani hayatındaki soyluluğunu aşikar kılan adımlarına bir hayli özen göstererek. Göz ucuyla parşömenleri süzüp potansiyeli olabileceğini düşündüğü sözleri inceledi bir anlığına ve söze girdi: "Bunun son şansın olduğunu tahmin ediyorsundur sanırım. İlgime değer fikirlerle beni bulduğun ve Lord Carmichael'ın tavsiyesiyle geldiğin için sana bu vakti ayırıyorum lakin fikirlerini eyleme dökebilecek kabiliyetten yoksun isen desteğime layık değilsindir. Aynı şekilde profesörlerin de. Hala bana göstermek istediğin şeyin, önündeki sonuç olduğuna emin misin?" Kaşları çatık, bakışlarıysa keskin ve korkutucuydu.

Kumral saçlı oğlan haliyle göz temasını bir saniyeden uzun süre koruyamayıp önündeki parşömenlere bir baktı. Süzdü tekrardan hesaplarını. Altlarında kompleks hesaplar yapılmış ve sonrasında üzerleri silinmiş tonla kelimeyi, aritmansi cetvelinin ayarını ve nihayetinde bulduğu "sonuç"unu süzdü. İricene yutkunup işlemeleri muntazam, muhtemelen kılıç kullanımının etek sebebiyle zora düşmemesi amacıyla diz altları bir ek ile daha geniş hale getirilmiş uzun elbisesinin içindeki dalgalı saçlı kadına çevirdi bakışlarını. Korkuyordu fakat en iyi çözümü -en azından kendi düşünebildiği en iyi çözümü- bulduğuna da emindi. Başını salladı aşağı yukarı korkakça. Karşılık aldı kafasıyla icra ettiği çekingen hareket: "Anlat."

"Leydim, kullanmanın makul olacağını düşündüğüm kelime 'Deprehensio'. Latince tespit etmek anlamındaki 'deprehendere' kelimesinden köken alıyor. Gerçek anlam bazında tutarlı olduğunu düşünüyorum." Söylediklerine devam etmek için müsaade ister bakışlar gönderdi notlarını incelemeye koyulmuş halde, yanında ayakta duran kadına. Muhtemelen kadının kulağı tam odak kendisindeydi ki konuşmaya ara verdiği anda göz ucuyla bakışlarını kendisine çevirdi ve yüzündeki soran ifadeyi görünce eliyle anlatmaya devam etmesini işaret eden bir hareket yaptı, sonrasında bakışlarını notlara geri çevirdi.

Tam söze devam edecekti ki aklını bir süredir kurcalayan eylemi uygulamaya koyuldu. "Ee şey, leydim... Bu diyeceğimi lütfen mazur görün ama..." Oturduğu sandalyeden kalkıp kadına sundu sandalyeyi tek eliyle minik bir jestte bulunarak: "Uzun süre yanımda ayakta kalmanızı istemem, belki manasız biliyorum ama... Şömine başında oturuşunuz gözüme çarpmıştı da... Oturmaz mıydınız, leydim?" Yüzünde içten, minik bir gülümseme vardı; yanaklarıysa kıpkırmızı kesilmişti. Bir hayalete böylesi bir teklifte bulunmak belki de çok büyük bir hakaret olarak anlaşılabilirdi. Ancak koskoca soylu, beş yüz yaşındaki bir kadını yanında ayakta tutma fikri daha yanlış gelmişti kendisine. Bu sebeple dayanamamıştı bu teklifte bulunmak için. Tekrar keskin bakışlar notlarından kendisine dönmüştü söyledikleri üzerine. Göz temasını muhafaza edememişti André haliyle. Korktuğu mu başına gelmişti? Hakaret olarak mı algılamıştı kadın söylediklerini? "Efendim, çok ö-özür d-dilerim, niyetim size h-haka-" "Nezaketiniz için teşekkürler, Bay Harris."

Leydi Ainsworth, kendisine sunulan sandalyeye nazikçe yerleşti ve şimdi yanında ayakta duran oğlana, anlatmayı devam etmesini ifade eden bir el hareketi yaptı masadaki notları göstererek.

Teklifinin kabul edilmesiyle yüzünde tekrar belirmişti gülümsemesi, bu sefer bir hayli geniş bir şekilde. Mutluydu yanlış anlaşılmadığı için. Hatta o kadar mutluydu ki, yanındaki kadının kendisine ilk defa "siz"li hitap etmiş olduğunu bile fark etmemişti an içerisinde. Kim bilir fark etmiş olsa nasıl bir tepki verecekti?..

Nitekim söze geri girdi genç tılsımcı: "T-Tabii efendim, devam edeyim. Şey... Nümerik analizini yaptığımızda ise 1, 3 ve 7 ortaya çıkıyor. Yediye takıntımı eleştirmiştiniz ancak hiçbir zaman yanlış olduğunu söylemediniz, yani sadece doğru bir yediye ihtiyacım olduğunu düşündüm ben de. Şey, pardon, büyüye gelecek olursak ise bir sayısı öncülüğün ve aksiyonun sayısı, biliyorsunuz pek tabii. Bu, başlangıç rezonansını temsil edecek. Üç, büyünün hedefle bağıntı ve bağlantısını ifade edecek. Yedi ise bildiğiniz gibi analitik analizi. Yani şuradaki analizlere bakarsanız ve bu parşömendeki, bağıntının rezonansını analiz ederek bu büyüyü elde edebileceğimizi düşünüyorum."

Elinde hayali bir tüy kalem oynatarak parşömen tomarlarının üzerinden geçiyordu saydam kadın. Özetleme faslının sonlanmasından sonra başını anladığını ifade edercesine salladı ve tüm notları baştan sona inceledi. Bazen yanındaki oğlandan sayfaları değişmesini, yandaki kitaplardan muhtelif bölümleri açmasını istedi ve bu süreç bir buçuk saati aşkın bir süre devam etti.



"Bay Harris, ön çalışmalarınız oldukça başarılı duruyor. Kesinlikle bir altıncı sınıf öğrencisi için başarılı. Fakat önünüzdeki sürecin çok daha zorlu olacağını söyleyebilirim. Bu noktadan itibaren kendi yolunuzu takip etmeniz yahut farklı rehberler bulmanız en doğrusu olacaktır. Nitekim bir leydi, takdire şayan işler başaran tebasını mükafatlandırmalıdır. Beni takip etmenizi isteyeceğim. Eşyalarınızı toplayın tabii öncelikle."

Gözleri duyduklarına istinaden heyecanla irileşen oğlan zorlukla karşılık verdi: "T-T-Teşekkür ederim, l-leydim... Sizden b-bunları duymak... Çok değerli benim için." Tüm parşömenleri çantasına tıkarak apar topar hazırlanmaya koyuldu ve kendisini takip etmesini isteyen silüeti izlemeye başladı yedinci kattan giriş katına değin hızlı adımlarda. Daha önce yalnızca bir iki defa bulunduğu bazı zemin kat koridorlarını aştılar ve minik fakat bir hayli ilgi çekici nesnelerle dolu bir odaya vardılar. "Burası, şatonun Artefakt Odası. Burada daha önce bulunmuş muydunuz, Bay Harris?" Adeta bir hazine odasındaymışçasına hisseden Hufflepuff'lı; ağzı yarım karış açık, yalnızca başını iki yana sallayabildi hayır anlamında. "Artık bulundunuz. Şimdi, şu kitaplığın arkasındaki kazanı kenara çekip şuradaki gizli bölmedeki sandığı çıkartmanızı istiyorum. Evet, onu. Bu taraftaki vitrindeki sepetin içerisinden gümüş anahtarı bulup sandığı açar mısınız?"

Sandığı açtığı vakit, deri ciltli ve yaşına karşın oldukça iyi muhafaza edilmiş bir kitapla karşılaştı. Namını ve ancak kara borsada bulunabildiğini daha önce duymuş olduğu kitabın adı, gümüş yaldızlarla yazılıydı mavi çerçevenin içerisinde: Büyücülük ve Evren Manipülasyonu - Barberus Bragge. "Efendim ben... Ne diyeceğimi... Bu kitap, günümüzde aşırı nadide ve anc-" Sözü yarım kesilmişti ellilerinde gösteren kadın tarafından: "Bunun gayet farkındayım. Bay Bragge... Saygı duyulası bir insandı. Kendisi örnek aldığım figürlerden biriydi vakti zamanında. Ancak yüzyıllar geçti, artık birisini örnek almaya devam etmektense birilerine örnek alınacak birilerini göstermek daha doğru olacaktır. Doğru yönlendirmeyi hak eden bir öğrencisiniz, Bay Harris. Dilerim ki size olan bu armağanımın kıymetini bilir ve büyünüzü icat ettiğinizde ziyaretime tekrar gelirsiniz..."
[/justify]

33
Tılsım Dersliği / Çikolata Zanaatkarı
« : 18 Mart, 2022 00:33:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ocak, 1866

[justify]Tılsım profesörlerinin hastaneden taburcu olduğu haberini aldığı ilk günden beridir neşesi kat be kat artmıştı kumral saçlı çocuğun. Kendisinin yanına gitmeyi çokça kez istemiş ancak haliyle izin alamamıştı okul dönemi içerisinde böylesi bir eylem için. Profesör Moore düzenli ziyaretlerinden döndüğü vakitlerdeyse ağzından ancak cımbızla laf alınabiliyordu ki alınan lafların da bir veya iki kelimelik tatmin edicilikten uzak cevaplar oluşu bir hayli sinir bozucu ve endişe uyandırıcıydı.

Nitekim iyi haberler hızla yayılmıştı ve daha önce aklına hiç gelmemiş, ancak taburculuk haberine istinaden bir soru belirmişti zihninde: Geçmiş olsun hediyesi olarak ne verebilirdi?

Scrivenshaft'tan alınabilecek şık bir tüy kalem seti akla gelen ilk seçeneklerdendi. Aynı şekilde Dervish & Banges'den fazla pahalı olmayan ancak ilgi çekici bazı sihirli aletler bulabilirdi. Yine de bu seçeneklerin hiçbiri tatmin etmiyordu kumral saçlı oğlanı. Hediye seçmek konusunda bir hayli başarısız ve bir o kadar da kararsız olan André, daha özel bir şey istiyordu: Standart orta-üst sınıf ekonomik güçle alınabilecek ve herkesin verebileceği bir şey değil.

"Çikolata bile daha iyi bir seçenek bunlardan," diye düşünüyordu içinde bulunduğu grubun hararetli sohbetinden izole olmuş bir halde. "O origami porsuk davetiye gibi bir şey-" Ansızın yüzüne bir aydınlanma geldi bordo paltolu oğlanın. Evet, aradığı şey bizzat hoş ve yaratıcı kullanılmış tılsımların kendisinde yatıyordu. Öncelikle, kaliteli çikolataya ihtiyacı vardı. "Benim acilen Madam Puddifoot'a gitmem lazım, sonra görüşürüz," dedi ve ortamı terk etmeye başladı arkasını dönerek.

"Zaten biz kimiz ki be?"
"Bir kızla mı buluşuyorsun lan? Hem de haberimiz yok? Madam Puddifoot ne?"

Minvalinde arkasından yükselen seslere "Daha iyisi!" diye karşılık vererek arkasındaki ekibi kafası karışmış bir halde bıraktı ve çay evinin sunduğu, muhtemelen Hogsmeade'de bulabileceği en kaliteli çikolatalardan bir paket aldı. Sonrasında ise masalardan birine geçti elinde kadife kaplı mor paketi ile. Çevresi elit takılmaya çalışan öğrenci çiftler ve yetişkinlerle doluyken tek başına oturduğu bu pembe ortama zerre ait hissetmiyordu. Eli ayağı hareket etmeden duramıyor, bir yandan planını düşünürken öte yandan olabilecek en kısa sürede bir garsonla interaksiyona girmek ve vereceği sipariş sonrası mekana aidiyetini kuvvetlendirmek istiyordu. Fazla geçmeden bir kadın imdadına yetişti:

"Merhaba, ben bir fincan sütlü bergamot çayı alabilir miyim, madam? Ş-Şey, bir de mahsuru yoksa... Acaba metalik bir tas ve tepsiniz varsa burada kullanmak üzere ödünç alabilir miyim?"

Karşısındaki otuzlarının başlarında gösteren kadın işittiklerini duyunca şaşkınlıkla tek kaşını kaldırmış olsa da sıkıntı olmayacağından mıdır yoksa ricada bulunan oğlanın çekingen tavrını sempatik bulduğundan mıdır bilinmez, yüzünde ince bir sırıtma ile "Tabii bayım, çayınızla beraber getiririm," diyerek birkaç dakika sonra yanına istediklerini getirmek üzere ortalıktan kaybolmuştu.

Nihayetinde malzemeler önüne geldiğinde yüzünde geniş bir gülümseme ile garson kadına içten bir teşekkür etmiş ve önündeki deneyine koyulmuştu. Öncelikle çikolataları gelen kalaylı tasın içerisine döküp üzerindeki siyah ceketin iç cebinden asasını çıkarttı: "Aercalidum." Incendio alevleri çikolatayı yakabilirdi zira. Buna özen göstererek daha yavaş yollarla da olsa kalaylı kazanın içerisinde kahverengi bir sıvı elde etmiş ve homojenleşmeye başlamış sıvıyı asasının zarif hareketleriyle iyice karıştırdıktan sonra bir Glacius mırıldanarak mavi ışık huzmeleri eşliğinde bütün bir çikolata elde etmişti. Böylelikle fikrinin birinci aşaması tamamlanmıştı.

Tastan çıkarttığı bütün çikolata kalıbını gümüş tepsinin üzerine bırakırken gerçekleştireceği iki büyüyü hızlı, doğru, verimli uygulaması gerekiyordu. Yaptığı hummalı çalışmanın meraklı birkaç çift gözü üzerine çektiğini fark etse muhtemelen sahne korkusuyla tir tir titreyecek ve hiçbir şey başaramayacak oğlan zanaatına fazla odaklıydı. Çevresinde olan bitenin farkında olmayan bir mizaca sahip olmasının işine yaradığı sayılı anlardan birini yaşıyordu an içerisinde. Elinde asasını tutarken tüm dikkati çikolataya birazdan uygulayacağı büyüyle vereceği formu canlandırmaya çalışıyordu. Biçim değiştirme büyülerinde bu dikkat ve hassasiyet önemliydi zira. Derin bir nefes alıp verdi ve asasını sallamaya başladı: "Anifors."

Çikolata kalıbı, Mahoutokoro öğrencilerinin bir hayli aşina olduğu türden bir figüre bürünmeye başladı: Bir fırtına kuşuna. Tabii bu etkileyici varlık kanatlarını fazla oynatmadan önce son aşamaya geçmesi gerekliydi ve önündeki geniş kanatlı yaratığı istediği kadar takdir edemeden mırıldandı son sözlerini: "Duro."

Etkileyici kuş, kanatlarını endamlı bir şekilde germiş vaziyette taşlaşmış; minik fakat heybetli bir statüye dönmüştü. Gri rengin sunum için pek iyi olmaması gibi bir sıkıntı vardı yalnızca. Fakat çözümünün akla gelmesi pek zor değildi. Birkaç asa manevrası sonucu detaylarını işleyerek bu taşlaşmış kuşu, az önceki canlılığında renklere boyamıştı birkaç Colovaria ile ve işte tam olarak şimdi hediyesi tamamlanmıştı genç porsuğun. Aradığı tarzdaki hediyesi. Profesör Yamashita'ya özel ve kendisinden olacak hediyesi. Bu sırada sütlü çayının soğumuş olması üzücü olmuş olsa da soğumuş çayını üzülerek fondip yapmış, cebinde yalnızca birkaç sickle bırakacak hesabını ödemişti. Fakat bunların hiçbiri üzücü değildi an içerisinde. Mutluydu.[/justify]



Mirabella Yamashita'nın tılsım dersi olmayan o gününde, kapısının hemen önünde duran kürsünün üzerine özenle boyanmış minik taş heykeli, ufak bir not ile bıraktı:

"Merhaba Profesör,

Malum ağustos günü için size ne kadar teşekkür etsem azdır. İyi olduğunuz için çok mutluyum. Dilerim ki geleceğinizdeki her gününüz bulutların üzerindeymişsinizcesine aydınlık olur.

Fırtına kuşunun üzerine minik bir Finite uygulamak isteyebilirsiniz.


-André"


(Tılsımların etkisi geçirildiğinde bu şekilde donduğu için ortaya çikolatadan ve her detayına kadar işlenmiş bir fırtına kuşu belirecektir.)

34
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 22:28:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 6, total 6

Profesör Moore hakkındaki yorumları duymasıyla olanları komik bulması sebebiyle ince bir gülümseme yüzüne yerleşmiş olsa da böyle düşünmüş olmasından kaynaklı olarak duyduğu suçluluk sebebiyle bir yaz meltemi misali silinip gitmişti gülümsemesi. Bir yandan Mirina'nın başarılı olmuş gibi gözüken büyüsünün sonuçlarını aralardaki sıraların ötesinden gözlemlemeye çalışırken kalan sözleri duymakta biraz zorluk çektiği söylenebilirdi.

Profesörün tonlamasının değişimiyle farkına vardığı "açıklama"ya tekrar dikkatini vermeye başlamış, işittiklerinin ardından ise yüzünde belirgin bir tereddüt oluşmuştu. Konsept olarak belki havalıydı ama gerçekten bunu yapmalılar mıydı ki? Kararsızlık ve çekince sarmalıyordu zihnini.

Bu esnada dersliğe geç varan Ares, profesörden müsaade istedikten sonra yanından geçmiş; kendi hizasındayken kulağına, yüzünde alaycı bir gülümseyişle bir çiçek takmak suretiyle ilerleyişine devam etmiş ve Profesör Yamashita'nın yanına vararak geçmiş olsun hediyesini takdim etmişti. Sonrasında yanına gelip neler olup bittiğini sorduğunda eliyle ayaklanan öğrencileri gösterip kendisiyle çağırmış ve sıraya girdikleri noktada fısıldayarak özetlemişti elinden geldiğince kısa bir şekilde: "Ee... Confundus tılsımını işleyecekmişiz bugün. İşlevi ve amacını sordu, Profesör Moore ile ilişkisi yokmuş bunu öğrendik, sorma nasıl geliştiğini olayların; Mirina sineğin tekine Confundo yaptı, galiba sineğin hareketler sapıtmıştı biraz: Başarmış olabilir... Sonra ise... Hah, özellikle muggle'lara yahut diğer büyücülere karşı savunma yahut manipülasyon potansiyelinden söz etti. Uygulamadaysa..." Bir yutkunma ihtiyacı hissetti bu noktada. Yüzünden çekincesi her türlü okunuyordu. Bu esnada dikkat çekmemek ve uzun saçlı cadıyla bozuşmamak için dikkatini profesöre yöneltti bir süreliğine: "Kendisine karşı büyüyü uygulayıp binamıza puan verdirtmemizi istedi. Profesör Yamashita'nın zihniyle oynama potansiyeli biraz çekindiriyor beni desem yeridir. Zira ona uygulamamızı istediyse kendini savunmayacaktır pek fazla..."

Sırayı önce yanındaki Ares'e sunup başarısız oluşunu izledikten sonra dudaklarını büzerek bükmüş ve "Aks be," diye mırıldandı yanından geçen dostuna. Kendisi sıra aldığında ise asasını hazır etmişti çoktan ancak büyüyü uygulamayı deneyeceği anı belli etmek istercesine ince bir hareketle başını öne eğip karşısındaki tılsım ustasına selam vermiş ve ardından asasını bir soru işareti şeklinde sallamıştı: "kon-fhun-do!" Nitekim sarı cübbeli oğlanın oluşturduğu tek pembelik asasının ucunda değil, utançtan dolayı yüzünde belirmişti...

35
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 20:59:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Haftalardır tılsım dersine gelemeyen profesörlerinin ortak salonlarına astırdığı duyuruya uyandığı sabahtan beridir adeta çehresi renklenmişti kumral saçlı oğlanın. Cadı avcılığı vukuatları, bakanlığın özel broşlar ile getirdiği kast sistemi ve içinde bulundukları şatodan yarıyıl tatili sebebiyle dışarı adım attıklarında kendilerini içerisinde bulacakları kasvet, birçok Hogwarts öğrencisi gibi kendisine de yansımıştı haliyle. Fakat an itibarıyla uzun süredir ihtiyacı olduğunu fark bile edemediği bir mutluluğa sarıldı: Profesör Yamashita'nın hastaneden taburcu oluşu.

Tılsım dersliğine kendini attı hızlıca, şaşırtıcı bir şekilde geç kalmadan. Özel bir gündü bu, geç kalma lüksü yoktu kumral saçlı oğlanın. Her yaştan öğrencilerle dolu sınıfa girdiğinde tanıdığı tanımadığı göz teması kurduğu tüm simalara -Franziska hariç- yüzünde sıcak bir gülümseme ile sessizce selam vermiş, ön sıralardan birisine yerleşmişti parşömen tomarı, tılsım kitabı, mürekkep şişesi ve tüy kalemi ile.

Profesörleri sınıfa hitap etmeye başladığında yüzündeki gülümsemeye karşın bitkin olduğunu hissediyordu karşısındaki cadının. Rezalet bir gözlemci olabilirdi André fakat şu anda süzdüğü sima yıllardır en dikkat ettiği simalardan biriydi ve farklılıklar olduğunda bir nebze de olsa algılayabiliyordu bu durumu. Bu sebeple genel olarak yüzünde bir gülümseme olsa da gözlerinde bir şüphe buğusu vardı ışıldamalarına engel olan.

Uzun düz saçlı kadının girizgahı bittiği ve kendilerine malum soruyu yönelttiği vakit düşünceli bir ifadeye büründü. "Hedefin kafasını karıştırmaya yarar. Son olaylar üzerine gizliliğin öneminin artmasına istinaden?" diye düşünürken elini kaldırmadan önce emin olmak istiyordu. Derse başlar başlamaz direkt çok yanlış bir yöne atlamayı istemezdi. Bu esnada göz teması kurmaktan veya iletişim kurmaktan imtina ettiği, aralarına duvar çekmek için aylardır çaba sarf ettiği yeşil cübbeli kız söz almış ve yoksayamayacağı sözler zikretmişti: nE? Profesör Yamashita ile Moore arasında ilişki mi vardı? O kasıntı sert adama bakmazdı ki karşılarında oturan kısa boylu kadın. Bir saniye, neler düşünmeye dalmıştı böyle? Saçmalamasındı Franziska da. Elini kaldırdı hışımla, sinir bozucu cadının sorusunu bastırmak istercesine ve söz alacaktı ki tanıdık, kendisine malum kilise olaylarında yardım etmiş olmasına karşın hala çekinceyle yaklaşmaktan kendini alıkoyamadığı küt saçlı kız girdi söze.

Söyledikleri ve bir saniye... O bir sinek miydi? Ansızın sınıfta gelişen atmosfer karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Eli havada kalmış, başı ve bakışları ise mavi cübbeli kıza kilitlenmişti ağzı bir karış açık bir halde.

Eğer kaosun ortasında söz alabilirse diyecekleri ve profesörünün tepkisini bekleyeceği sözler ise şunlardı: "Son olaylar üzerine gizliliğin öneminin artmasına istinaden belki? Hafıza silme tılsımı bu konuda çok daha kompleks kaçabilir ve bildiğim kadarıyla başarılı icra etmesi bir hayli zor ancak Confundus tılsımı yapımı daha kolay olduğu için birçok ufak enstantane için hayat kurtarıcı olabilir belki, profesör."

36
Kütüphane / Broş Meselesi Üzerine Bir Kütüphane Mesaisi
« : 15 Mart, 2022 01:51:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Öncesi: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi

Aralık, 1865

[justify]Uzun süredir ilk defa bir cumartesi kahvaltısı bir buçuk saatten kısa sürmüştü kumral saçlı oğlan dördüncü kata ulaştığında. Zira aklını kurcalayan meseleler vardı: Her sabah yatağından kalkarken gözlüğüyle beraber takmak zorunda bırakıldığı ikinci bir eşya olan bakanlık broşunun sebep olduğu ayrımcılık ve işlevi. Sihirli eşyaların potansiyellerini çok iyi biliyordu André Harris. Tılsımlar konusunda okumalar yaparken sayısız ilginç sihirli eşya ile ilgili bilgi edinmişti: Yalnızca spesifik büyülerle görünür olan görünmez mürekkepler, çevredeki olası art niyetleri afişe eden cep sinsioskopları, unutulan unsurları hatırlatan hatırlaküreleri gibi. Ve bakanlık yedi kuşak safkan olmayanların tümüne bir eşya dağıttıysa bu eşyalar da böylesi bir işlev içeriyor olabilirdi. Bu broşlar, muhtelif büyülü denetimleri yürürlülüğe sokmak için muazzam bir imkan ve araç olabilirdi keza.

Gelecek Postası'nda okuduğuna ve bundan da önce birçok arkadaşının isyanlarından şahit olduğuna göre örneğin muggle doğumluların aileleriyle görüşmeleri yasaklanmıştı. Acaba bir muggle tespit cihazı gibi bir şey olabilir miydi bu alet? Bunu henüz deneyemezdi ve deneyip başına risk alacak cesarete de sahip değildi zaten. Ama denediği bazı şeyler vardı: Örneğin gece 12'den sonra büyü yapılması, özellikle ışıklı büyü yapılması yasaktı. Belki de bu alet gece saatlerinde büyülü ışıklara tepki veriyordu? Bunu dışarıda denemeye yine cesaret edemezdi kati suretle fakat Hogwarts'ta olmasının ve ders çalışıyor olabileceğinin bahanesine sığınarak bir deney yapmıştı. Hiçbir sıkıntıysa yaşamamıştı. Tabii bunun doğurduğu başka bir soru işareti vardı: Belki de Hogwarts içerisinde yaptığı için broş bir tepki vermemişti ve dışarıda denese olaylar çok farklı gelişecekti. Büyücü gruplarını tespit eden bir cihazdıysa da aynı şekilde Hogwarts içerisinde beş kişiden aşağı olunan an yoktu ki. Bu yine bir Hogwarts istisnası olabilirdi pek tabii...

Yüzlerce yıllık devasa şatonun sınırları içerisinde deney yapmanın herhangi bir faydası yok gibiydi, en azından kumral saçlı oğlanın gözlemlerine göre. Ancak bu, daha büyük bir potansiyele kapısını aralıyor olabilirdi. Bu potansiyeldi kendisini en değer verdiği öğün olan cumartesi kahvaltısını apar topar yapmasına ve SBD sınavlarına son bir hafta kalmışçasına kendisini kütüphaneye atmasına sebep olan. Hogwarts, sınırların dışında kalıyordu. Deney yapsın veya yapmasın burası bakanlık kanunlarının bariz bir şekilde uygulanamadığı açık bir denizdi ve burada olduğu süre içerisinde yakasındaki broşu kurcalamak için sonsuz imkanı olabilirdi. Belki de tüm bu düşünceleri; kuralları çiğnemeye normal koşullarda cesaret edemeyecek oğlan için merakı, deney yapma hevesi ve hakkında hiçbir şey bilinmeyen bu broşlarla alakalı ilk bilgileri edinebilme ihtimaline yönelik heyecanı sebebiyle rasyonalize edilmiş safsatalardı ve başına yarıyıl tatilinde eve döneceği vakit işler açacaktı. Bilmiyordu. Fakat bu ihtimalin bilincinde bile değildi zaten.

Kütüphanenin ağaçtan yapılma, iç alanı gibi devasa olan kapısını araladığında ve adımlamaya başlayıp birkaç rafı ve çalışma alanını aştığında geçtiği alanlarda kendisi dışında yalnızca iki öğrenci seçebilmişti. Yüzüne tatmin olmuş bir ifade yerleşti, deney için ortamın müsaitliğine bizzat şahit olmasından mütevellit. Sınavların yakın olmadığı ve cumartesi sabahın körü olduğu ele alınırsa belki şaşırtıcı değildi de bu. Nitekim kendisine ıssız ve göze batmayacak bir köşe seçti, eşyalarını masaya bıraktı. Fazla sosyal olamayan bir inek olunca ucu bucağı yokmuşçasına geniş olan ve kitaplık labirentleriyle sarmalanmış kütüphanenin nerelerinde minimal insan interaksiyonuna girmek suretiyle çalışılabileceğini bu altı yılda öğrenmişti haliyle. Buralarda takılan diğer öğrencilerle aralarında sözsüz bir yoldaşlık dahi oluşmuştu: Aynı meskenlerde aynı düşüncelerle yer alan aynı simalar aylarca hatta yıllarca sürekli olarak denk gelince, en asosyalleri bile birbirleriyle bir göz aşinalığı geliştirmiş ve bu aşinalık, minik selamlaşmalara gebe olmaya başlamıştı.

Rafları arşınlamaya başladı önce, birkaç kitap gerekecekti. Arayışı sırasında bu söz konusu "tenha" meskenlerden birinde bir buçuk yıldır buralarda denk geldiği, muhtemelen ikinci sınıflardan; uzun, düz ve kızıl saçları muhtemelen yataktan çıktıktan sonra taranmamış olmasından ötürü dağınık olan minyon Ravenclaw kızına yüzünde ince bir gülümseme ile kafa selamı verdi sessizce. Adını bilmiyordu kızın, kız da kendisinin; muhtemelen kumral saçlı oğlan mezun olduğunda bile bilmeyecekti bu simanın sahip olduğu isimi. Yine de selamı karşılık buldu benzer bir gülümseme ile. Bu küçük karşılıkla gülümsemesi daha da genişlemiş bir halde devam etti kitap arayışı ve toplayışına. Hayattaki böylesi minik detaylar değerliydi genç porsuk için.

Kitap toplayışı sonlandığında kuytu köşesine geri çekildi. Çantasından bir tomar parşömen ve yazma setini çıkarttı, yan tarafa da kahvaltı sofrasındayken peçeteye sarmaladığı kurabiyeleri serdi. Öncelikle buralar daha fazla kalabalıklaşmadan büyüsel merakını gidermesi iyi olacaktı. Kara ceviz asasını çekti, üzerinden geçici olarak çıkarttığı broşa doğrulttu: "Verdimillous." Yeşil kıvılcımlar devasa kitap raflarının arasında dağılarak gümüş broşu parlak bir hayal kırıklığı ile sarmaladığı noktada önemli bir mesele zihnini kurcalamaya başlamıştı bordo gözlüklü oğlanın: Sihirsel tespit girişimleri için standart metotların yetersizliği...[/justify]

37
İksir Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« : 13 Mart, 2022 15:24:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İksir dersliğine düşünceli bir edayla girmişti cübbesinde sarı işlemeler olan oğlan. Aklını kurcalayan şeyler vardı üzerindeki gümüşi, bakanlık arması bulunduran rozetle alakalı. Ergenliğin ateşi ve altı hizibin Hogsmeade çevresinde aktifleşmeye başlaması birçok sınıf arkadaşının politikleşmeye başlamasına sebep olmuştu son aylarda. Velev ki kendisi pek politik bir insan sayılmazdı. Buna karşın duydukları kendisinde de belli bir hoşnutsuzluğa gebe oluyordu. Öyle ki, sınıfın değişmiş düzenini, ikili sandalyelerini ve malzemesiz kazanları fark etmemişti bile. Yalnızca Profesör Solaris'in dedikleri zihninde belli belirsiz bir komut olarak yer edinmiş ve şartlandırılmışçasına çantasını bırakmak üzere sağ eline almıştı. Düşünceli hali ancak sınıftaki yüksek sesli isyan eden söylemlerle kesilmişti. Kızıl cübbeli oğlanın isyanını duyunca iyice sinirleri bozuldu. Her ne kadar sakin bir çocuk olsa da André de bir ergendi: Ortaya isyana destek çıkan sözlerini ekledi: "Bir de işin komik yanı, şey, geçen kütüphanede okudum; büyücü olmayanların dinlerinin mensuplarının birbirine ayrımcılık yaptığı tekniği uyguluyorlarmış. Yani sözüm ona büyücü olmayan kesimin karşıtları, büyücü olmayanların metotlarından daha başarılı bir yol düşünememişler yani! Onların da ufku bu kadar geniş işte!"

Düşüncelerini dile getirme konusunda başarılı bir kişi olsa belki çok daha vurucu olabilecek bir görüşü var olmayan hitabetiyle ve "muggle" kelimesini zikretmeye çekinir hale gelmesine sebep olan travmalarıyla çarçur etmiş olsa da kenar köşeden sadece bir iki kişinin onaylar tepkilerini almak mutlu etmişti André'yi. O esnada "Muggle'lar tarafından işkenceye uğramışken da o aşağılıkları savunmazsın be mal," diye mırıldandığını duydu mavi cübbeli bir kızın arkadaş grubuna. Safkan bir haneden gelme, geçmişi özel ev -daha doğrusu malikane- eğitimleriyle geçmiş kuzguna döndü bakışları.

"O olayları yaşamış olan benken belki de yorum yapmak pek haddine değildir, ha?"
"Tam da bu yüzden bunları konuşma hakkına senden daha çok sahip değil miyim?"
"Belki de senin gibi düşünen ayrımcı andavallar yüzünden bu hale düşmüşüzdür, ne dersin?"
"Pardon, hayatında kaç tane muggle ile tanıştın? Hani şu Britanya nüfusunun yüzde 99'unu oluşturan kesimden... Yüzde 1'lik dünyanı genişlet böyle boş yapmadan önce istersen."


Aklına gelen yalnızca birkaç cümleydi. Fakat söyleyemedi. Sivri dilli olabilen, insanlara alenen kafa tutabilen bir insan hiçbir zaman olmamıştı André. Bir şey demeye kalksa bile muhtemelen cümlesini gereksiz yere iki kat uzatacaktı ve çevredeki herkes tarafından hakkını savunarak boşboğazın tekinin ağzının payını veren biri olarak değil de dünyanın boşunu yapan gerzeğin teki olarak nitelendirilecekti. S*kerler. Affedersiniz s*kerler böyle işi. Yumruğunu sıktı ve ağzını aralayıp bir veya iki saniye gözleri seğirir vaziyette konuşamamakla yetindi.

Göz teması kurduğu cadı bu durumu görünce halinden memnun bir şekilde gülümsedi. Kazanmıştı. Karşısındaki ezik tabii ki kendisine kafa tutabilecek cesarete yahut zekaya sahip değildi. Muggle'lardan gördüğü eziyeti ve cübbesine iliştirdiği broşun mimlenmesi üzerine yatakhanesine gittiğinde bu akşam yastığına ağlayacaktı. Daha fazlasını da yapamazdı zaten. İstediğini almış bir şekilde yüzünü öte yana döndü ve çantasını kenara bırakmak üzere sınıfın yan duvarına doğru adımlamaya koyuldu.

Kumral saçlı oğlan hala seğirirken sol omzunu arkasından kavrayan nazik bir dokunuş hissetti. Sonrasında uzun, koyu, dalgalı saçlar ve bir çift koyu mavi gözle karşılaştı: "O kızın dediklerini boş ver, canını sıkmana değmez." Bir süredir pek vakit geçiremediği, tanışıklığı Oxfordshire'daki aile dostluklarına ve beş yahut altı yaşlarına dayanan arkadaşını görmesiyle bir an afallamıştı. "Nasıl hissediyorsun, iyi misin?" Ses tonu, özellikle yazın sonundaki malum olayın travmasını tekrar yaşamasının önüne geçmek ve kendisini sakinleştirmek ister gibiydi. Metanetli ses tonunun ve omzundaki dostane dokunuşun etkisiyle gözlerinin seğirmesi dindi, nefes alış verişinin düzene girdiğini fark etti. Bir saniye, nefes alış verişi ne ara düzensizleşmişti ve fark etmemişti? Bu kadar mı gerilmişti Iris yanına gelene kadar? Hala kısmi bir nöbet geçirdiğinden gülümsemeye çalıştıysa da başaramadı başta. Yalnızca yüzünde korkak bir ifadeyle başını aşağı yukarı salladı onaylarcasına, sessizce. Hala kendine gelememişti fakat az önce farkında değildiyse de şu anda biliyordu ki çok daha iyi hissediyordu birkaç saniye öncesine kıyasla.

-T-Teşekkür ederim... Se-

Bu esnada profesör sınıfta gittiği yerden geri belirmiş, masasına yerleşmiş ve sınıfa doğru söze girmişti. Bu da Iris ile olan diyaloglarının kesilmesi anlamına gelmişti haliyle. Demek bir sınav olacaklardı, sınıfın düzenini düşününce şaşırtıcı da değildi bu durum. Şimdi ne yapacaktı ki? Öfori Tetikleme İksiri... İksirlerin tariflerini bilse bile doğru düzgün yapamıyorken ta dönemin başında öğrendikleri ve hakkında neredeyse hiçbir şey hatırlamadığı bu iksiri yapmak... Bu esnada daha ön taraflardan kendisine dönen bir çift yeşil göz fark etti: Az önce kafa tutmayı başaramadığı Emily'e aitti bu gözler ve yüzünde ince, alaycı bir gülümseme vardı. İksir derslerindeki feci başarısızlığı elbette sınıf arkadaşları tarafından bilinen bir şeydi ve mavi cübbeli kız bu dersin en başarılılarından biriydi sağ çaprazındaki. Hiçbir kelime edilmedi aralarında fakat kendisine vermeye çalıştığı mesaj açıktı: "Başarısız olacaksın, bu esnada benden aşağı olduğun olgusu ile tekrar yüzleşeceksin." Şu anda dersin tılsım olmasını o kadar çok isterdi ki... Fakat değildi ve bir kez daha mağlubiyeti tadacaktı. Hayal kırıklığıyla bakışlarını yere devirdi. Ne yapmalıydı? Belki de biraz fazladan çeşit malzeme alıp tam puan almaktansa kısmi başarıyı kovalayabilird- "...eğer ki fazla ve gereksiz yere aldığınızı görürsem sınavınızı rusça yaparım.” Kovalayamazdı.

Bu sıradaysa tamamen tesadüfen midir yoksa kendisine yardımcı olmak istediğinden midir bilinmez, sol tarafındaki ve iksirlerden bir hayli anlayan dostundan hayat kurtarıcı olabilecek bir teklif geldi: "Partner olmak ister misin, André?" Gözlerine ansızın bir ışıltı yerleşti kumral saçlı oğlanın. Bordo çerçeveli gözlüğünün ardında saklanan kahverengi gözlerini yanındaki kıza doğrulttu hızlıca: "C-Ciddi misin? Iris, kesinlikle..." Bir anlığına duraksadı ve dudaklarının kenarları yeniden aşağı devrildi: "Ya da... Bu iksiri tam bildiğimi söyleyemeyeceğim ama zor olduğunu hatırlıyorum. Mirabelle'le ya da ne bileyim, benden daha çok anlayan birisiyle partner ol istersen. Sınav neticede." Ardından mavi cübbeli kıza güven vermeye çalışan sahte bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı yüzüne: "Ben bir şekilde hallederim, merak etme. O kadar da kötü değilim." Bir dostuna, özellikle hayatını borçlu olduğu bir dostuna karşı bunu yapamazdı...[/justify]

38
Karakter Talepleri / Ynt: Patent Başvuru ve Talepleri
« : 12 Mart, 2022 01:20:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İcat Türü: Büyü
Büyü Tipi: Tılsım
Büyünün Adı: Sihirsel Etki Saptama Tılsımı
Büyünün Sözü: Deprehensio
Büyünün İcat Gerekçesi ve Amaçladıkları:
Bu büyünün icat hikayesi, geçtiğimiz günlerde dağıtılan bakanlık broşlarının bir tanesinin de André'ye verilmesi ve kumral saçlı oğlanın bu broşun olayını ve önemini merak etmesiyle başlar.

Harry Potter evreninde büyü bilimi ve araştırmaları üzerine çalışan kişilerin, lanet kırıcıların vb. kullanabilmesi için elverişli, sihir etkilerini tanımlamaya yarayan pek bir büyü bulunmamakta ve bu büyü icat edildiğinde -en azından şu anki planlamalara göre- büyü toplumuna duyurulacak olup herkesin büyü incelemesi içeren RP'lerini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.

Büyünün Detaylı Anlatımı:
Büyünün olayı şudur: Asanın hedef gösterdiği kişi yahut nesne üzerindeki büyü etkilerini tanımlamak. Büyü icra edildiğinde ortaya çıkan en belirgin unsur; tılsımların mavi, transfigürasyonların turuncu, lanetlerin kırmızı ve iksirlerin yeşil bir aura ile nesne/kişi üzerinde gözle görülür biçimde parıldamaya başlamasıdır. Bu renklerin detaylı incelenişi, spesifik büyüye dair detaylı bilginin analiz edilebilmesini sağlar. Tabii nihayetinde büyünün spesifiklerini, doğasını yahut kendisini öğrenebilmek için o büyünün yahut iksirin, bu tılsımı icra eden kişi tarafından icra edilebiliyor yahut makul derecede biliniyor olması gerekir. İnsan, hakkında bir şey bilmediği bir büyüyü veya iksiri tanımlayamaz haliyle, değil mi?

15 Mart tarihli Mirabella Yamashita ile ettiğimiz münakaşa sonrası eklemesi: Peki büyü spesifik olarak nasıl tanınıyor? Büyünün icat sürecindeki başarı ve başarısızlıklara göre değişebilecek olmak suretiyle şimdilik plan, üzerine işbu büyünün yapılması sonucu rengarenk aura'larla parlamaya başlayan nesne/kişinin üzerine oluşacak bir tütsü/ışık oyunu ile asa hareketlerinin ve büyü yapıldığında oluşan rengin gözükmesi, ayrıca potansiyel olarak sihirli sözlerin nümerolojik karşılıklarının da süre yahut gösterim suretiyle gözükebilmesi yoluyla. Tabii herkes aritmansi üstadı değil, bu ikinci kısım herkese hitap etmeyebilir bu sebeple. Rafa kalkması olası.

Bu büyünün başka evrenlerdeki uygulamaları düşünülecek olursa bu büyü; Dungeons & Dragons, Pathfinder gibi masaüstü rol yapma oyunlarındaki Detect Magic, Read Magic, Read Aura gibi büyülerden kökenini almaktadır.

Ayrıca aritmansi, bir kehanet tekniği olmasının yanı sıra büyü analitiği için gerekli olan nümeroloji, sayısal analiz, büyüsel dalgalar, "gerçek isim" ve benzeri konseptleri ele alan sihir disiplinidir. Büyünün sihirli sözü olan "Deprehensio", Latince "saptama" kelimesinden (deprehendere) köken almasının yanı sıra büyüleştirilmiş kelime, nümerolojik olarak 1, 3 ve 7 sayılarına tekabül etmektedir.

Bu sayıların manalarına gelecek olursak:
1- Öncülüğün ve aksiyonun sayısıdır. Her öncü, destekleyicilere ihtiyaç duyar. Bu büyü, halihazırda büyüsüz bir nesne/kişi üzerinde tamamen desteksiz ve bu sebeple etkisizdir. Lakin desteğini, rezonansını bulabildiği takdirde işlevini yerine getirebilecek ve hedef büyüleri tanımlayabilecektir.
3- Bağıntı ve bağlantının sayısıdır. Hedef nesne/kişi ile üzerine uygulanmış olan büyünün bağıntısını analizde önemlidir.
7- Araştırıcılığı ve analitik analizi ifade eder. Ele alınan unsurun doğasını ve zayıflıklarını tespitte önemlidir.

Büyünün Zorluğu: Bu büyünün zorluğuna pek tabii kendim hariç GM'lerce karar verilecek olup şahsi önerim ve kanaatim aslen 3. Seviye bir Tılsım olmasının makul olacağı yönündedir. Ancak Anifors, Resifors ve benzeri değişken zorluklu büyüler gibi 4. Seviye üzeri sihirsel etkilerin tespiti için zorluğu dinamik olarak 4. Seviye olabilir yahut tespit ettikleri Yetenek Zarı başarısına göre değişkenlik gösterebilir.
[/justify]

Büyünün Gelişim Süreci: Başvuru onay yahut revizyon beklerken 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi'nde büyünün icat gerekçelerine dair nedenler Samuel Raymond Boleyn'in ve tayfasının isyanıyla desteklenerek oluşmuş oldu. Ayrıca altyapı çalışmalarına başlamış olmak adına bir ön çalışma RP'si bıraktım: Broş Meselesi Üzerine Bir Kütüphane Mesaisi

39
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 25 Şubat, 2022 00:12:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Başarısız büyü girişiminin ardından profesörün yok olduğunu görmesi üzerine kopardığı feryat sonrası gözleri bir anda kararmış, dizleri boşalmıştı kumral saçlı oğlanın. Sırtını ve ağırlığını en yakın yere verdi düşmemek için. İnsanlar profesöre ne olduğunu görme amacıyla merakla yaklaşıp daracık bir alana sığıştıkça bölgedeki temiz hava oranı azalmaya, halihazırda kötü hisseden oğlanın toparlanabilmesinin iyice önüne geçmeye başlamıştı. Kısık fısıldaşmalar, belirgin konuşmalar ve bağrışmalar... Çevresinden tamamen kopan ve uzak taraftaki duvara apar topar yönelip sinen oğlan için her desibeldeki her bir konuşma farklı bir gürültü haline gelmeye başlamış ve tüm seslerin yekün kalabalığının etkisiyle göğsünün ortasında sıkışma hissetmesine, içinden çıkamadığı bir şekilde daralmasına sebep olmuştu. "...yıl boyunca ÇOCUK öldü sana zarar veremez senin tarafın. Sadece şov için büyünüzü... kullanabilirsiniz..."

Yıllar boyunca muggle çocukları ölmüştü büyücüler sebebiyle ve bunların hiçbiri büyücülere, kendisine zarar vermemişti. Bazı iyi büyücüler olsa bile bunlar çoğunlukla şov olarak kalmış, muggle'lara hakkıyla yardım eden bir büyücü komünitesi hiçbir zaman var olmamıştı. Aziz Michael Kilisesi'ndeki Rahibe Lucille'in öğretileri tekrar zihninde yankılanıyordu. Suratını avuçlarının arasına aldı, bacaklarını salarak kendisini yere bıraktı sırtı arkasındaki pervaza yaslanır pozisyonda. Binadaşı Maisie'nin kendisini sarsmasıyla kendine geldi: "André! André! Yine mi?.. Kendine gel, André!"

Kızın asasıyla suratına su çarpması sonrası kendine gelmiş ve asıl krizin kendisi değil, profesör olduğunun tekrar bilincine varmıştı. "T-Teşekkür ederim... Profesör... P-Profesör gerçekten y-yok mu oldu?" diye karşılık verdi dostuna. "Profesör... Şu anda çocuğa dönmüş. Galiba iki güne geçecekmiş ama şu sinirli yaratığın ya da büyücünün, her ne ise, dediğine göre. Düzeltmeyi deneyebilirmişiz istersek. Ders bitti ama, kriz falan da yok boş ver bunları, seni Ortak Salon'a götüreyim."

Sarı cübbeli oğlan, yavaşça doğrulmaya başladı: "Tekrar teşekkür ederim."
-Yine mi kilise?
Oğlan, kafasıyla onayladı hafifçe.
-Geçelim ortak salona, konuşuruz...

İki porsuk, kalabalığın çevresini dolaşırken insanlar sorunu henüz çözebilmiş gibi durmuyordu. André ise kendisini büyü yapabilecek gibi hissetmese de yanından geçtiği bir arkadaşına mırıldandı: "Finite belki çözer, yan etkisi de olmaz..." Aldığı tepkiyeyse belli belirsiz karşılık verip devam etti binadaşının kolundan destek alarak yürümeye.

-Hayırdır, millete talimat vermeye ne zaman başladın?
-Talimat değil, ben-
-Oysaki bana bayağı talimat gibi gözüktü...
-Ben sadece...

Küt saçlı kızın kıkırdamasıyla ara verdi itirazına. Bembeyaz kesilmiş olan yanaklarında utançtan da olsa bir kızıllık, canlılık belirtisi var olmuştu. Bunu fark eden kızın kıkırtısı yerini sıcak bir gülümsemeye bıraktı: "Can sıkıntısı sana yakışmıyor. Ama en basit şeylere utanman hiçbir zaman sıkıcı hale gelmeyecek sanırım..."

-Sen ci...
-Bak, birazcık toparladın. Daha fazla itiraz falan istemiyorum.
Az önce yaşadıklarından sonra an içerisinde bu hale düşürüldüğüne inanamıyordu, gülümsedi şaşkınlık içerisinde: "Ya, sen... Sağ ol. Gerçekten."
-Hah işte şöyle! Dediğim gibi, sıkılmak sana yakışmıyor; sen böyle ne bileyim: Utan, minnettar falan ol...
-Hobi olarak?..
-İtiraz mı duyuyorum?
-Yo, yoo... Katiyen...
-Aferin...

Birinci sınıftan beridir birbirinin arkasını kollayan ikili, Hufflepuff Ortak Salonu'na gitmeye devam ettiler. Maisie henüz her şeyi açıklamamıştı André'ye: Ödev bekleyebilirdi; öncesinde konuşulacak olaylar, edilecek sohbetler ve içilecek sütlü çaylar vardı...[/justify]

40
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] André Harris Sorgusu
« : 16 Şubat, 2022 12:49:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Öyleydi gerçekten. Aklından bunu daha önce geçirmişti ama inanmamayı, ikna olmamayı tercih etmişti. Başkaları bu konunun üzerinde zerre durmuyordu, belki de düşündüğünün aksine durumların farklı olabileceğine inandırmıştı kendisini. Lakin karşısındaki adam da bu düşünceleri sesli dile getirmişti, o kilisedeki çocukların beyni yıkanmış büyücüler olabileceğini. "Eğer o çocuklar büyücü ise..." Anın içerisinde çok da düşünmeden söze girdiği için cümlelerini tamamlayabilmek adına bir anlığına duraksadı düşünmek için ve devam etti: ...Hogwarts mektuplarının ellerine ulaşmaları bir şekilde önlenmiş yahut daha önceden zihinleri yıkanmış olsa gerek. Ama zihin üst düzey legilimens dışında nasıl manipüle edilebilir ki? İnanmayı mı seçtiler... Çekinceyle karşısındaki daire başkanına baktı. Bu düşünceleri ilk defa sesli dile getiriyordu, duraksamadan, kekelemeden. Karşısındaki adamın da benzer dile getirmiş olmasından aldığı cesaret ve düşünce halinden mütevellit olsa gerekti.

Konuşma devam ederken ise kendisine yönelen son soruyu cevaplamayı tercih etti ilk olarak: "Gümüş ve işlemeli idi... İşlemeyi ama hatırlamıyorum ne yazık ki. Boyutu yaklaşık avuç içim kadardı. Hissiyatı ise... Devasa bir köstekli saatin ortasına oturtulmuşum gibiydi... Çünkü madalyonun dakika başına hemen hemen 47 tur attığına eminim." Emin olma sebebini açıklamasının da önemli olabileceğini düşündü verdiği bilginin güvenilirliği adına: "B-Belki tanıyorsunuzdur, babam Arthur, Arthur Harris de..." diye ekledi zira resmi bir ifadede kişilerin soyismini vermeyi ilk başta unutmuş olması, üstüne şimdi soyismi kendisininkiyle aynı olan birisininkini ifade etmesinin gereksizliğini fark etmiş olması biraz utandırmıştı kendisini. Hafiften kızarmış yanaklarla sözlerine devam etti ufak ara sözünden sonra: "...Bir seherbaz. Bana her sayının ardından 'yüz bir bin' eklersem saniyeyi hemen hemen isabetli ölçebileceğimi öğretmişti, bazen görevlerde kritik olabiliyormuş sanırım. Ama fazla odaklanamadım da. Madalyona fazla bakarsam uykum geliyor gibiydi ve dersler sırasında uyursam çok, çok ağır cezalandırılabileceğimden korkuyordum..."

Cezaları düşünmesiyle duraksaması gerekmişti. Bardağında kalan suyu dikti önce ve sürahiden tekrar doldurup onu biraz daha usulca yudumladı bir süre. Dalmış bakışlarını toparlayıp kendisine sorulan bir önceki soruya geçiş yaptı. Şimdi diyeceklerini söylemesi suç sayılır mıydı? Çekiniyordu ama karşısındaki adamın tavırları şimdiye kadar bir hayli güven vermişti kendisine. Yine de yutkunma ihtiyacı hissetti iricene ve ağzını araladı: "Ş-Şey efendim... Evangeline Orpington, sonrasında Hogwarts kütüphanesinden de kontrol ettim, 1855'e kadarki sihir bakanımızmış; Kellington'dan iki önceki. M-Muggle Britanya'sının kraliçesi Victoria ile yakın arkadaş olduklarını iddia eden bazı kaynaklar gördüm ve... Osmanlı ile Rusya arasındaki Kırım Savaşı'nı Britanya'nın çıkarları için büyülü yollarla başlatmış. S-Savaşta ise... 670,000 c-civarı kişi ölmüş efendim. Galiba bu sebeple zaten yerine Priscilla Dupont seçilmiş bu olayların ardından."

Ağzını konuşmaya devam etmek için araladı fakat daha çok suya ihtiyaç duydu. Sonra dudaklarını birbirine bastırarak, çekinceyle karşısındaki iyi giyimli daire başkanına döndü tekrar: "B-Belki b-bunu söylemem h-hadsizlik olacak ama... T-Tarih en hakim olduğum konu değil ama s-son zamanlarda... N-ne kadar incelediysem m-muggle'lara iyi davrandığımız bir d-dönem göremedim efendim... D-Dupont dönemi d-daha da kötü m-mesela... D-Doğrudan m-muggle başbakanını d-düşman edinmiş... H-Haklı olma ihtimalleri b-beni korkutuyor efendim..."[/justify]

41
Öğrenci Postası / André Harris | Baykuşhane
« : 10 Şubat, 2022 06:15:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


André Harris | Baykuşhane
Eh, André'nin pek baykuş trafiği olan bir insan olduğu söylenemez
fakat ulaşmak isteyen için adres belli olsun...

42
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] André Harris Sorgusu
« : 10 Şubat, 2022 04:25:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Masaya açılan dosyaları inceliyor kumral saçlı oğlan önce herhangi bir konuşma yokken; göz ucuyla, çekimser kaçamak bakışlarla. "Merhaba..." diye karşılık veriyor karşısındaki söze giren adama. Kafasını sallıyor yavaşça anladığını ifade edercesine. Bardağın üzerine eğilip ince bir nefes almasıyla kaşları kalkıyor şaşkınlıkla. "B-Bunu b-bu yaşta i-içersem tu-tuklanmam, di mi?" diye bir espri yapmaya çalışıyor kasılan bir gülümsemeyle. Eh, biraz daha özgüvenli söyleyebilmiş olsa belki daha komik olurdu zira sesi bir nebze bundan çekinir gibi çıkıyor ciddili ciddili. Böyle bir düşüncesi olmasa da.

Göz temasını fazla korumuyor, bardaktaki bordo sıvıya dalıyor bakışları geri kalan sözlerini dinlerken departman başkanının. Anlamaya, muhakeme etmeye çabalıyor. Dinlerken yüzü düşüyor fakat kaşlarındaki ve gözlerindeki hareketlilik, muhtelif şeyleri düşündüğünü ele verir nitelikte. Zaten hiçbir zaman duygularını yahut düşüncelerini gizlemede, yalan söylemede başarılı olabilmiş bir oğlan değil. Ağzını aralıyor: "O-Onlara canımı borçluyum..." Duraksıyor bir anlığına. "Ve b-benim için h-hayatlarını tehlikeye attılar. B-Başlarını derde sokmak istemiyorum..." Karşısındaki adama bakışlarını tekrar çeviriyor ve "G-Gerçekten başları derde girmeyecek, değil mi?" diye soruyor ümitle. Aldığı onay sonrası anlatmaya başlıyor, anlatabildiğince.

"B-Baloda olmamam gerekiyordu, annemlerin haberi yoktu... S-Sonra olaylar y-yaşandığında iki t-tarafımda da varlardı, c-cadı avcıları. B-Bilemiyordum ne y-yapacağımı ama Profesör Yamashita'yla karşılaştım. Tılsım profesörümüz. Beraber içkiler ve bez ile ateş yaratıp kendimizi savunduk, daha doğrusu o beni kurtardı..." Profesör Yamashita'dan söz etmeye başlayınca belirgin bir akıcılık, rahatlık geliyor kumral saçlı oğlanın sözlerine. Güvende hissedermiş gibi. Gözleri anlatırken sağa sola oynuyor, parmakları belli belirsiz hareketler yapıyordu. Sanki anın içerisindeymiş gibi bir hissiyat veriyor dışarıya. "...Bar tarafında mekanın gizli bir çıkışı varmış, ama tam kaçmışken b-b-bir aletle s-saldırdılar... At a-r-abasına bağl-ıydı sanırım, p-profesör beni k-korumaya ç-çalıştı ama ö-özellikle b-beni yakalamaya ç-çalışmış gibiydiler... Ç-Çünkü mekanik y-yakalama a-leti, ağ, tümü b-bana. Ve s-sadece profesöre o-ok sıktılar... En az d-dört t-tane. Y-Yere düştü ben giderken, g-gözleri kapandı ben... Ben... Ö-Ö-Ö-Öldü s-sandım, Profe..."

Ağlama krizi. Kadının ölmediğini biliyordu, bu dönem kim bilir kaç dersine girmişti lakin anın travmasını tekrar yaşıyordu. Devam edemiyor. Bir iki saniye konuşmayı deniyor fakat ağzından hiçbir ses çıkamıyor. Ancak karşısındaki klasik giyimli adamın tesellileriyle kendisini bir miktar toparlayabiliyor. Şarabın yarısını içiyor fakat daha çok susayıp su istiyor. Biraz daha sonra söze girebiliyor devam etmek üzere.

"K-Kiliseye götürmüşler. Yerini bilmiyordum, sonradan Aziz Michael dediler. Ne kadar kaldığımı da bilmiyordum. Sanırım dört günmüş. Bir bodrum katındaydım, sadece gaz lambaları... Ama sanki sekiz kere uyudum ve günlük rutine girdim... Galiba ışıkları göremediğimden, onlar da bir sebepten öyle yaptılar. Ş-Şey... Orada... Bana t-tarih anlattılar. Muggle tarihi. B-Büyücüler s-sadece m-muggle'lara z-zarar vermiş t-tarih boyunca dediler. D-Dersleri ö-öğrenirsem yiyebiliyor, içebiliyordum. Y-Yoksa c-c-ce-z-alandırıyorlardı." Cezaları söylerken tüyleri ürpererek titremişti sarı işlemeli cübbeli çocuk. Kendisini zorlayarak, kızarmış gözlerle devam etti anlatmaya: "K-Ki K-Kırım Savaşı, Evangeline O-Orphington o-olayları g-gibi... N-Neden b-bilmiyorum, dersler s-sırasında da çevremde dönen m-metalik bir zincir, topçuk vardı. H-Hepsinde. N-Neyse bu alakasız oldu... Şey... S-Sonra... Bizimkiler. Geldi." Cesaret ve onay istermişçesine, arkadaşlarının adını vermesinin onlara sorun yaratmayacağının garantisini tekrar almak istercesine bir bakış atıyor ve sonrasında şarabının kalanını bitiriyor. Yüzü ekşiyor bir an şarabın alışık olmadığı tadıyla.

"Ares, Mirabelle, Eurus, Iris, William, Alfred, Michael, g-galiba o y-yoktu ama destek olmuş, Mirina. B-Bayağı çatışma oldu a-ama kaçtık d-daha çok savaşmaktansa. Ç-Çocuklar özellikle k-kovaladı. G-Galiba bizim g-gibiler, büyücü yani... Ama b-büyü kullanmıyorlardı. Belki d-de değillerdi. A-Ama bana ö-öyle d-demişlerdi. B-Benim gibilerle tanışabileceğimi u-uslu olursam. B-Bilmiyorum ama çünkü bizimkiler b-büyü kullanabiliyorlardı orada. B-Benim maalesef yeni a-asa almam gerekti, ben yapamadım bir şey. Ama k-kilise n-nasıl alev aldı b-bilmiyorum..." Bir anlığına duraksıyor, bir şey diyecekmiş gibi ağzı aralanıyor fakat gözlerinde bir anlığına beliren utanç ve korkuyla tekrar kapanıyor. Bakışlarını kaçırıp, bir süre başka yerlere bakıp tekrar dönüyor karşısındaki otorite figürüne. "B-Böyle yani, Bay Carter," diyerek karşılık bekliyor.[/justify]

43
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] André Harris Sorgusu
« : 10 Şubat, 2022 02:50:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Hogwarts'tan topluca sorgu için alındıklarında kafası bir hayli karışıktı sarı cübbeli oğlanın. Hazırlanmaya vakti olmadığı için okul üniformasıyla bakanlığa götürülmüş olmak ve daha önce hiç bulunmadığı bakanlık binasında bu şekilde bulunmak garip bir histi. Garip bakışlar da üzerine yöneliyordu haliyle Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi'ne doğru götürülürken. Fakat aklını karıştıran bu durum değildi. Beraberinde götürüldüğü isimlerdi. Çok daha fazlasıydı. Yasak Orman'da Carmilla ile karşılaşmış olmaları tüylerini hala ürperten bir olay olmakla beraber Eadwig, Samuel ve ilk hadise olduğundan Ares'i anlayabiliyordu. Lakin Mirabelle ve Profesör Lowell'ın bu durumla ne ilişkileri vardı ki? Başka bir şey miydi ama öyle olsa Hogwarts'tan beraber alınmaları fazla tesadüfi kaçardı sanki.

Ayrıca başları belada mıydı? Düşününce Profesör Moore kendilerini kızıl cadının elinden kurtarmış, elindeki arbalete alıkoymuş, sonrasında yatakhanelerine geri döndürmüştü ve seherbazlar da durumu görmüştü ama... Eadwig'in Carmilla'yı savunmuş olması seherbazlarla başlarını derde mi sokmuştu? Carmilla yaşıyor muydu? Peki seherbazlar yaşıyor muydu olay mahaline gelen? Ya ölmüşlerse? Kendileri sorumlu tutulmuyorlardır, değil mi? Ancak şahit seherbaz kalmadıysa... Seherbaz şahit olması da olmaması da başka problemlere sebep olabilirdi. Carmilla onları alt etmiş midir ki? Ares'e bile düşünmeden Cruciatus laneti uyguladıysa ve tarih kitaplarındaki kadar güçlüyse... O dört seherbaz... Kafasını salladı sorgu odasında beklerkenki düşüncelerinden kurtulmak amacıyla. Fakat bu hareketi pek yardımcı olmuyordu. Hayatında ilk defa bindiği ve oldukça garip yönlerde hareket eden bakanlık asansörünün ilgi çekiciliği dahi dikkatini bu düşüncelerden alamamıştı ki kumral saçlı oğlanın. Çok fazla soru vardı, kendi üzerinde çok fazla şüphe olabilirdi ve yalnızca düşünceleriyle baş başa kalmak yıpratıcıydı her bir saniyesiyle. İrileşmiş gözleri, içinde bulunduğu odanın kapısı açıldığında yorgunluk ile bakıyordu ortama gelen daire başkanının yüzüne. Yıpranmış, bitkin düşmüştü yalnızca kendi zihninde yaşadığı düşünce silsilesiyle.[/justify]

44
Hogwarts Bahçesi / André'nin Tılsım Notları
« : 10 Şubat, 2022 01:43:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ekim, 1860 (André'nin Hogwarts'taki ilk senesi)


[justify]Cumartesi günü, dersleri olmamasından dolayı Hufflepuff öğrencilerinin birçoğu görece geç saatlere kadar uyumuştu. André de bu kafileden biriydi. Hardal sarısı ve açık renk ahşaplarla bezeli yatakhane odasında gözlerini araladıktan ve yatakta kısa bir yuvarlanma faslı geçirdikten sonra Büyük Salon’a kahvaltı yapmak üzere geçti, binasının masasına yerleşti ve biraz muhabbete katıldı. Aslında bugün için planları vardı ve acele etse hiç de fena olmazdı ancak bir tatil günü sabahı rahat rahat kahvaltı etmenin keyfi bir başkaydı ve bu keyfi haftada yalnızca iki gün tadabiliyordu. Bu sebeptendir ki yaklaşık bir saat sürmüştü kahvaltı merasimi. Sonunda planlarını icra etmeye karar verdiğindeyse yanında getirdiği çantasını açtı ve masadan bir miktar yiyecek alıp çantasına yerleştirdi özenle. Ardından çantanın içeriğini kontrol etti: Evet, şu anda ihtiyacı olan her şeyi almıştı ve göl kenarına gitmeye hazırdı.

Planı için göl kenarını seçmişti zira birazdan yapacak olduğu şeyin hala gurur duyulası mı yoksa utanç verici mi olacağını bilmiyordu; gözlerden ırak olmak en iyisiydi. Tabii burada da birkaç figür vardı lakin kendine ait genişçene bir alana sahipti en azından. Açık gri çantasının fermuarını açtı; içinden yazma ekipmanını ve siyah ciltli, daha önce hiç açılmamış bir not defteri çıkarttı. Defterin kapağını nazikçe açıp ilk sayfasına büyük bir heyecan ve gururla defterin başlığını yazdı: "André’nin Tılsım Notları". Bunu annesinin iksir çalışmalarını izlerken görmüştü. Annesi ne zaman laboratuvarında farklı şeyler deneyecek olsa, duruma göre bir defter çıkartır ve deneylerinin sonuçlarını tam anlayamadığı sayılar ve terimlerle beraber deftere dökerdi. Eh, kendisininki anlaşılmaz olmayacaktı nihayetinde, çünkü kendisi yazıyor olacaktı.

Defterinin ikinci sayfasına, son derslerinde öğrendiği Spongify büyüsünün tanımını yazdı:

Spongify: Süngerleştirme Tılsımı. Üzerinde kullanıldığı canlı veya objelerin; sünger gibi yumuşak, esnek ve zıplak olmasını sağlar.

“Zıplak diye bir kelime var mı acaba?” diye mırıldandı kendi kendine. “Neyse, neticede benim notlarım. Ne demek istediğim anlaşılıyor, neden olmasın?” diyerek kafasındaki soru işaretlerini dağıtmıştı sonrasında. Neticede annesinin notlarını da anlamıyordu ama annesi bunu dert etmiyordu. “Ben anlasam yeter herhalde...”

Deneylerine başlamadan önce kendinden emin olmak adına yatakhaneden geçici olarak “ödünç aldığı” paspası çantasından çıkarıp yeşil çimenlerin üzerine serdi. Asasını çekti: “Spongify!” Mor bir ışık huzmesi asasının ucundan yükselirken paspasın çevresinde bir anlığına mor bir aura görülür olmuştu. Ayağının ucuyla kontrol etti paspası. Evet, başarılı bir şekilde büyüyü yapabiliyordu. Bu esnada asasını bir yay misali kıvırma hareketini ne kadar sevdiğini fark etti büyüyü yaptığı esnada. Her şey hazır olduğuna göre, ilk deneyine başlayabilirdi. Oyalanmadan cübbesinin iç cebinden babasının verdiği gümüşi köstekli saati çıkarıp zaman tutmaya başladı.

Birçok tılsımın oldukça büyük etkileri olduğunu kitabında okumuştu, bu etkiler acaba kalıcı mıydı? Kalıcı iseler işler çok garip olurdu keza, zira henüz bu tılsımın nasıl etkisinin sonlandırılabileceğine dair bir şey öğrenmemişlerdi. Yalnızca derste aklına gelen parlak (!) bir fikirle ayakkabısının tabanına büyüyü yaparsa muhteşem bir seksek oyunu oynayabileceğini düşünmesi sonrası kendisini durduramadığında el atmıştı olaya profesörleri. Beklemeye başladı… Yaklaşık iki dakika sona erdiğinde ise paspasın tekrar eski haline döndüğünü fark ettiğinde avucunun içi, bir “şap” sesi eşliğinde suratıyla buluşmuştu. “Yani derste iki dakika bekleyebilseydim kendimi sınıfın ortasında rezil etmeyecek miydim?..” Kafasını sallayarak defterini kucağına aldı ve tüy kalemini üzerinde gezdirmeye başladı:

Deney 1 (Süre): Tılsımın belirli bir etki süresi var ve bu, şu anki koşullarda 2 dakika 6 saniye.

Şimdi sıra ikinci deneyine gelmişti. Neticede büyüyü yaptığı obje esnek oluyordu tamam da, bunu yerdeki toprağa yapsa bütün dünyanın esnek olacak hali yoktu ya? Böyle bir şey olsa illa ki canı sıkılan herkes bu büyüyü toprağa yapıyor olurdu herhalde insanlarla kafa bulmak adına. Merak içinde asasını kenardaki toprağa doğrulttu: “Spongify!” Ardından ise toprağı inceleyip notlarına döndü:

Deney 2 (Alan): Tılsımı büyük bir cisme yapınca yalnızca ufak bir kısmı esnek oluyor galiba, acaba profesör daha geniş bir alanı süngerleştirebilir mi?..

Bu noktada vakit üçüncü deneyine gelmişti: Zaten esnek olan bir şeyi esnekleştirebilir miydi acaba? Sabah banyodan “aldığı” süngeri yere bıraktı, asasını doğrulttu: “Spongify!” Mor ışık huzmeleri büyünün çalıştığını gösteriyordu. Sünger ise önceki haline kıyasla sanki bir tık daha süngerimsiydi, ama bir paspas kadar değişmemişti.

Deney 3 (Sünger): Süngerleştirme tılsımı, süngerler üzerinde sünger olmayan şeylere kıyasla daha zayıf etki gösteriyor, galiba.

Artık temel deneyleri bitmiş; biraz daha korktuğu, ama daha heyecanlı olduğu deneylere geçme vakti gelmişti. Memnundu şu ana kadarki deney sonuçlarından. Tepesindeki güneşin tüm ihtişamıyla parıldaması da olumlu duygularını besliyordu elbet. İki metre ötesindeki koca ağacın tatlı gölgesinden üzeri adeta yaldızlarla kaplı gölü süzdü biraz. Sonrasında ise halinden memnun bir gülümseme ile elini tekrar çantasına attı ve kahvaltısının ardından Büyük Salon’dan aldığı ve beyaz bir mendille sarmaladığı birkaç parça kurabiyeyi çıkartıp mendili usulcana yere serdi; doğrulup asasını yöneltti kurabiyelerden birinin üzerine. Mor ışık huzmeleri sonrasında ağzına aldığı kurabiye, sakız gibi olmuştu. Ağzındaki kurabiyeli sakızın verdiği muazzam keyifle beraber notlarına davrandı tekrar. Bu büyü, potansiyel olarak her şeyden sakız elde edebilmemizin önünü açabilir miydi? Tüy kalemini heyecanlı bir şekilde hışırdatmaya başladı kağıdın üzerinde:

Deney 4 (Sakız): Süngerleştirme tılsımı, sert yiyecekleri de yumuşaklaştırdığı için sakıza çevirebiliyor. Tabii 2 dakika bir sakız için kısa bir ömür… Olsun, ileride 30 dakika süren bir süngerleştirme tılsımı öğrenirsem bu da mümkün.

Özellikle sakız fikrinin çalıştığına aşırı sevinen kumral saçlı oğlan, ağzındaki sakız iki dakikanın sonunda hızlıca sertleştiği için küçük bir kurabiye parçasıyla bu deneyi yaptığına memnundu. Sertleşen parçayı çiğneyip yutarken yüzündeki gülümseme kulaklarına kadar varmıştı meraklı çocuğun. Ama daha yapacağı üç deney daha vardı. Beşinci deneyine geçti. Acaba bir cismi bu tılsımla en fazla ne kadar yumuşatabilirdi?.. Asasını göl kenarından aldığı avucu boyutlarındaki sıradan bir taşa çevirdi ve bağırmaya başladı: “Spongify! Spongify! Spongify! Spongify!..” Bir mor ışık sönmeden bir ikincisi yükseliyor, André renk cümbüşünü gördükçe daha çok galeyana geliyordu. Aslında sadece üç kere tılsımı uygulamayı düşünürken galiba yedinciye gelmişti ki bir anlığına asasından avucuna garip bir his geldi: “Spo-” O anda dikkati dağılıp bakışını elindeki kavak ağacından yapılma çubuğa çevirdiğinde André, dev bir yay tarafından fırlatılmış misali yaklaşık iki metre geriye uçtu. Kafasını, arkasındaki ağaca çarpmanın şiddetiyle sersemlemişti.

Avuç içini kafasının arkasına dokundurduktan sonra ıslaklık hisseden sarı cüppeli, elini önüne getirdiğinde kızıla boyanmış olduğunu fark etti. Üstelik sağ elindeki asa da bütünlüğünü yitirmenin eşiğine gelmiş, ortasından geçen boydan boya bir yarıkla bölünmüş vaziyetteydi. Saçlarının arasından gelen tatlı meltem biraz rahatlatıyor olsa da canı acıyordu, gözleri çoktan dolmuştu bile. Elindeki kanı görmenin dehşeti içinde hızlı adımlar atamıyor, gözyaşları sürekli silmesine rağmen görüşünü buğulandırıyordu. Gözlük camının da sürekli ıslanarak işleri daha fazla zorlaştırmasından dolayı gözlüğünü çıkartmış ve arkada bıraktığı eşyalarını boş vermiş; aksayarak, düşmemeye çalışarak Hastane Kanadı’na doğru ilerlemeye başlamıştı...[/justify]

45
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 10 Şubat, 2022 01:18:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kumral saçlı oğlan, nefes alış verişi koşturmasından ötürü düzensizleşmiş bir şekilde dersliğe doğru ilerliyordu. Geç kalmıştı. Çok geç kalmıştı. Cadı avcılarının elinden kurtarıldığından beridir kabuslardan muzdarip idi oldum olası kendisi adına tatlı olan rüyaları. Bölük pörçük uykuları, saatlerce yatağında uykuya dalamadan kıvrandığı geceleri genellikle sabahın ilk ışıklarının kendilerini göstermesine doğru vücut direncinin anca bitmesine, bu sebeple de sabah derslerine uyanmakta güçlük çekmesi anlamına geliyordu. Bu sabah da işte böyle bir ders günü sabahı idi André için.

Profesörün kendi sıralarını getirmelerini istemesini garip bulmuş olsa da ortamlarda ilginç sohbetlere gebe olduğu kesindi öncesinde. Büyük Salon'daki yemek saatlerinde, arkadaş ortamlarında, Hufflepuff Ortak Salonu'ndaki şömine başı muhabbetlerinde; özetle her yerde herkes bu konuyu zaman zaman gündeme getirmiş, birçok espriye ve birçok uygulanacak esprili fikrin zikredilmesine gebe olmuştu. Fakat kendisinin farklı olmasını umduğu, havalı olduğunu düşündüğü bir fikri vardı. Sınıfa geldiğinde cebinden yere bir taş bırakacak, ufak bir Resifors ile onu bir sıraya çevirecekti. Minik bir koltuklama tılsımı da yaparsa... Voilà!

Sınıfın kapısını aralayıp abidik gubidik oturma düzeniyle birbirinden alakasız mobilyalara oturan herkesi gördüğünde yüzündeki özür dilemeye hazır mahcubiyet istemsiz ince bir tebessüme yer bırakmış olsa da tanıdığı bir ses sahibinin, Sophia'nın kopardığı feryat, bir anlığına kalakalmasına sebep olmuştu. Profesörün başına her ne geldiyse o kadar dikkat çekici olmalıydı ki kim bilir kaç dakika geç kaldığı dersin dersliğinin kapısını açtığında kendisine neredeyse kimse dönüp bakmamıştı bile.

Hızlıca profesörün olduğu tarafa doğru ilerledi, en azından insan hareketliliğinin olduğu ve bu sebeple profesörün de bulunduğunu düşündüğü yöne. Charlotte, Samuel, Lucien, Reina... Kalabalıklaşıyordu çevre anbean. Gelir gelmez girmeye çalıştı söze ve "Ş-Şey, selamlar... P-Profesöre b-belki şey mi d-denesek..." diye kekeledi Samuel'ın hastane kanadını dile getirmiş olması üzerine. Eğer ölmediyse belki de ayağa kaldırmanın bir yolunu biliyor olabilirdi okuduğu bazı tılsım kitaplarından. Asasını çekti sarı işlemeli cübbesinin sol cebinden ve ağzını araladı: "R-Re-Ren-ner..." ancak sözleri tamamlayamadı.

Hala unutamıyordu o rahibenin, cadı avcısının sözlerini; büyücülerin muggle'lara yüzlerce yıldır etmiş olabileceği zulümü. Artık mümkün olmasa dahi büyü yaparsa sırtına yirmi kamış yeme ve yemek hakkını kaybetme ihtimali canlandı zihninde. Tüm bunlar, kendisini ifade edebilmeyi büyüler ile, tılsımlar ile hayatında ilk defa başarabilmiş oğlan için acı vericiydi. En büyük ilhamı, en büyük özgüveni artık en büyük korkularını, çekincelerini ve travmalarını barındırıyordu çünkü. İşte şu anda da kalakalmıştı belki de yerde yatan kızıl saçlı adama yardımcı olabileceği bir anda. Elinde asası ancak zihnindeki fikirlerden ettiği şüphe sonucu işe yaramaz halde...[/justify]

Sayfa: 1 2 [3] 4 5