17 Nisan, 2026 08:41:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Diana Destinee

Sayfa: [1]
1
Hogwarts Bahçesi / Yol I: Başlangıç
« : 23 Nisan, 2023 23:13:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Odaklanamıyordum. Bir elimi başıma yaslayarak dirseğim ile de masadan destek alıyor, diğer elimle de önümde duran büyülü kalemin azalan mürekkebini parşömenin kenarında bir hiç ediyordum. Hiçbir anlamı olmayan dairelerin çeperinde geziyor, kutular çiziyordum. Çizdiklerimin içlerini karalıyordum ardından, tıpkı zihnimi kurcalayan kargaşanın sonucuna ulaşmak ister gibi. Sıkılıyordum. Farkında olmadan kuvvetli nefesleri alıp dışarıya verirken önümde duran iki öğrenciyi de sık bir biçimde rahatsız ediyordum. Birkaç kez bana dönüp "Destinee... Sıkılıyorsan derse girmemek senin tercihin. Biraz daha sessiz olur musun?" diye terslediklerinde onlara kızmıyordum. Son zamanlarda çevremde olup bitenlere yetişmeye çalışmak, sevdiğim insanların ruhlarına göğüs kanat germeyi neden bilmem, sorumluluğum gibi hissediyordum. Bilhassa onun için, buruşturulmuş mektubu okumamın hemen ardından...

Yaklaşık dört beş gün öncesinde tarafımıza gelen mektuplar süslemişti masanın etrafını. Kimine kızıyordu ailesi, kimine de güzel hediyelikler yollanmıştı dünyanın dört bir yanından. Benim aldığım mektup her zamanki gibi ayaklarımın üzerinde dimdik durmayı öğütlüyordu bana. Boyun eğmemeyi. Zaten on sekiz yılımın yarısında bunun için 'eğitildiğim' söylenebilirdi. Ama o gün bambaşka bir şey olmuştu. Samuel okuduğu mektubu masanın bir köşesine adeta fırlatmıştı. Kucağıma saklanması gereken aile sırrının düştüğünü bilmeden mahremiyetini korumak uğruna kağıdı doğrudan cübbemin cebine atmıştım. Samuel'i bir daha asla göremedim. Eadwig'i de. Ortalıkta mutlak söylentiler vardı fakat dimdik durduğum ayaklarımın üzerinde gocunmadan eğilebileceğim bir çocuktan gerçekleri işitmek ilk tercihim olurdu. Üstelik, öylesine bir çocuk değildi Samuel benim için. Adlandıramadığım, anlamlandıramadığım ve adını bilmediğim birçok şeyin karşılığıydı. Sanki hissedebileceğim güvenin zirve noktasıydı mesela. Yanında durduğumda tenimin aldığı alev, içimi kıpır kıpır eden herşeydi. Fakat bunlara bir anlam yükleyemiyordum işte. İnsan daha öncesinde kokusunu duymadığı bir şeyin nasıl koktuğunu, tadına bakmadığı bir şeyin damakta bıraktığı lezzeti nasıl asla bilemezse Samuel'a karşı duyduğum hissiyatın da bir cevabı yoktu. Onu kaybetmekten korkuyordum. Sanki onu yıllardır tanıyormuş ve hayatımdaymış gibi hissediyordum. Arkadaşlıklarımı tamamı ile seviyordum fakat onda farklı bir şey daha vardı: sevdiğim her anda onu yanımda görmek istiyordum.

Sınıfın ortasındaki saat bir tamı gösterdiğinde dersin bitişine dair profesörün sesi ayaklanmama sebep oldu. Diğerleri kitaplarını ağır aksak bir biçimde hazırlarken sınıftan ilk çıkan ben olmuştum. Dün gece ortak salondayken kafamda oluşturduğum plan tamamıyla olmasa da belliydi. Ufak -tamam belki de o kadar ufak sayılamayacak- eksiklikler elbette vardı ancak bir yola çıktı mı gerisi peşin sıra gelirdi, öyle değil mi?

Acele ile ilerlerken bir yandan eteklerimi tutuyor, diğer yandan kitaplarımı kucaklıyordum. Attığım her bir adım kalbimi sanki heyecandan daha fazla söküyordu. Son yılımda böylesine bencilce bir şeye kalkışmak konusunda endişeler yaşıyordum fakat endişelerim şu an dinlemem gereken yüreğimin yalnızca kıyısında kalıyordu. Orada, yanında olmam gerektiğini biliyordum. Söylenenler doğruysa, ki gerçeklik payı okuduğum mektuba göre çok yüksekti, destek olmalıydım. Hislerime dair anlamlandırdığım tek şey buydu: sadakat. Arkadaşlığımıza veyahut aramızdaki şey her ne ise ona sadık olmalıydım. Yanında durmalıydım. Ayaklarımın, bilhassa da kalbimin rotası o yöne çevriliyordu yalnızca.

Büyük bahçeye çıktığımda önce tatlı bir rüzgar karşıladı beni. Hava soğumaya başlamıştı. Gözlerim bir kenara oturmuş, yine yazdan kalan çiçeklerin bir yanına geçip yapraklarını okşamaya çalışan Charlotte'a çevrildi hızlıca. Şanslıydım ki onu aramak zorunda kalmayacaktım. Düşüncesizce mi hareket ediyordum, emin olamıyordum. Samuel'i Charlotte'tan hala kıskanıyordum. Samu'nun bu kıza bir zamanlar abayı yaktığını elbette biliyordum. Kafasında bitirmiş gibi hareket etse de bazen yine de geçmişte var olan hislerin üzerime yıkılmasından korkuyordum. Sanırım içten içe kabullenmekte zorlandığım bu sevginin oluşturduğum bu güçlü duruşu kolaylıkla ezip geçmesi fikrinden de çekiniyordum. Fakat bir yandan Charlotte ve Eadwig'i sıklıkla yanyana gördüğüm olmuştu. Aralarında var olan çekim bir benden yana mı kendini kabul ettiriyordu, bundan emin değildim. İçimi rahatlatmak adına böyle bir çekimin varlığına inanıyordum belki de.

Yanına vardığımda kısaca boğazımı temizledim beni fark etmesi için yardımcı olarak. "Selam." dedim kısaca. Charlotte ile belki de geçmiş yıllarda pek parlak değildi aramızdaki yıldızlar. Geçmişimdeki ben ile asla gurur duymuyordum. Cadının belki de birçok kişiye halen tuhaf gelen davranışları ergenliğe adımını yeni atmış beni  fazlasıyla rahatsız ediyordu. İlgi çekmeye çalıştığını düşünüyordum. Bu yüzden de hareketleri komik geliyor, onunla alay ediyordum. Ancak büyüdüm. Charlotte hiç değişmediyse, her zamanki o cıvıl cıvıl kız çocuğu olarak nasıl kaldıysa ben de akıllanmıştım artık. Kimseyi sevdiği ve ilgilendiği şeyler için yargılamıyordum.

Bize uzaktan baksanız yanyana en son gelecek iki kişi olarak duruyor olabilirdik o an. Belki birkaç büyücü kenara geçmiş saç başa kavga etmemizi bekliyor, belki bir kısmı asalarımızı çıkarıp düelloya tutuşmamızı kolluyordu. İkisi de olmayacaktı. Aklımdaki şey bu değildi. "Konuşmamız lazım. Çok önemli." diyerek etrafı kolaçan ettim önce. Saçlarıma dokunup yüzüme değen saçları bir kenara çekerken göz ucuyla etrafa bakındım. Dinlenmek istemezdim. Bu konuda Charlotte'a nasıl güvenebileceğimi hala bilmiyordum fakat yüreğim bir şekilde onun da Eadwig'i benim Samuel'i merak ettiğim kadar merak ettiğine inanıyordu. "Birkaç gündür Samuel'a ulaşamıyorum. Ulaşamıyorum dediğim, okulda yok. En son beş gün önce bakanlıktan bir kadın ile okuldan ayrılmış ve Eadwig de yanındaymış. Demek istediğim, senin bildiğin herhangi bir şey var mı?" diye sordum. Ben konuşmaya başladıkça cadının yüzündeki gülümseme eksilmişti. Yerini rahatsız eden endişeli bakışlar kaplamıştı. "Charlotte, biliyorsun. O benim çok sevdiğim bir..." Bir ne? Arkadaşım mı? Hayır. "Birisi. Yani benim için gerçekten önemli." diyerek toparlamaya çalıştım. Neden karşımdakinden hissettiğim şeyleri saklamaya çalışıyordum? Geçmişte yaptığım zorbalığın karşılığını araladığım perdedeki sırlarla alabileceğim fikrinden ürküyordum. "Seninle hiçbir zaman iyi bir başlangıç yapmadığımızı biliyorum. Gerçekten, geçmişi değiştiremeyeceğimi biliyorum fakat kusura bakma." diye omuz silktim.

"Charlotte..." dedim sesimi daha net bir şekilde sunarken. Tonlamamı kıstım, cadının kulağına doğru yanaştım. "İyi olduğundan... olduklarından emin olmalıyız. Kulağa hoş bir fikir gelmeyebilir, biliyorum. Ama okuldan uygun bir boşlukta ayrılıp yanlarına gitmeliyiz." derken yutkundum. Uygun bir boşlukta ayrılmak demek müstehcen sessizliklerin yaşandığı saatlerde okuldan kaçmak demekti. "Ben gideceğim. En kısa vakitte. Nasıl olacağını bilmiyorum fakat sana da sormak istedim zira Eadwig ile aranızda geçen şey her ne ise ona nasıl baktığını gördüm. Üstelik siz büyük salonda..." diye söylerken pot kırmışçasına dudağımı ısırdım. Sanırım yanıma bir suç ortağı arıyordıum. "Neyse. Ne düşünüyorsun?" diyerek başımı sallandım. Ayaklarımı birbirine dolayıp bacaklarımın üzerine kitaplarımı çekerken anın stresini geçiştirmek için yerdeki çimenlerle oynamaya başladım.
[/justify]

2
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi
« : 28 Ağustos, 2022 17:23:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=LMpW7OytSp4[/youtube][/spoiler]
[justify]
Aynadaki yansımasına göz ucuyla baktığında ensesinde kalan saç tellerini lastiğin içerisine geçirmeye çalışıyordu. Yeterince düsturuna uygun olmuştu ve üzerinde demir parçasıyla düzleştirilmiş kıyafeti Diana'yı stajyerlik yapacağı yer için fazlasıyla tertipli gösteriyordu. Keten ve kısa kollu beyaz bir gömleğin üzerine gül kurusu bir jile giymiş, onun da üzerini açık pembe renginde düz bir korse ile tamamlamıştı. Saçları tek bir örgü halinde sırt çizgisine doğru ilerlerken kendi yansımasından kendisi de memnun olmuştu. Babası gurur duyuyordu kızıyla. Gurur kaynağına destek çıkabilmek için de iteklemişti St.Mungo'da son yaz stajını yapması için. Küçüklüğünde dizleri topraktan çıkmayan, üstü başı çamurla kaplı bir Diana nasıl da büyüyüp serpilmişti şimdi.

Masanın üzerinden dün Penelope'un da yardımıyla yaptığı limonlu kekleri bir kaba koyarak yanında götürecekti. Yazının ufak da olsa bir kısmını geçireceği yere tatlı ve düşünceli bir giriş yapmak istiyordu. Herkese mavi boncuk dağıtmak değildi elbet bu fakat küçük sürprizler insanların kendisine ılımlı davranmaları ve verimli bir vakit geçirmesine yardımcı olmaları konusunda fayda sağlayabilirdi. Tüm eşyalarını son kez gözden geçirdi. Almış olduğu izinler, staj için kabul mektubu, asası, babasının hastane deposuna bırakmasını rica ettiği bir torba dolusu iksir malzemesini zihninde oluşturduğu hazırlık listesinden sildiğinde cebindeki saate baktı. Yarım saate orada olması gerekiyordu. Neyse ki büyücülük dünyasının ulaşım konusunda vakit kaybını önleyen avantajları boldu.

Vakti geldiğinde apar topar cisimlenip St.Mungo'nun arka sokaklarından birisine ayak basmıştı. Aslında düşündüğü yerin burası olup olmadığından emin olamadı. İlk günün telaşı ve cisimlenmek üzere harekete geçtiğinde babasının içeriden seslenmesi düşüncelerini toparlayabilmek için genç cadıyı zora sürüklemişti. Elini omuzundaki çantanın deri sapına yerleştirdiğinde avuç içlerinin terlemesi Diana'yı daha da büyük bir paniğe sevk etti. Aceleyle adım atarken ilk işinin soldaki sapaktan dönerek ana caddeye çıkmak olduğuna dair planı kurdu kafasında. Geç kalmak istemiyordu daha ilk günden fakat hastaneye erişmenin en doğru yolu bu planda saklıydı. Cebindeki saate tekrar baktı. Henüz on üç dakikası vardı. Nihayet zihin perdesini araladığında ezbere yolu kalıplarından çıkartarak ilerlemeye koyuldu. Kısacık sürmüştü St.Mungo'nun kapısına varması. Kapıya ulaşmıştı ulaşmasına ancak içeriye girecek cesareti kendisinde bir türlü bulamadı. Çocukken var olan haylazlığı yüzünden elini kolunu devamlı bir hayvana kaptırırdı. O da olmazsa düşer, dizleri yara bere içinde kalır, iksir karışımlarının uygunluğu için şifacılara danışmak üzere burasının yolunu tutarlardı. Fakat şimdi rahatsız edici şikayetler için değil, şikayetleri öğrenmek için buradaydı. Olduğu yerde durup kendisine bir dakika izin vermenin tüm endişesini giderip bedenindeki gevşemeyi sağlayacağı fikriyle bir köşeye geçti. Derince birkaç nefes alıp ellerini kalçalarının yanına düşürdü. Zihnine telkinde bulunmak üzere "Sakinleşmelisin Diana. Sakinleş." diyordu. Daha önce hiç bu kadar gergin olduğunu hatırlamıyordu. İçeriye girdi, kenarda başını masaya koyarak düzensiz bir biçimde parşömeni karalayan görevlinin yanına ulaştı. "Merhaba." dedi, sesi olduğundan kısık çıkmıştı. Kaşlarını çatarak başını iki yana salladığında büyücü adamın dikkatini ancak çekmişti. "İsmim Diana. Yaz stajı için gelmiştim. Bayan..." derken staj yapacağı kadının adını unutmuştu. Şimdi sırası mıydı? Elinde tuttuğu kağıtlara bakarken "Bayan Godwinson ile çalışacaktım." diye cümlesini tamamladı. Adam hiçbir şey söylemeden ağzındaki tükürüğü dudaklarının içinde geveledi, rahatsız edici bir salgı sesi Diana'ya ulaşırken genç cadı dişlerini sıktı. Hiç hoşlanmazdı böyle şeylerden. Sevmediği diğer bir şey ise yemek yerken ağız şapırdatan insanlardı. "İmzaları göreyim." diye kendisine direktif verildiğinde bir şey demeden elindeki izin evraklarını uzattı, hala adamın gevşek ağzını izleyerek yerinde huzursuzlanmakla meşguldü. Karşısındaki tıpkı bir Gringotts çalışanını andırıyordu. Büyücü büyükçe bir deftere isim kaydını aldığında evrakları tekrardan Diana'ya uzatıp "Üst kata çık. Soldan ikinci kapı. İsmini görürsün." diyerek cadının yüzüne bakma tenezzülünde dahi bulunmadı, işine geri döndü. Sinirlenmişti Diana. Böyle suratsızlıklara tahammülü yoktu. Üstelik bu adam bir hastanede çalışıyordu. Biraz daha naif yaklaşması gerekmez miydi?

Elindeki keten çanta kendisine ağırlık yaptığında hatırladı. Babasının ulaştırmasını istediği bitkiler vardı içerisinde. Çalıştığı yer sık sık çeşitli otları iksir veyahut pomad yapımında kullanmak için St.Mungo'ya tedarik ederdi. Geri döndü. Adamla tekrardan muhatap olmak istemese de "Bunları nereye bırakabilirim?" diye sormadan edemedi. Elindeki çantayı adamın göz hizasına sokabilmek için kaldırdı. "Luna'nın Çok Çeşitli Bitkiler ve Sihirli Otlar çalışanı Alexander Destinee tarafından gerekli malzemeler yollandı. Ben kızıyım da..." diyerek açıklama yapmak zorunda hissetmişti kendini. Aynı meymenetsizlik sürerken deponun yolunu yalnızca "bir parmak" ile öğrendi ve içeriye girerek bir parşömen imza karşılığında tüm torbayı teslim etti. Üst kata çıktı. Sanki ayakları birbirine dolanıyor gibiydi. Aslına bakılırsa geçen yıl da bakanlık stajı yapmıştı, bu ilk deneyim sayılmazdı Diana için fakat tedavi edici basamakta yer alabilme düşüncesi onu biraz korkutuyordu. Sağına soluna bakındı, birkaç adım attı. İnanılmaz büyük sayılmayacak koridor ona metrelerce uzun gelmişti. Nihayet aradığı kapıyı bulduğunda üzerinde yazılı olan isme çevirdi gözlerini: Marigold Adeena Godwinson. Derince bir nefes aldı. Panikten terlediğini düşündüğü ellerini aceleyle üzerine sildi. Kapıyı tıklattı. Bir ses işitip işitmediğinden emin olamayarak ikinci bir 'tık' sesinin ardından başını kapı aralığından uzattı. Oradaydı şifacı kadın. Kadın diyordu esasında ancak olgun bir kadın tabirini karşılamaktan çok genç bir cadıydı. "Merhaba." dedi sempatik bir biçimde gülümserken. Bir çift göz kendisine çevrildiğinde sırtını dikleştirerek "Girebilir miyim? Ben Diana Destinee. Hogwarts son sınıf öğrencisiyim. Bugün stajım başlıyor da..." dedi ve içeriye adımını attı. Elindeki izin belgelerini ve kabul mektubunu kadına hatrı sayılır bir mesafeden uzatırken ellerini önünde birleştirdi, beklemeye başladı.
[/justify]

3
Birleşik Krallık / Tehlike Çanları Çalıyor
« : 19 Ağustos, 2022 00:53:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yaz tatilimin üçüncü yarısıydı. İkinci yarısında bakanlıkta yaptığım bir aylık staj beni zihinsel anlamda epey yorgun düşürmüştü. Sanki bu son yaz tatili sorumluluk bilincini kuvvetli bir kanca gibi beynimin içerisine geçirmiş, beni kendisine doğru çekmişti. Daha bilinçli olmam ve ne istediğimi bilmem gerektiği konusunda beni uyarıyordu. Uyarıyordu uyarmasına da, kabullenemiyordum. Evim olarak bellediğim Hogwarts'tan uzaklaşacak olmak bir yana, kendimi yetersizlik dolu hissediyordum. Daha öğrenecek çok fazla şeyim vardı ve bir anda bu boşluğa atılmanın beni nereye sürükleyeceği endişesi de özellikle birkaç gündür zihnimi meşgul ediyordu. Bir seherbaz mı olacaktım yoksa esrar dairesi için mi çabalayacaktım? Belki de babam gibi iksirle uğraşmalıydım. Ancak tüm bu becerilerin yanında kapasitemi fiziksel anlamda daha kudretli bir boyuta çıkartmalıydım. On hedeften en az yedisini tutturmalıydım mesela. Veyahut kılıcı sallarken hedefim saldırmak değil, kendimi korumak üzerine de yoğurulmalıydı. Sahi, hiç kendimi savunmak üzerine çalışmış mıydım, zannetmiyorum. Geçen dönem okuldaki kargaşa zaten fazlasıyla herkesi endişe ve paniğe sürüklemişken André'den bu konuda bana yardımcı olmasını istemek de yüzsüzlük gibi geliyordu. Bu yüzden şimdi kendimi yazlık evimizin sol patikasındaki tarlada, elimde kılıç ve karşımda kargalara göğüs geren cılız bir korkuluk ile buluverdim.

Nefes nefese kalmıştım. Göğsümün arasından sızıp karnıma doğru ilerleyen terler, elbiseme yapışıp beni çoktan rahatsız etmeye başlamıştı. Başımın üzerindeki güneş saçlarıma yoğun bir ışık buketi bırakıyordu ve parmaklarımın arasındaki kılıcın kabzası ter yüzünden saniyelik aralıklarla cildimden kayıyordu. Penelope, bu saatlerde bir talim yapmamam konusunda beni sıklıkla uyarsa da söylenilenin dikine gitme huyumdan bir türlü vazgeçemiyordum. Kendini bilmez güneşin görüş açımı daralttığını bilmeme rağmen hissettiğim yorgunluğun şiddeti arttıkça elimde tuttuğum kılıca duyduğum güven de artıyor, beni tatmin ediyordu. Yoruldukça tatmin oluyordum ancak daha beceriksiz vuruşlar sergiliyordum.

Bir an için durdum. Elimdeki kılıcı yere fırlatarak belimdeki keseyi düzeltmeye çalıştım. İçerisinde yasemin otu vardı. Bunu çeşitli iksirlere lezzetli aromalar kazandırmak ve kokularını bastırmak için kullanırdım. Ustalar tarafından sıklıkla kullanılan bir yöntemdi. Hatta bazı zamanlar zihnimi boşaltmak için fevkalede bir kokuya sahiplik eden bitki çayı yapar, arındırıcı bir uykuya yatardım. Öyle ya, işe de yarardı. Birkaç gece Penelope ve babamı uyutmak için bunu denediğimi bile biliyordum.

Bilindik bir refleks ile kesenin büzüştürülen ağzını yokladım. Kıyıda köşede, kendisini toprakla buluşturmak isteyen yasemin yapraklarını aceleyle içerisine tekrardan tıkıştırdım. Yere eğilip yanımda taşıdığım toprak testiyi dudaklarıma götürdüm, kana kana su içtim. Hakikaten belki de tahmin edebileceğimin çok daha ötesinde bir yorgunluk yaşıyor ve istikrarlı bir çaba gösteriyordum fakat yetmiyordu. Kılıç, ok ve yaya kıyasla avucumu daha da fazla dolduruyor olsa da yeterli kabiliyeti sağlayamıyordum. Her vuruşta sanki parmaklarımın arasından fırlayacakmış hissiyatını aşamadığım için bedenimi fazlası ile geriyordum. Bu da bana iki kat maliyetli bir tükenmişliğe mal oluyordu.

Alnıma yerleşen küçük ter taneleri beni rahatsız etmeye başladığında elimin tersini tenime götürdüm. Alelacele sildim ve daha sonrasında beyaz keten gömleğimin dekoltesini aralayarak üflemeye başladım. Ağustos sıcağına daha fazla takatim kalmamıştı ama idare etmeye çalışıyordum. Böylece, olduğum yerde ter dökmenin de bana burada vakit kaybettireceği düşüncesiyle yere fırlattığım kılıca tekrar yöneldim. Ona sanki canlı bir varlıkmış gibi seslenerek "Gel bakalım." dedim. Elimde birkaç kez çevirip tutuşumu sabitleştirirken "Bu defa halledeceğiz." diye de kendime telkinde bulunuyordum. Derin bir nefes alarak korkuluğa döndüm. Bacaklarımı omuz mesafeme dek açtım, var kuvvetimle dudaklarımdan bir çığlık koparırken korkuluğa doğru koştum. En nihayetinde üzerinde ancak, omuzundan göğsüne dek bir yarık bırakabilmiştim.

[/justify]


4
Öğrenci Postası / Diana Destinee | Baykuş Postası
« : 13 Ağustos, 2022 17:15:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Her türlü postanızı buradan ulaştırabilirsiniz.

5
Büyük Salon / Kaos İkilisi
« : 06 Ağustos, 2022 23:44:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sohbahardı. Hogwarts'ta geçirdiği beşinci yılı hepi topu 7 hafta önce başlamıştı. Hava henüz tam anlamıyla soğumamıştı ve insanı yalnızca gökyüzünün tepesindeyken incecik savurmaya yetiyordu, o kadar. Yaklaşık on dakika öncesinde güçlenmeye başlayan bacaklarını süpürgesinden çekmişti. Geçirdiği üç sene boyunca müsabakalara katılmayıp seyirci kitlesinin arasına sinmeyi tercih etse de beşinci sınıfın kaynayan kanı onu ittiren bir güç olarak sahalara sürüklemişti.

Bacakları, üzerinde durduğu süpürgeyi sıkmaktan olsa gerek bir ipliği andıran kasılmalarla sızladığı sırada bileğindeki tokayı saçlarına geçirmekle meşguldü Diana. Ensesindeki saç telleri sırılsıklam olmuş, şakaklarından inen tutamlar suratına yapışmak konusunda çekince duymamıştı. Beş tur boyunca sürekli birilerini takip edip ellerindeki topları kapmaya çalışmak en azından bu cadı için fazlasıyla yorucu olmuştu. Hatta öyle ki bir anlığına öylece çıldırmış, aslen bir çingene gibi olduğu yerde coşkuyla bağrınmaya başlamıştı. "Ver şu topu be!" diye çemkirmişti Slytherin öğrencisi bir kızın suratına. "Elimden alıp kaçmaya çalışıyorsun, görmüyorum sanma!"

En nihayetinde tüm bu koşuşturmacalar sona erdiğinde süpürgeyi çimenlerin üzerinde sürüklerken dudaklarını büzdü. Peşinden koşup Adrian'ın formasını çekiştirerek büyücüyü yavaşlatmaya çalışırken gözlerini kısarak yanındaki kalabalığa baktı. Pek ala, Slytherin'li bir çok arkadaşı vardı fakat şu an için keyfini ikiye ancak tek durum özellikle de haz etmediği tiplerin damarına basmaktı. Bu, onun için bir fırsattı.

Büyük Salon'a girene dek Adrian'ın kolunu sürekli dürtüklemişti. Bu bir nevi hazılık aşamasıydı. Genç çocuğun kendisine bu bağlamda  destek olacağını biliyordu. Adrian, Diana'dan da daha fazlaydı. Diana işi belki de gurur incitecek boyuta getirmezdi fakat Adrian'ın bu konuda çekince duyacağından şüpheliydi. Adımını koca kapının ardından atar atmaz -biraz da böbürlenme ile kabararak- "Hey millet!" dedi dikkat çekmeye çalışarak. Yavaşça kendi masasına doğru ilerlerken peşin sıra gelen Slytherin grubuna bakarak cümlelerinin devamını getirdi. "Bilin bakalım kimler bugün küçük yılanları yuvalarına soktu?" dedi. Gülerken en azından Diana'yı yakından tanıyanların gönül kırıcı bir gülüş ve tavır takınmadığını bilirlerdi. Onun derdi, işi devamlı çatışmaya çevirenler ve kendisine ipekten bir kumaş sallayanlardı. Bilhassa tam da bu anda sevmediği cadı kızarmış yüzünü ekşiterek suratına yaklaşmaya çalışırken "Sahanın ortasında kuyruğuna basılmış gibi bağıran sendin!" diye düşmanlık bilediğinde yüzü yalnızca birkaç saliseliğine düşmüştü. Saçını lastikten kurtarıp Adrian'ı dürtüklerken "Görüyor musun?" dedi göz devirerek. "Başarısızlığını bana kakalamaya çalışıyor."



*rp out: Başlık konusunda üstün yeteneksiz biri olarak, üzgünüm. Bundan ötürü bu başlık her an revize edilmek üzere hazırlanmıştır efendim.^.^

6
İlanlar / Diana'nın BPSS Şartsız Personel İlanı
« : 01 Ağustos, 2022 13:08:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Efendim herkese merhabalar öncelikle. ^.^
Bu var olabilecek kurgular için açılmış olan bir ilan başlığıdır. Diana'yı -ki biraz farklılaşmış olan Diana'yı- şu ufak, üstünkörü lejantta anlattım biraz. Geçmişi, büyüdüğü yıllar, şimdiki hali, sevdikleri, karakteri aslında kalıp bir halde hemen şu linkte yer alıyor:
https://buyucedunya-rpg.com/lejant-alani/diana-destinee-764/
Kesinlikle bu olmalı, diyerek aradığım bir kurgu esasında yok. Farklılığa, paylaşıma açığım. Ha ne olsa tatlı olur diye düşünüyorum.

- Babasının Diana ile birlikte getirdiği o iki çocuğu arıyorum. Kız erkek hiç fark etmiyor. Daha sonrasında varlıklarını öğrenip, kim olduklarına dair peşlerine düşebilir. Merakı yüzünden her şeye burnunu sokabilir. Başı belaya da girebilir, mühim değil. O kişilerle arasında omuz omuza verip "Hadi şu mugglelara farklı olabilecek hayatımızı değiştirdikleri için günlerini gösterelim!" gerzekliği de olabilir, birbirlerini mantığa iten tavırları da olabilir ya da birbirlerini düşmanca sevmeme durumu da olur.
- Küçüklükten beri yakın arkadaş olduğu, bunu Hogwarts'ta da pek ala sürdürdüğü, mezun veyahut öğrenci fark etmeksizin birisini arıyorum. Böyle iki senedir falan yalnızca birbirleri ile yakın arkadaşlık- flört arasında gidip gelsinler. Var olan koşullarda aşkı düşünemeyecek durumda oldukları için bu sevgiye kapıldıklarında kendi kendilerine kızsınlar hatta.
- Annesi ile ilgili durumu tam anlamıyla sonradan öğrenebilir Diana. Bunun için kinle dolacağı, hıncını almak isteyeceği bir muggle arıyorum. Bu annesini öldürmüş olan o çeteye dahil olan bir kimse de olabilir. Atış serbest.
- Yuvarlak masa şövalyeleri arıyorum. Hogwarts'ta gırgır şamata ile biraz haylazlıkların peşine düşebileceği kişiler. Kaymak birası eşlikçileri.
- Birlikte okçuluk çalışabileceği birileri.
- Ve daha nicesi.


Evet, KPSS mağduru birisi olarak ilanı ancak Büyücedünya Personel Seçme Sınavı şartsız olarak açabiliyorum ben de.
Başvurular için bir baykuş atabilir ya da  dc üzerinden ulaşabilir, kurgu üretmeye çalışabiliriz.

7
Lejant Alanı / Diana Destinee
« : 01 Ağustos, 2022 12:36:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Diana Destinee

ilk adımlar, kuzey yorkshire::

1849 yılının ortalarında, Britanya'nın köhne bir köyünde doğan Diana, yaklaşık bir aylık olana dek köy halkının yaşadığı sükunun aslında tam anlamıyla bir fırtına sessizliği olduğunun farkına varacak yaşta değildi. Öncelikle küçük barakalar muggleların uğrak noktası haline geliyor, gözü dönmüş çeteler buraları yağmalayıp ardından sırasıyla daha büyük yerlere dağılırken Kuzey Yorkshire'ın bu ufak büyücü köyü kendilerini es geçtiklerini düşünmüştü. Zira cadıların nefeslerine karşı duyulan kinin henüz ırklarını tehdit edecek boyuta geldiği düşünülmüyordu.  Ancak hiçbir şey sanıldığı gibi olmadı. Bir salının gecesinde annesi tahta yatağından sürüklenerek köyün ortasına diz çöktürüldüğünde cadıların acı çığlıkları Diana'yı ancak uykusundan uyandırmaya yetmişti. Babası zavallı Alexander -ki kendisi bir koftiydi- bu çığlıklara ancak yetişmişti fakat yetiştiğinde de her şey için çok geçti. Kızını ve yanındaki evin içerisindeki iki küçük çocuğu da eski püskü bir at arabasına koyarak yaklaşık on üç gün sürecek yolculuğu ile Britanya'da kendilerini daha fazla güvende hissedecekleri bir kasabaya yerleşti.


britanya'da ilk zamanlar::

Çeşitli bitki ve otları daha sonrasında iksirler üretebilecek küçük kuruluşlara hiç etmeyecek paralarla satıyordu bu dönemde. Elinde kalmış olan üç çocuğa bakamayacağını düşündüğü vakitlerde Penelope ile tanıştı. Penelope Britanya'nın sayılı yetim yurtlarından birisinde çalışan bir kadındı. Ölen komşularından geriye kalan 2 çocuğu bu yetiştirme yurduna teslim ettikten sonra hayatının geri kalanını Penelope ile geçirmeye karar veren Alexander, genç kadınla evlendi. Daha sonrasında iksir şirketlerinden birisinde yerini alarak çalışmaya başladı.


diana büyüyor::

Diana büyürken hiçbir vakit anne sevgisine dair endişe ve eksiklik duymadı. Penelope kendisine biyolojik bir anne dışında yapılabilecek en güzel anneliği yapmıştı. Yeri geliyor okul ve büyüler hakkında bir şeyler anlatmak için ufak evlerinin çatı katına kızı çıkarıyor, yeri geldiğinde de kendisini koruyabilmesi adına bildiği birkaç pratik hamleyi gösteriyordu. Kaldı ki, 13 yaşına dek de Diana Penelope'un biyolojik annesi olmadığından da bir haberdi.

Büyücü dünyasında işler daha da kızışmaya başladığında Penelope ve Alexander, Diana'yı çevreye karşı daha sert bir tutumla yetiştirmeye çalıştı. Merhametinden ödün vermemesini öğütledikleri cadıya günler karardıkça başı boş bir cesaretten uzak kalmayı ancak elindeki büyük gücün farkına varmasını söyleyip durdular. Diana iyi kötü, düşe kalka VII. sınıfa ortalama başarıya sahip bir öğrenci olarak geldi. Okul içerisinde kendisini daha fazla güvenlik altında hissettiğinden olsa gerek, eğlenmeye bolca vakit ayırdı. Kimseyi incitmeden eşek şakalarına da yer verdi, derslerden sonra ceza olarak tüm ödül kupalarını hiçbir büyü kullanmadan temizlemek zorunda da kaldı. Tercihleri ve karakteri arasındaki bu iki farklı uç noktasında kimi zaman tercihlerinde emin olamayan bu cadı, kalbi ve zihni arasında oldukça sık ikileme düştü.

Şimdi VII. sınıfta. Ve o toy kızın geçirdiği seneler ardından düşünmesi gereken daha yoğun sorumlulukları var.

8
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Diana Destinee
« : 30 Temmuz, 2022 21:45:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
o Karakterin Adı ve Soyadı: Diana Destinee
o Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Minik un kurabiyesi fakat biraz daha aksi olanı. Diana, çok fazla çelişkiler içerisinde kalan bir cadı. Ailesinin var olan koşullar nedeniyle ilk başta naiflikle büyüttüğü fakat daha sonrasında çoğunlukla kendisini koruma iç güdüsünü yoğun bir biçimde kabul etmesini sağladıkları bir cadı hatta. Merhametli birisi, yüreği en ufak şeye kırılıverir. Hızlı duygu değişimlerine sahip biraz da, bunu devamlı büyüttüğü çelişkilerine bağlayabiliriz. Kinci birisi değil ancak sevdiği birisi söz konusu olduğunda akan sular onun için durur. Atik. Kimse bir şey için adım atmıyorsa bu durumdan sıkılıp işleri hızlandırmaya koyulur; bu yüzden kimi zaman yaptığı şeylerin sonucunu düşünmeyebilir. Sorumluluk sahibi. Dakik olunması konusunda titiz. Biraz uçarı kaçarı birisi bir de. Hogwarts öncesinde devamlı koruma ve korunmaya alışık olduğu için çocukluğundan ergenliğe geçiş evresinde de fazlaca bir eğlenme, gevşeme durumuna da alışmış.
o Karakterin Kısaca Geçmişi: Diana henüz bir aylıkken annesi Kuzey Yorkshire'daki bir köyde yakıldı. Babası, Diana ile birlikte üç çocuğu -ki babası bir kofti- Britanya'nın kasaba yerleşkelerinden birisine getirdikten sonrasında hastanelere iksir pazarlayan ufak bir şirkette çalışmaya başladı. Diana'nın dışındaki iki çocuğu yetiştirme yurduna verdikten sonrasında da Penelope adında bir cadı ile evlendi. Diana, Penelope'u 3.sınıfın başına dek annesi olarak biliyordu. Fakat ev içerisinde bulduğu silik fotoğraflar ve arkalarındaki el yazmaları ile işin aslını öğrendi. Hayatındaki en çelişkili dönem buydu. Fakat kendisini anımsadığı andan beri Penelope'u yanında görmesi duruma adapte olmasını kolaylaştırdı. Fakat annesini hiç tanıyamamış olmanın verdiği hayal kırıklığı ile 13 yaşında ortalama bir yol çizmeye çalıştı kendine. Büyücedünyanın yaşam hakkının peşinde koşan bir tutum sergileyecek, muggleların da standart yaşamsal haklarından pay biçmeden etliye sütlüye karışmayacak, karıştırtmamak için de elinden geleni yapacaktı.
o İstediğiniz Sınıf: 7
o Karakterinizin SBD Sonucu: İksir, bitkibilim, biçim değiştirme, karanlık sanatlara karşı savunma, sihirli yaratıkların bakımı ve sihir tarihinden (O) ancak diğer derslerinden (B) almıştır.
o İstediğiniz Bina: Gryffindor
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 5
Lanet Gücü: 6
Tılsım Gücü: 3
İksir Gücü: 7



Sayfa: [1]