17 Nisan, 2026 09:19:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: André'nin Tılsım Notları  (Okunma sayısı 42 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
André'nin Tılsım Notları
« : 10 Şubat, 2022 01:43:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ekim, 1860 (André'nin Hogwarts'taki ilk senesi)


[justify]Cumartesi günü, dersleri olmamasından dolayı Hufflepuff öğrencilerinin birçoğu görece geç saatlere kadar uyumuştu. André de bu kafileden biriydi. Hardal sarısı ve açık renk ahşaplarla bezeli yatakhane odasında gözlerini araladıktan ve yatakta kısa bir yuvarlanma faslı geçirdikten sonra Büyük Salon’a kahvaltı yapmak üzere geçti, binasının masasına yerleşti ve biraz muhabbete katıldı. Aslında bugün için planları vardı ve acele etse hiç de fena olmazdı ancak bir tatil günü sabahı rahat rahat kahvaltı etmenin keyfi bir başkaydı ve bu keyfi haftada yalnızca iki gün tadabiliyordu. Bu sebeptendir ki yaklaşık bir saat sürmüştü kahvaltı merasimi. Sonunda planlarını icra etmeye karar verdiğindeyse yanında getirdiği çantasını açtı ve masadan bir miktar yiyecek alıp çantasına yerleştirdi özenle. Ardından çantanın içeriğini kontrol etti: Evet, şu anda ihtiyacı olan her şeyi almıştı ve göl kenarına gitmeye hazırdı.

Planı için göl kenarını seçmişti zira birazdan yapacak olduğu şeyin hala gurur duyulası mı yoksa utanç verici mi olacağını bilmiyordu; gözlerden ırak olmak en iyisiydi. Tabii burada da birkaç figür vardı lakin kendine ait genişçene bir alana sahipti en azından. Açık gri çantasının fermuarını açtı; içinden yazma ekipmanını ve siyah ciltli, daha önce hiç açılmamış bir not defteri çıkarttı. Defterin kapağını nazikçe açıp ilk sayfasına büyük bir heyecan ve gururla defterin başlığını yazdı: "André’nin Tılsım Notları". Bunu annesinin iksir çalışmalarını izlerken görmüştü. Annesi ne zaman laboratuvarında farklı şeyler deneyecek olsa, duruma göre bir defter çıkartır ve deneylerinin sonuçlarını tam anlayamadığı sayılar ve terimlerle beraber deftere dökerdi. Eh, kendisininki anlaşılmaz olmayacaktı nihayetinde, çünkü kendisi yazıyor olacaktı.

Defterinin ikinci sayfasına, son derslerinde öğrendiği Spongify büyüsünün tanımını yazdı:

Spongify: Süngerleştirme Tılsımı. Üzerinde kullanıldığı canlı veya objelerin; sünger gibi yumuşak, esnek ve zıplak olmasını sağlar.

“Zıplak diye bir kelime var mı acaba?” diye mırıldandı kendi kendine. “Neyse, neticede benim notlarım. Ne demek istediğim anlaşılıyor, neden olmasın?” diyerek kafasındaki soru işaretlerini dağıtmıştı sonrasında. Neticede annesinin notlarını da anlamıyordu ama annesi bunu dert etmiyordu. “Ben anlasam yeter herhalde...”

Deneylerine başlamadan önce kendinden emin olmak adına yatakhaneden geçici olarak “ödünç aldığı” paspası çantasından çıkarıp yeşil çimenlerin üzerine serdi. Asasını çekti: “Spongify!” Mor bir ışık huzmesi asasının ucundan yükselirken paspasın çevresinde bir anlığına mor bir aura görülür olmuştu. Ayağının ucuyla kontrol etti paspası. Evet, başarılı bir şekilde büyüyü yapabiliyordu. Bu esnada asasını bir yay misali kıvırma hareketini ne kadar sevdiğini fark etti büyüyü yaptığı esnada. Her şey hazır olduğuna göre, ilk deneyine başlayabilirdi. Oyalanmadan cübbesinin iç cebinden babasının verdiği gümüşi köstekli saati çıkarıp zaman tutmaya başladı.

Birçok tılsımın oldukça büyük etkileri olduğunu kitabında okumuştu, bu etkiler acaba kalıcı mıydı? Kalıcı iseler işler çok garip olurdu keza, zira henüz bu tılsımın nasıl etkisinin sonlandırılabileceğine dair bir şey öğrenmemişlerdi. Yalnızca derste aklına gelen parlak (!) bir fikirle ayakkabısının tabanına büyüyü yaparsa muhteşem bir seksek oyunu oynayabileceğini düşünmesi sonrası kendisini durduramadığında el atmıştı olaya profesörleri. Beklemeye başladı… Yaklaşık iki dakika sona erdiğinde ise paspasın tekrar eski haline döndüğünü fark ettiğinde avucunun içi, bir “şap” sesi eşliğinde suratıyla buluşmuştu. “Yani derste iki dakika bekleyebilseydim kendimi sınıfın ortasında rezil etmeyecek miydim?..” Kafasını sallayarak defterini kucağına aldı ve tüy kalemini üzerinde gezdirmeye başladı:

Deney 1 (Süre): Tılsımın belirli bir etki süresi var ve bu, şu anki koşullarda 2 dakika 6 saniye.

Şimdi sıra ikinci deneyine gelmişti. Neticede büyüyü yaptığı obje esnek oluyordu tamam da, bunu yerdeki toprağa yapsa bütün dünyanın esnek olacak hali yoktu ya? Böyle bir şey olsa illa ki canı sıkılan herkes bu büyüyü toprağa yapıyor olurdu herhalde insanlarla kafa bulmak adına. Merak içinde asasını kenardaki toprağa doğrulttu: “Spongify!” Ardından ise toprağı inceleyip notlarına döndü:

Deney 2 (Alan): Tılsımı büyük bir cisme yapınca yalnızca ufak bir kısmı esnek oluyor galiba, acaba profesör daha geniş bir alanı süngerleştirebilir mi?..

Bu noktada vakit üçüncü deneyine gelmişti: Zaten esnek olan bir şeyi esnekleştirebilir miydi acaba? Sabah banyodan “aldığı” süngeri yere bıraktı, asasını doğrulttu: “Spongify!” Mor ışık huzmeleri büyünün çalıştığını gösteriyordu. Sünger ise önceki haline kıyasla sanki bir tık daha süngerimsiydi, ama bir paspas kadar değişmemişti.

Deney 3 (Sünger): Süngerleştirme tılsımı, süngerler üzerinde sünger olmayan şeylere kıyasla daha zayıf etki gösteriyor, galiba.

Artık temel deneyleri bitmiş; biraz daha korktuğu, ama daha heyecanlı olduğu deneylere geçme vakti gelmişti. Memnundu şu ana kadarki deney sonuçlarından. Tepesindeki güneşin tüm ihtişamıyla parıldaması da olumlu duygularını besliyordu elbet. İki metre ötesindeki koca ağacın tatlı gölgesinden üzeri adeta yaldızlarla kaplı gölü süzdü biraz. Sonrasında ise halinden memnun bir gülümseme ile elini tekrar çantasına attı ve kahvaltısının ardından Büyük Salon’dan aldığı ve beyaz bir mendille sarmaladığı birkaç parça kurabiyeyi çıkartıp mendili usulcana yere serdi; doğrulup asasını yöneltti kurabiyelerden birinin üzerine. Mor ışık huzmeleri sonrasında ağzına aldığı kurabiye, sakız gibi olmuştu. Ağzındaki kurabiyeli sakızın verdiği muazzam keyifle beraber notlarına davrandı tekrar. Bu büyü, potansiyel olarak her şeyden sakız elde edebilmemizin önünü açabilir miydi? Tüy kalemini heyecanlı bir şekilde hışırdatmaya başladı kağıdın üzerinde:

Deney 4 (Sakız): Süngerleştirme tılsımı, sert yiyecekleri de yumuşaklaştırdığı için sakıza çevirebiliyor. Tabii 2 dakika bir sakız için kısa bir ömür… Olsun, ileride 30 dakika süren bir süngerleştirme tılsımı öğrenirsem bu da mümkün.

Özellikle sakız fikrinin çalıştığına aşırı sevinen kumral saçlı oğlan, ağzındaki sakız iki dakikanın sonunda hızlıca sertleştiği için küçük bir kurabiye parçasıyla bu deneyi yaptığına memnundu. Sertleşen parçayı çiğneyip yutarken yüzündeki gülümseme kulaklarına kadar varmıştı meraklı çocuğun. Ama daha yapacağı üç deney daha vardı. Beşinci deneyine geçti. Acaba bir cismi bu tılsımla en fazla ne kadar yumuşatabilirdi?.. Asasını göl kenarından aldığı avucu boyutlarındaki sıradan bir taşa çevirdi ve bağırmaya başladı: “Spongify! Spongify! Spongify! Spongify!..” Bir mor ışık sönmeden bir ikincisi yükseliyor, André renk cümbüşünü gördükçe daha çok galeyana geliyordu. Aslında sadece üç kere tılsımı uygulamayı düşünürken galiba yedinciye gelmişti ki bir anlığına asasından avucuna garip bir his geldi: “Spo-” O anda dikkati dağılıp bakışını elindeki kavak ağacından yapılma çubuğa çevirdiğinde André, dev bir yay tarafından fırlatılmış misali yaklaşık iki metre geriye uçtu. Kafasını, arkasındaki ağaca çarpmanın şiddetiyle sersemlemişti.

Avuç içini kafasının arkasına dokundurduktan sonra ıslaklık hisseden sarı cüppeli, elini önüne getirdiğinde kızıla boyanmış olduğunu fark etti. Üstelik sağ elindeki asa da bütünlüğünü yitirmenin eşiğine gelmiş, ortasından geçen boydan boya bir yarıkla bölünmüş vaziyetteydi. Saçlarının arasından gelen tatlı meltem biraz rahatlatıyor olsa da canı acıyordu, gözleri çoktan dolmuştu bile. Elindeki kanı görmenin dehşeti içinde hızlı adımlar atamıyor, gözyaşları sürekli silmesine rağmen görüşünü buğulandırıyordu. Gözlük camının da sürekli ıslanarak işleri daha fazla zorlaştırmasından dolayı gözlüğünü çıkartmış ve arkada bıraktığı eşyalarını boş vermiş; aksayarak, düşmemeye çalışarak Hastane Kanadı’na doğru ilerlemeye başlamıştı...[/justify]
« Son Düzenleme: 15 Mart, 2022 02:00:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »