1
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Yol I: Başlangıç
« : 03 Mayıs, 2023 14:30:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Yalnız olmayacaktım. Bunu duymanın biraz da bedenimde yarattığı gevşeme ile birlikte sırtımı dikleştirip ayaklarımı kıpırdattım. Kendimi bir sürünün çobanı gibi hissediyordum; iki kişilik bir sürünün... Varlığımı istemeden Charlotte ile kıyaslama haline büründüm. Gözümü karartıp her şeyi göze almışken bu fikri öne sunduğum için Samuel'i hak eden kişinin kendim olduğunu düşünüyordum. Bu düşünceye kapıldığım sınırda kendime korkunç bir şekilde kızdım. Yarış içinde olamazdım, olmamalıydım. Şu an Samuel'i kazanmak üzerine kendi üzerime bahis oynayamazdım.
Charlotte'un aniden gelişen bu neşeli ve heyecanlı hali beni panikletiyordu. Parmaklarımı dudaklarıma götürüp cadının kulağına yaklaşarak "Şşşt!" dedim kaşlarımı çatarken. "Sessiz ol Charlotte." diye uyarı yaptığım sırada eski konumuma geriledim. Doğru yapıp yapmadığımdan, Charlotte yanımda gelmesi gereken doğru kişi miydi, emin olamıyordum. Bu tür atılımlar için bana fazlasıyla kontrolsüz geliyordu. Heyecanını, merakını, hissettiği endişeyi kontrol etmekte zorlanacak ve ileriye doğru attığımız üç adımı dört adım geriletecek gibi görünüyordu. Dudaklarımdan çıkan fikre biraz da pişmanlığın eşlik etmesiyle birlikte başımı iki yana sallayarak yanıt verdim. Yolculuğumuzu ölçüp biçiyordum. Şu an planın kabul edilebilirliği ve yüreğimizden geçenlere en nihayetinde ulaşma fikri beni alevlendiriyordu. Kendi zihnimden geçenleri muhakkak biliyordum. Yalnızca Charlotte'un Eadwig ile arasındaki husus her ne denli kuvvetli bundan emin olamasam da yola koyulduğumuzda bu genç cadının bambaşka bir yanını görmeyi umut ediyordum.
Gitmek, bir rotanın peşine dizilmek kolay olabilirdi ancak rotayı hesaplamak bir fani hayatında hiçbir vakit kolay olmamıştı. Bizi en çok zorlayacak olan şey okulun açık olduğu şu dönemde bu çılgınlığı göğüslemekti. At adamlara güvenemezdik, uç uç tozu ile istediğimiz yere şu an için gidemezdik. Derin bir iç çekerken "Keşke baykuş olma imkanımız olsaydı." dedim. Charlotte'a bu fikrin ne denli parlak geleceğini tahmin edebiliyordum. Bir hayvan olsa baykuş mu olmak isterdi bunu bilmiyordum ancak ben bir baykuş olmayı kesinlikle tercih ederdim.
Düşüncelerim cadının sesiyle bölündüğünde söylediklerine kulak kabarttım. Hogwarts'tan çıkış biletimizi bulduğunu ifade ediyordu. Söylediklerine göre Hogsmeade'e gidecektik önce, ardından da Domuz Kafası'na. Bu son iki yıldır sıklıkla arkadaşlarımı çekiştirdiğim yerlerden birisiydi ve göze batacağını zannetmiyordum. O devam ettikçe başımı salladım. Wonk isimli bir ev cininden bahsediyordu. Sanırım kendisini görmüştüm ancak hiçbir zaman iletişim kurma girişiminde bulunmamıştım. Bir ev cinine güvenmenin ne denli sağlıklı olacağını düşündüm. Bizi rahatlıkla başkalarına anlatabilirdi. Ev cinlerine kötü davrandığım yoktu üstelik canlılık haklarını elbette savunuyordum ancak benim himayem altında olmadıkça bu küçük yaratıklara nasıl güvenebileceğimden bir türlü emin olamıyordum. Charlotte fikrini öne sürdüğünde bir elimin parmak ucuyla saçlarımı düzelttim. "Güvenebilecek miyiz?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. "Böyle bir noktada hatalı bir yolda ilerlemek istemiyorum Charlotte ve inan bana şu an en son isteyeceğim şey bir ev cininin yaptığımız her şeyi ortalığa savurması." dedim.
Başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Derin bir nefes aldım. Odaklanmaya, daha yoğun düşünmeye ihtiyacım vardı. Başka ve daha güvenilir bir yol aklıma gelmiyordu. Her koşulda sanki Samuel ile aramdaki mesafe gittikçe açılıyordu ve buna katlanmak istemiyordum. "Tamam." dedim aniden. "Tamam, dediğin gibi yapalım. Çünkü şu an en makul yol bu görünüyor. Ayrıca... Bunu düşünerek daha fazla zaman kaybetmek istemiyorum." Bana kalsa haftasonunu bile beklemeden bu gece gizlice Hogsmeade'e kaçmayı öne sürerdim fakat bu aptallığın daniskası olurdu. Böyle bir hareket için kendim de dahil olmak üzere kimse benimle gurur duymazdı.
"Yarın herkes sabah kahvaltısındayken göl kenarında buluşalım. En erken saatte. Böylelikle çok fazla dikkat çekmeden erkenden yola koyulmuş oluruz. Wonk bize yardım ederse, iskeleye vardıktan hemen sonra adaya giden ilk yük gemisine sıvışabiliriz. Ancak eğer yardım etmezse... Bilmiyorum. Bir çaresini bulmak zorundayız. Yola koyulduktan sonra geri dönmem." dediğimde etrafıma bakındım. Kendimi sürekli temkinli hissediyordum. Kimse işitmemeliydi aramızda geçen bu konuşmaları. "Wonk, değerli eşyalar ile çalışıyor demiştin değil mi? Tam olarak ne gibi değerli eşyalar? Umarım bir burnukla anlaşmaya tutuşmuyoruzdur." diye suratını okumaya çalıştım genç cadının. Bu sırada zihnimden yola giderken çantanın içerisine neler sıkıştırabileceğimi geçiriyordum. Belki tanınmamak için bir şal, siyah bir hırka... Belki bir şans iksiri bile işimizi görebilirdi. Sahte bir seyahat belgesi bile hazırlamayı aklımdan geçirmedim değil ancak bu sahtekarlığın anlaşılması durumu bizi kolaylıkla ele verebilirdi. Bu yüzden bir şeyleri gizlice yürütmek daha net olacaktı.
"Yanımıza giderken bir şeyler almalıyız." dedim fısıltıyla. Anlamamış olabileceği ihtimaline göz devirerek "Kendimizi koruyabileceğimiz bir şeyler." diye düzelttim. Charlotte'un ilk saldırı mekanizması eli değil dili olurdu muhakkak, bunu tahmin etmek zor olmazdı. "Büyü yapamayız. Büyü yapmaktan kaçınmak zorundayız. Bu yüzden her şeyle karşılaşabiliriz. Her ne ise. Kendimizi gizleyebileceğimiz bir şey de olur. Ya da istersen yalnızca Wonk ile sen ilgilen. Daha önce bir anlaşmaya vardığını düşünürsek sen bu yolu hallederken diğeriyle ben ilgilenirim." diye bir iş paylaşımı sundum ona. İkimizin de farklı uzmanlık (!) alanları olduğunu söylemek yalan olmazdı. O tatlı suratıyla birilerini ikna etmek konusunda daha başarılı sayılırdı. Benden daha sabırlı olduğu da aşikardı. Ben ise planlarım bozulduğunda hiddetleniyordum. Oluşturduğum rotada birilerini ikna etmek için yalandan tatlı bir surat göstermekten çok karşımdakiyle burun buruna gelmek genellikle ilk tercihim oluyordu.
[/justify]
Yalnız olmayacaktım. Bunu duymanın biraz da bedenimde yarattığı gevşeme ile birlikte sırtımı dikleştirip ayaklarımı kıpırdattım. Kendimi bir sürünün çobanı gibi hissediyordum; iki kişilik bir sürünün... Varlığımı istemeden Charlotte ile kıyaslama haline büründüm. Gözümü karartıp her şeyi göze almışken bu fikri öne sunduğum için Samuel'i hak eden kişinin kendim olduğunu düşünüyordum. Bu düşünceye kapıldığım sınırda kendime korkunç bir şekilde kızdım. Yarış içinde olamazdım, olmamalıydım. Şu an Samuel'i kazanmak üzerine kendi üzerime bahis oynayamazdım.
Charlotte'un aniden gelişen bu neşeli ve heyecanlı hali beni panikletiyordu. Parmaklarımı dudaklarıma götürüp cadının kulağına yaklaşarak "Şşşt!" dedim kaşlarımı çatarken. "Sessiz ol Charlotte." diye uyarı yaptığım sırada eski konumuma geriledim. Doğru yapıp yapmadığımdan, Charlotte yanımda gelmesi gereken doğru kişi miydi, emin olamıyordum. Bu tür atılımlar için bana fazlasıyla kontrolsüz geliyordu. Heyecanını, merakını, hissettiği endişeyi kontrol etmekte zorlanacak ve ileriye doğru attığımız üç adımı dört adım geriletecek gibi görünüyordu. Dudaklarımdan çıkan fikre biraz da pişmanlığın eşlik etmesiyle birlikte başımı iki yana sallayarak yanıt verdim. Yolculuğumuzu ölçüp biçiyordum. Şu an planın kabul edilebilirliği ve yüreğimizden geçenlere en nihayetinde ulaşma fikri beni alevlendiriyordu. Kendi zihnimden geçenleri muhakkak biliyordum. Yalnızca Charlotte'un Eadwig ile arasındaki husus her ne denli kuvvetli bundan emin olamasam da yola koyulduğumuzda bu genç cadının bambaşka bir yanını görmeyi umut ediyordum.
Gitmek, bir rotanın peşine dizilmek kolay olabilirdi ancak rotayı hesaplamak bir fani hayatında hiçbir vakit kolay olmamıştı. Bizi en çok zorlayacak olan şey okulun açık olduğu şu dönemde bu çılgınlığı göğüslemekti. At adamlara güvenemezdik, uç uç tozu ile istediğimiz yere şu an için gidemezdik. Derin bir iç çekerken "Keşke baykuş olma imkanımız olsaydı." dedim. Charlotte'a bu fikrin ne denli parlak geleceğini tahmin edebiliyordum. Bir hayvan olsa baykuş mu olmak isterdi bunu bilmiyordum ancak ben bir baykuş olmayı kesinlikle tercih ederdim.
Düşüncelerim cadının sesiyle bölündüğünde söylediklerine kulak kabarttım. Hogwarts'tan çıkış biletimizi bulduğunu ifade ediyordu. Söylediklerine göre Hogsmeade'e gidecektik önce, ardından da Domuz Kafası'na. Bu son iki yıldır sıklıkla arkadaşlarımı çekiştirdiğim yerlerden birisiydi ve göze batacağını zannetmiyordum. O devam ettikçe başımı salladım. Wonk isimli bir ev cininden bahsediyordu. Sanırım kendisini görmüştüm ancak hiçbir zaman iletişim kurma girişiminde bulunmamıştım. Bir ev cinine güvenmenin ne denli sağlıklı olacağını düşündüm. Bizi rahatlıkla başkalarına anlatabilirdi. Ev cinlerine kötü davrandığım yoktu üstelik canlılık haklarını elbette savunuyordum ancak benim himayem altında olmadıkça bu küçük yaratıklara nasıl güvenebileceğimden bir türlü emin olamıyordum. Charlotte fikrini öne sürdüğünde bir elimin parmak ucuyla saçlarımı düzelttim. "Güvenebilecek miyiz?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. "Böyle bir noktada hatalı bir yolda ilerlemek istemiyorum Charlotte ve inan bana şu an en son isteyeceğim şey bir ev cininin yaptığımız her şeyi ortalığa savurması." dedim.
Başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Derin bir nefes aldım. Odaklanmaya, daha yoğun düşünmeye ihtiyacım vardı. Başka ve daha güvenilir bir yol aklıma gelmiyordu. Her koşulda sanki Samuel ile aramdaki mesafe gittikçe açılıyordu ve buna katlanmak istemiyordum. "Tamam." dedim aniden. "Tamam, dediğin gibi yapalım. Çünkü şu an en makul yol bu görünüyor. Ayrıca... Bunu düşünerek daha fazla zaman kaybetmek istemiyorum." Bana kalsa haftasonunu bile beklemeden bu gece gizlice Hogsmeade'e kaçmayı öne sürerdim fakat bu aptallığın daniskası olurdu. Böyle bir hareket için kendim de dahil olmak üzere kimse benimle gurur duymazdı.
"Yarın herkes sabah kahvaltısındayken göl kenarında buluşalım. En erken saatte. Böylelikle çok fazla dikkat çekmeden erkenden yola koyulmuş oluruz. Wonk bize yardım ederse, iskeleye vardıktan hemen sonra adaya giden ilk yük gemisine sıvışabiliriz. Ancak eğer yardım etmezse... Bilmiyorum. Bir çaresini bulmak zorundayız. Yola koyulduktan sonra geri dönmem." dediğimde etrafıma bakındım. Kendimi sürekli temkinli hissediyordum. Kimse işitmemeliydi aramızda geçen bu konuşmaları. "Wonk, değerli eşyalar ile çalışıyor demiştin değil mi? Tam olarak ne gibi değerli eşyalar? Umarım bir burnukla anlaşmaya tutuşmuyoruzdur." diye suratını okumaya çalıştım genç cadının. Bu sırada zihnimden yola giderken çantanın içerisine neler sıkıştırabileceğimi geçiriyordum. Belki tanınmamak için bir şal, siyah bir hırka... Belki bir şans iksiri bile işimizi görebilirdi. Sahte bir seyahat belgesi bile hazırlamayı aklımdan geçirmedim değil ancak bu sahtekarlığın anlaşılması durumu bizi kolaylıkla ele verebilirdi. Bu yüzden bir şeyleri gizlice yürütmek daha net olacaktı.
"Yanımıza giderken bir şeyler almalıyız." dedim fısıltıyla. Anlamamış olabileceği ihtimaline göz devirerek "Kendimizi koruyabileceğimiz bir şeyler." diye düzelttim. Charlotte'un ilk saldırı mekanizması eli değil dili olurdu muhakkak, bunu tahmin etmek zor olmazdı. "Büyü yapamayız. Büyü yapmaktan kaçınmak zorundayız. Bu yüzden her şeyle karşılaşabiliriz. Her ne ise. Kendimizi gizleyebileceğimiz bir şey de olur. Ya da istersen yalnızca Wonk ile sen ilgilen. Daha önce bir anlaşmaya vardığını düşünürsek sen bu yolu hallederken diğeriyle ben ilgilenirim." diye bir iş paylaşımı sundum ona. İkimizin de farklı uzmanlık (!) alanları olduğunu söylemek yalan olmazdı. O tatlı suratıyla birilerini ikna etmek konusunda daha başarılı sayılırdı. Benden daha sabırlı olduğu da aşikardı. Ben ise planlarım bozulduğunda hiddetleniyordum. Oluşturduğum rotada birilerini ikna etmek için yalandan tatlı bir surat göstermekten çok karşımdakiyle burun buruna gelmek genellikle ilk tercihim oluyordu.
[/justify]
[/spoiler]