17 Nisan, 2026 08:41:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Gwen Rosé Davis

Sayfa: [1]
1
Lejant Alanı / Gwen Rosé Davis
« : 07 Aralık, 2021 20:36:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakter Adı Soy Adı: Gwen Rosé Davis

Karakter Yaşı: 20

Doğum Tarihi: 1845-05-22 (YY-AA-GG)

Kan Durumu: Melez (Melez baba, Muggle doğumlu anne)

Asası: Unicorn kılı, esnek

Mezun Olduğu Okul: Hogwarts (Gryffindor)

Mesleği: Mekan Sahibi

Fiziksel Özellikleri: Ortalamaya yakın boy uzunluğuna sahip Rosé, sarı renk ince saçları ve mavi rengi andıran gözleriyle babasına göre dünyanın en güzel kadınıdır. Tırnaklarını muhtemelen çok az uzatmış olarak görebileceğiniz genç kadının küçük biri yüzü ve ayrıca açık ancak hafif soluksuzluğu andıran güzel bir teni vardır. Alnı geniştir.

Kişisel Özellikleri: Bir çok şeyden önce merakı, hayal gücü, cesareti ve sadakati ile ön plana çıkan genç kadın aslında bir noktasında içe dönüktür. Genelde yaşadığı olayda umursamaz hatta alayla davranır. Duygusallığını belli etmeyi sevmez. Fazlası ile inatçı yönünün yanında, heyecanını asla saklamaz. Kendisinin de bilmediği çok hali vardır ve kararsızdır.

Karakter Hikayesi: 1845 yılının baharında İngiliz bir çiftin dünyasına gözlerini açtı küçük kız. Minik ellerini bırakmayan annesi ve babası ile 7 yaşına kadar Norveç'te resim çizerek, oyun oynayarak hayal kurarak yaşayacağı tüm zorlukları bilmeden yıllarını geçirmişti Gwen Rosé. Büyüdüğünde hafızasında olmayacak bir çok anı ile birlikte tekrardan ülkelerine döndüklerinde, sanata karşı olan aşkının mimari yani babası ile geçirmeye çalıştığı zaman artırmaya çalışmış hatta resim, müzik, kendince dans, takılar onun için nefes almak olmuştu. Bütün bunların dışında yapmayı en çok sevdiği başka bir şey de annesi ile geçen "Çiçek günleriydi". Her hafta çiçekler ile ilgilenerek birlikte zaman geçirmek anne kız ilişkisi için ne güzeldi...

"Ben büyüyünce babam gibi olacağım!"
Bu küçük Rosé'nin en sevdiği sözüydü. Büyücülük dünyasında büyüdüğünü ya da içindeki sihiri her zaman hissettiğini düşününce Hogwarts mektubunun gelmesini sadece sevinmişti. İçinde o tahmin edilen büyük heyecan yoktu. Ancak o heyecanı Dragon yolunu ve kalabalığı gördüğünde görebilirdiniz gözlerinde. İlk mutluluğu ilk asası olmuştu tabi. Her şeye isim takma huyu olunca da unicorn kıllından özünü almış onu ifade eden adasına "Kraliçenin hediyesi"* demeye başladı. Tutma yerinde sarmaşık bir taç gibi yüzük boyutunda 'Sarmaşık halkası' var olan asa gül kurusu renginde ve incedir.
Etrafındaki yontma şekiller ile tam da Gwen'e uygun olan bu tahta parçası yıllarca hiçbir zararı uğramamıştı.

Tabii yaşlı ama hareketli siyah renk kedisi Dayuşka'yı unutmamak gerek. Hogwarts'a giderken birinci en iyi arkadaşı bu yaramaz kedi olmuştu. Gidiş denilince de alışveriş, hazırlanma ve kalan her şeyin tamamlandığı okul haftasında zıplamaktan ayakları ağrısa da kim o kadar insanın içinde bu sevincini saklayabilirdi ki? İlk gördüğü zamanı unutamıyordu yerinde durmayan küçük cadı. Ancak tek bir şeyi unutmuştu. Ayrılık...
Ağlayarak bindiği tren belkide uzun bir süre ona çekici gelmemeye başlamıştı. Bunun doğal mı yoksa anormal mi olduğu bilinmez ancak kısa sürede gülümsediği bir gerçek. Bu gülümsemenin sebebi ise ikinci en yakın arkadaşı ve kompartıman eşi Cyrus!

Yolculuğun her geçen zamanı daha ra büyük bir merak hissettiriyordu tüm öğrencilere. Her beklemek sonuç verir mi bilemez ama beklediğine değdiğini söylemişti Rosén. Tüm o merak, hayaller, sohbetler, beklemeler sonunda bitecekti. Çünkü karşılarında o kocaman şato, okul ya da her ne denilirse denilsin Hogwarts vardı.

Nefes almayı hatırlamak gibi sinir bozucu geçmeyen heyecan, eski şapka kafasından bağırmaya hazırlandığında da devam etmişti. Şanssız mı şanslı mı tartışılacak şekilde önceki öğrenciler gibi hızlıca söylenmeyen binası yüzünden o kadar gergindi ki bir an hiçbir yere yerleşemeyinceğini düşündü tatlı cadı. Böyle anlatmış olabilirdi herkese sadece gerçek zamanda bu sadece yaklaşık 1 dakika sürmüştü.
Trende tanıştığı arkadaşı Cyrus Hufflepuff'da sanki onu bekliyor gibi bir heyecandaydı. Yine de Gryffindor binasına koşan Rosé'yi en çok alkışlayan kim derseniz kesinlikle bu küçük oğlandı.

Rosé akademik olarak iyi diyeceğimiz bir öğrenciydi okul yıllarında. Fazla kötü ders yoktu. Biçim değiştirme en sevdiği ve bu yüzden en başarılı olduğu dersti. Öğrenciler arasında geçen ve büyük sayılmayacak küçük olaylar dışında okul hayatında çok olay yaşamış ve hepsi onun için özel birer hatıra sayılmalıydı. Asıl sorun mezuniyeti yaklaştığı dönemdeydi. (Okul hayatı detaylı eklenecek/güncellenecek)

Mezun olacağı yıl aklında hiçbir fikir yoktu. Çünkü kendini kehanete, resime müziğe, satranca yani kısacası sanata vermişti. Seherbazlık gibi meslekler akılından geçmiyor du ki. Tabi profesörler yönlendirme yapmak istediklerinde de bu ergenlik döneminde olan asi Rosé için sanat düşmanlığıydı. Neyse ki babası ve annesi ise onu istediği şey olduğu şekilde sonuna destekleyeceklerini söyledikleri için bu asilikler sadece sınıf kapılarının arkasında unutulmuştu. Mezuniyetinden sonra yaklaşık 2 yıldan fazla zamanı planlandığı şey için harcamış ve aslında sakin 2 yıl geçirmişti. Bu süre onun istediği şey olması için ön hazırlık gibiydi. Aslında çok fazla olay da yaşamıştı. Pembe ev olsun***, kırılan köprü**** olsun her zaman bir olayda yeri vardı. Siyah yaşlı kedi -tabi Rosé yaşlı olduğunu düşünüyor- dışında tam olarak dostum diyebileceği tek kişi Cyrus ise hiç tanımadığı babası Arostehellow'un yaptığını bildiği meslek üzerinde yürümüştü. Neredeyse** hiç oyuncak sahibi olmamış genç adam bu dükkanda ahşap ağırlıklı oyuncaklar yapıp çocuklara dağıtıyor kalan zamanlarını antika büyülü nesnelere ya da düz muggle antikacılığı yapıyordu. Favori mekanı sayılmazdı yine de gidip Cyrus ile uğraşmak genç kadın için bir zevk sayılabilirdi. Fazla erkek düşkünü sayılmasa da arada yaptığı çapkınlıkları bozması hoşuna gidiyordu arkadaşının. Bunun belli bir sebebi de yoktu tabi -genç kadının bilgili erkeklerden etkilenmesi dışında-

Geldiği 20 yaşında hayatı o kadar hızlı geçmiş gibiydi ki sonunda, hayali olan "Rosé'nin Sanat Bahçesi" kapıları sonuna kadar açıldığında oturup bu zamanı düşünme fırsatı olmuştu. Bir süre kendine gelmek için sık sık yaptığı at ile gezmeler, keman çalmalar hatta kendi kendine konuşmalar dışında tanımaya başladığı adam hayatına farklı bir hava katıyordu. Ve zaman gibi Gwen Rosé'nin anıları da hızla devam ediyordur...


Karakter İlişkileri

Ailesi:
Raymond Harvey Davis(Babası)
Jane Davis (Annesi, Npc)
Alpharian/Omegan av Thrawsunblat(Asla tanımlayamadığı iki aile dostu)

Yakınları/Dostları:
Oktaryus Ironheart (Yakını)
Cyrus Glenn Norton (Dostu, Npc)


Karakter İle Yazılan Rp'ler:

Yeni Başlangıçlar: Birinci Adım - Solo

Senin Yerin Benim Yerim - Oktaryus Ironheart

[spoiler]*,**,***,****: Karakter ile yazılacak/karşınıza çıkacak roleplay kurgularına gönderme.[/spoiler]

2
Birleşik Krallık / Ynt: Senin yerin benim yerim
« : 14 Kasım, 2021 17:58:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşte doğru konuşma! Bunu anlama şekli, verdiği zarif kemanına güzel davranmasıydı genç adamın. Tabi çaldığı nota Rosé'nin parlak gözleri kadar neşeli değildi. Ya da onun içinde hissedebildiği saklanmış iyilik kadar umut verici değildi. Yine de sanat her anlamda güzeldi. Notalarda gözlerini kapattı ve adım adım sudaki soğukluğu hissedebileceği kadar ilerledi. Bileklerine kadar olan derinlik birden tüm vücudunu ele geçirmiş gibi titretti Gwen'i. Keman sesi sustuğunda ise ahşap eseri sudan uzağa koymuştu.

"Oktaryus... Oktaryus Ironheart"

Diye geçirdi mırıldanarak. Tekrardan suya ilerlediğinde ise hiç bir amacı yoktu aslında. Üşüteceksin lafını duyması ise genç kadın için sadece duyduğu ancak anlamını takmadığı bir cümleydi. Arkasını döndü yavaşça. Oradaydı... Oktaryus ile yüz yüze duruyordu. Akılından ne geçiyordu acaba? İyi birine benziyordu diyemezdi belki ancak bunu hissettiğini söyleyebilirdi Gwen. Bir... iki... Gözlerini kapatıp nefesini tutarak kendini geriye bıraktı. Saniyeler içinde tüm bedeni suyun içine düşüp geri yükselmişti. Bu yüzden de sudan ayağı kalktığı anda titremeye başladı. Gece olduğunda suya girmek zaten sadece Rosé'nin yapacağı bir şeydi. Yüzündeki suyu sanki silecekmiş gibi atmaya çalıştıktan sonra ise değişik şekilde yürüyerek çimlere bastı. Üşüyordu. "Çirkin göründüğüme 10 galleon bahis koyarım!"

Önüne bakmıyordu tabi ki. Birde önüne taş ya da çukur çıkar diye ayaklarını sürüyerek ilerliyordu ki sanki yaramazlık yaptığı için ceza almıştı. Taş ya da kaya hangi gereksiz yol kapatıcıysa ona takılıp ters hareket yaptığı olmamış gibi ikinci adımını çukura atıp sonunda aylardır incitmediği bileğini incitmeyi başarmıştı. Attığı küçük çığlık ile ayağını kendine çekmiş ve sanki işe yarayacak gibi sıkmaya başlamıştı. "Çakramımı kaybettim ne oldu ya?! Ah düşüncesiz akılım..."

Kafasını kaldırdığında ise kül saçları sanki hava ile aynı renk olan adamın ceketini gördü. Mahcup olmuştu aslında. Yanakları kızararak ceketi aldıktan sonra tam giymeden omuzlarına astı. Sessizce teşekkür ettiğini fısıldarken ayağı kalkmaya çalışmıştı ancak dengesini koruyamadı ve ayağını yere bastığında hissettiği acı ile tekrardan kendini yere doğru bırakmak zorunda kalmıştı genç kadın. Havanın esintisi ve ıslak kıyafetler ise üst üstüne gelen üç hapşırık olmuştu sanki.

3
Birleşik Krallık / Ynt: Senin yerin benim yerim
« : 05 Kasım, 2021 21:34:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sadece sessizce olduğu yerde duruyordu Gwen. Tahminleri doğruydu ancak bu... GERÇEKTEN KAHİNMİYDİ?!!

Bir saniye... bir saniye lütfen... Şu anda duygusal ortamda olduğu için bunu düşünmesi ve heyecanlanması çok yanlıştı. Derince nefes aldı Rosé. Gözlerini sıkmış ve ona -adını sormayı unuttuğu şahsiyetlik- söylenebilinilinilecek en sakinleştirecek kelimeleri düşünüyordu. Uh.. Tabi Rosé Dünyada sadece birkaç şey odaklanmasını bozabiliyordu. Uzatmaya gerek yok. Yani kısaca gözleri yavaş bir şekilde açıldığında karşısında gördüğü ceylan sanki tüm düşüncelerini sıfırlamıştı.

O kadar kendinden fiziksel şekilde büyük birine zarar vermek mümkün olabilir miki? Kollarını omuzlardan çekerek ondan uzaklaşmış ve yine uzakta ama sonuçta karşısında olan ceylana doğru birden koşmaya başlamıştı. Heyecandan nefes alamayacak durumdaydı aslında. Hatta o kadar ani olmuştu ki genç adamı unutarak sadece o narin ve eşi bulunmayan canlıyı düşünebiliyordu. Her adımında sarı saçları hafif rüzgarda göz açısına geliyor olabilirdi ya da sevinçten parlayan gözleri kocaman olmuş olabilirdi ama aslında bunlar sadece çocuk ruhunu dışarıya gösteriyordu.

"AH KOCAMAN GODRİC... BU BİR CEYLAN!!!"

Tabi ona doğru koşan bir manyak olunca hayvan tıkı tıkı kaçmıştı. Eh o kaçıncafa çok uzaklaşmamış olan Rosé'de durmuştu tam tersi. Birden kollarını göğüşlerinde birleştirip küçük bir kız gibi kafasını yere eğerek pıtı pıtı çıplak ayaklarıyla yürüdü. Bazen ayağına batan küçük şeyler vardı ancak o kadar enerji ruhtaydıki bunu umursamıyordu bile küçük ruhlu büyük kız. Adamın yanına tekrar dönmüştü ki söylenmeye başladı. "Of ya bunlar da hep kaçıyor."

Sonra başını yavaşça kaldırıp mavi gözleri ile ona bakmaya devam etti. Sakince iç çekmiş ve beyefendinin üzerindeki kıyafeti kendi boyuna yakın yerinden tutarak çekiştirmeye başlamıştı kemanını unutmayarak. Sanki eşya sürüklüyor gibiydi. Ama genç kadının asıl amacı ise onu suyun yanına getirmekti tabi.
Eh sözsüz iletişimle de zorla da olsa yan yana duruyorlardı. Yani sonunda kül-gri kafalı Kurt ile sarı kafalı Ceylan mavi suların yanında...

"Ben yabancı biriyim ama yine de, benimle kendin olabilirsin."

Üzerinde yarım ay -kendi tasarımı, kendini sembol böyle görüyor- olan sağ bilekliğinden gelen sallanma sesi ile kemanı kaldırarak derin olmayan suya ilerledi ve çıplak ayakları soğuğu hissederken tahta güzelliği boyunun altına aldı.
"Rosé... Gwen Rosé Davis..."

Mırıldanışlı kelimelerden sonra gözlerini kapatarak o an hissettiği çakraya uygun melodiyi çalmaya çalışıyordu narin elleri...

4
Birleşik Krallık / Ynt: Senin yerin benim yerim
« : 01 Kasım, 2021 20:50:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Başta normal gidiyor gibi düşünüyordu genç kadın. "B-... Benim yerim işte! Hep geldiğim bu sessiz yere zaten sadece ben ve atım geliyor. Ş-şey benim işte! Aaaa..."
Omuz silkip atını yakındaki bir ağaca bağladıktan sonra yavaşça yere oturarak keman kutusunun kapağını açmıştı. Yavaşça yerine yerleşmeye başlıyordu genç kadın. Böylece tamamen hazır olduğunda rahatca huzur bulabilecekti.
Önce sepetten bir kaç alıştırmalık çıkarmak istemişti ancak yanında olduğunu bildiği bir adam var olunca pek rahat yapamıyordu bunu sarışın. Tuhaf şekilde zaten bunu etkisi ile artık aç değildi. Tek bir seçenek vardı. O da gözlerini kapatıp kendini notalara bırakmak...

Önce ayakkabılarını çıkardı. İç çekerek planını kurmuş ve hemen uygulamaya geçmişti. Kemanı ve yayını narin parmaklarına aldığı zaman yavaşça ayağa kalkmıştı kalbi hızla atan Gwen. Başını yasladığı tahta güzellik, ezber olarak bildiği notaları tek tek seslenirken gözlerini kapatıp adımlarını çimenlere bırakmıştı. Her notada bir adım derken dışarıdan bakıldığında kendinden emin şekilde ritimle dans eden bir genç kadın görebilirdiniz.
Gözleri kendi sanatının güzelliği ile dolunca durup gözleri kapalı bir şekilde gülümsemişti. Mavi gözleri yavaşça dünyaya baktığında ise iç çekip kafasını kaldırdı. Ancak o anlık unuttuğu diğer canlıyı fark ettiğinde yutkunmuş ve gözlerinde kilitli kalmıştı. Kül rengindeki saçları hafif rüzgarda sallanan Oktaryus ise tepkisi anlaşılmaz bir ifadedeydi sanki. Titrek bir nefes verdiğinde ise Gwen, onun ruhunun derinliklerini gördüğüne yemin edebilirdi. Müzik onun için de bir duyguydu aslında. Bunu hissetmişti genç kadın ve bu taze ancak yorulmuş ruha doğru adımlarını ilerletti. Yaklaştığında tatlı bir tebessüm vardı yüzünde. Gözler dolmuştu. Eğer aslında gerçekten yapamadığı bir kanıt olmasa onun anılarını izliyor gibi acı çektiğini düşünmüş ve onunla üzülmüştü. Eli adamın yüzüne doğru hafif titreyerek ilerlerken yüzüne dokunmadan, birden sarılmıştı. Bu ani bir hareket oldu hem Rosé hem de Oktaryus için. Adamın arkasına doğru sarıldığı için ne yüzünü ne de tepkisini görebiliyordu genç kadın. Ancak pişman değildi. Gözlerini kapattı ve gülümseyerek huzur alanının içinde sessiz telleri duyuldu.

"Sarılmanın iyi geleceğini çünkü seni çok üzdüklerini gördüm"

5
Birleşik Krallık / Ynt: Senin yerin benim yerim
« : 17 Ekim, 2021 19:58:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sabahın erken saatlerinde kapınızda dikilen bir Gwen görseydiniz ne yapardınız? Siyah güzel atı anlaştığı çiftlik sahibinden erken saatte aldığı gibi kendini yeşil alana götürmeye başlamıştı genç kadın. Yanındaki kemanı ile güzel notaların arasında ayakları kendilerini dansa kaptıracak ve günü o kadar güzel geçecekti ki...
Babası bu konuda ona o kadar büyük bir umut olmuştu ki onun cesareti ile başı dik bir şekilde ilerliyordu.

Her zamanki o sessiz dünyasına giden atının üzerinde keyifle gülümsedi Gwen. Ağacına yaslanacak ve lezzetli bir kahvaltı ile enerjik notalar olacaktı yanında. Tık tık sesi, güneş ve saçları ile oynayan rüzgar... Ağacına gidene kadar herşey normaldi. Evet, ağaca gidene kadar.

Atından inmiş ve bir elinde sepet diğer elinde keman kutusu sallanarak giderken bir anda don kaldı.
Önünde uzun, koyu saçlı ve o anda düşman görünümlü adam ile bakışıyordu. Asasını gördüğü anda ise kaslarını çattı ve gözlerini büyüttü. Bu kimdi? İşgalci olabilir miydi? Ama neden onun yerini işgal etsin ki... Kiralik katil? Kimse ile de sorunu yoktu ki...

Yavaşca eşyalarını yere bırakmış ve asasını çıkartarak işaret parmağı gibi adama kızgın suratı ile sallamaya başlamıştı.

"BANA BAK KİMSİN SEN BİRDE BANA ASA ÇEKMİŞ?! YERİME GEÇMİŞ BENİ Mİ BEKLİYORSUN?!!!"

O anda yere sertçe basarak elindeki asasını sopa gibi adama çakmaya yürüyordu ki tek bir geri çekilmesi ile ayağı onunkine takılmış ve dönerek sırtının üzerine düşmüştü. Gözlerini kapattı ve yüzünü ovalayarak başını kaldırdı. Öfkeli bir kedi gibi sessizce konuşmuştu.
"Sen ne yapıyorsun ya? Benim özel yerime geçmiş birde bana asa çekiyorsun. Hiç mi kadın tanımadın yaaa?!"

Yavaşca ayağı kalkarak üzerini elleri ile temizlemeye çalışmış ve sepetine doğru yürümüştü Gwen. İkisinide aldıktan sonra ağacın önüne koydu ve salık saçlarını geriye doğru düzeltti.
"Burası benim tamam mı? Sonradan gelip üzerine konamazsın!"
Kemanını ve sepeti düzeltmiş bir şekilde atına doğru yurudu ve ağızının yanındaki ip ile onu başlayacak bir yer bakındı. Yanakları kızarmıştı. Hem rahatsız hissediyordu hemde kendi kendine utanmış ve kendine kızmaya başlamıştı.

6
Rose'nin Sanat Bahçesi / Yeni Başlangıçlar: Birinci adım
« : 12 Ekim, 2021 19:46:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yeni başlangıçlar genellikle güzel olur. Enerji taşlarıyla daha da güzel olur.
Hogsmeade Köyü'nün tatlı telaşında unutulmuş olan bu eski dükkan genç kadının hislerine göre onun yeni başlangıcıydı. Bu yeni ve babasının da gururunu kazanacağı "Rose'nin Sanat Bahçesi" alması gereken en büyük ilgi istiyordu. Tabi ki Gwen ona bu ilgiyi vermek için gece ve gündüz çalışmıştı. Karanlık duvarlara her duyguyu yansıtan renkler ile çizdiği şekiller sadece başlangıçtı.

Mekan birçok şey için büyüktü. Nasıl böyle bir iyilik yapmıştı ki yüce Gryffindor ona bu şansı sunmuştu. Öncelikle mekanda yaptıklarını bir gözden geçirdi. Dükkan işine çok uygun görünüyordu üst katı bile vardı. Tabi merdivenleri sadece kendisi kullanmak istediği için alt kat mekan sayılıyordu sadece. Ayrıca girişin tam zıt yönündeki kapının arkasında sade ve boyaları akmış çitleri olan bahçesi vardı çiçekleri için.
Dükkandaki ilk kişi üst katı kendisi için düzenlemek olmuştu. Sonrasında ise önce duvarların son çizimlerini bitirmiş ve sanatlarını sergileyecek parçaları ayarlamıştı genç kadın.
Tüm işlerini neredeyse bitirdiği o gün girişte durup içeriye baktı Gwen. Her bir alan kendisi için boyanmıştı. Tam karşı köşede müzik aletleri duruyordu. Keman, Violin, üflemeli birçok alet, Akordiyon ve hatta siyah zarif bir piyano... Bahçe kapısı nota ruhunun yanında aralıkla dururken tezgah, sol duvardan çok az uzak ve ortada olan merdivenlerin karşı yarısına denk geliyordu. Girişin sağındaki geniş alanda ise yeni maceralar için parlayarak bakan tablolar, boyalar vardı. Hatta duvarlar Gwenin kendi eserleri ile süslenmişti.
Bir sanat dükkanı olduğu için tezgahın rafları dışındaki kehanet ruhu normal olduklarını sanan insanların sanat anlayışına göre tuhaf kaçacaktı. Ancak Kehanet Sanatı genç kadın için özel bir yerdeydi.
Kehanete olan merakının başka bir kanıtı ise tezgahın kendi alanındaki dağılmış tarot kartlarıydı.

Yavaşça bir daha bakındı etrafına. Kaba bir şekilde yerleşmesi bitmişti bile. Kapıdaki dikilerek yaptığı gözlemi bittiğinde yavaşça dışarıya çıktı ve asasını sallayarak kutuları yavaşça süzülerek içeriye koydu Rose. İşi bittiğinde yoldan geçenlerden göz göze geldiği insanlara gülümsemiş ve kontrolünü yaparak içeriye geçmişti. Ortada olan kutulardan ilkini açtığında resim fırçaları ve yerleştirmelerini gördü. Elindekini asasına üflemiş ve dokundurarak malzemeleri tezgaha yerleştirmeye başlamıştı sarışın cadı. Kutuların iki tanesini yerleştirdikten sonra ise doğal taşlarının olduğu küçük sandığı alıp tezgahın arkasına doğru ilerledi. Küçük sandığı tezgahın altına koymuş şekilde tarot kartlarını elini alarak düzenlemeye başlamıştı. İç çekti ve ailesinden fazla sevdiği büyük ustasının tablosuna baktı. O tanıdığı en mükemmel kişiydi. Etrafındaki şık dizaynı kendisi yapmıştı. Bu şekilde oturarak yeniden derin düşüncelere dalmaya başladı Gwen.

"Ruhumu yenileyen özgür dükkanım
Bana hangi rüyaları vereceksin?"


Peki aşkı tattıracak mısın bana?

7
Yetişkin Karakter Başvuruları / Ynt: Gwen Rose D.
« : 04 Ekim, 2021 17:33:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogsmeade köyünde bir mekan açmak istiyorum.

Mekanın adı: Rose'un Sanat Bahçesi

Mekan bilgisi: Doğanın ve sanatın duvarlara resimlendiği dükkanda enstürmanlar, resim ve çizim malzemeleri ayrıca da bitkisel ürünlerin bulunduğu bir alan vardır. Galeri olarak da resimler sergilenir duvarda, insanların notalar ile tanışmasını sağlamak için ücretli kurs verilir ve mekanın arka kapısı küçük bir bahçeye açılarak çiçekler ile karşılar büyücüleri.

8
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 02 Ekim, 2021 23:19:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gwen Rose D.  -  Lunafreya Nox Fleuret (Oyun karakteri/Çizim)

9
Yetişkin Karakter Başvuruları / Gwen Rose D.
« : 02 Ekim, 2021 23:13:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Gwen Rose D.

Karakterin Yaşı: 25

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Heyecanlı, atılgan ve genel anlamda deli cesareti vardır. Sanata ve doğaya aşık olduğu gibi bunlara en ufak kötü düşünce besleyenler düşmanı olarak görür. Fazlasıyla hırslı ve takıntılı biridir ayrıca özgürlük kavramı kendine göre kutsaldır.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Annesi muggle doğumlu cadı Jane ve babası melez büyücü Raymond Harvey ile büyüyen cadı Hogwarts büyücülük okulundan mezun olmuştur. Okul hayatından önce sıradan ama sakin bir şekilde yaşıyordu. Özellikle piyano ve violin çalmayı, şarkı söylemeyi, resim çizmeyi hobi edinmiş ve büyüdükçe de kendini geliştirmiştir. Babasının sanat hayranlığı ona da geçtiği bir gerçekti okuldaki son yıllarında özellikle takı ve süslü kıyafet ile kendini kazanmıştı. Okuldan sonra  ise bir yıl kadar at binmeyi öğrenmiş ve çalışmamıştı. Özellikle anlaştığı bir at çiftliğine gidiyor ve atı ile yeşil dağlara koştuktan sonra güzel bir manzarada önce resimini çiziyor, daha sonra bir kaç beste çalıp güneş batarken eve dönüyordu. Babasının takılar ile uğraşı sayesinde ise hergün daha da süslü giyinebiliyordu. Bir kaç yıl içerisinde ise kendi dükkanını açmak için para biriktirmeye başlamış ve çiçek bakma hobisi edinerek hayatına devam etmiştir.

İstediğiniz Meslek: Dükkan sahibi

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:

Büyü Yatkınlıkları:
    Biçim Değiştirme Gücü: 15
    Lanet Gücü: 3
    Tılsım Gücü: 10
    İksir Gücü: 3

Örnek RP:
[spoiler]Sessiz günlerin birine daha annesinin sıcak çayı ile başlamıştı yeniden genç kadın. Masada sessizce çayını yudumlarken bugün hangi maceraya atılacağını düşünüyordu. Hogsmeade köyünde de dolanabilirdi parklarda turlayadabilirdi. Ancak o anda akılına esen ilk şey çiçekleri ile ilgilenmek olacaktı. Güzel pembe renk ağırıklı küçük çiçek bahçesine gitmek için sofradan erken kalkarak odasına doğru ilerledi. Annesinin zarif dikimi olan beyaz elbiseyi giyerken eski anılarını düşünmeye başladı. Okuldan mezun oluşunun üzerinde biraz zaman geçmişti ancak sanki hala son yılında gibi net hatırlıyordu. Tatlı düşünceler ona eşlik ederken violinini ve cizim çantasını alarak balkonuna çıktı. Omuzuna yerleştirdiği ahşap çalgıyı hafif ritimler ile çalmaya başlarken bir yandan da mırıldanıyordu. Bir kaç saat müziğin notalarına kendini bırakmış daha sonra ise tozlu raflarında bulmuştu kendini. Kitapların arasında hogwarts zamanından kalma kitaplarıda vardı.
"Senden sadece raflarını silmeni istemiştim. Kitaplara mı daldın sen yine?"

Tabi ki sessiz anılar son bulacaktı. Eline geçen her kitaba durup baktığı için akşam insanları selamlarken bitirmişti işini. Yavaşça aşağı kata inerken annesine söylemek istediklerini kafasında tartıyordu. Onu mutfakta yakalamıştı ve tabiki direk konuya girdi. Daha doğrusu girmeye çalışarak sadece "Bir-" diyebildi. Direk karşı hücüm "Hayır Rose" olmuştu. İç çekerek masada duran sürehiye ilerledi ve kristak şekili verilmiş bardağa koyup bir yudum aldı.

"Neden benim için bir dükkan bakmıyoruz?"

Gelen cevap aniydi. "Babanızın yapabileceği bir işi bana sormanız ne kadar doğru kalır küçük hanım?"
Tabi bunu bir hazır cevap insanına söylemişti bayan Jane DAvis.

"Babamın olmadığı bir ortamda ondan bahsetmem ne kadar mantıklı leydim?"

"Babanız geldiğinde bunu ona iletirsiniz küçük hanım." Kesin bir sözdü bu...

İç çekerek bardakta kalan suyu içerken tam da girmesi için açık bırakılan pencereden kendisini gösteren baykuşu gördü Gwen. Ona doğru ilerlerken ayağına bağlanmış parşömen rulosunu eline aldı. Bayan DAvis yaşlı baykuşa bir kapta yemesi için bir şeyler bırakırken kızının elindekine baktı. Gwen ise yavaşça ipi çözmüş ve kağıdı kıvırarak açmıştı. Okudukları ise onun için mutluluk vericiydi. gülümseyerek annesine baktı ve önemsiz bir şey olduğunu söyleyerek odasına koştu. Ayağının yerde çıkardığı sesler yankı yapmıştı pat pat. Kapısını kikitledikten sonra toplu sarı saçlarından tokasını çıkardı ve yatağının yanındaki dolaba ilerledi. tahta bir kutu onu karşılıyordu. Boyunundaki kolyeyi içinden çıkartarak aslında anahtar olan şeyi kutu kilidine takıp iki tane çevirmişti. Tık sesi ile açılan kutunun içinden günlüğünü alıp yatağına karın üstü uzanarak yazmaya başlamıştı. İstediği kadar büyüyebilirdi ancak çocuk neşesinden yappılmış olan ruhu onu günlük tutmaya teşvik ediyordu.[/spoiler]

Sayfa: [1]