17 Nisan, 2026 09:43:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Balian d'Ibelin

Sayfa: [1] 2
1
Diğer Dünya Ülkeleri / Beklemek acıtır
« : 27 Temmuz, 2023 13:43:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

5 Ocak
Almanya, Hessen'de eski bir otel


Beklemek, çoğu insanın çok değerli zamanından çaldığı için, sapmak istemediği ve tahammül edemediği bir yoldur. Genellikle başarısızlığı bile göze alarak daha kestirme yolu tercih ederler. Ama bu yola mecbur olmak işleri daha da kolaylaştırır seçim yapmak açısından. Yanları çok sağlam duvarlarla çevrili, kişinin kendi elleriyle ördüğü sabır taşlarının oluşturduğu dar ve uzun bir yola girmekten başka çareniz yoksa buna karşı çıkamazdınız. Adras'ta tam bu yolun üzerindeydi. Kaçarak yaşıyordu bir süredir. Basit bir cadının başına açtığı sorunlardan ve asıl suçlarının gizlendiği şişelerin bulunmuş olması ihtimalinden kaçıyordu. Başlangıçta çaresizlik hissi ile başvurduğu bu tek seçenek, bu yola devam etmesi için gerekli olan taşları ördükçe, yerini sabra bırakmıştı. Ama bunun bir sonuca bağlanması şarttı artık. Böyle giderse sabrı tükenecek ve yerine gelecek bir sonraki mecburiyet ise sonu olacaktı.

Oldukça zayıflayan bedeninin ona tek getirisi, kolaylaşan yürüyüş olmuştu. Yine de bir on adım sonrası yanındakilerden yardım almadan ayakta durmakta zorlanıyordu. "Birileri görebilir efendim, bu çok sakıncalı." diyerek uyarmış olsalar da, tıkılıp kaldığı o eski ve tozlu odadan kafasını çıkarmak istemişti. Biraz temiz hava almak istemişti aslında ama Almanya'nın havası buna pek müsait görünmüyordu. Zoraki aldığı derin nefesi ciğerlerini yakmış, iyice azan astımını tetiklemişti. Kolundan tutan büyücünün verdiği şişeyi öksürüklerinin arasında yudumlayınca biraz rahatlayacaktı. Elindeki bitmiş iksir şişesine göz gezdirirken "Haber var mı ?" diye sordu kısık sesle, anılarını ve onu hastalığından kurtaran ilacını aynı şişelere koydurtmuştu. Matthew'den sonra güvendiği ikinci adamı, genç büyücü Robert White, vereceği olumsuz cevap öncesi başını öne eğecek ve derin bir nefes verecekti. "Malesef yok efendim."  Ufak birkaç şişeyi kovalamakla geçen koskoca bir ay sonunda eline geçen kocaman bir hiç olmuştu. Bunca yıldır tatmadığı o yenilgi duygusunu son üç ayda o kadar yaşamıştı ki arka arkaya damarlarında gezinen o güç, yeniden yükselme isteği, canlı canlı yiyip bitirmek üzereydi yaşlı büyücüyü. Yanında kalan son birkaç sadık adamının ona verdiği umut olmasa baş edemezdi o sinsi güçle. Yükselirken bir ilaç gibiydi o his, ama o çıkılan yükseklikten düşerken o kadar acıtıyordu ki bu acının son bulması için ölmeyi bile istemişti Adras. "Hayır." dedi haftada bir yer değiştirmek zorunda kaldığı Alman topraklarının dumanlı havasını içine çekerken "Benim sonum mezar olmayacak." yanındaki bir avuç adam ile yeniden otel odasına dönmek üzere yürümeye başladı.

23 Ocak
Almanya, Bremen'de korunaklı bir ev

"Efendim buradan sonraki durağımız Köln'de bir otel olacak, bir hafta burada kalacağız. Oraya vardığımızda, sizi koruma amaçlı grubumuza katılacak birkaç büyücü daha topladım. merak etmeyin güvendesiniz." geleceğe yönelik öğrenmekten vazgeçemediği planları bundan bir sene öncesine kadar Adras'a neler kazanacağı hakkında bilgileri kapsarken, şimdi durum çok farklıydı. Aklını başında tutmak ve hayatta kalabilmek için bir haftalık bu basit planlara bağlanmak zorundaydı. İçinde bulunduğu durumu düşünüp durursa, kesinlikle delirirdi. Bir haftalık bile olsa hayatta kalacağına dair söz vermiş oluyordu kendisine, Robert'ın kendisi için çizdiği yol haritasını dinlerken. "Şişelerden birisine sahip olduğunu öğrendiğimiz bir iş adamı bizzat sizinle görüşmek istedi." duyduğu bu bilgi karşısında adamının anlatacaklarını merak ettiği için kesin bakışlarını Robert'a dikecekti. Büyücü biraz ürkmüştü doğrusu, normalde bir hayaleti andıran duruşu şişelerle alakalı bir bilgilendirme söz konusu olduğunda epey korkunç görünüyordu. Zayıflayan ve çöken Adras'ın şu anki fiziksel durumunu en iyi anlatan kelime 'hayalet' olurdu. "Sizin adınıza ben görüştüm ve gerekeni yaptım efendim merak etmeyin. Şişe ve o küstah büyücü yok edildi." Olması gerekenin yapıldığını duymak iyi gelmişti. Ama bu yok edilen ikinci şişeydi sadece, Adras yirmiye yakın şişesinin olduğunu biliyordu. "Birde sizinle iletişime geçmek istediğini belirten birisinin mektubunu aldık. " ilgilenmiyordu Adras başka kimseyle "İstemiyorum kimseyi, reddet." dedi keskin bir tonda. Fırsatçılar bayılırdı böyle bir durumda kendilerine pay çıkartmaya. "Durum biraz farklı efendim." Robert kelimelerini toplarmak için boğazını temizlerken, çattığı kaşlarıyla büyücünün vereceği bilgiyi beklemişti Adras, biraz gerilmişti "Sizinle Köln'de buluşacağını ve görüşmenin mühim olduğunu belirtmiş. Bir sonraki durağımızı biliyor olması, elinde tuttuğu gücü hafife almamamız gerektiğine dair bir işaret. Ayrıca mektupta ricada bulunmuyor, kesin bir dille buluşmanın gerçekleşeceğinden bahsetmiş." ceketinin iç cebinden çıkarttığı mektubu Adras'a uzattı bilgilendirme görevi sona erdiğinde Robert. Yaşlı büyücü incelediği kağıttan gözünü çektiğinde bir şey demeden, biraz önce getirilen kahvesini yudumlamak üzere fincanını dudaklarına götürdü.

4 Şubat
Almanya, Köln, Hotel im Wasserturm

Şubat'ın başından beri yerleştiği bu yeni otel bu sefer işlek bir caddenin tam ortasındaydı. Adras'ın kendi emriydi şişelerine yakın olan bir mekanda konaklamak, karşı çıkamamıştı kimse. Robert sağdan soldan topladığı birkaç büyücü ile korumaları arttırarak önlem almıştı sadece. Birde muggle çoğunluğun tercih ettiği bir mekan seçmiş olması iyiydi, büyücüleri uzak tutuyordu muggle varlığı. "Bir haber var mı?" diye sordu yine her günkü gibi, alışkanlık haline gelmişti bunu sormak. Robert ise uğruna ölmeyi göze aldığı bu adamın delirmeye başlamış olmasından korkuyordu, sabırla aynı yanıtları verse de, içinden bağıra bağıra ağlamak geliyordu artık. Yorulmuştu bu belirsizlikten, tek ümidi on gün kadar önce gelen mektuptu. Nedense bir ümit bağlamıştı gelecek o kişiye. Adras bile farkındaydı ondanki bu değişimin, ama bahsini açmıyordu. Ezbere bildiği birkaç cümleyi söylerken, bu bilgilendirme merasimi ufak bir kapı tıklaması ile bölünecek ve içeri kapının dışında bekleyen korumalardan biri girecekti. Adras yorgun bakışları ile olan biteni izlerken, korumanın Robert'ın kulağına bir şeyler fısıldadığını görecekti. İçten içe bu gizli saklı duruma karşı içerlense de sesini çıkartmamayı seçti o an. Robert'ın duydukları karşısında gözlerinin bir ışıkla parladığını ve açıldığını görmüştü. "Efendim, sizinle görüşmek isteyen o mektubun sahibi gelmiş." ses tonu bile değişmişti genç büyücünün, Adras'ı bile etkilemişti odaya dolan bu umut dolu his. "Gelsin bakalım." dedi, taşlarla örülü duvarların şahit olacağı konuşmalar nasıl bir sonuca bağlanacaktı acaba. 

2
Fransa / Hayat Suyu; Korku
« : 26 Haziran, 2023 20:37:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

21 Ekim, Fransa'da bir kale


Korku insana çılgınca şeyler yaptırabiliyordu. Ama insanı yaşamaya teşvik eden yegane duyguydu. Bir yerlerde çok büyük başarılara imza atan birileri varsa bilin ki çokça korkmuştur, ne aşk ne de kibirdir insanı riske sokan zaten; korkudur. Adras'ın yaşlı kalbinden tüm vücuduna pompalanan kan, iliklerine kadar işleyen korkudan daha yavaş kalıyordu son günlerde. Sağlıklı düşünmekten yoksun vaziyette, her şeyi yapabilecek gücü buluyordu kendinde. Çiftlikte yaşanan o karmaşanın ardından ilk durağı Amerika olmuşken, ikinci durağı Fransa idi. Kaçan insan olabildiğince uzağa göçerdi aslında ama işte korkunun yönlendiği beyni onu İngiltere'ye epeyce yakınlıktaki Fransa'da soluğu aldırmıştı. Azkaban'da sonsuz yıllarının geçeceğini kesinleştirecek anıları çalınmıştı ve aldığı duyum sonrası apar topar buraya gelmişti.

Fransa'yı etkisi altına alan gök gürültüsü eşliğindeki yağmurlu havanın kesildiği ama şimşeklerin ışıklarını eksik etmediği dakikalardı. Arada bir dinen yağmur her an yeniden başlayacak gibiydi. Böyle bir akşamda gelecek birkaç olumlu haber bekliyordu Adras. Hem bedenen hemde zihnen yorgundu. Peşinden ayırmadığı, dikkat çekmemek için çok kalabalık olmayan, büyücü sürüsü izliyordu onu. İçlerinden en kıdemlisi, yani en güvenilir olanı, yaşlı efendisini bilgilendirmek üzereydi. Ama beklenmedik şekilde ilk olarak, "Efendim burayı seçmekle iyi mi yaptık bilmiyorum..." titrek ses tonuyla sordu kendisinden olumlu bir haber bekleyen Adras'a. Yaşlı adamın kaşları beklemediği bu sinir bozucu soruyu duyunca çatılmıştı. Cevap vermedi, ama bakışlarındaki sertlik yetermişti orta yaşlardaki adamı sorusuna cevap olarak. Amerika'da kaldığı eski deniz fenerinin misafirhanesinin ardından, orta çağdan kalma ufak bir kaleyi istemişti konaklamak için. Çevresindekiler sessiz fisıldaşmalarla şikayet etselerde, yakalanmaları oldukça kolay görünen bu kaleyi hazırlamak zorunda kalmışlardı. Yaşlı adamın kafasında nelerin döndüğünü anlamak zordu son zamanlarda. Ama onu korumakla yükümlü olan büyücü ve cadılar her an diken üzerinde olduklarını biliyorlardı."O'ndan haber var mı ? " diye sordu Fransız mimarisinin izlerini taşıyan odada, rahat oturması için getirilen, ortama pek uymayan koltuğuna kurulmuşken. Barok denilen süslemelerle bezenmişti oda, bu sade koltuk ise ben buraya ait değilim diye bağırıyordu adeta. Büyücü sorduğu soruya verilen sert tepkiyi sindirmeye çalışırken, Adras'tan gelen ve öznesi belli olmayan soru karşısında afallamıştı. Ellerini önünde birleştirirken tüm seçenekleri değerlendirip, doğru cevabı bulması gerektiğinin farkındaydı. Akıl sağlığından endişe ettiği efendisi sinirlenirse ona yapabileceklerinden korkuyordu. Aslında kimi sorduğu açıktı biraz düşününce; rahatlayan yüz ifadesiyle bildiklerini kelimelere dökmeye başladı. "Matthew hala sorgulanıyormuş. Bakanlık bu konu hakkında dışarı bilgi sızdırmamak için epeyce uğraşıyor, o yüzden tek bildiğimiz eğer konuşsaydı çoktan Azkaban'a gönderilmiş olacağı." Sözleri bittiğinde tek nefeste konuştuğu için derin bir nefes aldı büyücü. Adras ise yüzünde hiç bir ifade olmadan dinlemişti onu. "Şişeler hakkında ne diyeceksin ? Yok edilmeleri şart. " bu sorusu az öncekinden daha hayati bir anlam içeriyordu. Bakışlarını elleri iki yana düşen adama döndü ve tehditkar bir havaya bürünen vücut diliyle beklemeye başladı. Yaslanmadığı için koltuğun ucuna çektiği bedeninin ağırlığını taşıyacak bastonu da elindeydi. İki eliyle tutunduğu için oyulmuş kurt motifi belli belirsiz görünüyordu.

"Şişelerden birisini alması için gönderdiğim adamlardan baykuş bekliyorum hala. Büyük ihtimalle...",yaşlı adamın gür sesi kesecekti adamın tüm iştahıyla yaptığı açıklamasını. "İhtimalleri duymak istemiyorum, bana kesin sonuçlardan bahset." Büyücü yine afallamıştı ve bu kekelemesine bile neden olmuştu. Kafasında kurduğu bütün cümlelerin kaybolduğunu ve sırasının karıştığını ceketinin iç cebinden çıkarttığı mendille kuruladığı alnındaki terinden anlamak mümkündü. Birkaç saniyelik sessizlik "Efendim, şişeleri çalan kişinin çiftlikteki bir çalışan olduğunu öğrendikten sonra bizzat kendim araştırdım. Bazıları o adamdan zorla alınmış, bazıları para karşılığında eskicilere yahut Alman iş adamlarına satılmış. Buradaki şişeler ise bir apartman dairesinde saklanılıyor."adam konuşurken ayaklarının dibine bir baykuş tarafından bırakılan mektup, şişelere ne olduğunun habercisi olacaktı. Adras tüm dikkatini o mektupta yazanlara vermişti şimdi, adamın açıklaması umrunda değildi. Koltuktan kalkmıştı yaşlı bedeni hatta. Konuşması beklediği haberle tekrar bölünen büyücü ise yüzündeki merak ve korku karışımı bir ifade ile mektubu hızlıca açıp okumaya başlamıştı. İhtiyarın mektupta nelerin yazdığını anlamak için, büyücünün suratına bakması yeterliydi. Sonunda beklediği haber gelecekti "Efendim, şişeler yok edilmiş. Buradan ayrılabiliriz artık. " bir an hayatının en önemli haberini veriyormuşçasına parlamıştı gözleri. Gerçi haklıydı, olumsuz anlamda söyleyeceği birkaç kelime, hayatına mâl olacaktı. "Almanya'ya gidiyoruz." oldu son sözü ihtiyarın. Daha sonra, hazırlıklara başlamak üzere odadan ayrılan büyücünün bıraktığı sessizlikle baş başa kalmıştı. "Şu iğrenç motifler başımı ağrıtmaya başlamıştı zaten." derken ona Almanya'da da eşlik edecek koltuğa bıraktı bedenini. Yaslanırken bıraktığı bastonu yere düşerken çıkarttığı ses her zamankinden farklıydı. Halıdan yoksun beton zemin, Adras'ın gençliğini ve gücünü hatırlatan o kurt oymasını paramparça etmişti. Animagus yeteneği de aynen böyle parçalanmıştı aslında, dönüşmüyordu 30 yıldır. Son birkaç haftada rüyalarında bile göremiyordu kendisini o çayırlarda dört ayağının üzerinde koştururken. Bitmişti artık. Derin bir nefes verirken, etrafa yayılan beyaz renkteki seramik parçalara göz gezdirdi. Basit bir büyüyle tamir edebilirdi ama büyünün tamir edemeyeceği asıl eksik şey onu bu düşünceden uzak tutmuştu. Buradan ayrılmayı bekleyecekti sadece.

SON

3
Amerika Birleşik Devletleri / Son çırpınışlar
« : 29 Mayıs, 2023 17:54:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

[spoiler][youtube]https://youtube.com/watch?v=EFJ7kDva7JE&feature=share8[/youtube][/spoiler]



13 Ekim

Denizle karanın bitiştiği yere, gemilere yol gösterici olması için yapılan deniz fenerinin önüne, daha yarım saat önce getirilmişti. Fenerin birkaç metre ilerisindeki uçurumun dibindeki kayalıklara, dalgaların durmadan çarpmasıyla birlikte oluşan nefes kesen bir manzaraya vardı. Uzun zamandır kimsenin ayak basmadığı, önemli toplantılara veya buluşmalara hizmet etmesi için, yakın zamanda yapılan binada konaklayacaktı. Aslında eski ve dökük bir yapı karşılardı geleni ama, d'Ibelin ailesinin kasasından çıkan para ile restore edilmişti ve muazzam bir ev haline gelmişti. Etrafa dağılan, asaları her an için büyü yapmaya hazır, büyücüler Adras'ın güvenliğini sağlamaya çalışırken ihtiyar kendisini içeri attı. Girişte ki misafir odasında kalacaktı bir hafta kadar. Bu süreçte buradan sonraki durağına ve yapacağı hamlelere karar vermesi gerekecekti.

Oturduğu koyu yeşil renkte ki koltuğa yaslanmış, etrafını incelemekle meşgul olacaktı epeyce zaman. Kaldığı odanın, zevksizlik abidesi, rengarenk çiçek desenli kağıtlarla kaplanmış duvarları üzerine geliyordu. Üstelik elektrik tesisatının yenilenmesi gerektiğinin habercisi olan avizenin, beş dakikada bir yanıp sönen sarı ışığı da yorgun gözlerine pek iyi gelmiyordu. Ama bunlarla zihnini oyalamaya devam edemezdi daha fazla. Sinirliydi ve son derece telaşlıydı. Yaptığı eksik bir hesap, bütün hayatını alt üst etmişti. Sözlü olarak itiraf edemediği ama zihninde sürekli dönen birçok düşünce vardı. Elde ettiği bütün siyasi gücü işe yaramaz hale gelmiş ve yıllar boyunca çıktığı o basamaklar ayağının altından çekilip alınmıştı, hemde başka bir d'Ibelin tarafından.

O gün apar topar kaçtığı çiftliğini tanıdık ama düşman ellere bırakıp gitmek çok ağrına gitmişti. Bu hayatında yaşadığı ikinci yangındı ve bu sefer kurtulan kimse yoktu. Bedeni o alevlere çoktan teslim olmuşken, zihni inkar ediyordu sürekli. Amerika'da kalacağı sürede, zihninin bedenine verdiği cesaretle bir çıkış yolu bulmaya çalışacaktı.

15 Ekim

Uykusuz gözlerini ovuştururken saatine baktı, yaklaşık beş saatini koltuğunun önüne getirilen çalışma masasının başında geçirmişti. Yazdığı mektubu asasını kullanarak çoğaltması yarım saatini almıştı, her bir zarfın üzerine yazdığı isim ve soy isimlere karar vermek bir saat sürmüştü. Yazdığı kelimelerdeki ifadelerin daha az acınası gözükmesi için düzeltmeler yapma süresi de toplam 60 dakikaya tekamül ediyordu. Ama geriye kalan iki buçuk saati, yaşadığı bu düşüşün yankıları yüzünden, bu isimlerin güvenilir olup olmadığıyla ilgili yaşadığı ikilemlerle geçmişti. Kararsızlıkla boğuşurken, başka bir büyücünün getirdiği haberle tam anlamıyla dağılacaktı. Şartların zorluğu yüzünden haberin Amerika'ya oradan da en ücra köşedeki bu kente ulaşması tam beş gün sürmüştü. Şişelere sakladığı tüm anıları ortadan kaybolmuştu. "Bakanlıkta mı hepsi ? İçeriye adam sokup alamaz mıyız ?" diye sordu tiz çıkan sesiyle. Kendi sesine yabancılaşmıştı sanki yada gücünü kaybeden Adras, sesinin tonunu da alçaltıyordu istemeden. Boğazını temizleyip, oturduğu yerde dikleştirdi kendini. Yaşlanınca kendini gösteren kamburu azıcık kaybolmuştu. "Tam olarak öyle değil... efendim." vereceği kötü haberin ağırlığı altında ezilen büyücü, iki büklüm olmuştu resmen. İhtiyar, bakışlarını konuşamayan adamın yüzüne sabitleyerek ikna edici olmaya çalışıyordu. "Bay d'Ibelin..." yanlış bir şey söylemişcesine değiştirecekti kuracağı cümlenin öznesini "Baş Seherbaz şişelerden haberdar, fakat onları bulamamış olmalı ki, bu konuda görevlendirdiği seherbazlar var. " Konuşmasını bitiren adam beklerken, Adras rahatlasa mı yoksa kendini yerlere mi vursa bilemedi. Şişeler fevkalade mühim anıları barındırıyordu, Balian'ın eline geçerse işi tamamen biterdi. "Onları bizim bulmamız gerekiyor ilk önce." dedi, aklından geçenler tam olarak bunlardı. Düşünmesi gereken öncelikli konu şişelerin güvenliğiydi. Hemen çalışma masasında isimlerin yazılı olduğu zarflara çevirdi bakışlarını. Aklında bir isim belirmişti. Zarfın içinden çıkartığı kağıtta birkaç cümleyi değiştirdikten sonra yeniden katlayıp koydu. Zarfı büyücüye uzatıp "Bunu zarfın üzerinde yazılı olan isme yollayın." dedi. Diğer zarfların bir önemi kalmamıştı.

16 Ekim

Olumsuz haberler birbirini kovalıyordu. Bu kimsesiz eve gelişinin üçüncü günüydü ve bu uğursuz yerden bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Amerika hiç bir zaman sevdiği topraklardan biri olmamıştı, yabancıydı buraya. Anıları birilerinin elindeydi ve eli kolu bağlı halde bu iğrenç odaya kapalı kalmak, kişiliğine ve karakterine hakaret gibi geliyordu. Hayatında böyle bir duruma düşmemişti, ilk defa tattığı bu duyguya lanetler ediyordu. Daha fazla burada kalıp ölümü bekleyen, kenara atılmış güçsüz bir ihtiyar gibi hissetmek istemiyordu. Beklediği haberin gelmesini ve bir sonraki durağı olan Fransa'ya gittikten sonra yapacaklarını tasarlıyordu. Geceleri, düşünmekten dolayı uykusuz geçiyordu. En çok korktuğu şey; ölmeyi istemekti.


20 Ekim

Gençliğinde sıkça yaptığı bir huyu geri dönmüştü son günlerde. Hayatını değiştiren o yangın gecesi zihninde yeniden sahnelenirken, gözleri sabit noktaya odaklanır yüzüne o gece yaşadığı tüm duyguların; korkunun, üzüntünün, dehşetin ifadesi yansırdı. Gözü açıkken rüya görüyor gibi olurdu. 30'lu yaşlarının ortalarında silinmişti bu tuhaf huyu hayatından, çünkü hırs ve istek kaplamıştı bu insanı tüketen duyguların yerini. Kendi hayatını tüketmeyi bırakıp, başkalarının hayatlarını bitirmekle yada tehdit etmekle meşgul oluyordu daha çok.

Şimdi ise yeniden tattığı endişe ve korku duyguları, onu yirmili yaşlarına yeniden götürmüştü. İçinden hiç çıkamayacağı bir hapishaneye kısılı kalmış gibiydi, kendi hatıralarıydı onu yargılayan. Bu sefer yangın içerisinde bir yerlerdeydi, canlıyken yanmak kalbini küle çevirmişti bir haftada. Yaşlanmış vücudu el verdiğince, uyanık kalıyor ve düşünmeye harcıyordu dakikalarını. Beklediği haber geldiğinde, odayı aydınlatan şöminenin karşısında kahvesini içmekle meşguldü. Beynini dinç tutabilmek için her türlü büyülü yada büyüsüz yola başvuruyordu. Restore edilirken dokunulmayan eski kapının gıcırtısı, odaya giren cadının tahta zeminde yürüdükçe çıkardığı topuklarının sesini örtmüştü. Odaya sadece şömineden gelen ateşin yavaş yavaş küle çevirmek için uğraştığı odunlardan gelen çıtırdama sesleri hakimdi. Kadın, Adras'ın oturduğu koltuğun yanı başında beklemeye başlamıştı. Fincanını dikkatlice altlığına yerleştirdikten sonra, koltuğun hemen yanında yarım metre uzunluğundaki masaya koydu. Yarım kalmış fincandan yükselen yoğun kahve kokusu içeri giren kişininde kahve içmişcesine zihnini açacak bir güce sahipti. Cadı konuşmaya başlamadan önce boğazını temizlediğinde, yaşlı adam da bakışlarını ona doğru çevirdi. Beraberinde koruma görevini üstlenmiş, koyu giyimli iki büyücü daha vardı odada. "Şişelerden birkaçı Fransa'da..." kadının konuşmaya devam etmesine izin vermeden, arkada dikilen büyücülere "Bir sonraki durağımız Fransa. Hemen çıkacağız, hazırlanın." dedi. İçlerinden birisi efendisinin emrini değerlendirmek üzere odayı terk etmişti hemen. Cadının sözünün kesilmesinden pek de memnun olmayan bakışları, taktığı gözlüğünün üzerinden belli oluyordu. "Mektubuma karşılık olarak ayağıma kadar gelmeniz büyük bir incelik bayan Habsburg." Adras konuşurken fincanını koyduğu masaya dayadığı bastonunu aldı eline, ayağa kalkarken ondan yardım alacaktı "Ailenizle yıllar boyunca sürecek bir ittifak kurma yolunda büyük bir adım attığınızı söylemek istiyorum." cadının yüzünde beliren gururlu ifadeye gülümsedi, içinden kadına acıdı çünkü son anlarında kibirlenmekle meşgul olacaktı. "Ama sizin bu ittifakı göremeyecek olmanız çok yazık olacak. " derken bakışlarıyla odada ki diğer büyücüye yapması gerekeni anlattı. Cadının "Ne demek istediniz bay d'Ibelin?" dedikten sonra, kendisine doğrultulan asayı görünce afalladığını gördü. Yeşil koltuğu kendisine siper etmek için ihtiyar büyücün az önce kalktığı yere bırakıvermişti kendini. Korkuyla açılan gözlerinde parlayan büyünün yeşil ışığı, şömineden etrafa yayılan turuncu ve sarı rengin karışımı bir renk olan ışığı da içine alarak odayı yeşile boyayacaktı. Siyah pelerinin içine giydiği, koyu lacivert elbisesinin üzerine iliştirdiği, kırmızı renkteki bir aslanı barındıran aile sembolünün yer aldığı broşu asasının yardımıyla aldı. Elinde bir süre inceledikten sonra, sönmeye daha niyeti olmayan ateşin içine fırlattı. Bunun nedeni aileye olan nefreti yada öfkesi değildi, kadının öleceğini anladığında attığı çığlık kulağını tırmalamıştı sadece.

Sonunda, odadan çıkmak üzere kapıya yöneldi Adras. Gecenin bir yarısıydı, kıyıya vuran dalgaların sesini duymak mümkündü. Yaşlı adamın uzun beyaz saçları rüzgarla ufak ufak kımıldanırken, havanın temizliği ile ciğerlerini rahatlattı. Deniz fenerinin karanlık okyanusu aydınlatan ışığı sürekli yer değiştirirken, son kez salladı asasını Adras. Bir sonraki durağı, şimdi nefes almayan  bedenin verdiği bilgiler doğrultusunda, Fransa idi.

SON

4
Sihir Bakanlığı / Greath d'Ibelin
« : 21 Mayıs, 2023 22:34:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Konsey Toplantı Salonu

Kararlıydı. Nihayet, aylardır beklediği kararların verileceği, hem ülkeye hemde hayatına inanılmaz zararlar veren ihtiyar d'Ibelin olması gerektiği yere gönderebilecekti. Azkaban tüm ihtişamıyla kucağını açmış Adras'ı bekliyordu. Masasının üzerinde özenle hazırlanmış dosyaları son kez kontrol ettikten sonra toplantı salonuna doğru yola çıktı. O uğursuz geceden Nora'nın başına gelenlerin ayrıntılı açıklamaları, şahitlerin anlattıkları yeterliydi o isme ağır gelen rütbenin düşmesi için. Balian hak etmediğini en baştan beri biliyordu ama Nora hayatını tehlikeye atsa da çok büyük yardımlar ederek somut deliller Bu toplantıdan beklediği karar Adras'ın konsey üyeliğinin iptali ve aranmasıyla alakalı tüm yetkilerin Balian'a verilmesiydi. Kargaşadan yararlanıp kaçmasından çok, tüm suçlarını sakladığı o düşünseli sıvılarının ortadan kaybolması Balian'ı sinirlendirmişti. Adras elbet bulunacaktı, yargılanırken en ufak detayın atlanmaması gerekliydi.

Nora hastanede iyileşirken, ona vereceği mutlu haberleri düşünüyordu adımları onu bekleyen üyelerin olduğu toplantı salonuna giderken. Giydiği takım elbisenin kravatı bile umrunda değildi, önemsediği her şey dosyalardaki yazanlardı. Sonunda salonun kapısının önüne geldiğinde tüm ciddiyeti ve kararlılığını takınıp içeri girdi. İçeride o gelmeden önce dönen sohbet, Lucifer görününce kesilmişti. Herkes, meraklı ve açıklama bekleyen bakışlarını Baş Seherbaza çevirmiş bekliyordu. Önce her üye için hazırlanmış, kanıtlarla ve ifadelerle dolu dosyaları sahiplerinin önüne bıraktı.

"Öncelikle talebimi kabul edip, buraya beni dinlemeye geldiğiniz için teşekkür ediyorum." diyerek konuşmasına başladı. Ayaktaydı ve elleri konuşurken sürekli hareket ediyordu. "Adras d'Ibelin tanıdığım en sinsi insanlardan birisi olmuştur hep. Halkı kandırıp, konsey üyeligine seçildiğinden beri onun gerçek yüzünü göstermek için uğraştım. Sizlere sunduğum dosyadaki olay gerçekleşeli daha birkaç gün oluyor. Somut deliller bulmak üzere görevlendirdiğim ajanımı öldürtmek istemiş ve başarısız olduğunu anladığında kaçıp gitmiştir. Gerekli tüm bilgiler, imzalı ifadeler dosyada mevcut." biraz duraksadı. Üyelerin dosyaya göz atmasını bekledi. "Sizlerden şuan için istediğim bu adamın daha fazla konsey üyeliği koltuğunu işgal etmemesi yönünde kararlar vermeniz. Gerisini ben ve bakanlıktaki tüm seherbaz arkadaşlarım üstlenecek. Onu bulup en iyi şekilde yargılamak için elimizden gelenin fazlasını yapacağız." konuşmasını bitirdikten sonra üyelerden gelecek tepkileri ve olası bir oylama sonucunu beklemeye başladı.

5
Diğer Dünya Ülkeleri / Şüphe
« : 20 Nisan, 2023 23:23:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Yunanistan

Yıllar, beraberinde getirdiği başarı ve başarısızlıklardan çıkarılan başarı tohumlarıyla birlikte geçip giderken, vücudun buna verdiği tepki yorgunluk ve yaşlanma oluyordu. Günler geçip giderken vücutta yaptığı tek olumlu değişim beyinde yani tecrübeler ve anılarda kendini gösteriyordu; tabi her şey yolunda giderse. Seksen yaşını geçen Adras, bu konuda çok şikayetçi olmasa da, yaşlanmış olmanın getirdiği sorumluluklarla geçiriyordu son yıllarını. Yaşlı adam sona doğru yaklaştığı hissine kapılmıştı bu günlerde. Hayatı boyunca tırmandığı başarı merdivenindeki en yüksek basamağa çıkmaktı hissettiği son, ölüm değildi. Bu doğrultuda, çoktan genişleyen ufkunu sonunda somut olarak da genişletebilmişti. Dünyanın bir çok yerine gerek siyasi gerekse ekonomik olarak, küçük ama etkili dokunuşlarla, isterse birbirine katıyor isterse de kendince bir düzene sokuyordu. Bu konuda ki en büyük hedefi, ileride daha büyük sorunlara yol açacağını düşündüğü, Türkleri ikna ettiği Kıbrıs harekatının gerçekleşmesiydi. Silahlar ve para hazırdı, geriye sadece diplomatik yönden birkaç kelam etme aşaması kalmıştı. Buda zaten işin en kolay ama can alıcı kısmıydı. Bu stratejik hamle sayesinde Anadolu'ya ve Balkanlar'a birçok açıdan müdehaleye erişimi olacaktı.

Ama şimdi Adras'ın ilgilenmesi gereken, yıllardır aklında bulunan, bir mesele vardı. Belki de yüzleşmeye, tekrar anıların tazelenmesine katlanmaya yetecek gücü ancak kendinde bulabilmişti. Tırmandığı o basamakların en üstüne çıkmak üzere olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardı sanki. Karşısında dikilen yaşlıca adamın hemen yanında duran uzun, büyük ve üstü örtülü gizli hazineye ulaşmasının vakti gelmiş gibi hissediyordu. "Bay d'Ibelin, ettiğiniz tarife uygun çizdim." dedi hemen yanında duran, kendi yaptığı tablonun yanında dikilen adam. Adras'ın uzun zamandır hissetmediği duyguları yansıtan gözleri merakla üstü örtülü tabloya çevrildi. Bakışlarından dışarı taşan heyecanı ve korkuyu geçen onca yıldan sonra ilk defa tecrübe ediyordu. Yunanistan'da oldukça ün yapmış bir sanatçıyı bulup ödediği yüklü miktarda ki para, sahip olacağı hazineden kat kat daha değerliydi. Sanatçı yaptığı eserin mükemmelliği ile yeterince övünemediğinden, düşündüklerini vücut diline yansıtmış, dünyanın en harika şeyini yaratmış bir tavırla kasılıyordu. "Sizin için önemli biri olmalı." dedikten kısa süre sonra tabloyu açığa çıkarmak için üzerindeki örtüyü yavaşça aşağı doğru çekti. O andan itibaren yaşlı adamın bakışlarına hakim olan duygular yerini hayranlığa, aşka ve özleme bırakmıştı. Büyülendiği şey resimden çok resmin içindekiydi. "Sofia..." dedi resme yaklaşırken sesi kısık çıkmıştı. Yavaşça kalkan sağ elini resmin çeşitli yerlerinde gezdirirken konuşmaya başladı "Saçları güneş ışığı değdiğinde nasıl güzel parlardı. Kıvrıla kıvrıla beline kadar inerdi." dedi parmak uçlarıyla sanki gerçekten onun yumuşacık saçlarının arasında geziniyormuş gibi "Ten rengi o kadar beyazdı ki, saflığın vücut bulmuş haliydi." bu sefer ressamın beyaz fırça darbeleriyle renklendirdiği yüz hatlarında gezindi parmakları. "Bu beyaz elbisesi vardı üzerinde o gece..." aklına dolan o kötü anıyla birlikte geri çekti ellerini sanki görünmeyen bir aleve dokunmuş gibi. "Hangi gece Bay d'Ibelin?" merakla soru soran ressama çevirdi hiddetle parlayan gözlerini. Yanlış bir şey sorduğunu sanan adam korkuyla birkaç adım geriye giderken "Bir tane daha yaptım...." telaşla arkada duran, biraz daha küçük boyutlardaki diğer bir tabloyu gösterdi. Bunun da üstünde bir örtü vardı. "... yani size hediyem olsun, hiç bir maddi beklentim yok." konuşurken kelimelerin aslında o an korkuyla ağızdan döküldüğü belliydi. Adamın hediyeden ziyade daha fazla maddi bir beklenti içerisinde ikinci bir tablo daha yaptığını adı gibi biliyordu Adras. Bakışları ressamın açmak üzer olduğu diğer bir resime kilitlendi. İlkinin aksine biraz daha yakından ve daha detaylı görünüyordu. Biricik Sofia'sının güzelliği yine yakıp geçmişti Adras'ı. Dıştan söylemese de iyi iş çıkartmıştı ressam. Matthew en iyisini bulacağını söylemişti ve başarmıştı demekki. "Tamamdır gidebilirsin." dedi otoriter sesiyle. Resimler güzelce çerçevelenip ait oldukları duvara asılmayı bekleyeceklerdi bir süre. "Ödemeyi ne zaman alırım." dedi ressam gitmeden önce. Aslında o an bir şeylerin ters olduğunu, resimleri çizenin bu adam olmadığını sezdi. Sesini çıkartmadan az önce içeri giriş yapan Matthew'e doğru bir bakış attı. "Matthew, ilgilenirsin." dedi bu sefer sadık adamıyla konuşuyordu.   




6
Diğer Dünya Ülkeleri / Yeni dostluklar
« : 18 Nisan, 2023 16:18:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Yunanistan

Çifliğin beyazlara büründüğü, soğuk bir kış günüydü. Arazide ki çiftlik evine giden yollara biriken karı küremek, bu soğukta hayvanlarla pek uğraşmayan çalışanlara kalmıştı.  Emektar çalışanların hepsi zararsız, yerli muggle köylülerden seçilmişti özel olarak. Cadıların bir bir toplatılıp yakıldığı günlerde, dikkat çekmemek için kurulmuş bir düzendi bu. Aileden bir kişinin bile bu kanlı eylemlere kurban gitmemesinden, oldukça işe yarayan bir düşünce olduğu çok açıktı. Ne kadar söylenti olsa da büyüden bir haber köylüler kalkan olmuşlardı bu dedikodulara ve sonraki yıllarda muggle iş adamlarıyla güzel bağlantılar kurmalarını kolaylaştırmıştı. d'Ibelin ailesinin soyundan gelen, diğer cadı ve büyücüler de devam ettirmişti bu düzeni. Ta ki bu son yıllara kadar. Ailenin sahibi olduğu bu çiftlik gelişen teknolojinin ve siyasi olayların kurbanı olmaya başlamıştı. Gelirin büyük çoğunluğunu getiren muggle aileler, savaşlar yüzünden fakirleyince et, süt, yumurta gibi gıdalardan vazgeçmeye başlamışlardı bile.

Çiftliğin işletmesinde söz sahibi olan Adras, işe yeni aldığı genel müdürü ile yaptığı istişareler sonucunda, siyasetin yönlendirdiği ekonomiye el atmaya karar verdiler. Bu daha çok genç genel müdür Matthew'in fikriydi ve Adras'ı bu fikre ikna edebilmişti. Oldukça parlak düşünceleri olan bu gence, kendi yeğeninden daha fazla güvendiği gerçeği yavaş yavaş gün yüzüne çıkacak gibiydi. Bu doğrultu da Matthew, yeni iş adamlarıyla ortaklıklar kuruyor gerek legal, gerekse illagal yollarla Adras'ı memnun edebiliyordu. Bu iş adamlarıyla kurulacak bağlantılardan ve işlerin gidişatından tam olarak Matthew sorumluyken, Adras'a sadece bu iş adamlarıyla yüz yüze konuşup, anlaşmak kalıyordu. İlerleyen yaşı zaten bu ölçüde izin veriyordu çalışmasına. Genlerden gelen, yaşlanınca kendisini daha çok gösteren astım hastalığı da ciddileşmekteydi. İksirler aracılığıyla kontol altında tuttuğu bu hastalık, gençliğinden beri onu esir ettiğinden, çevresindekiler çok sık olmayan öksürük krizlerine alışmışlardı.

Üç katlı çiftlik evinin, üst katta, cumbalı ve her yeri rahatça görebilen bir manzaraya sahip çalışma odasındaydı Adras ve sağ kolu Matthew. Yeni ve oldukça güçlü bir ortaklık hakkında malumat veriyordu genç müdür Adras'a. Yaşlı adam da ilgiyle dinliyor ve zihninde değerlendiriyordu ona anlatınları. "Ramin Drejlaskov, yirmili yaşlarının sonunda bir silah tüccarı. Safkan bir büyücü..." Genç adam araştırıp, not aldığı bütün bilgileri okuyordu ayakta dikilirken. Adras, iş yapacağı kişilerin geçmişiyle ve aile bağlarıyla ilgilenen biriydi, herkesle çalışmayı istemezdi. Bu doğrultuda genç Matthew'e oldukça iş düşse de, üstüne düşeni layıkıyla yapar emrinde çalıştığı yaşlı adamı memnun ederdi çalışlanlığıyla. "Beş-altı sene önce, başından geçen trajik bir olay var efendim. Bu olay sonrası güç sarhoşu olmuş ve içindeki vahşi kişiliğin ön plana çıkmasına neden oldu. Artık insanları gram umursamaz, kendi dışında herkesten nefret eden biri olmuş, kaostan beslenen ve beslenmek için kaosu körükleyen, yeri geldi mi kaos çıkaran biri haline gelmiş. Bu olay tam olarak.." gayet düz bir sesle konuşmasına devam edecekken bu kadar detaya ihtiyaç duymayan Adras elini kaldırarak, "Fazlasına gerek yok evlat." diyerek Matthew'i durdurdu. "Sen gerekli bağlantıları kur ve beni bu genç delikanlı ile görüştür bakalım." dedikten sonra da müdürün hızla odadan çıkmasını izledi. Eğer isterse burada, çiftlik evinde ağırlayabilirdi Ramin denilen silah tüccarını. Ondan gelecek habere göre İngiltere'de ki bir otelin restorantı da uygundu. İngiltere de birkaç fincan çaya hayır demezdi. Hem de Gringotts'a gidip halledilmeyi bekleyen birkaç finansal işlem vardı. Belki yeğeni Balian ile de küçük bir görüşme ayarlayabilir ve Lilith'in torunu ile evlenmesi meselesini tekrardan konuşurlardı. Torunu neredeyse 25 yaşına girmek üzereydi. Zihninde beliren düşünceleri, yemek saatinin geldiğini haber veren, çiftlikteki tek cadı çalışan olan, hizmetçisi haber verecekti. İksir yapımında usta olan bu genç kadının bu çiftlikte bulunma amacı Adras'a yardım etmekti. Ağır adımlarla, yemek masasının bulunduğu ikinci kattaki geniş odaya gitti. Torunu ve karısı Elizabeth, Adras gelmeden yemeğe başlamamışlardı. Yaşlı adam da sofrada ki yerini alınca yemek saati başladı. Bugün oldukça yorucu bir gün olmuştu Adras için ve yeni bir ortaklık daha gelecek gibiydi.

7
Diğer Dünya Ülkeleri / Son mu ? Yoksa yeni bir başlangıç mı?
« : 16 Nisan, 2023 16:28:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yunanistan - d'Ibelin Çiftliği

Npc: Adras d'Ibelin

Hava iyiden iyiye kararmaya başlamışken, devasa büyüklükteki çiftlikteki gün boyunca süren hareketlilik son buluyordu. Eylül aynının beraberinde getirdiği ılıman ve yağmurlu hava yüzünden, ahırlarda kapalı kalan hayvanların haykırışlarına çiftlik sakinleri alışmıştı çoktan. Her sene tekrarlanan ve sadık çalışanların çok aşina olduğu tablolardan biriydi bu akşamüstü. 12 dönümlük araziye, hayvanlardan ve birkaç tarladan oldukça uzağa yapılmış çiftlik evi hep sessizdi. Önünde hazır bekleyen Porche'nin çalışan motor sesinden ve sinirlenen Adras'ın heybetli sesinden başka bir şey duyulmazdı çifliğin o bölümünde. Dış süslemesinde çok abartıya gidilmeyen ama antik yunan mimarisinden izler taşıyordu bu büyük yapı. Dışarıdan üç katlı görünen evin içerisine girilirken eşlik eden kolonların oymaları ege denizine kıyısı olan eski yunan kentlerindeki mimariden izler taşıyordu. Bu kolonları mesken bellemiş sarmaşık bitkilerine yine göze gelen hoş görüntü sayesinde dokunulmamıştı. Küçükbaş hayvanların yaklaşmaması içinde özen gösteriyordu çiftlik çalışanları. Üst katlarında balkonu bulunmayan evin bu görevi üstlenen giriş kısmı, güzel manzarayı görecek şekilde oturaklarla ve birkaç insan vücudu şeklinde heykelle birlikte dizayn edilmişti. Evin şuanki sahibinin yaşlı vücudu düşünülerek çok fazla basamak kullanmadan çıkılabiliyordu buraya. Evin içine girildiğinde ise misafirleri karşılayan, şatafatlı mobilyalarıyla göz dolduran salon vardı hemen. Dış mimariye harcanmayan özen bu odaya gösterilmiş gibi, altın sarısı, gümüş grisi ve kırmızı rengin hakimdi odaya. Salonu süsleyen gümüş aksesuarlar ve tek elden çıkmış gibi benzer teknikle yapılan tablolar her yere dağılmıştı.

İşte bu şatafatı tamamlayan yaşlı bedende onun için ayrılmış koltuğunda, elinden hiç düşürmediği bastonuyla bekliyordu. Ak sakalları ve saçlarıyla değilde solmuş benzi söylüyordu yaşının seksene dayandığını. İksirlerle kontrol altında tutulan öksürük nöbetlerinden birisini atlatmıştı bir saat öncesine kadar. Gerektiğinde kullanması için hazırlanan mendili ve bir bardak suyu koltuğun kenarında ki masada hazır bekliyordu. Giydiği siyah takım elbisesinin içerisinde oldukça şık bir görüntü çizmişti kendine göre.

Bu sırada evin önüne yeni park eden arabanın susturulan motor sesini, genç bir simanın neden olduğu kapı sesi izlemişti. Elinden düşürmediği dosyaları arabanın yan koltuğunda getirmişti. Genç adamın düşünceli ve endişeli hali, basamaklardan tırmanırken iliklemeye çalıştığı ceketinin düğmesini kavrayan hafifçe kasılan ellerinden ve gerilen çenesinden belliydi. Sonunda hizmet ettiği yaşlı efendisini salonda beklerken görünce yutkundu ve okurken kullandığı gözlüğünü ceketin iç cebinden çıkartıp taktı. Bakışları İngiltere'de ki ünlü Gringotts Bankası'ndan gelen belgeye doğru kaydı. "Geciktin, evlat." işte o heybetli ses, yine sinirli bir tonda, sadece iki kişinin bulunduğu salonda duyulmuştu. "Bahsettiğim ihracat ürünlerinin taşınmasıyla ilgili bir sorun çıktı efendim." genç müdürün sesi kendinden emin çıksa da hal ve tavırlarında ki cekinme kendisini belli ediyordu. Adras bir sorun olduğunu duyunca, mavi gözlerini ona dikip açıklamanın devamını bekledi sabırla. "Türkler, gemimizi boğazdan geçirmek isterken sorun çıkarttılar efendim. Halledildi. Yeterince paraya her türlü işe izin verebiliyor. Silahlar İstanbul üzerinden Kıbrıs'a ulaşacak." soruna çözüm bulabildiğini anlatırken sesi daha gürdü müdürün. Adras tatmin olmuş şekilde nefes verirken karşısındaki müdürün asıl derdinin bu olmadığını çözebilmişti. Yine bakışlarıyla söylüyordu demek istediklerini. "Efendim, bir şey daha var. Geçen gün gelen bir belgeden haberiniz olması gerektiğini düşündüm." dedi elindeki kağıdı Adras'a uzatırken. Yaşlı adam bir müdüre bir de kağıda bakarak "Bu belge işleriyle uğraşman için seni işe aldım sanıyordum." dedi sakin ses tonuyla ama tehditkar bir tavırla. "Belge İngiltere'den geliyor. Gringotts'da ki aile kasasından çekilen bir para ile ilgili." İlgisini kağıda veren Adras, belgeyi eline aldı. "Yeğeniniz parayı çeken kişinin kim olduğunu araştırmak için istekte bulunmuş. Ve bu belge kasada hak sahibi olan herkese posta olarak gönderilmiş." Konuya olan ilgisi iyice artan Adras hiddetle yerinden kalktı ve "Gözlüğümü getirin!" diye bağırdı. Çok geçmeden eline alabildiği gözlüğünü takıp kağıdı incelemeye başlamıştı bile. "Helen Angelapulos." diyerek kağıtta yazılı ismi tekrar etti zihninde canladırmak için. Ama böyle biri yoktu ailede. Adras bu konu hakkında zihnine dolan düşüncelerle birlikte sinirlenmişti. Hızla artan nefes alış verişi ile birlikte, yeniden oturdu koltuğuna. Hizmet ettiği kişideki bu değişimleri sezen genç hemen sözlerine devam etti. "Ben araştırdım efendim ve her şeyi öğrendim. " keskin bakışlar ona dönmüştü bile "Helen Angelapulos, Amerika'da yetişmiş 27 yaşında yetişkin bir genç bayan. İngiltere ile görünürde hiç bir bağı yok lakin bakanlıkta işe girmiş. Ailesini araştırdığımda babası olmadığını ve annesinin soyadını aldığını gördüm." Adras duyduklarını keskin zekasıyla irdelemeye başladığında her şey açığa kavuşuyordu. "Efendim. İyi misiniz?" Diye sorduktan hemen sonra beklemeden "İlaçlarını getirin!" diye bağırdı. Ama yaşlı adamdan gelen tepki "Devam et." olmuştu. "Efendim ben her şeyle ilgilendim. Kızın hiç bir şeyden haberi yok ve aşırı tecrübesiz. Çok iyi bir katil halledecek, sizin endişelenmenize gerek yok." dese de Adras sinirle bir isim fısıldadı. "Dios Feodor." Ve devam etti "Bu ailede hiç bir sır saklı kalamaz, bilmiyor muydun? " dedi. Sanki karşısında dikilen bir ruhtan hesap soruyor gibiydi. Önüne getirilen iksir şişesini eline alırken içmeden önce, "İngiltere'ye gidiyoruz." dedi yanında ki gence. İksir etkisini gösterdiğinde, yeterli gücü toplayabilecekti. Eli hemen yanında ki asasına gittiğinde, sevdiği paltosunu olası bir yağmurlu havadan korunmak için kendisine çağırdı.

8
Sihirli Yaratıklar Kulübesi / SİHİRLİ YARATIKLAR İLE ETKİLEŞİM İÇİN ZAR SİSTEMİ
« : 08 Nisan, 2023 22:32:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba arkadaşlar kulübede bulunan yaratıklarla yapacağınız rollerde onlarla nasıl anlaşabileceğinizi belirlemek adına zar atamanız gerecektir. Düello zarı kullanmanız sizin için yeterli olacaktır. Bu zamandan sonra atacağımız zarların sonucunda göre aşağıdaki kurallar geçerli olacak.

X Dereceli Yaratıklarda: 10 üzerinden 4’den fazla atarsa roleplay olumlu sonuçlanır.
XX Dereceli Yaratıklarda: 10 üzerinden 4’e kadar olumsuz, 5-7 arası olumlu, 8-10 ekstra olumlu sonuçlanır.
XXX Dereceli Yaratıklarda: 1-5 olumsuz 6-9 olumlu, 9-10 ekstra olumlu(yakınlaşma)

9
Sihirli Yaratıklar Kulübesi / XXX Seviye Sihirli Yaratıklar
« : 08 Nisan, 2023 22:27:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
XXX Seviye Sihirli Yaratıklar

Bu alan 1 ve 2. Sınıf öğrencilerine yasaktır.



Billywig - Cızkıpır


Billywigs, Avustralya'ya özgü bir böcek. Çok küçüktürler, sadece yaklaşık yarım inç uzunluğundadırlar ve canlı bir safir mavisi renktedirler. Billywig'ler çok hızlı yaratıklardır ve sokulana kadar Muggle'lar ve büyücüler tarafından nadiren görülürler.Anatomik olarak, Billywig çok eğlenceli bir yaratıktır. Kanatlar Billywig'in başının üstünde bulunur ve bir Muggle helikopterinde olduğu gibi çok hızlı dönerler. Vücudun alt kısmı uzun, ince bir iğneden oluşur. Kanatlar, gövdenin ⅓'sini oluşturan turp şeklindeki bir gövdeye bağlıdır. İki takım kanat vardır, yani toplamda dört kanat. Kanatları şeffaf renklidir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Jarvey - Carcar


Konuşabilen gelinciklere benzer.Jarvey'ler özel beslenme, çiftleşme, banyo ve uyku için özel odaları olan yeraltındaki yuvalarda yaşar. Yuvaları yaklaşık sekizde bir mil derinliğinde ve uzunluğundadır. Jarveys bir aile olarak yaşayacak, ancak birden fazla ailenin farklı yuvaları olacak. Bebek Jarvey'lerin kendi ailelerini kurmak için mevcut ailelerini terk etmeleri yaygındır. Ancak, çoğu ebeveynleriyle kalmayı tercih ediyor.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Murtlap - Laçan



Sırtındaki Laçan urları, yiyen kişinin lanetlere karşı direncini arttırır.Murtlaps, karasal yerine suda yaşamalarına rağmen, sıradan farelere benzer. Gördüğümüz büyülü değişiklik, sırtlarındaki mavimsi-mor dokunaçlardır. Ortalama sıradan lağım fareleri büyüklüğündedirler, vücutları yaklaşık on inç uzunluğunda ve sonra kuyrukla birlikte beş ila on inç daha uzundur ve dokunaçlarıyla eşleşen parlak mavi gözleri vardır. Sıradan fareler beyaz, kahverengi, benekli, siyah ve gri gibi birkaç farklı renkte gelirken, Murtlaps sadece gri renkte gelir. Murtlaps omnivorlardır, deniz yosunlarını ve diğer bitkileri ve küçük kabukluları ve balıkları yerler. Çok uzun süre çok yakın bırakılırsa insan ayakları kemirilir, bu yüzden dikkatli olun. Büyük Britanya'nın tatlı su akarsularına ve göllerine özgüdürler ve XXX canavarı olarak sınıflandırılırlar.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kneazle - Mıncık


Nahoş kişilikleri sezen, esrarengiz; büyücü dünyasının evcil kedileridir.Kneazles, sıradan kedilerle yakından ilişkili, büyülü kedi yaratıklarıdır. Düz renkli kürkten benekli ve çizgili kürke kadar çeşitli renklerde gelirler. Sıradan ev kedilerinden görünüşlerindeki fark, çok büyük kulakları ve aslana benzeyen tüylü kuyruklarıdır. Kneazle'ın farklı türleri vardır.Kneazles evcil hayvan olarak tutulur; ancak, ancak sahiplerini severlerse harika birer evcil hayvan olurlar. Kneazle'lar sevmedikleri cadılar ve büyücüler için çok kaba ve kötü olabilir, bu yüzden bir Kneazle seçerken veya Kneazle'ınızı diğer insanlara gösterirken dikkatli olun. Bu saldırganlık nedeniyle, Kneazles Sihir Bakanlığı tarafından XXX olarak sınıflandırılır, ancak sadece safkan Kneazles bu sınıflandırmaya sahiptir. Sihir Bakanlığı, bugün mağazalarda satılan popüler kedi-Kneazle melez yaratıklara bir sınıflandırma vermedi.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Doxy - Isırgan Peri



2 çift kolu ve 2 çift bacağı olan huysuz, perilerdir.Doxies Amerika ve Kuzey Avrupa'da bulunur. Daha soğuk iklimleri tercih ederler. Amerika'da kuzey ve doğuda bulunurlar. Bu nedenle, Doxies'in yakın gelecekte Antarktika veya Grönland gibi dünyanın diğer soğuk bölgelerinde yaşamak için göç edebileceğine inanılıyor.Doxies, etraflarındaki ağaçlardan ve çalılardan gelen yaprakları ve çevrelerinde buldukları farklı böcekleri ve örümcekleri yiyen omnivorlardır. İlginç bir şekilde, stres zamanlarında Doxies'in böcekler ve örümcekler yerine daha fazla yaprak ve yeşillik yemeyi tercih ettiği bulunmuştur.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Pixie - Cinperi



Şakacı, muzur yaratıklar. Kendinizi bir avizeye asılı halde bulmak istemiyorsanız kulaklarınızı saklayın!Pixies, sekiz inç boyunda büyüyen ve Cornwall, İngiltere'ye özgü küçük, elektrik mavisi yaratıklardır. Bu nedenle onlara Cornish perileri de denir.Pixies'in çok yaramaz olduğu bilinmektedir. İnsanları kulaklarından tutup uzun ağaçlar gibi bir şeylerin üzerine koymak gibi şakalar yapmaya meyillidirler. Perilerin kanatları yoktur ama uçabilirler. Bunun nedeni, güç bakımından Elf Evi'ne benzer bir büyüye sahip olmaları ve kendilerini havada tutabilmeleridir. İnsanları kaldırabildikleri için, sihirlerinin onları boyutlarına göre beklenenden daha güçlü yaptığına inanılır. Peri ne kadar güçlüyse veya ne kadar eskiyse, kaldırabileceği ağırlık da o kadar ağır olur.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Crup - Krup



Muggle'lara karşı tehlikeli, çatal kuyruklu evcil büyücü köpekleridir.Crups, Jack Russell Terrier'e benzeyen büyücü bir köpek türüdür. Sıradan Jack Russell Teriyerleri ve Crups arasındaki temel fark, Crups'un çatallı bir kuyruğa sahip olmasıdır. Ayrıca Crups'ın sadece mavi gözleri olduğunu görüyoruz. Bu özelliğin nedeni derste daha sonra tartışılacaktır.Crups omnivorlardır ve aslında her şeyi ve her şeyi yiyecektir. Ne yediklerinden çekinmezler, etraflarındaki her şeyi yutarlar. Bu iştah güçtür çünkü Crups genellikle kendilerini bir Angelusprout'a veya burunlarında zehirli bir sarmaşık döküntüsü ile yakalanmış olarak bulurlar. Eve bir Crup getirdikten sonra en yakın büyücü ile bir ilişki geliştirmek en iyisidir, çünkü çok kısa bir süre içinde onları tekrar tekrar ziyaret etme olasılığınız daha yüksektir. Kendi başınıza tedavi edebileceğiniz çok az şey vardır, çünkü Crup'ların yanlış bitki türüyle karıştırılması nedeniyle asit yanıkları veya çok ciddi et ve kas yaraları alması muhtemeldir.

10
Sihirli Yaratıklar Kulübesi / XX Seviye Sihirli Yaratıklar
« : 08 Nisan, 2023 16:29:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
XX Seviye Sihirli Yaratıklar

Bu alan 1. Sınıf öğrencilerine yasaktır.

Kahşin (2 tane var.Erkek olan Titou,Dişi olan Minette)


GÖZ RENGİ: Mavi
TÜY RENGİ: Yeşilimsi siyah
CİNSİ: Kuş
MEMLEKETİ: Büyük Britanya ve İrlanda
ALTERNATİF İSİM: İrlanda Anka kuşu
ÖLÜMLÜLÜK: Ölümlü
ÖZELLİKLERİ:Ağlayarak yağışları önceden haber verir
                       
SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI: Canavar / XX
STATÜ:Nesli tükenmemiş
KISA BİLGİLENDİRME: İrlandalı Anka kuşu olarak da bilinen Kahşin, yeşilimsi siyah tüyleri ve keskin bir gagası olan, görünüşte küçük bir az beslenmiş akbaba gibi, ince ve kederli görünen büyülü bir kuştur.Beslenme düzeni, şiddetli yağmurda avladığı böcekler, periler ve sineklerden oluşuyor. Son derece utangaç olan Kahşin, diken ve dikenli çalılıkların arasında gözyaşı şeklinde bir yuvada yaşar. Kahşi'nin çığlığı, yaklaşan yağışın sinyalini verir.Büyük Britanya ve İrlanda'ya özgündür ancak Kuzey Avrupa'nın geri kalanına yayılmıştır. Uzun zamandır Kahşin'in kederli çığlıklarının ölümü önceden bildirdiği ve büyücülerin Kahşin yuvalarından kaçınmak için büyük çaba sarf edeceğine inanılıyordu. Bununla birlikte araştırmalar Kahşin'in yalnızca yağmur yağmak üzereyken şarkı söylediğini belirledi. Gulliver Pokeby tarafından yazılan Kahşin Ağlıyor kitabı, 1824'te Küçük kırmızı kitaplar tarafından yayınlandı ve Kahşin'in çığlığının yaklaşmakta olan ölümü işaret ettiği efsanesini ortadan kaldırdı.Kahşin'in yağmurun geleceğini önceden haber verebileceği öğrenildiğinde, bunlar hava tahmincisi olarak kullanıldı. Ancak, kış aylarında inlemelerine dayanmak zordur.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kabuluk (3 adet var.Erkek olanlar Maxo ve Buddy,Dişi olan Ruby)


GÖZ RENGİ:Kahverengi
DERİ RENGİ:Yeşil
MEMLEKETİ:Batı / İngilere - Güney / Almanya ve İskandinavya
ORTALAMA BİR YETİŞKİNİN KİLOSU: 8 İnç
ÖLÜMLÜLÜK:Ölümlü
ÖZELLİKLERİ:Ağaçları andırır.
                    Ağaçta yaşarlar.
                    Böcekleri yer.
YAKIN İLİŞKİSİ:Ana ağacı
SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI:Canavar / XX
STATÜ:Nesli tükenmemiş
KISA BİLGİLENDİRME:Kabuluk;el büyüklüğünde, böcek yiyen, ağaçta yaşayan, uzun keskin parmakları olan (her iki elde ikişer tane), kahverengi gözlüdür.Ağaç kabuğu ve dallardan yapılmış düz yüzlü bir sopa figürünün genel görünümü olan büyülü bir canavardır. Doğal ortamında kamuflaj oldukları için fark edilmeleri son derece zordur.Kabuluk Batı İngiltere, Güney Almanya ve bazı İskandinav ormanlarında bulunabilir. Bir Kabuluk, genellikle odunu asa kalitesinde olan bir ağaç olan ev ağacının koruyucusu olarak görev yapar (bir Wiggen ağacı gibi). Dal benzeri parmakları, ağaçlardaki odun bitlerini öldürmek için iyi bir şekilde kullanır ve ayrıca gözlere nişan aldığında bir düşmana karşı bir silah olarak da kullanılabilir.Genelde barışçıl bir yaratıktı, ancak ağacını ya da kendisini tehdit eden herhangi bir şey olursa saldırganın gözlerini oymaya çalışabilir. Bir Kabuluk'un ağacından yaprak veya odun almak için, dikkat dağıtıcı olarak ağaç biti veya peri yumurtası sunmak gerekir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çizbürü



GÖZ RENGİ: Siyah
DERİ RENGİ: Yeşil ve Kahverengi Kıskaçlar
MEMLEKETİ: Dünya Çapında
ORTALAMA BİR YETİŞKİNİN KİLOSU: Bir inçin yirmide birine kadar (Dişleriyle birlikte)
ÖLÜMLÜLÜK: Ölümlü
ÖZELLİKLER:Büyülü ve elektrikli nesnelere saldırır.
                   Yengeç'e benzer.

YAKIN İLİŞKİSİ:Kruplar
                        Kahşin
                        Sihirli ve Elektrikli

SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI: Canavar / XX
STATÜ: Nesli tükenmemiş
KISA BİLGİLENDİRME:Çizbürü,bir tür çok küçük sihirli parazittir. Yengeç gibi görünen bu canavar, dişleri de dahil olmak üzere bir inçin yirmide biri kadar büyüyebilir. Çizbürü'nin kabukları ve dişleri İksir yapımında kullanılır.Çizbürü, asalar ve kazanlar gibi büyülü nesnelerde kullanılır.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ekşirik



GÖZ RENGİ: Sarı
DERİ RENGİ: Benekli yeşil
MEMLEKETİ: Dünya çapında mevcut
ÖLÜMLÜLÜK: Ölümlü
ÖZELLİKLER:Kurbağa ve maymun karışımını andırır
                   Aydınlık püstül
                   Perdeli eller ve ayaklar
                   Küçük boynuzlar
                   Keskin dişler
                   Uzun bacaklar
                   Ağaçta yaşar
SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI:CanavarXX
STATÜ:Mevcut

KISA BİLGİLENDİRME:Bir Ekşirik, bir maymun ve bir kurbağa karışımını andıran büyülü bir ağaçta yaşayan canavardır. Püstülleri iksir yapımında kullanılır.Pürüzsüz derisi benekli yeşil renktedir ve kısa boynuzları ve jilet gibi keskin dişlerle dolu geniş sırıtan bir ağzı vardır. Uzun kolları ve perdeli elleri ve ayakları ağaçların arasında zarif bir şekilde hareket etmesine izin verir. Ekşirik'in alnında, tehlike hissettiğinde kırmızı renkte parlayan büyük bir püstül vardır. Küçük kertenkeleler ve kuşlarla beslenir.Ekşirik genellikle Amerika'nın Güney eyaletlerinde bulundu, ancak şimdi dünya çapında bulunabilir. Amerikalı büyücüler ve cadılar, Ekşiriklere Muggleların yaklaşması konusunda onlara erken uyarı vermek için alkış tutarlardı. Uluslararası Sihirbazlar Konfederasyonu bunu durdurmak için para cezası vermek zorunda kaldı. Geceleri güzel görünmesine rağmen, parlayan Ekşirik püstülleriyle dolu bir ağaç, meraklı büyülü olmayan komşuların sihirbazların neden hala Noel ışıklarını Haziran ayında yaktığını merak etmelerine neden oldu.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sırga (2 tane var.Erkek olan Oreo,Dişi olan Chipie)



TÜY RENGİ:Mavimsi pembe
CİNSİ:Kuş
MEMLEKETİ:Mauritius, Hint Okyanusu
ALTERNATİF İSİM:Dodo
ÖLÜMLÜLÜK:Ölümlü
ÖZELLİKLER:Cisimlenme
                        Uçamaz
SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI:CanavarXX
STATÜ:Mevcut (Mugglelar neslinin tükendiğine inanıyor)

KISA BİLGİLENDİRME:Sırga (Mugglelar tarafından Dodo olarak bilinir), Hint Okyanusu'ndaki Mauritius adasına özgü, dolgun, kabarık tüylü ve uçamayan büyülü bir kuştur.Mugglelar bu kuşun neslinin tükendiğine inanırken, hala dünyamızda vardır.Cisimlenme ile tehlikeden kaçmayı bir aracı olarak başka bir yerde yok olma ve yeniden ortaya çıkma yeteneğine sahiptir. Uluslararası Sihirbazlar Konfederasyonu, hayvanın hâlâ var olduğunu açıklamayı uygun görmemiştir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Peri



GÖZ RENGİ: Çeşitlilik gösterir
DERİ RENGİ: Çeşitlilik gösterir
SAÇ RENGİ: Çeşitlilik gösterir
MEMLEKETİ: Dünya çapında mevcut
ORTALAMA BİR YETİŞKİNİN BOYU:1-5 inç
ÖLÜMLÜLÜK: Ölümlü
ÖZELLİKLER:Böcek gibi kanatlı,
                   Çok küçük,
                   İnsansı
                   Peri büyüsüne sahip
                   Kibirli doğaları

SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI: XX Canavar
STATÜ: Nesli devam eden
KISA BİLGİLENDİRME:Bir peri, saydam ya da çok renkli büyük böcek benzeri kanatları olan küçük, insansı büyülü canavardır.Küçücük bir zekaya sahiplerdir ve çoğunlukla ormanlık alanlarda ya da açıklıklarda yaşıyorlardır. Peri kibirli bir yaratıktı ve genellikle sihirbaz türü tarafından dekorasyon olarak kullanılmasına izin verirler. Kibirleri nedeniyle periler neredeyse sürekli kendilerini güzelleştirmeye çalışırlar.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Porlock - Dombaz



Porlock'lar büyülü at koruyucularıdır.Atların yeterli beslenmelerini sağlamak, hepsinin bakımlı olduğundan emin olmak ve hatta yırtıcıları uzak tutmak da dahil olmak üzere çeşitli amaçlarla korurlar. Sürüye zarar verme niyeti olan yaratıklara saldırdıkları bilinmektedir. Dombazlar kesinlikle otoburdur ve esas olarak ot yerler.Bu yaratıklar İngiltere ve Güney İrlanda'ya özgüdür. Aslında, isimlerini; ilk olarak keşfedildikleri köy olan Porlock'tan alıyorlar. Bu canavarlar oldukça küçüktür. Her elinde dört parmak bulunan iki kısa kolları vardır. At benzeri toynaklarla biten arka ayakları üzerinde yürürler. Kaba, kızıl tutamlı tüylerle kaplıdırlar. Ayrıca burun deliklerinden kalın tüyler filizlenir ve çok anormal derecede büyük burunlara sahiptirler. Dombazlar yalnızlardır; yani sık sık kendilerini türleriyle ilişkilendirmezler. Atları kendi ırklarına tercih ederler.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Pofyumak



Pofyumaklar çok küçük, yuvarlak ve kabarık canlılardır. Muhallebi sarısı olan çok yumuşak kürklerle kaplıdırlar.''Pofyumaklar, özellikle küçük çocuklar ve gençler arasında popüler evcil hayvanlardır. Çoğu evcil hayvandan istediği gibi sadece sevimli değil, aynı zamanda çoğu geleneksel evcil hayvana göre bulunması ve bakılması çok daha kolaydır. Bu birkaç nedenden ötürüdür: bunlardan ilki, hayvanların kendi yiyeceklerini bulmasıdır. Çöpçülük yapar gibi buldukları her şeyi yerler. Evdeki zararlı haşereleri, çöplerden aşındırdıkları yiyecek içecekleri ve sıradan kedi mamasını bile yerler. Aslında, Pofyumaklar, geceleri uyurken sahiplerinin burunlarını temizlemek için kullanacakları çok uzun ve ince dillere sahiptir. -evet, ıykk- Kulağa hoş gelmese de, bu bir Pofyumak'ın en sevdiği atıştırmalıktır. Aslında, bir kişi burnunu üflerse, Pofyumak uyandığını duyduktan sonra kaçacaktır.


11
Sihirli Yaratıklar Kulübesi / X Seviye Sihirli Yaratıklar
« : 08 Nisan, 2023 15:41:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
X Seviye Sihirli Yaratıklar
Tüm sınıf öğrencilerinin ziyaret edebileceği alanda bulunmaktadırlar.



Cörkpare



DERİ RENGİ: Pembe
SAÇ RENGİ: Siyah
MEMLEKETİ: İskandinavya
ÖLÜMLÜLÜK: Ölümlü
ÖZELLİKLERİ: Seyrek kıllarla kaplı mantara benzer.
SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI : Canavar / X
STATÜ: Nesli tükenmemiş.

KISA BİLGİLENDİRME:Cörkpare, İskandinavya'da ortaya çıktı ancak sonunda kuzey Avrupa'ya yayıldı ve İskoçya'da bulunabildi. Seyrek bir şekilde dağılmış kaba siyah kıllarla kaplı, etli pembe mantarlara benziyorlardı ancak mantar benzeri görünümlerine rağmen, Cörkpare bir hayvandır. Tercih ettikleri av, yeraltına yaydıkları ince, kaslı dokunaçları kullanarak avladıkları solucandır (mantarların miselleri yaymasına benzer). Cörkpare çok hızlı ürer.Ortalama büyüklüğü bir bahçeyi yalnızca birkaç günde kaplayabilir.Yangoz zehiri, Cörkpare'yi öldürebilecek bilinen bir maddedir.


Pıtırkurt



DERİ RENGİ: Kahverengi
ORTALAMA BİR YETİŞKİNİN KİLOSU: 10 İnç
ÖLÜMLÜLÜK: Ölümlü
ÖZELİKLERİ: Otçul
          Dişsiz
          Pıtırkurt Mukusu üretir.
SİHİR BAKANLIĞI SINIFLANDIRMASI: Canavar
STATÜ: Nesli tükenmemiş.

KISA BİLGİLENDİRME:Pıtırkurt;çoğunlukla marul ve lahanayı yiyen otçul, on inçlik, dişsiz, kahverengi olan sihirli kurttur.Mümkün olan en düşük rütbede olan Pıtırkurt, Sihir Sınıflandırmasına göre X veya "sıkıcı" olarak derecelendirilir.Çok az hareket ederler ve nemli hendeklerde yaşamayı tercih ederler.Pıtırkurt yenilebilir ve Pıtırkurt börekleri bazen Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda öğle yemeği için servis edilir ve bu öğrencileri dehşete düşürebilir.Pıtırkurt çağrılmaya değer görülmese de Çağırma Tılsımı ile çağrılabilen az sayıdaki canlıdan biri olduğu için dikkati çeker.

12
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Sihirli Yaratıkların Bakımı - Duyuru
« : 04 Nisan, 2023 23:18:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sevgili son sınıf öğrencileri!

Birinci dersimizin ilk kısmına erken ve hemen bir şekilde katılan öğrencilerimiz,okul arazisine yapılacak olan Sihirli Yaratıklar Kulübesi'nde listede bulunan 3x seviyesinde olan istediği yaratık ile yakın bir iletişim hakkına sahip olacak ve 100'er galleon hediye verilecektir.

Kazananlar:
1- Diana Destinee [Gryffindor]
2- Charlotte Vera Rillian[Hufflepuff]

Ayrıca derse verdikleri önemden dolayı binalarına +5 puan vermeyi uygun gördüm.



Dersimize gelemeyecek olanlar özel mesaj ile bildirebilirler.Artık rolün devam etmesi gerekiyor.İkinci kısıma geçmemiz gerekiyor!
 
Not: Mazeretini bildirip ilk kısma gelemeyeceğini söyleyen arkadaşlar ikinci kısma gelmezlerse tam puan kırılacaktır.






13
Hogwarts Arazisi / Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi - 1866 -67
« : 30 Mart, 2023 18:21:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
*DERSİMİZ 1. VE 2. SINIFLAR İÇİNDİR!


Nevcihan pencerelerin altın çerçevelerinden kendine sızacak yer bulan rüzgarın aldatıcı ıslığı, düstursuz bir ritim ile yankılanıyordu Hogwarts'ın taş duvarlarında. Kısmen uykusuz geçen bir gece, sonra kısmen uykusuz geçen bir gece daha... Kardeşinin yerinin muamma olduğu açıklandığından beri geceler yarım kalıyor, ay iki kere doğmadan bir gece etmiyordu. Kendini Liebanalı Beatus'un vahiy yazmalarındaki gibi hissediyordu. Onun sersemlemiş meleklerini ilk defa ölümünden sonra meczup yuvasına dönen yaşlı Hugo'nun evinde görmüştü. İyi hoş adamın biriktirmiş olduğu bu parşomenler kısa bir süre sonra yırtılıp çeşitli çingene ateşlerinin etrafında dudaktan dudağa olduklarından daha "keyif verici" bir varyasyonda dolaşmışlardı. Porselen hazneli gaz lambasının titrek ışığı altında bedeninin izbe bir köşesinde unutmuş olabileceği iç huzurunu aradı tüm gece. Birçok açığı olduğunu düşündüğü kaçırılma senaryosunu zihninden atalı yaklaşık 4 gün oluyordu. Eski bir bakanlık çalışanı kaçırılacak ve kimsenin bununla ilgili bir fikri olmayacaktı? Bu olayın birbirinden ayırt edilmesi güç hakiki ve yalancı şahitler güruhundan izole bir şekilde ilerlemesi ihtimal dahilinde değildi. Peki ya Matthew gibi sorumluluk sevdalısı bir adamın ailede katılacağı ilk merasiminden mahrum bırakacak kadar önemli olan şey ne olabilirdi? Neden kimseye haber vermemişti? Daha da önemlisi neden kendisine bir süre etrafta olmama ihtimalinden hiç ama hiç bahsetmemişti? Zihnindeki soru işaretleri kanca gibi birbirlerine geçerlerken beklentilerini gözden geçirdi. Sahip oldukları ortak geçmişin ve akrabalık düsturunun mevkilerine etki etmesini asla talep etmemişti. Sadece ufak bir ima... Ufacık bir ima bile yeterliydi yokluğunda soluğunun ciğerlerindeki kömürleri tutuşturmaması için.

Ay kararıp güneş şeftali rengine dönerken bileğinden asılı bir tavşanın yorgunluğuyla en azından birkaç saat de olsa uyuyabilmişti. Hafif aralık perdeden süzülen güneşin cemaline dokunması ile şişmiş gözleri endişe içinde geçecek yeni bir güne daha merhaba demişlerdi. Değil yatağı açmak, gün içinde giymiş olduğu elbiseyi bile çıkarmaya tenezzül etmemiş olduğunu yatağının yanındaki çok da büyük olmayan ahşap elbise dolabına yöneldiğinde ancak fark etti. Giyinmek için üzerindeki elbiseleri çıkarırken kaslarını açmaya çalıştı. Sanki etinin katmerleri bir daha ayrılmamak üzere birbirlerine yapışmışlardı. Seherbaz olduğu zamanlarda almış olduğu siyah takım elbisenin vakur motifleri giyilmekten yavaş yavaş eskimeye başlamışlardı. Tıpkı bir zamanlar pahalı sayılan İspanyol marka ayakkabılarının kumaşlarının yapışık oldukları topuktan yavaş yavaş kendilerini bırakmaları gibi. Saçlarını hızlıca tarayıp sandalyenin üzerine fırlatılmış olan cübbesini de alarak odayı terk etti.

Uyku yoksunluğundan kızarmış gözleri ile büyük salondaki yerini aldığında soluk benizli büyücünün oturması gereken koltuğun bomboş olduğu gerçeğiyle bir defa daha karşılaştı. Her geçen gün dünya etrafındaki koltuklar için dönerken akrabasının koltuğu zamana hapsolmuş vaziyette Balian'a bakıyordu, tıpkı bir hayalet şehir gibi. "Bay d'Ibelin... Bay d'Ibelin? Bahçede bulunan Sihirli Yaratıkların bulunduğu dersliğinizin camlarından süzülen dumanın sebebini sormam da bir sakınca var mı?" Dış dünya ile iletişimini asgari seviyede tutan düşsel bir sirkülasyon eşliğinde kahvaltısını ederken pek de iyi çağrışımlarda bulunduğu söylenemeyecek bir ses adını birkaç kere söylemek suretiyle giymiş olduğu iki katlı zırhı kırmıştı. Birkaç gün önce ufak bir tartışmaya tutuşmuş olduğu kişinin dudaklarından dökülenler gözlerinin fal taşı gibi açılmasına sebep olmuştu. Kaynatmakta olduğu çörekotu ve rezenenin altını kapayıp kapamadığı kesinlikle dün gece aklını kurcalayan sorulardan biri değildi. Masadaki profesörlerin sorgulayan bakışları ile göz göze gelince tereddütlü bir tebessüm kondurdu dudaklarına. "Derslikten gelen dumanların sebebi yeni ekmiş olduğum moskof çalıları. Anlaşılan camı açık unutmuşum ve dün gece yağan yağmur hali hazırda yaprakları alevden olan bitkilerin sönmesine sebep olmuş.Kurutulmuş yaprakları Fuphup'larımın yaralarına iyi geliyor." Gerçekleri söyleyip meziyet bakımından "Çingene de kapaklı sahan olmaz" deyişi ile özdeşleşmek istemiyordu. "İzninizle..." Heyecandan hızlanan kan dolaşımı yüzünden kızaran yanaklarını, şişmiş göz altları ile kamufle ettiği için garip bir şükran içine giren Balian profesörleri nazik bir şekilde selamladıktan sonra masadan kalktı. Endişeli olduğunun anlaşılmaması için adımlarının yavaş olmasına özen gösteren Balian fureter bakışları ile öğrencilerine gülümseyerek sakince salonu terk etti.

Profesörlerin göz hizasından kayıp olur olmaz koridorlarda koşuşturmaya başlayan Balian avluya vardığında bir an duraksadı ve kulübeye yani onun minik sihirli yaratıkların bulunduğu dersliğine en kestirme yoldan ulaşmak için köşedeki çitlerden atladı. Yolda bir iki öğrenciye hafifçe çarpmış olsa da yanmakta olan kulübe sebebiyle durup özür dileyecek vakit bulamamıştı Ayakkabıları yağmurun ıslatmış olduğu toprağa birbiri ardına vururken Avurdu Keseli Fareler ile Hogsmeade'in kirli sokaklarında yankesicilik yaptıkları günler geldi aklına. Kulübe'ye [Derslik] vardığında çoğunluğu cam olan yapının yanan sazdan çıkan duman gibi tüttüğünü gördü. Bir öğrenci camı kırmaya çalışırken bir diğeri seranın kilidini açmaya debeleniyordu "Sorun yok çocuklar! Sorun yok! Geri çekilin!" Öğrencilerini sahte bir telkin cümlesi ile uzaklaştırdıktan sonra kemikli elleri ile cübbesinin ceplerini aramaya koyuldu. Neyse ki anahtarı da son günlerdeki dalgınlığının kurbanı olmamıştı. Kilidi açtıktan sonra öğrencilerin beklediği taraftaki ön kapıyı kapayıp dumanın çıkması için arka taraftaki kapıyı açtı. Ocağın bulunduğu kısım şafak gibi parlıyordu. "Metolojinx Recanto!" Kulübeye dolan yağmur bulutlarının alevleri söndürmesiyle derin bir nefes aldı. Seradaki gerginliği alması amacıyla kaynatmaya kalkıp altını kapatmayı unutmak sureti ile kulübeyi neredeyse umarsız alevlere kurban ettiği rezene ve çörek otunun kokusunun karışmış olduğu duman ciğerlerinin yanmasına sebep olmuştu. Islak cübbesini çıkarıp masasına bıraktıktan sonra ön kapıyı ayağı ile hafifçe ittirdi. Süzülmekte olan dumanlarla beraber dışarı çıktığında tüm öğrencilerin endişe içindeki bakışları ile teker teker göz göze geldi. "Merhaba ben Balian d'Ibelin. Zihninde, diğer akrabaları ve arkadaşlarından biraz daha fazla önemsediği kardeşinin şanlı kayboluşundan başka birşeye yer bırakmadığı için Sihirli yaratık kulübesinin bir kısmını yakan profesörünüz." Birkaç kere öksürüp ceketinin kollarını düzelttikten sonra kemikli ellerini öğrencilerin sakin olmaları için anaç bir şekilde iki yana kaldırdı. "Sakin olun çocuklar.Bitki bilim Profesörün inadı yüzünden Sihirli yaratıklara iyi gelecek bazı bitkilerin burada yetiştiriyorum. Kulübenin camını açık unutmuşum ve alevli moskof çalıları dün gece yağan yağmur sebebiyle biraz... sönmüşler." Öğrencilerin dikkatini başka yöne çekmek için adımlarını göl kenarında beklemekte olan testral arabalarınına yöneltti. Ellerini önünde birleştirip öğrencilerine nazik bir şekilde gülümsedi. "1. ve 2. sınıfların ilk Sihirli Yaratıkların Bakımı dersine hoşgeldiniz. Çoğunuz ile Slytherin bina profesörü olmam hasebiyle tanışıyor olsak da diğer bina öğrencileri adına kendimi tanıtmamda fayda var. Ben Balian d'Ibelin. Bu sene Sihirli Yaratıkların Bakımı dersini beraber işleyeceğiz. Sizin yaşınızdayken bir çoğunuz gibi Kehanet dersini alamadığım için Syb seçmek mecburiyetinde kaldım, bu sebeple dersime karşı önyargılarınızı anlayabiliyorum. Lakin sizler geleceğin yetenekli büyücü ve cadıları olarak, evrenimizde yaşayan bütün varlıklardan tutun birçok alanda onların yaşantılarından faydalanmak mecburiyetinde olduğunuz gerçeğini kabullenmek zorundasınız. Bu senenin bir takım siyasi çalkantılardan ötürü herkes için pek de iyi geçmediğinin farkındayım. Bu sebeple ilk dersin şerefine sıkıcı konuları geçip direkt bir Sihirli yaratıkla sizi tanıştırmak istiyorum." Öğrencileri kulübenin diğer tarafına geçmelerine yardım ettikten sonra hepsine oturmaları için yer gösterdi.Sizlere bugün birçok cadının ve büyücünün çok sevdiği burnuklar'dan bahsedeceğim en azından benim için öyle..Profesör nazikçe kıkırdadı ve birkaç öğrenci ona eşlik etti ardından sözlerine devam etti.Burnuklar hakkında aranızda bilgisi olan var mı?

14
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Sihirli Yaratıkların Bakımı | Duyurular
« : 28 Mart, 2023 13:58:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba arkadaşlar,

Hepinizin bildiği üzere artık yeni profesörünüz ben oluyorum.Benden önceki Profesörün neden ayrıldığı hakkında hiç bir bilgim yok. Umuyorum ki onu çıldırttığınız için gitmemiştir. Aksi takdirde bununla nasıl başa çıkabilirim bilmiyorum. Bundan sonra birlikte bu dersi devam ettireceğiz. Sizden küçük bir ricam olacak. Sizi tanımak amacıyla bir forum doldurmanızı rica ediyorum. Ders ile alakalı olarak memnun olmadığınız ve sevdiğiniz şeyleri yanına not etmenizi istiyorum. Böylece bu dersi daha keyifli hale nasıl getirebileceğimizi çözebiliriz.

Sevgiler.
Profesör Balian d'Ibelin


Öğrenci tanıma formu;

Adınız - Soyadınız:
Binanız:
Sınıfınız:

Daha önce ders hakkında sevmediğiniz şeyler nelerdir?
Daha önce ders hakkında sevdiğiniz şeyler nelerdir?
Eğer bir sihirli yaratık olsaydınız ne olurdunuz?
Eklemek istediğiniz her hangi bir konu var mı? Varsa nedir?

15
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği / Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
« : 28 Mart, 2023 11:38:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dersin başlangıç tarihi: 28.03.2023
Derse yazmak için son gün: 10.04.2023

Dersimiz son sınıflar içindir!!!

Sizden beklenenler rol oyununda açıkça belirtilecektir, sorusu olan herkes bana discord üzerinden veyahut site üzerinden özel mesaj yoluyla ulaşabilir.





Bir gün önceden panoya astığı duyurunun yerinde olup olmadığını görmek için, kapının sol yanına ilerledi Balian; oysa ki yol sağ taraftandı ve sırf bu yüzden pek çok öğrencinin duyuruyu kaçıracağını düşünmüştü. Hogwarts'ta pek çok şey göz ardı ediliyordu ve Balian bu konularda sadece mutsuzdu. Kendi zamanından beri bir adım bile ileri atılamamış olması, bugüne kadar ki müdürlerin ayıbıydı, Balian içten içe kendini doldurup sinirlenmekle yetindi ve elinde tuttuğu mendili biraz buruşturmuş bulundu. Aynı mendile hafifçe öksürdükten sonra içe doğru katladı ve ceketinin cebine sıkıştırdı. Siyah pantolonu ve siyah gömleğinin üzerine giydiği pelerini ile gölgeler içindeydi, aslında hep böyle giyindiğinden alışılmışın dışında bir durum söz konusu değildi, en alışılmadık durum içindeki heyecanın kahveyle birleşmesi ve çarpıntıya yol açmasıydı. Sesini de denememişti, eğer düzgün çıkmaz ise sınıfa rezil olacağını düşündü; yeni gelen profesörler asla sevilmez, eskileriyle kıyaslanır. Sihirli yaratıklar, kendisine güvendiği yegane konuydu. Anlatım konusunda ise, eh işte, doğruyu söylediği sürece öğrenciler dikkatlice dinleyip birkaç çıkarım yapmalıydı.
Dersliğe, yaklaşık beş dakika önceden geldi Balian, zira bir gece önceden ateş yakmış ve çevresini büyülü bir fanus aracılığıyla kapatmıştı; böylece, kontrolsüz yanan sihirli alevlerden külbükül oluşacak ve derslik yanmayacaktı.Büyülü fanusu ortadan kaldırıp ateşi söndürdü. Geriye kalan külbükül, bir yılan gibi sürünerek ortaya çıktı. Balian ortamın ışığını azalttı ve külbükül için karanlık noktalar sağladı. Yaratık, yerlerde sürünürken Balian masasına geçti ve öğrencilerin gelmesini bekledi.Siyah pantolonu ve siyah gömleğinin üzerine giydiği pelerini daha rahat oturabilmek için düzeltirken yerleşti sandalyesine. Seherbazlık bürosundan alışkın olduğu şekilde bacaklarını uzatacakken bunun doğru olmadığına karar verdi. Her an bir öğrenci gelebilirdi ve bir profesörün bu şekilde doğru olmazdı herhalde.  Bu sırada, havaya bir saat süreli kum saati sabitledi, öğrenciler geldiğinde bu altın yaldızlı saatin çok az bir kısmı alt tarafa dolmuştu ve saat akmaya devam ediyordu.

Beş dakika içinde öğrenciler, dersliğe kum saati gibi dolduğunda Balian kapıyı, basit bir büyüyle açılabilecek biçimde kilitledi. Yalnızca öğrenciler kaçmasını istemiyordu. "Balian d'Ibelin," diye kendisini tanıtırken, bir yandan asa ile tahtaya ismini yazdı. Hemen altına ise şöyle: Külbükül. "Eski seherbaz ve yeni Sihirli yaratıkların bakımı profesörünüz oluyorum. Buraya gelmek için epey uğraştım." Kendisinden gurur duyarak bahsetmişti, övünülecek tek tanı bu olduğu için, kendisi hakkında pek konuşma gereği duymadı; Balian zamanında böyle bir profesörü olsa belki daha da başarılı olurdu. "İsminizi yazıp, yoklamayı imzalarken bir yandan beni dinleyin," diye buyurdu, boş bir parşömen kağıdını, en öndeki öğrenciye, suratına bakmadan uzatmıştı. Şimdi masanın önüne poposunu dayamış, aklı ise külbükülde. Çoktan karanlık bir yerlere yumurta bırakmış olmalı, kumların çoğu yerinde; ama azalması uzun sürmez. "Dersimizin konusu, geçen senenin de konusu olan ve tahtada ismi yazan Külbükül yaratığı. Eğer geçen sene az da olsa derslerinize dikkat ettiyseniz ya da en azından ders kitabımıza merak edip göz gezdirdiyseniz, alevler arasında doğduğunu bilirsiniz." Sınıfın nabzını yoklayıp tepkilerini gözden geçirdikten sonra devam etti. "Kontrolsüz, sihirli alevler arasından doğan Külbükül'ün doğum için tek yöntemi bu değildir; bütün Külbüküller cinsiyetsiz olup doğurganlık yetisine sahiptir. Öyle ki, bir Külbükül alevlerin arasında doğduktan sonra, bulunduğu yerde hemen karanlık yerler arar ve yumurtalarını oraya bırakır." Kumlar yerinde durmuyor. "Bu Külbükül bir saat içerisinde kendi kendine yok olurken, yumurtalarının saptanması ve acil olarak dondurulması gerekmektir. Şimdi lütfen asalarınız olmadan ellerinizi havaya kaldırınız ve basit bir Z harfi çizerek şu sözleri söyleyin: Duro." Sınıfın bunu yapmasını bekledi, hemen sonra ise devam etti. "Bu büyü taşlaştırma büyüsü, yumurtayı bu şekilde dondurabilirsiniz. Sonrasında ise bu yumurtaları aşk iksirinde kullanabilirsiniz; çok güçlü aşk iksirleri hazırlayabileceğinizden eminim. Yani, bu yumurtaları dondurduktan hemen sonra, İksir profesörünüz Bay Aldrik Solaris' teslim edersiniz, o derste de yararı olacaktır. Ancak şimdi," Ellerini hızlı bir şekilde çırptı ve sınıfı bir deyişle uyandırdı. "Sınıfta bir Külbükül olduğunu söylemek durumundayım. Karanlık noktalara acilen bakın ve gördüğünüz kum saati dolmadan yumurtaları dondurun. Acele edin!" Ellerini tekrar çırptı ve sınıfı kaos ortamında bıraktıktan sonra yerine oturdu, kol saatini kontrol etti. "Kırk beş dakikanız var. Yumurtaların bulunduğu yerler, yani karanlık noktalar buzlu, bu yüzden dikkat edin kaymayın; yumurtaların ise epey sıcak olduğunu biliyoruz. Sıcak soğuk oyunundan bir farkı yok yani. Ancak söylemeliyim ki, eğer zamanında bulamazsanız, hepimiz cayır cayır yanarız." Saatini tekrar kontrol etti, sürenin bitmesine on dakika kala, devreye girecekti.


____

*Her öğrencinin en az bir yumurta bulmasını ve yaptığı Duro büyüsü ile bir Düello zarı atmasını istiyorum.Sihirli günler dilerim.

Sayfa: [1] 2