17 Nisan, 2026 09:36:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Mirabelle Starlight

Sayfa: 1 ... 5 6 [7] 8
91
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 28 Kasım, 2021 14:16:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kapı kilitliydi! Panik içinde ne yapacağını düşünüyordu, büyü yapmaktan kaçınmak istemişti ancak bir mucize gerçekleşmediği sürece bu kapı açılmayacaktı. Kendisini seven bu çocuklara güvenerek hayatının hatasını yapacağının farkında değildi. Bu zamana kadar kızın yaptığı her şeyi sır olarak saklamış olan çocuklardan bile bu tepkiyi alacağını bilmesi gerekirdi. "Hayır... Değilim- dinlerseniz açıklayabilirim, çabuk olun ve benle gelin yoksa gelen kişi-" derken elini en büyüklerine uzatmış, dördünün de anında çığlık atarak gerilemesine sebep olunca sinirle cıklamıştı. Lily ve Michael'ı kapıdan içeri itti, kendisi de girmeden önce son bir kez çocuklara baktı. Şansını son bir kez denemek istedi, büyük olana asasını doğrultarak, "Obliviate." dedi. Küçüklere döndü sonra, "Confundus." Sonucuna bile bakmadan kapıyı hızlı ama sessiz bir şekilde kapatarak merdivenlere döndü.

İki büyü için ayrı ayrı zar mı atmam gerekiyor bilmiyorum o yüzden ben iki atayım gerek yoksa siz şey edersiniz canım GM'lerim benim
[spoiler]
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9

Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2
[/spoiler]

Ne kadar kırıldığı ifadesinden belli oluyordu. İç çekerek asasını daha sıkı tuttu. "Lily, rica etsem muggleları uzak tutan şu büyüden yapabilir misin? Ben nasıl yapıldığını unuttum, sen lanetlerde benden daha iyisin." diye fısıldadı merdivenlerden aşağıya doğru yavaşça ilerlerken. Lily bir şey demedi, başını salladı ve büyüyü yaptı, "Repello Muggletum."

[spoiler]
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 5, total 5
[/spoiler]

Tüm zarlar düşük gelirse nasıl ağlıyorum izleyin

92
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 27 Kasım, 2021 19:04:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kumral cadı, kimseyi şaşırtmayacak şekilde yine elini kemirmeye başlamışken direkt yetimhaneye doğru ilerliyorlardı. Kendini güvende hissetmiyordu kız. Saklanmak, tedbir almak, öyle gitmek istiyordu. Yatılı okula gittiğini sanan bu mugglelar Mirabelle'i görse, hele ki bir de diğer öğrencilerle birlikte, asa ve süpürgelerle görse yaşayacağı kabusu hayal bile edemiyordu. Hep anlatırlardı cadılara nasıl işkence ettiklerini. Kazığa oturtmaktan, bağlayıp diri diri yakmaktan, dirilerini yüzmekten bahsederlerdi daha kız küçücükken. Şu an Eurus mu daha tehlikeliydi yoksa içerideki yetişkinler mi karar veremiyordu ancak bildiği tek şey iki tarafın da Mirabelle'i acımasızca öldürmekten çekinmeyeceğiydi.

İçeri girdiler, ultra yüksek güvenlik sistemine sahip olan bu yetimhaneye girmek epey zor olmuştu(!). Usul usul içeri girip mutfağa doğru ilerliyorlardı. Kapıdan sanki kendi evleriymiş gibi rahat rahat girmek kızı huzursuz etmişti ancak görünüşe göre takım ruhunda boğulan arkadaşları bitse de gitsek modundan çıkmak istemiyorlardı. Buram buram tehlike kokan yeri seçmiş, mutfağa gitmişlerdi ve izin saatleri dışında gizlice yemek yemekte olan dört çocukla karşılaşmışlardı. Çocuklar korku dolu gözlerle karşılarındaki yabancılar ve onların yanında duran tanıdık yüze bakarken birdenbire gelen seslerle irkilmişlerdi. Kızın yaşamak istemediği de tam olarak buydu işte, bir yetişkinle karşılaşmak istemiyordu! Küçük çocukların yanına ilerledi hızlıca.

"Çocuklar," dedi fısıltıyla. "Beni tanıyorsunuz, Mirabelle ablanız. Gizli gizli çıktığınızı küçük kuşlar söyledi ve azar işitmemeniz için arkadaşlarımla geldik, tamam mı? Siz bizi şikayet etmeyin, ablanız da sizi cezadan kurtarsın." diye devam etti sesini mutfaktan dışarıya çkarmamaya çalışarak. Küçük çocuklar sessizce başını salladı ve Mirabelle büyük bir risk aldı, arkasında çocuklar, Lily ve Michael olacak şekilde hızlı adımlarla mutfaktaki o kapıyı aramaya başladı. Adım sesleri yaklaşıyor, kız iyice stres oluyordu. Birden fazla kapı vardı ve hiçbiri aradığı yere açılmıyordu. Sonunda, Lily mırıltıyla bulduğunu söyleyince kapıyı açmaya yeltendiler. Açıldığı an hiç düşünmeden herkesi içeri itip arkalarından kendisi girmeyi düşünüyordu.

Şu zar artık düzgün gelsin :(((
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1

93
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 27 Kasım, 2021 17:10:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Havanın kasvetli oluşu kızın içini bunaltıyordu. Tılsım dersliğinden yeni çıkmış, Lily ile birlikte yürüdükleri koridorlarda camdan dışarıya bakarak ne yapmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Mirabelle, aklında kiliseyi ve yetimhaneyi canlandırdıkça titriyordu, hiç hoş yerler değildi. Mimarileri ne kadar gözalıcı olsa da içindeki insanlar kızın sinirini bozuyor, tüylerini diken diken ediyordu o ruhsuzluklarıyla. Sırf içinde cadılar geçen bir masal anlattığı için dayak yediğini ve saatlerce tövbe etmeye zorlandığını anımsadı, André şu an hayattaysa neler çektiğini düşünmek bile istemiyordu. Baş parmağını tamamen ısırarak yara yapmış olmasına rağmen hala kemirmeye devam ediyordu. Tekrardan elini ağrıyan başına koyarken koridorun sonundaki Michael'ı fark etti.

"Michael?" diye seslendi ve bakışları kendine dönünce devam etti, "Gel, bahçeye gidelim. Diğerleri de orada olur büyük ihtimalle." dedi koluna girmesini istermiş gibi sol kolunu açarken. Çocuk koluna girince Mirabelle sağ kolunda Lily, sol kolunda Michael ile bahçeye indi. Ares ve Eurus didişip duruyordu geldiklerinde. İkiliye hiç bulaşmadan sessiz sessiz izliyorlardı ne güzel. Ta ki, top Mirabelle'e atılana kadar. Ares'in dediği şey kızın somurtan yüzüne biraz da olsa renk getirmiş, hafiften gülmesini sağlamıştı. Süpürgeyle gitmek çok da pratik bir yol değildi direkt Hogsmeade'den Londra'ya geçmek varken ancak profesörlere yakalanma ihtimalleri bu şekilde aşırı yükseliyordu. Profesörler görmese, Hogsmeade'deki büyücüler bir avuç öğrenciyi görünce kesinlikle şikayet ederlerdi, özellikle de balodan sonra.

"Amanın, çiçek kokan Mirabelle'in yesin seni. Gidelim! Zaten tamamen olmasa da az buçuk biliyor gibiyim yolu, gösteririm hızlı hızlı, çabucak gideriz. Kaybolmama garantisi vermiyorum gerçi de..."

Ares, kazanmanın verdiği zevkle sırıtırken Eurus iyice çıldırmıştı. Süpürgelerini kaptılar, Ares'in de iyice gaza getirmesiyle binip havalandılar. André'yi geri getirebilme şansına sahip olmaları kızı öyle bir heyecanlandırıyordu ki buz gibi havada terlemeye başlamıştı. Bir süre uçuşun ardından Muggle yerleşkelerine yaklaştıkları için daha da yükselmişlerdi. Mirabelle buna çok da gerek olduğunu zannetmiyordu, rezil Londra'da zaten elalem sisten burnunun ucunu göremiyordu! Neyse ki sis aşağıda daha yoğundu da şu an önlerini görebiliyordu uçan büyücüler. Kilise görüş alanlarına girmişti, göremeyen varsa diye ağzını açan kız önündekilerin direkt ormana doğru yönelmesiyle geri kapatarak peşlerinden aşağı uçtu. Sonunda inebildiklerinde bacaklarının ve kıçının uyuştuğunu hisseden kız, kendini yere atıp bağdaş kurdu direkt.

Kiliseyi görünce aklına bir şey takıldı birden. Kilise, Aziz Michael Kilisesi'ydi. Baloda bağırarak okudukları dua da Aziz Michael duası... Bir bağlantı mı vardı? Hayır, sormaya gerek yoktu, büyük bir ihtimalle vardı. Büyüleri engelleyen şey o dua mıydı yoksa başka bir tür şey mi getirmişlerdi yanlarında?

"Arkadaşlar, bir şey diyeceğim ancak sadece bir teori. Baloda Aziz Michael duası okundu, duada şeytanın kötülüklerini zincirlemekle ilgili bir şeyler deniyor. Acaba diyorum, o anda büyü yapamamamızla bunun bir ilgisi olabilir mi? Yani, sadece bir düşünce ama dikkatli olalım diye dile getireyim dedim. Olmayabilir de yani sadece tahmin..." dedi. İhtimal küçük bile olsa vardı ve tehlikeliydi, baloda yaşananları tekrar yaşamak istemiyordu. Yerinde masum masum dinlenirken Eurus ve Ares'in tekrar didişmesine tanık oldu, bu sefer dahil olmak istemiyordu ancak Eurus'un kendine doğru bakan parmağı yüzünden derince iç çekmek zorunda kaldı kızcağız.

"Dur bakalım. İtiraz ettiğim falan yok elbette ama... Hakkında hiçbir şey bilmediğin bir binaya plan yapmadan direkt mi dalacaksın güzelim? Hiç sanmıyorum, ben bilmeme rağmen girmek istemiyorum, orası ne kadar iğrenç bir yer biliyor musun? Yıllarımı orada geçirmeme rağmen hala tam olarak içeride ne var bilemiyorum, sürekli bir şeyler değişiyor orada. Oturun şöyle, bir şeyler planlayalım. Ne yapacağız, nasıl yapacağız, işe yaramazsa nasıl kıçımızı kurtaracağız... Aceleyle birden dalarsak ne olur biliyor musun? Bizi de André'nin yanına atarlar, çocuk hayattaysa bile kim bilir sayemizde başına neler gelir! O da yetmez, bir de aynılarını biz yaşarız. Seni zeki sanıyordum!" dedi tek nefeste. Haliyle zaten sinirli olan kızı iyice köpürtmüştü. Şöyle bir durumda olmasalardı tam o noktada sonucunu kimsenin tahmin edemeyeceği bir kavgaya girişebilirlerdi, neyse ki Eurus'u tutan biri vardı ve Mirabelle hiç kavga modunda değildi.

"Ay, hoşt! Haklı olduğumun farkındasın prenses, hiç sövme boşuna. Analarını falan sikemeyeceğiz, o korkunç piç kuruları tek yumrukta bayıltır bizi! Gizli gizli girmemiz gerekiyor. Benim odamın camından girmeyi deneyebiliriz, ya da ortak banyodan. En ufak bir ses çıkarttığımız an sıçtık işte! Büyü yapmamızı engellerlerse ne bok yiyeceksin çok bilmiş leydim?  Adamların öyle manyak işkence yöntemleri var ki ödüm bokuma karışıyor! En azından bırak aklımda kaldığı kadar içeriyi tarif edeyim, hm?"

Cevap bile beklemeden çöktüğü yere kabaca yetimhanenin içini çizmeye başladı. İki katlı binayı üç katlı çizince birkaç sorgulayan mırıltı duysa da bir şey demedi ve çizebildiği kadarını anlatmaya başladı.

"Şimdi eee... Çok hatırlamıyorum çünkü bu yıl sadece üç kere gittim onlarda da odamdan çıkmadım. Şurası benim odam, önüne gidince anlarsınız çünkü demirleri yamuk ve camı kırık. Tamamen çocukların yatakhaneleri var bu katta bildiğim kadarıyla, gizli bir şeyler varsa da ben yaramazlık yaparken göremedim." dedi kat çizimini asasıyla daire içine alırken. "İlk katta yetişkinlerin odaları var o yüzden oradaki süremizi minimum tutmaya çalışalım yoksa her şey boşa gidecek gibi hissediyorum. Evet iki katlı ama sanırım şurada bodrum gibi bir yer var. Yani sadece tahmin ama... Zerre emin değilim ama mutfaktan giriliyordu sanırım? Ya da yemekhane... Öyle miydi ya... Tam hatırlamıyorum ancak oraya girmenin kolay olmayacağını söyleyebilirim, küçükken girmek istediğimde feci dövmüşlerdi, bir daha da gitmedim. Nasıl gideceğimize dair bir fikrim yok, orada hiçbir şey olmayabilir bile. Benim olmadığım sürede, özellikle şu balodan sonra değişiklik yapılmış olması muhtemel. Tamam, şimdi... Ne yapıyoruz? Hayır Eurus, içeri dalıp adam dövmeyeceğiz."

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3

94
Tılsım Dersliği / Ynt: Umut: Tavşan ve Kasımpatı
« : 24 Kasım, 2021 13:41:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu rpnin asıl sorumlusu depresif mira isteyen yeşil arkadaştır

Mirabelle, gülüp eğlenerek etrafına göstermeme konusunda oldukça başarılı olsa da hala alttan alttan balonun etkisindeydi. Yardım etse belki bugün hayatta kalabilecek bir sürü insan vardı ve bunlardan biri değer verdiği arkadaşlarından biri olan André'ydi. Hatta André'yi gayet rahat şekilde kurtarabilirdi. Isolde tarafından götürülürken tek yapması gereken şey arkadaşının elinden tutup sürüklemekti, barın güvenli yerine geçtiği andan beri aklında bu düşünceler, zehirli bir böcek sürüsü misali gezinip duruyordu. Alkolün etkisiydi belki, ya da nadiren hissettiği duyguydu bunun sorumlusu ancak suçu kendi hariç hiçbir şeye atamayacağının da farkındaydı. Birkaç kere seslenmişti patronuna, "Arkadaşım... Isolde Hanım, arkadaşımı da alalım... André... André arkada kaldı..." demişti mırıltılarla, gözü o sırada hala sapasağlam olan arkadaşındayken. Patronu elbette izin vermemişti. İzne ihtiyacı mı vardı sanki? Çocuğu tutup hemen Isolde'nin peşinden gitmek bir dakikasını bile almazdı. Ders çıkarması gereken bir olaydı evet, pahalıya patlamıştı ama. Bir yandan iç sesi teselli etmeye çalışıyordu kızı, 'Senin sorumluluğun değildi, başkası da kurtarabilirdi, kendi de kaçabilirdi' gibi cümleler aklından geçtikçe sinirleniyor ve böyle korkunç şeyler düşünmemek için kafasını bir yerlere sertçe vurarak unutmaya çalışıyordu. Bu olay hayatının sonuna kadar kızın zihnine musallat olacak binlerce travmadan biriydi işte. Düşündükçe yine gözleri yanmaya başladı ama kimseye çaktırmamalıydı. Zaten herkes üzgündü, iyice moral düşürmek istemiyordu.

Tılsım dersliğine gitmesi gerekiyordu. Ne profesör, ne de sınıfın en iyilerinden biri orada olmayacaktı ama gitmesi gerekiyordu, çağırılmıştı çünkü. Dersliğe ulaştığında içerideki eksikliği fark ettiğinde nasıl ağlamadan duracaktı? Bağımlısı olduğu neşe yoktu orada, ayakları gitmemek için direniyor olsa da William önemli bir konuda yardım istemişti, gitmek zorunda hissediyordu. 'Birine yardım etmedin de sonucunu gördün,' diye geçirdi içinden. Yanına binadaşı Lily'yi alarak yola koyuldu, ikisinin arasında ölüm sessizliği vardı. Zaten Lily, selektif dilsizdi. Normalde Mirabelle'in yanında rahat olduğu için birkaç cümle kurabiliyordu ancak şu durumda kızın ne kadar huzursuz olduğunu anlayabiliyordu.

Kumralı delirtecek kadar uzun bir süre sessizce dersliğe doğru yürüdüler. Kata ulaştıklarında, şaşırtıcı bir şekilde sessizliği Lily bozdu, "Umm... Mira... Olan bunca şeye rağmen nasıl gülümseyebiliyorsun? Nasıl böyle mutlusun?" diye sordu mırıltı şeklinde. Beklediği ama yine de çekindiği soru sonunda gelmişti. Soruyu geçiştirmek istedi, gülüp geçmek istedi ancak yalan söylemek bir işine yaramayacaktı. "Yok kız, ne mutlusu? Güzel rol kesiyorum sadece,  yoksa mutlu falan değilim. Geceleri uyumadan önce bir iki saatimi ayırmaya harcıyorum hatta." dedi geçti sanki çok normal bir şeymiş gibi. Kızıl arkadaşı her zamanki sessizliğiyle başını eğdi, hiçbir şey demedi.

Dersliğe geldiklerinde içeride birkaç kişi vardı çoktan. Mirabelle tatlı tatlı gülümsedi arkadaşlarına, "Günayd..." dedi, tamamlayamadan sesi kesildi. Sabahtan beri görmezden gelmeye çalıştığı eksiklik, düşündüğünden daha sert çarpmıştı. Sınıfta çok fazla eksik vardı. Sevimli mi sevimli profesörleri yoktu, ders için heyecanlanan André yoktu, kalan yedi öğrenci yoktu. Onların yerini, masalarındaki rengarenk çiçekler almıştı. Tekrar denedi selam vermeyi, "Gü... Güna..." dedi. Olmuyordu, zorlamadı. Başıyla selam verdi, duvara yaslandı ve kollarını göğsünde kavuşturup ortamdaki insanları incelemeye koyuldu. Koca derslikte gülümseyen tek aptal kendisiydi, kendininki de bozulmuştu zaten. Kimseden çıt çıkmıyordu, sadece arada birileri iç çekiyordu hüzünlü hüzünlü.

Derslik doldu dolmasına ama sessizlik, William konuşana kadar sürdü. Şimdi düşününce, ne kadar da üzülmüştür William. Kaç yılını aynı odada geçirdiği, belki de yediği içtiği ayrı gitmeyen dostu bir günde ellerinden kayıp gitmişti çocuğun. Ağzını açtı, saldırıdan bahsettiği an Mirabelle'in gözü seğirdi, birbirine kavuşturduğu kolları sıkılaştı. Sağ elinin tırnakları sol kolunu delmeye çalışıyordu. Yine de ses etmedi ve usul usul dinledi. Profesörü ziyaretini anlatıyordu çocuk, kadının ne kadar kötü durumda olduğunu anlatması herkesi iyice üzüyor olsa da nereye varacağını bilme isteğiyle dinlemeye devam ediyorlardı. Birdenbire bir şey dedi William, herkesin tepki vermesine sebep olacak bir şey. André ölmemiş miydi? Çocuğun yaşıyor olma ihtimali kızın içine su serpti bir nebze de olsa. Yaşadığı sürece belki de bir şey yapılabilir, her neredeyse kurtarılabilirdi!

"Şey yapsak ya... Yetişkinlere haber versek... Seherbazlar halledemez mi olayı?" dediyse de dediği şeye kendi de inanmıyordu. Yapabilecek olsalardı zaten gazetede ölenlerin arasında arkadaşlarının adını en baştan görmezdi. Stresin bedeninde dolanmaya başladığını hissedince baş parmağını ağzına götürdü ve tırnağını ısırmaya başladı. Şu huyundan kurtulamıyordu. Herkes mırıl mırıl konuşmaya başlayınca kimsenin ne dediğinin anlaşılmadığı bir uğultu oluştu sınıfta. William'ın konuşmaya devam etmesiyle birlikte uğultu yok oldu, herkes pür dikkat dinledi. Haklıydı, yetişkinler her zaman saçma sebepler için haksızlık yapardı. Kim bilir niçin André'yi öylece bırakmışlardı!

Sonradan eklenen bilgiler Mirabelle'in aklında bir şeyleri tetikliyor olsa da tam çıkaramıyordu. Tavşan, kasımpatı ve mor cidden tanıdıktı. Sanki sürekli görmeye veya duymaya alışık olduğu şeylerdi bunlar ama ne kadar zorlasa da hatırlayamıyordu. Adı kadar emindi ki muggle yerleşkelerinde gezinirken gözüne takılmışlardı da, nerede?! Tırnağını bırakıp parmağının ucunu ısırmaya başlamıştı ki, birisi konuştu sonunda. Tabii ya, kilise! Kendisiyle aynı yetimhanede kalan bir öğrenci bunu dile getirmeseydi Mirabelle sürekli kaçtığı ortamda arada sırada gördüğü armayı hatırlayamazdı. Parçalar tam oturuyordu, her ne kadar işleri kolaylaşmış olsa da kanının öfkeyle fokur fokur kaynamasına engel olamadı.

"Siktiğimin kilise köpekleri! Kiliseleri de, katedralleri de, bağnaz muggleların yaşadığı tüm yerleşkeleri de yakmak lazım aslında! Bize yaşattıklarının on katını yaşatmak lazım! Çoğunun bir işe yaradığı bile yok zaten! Kendilerine bile faydaları yok!"

Birden parladı ve önüne gelen ilk sırayı tekmeleyerek sinirini çıkarmayı denedi. Sıra devrilip biraz öteye sürüklense de öfkesinin dinmesine yardımcı olmamıştı. Bir öğrenci Mirabelle'e sakin olmasını, düşündüğü şeylerin yarardan çok zarar getireceğini söyledi. Haklıydı da. Onları öldürmek, kurunun yanında yaşın da yanmasını sağlardı sadece. Sayılarının fazlalığını göz önünde bulundurunca saldırsalar bile bu kadar az kişiyle milyonlarca düşmanın üstünden gelmenin imkansız olduğunu küçük bir çocuk bile anlardı. Kız sinirle derin ve titrek bir nefes aldı, öfkeden ağrıyan başına koydu elini.

"Haklısınız, özür dilerim. Kendimi tutamadım." diye mırıldandı. Önündeki arkadaşları yerine yeri izleyerek olanları dinlemeye devam etti. Dokunsalar ağlayacaktı ancak gelen fikirlere odakladı kendisini. Teker teker fikirler atıldı ortaya. Bazıları çok uçuktu, bazıları ise işe yaramayacak kadar sade. Önemli olan fikirlerin geliyor oluşuydu, hepsini birleştirerek mükemmel bir plan kurulabilirdi. Kendi de fikir sunmak istedi ama zihni o kadar karman çormandı ki ne tam düşünebiliyor, ne de doğru düzgün cümle kurabiliyordu.

"Şey mi yapsak... Şey... Kiliseyle çok içli dışlı olanlar var, mesela ben... Bu kişiler bir şey yapamaz mı? Ne bileyim, herhangi bir şey, sonuçta bizden şüphelenmezler... Kiliseye çok gittim ben hem, avucumun içi gibi biliyorum... İşimize yaramaz mı bu? Bilmiyorum, ne saçmaladığım hakkında bir fikrim yok, özür dilerim! Lütfen bir şekilde gidip kurtaralım!" dedi ve daha fazla kendine engel olmadan gözyaşlarına boğuldu. Elleriyle yüzünü kapattı, başını eğdi. Hogwarts'ta ilk defa insan içinde ağlıyordu da bunu düşünecek mecali mi vardı sanki? Kiliselerin ne kadar acımasız olduğunu çok iyi biliyordu, orada büyümüştü sonuçta. Kendine kötü davranan o yaratıkların, büyücü olduğu bilinen André'ye neler yapmış olabileceklerini düşündükçe daha çok ağlıyordu. Zavallı André, kim bilir şu an ne haldeydi!

95
Mag Mell - Bar / Ynt: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
« : 20 Kasım, 2021 14:24:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçeri hoş bir şekilde dalmadığının farkındaydı ve aldığı tepki gayet beklendikti. Kadın hiç istifini bozmadan içmeye devam ederken kızı odadan kovsa da, açgözlü ve inatçı Mirabelle bir şeyi elde edene kadar durmazdı, bu da o şeylerden biriydi. Paraya ihtiyacı vardı, bir işe girmek istiyordu ve bu taverna güzeldi. Mekan estetikti, zengin ve güzel insanlar geliyordu, çalışanlar güzel görünümlüydü ve Mirabelle her zaman böyle bir yerde çalışmak istemişti. Fırsatı kaçırmamak için elinden geleni yapacaktı. O yüzden de denilenin tam tersini yaptı, defolmak yerine kollarını göğsünde bağladı ve kadına kesinlikle sevimli olduğunu bildiği bakışlarından atmaya başladı. Bu bakışın adı bile vardı; "Beş numaralı ikna edici bakış" idi bu. İkisinden biri vazgeçip diğerinin dediğini yapmak zorundaydı şu anda ve bu kişi kesinlikle kendisi değildi.

Sonunda cidden ikisinden biri vazgeçti, evet, kadın vazgeçti. Kadehini tekledi, yavaşça yerinden kalkarak kolunu uzattı kıza. Mirabelle memnuniyetle kadının koluna girdi. Kadın üflese dengesi bozulup yere düşecek kadar sarhoş durduğu için Mirabelle dikkat ediyordu düşmemesine. İşvereni olmasını istediği kişiye fazladan iyi davranmalıydı. Birlikte odadan ayrıldılar ve loş ışıkla aydınlatılmış koridorlarda yürümeye başladılar. Kadın ağır ağır yürürken kız etrafı inceliyordu. Duvarlar tablolar ve ilginç eşyalarla süslenmişti. Kan kırmızısı gözlere sahip olan tablolar, genç cadıyı meraka düşürdü elbette. Koluna girdiği bu hanımefendinin vampir olduğunu düşünebilirdi. Sonuçta soluk beyaz bir teni vardı, ortamın havası da uyuyordu.

Genç kız etrafı aklına kazımaya çalışırcasına incelerken kadın birdenbire gençliğinden bir şey söyledi. Eğer dinleyeceğinden emin olsaydı, halihazırda benzer şeyler yaptığını anlatmaya başlayabilir ve saatlerce susmayabilirdi Mirabelle. Tek sorun, dinlememe ihtimali aşırı yüksekti. Hemen ardından toz kokusundan nefes alınmayan bir koridora geçtiler. Ne güzel bir şansı vardı kızın! Çünkü bu kız, toz kokusunu çok seviyordu. Sırf bu yüzden okuldan kaçsa bile izinsiz ödünç aldığı küçük kulübesine temizliğe gitmezdi, yazın döndüğünde tamamen tozla kaplansın da kokuyu sonuna kadar içine çekebilsin diye. Eh, garipti belki de. Mirabelle'in garip olmayan özelliği mi vardı sanki?

Fırsattan istifade derin nefesler alarak kokuya doymaya çalışıyordu koridorda ilerlerken. Kadın bir kapının önünde durunca kız da durdu, kokuya alıştığı için aynı etkiyi alamamanın hüznü vardı üstünde. Sonra da siyah saçlı hanım sordu, neden bu işi istiyordu? Her zaman olduğu gibi kocaman, parlak bir şekilde gülümsedi. Önce dikkatini çeken zehir kısmından başlamasa olmazdı gerçi.

"Vaov, zehir mahzeni mi? Demek barda zehir mahzeni var... Ne yapıyorsunuz bunlarla? Aslında, zehirden ziyade bağımlılık yapıcı bir iksir daha çok işinize yarayabilirdi..." dedi ve cevap beklemeden soruyu yanıtladı.

"Çünkü istiyorum da ondan! Bir işe ihtiyacım var, çok da zorunluluk değil ama var yani. Tüm seçenekler arasından en iyisi bu mekandı, diğer şeylerle uğraşamam ben. Yok kafede garsonmuş, yok temizlikçiymiş, yok aşçıymış şuymuş buymuş... Sıkılırım, bunalırım. Saçma sapan insanların gitmeyeceği türden, ilginç bir yerde çalışmak istedim. Mekanınızın sıkıcı, klişe ve saçma sapan insanlarla dolu olduğunu düşünüyorsanız... Eh, iş vermeseniz de olur o zaman. Ama öyle düşünmüyorsunuz, değil mi?" dedi, kıkırdadı. Çok konuşmaktan nefesi kesilince biraz durdu, nefes aldı ve devam etti.

"Hem bu işten ikimiz de kazançlı çıkarız gibi geldi bana.  Şu an kafanız bir milyon olsa bile görüyorsunuz," elleriyle önce yüzünü gösterdi, sonra aşağı indirerek tüm vücudunu. "Genç ve güzelim, görünüşümün yanında oldukça yetenekli ve çalışkanımdır da. Verilen her işi yapabilirim, gerçi sıkıcı bir iş verirseniz başınız şişip patlayana kadar söylenirim ama... Yaparım yani! Mesela, mesela sesim çok güzeldir. Harika şarkı söylerim! İnsanlarla iyi anlaşırım bir de. Böyle bir çalışan çok işinize yaramaz mıydı? Çok güzel müşteri çekerim, mükemmel reklam yaparım." dedi. Kadın ağzını açmıştı ki aniden aklına gelen şeyle lafını böldü. Sarhoş kadının da başını şişirdikçe şişiriyordu ha!

"Ah, kusura bakmayın daha başlamadan lafınızı bölüyorum ama... Zehirlerle de aram fena değildir. Sizin gizlice kaçırdığınız malzemeler ile Muggle kadınlara kocalarından kurtulmalarını yardım etmek için ilaç sattığınız yaşta, ben kendi yetiştirdiğim malzemelerle çevremdeki insanları zehirliyorum. Sonra da masumu oynayarak panzehir veriyorum ki, sürekli benden ilaç almak istesinler. Amanın! Ticari zekam da varmış bakın bir sebep daha beni işe almak için! Hehe, hadi içeri girelim, belki fikir edinirim ha?"

96
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 20 Kasım, 2021 13:01:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ek karakter hakkı istiyorum. Güç Puanı talebi yapıldı.

97
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 20 Kasım, 2021 12:41:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Diğer karakterim olan Lilith Louvremont'un haftanın rpsi ödülü olarak gelen 3 GP'sini Mirabelle Starlight karakterime aktarmayı talep ediyorum.
Seviye ödülleri
Seviye 0 ---> Seviye 1 = 1 Güç Puanı
Seviye 1 ---> Seviye 2 = 1 Güç Puanı
Seviye 2 ---> Seviye 3 = 1 Güç Puanı
Seviye 3 ---> Seviye 4 = 1 Güç Puanı
Toplamda 4 güç puanı.
İki gün online süresinden gelen 2 Güç Puanı'mı da talep ediyorum.

98
Mag Mell - Bar / Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
« : 20 Kasım, 2021 12:41:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Haziran ayının başları, 1864

"Ah, sıçayım ya... Yine tüm harçlığım kıyafetlere gitti. Gelecek aya kadar ne halt yiyeceğim şimdi ben?"

Genç cadı, elindeki alışveriş çantalarıyla söylene söylene geziniyordu sokaklarda. Etrafın sisli ve kirli olması çok sinirini bozuyordu, alışveriş aşırı zevkli olsa da şehrin kirliliği tüm havayı bozuyordu. Cebinde beş kuruş para kalmamış, elinde bir dolu yük, minik kulübesine dönmekteydi. Aslında yetimhaneye gitmesi gerekiyordu ama alışveriş sonrası oraya giderse kendine aldığı bütün mükemmel şeyler çalınırdı, bu isteyeceği son şey bile olmazdı!

İç çekti, paraya ihtiyacı vardı yoksa borca girmesi gerekecekti. Arada çiçek satıyordu ama pek bir getirisi yoktu, sıkıntıdan yapıyordu zaten. Kesin bir gelir gerekiyordu ona, yarı zamanlı bir iş bulmak güzel olabilirdi aslında. Peki, nerede çalışmalıydı? Garsonluk yapamazdı, sürekli bir şeyleri kırıp döker, elalemle kavga eder, kendini kovdururdu. Tekstil de olmazdı çünkü gördüğü tüm güzel elbiseleri kendine isteyerek maaşından olurdu. Yaparken eğleneceği, kolay bir şey lazımdı ona. Aynı zamanda da sosyalleşebilmeliydi.

"Nasıl bir yerde istediğim her şeyi bir arada bulabilirim?" diye mırıldanıyordu ki, grup halinde birkaç kişinin, dahası genç ve güzel görünümlü birkaç kişinin heyecanlı bir şekilde bir yere girdiğini gördü. Girdikleri yerin adına baktı, Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry. Tabii ya! Böyle yerlerde barmaidler, şarkıcılar falan olurdu! Ayrıca içeri girenlerin de oldukça zengin olduğu giyimlerinden anlaşılıyordu. Böyle kişilerden bahşiş alarak bile yaşamını sürdürebilirdi, aklında paranın görüntüsü dolandıkça canı çekiyordu. Koştu ve hışımla içeri daldı, kapının yakınlarında duran genç çalışanın irkilmesine sebep oldu bu hareketi.

"Merhabaaa! Beni patronunuz, işvereniniz, her neyinizse ona götürür müsünüz lütfen? Acilen görüşmem gerek, acil, çok acil!" dedi tek nefeste. Yirmilerinin başında gibi duran çocuk şaşırdı, "Uh, şey, kendisi şu anda müsait değil... Eğer daha sonra gelirseniz-"

"Yok yok müsaittir! Hadi gidelim! Hatta siz götürmeseniz de olur, nerede olduğunu söyleyin ben bulurum!" dedi aynı heyecanla. Ne yapacağını bilemeyen çalışan, çaresizce bir yeri gösterdi ve Mirabelle koşar adımlarla oraya gitti. Kapıyı hızlı hızlı, sertçe çaldı ve bir iki saniye bekleyip içeri daldı. İçeride oldukça güzel bir kadın vardı. Yanında da birkaç boş içki şişesi. Beklediği manzara tam olarak bu olmasa da halinden memnundu, hatta hoşuna gitmişti.

"Merhaba hanımefendi, iyi akşamlar! Beni işe alın lütfen!" dedi neşeyle, belki de biraz bağırarak.

99
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: VI. Kompartıman
« : 20 Kasım, 2021 09:38:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çocuğun kahkahalara boğulmuş olduğu gerçeği Mirabelle'i aşırı mutlu etmişti. İnsanları mutlu etmeyi, güldürmeyi seviyordu. Sonra Michael, Mirabelle'e teşekkür etti. Kız bir iki saniyeliğine çocuğun yüzüne aval aval baktı. Ardından, içi yumuş yumuş olarak tiz bir ses çıkarttı ve arkadaşının ağlamaktan kızaran yanaklarını mıncırmaya başladı.

"Oy! Oy! Aman da aman! Canına kurban senin be! Tabii koruyacağım, başka ne yapacağım? Ay tipe bak, yerim seni kuzum benim! Yerim! Sen de kendini savunmayı öğren tabii her zaman gelip kurtaramam ama olsun öhöm. Yaaa, Michael sen çok tatlısın ama! Bebiş! Awww!"

Çocuğu sevgiye boğuyor, yanaklarını mıncırıyor, sımsıkı sarılıp geri çekiliyor, saçını sevip karıştırıyor, bir sürü sevgi cümlesi ve iltifat saçıyor, yanağını yanağına sürtüyordu. Aniden sevgi bombardımanının ortasında kalınca şaşırmıştı çocukcağız haliyle. Michael'ın yanağına büyük bir öpücük kondurup gülümsedi. "Çok seviyorum oğlum seni be! Küçük kardeşim gibisin, sana sataşan herkesi doğduğuna pişman edeceğim. Yeminle bak!" dedi.

Bir süre daha çocuğu öldüresiye sevdi de sevdi, yavru bir köpekle ilgileniyor gibiydi. Sonrasında birdenbire sohbet başlattı. Konudan konuya atlıyor, her şeyi soruyor, ilginç şeyler anlatıyordu. Sanki az önceki huzursuz olayı tamamen çocuğun aklından silip onun yerine neşeli şeyleri aklına sokmaya çalışıyordu. Gevezeliği çocuğu yormuş olacak ki, Michael başını çevirip eliyle ağzını kapatarak esnedi.  Mirabelle, 'Anaam, bebiş!' diye son ses bağırma isteğini zor da olsa bastırabildi ve gülümsedi. "Uykun varsa uyu ya." dedi arkadaşının saçlarını sevmeye tekrar başlarken. Bu sefer amacı uyutmaktı.

Sarışını uyuttuğuna emin olduğunda yerinden kalktı, birilerine sataşası gelmişti. Sonra durdu, direkt gitmek kabalık olmaz mıydı? Çantasından daha dün akşam pişirmiş olduğu kurabiyelerden birkaç tane çıkartıp sevimli, minik, sarı bir torbanın içine koyup uyku halindeki çocuğun eline tutuşturuverdi. İşte şimdi olmuştu! Musallat olacak bir kurban bulabilmek için trenin her yerini küçük bir zebani gibi gezmeye koyuldu.

100
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: V. Kompartıman
« : 20 Kasım, 2021 09:18:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sevimli profesörün sözüyle birlikte kadını ikiletmeden hemen yanına oturdu, tatlı tatlı gülümsedi. Profesör Solaris'in potansiyel flört geleceğini yıkmak? Başarılı! Tatlı bir profesörle tanışmak? Başarılı! Tatlı profesörle sohbet etme fırsatı? Elinde! Tam konuşmaya başlayacaktı ki kadının kucağındaki kediyi fark etti, yumuş yumuş oldu, tiz bir sesle 'Ayyy!' yaptı.

"Sevebilir miyim?" diye sorarak izin aldı, onay geldiği an kediyi sevgiye boğmaya başladı. Kedinin sevimliliğinden dolayı incelen sesiyle rastgele kelimelerle hayvana iltifat ediyor, canını yakmadan her yerini mıncırıyordu ve kedinin de pek şikayet eder bir hali yoktu zaten. O sırada kendi çantasında bir şeyler hareketlendi, ağzını kapatmadığı çantası birden açıldı ve yavru bir kedi kafasını dışarı çıkardı. Ah be Su İti, şimdi mi dışarı çıkasın tuttu?!

İki profesörün de gözleri Mirabelle'in çantasından çıkan minik kafaya dönünce kız mahcup bir şekilde güldü. Özellikle Profesör Solaris, tek kaşını kaldırmıştı ve açıklama bekliyordu. Çünkü yeni profesör bilmese de eski profesör, Mirabelle'in bir kedisi olmadığını biliyordu ve kız, okula bu kediyle ilgili bilgilendirme yapmamıştı. Okul bahçesinde bulup da 'Bu artık benim evladım!' dediği çok hayvan vardı, kurbağası Kurbik, salyangozu Zuzu (nerenin aksanı olduğu bilinmeyen bir aksanla okunmasına dikkat ediyor ve ZiüğZiüğ demeleri için insanları uyarıyordu) gibi birçok hayvan Mirabelle tarafından okulda sahiplenilmişti ama bu kedi ilkti, okul bahçesinde bulmadığı aşikardı.

"Ee... Şey... Belki Londra'da gezinirken annesiz bir kedicik bulmuş olabilir ya da olmayabilirim... Sonra kıyamayıp sahiplenmiş olabilir ya da olmayabilirim... Sonracığıma... Okulu bilgilendirmeyi unutmuş olabilir ya da olmayabilirim... Ama yemin ederim ki okula ulaştığımızda halledecektim! Cidden!" diyerek kendini açıklamaya çalıştı. O sırada Su İti, kızın çantasından büyük bir çaba göstererek çıktı ve Profesör Lowell'ın kedisinin yanına paytak paytak gitti, yattı, uyudu. Bu ihanetle Mirabelle'in ağzı açık kalmıştı, çantada uyumanın nesi vardı?!

Neyse ki Profesör Solaris'in Mirabelle'e fazladan tolerans göstermesi gibi güzel bir gerçek vardı ortada. Şimdilik adam tarafından ispiklenmeyeceğini bilmek kızı bir nebze olsun rahatlatmıştı. Tekrardan diğer profesöre döndü.

"Hehe... Şey... Sizin kedinizi sevmiş gibi duruyor..." dedi aynı mahcup gülümsemeyle.

101
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: V. Kompartıman
« : 19 Kasım, 2021 00:41:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Musallat olacak kimsesi kalmayınca yine kompartımanları gezinmeye karar veren kız, Profesör Solaris'in bir kadının yanında oturduğunu görünce adama sataşası gelmişti. Aman, şimdi flört mlört ederler, olamazdı böyle bir şey. Adamın huzurlu geçirdiği kısa süreyi burnundan getirmesi gerekiyordu! Yapmazsa çatlardı! Arka taraftan usul usul yanaştı ve istemeden de olsa biraç cümleye kulak misafiri oldu.

"Şımarık falan ayıp oluyor ya. He ama sevilecek halde olanlardan biri de benim değil mi profesör? Hatta en çok sevilecek olanı?" dedi adamın oturduğu yerin arkasından başını uzatarak. Sonra da otuz iki diş sırıttı, "İhihi, favorinizim değil mi? Hadi hadi, favoriniz olduğumu söyleyin. Beni ne kadar sevdiğinizi tüm dünya biliyor!"

Adam başta bir yalanlar gibi olunca Mirabelle sanki hayatının şokunu geçiriyormuş gibi dramatik şekilde kendini yere attı. "Aman tanrım! Ne demek favoriniz değilim?! Boşuna mı o zindanları defalarca patlattım?! Profesör Solaris, çok kalbim kırılıyor... Şu küçücük kalbim sanki çat diye tuzla buz oldu..." derken abartılı bir hüzne bürümüştü kendini. Sonunda profesör, mırın kırın ederek Mirabelle'in onun favorisi olduğunu reddetmediğini ima eden bir şeyler söyler gibi olunca, kendini attığı zeminden zıplayarak kalktı ve kıkırdadı. Dikkatini iksir profesöründen, pek de aşina olmadığı yüzün sahibine çevirdi, sıcak bir gülümseme verdi.

"Merhabaa! Ben Mirabelle Starlight, derslerinize girmek için sabırsızlanıyorum profesör! Çok tatlı birine benziyorsunuz, eminim öylesinizdir! Karanlık ormana girerek binaya puan kaybettirme görevini ben üstlendim sanırım, hehe."

102
Ravenclaw Ortak Salonu / Saudade
« : 18 Kasım, 2021 18:50:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tarih: 3 Eylül 1860
Saat: 00.46
Mekan: Ravenclaw Kızlar Yatakhanesi
Mira ile eski rpleri hayata döndürme challenge

Saat gece yarısını gösteriyordu. Küçük kız yeşil gözlerini, yanağında hissettiği ıslaklık sebebiyle açmıştı. Tekrar görmüştü o rüyayı, yapayalnızdı, kimsesi yoktu. Herkesin mutlu ve rengarenk olduğu bir dünyada kendinin üstünde, Londra'nın sisini emmekten kararan kocaman bir örtü vardı. Rüya yüzünden ağladığını fark edince iç çekip gözlerini sildi. Uykusu çoktan kaçmıştı, bu yüzden yıldızları izlemeye karar vermişti. Sonuçta, onla aynıydı yıldızlar. Kollarını pencerenin kenarına koydu ve başını kollarına yaslayıp yıldızları izlemeye başladı. Düşünceleri ve duyguları arasında boğuluyordu.

Birini özlemek, özlediğiniz o özel kişiyi yanınızda o kadar çok istemektir ki aklınızdan bir saniye olsun çıkaramayacak hale gelirsiniz. Önceden görmüşsünüzdür ve daha sonra da görebilecek olmanın verdiği umut sizi ayakta tutar. Birine özlem duymak ise şu anda sahip olamadığınız birine duyulan arzu hissidir. Sevdiğin biriyle birlikte olmak can atıyorsundur ama o kişiler ya müsait değillerdir ya da ulaşılamayacak kadar çok, çok uzaktadır. Hatta belki de ölmüşlerdir. Bu duygu ağrıtır ve acıtır ki, kişiyi delirtebilir bile. İstesen de göremezsin. İstesen de konuşamazsın. İstesen de hiçbir şekilde ulaşamazsın. Özlem, kişinin tüm dengesini yerlerde sürükler. Hiç cansızmışsınız gibi bedeninizde bir boşluk hissettiniz mi? Hep bir eksik vardır, elde ettiğiniz şeylere rağmen boşluk dolmaz. Çikolatalı kurbağalar bile dolduramaz bunu, ya da güzel bir çiçek bahçesi.

Özlem insanlara bunu yapar işte. Birine olan arzuyu diğer ihtiyaçların üstüne yerleştirir ve istediğini elde edene kadar başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Gerçi, her konuda böyle değil midir insanlar? Bir konuda istediği olana kadar üzülürdü insanlar, sinirlenirdi, ağlardı, korkardı, tedirgin olurlardı. Bu başlı başına bir sorundu ya zaten! Muhtemelen asla sahip olamayacağınız bir kişi için hissedilen sürekli arzu ve istek, sizi yaşamdan çekerek sizi incitir, hüsrana uğratır ve depresyona sokar. O kadar çok özlersiniz ki, canınız acır.  O kadar çok istersiniz ki, sahip olamayacağınızı bildiğiniz gerçeği kalbinizi sıkarak patlatmaya çalışıyormuşçasına kalbinizi incitir.

Portekiz dilinde, başka dillere çevrilmesi neredeyse imkansız, ‘Saudade’ diye bir kelime var. Aynı anda o kadar çok duyguyu içinde barındırır ki bu kelime, açıklamak için düzinelerce başka kelime gerekir. Portekizliler bunu tek kelimeyle yakalamayı başarabilmişler oysa. Bu kelime, bir şeyi kaybettiğinizde hissettiğiniz veya tanıdığınız birinin asla geri dönmeyeceği melankoli, nostalji, boşluk hissini anlatır. İşte bu özlem ve eksiklik duygusudur. Bir zamanlar "Şu andan başka bir şey için, olmayan ve muhtemelen var olamayacak bir şeye yönelik belirsiz ve sürekli bir arzu, geçmişe veya geleceğe bir dönüş; aktif bir hoşnutsuzluk veya dokunaklı bir üzüntü değil, tembel bir rüya özlemi" olarak tercüme edilirdi. Tuhaf değil mi, bir dil bir kelimeye bu kadar çok duyguyu koyarken diğeri yapamıyor muydu?

Peki, hiç görmediğiniz, tanımadığınız kişiler için bu duyguyu hissetmek mümkün müydü? Mirabelle’in aslında hayatı boyunca hissettiği tek duygu buydu. Doğduğundan beri hiç görmediği anne ve babası için ‘Saudade’ hissediyordu. Etrafındaki herkes ailesiyle gülüp oynarken, kendi sadece yalnız başına yaşayıp gitmeye çalışıyordu. Acaba öz ailesi neredeydi? Ne yapıyorlardı? Ölmüşler miydi, yoksa Mirabelle’i sadece sevmedikleri için mi terk etmişlerdi?   Neden istenmediğini anlayamıyordu. Çok da güzel bir kızdı oysa.

Terk edilmek neydi? Dünyadaki en kötü duyguydu; kimsenin hissetmemesi gereken bir duygu. Ruhun, tarih kitaplarında geçmiş, kaybolmuş bir şeyi istemesini sağlardı. Bu duygu, hayatının çoğunu rahatsız eden bir duyguydu ve küçük kızı yavaşça öldürmesinin sebebi bundan istese de kaçınamayacağının farkında olmasıydı. İki sorumsuz kişi yüzünden parlak, meleksi gülümsemesinin altında hep bir acı vardı.  Düşünmeye devam ettikçe, gecenin tam ortasında hissettiği hüzün, ‘saudade’ ve terk edilmişlik hissine kıskançlık da eklenmişti. Düşünmeye başladı, ne zamandan beri bu kadar kıskanç biri olmuştu?

Yaşadığı ilk kıskançlık, beş yaşındayken en yakın arkadaşı olan Seth'in ailesini kıskanmasıydı. Aileleri mükemmel ve ideal bir aileydi. Mirabelle’in bir ailesi bile yokken, en iyi arkadaşının mükemmel bir ailesi vardı. Yetimhane çalışanları bu yokluğu hissettirmemek için ellerinden geleni yapmış olsalar bile yine de hayatında ne bir anne ne de bir baba figürü vardı işte! Çoğu zaman arkadaşının babasının çocuklarıyla etkileşime girdiğini görürdü. Bazen babaları onlarla oyunlar oynar, istedikleri her şeyi alırdı. Bu, içindeki kıskançlığı uyandırdı. Bir babasının olmasını, arkadaşının babasının onlarla etkileşime girdiği gibi onunla etkileşimde bulunmasını istedi. O andan itibaren ne zaman herhangi bir çocuğu ailesiyle görse kıskançlık krizlerine girerdi ama dışarıdan öyle güzel bir rol yapardı ki, bırakın o an kıskandığını, hayatı boyunca tek bir negatif duyguyu daha önce hissetmiş olduğunu bile düşünmezlerdi.

Mirabelle iç çekti ve oda arkadaşlarına baktı. Odadaki üç kızın da aileleri vardı. Hiçbiri Mirabelle’in yaşadığı kıskançlığı, hüznü, terk edilmişliğin verdiği korkunç hissi anlamayacaklardı. Ağzından çıkan küçük bir hıçkırıkla tekrar ağladığını fark etti. Tekrar iç çekti, gözlerini sildi ve pencerenin kenarından çekilip yatağına döndü. Tekrar parlak bir gülümseme verdi ve mırıldandı,

“Sabah göl kenarına mı gitsem acaba?”

103
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: IV. Kompartıman
« : 18 Kasım, 2021 17:55:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Birinci sınıfın ilk günü, Hogwarts Ekspresi, IV. Kompartıman

"Iı benim bir tane valizim var... Bir de şu pembiş çantam var! Ne yapayım bunları?"

İlk defa böyle bir durumdaydı küçük kız. Bir iki kere trenle seyahat etmişti ama daha önce hiç valizle bir yere gitmemişti. Hatta, valiz kullanmasını gerektirecek bir durum yaşadığı bile söylenemezdi. Yan odadaki kızlardan birinin eski valizini kullanıyordu şu an. Görevli olduğunu tahmin ettiği bir kişi valizini aldığında arkasından bakıyordu, eşyaları nereye gidiyordu ki? Kafası karışık bir şekilde önündeki kompartımanlara döndü. Hangisine gitmesi gerektiğini bilmediği için tam ortadakini seçti, içine en çok sinen oydu. Kararsız ve minik adımlarla bir yere geçti, meraklı gözlerle etrafını incelemeye başladı. Günün her saati kuduruk ve cesur olan Mirabelle'den şimdilik eser yoktu, tedirgindi biraz. Sonuçta her gün sadece büyücülerin bindiği bir trene binmiyor, büyü derslerinin verildiği bir okula gitmiyordu. Kendisi böyle şeylere yeni olduğu için dışlanacağından da korkuyordu ama iyi arkadaşlar edineceğinden de emindi.

Stresin etkisiyle başparmağını ağzına götürdü ve tırnağını ısırmaya başladı. Kırmadığından veya koparmadığından emin olarak usul usul kemiriyordu sadece. Yeri izleyerek elini kemirmeye başladığı sırada yanına biri oturdu. Bu, kızcağızın irkilmesine sebep oldu haliyle. Meraklı gözlerle yanındaki kişinin kim olduğuna baktı, kendiyle yaşıt gibi duran bir çocuktu bu. Çocuk, Mirabelle'e bakıp selam verince panikleyen kız ne yapacağını bilemeyerek hızla başını çevirdi. Neden yapmıştı ki bunu? Normalde herkesle tanışıp kaynaşmaya çalışırdı oysaki! Kendisinden çok ayrı bir dünyada yaşadıkları için büyücü ve cadılardan çekiniyordu belki de. İçinden kendine söylenirken göz ucuyla çocuğa tekrar baktı. Elindeki albüme bakıyordu o da. Gözlerini albüme çevirdiğinde şokla ciyakladı ve çocuğun irkilip elindekini düşürmesini sağladı,

"HİİİH! İNSANLARI ALBÜME Mİ HAPSETTİN? ÜHÜHÜ YAZIK ÇIKAR ONLARI!" dedi ve yere düşen albümün yanına çöküp resimlerde hareket eden insanlara bakmaya başladı. Dokunmaya korkuyordu, dokunduğunda onlara zarar gelir falan diye çekiniyordu. Albümün sahibi ise şaşkınlığın etkisinden çıkıp gülmeye başlamış, kızın kafasının iyice karışmasına sebep olmuştu. Sonrasındaysa yerde oturan kızın yanına oturarak onların sadece resim olduğunu, nasıl ve neden hareket ettiklerini açıklamaya başladı. Bir yandan da resimlerdekilerin kim olduğunu anlatıyordu. Mirabelle ise ilgiyle dinliyordu. Yanlış anlamanın doğurduğu sonuç güzeldi; bir arkadaş kazanmıştı!

Yerden kalkıp tekrar koltuklara oturdular sonra. Konu konuyu açtı, akıllarına gelen her konudan bahsettiler. Çocuğun adının Apollon olduğunu öğrendi Mirabelle. Apollon ona büyü dünyası hakkında bilmediği şeyleri öğretirken Mirabelle de ona muggleların tüm ilginç özelliklerini anlatıyordu. Sonra da birbirlerini tanımaya başladılar, hobiler, büyüdükleri yerler, aileler -Mirabelle'de yoktu ama olsun-, arkadaşlar...

Sohbet iyice derinleşirken birden yanlarına şey geldi... Şey... Mirabelle bu arabanın adını hep unutuyordu! Tekerlekli yemek getirme kutusuydu işte, entel dantel kelimelere gerek yoktu. Arabanın üstünde çeşit çeşit, kızın hayatında hiç görmediği atıştırmalık vardı. Apollon heyecanla bir sürü şey alırken küçük cadının gözleri şaşkınlıkla irileşti, kendi kadar tatlıya aç bir insanın varlığından habersizdi. Parası olmadığını çaktırmak istemiyordu ama karşısındaki şeyler cidden çok güzel görünüyordu.

"Apollon, en güzeli hangisi bunların?" diye sordu. Çocuk ona aralarında seçim yapamayacağını ve hepsinden alması gerektiğini söyledi. Hiç bozuntuya vermeden güldü, "Olmaz, diyetteyim! Tek bir tane seç ondan alacağım sadece. Hadi hadi, zevkine güveniyorum." dedi. Apollon çikolatalı kurbağayı seçince de onlardan bir tane aldı, meraklı meraklı kutuya baktı. Kutuyu açmasıyla birlikte suratına sıçrayan kurbağa sayesinde istemsiz çığlık attı.

"Oha, hareket ediyor!"

Etrafta zıplayan kurbağayı yakalamak için bir süre can çekişse de en sonunda çikolatadan hayvanı havada ağzıyla yakaladı, kıkırdadı ve yerine oturup büyük bir zevkle yedi. Ağzına yayılan güzel tadın etkisiyle uzun bir mm sesi çıkarmayı da ihmal etmedi. Odağını ağzındaki çikolatadan, kutudaki karta yöneltince üstünde bir şeyler olduğunu fark etti. Üstünde yakılmasına rağmen gülen bir cadı resmi vardı. "Acayip Wendelin... Sevdim. Deliye benziyor." diye mırıldandı. Sonra da Apollon'a baktı. Çocuk çikolatalı kurbağaları löp löp götürüyordu.

"Çüş! Bataklık mı kurdun midene, bizim yetimhanenin bahçesinde bu kadar kurbağa bir arada değil be!"

104
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: VI. Kompartıman
« : 18 Kasım, 2021 15:46:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Uyarı: Bu rp, küfür ve hassas şeylerin bahsini içermektedir.

Apollon'la gülüşe gülüşe maziden konuşurlarken oturduğu yerin hizasındaki pencereden hızla koşarak giden birini gördü. Gördüğü kişi, gözlerini kollarına silerek kompartımanlardan birine koşan Michael'dı. Kaşları çatıldı istemsizce. Yine birisi bir şey mi yapmıştı bu çocuğa?

"Polly, çok özür dilerim ama gitmem gerek. Belki geri gelirim bilmiyorum ama minnak bir işim çıktı, kusura bakma. Muah!"

Çocuğun yanağına bir öpücük kondurduktan sonra seri adımlarla Michael'ın peşinden gitmeye başladı Mirabelle. Gittiği tarafa göre beş, altı ya da yedinci kompartımana girmiş olması gerekiyordu. Her birine tek tek girerek çocuğu aramaya koyuldu. Ayakkabısının topuklarının yere çarparak çıkarttığı yüksek 'tak! tak! tak!' sesleri, uyuyan veya sessizce kendi kendine takılan öğrencileri rahatsız ediyordu anca yapacak bir şey yoktu, birini arıyordu sonuçta. Beşinci kompartımanı didik didik etmesine rağmen bulamadı çocuğu. Vakit kaybetmeden altıncı kompartımana alacaklı gibi daldı.

"MİİİİİİİİCHAAAAEEEEL!" diye bağırarak bulmayı umut ediyordu ve buldu da. Zavallı çocuk, kıyıda köşede bir yere geçmiş, bacaklarını da kendine çekmiş, sessizce ağlıyordu. Mirabelle'in anaç tarafı istemsizce tekrardan uyandı ve iç sesi 'Evlat edin! Evlat edin! Bu çocuğu evlat edin!' diye bağırmaya başladı. Hızlı ama bir o kadar da sakin bir şekilde genç büyücünün yanına oturdu. Karşısındakinin gözleri kendine dönünce tatlı tatlı gülümsedi ve çocuğun gözyaşlarını silerken sordu, "Bir tanem sen neden ağlıyorsun? Biri yine bir şey mi yaptı sana?"

Duymak istemediği cevabı almıştı. Evet, yine zorbalığa uğramıştı Michael! Yumuşak tutmaya çalıştığı ifadesi istemsizce bozuldu, kızgın bir ifade aldı yerini. Sarı saçları sanki yavru bir kediyi okşuyormuşçasına severken arkadaşının derdini dinledi, olan biteni öğrendi. Suçlu, tabii ki de yine bir Slytherin öğrencisiydi! Ayrımcılığı sevmeyen Mirabelle'in yaptığı tek ayrımcılık buydu işte; Slytherin'le ilgili her şeyden tiksiniyordu. Arkadaşını ağlatanın da sümüklü bir yılan olması hiç şaşırtmamıştı kızı. Michael olayı anlatmayı bitirdiğinde kız sakinliğini korumaya çalışarak bildirdi, "Anladım. Benim minnak bir işim var, beş dakikaya geliyorum tamam mı?"

Ve çocuktan gelen onaylayıcı mırıltıyla birlikte yerinden fırlayıp David'i bulmaya çalıştı. Kompartımandan çıktığı an bütün treni ve peronu inletecek bir sesle çığırdı, "DAVİD, HER NEREDEYSEN SENİ BULUP BAĞIRSAKLARINDAN TAVANA ASACAĞIM ADİ PUŞT!"

Neyse ki bulması zor olmadı çocuğu. Çünkü David, o sırada Mirabelle'in daha yeni çıkmış olduğu kompartımana doğru geliyordu. İğrenç bir yeşille süslenen cübbeli çocuğu gördüğü an kızın gözlerinden ateş çıktığına çevredeki herkes yemin edebilirdi. Pis yılanın yakasına yapışıp sertçe duvara vurdu, sarsmaya başladı.

"Siktiğimin poşet suratlı piçi, ben seni daha kaç kez dövmeliyim ki Michael'la uğraşmayı bırakasın? İlla derini yüzüp Ravenclaw Ortak Salonu'nun halısına mı çevireyim seni, ha? Gözlerini oyuncaklara mı takayım, dişlerinden kolye mi yapayım istiyorsun? Ne geçiyor ulan eline, biriyle alay edip dışlayınca ne kazanıyorsun?" bağırarak konuşurken birdenbire çocuğun bacak arasına tüm gücüyle bir tekme geçirdi. Acıyla birlikte iki büklüm olmasından faydalanarak dizini sertçe karın boşluğuna geçirerek öksürmeye başlamasını sağladı. İyice bükülen sarışının saçını tutarak başını kaldırdı. "Madem insanları dışlıyoruz ve onlarla alay ediyoruz, neden ben de senin ezikliğin konusunda aynı şeyi yapmıyorum? Daha basit bir biçim değiştirme büyüsü veya tılsım bile yapamayan piç gelmiş o çok kıymetli safkanlığıyla övünüyor. Ee, madem o kadar büyücüsün, neden birinci sınıfların yaptığı büyüleri yapamıyorsun? Ezdiğin Michael gayet iyi oysaki..." dedi, güldü. Asasını çıkarıp ucunu çocuğun çenesinin altına yaslayarak zorla kendine baktırdı. "Yapamadığın biçim değiştirme büyülerini kullanarak seni böceğe veya saçma sapan bir eşyaya dönüştürmemi ister misin? O zaman oksijen ve mekan israfı olmayı bırakır ve bir işe yarayabilirsin."

Çocuğun ifadesi korkmuş bir hale bürününce Mirabelle kıkırdadı. Çünkü Mirabelle'i tanıyan herkes bilirdi ki bu dediğini yapmaktan zerre çekinmezdi, büyük bir zevkle çocuğu solucan yapıp ezebilirdi. Eline tükürdü ve tüm gücüyle karşısındaki sürüngenin suratına bir güzel tokat yapıştırdı. Çıkan 'Şlak!' sesi, tüm ortamda yankılandı. "Bir daha seni Michael'ın yakınlarında görmeyeyim, tamam mı? Yakışıklı çocuksun, kendini düzeltirsen belki sana yürüyebilirim bile. Hadi iyi yolculuklar şekerim." dedi, el salladı ve hoplaya zıplaya kompartımana girdi. Çıkarken sahip olduğu tüm sinir, stres, hepsi yok olmuş, yerini rahatlık ve mutluluk almıştı. Parlak gülümsemesiyle Michael'ın yanına geldi, sımsıkı sarıldı.

"Tamam, devam edelim. Ay dur hayır, ağlamaya devam etmeyelim dur!"

105
NPC Karakterler / Ynt: NPC Karakter Listesi ve Başvuruları
« : 18 Kasım, 2021 14:56:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC'lerimin portreleri temsilidir. Oyuncular kullandığı takdirde castleri değiştirilebilir.
Karakterler arasından açıp oynamak istediğiniz olursa beni dürtün direkt her şeyini size vereyim.

NPC İsmi: Lucretian Giallican

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Slytherin 1848 mezunu. Normalde ailesi Hogwarts'a gitmesine izin vermeyip evde eğitim görmesini istediyse de Lucretian eğitim önemlidir diye ısrar ederek gitti. Asıl amacı eğitim falan değildi, sadece nişanlısı dışında kızlar görmek istiyordu. Abaza herif. 'Giallican ailesi zirvede yalnızdır, kimseyle birleşemez' anlayışı sebebiyle hiçbir hizbe katılmasına izin verilmedi.

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Otuzlu yaşlarının ortasında olmasına rağmen oldukça genç ve alımlı bir görünüşe sahiptir. Altın sarısı uzun saçları, parlak mavi gözleri, uzun boyu ve pürüzsüz beyaz bir cildi vardır. Gözleri portrede yeşil ama siz mavi görün.

NPC'nin Kişilik Özellikleri:Eğlence bağımlısı, ciddiyetsiz bir tip. Sevgilisi hariç kimseye sadık değil. Başı derde girdiği an topuklar. Sadece para için seherbaz olduğu aşikardır. Çocukları arasında ayrım yapar. Kumardan, içkiden elini çekmez. Hogwarts'a giderken aile zoruyla nişanlandığı Lathenia'yı, nişanlandıkları ilk günden beri ilk aşkı Liliane ile aldatan Lucretian, zar zor Hogwarts'tan mezun olduğu 1848 yılında Lathenia ile evlenmiş ve hiçbir sorun yokmuşçasına Liliane'i nikah şahidi yapmıştır. Eve nadiren geliyor, vaktinin çoğunu Liliane ile geçiriyordu. İşini bile genelde aksatmaktaydı, sırf Liliane ile buluşabilmek için. 1849 yılının kışında Lathenia'dan olan oğlu Leviathan doğmuştu ancak o gün daha önemli bir işi vardı; Liliane'den olan kızı Lilith'in doğumu. Leviathan büyürken babasını neredeyse hiç görmemiş, Lilith ise babasının evde olmadığı çok az gün geçirmiştir. İşte Lucretian, böyle bir baba. Lathenia delirdiğinde umursamayıp Liliane ile yıldönümü kutlamaya gitmiş, Liliane Lilith'i baskıcılığıyla ezerken ses çıkarmamıştır. İşe gittiğinde herkese yağcılık yapar, kaytarmak için her şeyi dener, iş arkadaşlarının yüzüne gülüp arkalarından konuşur, yakalanınca beceriksizce yalan söyleyerek suçu üstünden atmaya çalışır. Rüşvet almayı sever.


NPC'nin Kurgudaki Yeri: Seherbaz, Giallican ailesinin şimdiki reisi, Mag&Mell Taverna'nın sürekli müşterisi, Muggle yerleşkelerine sürekli bağış yaparak adını duyurmuş zengin bir soylu

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Haber verin.

NPC Portresi: [spoiler]
[/spoiler]

NPC İsmi: Lathenia Giallican

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Hogwarts'a hayatta yapması gereken tek şey Lucretian'la evlenmek ve bir varis doğurmak olduğu için gönderilmedi. Aynı sebepten bir hizbe de giremedi.

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Eskiden cennetten gelmiş bir meleği andıran kadıncağız, hastalık etkisiyle tamamen çökse de hala doğal güzelliğini koruyor. Dalgalı uzun sarı saçları ve ışığını yitiren mavi gözleriyle hala alımlı olduğu söylenebilir. Düzenli beslenmediği ve uyumadığı için oldukça zayıf ve çökük bir halde. Göz altları mor, kemikleri dikkatli bakılınca görülebiliyor, saçını taramaya veya banyo yapmaya bile mecali yok. Başkası onun yerine yapmadığı sürece bunlar gibi basit eylemleri yerine getiremediğinden yaşayan bir ölüye benziyor.

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Gençliğinde sessiz, sakin, tatlı ve zeki bir kız olan Lathenia, hayatının gidişatı sayesinde delirmiştir. Biri zorlamadıkça yemek yemiyor, bayılmadıkça uyumuyor, durduk yere ağlama krizlerine giriyor, hapsolduğu odayı darmadağın ediyor ve biri gelip onu durdurana kadar da durmuyor. Arada sırada oğlunu hatırlayıp vakit geçirmek istiyor ve eğer bu isteğiyle oğlunun okul vakti çakışırsa vay haline. Hayatı tamamen Lucretian üzerine kurulu olduğu için, aldatılmak ve eve hapsedilmek zavallı kadıncağızın akıl sağlığını tamamen mahvetmiştir. Günün büyük bir çoğunluğunu yatağında ağlayarak geçirir. Pek misafirperver olduğu söylenemez. Odasına oğlu veya sevdiği hizmetçiler dışında biri girdiği an cinnet geçirir.

NPC'nin Kurgudaki Yeri: Giallican ailesinin hanımı

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: haber verin

NPC Portresi: [spoiler]
[/spoiler]

NPC İsmi: Liliane Louvremont

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Slytherin 1848 mezunu. Attar Hür Kahinler Cemiyeti üyesi.

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Omuzlarının altına inen düz, kahverengi saçları ve kahverengi gözleri var. Büyük göğüsleri, ince beli ve geniş kalçasıyla oldukça hoş görünse de sürekli çattığı kaşları ve huysuz ifadesi yüzünden yaklaşılabilir bir insan gibi durmuyor.

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Aşırı baskıcı, disiplinli ve katı bir kişilik. İşler istediği gibi gitmezse kıyameti koparıyor. Sevgilisinin, kendiyle birlikte olmak için eşini aldatıyor olmasını umursamıyor. Her şey onun lehine gittiği sürece hiçbir sorun yok.

NPC'nin Kurgudaki Yeri: Attar Hür Kahinler Cemiyeti üyesi.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: haber verin

NPC Portresi: [spoiler]
[/spoiler]

NPC İsmi: Carlos

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Hufflepuff 1863 mezunu. Özgür Orenda Kardeşliği üyesi.

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Sürekli renk değiştiren, omzunu biraz geçen dalgalı saçları var. Genelde lila renk kullanmayı tercih ediyor. Gözleri kızıl gibi duran, ilginç bir kahverengi. Boyu ortalamanın biraz üstünde. Oldukça çekici ve sevimli bir delikanlı.

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Nazik, enerjik, her zaman gülümseyen bir centilmen. Herkese karşı saygılı ve mesafeli olsa da aşırı samimi olduğu kişilerle sürekli şakalaşır. Mesafeli davrandığı zamanlarda asla soğuk olmaz, her şekilde tatlı sesi ve yüzünden düşmeyen tebessümüyle karşısındakinin içini ısıtır. Hayvanlara bayılıyor, özellikle de tam bir kedi hastası. Mag&Mell tavernaya uğradığınızda karşılaştığınız kedi miktarının sorumlusunu Isolde sanabilirsiniz ancak gerçek suçlu Carlos. Cishet olsa da nadiren, cidden çok nadiren Charlotte ismini kullanarak kadın kıyafetleri içinde görebilirsiniz. Denk gelmek için çok şanslı olmanız gerek gerçi. Geçmişi hakkında pek konuşmuyor çünkü kurgulamadım ancak çok fazla hayvanın bulunduğu, bitkilerle dolu bir ortamda büyüdüğünü dile getirmekten çekinmiyor.

NPC'nin Kurgudaki Yeri: Mag&Mell taverna çalışanı.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Öldürmediğiniz sürece keyfinizce kullanın. (RPlerde Carlos'a yaptırdığınız eylemlerden, söylettiğiniz şeylerden vs çok hoşuma gidenleri karakterin kalıcı özelliği yapacağım.)

NPC Portresi:
Carlos
[spoiler]
[/spoiler]
Charlotte
[spoiler]
[/spoiler]

Sayfa: 1 ... 5 6 [7] 8