17 Nisan, 2026 09:58:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cornelia Barthélemy

Sayfa: [1] 2 3 4
1
Birleşik Krallık / Ynt: Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« : 10 Ekim, 2022 00:37:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Adama niye öyle şeyler söylüyorsun ki? Of Blaze, of! Kalas bile senden daha canlıdır.” diyerek karşılık veren Cornelia, Blaze’in diğer söylemlerini es geçiyordu. Es geçmek zorundaydı. Laf yetiştirmeye kalktıkça ürkek ceylanın elinden kaçması daha kolay olurdu. Katiyen bunu istemeyen kadın tedbirli ilerleyecekti elbette. Blaze’in sosyal becerilerinin kusurlu olduğunu düşünmüyordu, ancak; ‘sert’  bir tutumu olduğu herkesçe bilinen bir gerçek idi. Her elmas önceden karbondu sonuçta. Potansiyelini açığa çıkartmak için değişimlere maruz kalmalıydı.“Kesin yalan söylemişsindir, kesin. Ciğerini bilirim ben senin. Başından mı atmaya çalışıyorsun beni? Yemezler. Yaş o iş.” Tabi ki amacı oydu Blaze'in. Kendini kandırmasının lüzumu yoktu Cornelia’nın. Yüzündeki gülümseme hiçbir değişime uğramadığı halde arada sırada kaşları çatılıyordu yalnızca kadının. Blaze’e hem biraz zaman verip hem de odasından doğru düzgün kıyafetler getirmek için yataktan kalkmaya doğrulduğu anda odaya pat diye giriş yapan Robin’e çevirdi bakışlarını. Hemen ardından bir kaplan gibi Blaze’e yöneldi. “Bak sen şu işe.” dediğinde ikisininde aklında tek bir şey vardı. Blaze sözlü savunmaya geçmişken atıldı mektubun üzerine Cornelia. “Ver bakayım!”

Hışımla kaptığı mektubu oyalanmadan açtı. Göz ucuyla okuyup Blaze’e uzattı. “Christopher, güzel isim. Sen de Rosemary demişsin adını. Ne yalancı olup çıktın. Das ile fazla takılma artık sen en iyisi.” Ciddi değildi tabi. Birbirlerine böyle yalan söylemeleri hoşuna gitmiyordu Cornelia’nın. “Her neyse… Saat 11’de çay evinde heyecanla seni bekleyecekmiş. Ben de nasıl tanıştığınızı duymaya can atıyorum. Evin adresini bile biliyor, beni şaşırtıyorsun Blaze. Bu harika! Beni şaşırtıyorsun!” İmalı bir bakış attı ellerini iki yana açıp çocuklar gibi sevinirken. Sonra da duraksadı çünkü gözüne gül ilişmişti. “Tek gül biraz klişe olmuş ama düşünmesi güzel. Şans vermelisin! Hiç değilse kimmiş bir bakalım. Ne diyorsun?” Gülü eline alıp kokladı. Çiçekleri çok severdi Cornelia. Şu an kendisi yalnız olsa da bir gülü bahçede görmek bile her zaman ona mutlu hissettirirdi.

Aklı gülün güzelliğindeyken fazla hızlı düşünce geçişiyle ve ani bir ifade değişimiyle Robin’e ‘toz ol’ dercesine bir baş işareti yaptı. Duvardaki saate bakıp “Çok oyaladın Blaze bizi, bak. Planımın gerisindeyiz. Çene çalmaya ve didişmeye birkaç işi hallederken de devam edebiliriz.” Cümlesi ağzından döküldüğü gibi hunharca kolundan tutup çekiştirmeye başladı kızcağızı. Kafasına koymuştu bir kere. Görev gibi bellemişti bunu. Cornelia kafayı bir şeye takarsa mutlaka yapmalıydı. Yoksa dengesi kalmıyordu pek. İnce ses tonuyla bıcır bıcır konuşmasını bölmedi; aksine pes etmeye niyeti yoktu Blaze'in isyanlarına karşılık.“Sana seçme şansı sunacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Yürü. Benim odama gidiyoruz.” Sımsıkı tutuyordu kolundan.
[/justify]

2
Birleşik Krallık / Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« : 09 Ekim, 2022 00:02:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Şafakla birlikte gözlerini açtı Cornelia. Derin bir uykudan uyanıyormuş gibiydi sanki. Uzun bir zamandır beklediği gün gelip çatmıştı ve aynı heyecanı Blaze'in de paylaşıyor olmadığı gerçeğini es geçiyordu. Üstünde ağırlık yapan yorganını elinin tersiyle iterek parmak uçlarını zeminle buluşturdu. Yatağının başındaki komodinin üzerine alelade atılmış sabahlığı geceliğinin üzerine geçirerek sabah soğuğuyla birleşen havayı bertaraf etme çabasıyla önünü ipiyle bağladı. İçinde patlayan enerjisine rağmen ses çıkarmadan parmak ucunda odasında yürüyerek camın kenarına eklenen yatağın baş ucuna geldi. Andy'in kardan çalınma beyaz yüzüne bakıp kırpışan kirpiklerini izledi büyük bir sevgiyle. Rüya görüyor olmalıydı. Çatılan kaşlarını serbest bırakıp kıpırdanacak gibi olduğunda açmış olduğu üstünü usulca örttü. Fısıltıyla "Şşşt... Uyumaya devam et. Kahvaltıya daha var."[/color] dedi. Bazıları için kahvaltı şimdi idi.  Blaze'in her türlü sövgüsüne hazırlıklıydı.

Andy'nin uykusunun bozulmadığından emin olduğunda aynı sessizlikte odadan çıktı Cornelia. Kapıyı örter ötmez yüzüne kocaman bir gülümseme yer aldı. Çıplak ayaklarla paldır küldür koridorda bilerek ses yapma ihtiyacıyla yürümeye başladı. Ahşap merdivenin başına geldiğinde adeta çığırırcasına aşağı kata seslendi. Evlerinde çalışan ancak kendisi için de aile yerine koydukları bayana ulaşması ve elbette Blaze'i uyandırmak için yüksek sesle konuşmaya başladı. "Bu gün erkenden kahvaltıyı hazırlayalım. Poşe yumurta istiyorum. Blaze'e bu gün yumurta yok. Onun için bitkilerden oluşan bir tabak olsun, lütfen. Bolca nane özellikle de. Portakal suyu yerine sakinleştirici bir bitki çayını tercih edelim. Bir saate inmiş oluruz. Teşekkürler." Blaze'in bütün sinirlerini elbette bitkisel karışımlarla yok edebileceğini sanmıyordu Cornelia. Sadece denemenin zararı olmazdı. Derin bir nefes alıp merdivene yakın olan odanın kapısına ilerledi. Kapıyı bir iki kez tıklattı. Ses gelmesini beklemiyordu. "O halde..." diyerek büyük bir gürültüyle kapıyı açtı.

"GÜNAYDIIIN!" Vakit kaybetmeden pencerelere çevirdi yönünü. Perdeleri sonuna kadar açıp "Gün senindir! Hala uyuyor musun? Kalk, kalk... Çok işimiz var! Böyle bir günde nasıl uyuyabilirsin? Hayret bir şey doğrusu." Blaze'in dolabına doğru koşturdu. Bütün kapaklarını açıp uzaktan şöyle bir göz attı. Suratında gördüklerini beğenmiş bir ifade yoktu. Yakından bakma kararıyla birkaç kıyafeti çıkarıp boy aynasında üstüne doğru tuttu. "Ne yıkık dökük şeyler bunlar? Kim giyer ki bunları? Daha iyisi yok mu? Blaze... Gerçekten dolabını yenilemeliyiz." Maddi durumları epey bir süredir iyiydi neyse ki. Kolaylıkla halledebilirlerdi. Ancak, Blaze'in buna yine niyetinin olmayacağını biliyordu. Blaze aynı Blaze. Yontmak çok zordu. Cornelia onun hayatını iyi şekilde yaşamasını istiyordu. Eline aldığı her kıyafet parçasını Blaze'in yatağına atıyordu. Kendi dolabından bir şeyler getirmesi gerekliydi. Ama önce miskinlikten kurtulunmalıydı. "Kalk be! Bağırttırma beni." diyerek kendini yatağa fırlattı Cornelia. Pis bir sırıtışla kafasına kadar çektiği yorganı indirip iri gözleriyle parlak parlak Blaze'e bakarak devam etti. "Buluşmana tam olarak yedi saat var. Seni beslemeli, aklamalı ve paklamalı, ardından süsleyip buluşma yerine teslim etmeliyim. Ben de geleceğim seninle. Bir an önce kalkmazsan bütün bıçaklarını Thames Nehri'ne atar ve bulamaman için büyülerim. Son uyarım... Kalkıyor musun?" Bir yandan da eliyle dürtüklüyordu. [/justify]

3
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 25 Ağustos, 2022 23:24:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia; Seviye 8'e geçiş için +1 GP
https://buyucedunya-rpg.com/sihirsel-yasal-yaptirim-dairesi/cadi-avcilari-sorusturmasi-cocuklarin-sorgusu/ (Bu başlıktan gelen +11 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/apples-oranges/ara-kapatma/msg2206/#msg2206 (+2 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/son-dans/dus-icinde-bir-dus/msg2198/#msg2198  (+4 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/son-dans/dus-icinde-bir-dus/msg2368/#msg2368 (+2 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/bir-sanssizlik-tragedyasi/msg2423/#msg2423 (+4 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/quidditch-stadyumu/quidditch-dunya-kupasi-sampiyonasi/msg2497/#msg2497 (+3 fena rp)
Fena RP Butonu için toplamda 26 olmak üzere +3 GP etmektedir. Toplama yetişmeyen +5 fena rp hakkımın uykuya yatışını bildirerek diğer karakterler hesaplamalarını da paylaşmak isterim.
+5nci günden 7. güne aktiflik ilen gelen +2 güç puanını da şuraya sıkıştırayım.
Charlotte;
https://buyucedunya-rpg.com/hogwarts-bahcesi/gecelerine-gun-gibi/msg1892/#msg1892 (+6 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/diagon-yolu/need-for-speed-diagon-yolu/msg2848/#msg2848 (+5 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/diagon-yolu/need-for-speed-diagon-yolu/msg2875/#msg2875 (+3)
Toplamda 2 GP.
48 saat doldurmaktan gelen +2 GP.
Iris;
https://buyucedunya-rpg.com/kara-gol/planlar-pesinde-istikbal-goklerde/msg2647/#msg2647 (+10 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/iksir-dersligi/andre-iris-iksir/msg2209/#msg2209
https://buyucedunya-rpg.com/iksir-dersligi/1865-66-egitim-yili-guz-donemi-iksir-dersi/msg2159/#msg2159(İksir başlıklarından gelen toplam +3 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/tilsim-dersligi/1866-yili-birinci-donem-karma-tilsim-dersi/msg2135/#msg2135 (+1 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/karanlik-sanatlar-dersligi/1865-66-egitim-yili-guz-donemi-karanlik-sanatlar-dersi/msg1697/#msg1697 (+1 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/karanlik-sanatlar-dersligi/1865-66-egitim-yili-guz-donemi-karanlik-sanatlar-dersi/msg1697/#msg1697 (+1 fena rp)
https://buyucedunya-rpg.com/karanlik-sanatlar-dersligi/1865-66-egitim-yili-guz-donemi-karanlik-sanatlar-dersi/ (+2 fena rp puanı sonradan değerlendirilmek üzere***)
Cornelia'dan kalan +5 puanımı Iris hesabım üzerinden değerlendirme isteğiyle toplam +3 puanımı talep etmekteyim.
Ek olarak; 3. seviyeden 5. seviyeye geçiş için +2 GP.
4 gün çevrimiçi olmanın getirisi olan +4 GP.

Nihayetinde; yanlış bir hesaplama yapmadıysam eğer havuz hesabıma aktarılacak olan GP sayısı 18'dir. Cornelia'nın sorgusundan gelecek görev gpsi hariçtir. Başlık geç kapandığından görevin kaç puan getirisi olduğunu unutmuş bulunmaktayım asdfg onu da eklerseniz sevinirim.  Kolaylıklar diler, teşekkürü borç bilirim efenim asdfgfg

4
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Dava] Cadı Avcıları Soruşturması
« : 25 Ağustos, 2022 01:33:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia B.
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı

Cadı Avcısı - Çocukların Sorgusu dahilinde öğrenilenler;
Alıntı
  • Kiliseden getirilen çocuklardan birinin adı; Andy.
  • Cadı Avcıları kimsesiz veyahut geçim sıkıntısı olan ailelerinin çocuklarını himayesi altına alarak beyin yıkamaktadır. Büyücü ve cadılara karşı onları doldurarak saldırı gücü olarak kullanmakta oldukları aşikardır.
  • Manipüle şekillerinden birinin sorgudan yola çıkılarak "dini" kullanmak olduğu görülmektedir.
  • Çocukların sihir gücü vardır ve bunlar bastırılmıştır. Çocukların bu yetenekleri kullanılarak büyücülere zarar verme ya da kendileriyle birlikte; görevlendirildiklerinde hedeflerine zarar verecek şekilde bir silah olarak yetiştirmektedirler.
  • Çocuklar 'sınama' adı verilen bir süreç ile terbiye edilir. Şiddet içerdiği malumdur.
  • Çocuklar asa yerine büyü güçlerini kanalize etmek için kendilerine uygun düşen bir nesneyi kullanmaktadırlar. Bknz: Andy'nin oyuncak bebeğini kullandığını ima etmesi.
  • Cadı Avcıları mühürleri kırma üzerine ilerlemektedir.
  • Genellikle kiliseler mesken bellenmiş ve meleklerin isimleri kullanılarak Engizitörler Cadı Avcıları organizasyonunda büyük rol almaktadır.
  • Aziz Michael kilisesinin yanısıra öğrenilen diğer Engizitörler; Aziz Raphael ve Aziz Gabriel
  • Aziz Michael; savaş gücünü temsil edip öğretilerini ona göre düzenlerken Aziz Raphael kiliseleri iyileştirici güce odaklanmıştır. Aziz Gabriel ise 'tuhaf mucizelere vakıf olma' durumunu temsil eder.

>Bu bulgular doğrultusunda çocukların yeteneklerinin büyü yatkınlıklarına benzerlik gösterdiğinden şüphelenilmektedir.




Link: Çocukların Sorgusu[/list]

5
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 25 Ağustos, 2022 00:52:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kiliseden getirilen cadı avcılarının himayesinde bulunan isminin yalnızca Andy olduğu bilinen çocuğun sorgusu usulünce uygulanmış, bilgiler toplanmıştır ve rapor halinde sunulacaktır. Buna ek olarak; Andy artık alınmış izinler ve yasal ayarlamalar doğrultusunda, yaşamına; büyücü ve cadılar arasında Andy Barthélemy olacak şekilde devam edecektir. Cornelia Barthélemy tarafından evlat edinilmiştir.

[spoiler=Out]İskender eğer Andy'nin o sorusunu hala hatırlıyorsan lütfen söyle asdfg[/spoiler]

6
Birleşik Krallık / Ynt: Bir Şanssızlık Tragedyası
« : 06 Haziran, 2022 22:28:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Shelley'e göre, ölüm teması aşılması gereken bir sınırdı. Ancak, öncelikli olarak karanlığa ışık serpilmeliydi. Ölüm bu denli kaçınılmazken kim karşı çıkabilirdi ki insanoğlunun doğasına? Ne cenaze alanında toplanan insanlar ne de büyücedünyanın geri kalanı Victor Frankenstein değildi, düşünüldüğünde bir kitabın içinde de değillerdi, ne de hikayeyi yazan Marry Shelley idi. Victor denemişti, sonra da yarattığını terk etmişti. Sorumluluğundan kaçan küçük bir tanrı gibi. Başarısız olmuştu. Lakin, yazar Shelley için esasen ölümde umut vardı. Eğer Cornelia bir dine mensup olsaydı sorgulardı daha fazla. Ama ne mümkün kesin bir bağlama ulaşmak? Ya modern Prometheus olarak yorumlamak? Kuyunun dibini göremiyordu kimseler.

Ve ekliyor Marry Shelley Frankenstein adlı eserinde:"Yaşamın nedenini öğrenmek için önce ölüme yönelmeliyiz." Belki de yaşamı değerli kılmak içindi ölüm. Geride bıraktığı onca acıya rağmen.

Belki de Cornelia yanlış yorumluyordu. Meredith'in hikayesi, Shalott Leydisi'ne daha çok uygun düşüyordu. Büyücedünyada yaşayan herkesin boğuştuğu bir lanetten nasibini alan güzel bir kadın.  Sistemin çarklarından biri kırılıyor nihayetinde. Sual edilmesi gereken derin konular gölge gibi bütünün peşinde artık.
 
Vedalarla arası hiçbir zaman iyi olmamıştı Cornelia'nın. Kimin iyi olurdu ki zaten? Hele de ete kemiğe bürünmüşlük yok oluyorsa. Meredith'i pek fazla tanıdığı söylenemezdi. Bakanlık içinde denk geldikçe karşılıklı başla verilen selamlar, birkaç gülümseme ve bir görev. Tanımadığı bir hayat göçüp gitmişti yanı başından kadının. Nasıl biriydi acaba? Güne nasıl başlardı? Stresli anlarla nasıl baş ederdi? Korkuları nelerdi? Uzun yürüyüşleri sever miydi? Hiçbirini bilmiyordu Cornelia bunların. Ve maalesef ki hiçbir zamanda bilemeyecekti artık. Boleynler'in arasında en sevilenin o olduğunu birçok kez duymuştu başkalarından, sadece yüzüne bakarak bile bir masumiyeti sembolize ettiği söylenebilirdi genç kadın için. Tanıyabilmeyi çok isterdi. Görevde ona yardımcı olabilmeyi. O görev... Hazin bir sondu Meredith için. O gün göreve giden herkes sınanmıştı. Meredith'in sınavı ise ölümdü. Cornelia umuyordu ki gittiği yerde ışık onunla birlikte olacaktı. Şimdi ise boş tabutunun gömülmesini bekliyorlardı. Yaşanan acılar bunun için miydi? Dünyalarının geldiği hal katlanılabilecek bir durumda mıydı? Ruhuna çöken karamsarlıkla derin bir iç çekti Cornelia. Herkesin toplanmasını beklerken köşede öylece soğuk bakışlarıyla bekliyordu.

Tabutuna bırakmak için yanında bir adet pembe yabani karanfil getirmişti; her zaman hatırlanacağı için.

[/justify]

7
Son Dans / Ynt: Düş İçinde Bir Düş
« : 20 Nisan, 2022 22:39:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Ben Audhild’im. Korkusuz Audhild.

Ne tenimi saran alevler ne de ciğerimi dolduran zehir durdurabilir beni. Akşam yıldızı parlıyor gökyüzünde tam yuvamın üzerinde. Gözyaşlarımın sıcaklığı alazla tek vücut oluyor ve ben bir daha sesleniyorum hazineme bir dahaki cümlelerinin sevgilimin kollarının arasında olmasını umarak: “Gün doğumunda yanında olacağım.”

Sadece son bir kez daha sarsılmayan o inancımla savaşmalıyım.

Halstein… Ne kadar da sen. Onu böyle var gücüyle savaşırken görmek baharın neşesini saklamıyor oluşunu anımsıyorum: bütün fırtınalara çıplak bir göğüsle direnen bir serbaz. En az ben kadar dikbaşlı, sen kadar pervasız ve gözü pek, nihayetinde; ikimiz kadar sevgi dolu ve korumacı. Gözüm arkada kalmayacak. Köyü ve kardeşini koruyacak Halstein. Ruhani bir rahatlama sarıyor beni. Ancak, nabzım düşmüyor. Tekinsiz bir his. Kol geziyor etrafta. Ensemde hissediyorum varlığını.

Daha ölmeden arafa vardım. Vaat edilmiş topraklar yüce fedakarlıklar ister.

Tanrı’nın öfkesini yansıtan mor gözler. Dikenli bir kuyruk. Gece karası pullar. Hebrid Siyahı. Hiçbir şey delemez sanki zırhını, hiçbir şey yaralayamaz onu, bir annenin sevgisi hariç. Ejderha, sevdiğim insanlara asla ulaşamayacaktı bu gece. Kalp atışım kulaklarımda demiri döven üzengi gibi atarken asama sarıldım. Yerde duran ucu sivri mızrağı da es geçmeden aldım bir elime. Bu sefer kime ait olduğunu bilmiyorum.

O’nun her daim söylediği gibi kas gücü yetersiz kaldığında içindeki gücü, doğuştan bahşedilen yeteneğini kullanacaktı. Oğlu ve eşi gibi, hem saldırı hem savunma yapabilirdi. Büyü gücü ve sevgisi bir hudud çizecekti.

Audhild, Halstein ve köylülerden uzağa doğru koşmaya hazırlanırken ejdarhanın peşinden gelmesi için göz hizasında duran heybetli yaratığa isabetli bir “Stupefy” savurdu başlangıç olarak. Bir planı vardı. Amaç, ters yöne çekebilmekti Hebrid Siyahı’nı. Vücuduna pek bir etki etmese de kükremesiyle canını sıkmış olduğundan emindi, sonucunun neler olduğuna bakabilecek bir konumda değildi. Zira tahmin etmesi de çok zor değildi. Ciğerlerindeki acıya rağmen özgürlüğe kanat açarcasına koştu Audhild. Ejderhanın kanatlarını çırpışını rüzgarı keserek hala yanmakta olan birçok yeri daha da harlamasıyla ateşi daha çok hisseder olmuştu.

Onun bir kanat çırpımı Audhild’in adımlarıyla ne kadar örtüşebilirse o kadar uzağa gidebildi kadın. Köyün sınırını çevreleyen çitlere geldiğinde nefes nefese duraksadı. Korkusuzca dikildi karşısına. İnişe geçecek gibi olduğunda titrek bir sesle “Conjunctivitis” diyebildi Audhild asasını sabitleyerek. Bozabilmiş miydi görüşünü? Kontrolsüz bir pençe indi göklerden, hedefini yine de yakalayacak kadar tutarlı bir pençe. Savruldu Audhil perişan bir halde. Taş, toprak ve toza bulanırken bedenine aldığı yaralar kalbi kadar yakamazdı canını. Böyle bitmesine izin veremezdi, vermeyecekti. Sert zemin üzerindeki bedenini kaldırabilmek hiç bu kadar güç olmamıştı. İç organlarının aldığı zarar ağzından kan akıtıyordu.

“Bir daha ıskalamayacaksın.” dedi böğründeki ağrılarla. Asasını tıpkı vücudunun bir uzvu gibi tutuyordu hala. Zedelenen karın bölgesine doğru elini götürürken sıcak kan parmaklarına ve asasına bulanmıştı çoktan. Yere inen ejdarhanın hiddeti Audhil’i bulmak üzereyken alevlerden kaçınabilmek adına kalkanını oluşturmalıydı. Yattığı yerden hınçla gümüşi bir “Protego” ile korudu kendini. İçindeki büyüyü kanalize edebiliyordu hala. Ne yazık ki son demlerini yaşadığını biliyordu kadın. Ona dayanma gücünü veren de bu idi hiç şüphesiz.

Ateşin gücü karşısında asa tutuşunu bozmadan doğrulmaya çalıştı mide bulantısıyla. Başı yeniden dönüyordu Audhild’in. Asa tutan eli titremeye başladığında ona karşı daha fazla kalkanının dayanamayacağını bildiğinden körlemesine alevlerini saçan ejderhanın aralığını yakalar yakalamaz kendini sol tarafa doğru savurdu mızrakla birlikte. Ejderhanın kükürt kokan nefesini daha yakından alıyordu artık. Hala göremeyen ejderha içgüdüleriyle Audhild’in varlığını sezebiliyordu. Kanının kokusuyla yine karşısına dikilmişti. Çok daha yakınlardı. Ve avı, sonsuzluğa uğurlayacaktı onu. Gözlerine bakmaktan hiç çekinmedi. Dudaklarının arasında bir nefes alımı kısalığında uyku büyüsünü gerçekleştirdi. Hiç umudunu kaybetmemişti. O umut, zaferi getirecekti Audhild’e. Ejderhanın uykuya teslimiyeti gerçekleştiğinde yere devrilişiyle ayağının altındaki toprak titremişti adeta. Zar zor dengesini buldu kadın. Büyünün onu ne kadar uyutabileceği bilinmez bir haldeyken son darbeyi indirmeliydi. Kanayan yere eliyle baskı uygulayarak topalmış gibi bükük beliyle ilerlemeye başladı. Mızrağı kavradı ve yer yer ondan destek aldı. Gözlerinin önünde yığılmış olan yaratık heybetiyle büyülerken Audhild’i köyden gelen sesleri işitemiyordu daha fazla. Ejderhanın inip şişen göğsüne yanaştı güçlükle. Göz kapakları her an açılabilecek gibi duruyor, parlak siyah pullarının üzerinden süzülüp gelen gece yelleri vuruyordu yüzüne Audhild’in. Kanlı elini dokundurdu önce naif bir şekilde. Kalbi. En zayıf noktası olmalı, diye düşündü. Eline dolan yaşama son vermek ruhunu bin parçaya bölse de yaşam değil miydi seçimlerden ibaret olan? Geride bıraktıklarını düşünmeliydi.

Acıyla inlerken mızrağını kaldırdı asasını yere bırakırken. Derisinin inceldiği noktaya müşkül bir halde sapladı mızrağı. Ölüm uykusuna Audhild ile birlikte geri dönecek olan Hebrid Siyahı acıyla gözlerini açtığında Audhild çığlık çığlığa atalarının güçlerini de kollarında hissederek daha da derine doğru iteledi mızrağı kalbin içine iyice girene kadar. O an sırtına batan bıçak gibi keskin dikenleri başını eğdiğinde görebilmişti anca. Her bir zerresi kan içindeydi. Ağzından gelen kan daha da artarken kuyruğunu can çekişerek ortalığa savuran ejderha Audhild’i de savuruyordu. Bir yandan göğe doğru saçtığı alevler geceyi aydınlatıyordu. Sarı ve kırmızı. Aralarında turuncu rengi seçebilirken ateş başında “O” ve oğulları ile birlikte geçirdiği vakitler geliyordu gözünün önüne. Ölümün tatlı sıcaklığı bu olsa gerek. Belki iki belki üç nefes daha… Audhild’in son dansı görsel bir şölenden ibaretti sanki. Yüzünde belirsiz bir gülümseme. Viran olmuş halde Hebrid Siyahı’nın tükenen gücüyle toprağa yığıldıklarında Audhild başarmıştı. Son nefesini tüketti: “Başardım sevgilim. Aç kollarını bana. Gün doğumunda yanındayım, demiştim.”

En güçlüler bile ne zaman boyun eğmesi gerektiğini bilir. Sonunda, ölümü yendim: geliyorum.

Uyandım gerçekliğime. Kim olduğumu biliyorum.
Ben Cornelia. Korkusuz Cornelia. Cornelia Barthélemy.
Ölümü yendim. Ve yeniden doğdum.
[/justify]

8
Yetişkin Postası / Cornelia Barthélemy Posta Kutusu
« : 20 Nisan, 2022 18:17:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Cornelia B.
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı


9
Apples & Oranges / Yeni Aile Üyesi
« : 27 Mart, 2022 21:59:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Knockturn Yolu’na cisimlendiğim anda dar yolda adımlarımı savurur savurmaz buraları ne kadar çok özlediğimi fark etmiştim. Herkes olduğu gibiydi. Hala bıraktığı gibi. Maskesi yoktu kimsenin. Tek tük büyücüler hariç Knockturn’nun gizlenme telaşesi yoktu. Her an bir köşeden Blaze çıkıp ıslık öttürebilirdi. Dokuzlardan biri başını belaya sokup etrafta koşuşutururken bana çarpabilirlerdi ve hep yaptığım gibi onları idare ederdim. Das’ı ise en son mahkeme çıkışında basin açıklaması yaparken görmüştüm. Her şekilde Bakanlık çatısı altında Seth ile birlikte çalışmaktan memnun olsam da geldiğim yerleri geçtiğim yolları unutamazdım. Birlikte acıyı ve tatlıyı paylaştığım kişileri de. Çalışmanın yoğunluğundan eve uğrayamıyor, çoğunlukla büroda sabahlıyor, hizip ile görüşmelerimi sürdürüyordum. Eve uğramayı denediğim birkaç seferde de bizimkiler yoktu. Evin ihtiyaçları ile ilgilenen Grace beni iki kere üstüste geldiğimi gördüğünde çok sevinmiş ve kemiklerimi kırarcasına sarılmıştı. O anda ne kadar çok uzaklaştığımı anlamıştım aslında özümden. Bir öğle arası evrak işlerini çömezin birine iteledikten sonra soluğu burada almıştım işte. Eski dükkanıma bakmak, Das’I kolaçan etmek, işlerinin nasıl gittiğini sormak istiyordum. Başımdan geçen şeylerin bazılarını gizlilik çevresinde paylaşarak rahatlayabilirdim bile. Stresle baş etmeye çalışırken baş ağrılarım hiç eksik olmuyordu malum. Beni pamuk gibi yapacak birine yani Das’a ihtiyacım vardı.

Köşeyi döndüğümde bir heyecan basmıştı beni. Kaç haftadır eve niye uğramadığımı sormamasını umut ediyordum Das’ın. Blaze’i dükkanın önünde göremiyordum. İçeridedir belki, diye iç geçirdim. Yıkanmamış olsa da pis pis etrafta dolansa da sarılacağım bizimkine. Yoğun bir hasretlik çekiyorum.

Dükkanın önüne geldiğimde şöyle bir duraksadım. İmajında bariz bir değişiklik var. Tabelası değişmiş. Gururlu muyum? Evet. Dükkanı Das’a bırakırken binbir türlü endişem vardı. Somut bir şekilde endişelerimin yersiz çıktığını gözlemliyor olabilmek rahatlatıcıydı. Yalnızca dükkanın kapısının ardına kadar açık olmasından hoşnut değildim şimdilik. Yol geçen hanı gibi kapı açık mı bırakılır? Daha fazla dayanamayıp girdim içeri. Eh… Yüzüme vuran kasvetli havası hemen hemen aynı sayılır. Henüz incelemeye başlayamadan gözüme takılan ne idüğü belirsiz bir cisimle karşılaşınca irkildim. Kös kös oturuyor. Yüzü gözü var mı? Kimdir necidir? “Daaas!” diye bağırdım dolu dolu. Terk mi etti yoksa burayı? Çok kızarım. Musallat mı oldu bu adam dükkana? Kıpırdamayınca da ilerledim yanına. Ayağımın kenarıyla dürttüm bir. Çıt çıkarmıyor. “Kimsin sen? Çık dışarı!” diyorum. Yok, yine hareketlenmiyor. “Das! Her nerdeysen çık gel, bak. Arkada mısın? Burada BİR ŞEY var. BİR ŞEY! Alıp götüreceğim Bakanlık’a!” derken bir yandan da elimi şekilsiz şemalsiz tipe doğru uzattım. Omuzundan tutup ya götüreceğim ya da bir dahaki soruma cevap vermezse parçalayacağım. Sabrım taşmak üzere. Bir kez daha “DAS! Kimle- dur! Nelerle takılıyorsun sen öyle?” diye bağırdım. O anda da erken kanıya vardığımı anlamıştım. Das'ı daha sık ziyaret etmeliydim. [/justify]
 

10
Son Dans / Ynt: Düş İçinde Bir Düş
« : 26 Mart, 2022 17:03:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ben Audhild’im. Korkusuz Audhild.

Yaşam ve ölüm. İçgüdülerin hükmündedir vücut. Bir kirpik kırpımı kadar anlık kararlar. Anadan üryan. Elbet bu dünya sona erecek ve kefaret ödenecekti. Hazineye fısıldandı canhıraş: “Kavuşacağız. Evime… sana geliyorum sevgilim.”

Sadece son bir kez daha zırhını kuşanmalıyım.

Gözbebeklerinde büyüyen ateşin sıcaklığını bütün vücudunu sararken etrafını saran kor ciğerine dolmuştu. Öksürdü. Çıkmalıydı olduğu yerden. Hala toydu Hastein. Gençlik arzuları konusunda temkinsiz. “Aptal! Geri çekil! Geri çekilin!” diye bağırdı Audhild. Sesi kimseye ulaşmıyordu. Çığlıkları içinde kopuyordu. Beyhude sabrı azalmıştı. Avucunun içinde biriken güç, kanında biriken cesaret, her şey ama her şey onu nihai sonuna hazırlıyordu. Toprakla uğraşmaktan yıpranmış elleri uzun katlı eteğini kavrayıp bir parça koparmaya yeltendi. Oğlunu durdurma isteğiyle yanıp tutuşmuşluğu ve göğsünde biriken baskı esasen gücünün son demlerini harcatıyordu ona. İs olmuş kumaşı yüzüne götürdü, düşünmeksizin nefesini tutarak ateşlerin arasına bıraktı kendini.

Derisinde hissettiği sızılar ruhunu delip geçerken aklında olan tek şey ‘Hastein mankafasını kardeşine sağ sağlim kavuşturmak’ idi.

Yeşil alevlerin arasından öksürüğünü ve titreyen dizlerini dizginleyerek çıkmayı başarabildiğinde zorlayarak avluya doğru giden yolu tutacaktı. Öncesinde Hastein ve toplanmakta olanlar denk gelmeden hamle yapacaktı. Yerde cansız bir şekilde yatan Ulf’a bakarken köyün en divringi savaşçılarından olana da hakkını verme isteğiyle yanıbaşında duran baltasını kavradı. Eteğinin önüne dallardan topladığı elmaları yerleştirmek için bağladığı sepet görevi gören derme çatma kumaşlarla birleştirilmiş dolamadaki asasını savunma amaçlı kullanacaktı. Bir kılıç gibi gökyüzüne kaldırıp yangının atmosferiyle cilaladı baltayı. Hazinesine belki de bu gece son kez fısıldıyordu göğsü arasında asılı kalan: "Korkmuyorum. Benimlesin. Gücünü bana ver sevgilim. Çocuklarımızı kurtarmak için gücüne ihtiyacım var.”

Uyan ruhum.

Aralarında hala kapatamadığı mesafeden kaynaklı zorlukla seçebildiği adamlardan birine hedef aldı. Göz kararıyla... Ve savurdu baltasını hükmedercesine dünyaya... Dikkatleri üstüne çekebilmek, hedef tahtasına konulmak ve ateşi ardına alıp kafa tutabilmek için dünyaya. Ölüm vardı arkasında dağ gibi! Terk eyleyecekse bu dünyayı son dansını layığıyla gerçekleştirecekti. Canının parçaları, aşklarının eşsiz meyveleri ve daha birçok ruh için yaptıklarının boşa gitmesine izin vermeyecekti. Veremezdi.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 5, total 5
[/justify]

11
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Dava] Carmilla/Cwénhild Soruşturması
« : 23 Mart, 2022 01:06:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia B.
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı

Samuel Raymond Boleyn Sorgusundan öğrenilenler;
Alıntı
  • Samuel Raymond Boleyn, kuzeni Eadwig Boleyn tarafından davet edilmiş, Caldecott'un Carmilla'yı gördüğü iddiasına takiben kontrol amaçlı Yasak Orman'a gitmişlerdir.
  • Ölü bedenlerin görüldüğünden ve cadı avcılarının varlığından söz edilmiştir.
  • Sorguda adı geçen Clayton ve Cyneric gibi diğer öğrenciler Carmilla ile karşılaşmamışlardır.
  • Samuel Raymond Boleyn tarafından anlatılan her şey seherbazların varışına kadar diğer sorgulanan öğrencilerinki ile eşleşmektedir.


Link: Samuel Raymond Boleyn Sorgusu

12
Gerekli sorgulama yapılmış olup Samuel Raymond Boleyn diğer sorguya alınan öğrenciler ile birlikte Hogwarts'a geri gönderilmiştir.

13
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 21 Mart, 2022 20:08:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]En sonunda adının Andy olduğunu öğrendiği çocuğu süzerken Cornelia rahatsızlık hissetti. Önyargılı davranmış olmanın verdiği bir huzursuzluktu daha çok. Masumiyetin temsili olan çocukları ne hakla kullanırlardı? Bunu yapanların kökleri kurutulmalıydı. Çenesini sıktı.  Elinden geleni ardına koymayacaktı. Seth’e davasında yardım edecek, her göreve katılacak ve hatta… Anlık bir karar vermek istemiyordu, ancak, uzun bir süredir hissetmediği bir sıcaklık hissetmişti kalbinde. Ve bu kiliseden sorgulamak için aldıkları bir çocuk sayesindeydi. Ona kafir diyen, kahpe diyen… Din ile zihni bulandırılmış olan bir çocuk sayesinde… Çenesini serbest bıraktı burnundan nefes alarak.

Kötü davranıldığının farkında en azından, diye iç geçirdi kadın. Sopa ve falaka mı? Ve büyülü olanlar mı iblis oluyorlardı? Tezatlık sarıyordu her tarafı. “Demek zorlayarak içinde barındırdığınız gücü ortaya çıkarıyorlar.” Mırıldandı kendi kendine Cornelia. Ne gücü peki? Daha net bulgular lazımdı. Böler gibi olmaması için “Lütfen, devam et.” dedi. Andy’nin verdiği bilgiler doğrultusunda melekler ile eşleştirebileceği tek tük şey vardı. Tılsım, lanet, biçim değiştirme ve iksir gibi alanlar… Doğruluğu tartışılabilirdi ama aklına başka bir şey gelmiyordu. Mümkün olup olmadığını sorgularken ardından işittikleriyle bir nebze daha doğru yolda ilerlediğine inanmaya başlamıştı Cornelia. Çocuğu izlemeye devam ediyordu. Elini havaya kaldırdığında Cornelia’nın da kaşları kalktı. Ne yapmaya çalışıyordu? Ürpermişti kadın. Terörü çocuğun davranışlarında sezebiliyordu, korkudan çok. Bakışları ise tam tersini söylüyordu. Zayıflığı bir pelerin gibi üzerinde asılıydı Andy’nin.

Cornelia’nın ona kötü davranma isteği olmamıştı denilemez. Hep bir anlık gaflet. Kendine kızdığı nokta buydu. Kimin ne şekilde ne ile uğraştığını veyahut kimlerle baş ettiğini bilmediği bir hikâyede korumacı ve tedbirli olmaya çalışmıştı sadece. Yine de kendi deneyimlerinden yola çıkarak baştan beri böyle davranmaması gerektiğini bilmesi gerekirdi. Öfkesini hapsetti zihnine. Aklından geçirmiş olsa dahi ona kötü davranamazdı. Çocuğun yüzüne batırdığı tırnaklarına çevirdi bakışlarını. Sorduğu soruya ne cevap vereceğini bilmiyordu açıkçası. Mümkün veya değil. Ortada bir inanç yoktu Cornelia için. Çocuk kırıntılarla oyalanırken aklından geçenler artık şekil almaya başlıyordu.

Neredeydi bez bebeği? Kiliseden getirildi mi emin değildi. Görmek istiyordu çocuğun neler yapabileceğini. Diğer çalışanlar sorgu için hazırlarken almış olabilirlerdi. Belki bir ara verip Zain ile konuşabilirdi ama Andy’i tek bırakmak istemiyordu. Hele de lanet konusunu açtığında. Korkusunu paylaştığında gözünde bir buğulanma oluştu Cornelia’nın. Sahiden mi? İnanması güçtü. Etinde kesikler hissediyordu sanki.“Mucizelerle donatılmışlara sunulan bir lanet. Ne kadar doğru olabilir?” dedi neredeyse fısıltıyla. Kontrol edilmesi gereken bir sürü kaynak vardı. Çocuğun dibine kadar çektiği sandalyede ona doğru döndü. “Sana yalan söylemeyeceğim, Andy. Cennet ve cehennem. Üstüne düşündüğüm yerler değil. Hiçbir zaman olmadı. Ama Araf hakkında bir şey bilirim, o arada kalmışlığı ve korkuyu…” dedikten sonra işaret parmağını alnına nazik bir tutumla götürdü çocuğun. “Araf… Burası. Asıl araf kafanın içinde. Ne gidebilirsin ne kalabilirsin. Ne cesaret edebilirsin ne de korkmaya hakkın vardır. Korkuyorsun sen. Güzel. Kimileri korkmaktan dahi acizdir. İşte, senin tutunman gereken tek şey bu. Yönlendirmen gereken tek hissiyatın. Ve, aynı zamanda düşünmemen gerek tek şey de bu.” Elini çekti. Yapacağı şey bir Bakanlık çalışanı için pervasızca bir hareket olabilirdi. Kime ne? Buradan çıkamazdı her halükârda. Çıkmaya kalkarsa da Cornelia onu asla bırakmazdı. Sandalyeye önlem amaçlı belinden bağlanmış çocuğun kalın ipini çözmeye başladı. Çocuğu korkutmamak için asasını hiç ortaya çıkartmamıştı. İpi çözeceğim derken tırnağı kırılınca ufak bir sızlanma yaşamanın ardından söküp fırlattı bütün ipleri. Çocuğun yorgunluğu her halinden belliydi. Soluklanma ihtiyacını gidermesini beklerken konuşmaya devam edecekti.

 “Endişelenme.” dedi yapacağı hareketten önce uyarı bağlamında. Kollarını uzatıp sıkıca sarıldı çocuğa. Çocuğun buna ne kadar ihtiyacı olduğu bilinmez ama Cornelia’nın mutlaka vardı. “Kimse sana dokunamaz.  Ölmene izin vermem. Gerçek veya değil, bunun üstesinden birlikte gelebiliriz.” Diyordu çocuğa duygularını ne kadar geçirebildiğinden emin olamayarak. Geriye çekildi yüzünde sıcak bir tebessüm ile. “Seninle çıkarsız bir anlaşma yapacağız Andy. Biraz daha konuşacağız. Sana güveniyorum. Konuşmamız bittikten sonra benimle birlikte gelmeni isteyeceğim senden. Hemen karar vermek zorunda değilsin. Hiç zarar göremeyeceğin bir yere götüreceğim seni. Önce konuşalım.” diyerek açık kapı bıraktı. Eğer kabul ederse Das’ın ve Blaze’in cinnet geçireceğini biliyordu. Ama Andy’e de düşüncelerinin değişebileceği bir çevre lazımdı. Çok belli etmeseler de sevgi doluydular, Andy’i seveceklerinden emindi kadın. Bakanlık için sorun yaratabilirdi ama Seth ile bir şeyler ayarlayabilirlerdi. “Hiç bez bebeğinin bizim asamıza denk geldiğini düşündün mü? Mucize dedikleri şey sizin büyü yapabilmeniz olabilir mi?” Aklındaki sorulardan hangisine öncelik vereceğini kestiremiyordu Cornelia. “Bizi büyüsüz kılmak için söylediğiniz o sözler… Onun da bir büyü olma ihtimali yok mu sence?” diyerek çocuğu sorgulamaya itiyordu doğrudan bir kanı ortaya koymaktansa. “Engizitörleriniz ya da vücut bulduğunu söylediğin herhangi bir kişi… Onlarla tanışmayı çok isterim. Nerede bunlar? Kiliseye uğruyor olmalılar ama belli ki asıl merkezleri değil.” Ayin yapmak, vaaz vermek dışında asıl planlamaların yürütüldüğü başka bir yer olmalıydı, lakin bir çocuk bilebilir miydi? Andy yaşıtlarına göre beyni bulandırılmış olsa da gözlemci olabilecek bir tipe benziyordu. Kulağı kesik olma ihtimalini değerlendiriyordu.

“O gece, kilisenin bodrumunda ne yapmaya çalışıyorlardı? Gök neredeyse yarılmıştı. Sarsıntıyı da biliyorsun. Herkes hissetti. Bir şey duydun mu önceden? Bilgin var mıydı? Bunları benimle paylaşman önemli. Burada sen ve ben varız artık. Ayrıştırma yapmıyorum aramızda.”Yaşama hakkına inanıyordu Cornelia. Dünyası dine göre veya doldurulma bilgilerle ikiye ayrılmıyordu. Bir cadı avcısının ateşine karşılık su ile yıkıma karşı ön safhalarda durabilirdi. Çocuğu koruyabilirdi. Ona güvenmesini ve tamamen açılmasını istiyordu.[/justify]


Hadi bir mühürler hakkında ipucu zarı...
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 10, total 10

14
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 17 Mart, 2022 22:40:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Iris Ashworth; Toplam 48 saat doldurulmuş > 2 GP puanı
Seviye 0'dan 3'e geçiş için > 4 GP Puanı = 6 GP
Charlotte Vera Rillian; +3 fazladan fena rp getirim vardı. Ona ek olarak;
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,491.msg1770.html#msg1770 (+2)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,491.msg1726.html#msg1726 (+1)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,491.msg1617.html#msg1617 (+1)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,528.msg1823.html#msg1823 (+6 ancak asıl olan +5, yanlışlıkla ben de beğenmişim dgdfg)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,528.msg1895.html#msg1895 (+3)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,459.msg1459.html#msg1459 (+3)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,456.msg1463.html#msg1463 (+3) = Butondan gelen 3 GP, Seviye 5 > 7'ye geçişin getirisi olan 2 GP. = 5
Cornelia;Seviye 6'dan 7'ye geçiş için +1 GP, doldurulmuş bir adet daha 24 saatten gelen +1 GP,
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,463.msg1834.html#msg1834 (+1
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,463.msg1497.html#msg1497 (+1
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,518.msg1851.html#msg1851 (+2
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,518.msg1965.html#msg1965 (+4)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,518.msg2084.html#msg2084 (+3)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,577.msg2076.html#msg2076 (+5)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,597.msg2085.html#msg2085 (+5) eder 21'den 3 GP.
Yani... Sonunda... Totalde 16 GP havuz hesabım olan Cornelia'ya işlenebilir mi?

15
Son Dans / Düş İçinde Bir Düş
« : 11 Mart, 2022 17:45:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify][spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=YgLoLEYgcLc[/youtube][/spoiler]
Davullar çalıyor cevval kollar. Yoğunlukla çanlar çınlıyor kulağımda bazen. Bir gümbürtü kopuyor fırtınayla birlikte. Güneş aralamıyor ruhunu kişinin bu istikamette. Kasvetin bir mekan adı altında birer yansımaya dönüşmüş hali; “Son Dans.”

Her şey gri. Her şey tozlu. Darmadağın anılar surlara dayanmış, kuşatmaya hazır, alacaklı gibi zorluyor iki yakası bir araya gelmeyeni "bir" edecek olan.

Ateşe atılmış ruhum mekânın kapısından içeri girdiğinde çoktan buzla tuz olmuş vücudumla birlikte ilerliyordu eşyaların arasında. Eylem kuvveti gösteren zihnim acıyla sızlıyordu. Kiliseden döndüğümden beri iyiliği hissetmek ve var olan güzelliğe tutunmaktan fersah fersah uzak hissediyorum. Yaşamı özlüyorum ölmeyi deneyimlemeden. Ruhun ölümü de bir cinayet değil midir? Kim büktü boynunu? Kim acımasızca vurdu kırbacını sırtına? Kim çizdi o güzel yüzünü? Sapsarı parıltıdan yoksun bir sis perdesi düştü göz kapaklarıma her seferinde. Hastalığın belirtisi. Kirpiklerim ıslak. Midem bulanıyor. Bir ses… Ziyaret ediyor her gece. Fısıldıyor usulca. Naifliğine rağmen nasıl da tehditkâr. Yaşamak için ruha dengeyi şart koşuyor. Ölümün kıyısındayım. Yaşamı hatırlamalıyım. İşte geldim.

Elime aldığım ilk şey bir kolyeydi. Ucunda gümüş bir gezici kuş var kargayı çağrıştıran. Uzun gagalı. Teleklerine kadar incelikle işlenmişliği çok bariz. Bir kısmı ezilmiş kolyenin. Zinciri asılı kalmış zamana. İnanışıma göre bir rehber o. Küçük ve çok eski. Kim bilir kaç yıllık. Gözleri yakutla süslenmiş. İçimi delip geçiyor sanki tezahür eden gözler bilincimde. Baktıkça bir kuyuya sürüklüyor beni. Tatlı bir hüzün saklı içinde ve yavaşça seyreliyor imgeler. Hissediyorum. Takmak istiyorum. O ses beliriyor yine. “Bekle!” diyor bana. Yeni acılar arayacağım ben de. Kapılarını tıklatacağım. Lakin, dönüp dolaşıp geleceğim aynı suda yıkanmaya. Biliyorum.

Porselen bir çaydanlığa takılıyor gözüm. Nane yeşili. Ferahlık barındırıyor kendi çapı kadar adeta çevresinde. Düşüncelerimi yeşertiyor. Alıyorum elime. Kapağını açıp kokluyorum. Gyokuro’nun kokusunu almaya çalışıyorum istemsizce. Sözüm ona silik bir mutluluğu vaat ediyor bana burnuma ilişmeyen çay yaprağının kokusu. Belki bir gün, diyorum. Göreceli bir mutluluk. Arzum değildir cennetin üzerine günah yığmak veyahut günahları kutsal su ile yıkamak.

İnciyle süslenmiş bir el aynası. Gözüme ilişiyor. Çaydanlığın kapağını kapatıp aynaya uzanıyorum. Diğerlerine nazaran daha yeni bir görüntüsü var. Ağır oldukça. Akşam yıldızlarını toplamış kenarlarına. Güvenli limanı vaat ediyor. Kuytusundan ses dürtüyor beni. “Zamanı gelecek.” Bavuluna toplayamazsın ilk yolculuğunda yıldızları. İlk seferinde dolduracaksın bahar esintisini avuçlarına. Açmadan önce döveceksin toprağını. Koklayacaksın yağmuru. Can suyu olacak sana.

Ateş ve buz. Nihayetinde çağırıyor beni öyküsünü anlatmaya. Başa dönüyorum. İliklerime kadar ebedi hissettirene varıyorum. İlk bakışta fark edilmeyen ince bir çizik taşıyormuş meğer yakutlardan biri. Kolyeyi boynuma geçirmeden hemen önce keşfediyorum. Hala çok güzel. Bir kez daha duyuyorum sesi. Bu akşam gece olmadan son kez kuruyor cümlesini. “Bir bütün olacaksın.” Yaylı pensi tutturuyorum varlığıma ekleyerek. Henüz, ince uzun parmaklarımı kolyede dolaştırırken sezinliyorum: düş içinde bir düş. Yazgıyı doğaüstü bir güçle yeniden ele alıyor, gölgeleri cüretle dağıtıyor ve çırpıyor yürekleri.[/justify]

Sayfa: [1] 2 3 4