17 Nisan, 2026 08:36:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Adelhard Foehrkolb

Sayfa: [1]
1
Sorgu Evi / Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« : 14 Mart, 2022 22:05:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Avucunda sıkı sıkıya kavradığı o çelikten zinciri savurdu bir kez daha.

“...ve ben bilemeyebilirim yaşarken, yine de yalvarırım sana Yüce Tanrım!”

Zincirle dağladı vurduğu et parçasını!

“Son gün bulmama izin ver onu, bazı ruhların nasıl döndürüleceğini karanlıktan...”

Bir kez daha vururken zinciri, çelik halkaların bir kırbaç gibi şakladığını duymuştu kulaklarında.

“...ve izin ver bazılarımız durabilsin ayakta ve söylesin!”

Bir kez daha! Bir kez daha! Acı! Daha fazlası gerek...

“...onları nasıl da sana kazandırdıklarını!”

Son bir kez daha savurdu zincirleri. Son bir kez daha vurdu kendi sırtına, kendi etine. Tutmuş olduğu her bir poker kartı için. Acının verdiği his ve arınmışlığın getirdiği ruhani huzur kapladı bünyesini.

Çırılçıplaktı sorgu odasında. Kimsecikler yoktu. Christoph, sorgu çantasıyla gelecekti birazdan. Ona biraz oyalanmasını söylediğinde tam olarak ne kadar oyalandığını dahi bilirdi. Sırtındaki taze yaralara dokundu Adelhard. Kanla lekelenen parmaklarına baktı tatmin hissiyle. Bugün, bu akşam son dökülen kan olmayacaktı bu.

Kıyafetlerini ağır hareketlerle üzerine geçirmeye başladı. Cübbesinin önünü iliklerken Christoph girdi elinde sorgu çantasıyla odaya. “Kasabada huzursuzluk hakim, Peder. Engizitör Gabriel... Aziz Michael kilisesinde yaşanan olaylardan bir rahip sağ kurtulmuş sanırsam.”

Son düğmeyi de ilikleyip, yakasını düzelttikten sonra Christoph’un elinden sorgu çantasını kapıp masaya yerleştirdi. Ahşap yüzeye serdiği kadife kumaşın üzerine çantadan çıkardıklarını dizerken de, cevap verdi kendisini sabırsızlıkla bekleyen adama.

“Engizitöre birazdan orada olacağımı ilet Christoph! Bu akşamın talihlisi geldiğinde yanına varacağım.” Christoph başını sallayıp gerisingeri çıkarken sorgu evinden eklemeyi de unutmadı. “Kilisede gördüklerimize dair tek kelime etme ona. Benimle yüz yüze gelmeden neler bildiğimi öğrenmesini istemiyorum.”

Kapı kapandı arkasından. Yaşlı rahip de çeşitli metallerden ve kesici alet edevatlardan oluşan setini dizmeyi tamamlamıştı. Tam o esnada çalan evin kapısına kulak kesildi. “İçeri gel evlat!”

Kapıya arkası dönük olmasına rağmen gelenin Uriel olduğunu anlaması çok uzun sürmemişti. Ayakkabılarındaki demir çarkı yağlaması gerektiğini ne zaman anlayacak... Masadan ayrılıp eldivenlerini giyerken adamın sıkı bir maskeye sahip yüzüyle karşılaştı. Yanında beklediği bir sima ile birlikte. Kızıl cadı! “Şanslı Meredith!” dedi gayrıihtiyari.

Uriel’in yakınmalarına aldırış etmeden kızıl saçlı kızı kolundan çekiştirerek sorgu sandalyesine oturttu. Kollarını ve bacaklarını iyice bağladıktan sonra masasına dönerken maskeli silahşora de gelmesini işaret edercesine yanına çağırmıştı. Envaı çeşit kesici, delici, ezici aleti bir koleksiyon sahibi gibi gururla gösterirken eliyle, söze girmişti nihayet. “Şimdi beni iyi dinle evlat. Sorguyu nasıl yapacağınız tamamen sizin uzmanlık alanınız. Lakin bu alet edevatlardan faydalanabilirsiniz. Normalde şüphelinin cadı olup olmadığını tespit için tüm vücudunu yoklayıp iblisin işaretlerini aramamız lazımdı ama... Bu kızdan şüphemiz olmadığı aşikar. Şimdi dikkatini bana ver, sana bunları nasıl kullanacağını anlatacağım.”

Ucundaki delikler süngeri andıran, çan boyutlarında bir aleti gösterdi. “Kurşun Süzgeci! Bir sapın ucuna takılan süzgeçten oluşan kurşun süzgecinde, aletin içerisine eritilmiş kurşun, katran, kaynar su ve kızgın yağ koyacaksınız. Sonra da bu süzgeci kurbana çevirip şu mandalı çekiyorsunuz. Bu kadar basit!”

İkişer tane ucu olan çift taraflı bir metal çatal çıkardı sonrasında. “Kafir Çatalı! Çatalın bir ucu kurbanın çenesine dayanır, diğer ucu da kurbanın göğüs kemiğine... Kurbanın ölmemesi için asla uyumaması lazım, eğer uyursa veya başı bir şekilde öne düşerse çatal hem çeneden hem de göğüsten delip geçecektir. Sorgu esnasında kurbanı ayık tutmak için en uygun alettir.”

İnce, sivri bir penseyi andıran demirden bir makası kavrayıp gösterdi maskeli silahşora. “Dil Koparıcı! Kurbanın dilini tek hamlede sorunsuz şekilde kesmek için tasarlanmış büyük ebatlı bir makastır esasen. Kurbanın ağzını zorla açtıktan sonra dilini kavrayacak şekilde, demir dil koparıcıyı yerleştiriyor ve bu vida vasıtasıyla kurbanın dilini güzelce sıkıyorsun. Vidayı sakın fazla çevirmeyin! Yoksa kızın dilini koparırsınız ve tüm çabamız boşa gider evlat!”

Kıskaç gibi duran bir başka alete uzandı sonrasında. Elinde biraz çevirdikten sonra da anlatmaya başladı. “Meme Koparıcı! Kullanmadan önce kor haline gelene kadar ateşte ısıtınız, sonra da koparılacak memeye yerleştirip, sivri kısımlar memenin içine geçecek şekilde, sıktıktan sonra bir anda çekmeniz gerekiyor. Bu acıya en dirayetli cadı bile dayanamaz!”

En sonunda da armudu andıran şekliyle, bir el çanını andıran başka bir alet daha çıkardı. “Istırap Armudu! Cadıların en büyük korkusu... Kurbanın mahrem noktalarına soktuktan sonra bu vida vasıtasıyla armudu açıyor ve artık nereye soktuysanız oranın parçalanmasını sağlıyorsunuz. Sadece bunun nasıl çalıştığını göstererek konuşturduğum sayısız cadı olmuştur evlat!”

Istırap armudunu tekrardan aldığı yere, masaya bıraktıktan sonra da sehpasının üzerinden inciline uzandı. Kapıya doğru hareketlenmişti. Tam çıkmadan evvel son bir kez daha dönüp baktı Uriel’e. “Unutmayın! Bu cadıdan diğerlerinin isimlerini ve Herr Motke’yle ilgili bildiklerini öğrenmek zorundayız! Tanıdığı bütün cadıların isimlerini ve adreslerini, Herr Motke’nin kimle işbirliği yaptığını ve kime çalıştığını... Aksi takdirde, ona ölümü kolay bahşetmeyeceksiniz evlatlar! Unutmayın, hiçbir karanlık sır sizin aydınlığınızdan kaçamaz. Verebileceğiniz acılardan da... Tanrı sizleri kutsasın!” Kapıyı çekerek uzaklaştı sorgu evinden.

Bu gece daha tüm hesapları kapatmamıştı.

2
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 14 Mart, 2022 19:44:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Efendim şimdi gmlik maaşlarından ve hayranlıktan gelen ve  havuz hesabım olan Mirina Blackbird hesabındaki GP'ler ile;

Taramalı Arbalet - 15 GP
Sorgu Ekipmanları - 4 GP
Yanıcı Ok (5 adet) - 1 GP
Cadı Görüşü 1. Seviye - 6 GP

Toplamda, 26 GP'lik harcama yapıyorum

3
Aziz Michael Kilisesi / Av Mevsimi - Şanslı Meredith!
« : 11 Mart, 2022 02:40:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hızlıtetiğin namına yaraşır bir hızla en iyi bildiği işi yerine getirdiği esnada, Adelhard da boynuna darağacı misali ipi geçirdiği seherbazın can havliyle haykırışları arasından, Christoph’un ipin ucunu çekerek adamı kilisenin tavanına asışını izliyordu. “Daha yukarı as Christoph! Bu manzaraya kiliseye adımını atan her bir iblis tohumunun tanık olabileceği kadar yukarıya!”

Silahşör kadının yanına vardıktan sonra tabancalarını kılıflarına yerleştirirken söylediği laflara soğuk bir gülümsemeyle yanıt verdi. “Bir tanesi sağ, evet... Ama çok uzun sürmeyecek Bayan J.” Ona Teksas’ta sürdürdükleri av esnasında bu şekilde seslenmeye alışmıştı. Lakin onunla burada karşılaşmak... Sıra dışı bir tesadüftü. “Eski günler gibi denebilir, evet. Christophla tanışmıştın sanırım, değil mi evlat?” Beyaz eldiveninin sardığı eliyle şapkalı yoldaşını gösterirken devam etti. “Görünen o ki, kiliseye benimle olduğun dönemden daha sık uğruyorsun!”

Christoph asılan büyücünün öldüğüne emin olana kadar ipi çekmeye çalışırken olanca gücüyle, başını saygıyla eğip Hızlıtetiğe kısa bir selam verebilmişti. “Britanya’ya hoşgeldiniz Bayan J. Umarım hediyemizi beğenirsiniz!” Adelhard, Bayan J.’nin vurduğu hedeflerin ölüp ölmediğini incelemeye koyulmak üzere hareketlenirken, beyaz saçlı silahşor de etrafta başka büyücülerin varlığını kontrol etmek üzere adımlamaya başlamıştı zemini kilisenin arkasındaki odalara doğru.

Derken bir kadının ön kapıdan içeriye doğru koşturarak girdiği görüldü. Elindeki asayı fark etmemek imkansızdı, nitekim ona arkası dönük halde duran Christoph’un üzerine doğrultmuştu. Kadının asasından çıkan ışıltılar Christoph'u vurup havaya savururken Adelhard da cübbesinin altındaki pantolon askılarında saklı bıçaklarına uzanmıştı çabucak. Havada uçuşan bıçakların sivri uçları hedefini buldu! Kadın, göğsüne saplanan bıçakların etkisiyle geriye doğru sertçe savrulmuş, düştüğü yerde çırpınırken zemini kana boğmaya başlamıştı.

Rahip hançerini sıyırarak yaklaştı yerde yatan kadına. Buraya hiç uğramamalıydın cadı! Hiçbiriniz uğramamalıydınız. Şimdi, Tanrının huzuruna çıkma vakti... Kurbanına yaklaştığı esnada, yakınında bulunan başka bir genç kadının daha varlığını fark etmişti salona giden holde. Yüzünde dehşete uğramış bir ifade vardı bu genç kadının. Kızıl saçlar, sivri yüz hatları, mavi gözler... Tasvire uyuyordu birebir. İlanındaki simanın tıpa tıp aynısıydı. Motke'nin katili... Kızıl cadı! Gökte ararken, yerde buldurmuştu Tanrı! Rahmeti ve bereketi üzerimize olsun... “Şanslı Meredith!”

Kadın gördüğü manzaradan mı, yoksa isminin beklemediği bir kişi tarafından çağrılmasından mı kaynaklandığı bilinmeyen bir şaşkınlıkla bakakalmıştı oysa ona. İstediği fırsat geçmişti Rahibin eline şimdi. Yaşından beklenmeyen bir çeviklikle üzerine atladı kızın. Aradaki mesafeyi hızla kat etmesiyle hançerini, onu hemen öldürmeyecek ve iç organlarını parçalamayacak, belinin üstündeki bir noktaya isabet ettirerek saplaması bir olmuştu. Auf Wiedersehen, hexe! Meredith canhıraş bir çığlık koyarak asasına uzanmaya çalıştı. Kadının kolunu kavrayan Adelhard ise hançerini daha derinlere sapladıkça saplamaktaydı. “Düşmanın öfkeli saldırılarına karşı inancın kalkanını kaldırdım ve elime Kutsal Ruh’un kılıcını aldım!”

Kadının uzandığı asasını kavrayıp uzak bir köşeye fırlattı ihtiyar rahip. Acıdan kıvranan cadıyı zümrüt yeşilinden cübbesini kavrayarak sertçe sürüklemeye başladı. “Tanrının sözünü kuşandım ve hayatımdaki tüm kötülüklere karşı bu sözü kullandım!”

Güçsüzce yere düşen kadının beline sapladığı hançerini çekmiş ve cebindeki kutsal suyun tıpasını çıkararak sürüklemeye başladığı kadının başından aşağı dökmeye başlamıştı. “Bu zırhı giyerim üzerime ve yaşar, dua ederim sana tamamıyla bağlı olarak...”

Nihayet az önce Christoph'un tuttuğu ipin yanına kadar yerde sürükledi kadını ve nihayet vardığında ise ipi kadının etrafında dolamaya başladı. Meredith'in arkasında bıraktığı kan izleriyle zemini ve zümrüt yeşili cübbesinin eteklerini en az saçının renginde bir kızıla boyamıştı. “Sen, mübarek Kutsal Ruh! Aydınlat yolumu...”

Kadından akan kanlara bulanmış eldiveniyle, uçtuğu yerden başını tutarak güç bela kalkmakta olan Christoph’a ve Hızlıtetiğe gelmelerini işaret etti. “Herr Motke’nin katilini bulduk evlatlar! O ikili ajanın kimlere uşaklık ettiğini ve nasıl öldürüldüğünü bu kadından öğreneceğiz nihayet! Tabi ona, cehennemi yaşattıktan sonra. Bin kere ölmek isteyeceksin Kızıl Cadı! Ama ne cehennemine, ne de iblisine kavuşman sandığın kadar kolay olmayacak!”

Üstü başı ıslak haldeki kadının kafasına, iç cebinden çıkardığı inciliyle sertçe birkaç kez vurduktan sonra, nihayet kan kaybının da etkisiyle kızcağızın bayıldığını fark etmişti. Christoph’un adamı astığı ipin oraya vardı çabucak. Astıkları büyücü çoktan iblisin cehennemine kavuşmuştu bile. Ölü adamın boynuna asılı ipi kanlı hançeriyle keserek avucuna aldı ve diğer ucunda kızıl saçlı cadı olduğu halde, kadını kiliseden sürükleyerek çıkarmak üzere hareketlendi. Kiliseden köy meydanına kadar sürükleyerek götürmeye niyeti vardı.

Bu köyün, cadılara karşı tedbiri elden bırakmamaları için ibrete ihtiyacı olduğu aşikardı...

4
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Aziz Micheal Kilisesi
« : 10 Mart, 2022 23:08:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cam kırıkları, parçalanmış zeminden saçılmış tahta parçaları ve kapkara yanık iziyle ziftten hallice duran ahşap oturakların iç karartıcı görüntüsüyle, Aziz Michael Kilisesi sanki bir cehennem yeri gibi gözüküyordu. Üzerinde siyah cübbeleri ve altlarında takım elbiseleri ile gezen iki adam, akşam üzeri bir vakitte yıkıntılar arasında bulabileceklerini kurcalıyor, kimi evrak ve belgeleri ayıklamaya çalışıyorlardı. Pembe elbisesi ile oldukça şık görünümlü bir kadın ise pabuçlarının yerdeki kırıklara takılmaması için özenle ilerlemekteydi aralarında. Meraklı bakışlarını adamlara doğrultmuş, hemen yanında uçuşuveren not defterine sihirli tüy kalemiyle bir şeyler çiziktirmekteydi.

“Peki Bay Twinkle’ın nasıl kaçırıldığına dair bir şeyler öğrenebildiniz mi Bay Flower? Bay Carter’ın konuya ilişkin ketumluğu bizi-“

“Bunu sihirsel yasal yaptırım dairesi görevlilerine sormanız gerektiği defaatle belirttik Bayan Hazel. Ayrıca şu not defterinizi saklasanız iyi edersiniz. Muggle kurumlarında çalışan görevlilere veya köylülere yakalanmak istemezsiniz!”

“Buraya soruşturma amacıyla geldik bayan.” dedi, elindeki purosundan bir nefes daha alan diğeri. Şapkasının güneşliği, akşam üzerinin belirtisi sarı gün ışığında yüzünü gölgeliyordu. “Yoksa birkaç meraklı muggle daha ortadan kaldırmak zorunda bırakacaksınız bizi.”

Kadın endişeye kapılıp not defterini ve tüy kalemini çantasına tıkıştırırken, takım elbiseli olanlar incelemelerine devam etmekteydi. Amerika Birleşik Devletlerindeki kiliselerden gönderildiği çok bariz olan bir takım evraklara ellerini atıp incelemeye başlamışlardı ki, kilisenin girişinde tanıdık olmayan, garip aksanlı birisinin sesi duyuldu.

“Guten Abend, baylar!”

Her iki takım elbiseli de cübbelerini düzelterek sesin geldiği yöne dönmüşlerdi bir anlık afallamayla. Bu saatte kim olabilirdi bu döküntü yere uğrayan? Buraya son zamanlarda evsizler dışında kimsenin geldiğine şahit olmamışlardı oysa.

Karşılarında beyaz saçı ve sakalıyla, kara cübbenin içerisinde bir rahip olduğu kuşku taşımayacak, ince yapılı, yaşlı bir adam duruyordu. Kemikli yüzü ve sert mizacıyla pürdikkat etrafını gözlediği görülmekteydi. Yanında ise, başındaki Tirol şapkası, kısa pantolonu ve pantolon askılarıyla Alman yahut Avusturyalı olduğu şüphe götürmeyecek otuzlu yaşlarında, göz altlarındaki koyulukla gergin bir intiba uyandıran bir adam daha vardı.

Purosunu dudaklarına götüren takım elbiseli adamı takriben Bay Flower, ağır adımlarla birkaç adım öne çıktı konuşabilmek için. “Merhaba Peder Bey! Kilisenin yeni rahibi siz olmalısınız. Size nasıl yardımcı olabiliriz acaba?” Gözlerinde tedirgin bir ifade geziniyordu.

İhtiyar adam, karşısındaki üçlüyü baştan aşağı süzerken önüne çıkan yıkıntı halindeki engebeleri de yavaş yavaş aşarak yaklaşmaktaydı. Bir anlığına bakışları vitrayda açılmış olan deliklere takılmış olsa da, zemindeki camların üzerine basarak çıkardığı seslerden duraksamadığı belli olmaktaydı.

Öne çıkan takım elbiseliyle arasında birkaç adım kalıncaya kadar ilerledikten sonra bakışlarını oturakların bittiği yerde konuşlanmış ve İsa Heykeli ile haçın tam önünde yerlerini almış olan üçlüye çevirmişti. İngiliz Kilisesine püriten bir rahip atanacağını sanacak kadar cahiller! Bu sefer kanıt için uğraşmaya pek gerek kalmayacak... “Kasabaya yeni geldim evlatlar! Ne bu kilisenin bir rahibiyim, ne de İngiltere’nin bir vatandaşı. Yoldaşım Christoph ile-“ başıyla arkasında onu izlemekte olan Tirol şapkalı adamı işaret etti. “...çıkan dedikoduların aslını astarını soruşturmak için buradayız. Acaba siz centilmenlerin ve pek saygıdeğer hanımefendinin kim olduğunu öğrenebilir miyim?”

“Bizler... Bizler özel dedektifiz Peder bey. Benim adım Alan Flower ve ortağım Oliver Robin...” Arkasında purosunu tüttürmekte olan Oliver’ın parmakları çoktan cübbesinin içerisinden kemerine doğru kaymaktaydı. Adelhard’ın arkasında mevzilenmiş olan Christoph’un da aynı şekilde belindeki kemere doğru. Alan Flower sözlerine devam etti. “Hanımefendi de Almira Hazel, asistanımız ve katibimizdir. Tam da sizinle aynı sebepten buradayız. Olay yerini inceleme-“

“Britanya polis teşkilatının incelemeyi sonuçlandırdığını sanıyordum!” Sözü kesilen Bay Flower, arkasındaki Bay Robin’e doğru kaçamak bir bakış fırlattı. Bayan Hazel ise tedirgin adımlarla purosunu içmeye devam eden Bay Robin'e doğru yaklaşmaya başlamıştı.

“Soruşturmayı daha da detaylandırmak istiyoruz. Bu sebeple-“

“Şayet özel dedektif iseniz, birilerinin sizi tutmuş olması gerekiyor. Yanılıyor muyum? Yoksa Tanrı’nın evinde şehitlik mertebesine erişen kardeşlerimizin birisinin yakını tarafından mı görevlendirildiniz? Eğer öyleyse, bunu bilmem iyi olacaktır.”

“Ah, evet! Tabi ki... Ancak müşterimizin ismini gizlilik sebebiyle açıklayamayız, anlarsınız ya!”

“Tabi, anlıyorum.” Elini cebine götürdü yaşlı adam. Bir deste poker kartı çıkardı umursamaz bir tavırla. Kısa adımlarla oturakların önünde yanık izleri bulaşmış bir sehpaya doğru ilerlerken bir yandan da desteyi elinde karıştırmaya başlamıştı. “Kart oyunlarıyla aranız iyi midir dedektif?”

“Bunun konumuzla ne ilgisi var anlamadım ama-” Ortağı Robin’e çevirdiği bakışları onaylar bir ifadeyle karşılandıktan sonra da devam etti. “İyi sayılır.”

“O halde bir el oynamaya hayır demezsiniz!” Dedektiflerin bakışlarında bir şaşkınlık ifadesi aradı. Ancak daha çok tedirginlikti okuduğu. Benim gibi bir rahibin kilisede kumar oynama teklifine şaşırmayacak kadar cahil olamazlar dünyamız hakkında! Bizim hakkımızda bu kadar az şey bilmeleri zaaf değildir de nedir? “Kartlarımın Tanrı’nın iradesini taşıyan mesajlar olduğunu düşünmüşümdür hep. Ne zaman kararsız kalsam başvurma gereği duyarım. Ne kadar günah olduğunu bilsem de bunlara dokunduğumda... Nitekim benim için keyif veren bir iş değildir kart oyunları. O yüzden keyif veren bir günah da değildir. Hem, günah işlemeden tövbe etmenin değerini de bilemezsiniz değil mi? Mesele günahımızı seçebilmektir.”

Sehpanın hemen yanındaki sandalyelerden birisine yerleşti usulca. “Evet, bir oyuna ne dersiniz baylar?”

Flower ne diyeceğini bilemez bir üslupla bakakalırken arkasındaki Oliver Robin girdi söze. “Kusura bakmayın Peder Bey, ancak meşgul olduğumuz için bu davetinizi geri çevirmek zorundayız.” Purosunu yere atıp üstüne basarken, başıyla dışarıya doğru işaret ederek Bay Flower’a gitmelerini salık veren bir talimat verdi. Pembe elbisesindeki tozları silkelemekle meşgul olan Almira da tam onların peşinden hareketlenmişti.

Christoph sert bakışlarla hareketlenen üçlüyü gözlemlerken Adelhard konuşmaya kaldığı yerden devam etti. “Yerinizde olsam bahsi duymadan ayrılmazdım. Bu türden günahlar sizi şaşırtmasa gerek. Tanrının evinde kumar oynamak isteyen bir Rahibe şaşırmadığınız gibi...” Desteden rastgele bir kart seçti. König... Hareketlenen dedektiflerin kaskatı kesilmiş gibi duraksadıklarının ve kendisine döndüklerinin farkındaydı. Benim kartım...

“Bahis mi?” Bay Robin, yaşlı adamı sorgular bir halde, tetikte ve dikkat kesilmiş beklemekteydi.

“Bahis nedir, Peder?” demişti oldukça saf bir tonla Bayan Hazel. Tüm olanlara anlam vermeye çalışıyormuş gibi hala.

“Hayatınız...”

Meselenin ne olduğunu idrak etmeleriyle seherbazların asalarına uzanmaları bir olmuştu. Bir cadı avcısıyla karşı karşıyaydılar! En kötüsü de kendilerinin ne olduğunu bilen bir cadı avcısıyla...

Christoph bir eliyle kemerindeki kılıfta bekleyen çakmaklı tabancaya uzandı, diğer eli ise belindeki kemende. Tam bu esnada bir tabancanın ateşlendiğini duyuran bir gümbürtü koptu harabeye dönmüş kilisenin yüksek katlarından. Çakmaklı tabancanın sesi değildi bu, Adelhard’ın ayırt edebildiği kadarıyla. Colt marka olduğu belli bir tabancanın çıkardığı sesti bu. Tanıdık bir ses hem de...

[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/F-2AOSIUpUE[/youtube]
[/spoiler]

5
Prusya / Barut ve Kan
« : 03 Mart, 2022 16:01:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/CenhnFNkk3U[/youtube]
[/spoiler]

18 Nisan 1864 | Dybbøl Kasabası Yakınları | Danimarka - Prusya Sınırı

Kim bilir hangi topun atışına hedef olmuş da harabe halini almış yel değirmenlerinden birisini daha gerilerinde bırakıp, griye bulanmış yeşil çimenlerin üzerinde sürdükleri atlarıyla nihayet son tepeyi de aşmışlardı. Ufka varacak kadar geniş bir ova, önlerinde uzanmaktaydı. Toprağın en derinlerine kazılmış sayısız çukurla, havayı ağırlaştıran bir sis ve bir örümcek ağı gibi karşılarındaki siper tarlasını saran dikenli teller...

Otuz binden fazla Prusyalı ve Avusturyalı gencin öldürmek için üşüştüğü bu siperler, Danimarka’nın dört bir yanından gelen gençlerin kanlarıyla sulanmıştı. Hasadı dikenli tel, kokusu ise barut ve kandı. On bir gün süren bu kıyım nihayet sonlanmış ve Adelhard Foehrkolb da yanında Christoph olduğu halde, ne çok erken, ne de çok geç, fakat tam zamanında varmıştı Dybbøl kasabasına.

“Böylesini hiç görmemiştim Peder...” diyerek iç geçirdi Christoph farkında olmadan.

“Zion’un kapıları dünyevi hırsların kullarına kapalıdır, Christoph! Monrad aç gözlülüğünün bedelini bu çocuklara ödetti. Bismarck’ı hafife aldı. Prusyalıların Tötonların evlatları olduğunu unuttu!” Topuklarını kısrağının karnına gömen peder, en az cübbesi kadar siyah atıyla dört nala tepeden aşağı inmeye başladı. Christoph da peşinden aynı şekilde yola koyuldu.

Prusya’lı oldukları gri üniformalarından anlaşılan bir grup asker yaklaşmakta olan ikiliyi durdurana kadar siper yığınlarının kenarına varmışlardı bile. Askerlerin arasında kimi listeleri incelemekle meşgul, altın kartallı desene sahip omuzluklaryla öne çıkan ve subay olduğu her halinden belli birisi başını kağıt parçalarından kaldırıp yaklaşmakta olan ikiliye döndü. Pederi baştan aşağı bir süzmüş, sonra da arkasında yaklaşmakta olan Christoph’a kısa bir bakış atmıştı.

“Askerlere vaaz vermek için geldiyseniz geç kaldınız Peder Efendi! Ayrıca personelimiz arasında bu türden vazifeler için yeterince papaz mevcuttur.” Katı yüz hatları, karşısındakileri hakir gören bakışlarını gizleyemiyordu.

“Tanrı’nın varlığına en çok ölüme şahit olanlar ihtiyaç duyar. Birliklerinizde püriten evlatlar olduğunu duydum, Albay Weber. Son yolculuklarında yanında bulunmam icap eder.”

“Savaş mezhep ayrılığı gütmez peder bey. Gökten inmesi beklenen meleklerle kazanılmadığı gibi...”

“Bizim savaşımız insanlarla değildir albay.”

Askerlerin birkaçının tartışmadan kaçınmak istercesine bakışlarını uzaklaştırmaya başladığını fark eden albay, bu türden bir atışmanın morallerini kötü etkileyebileceğini kestirmiş gibi, başından savarcasına bir üslupla cevap verdi. “Eğer niyetiniz kayıplarımızla ilgilenmekse buyrun. Kimse sizi durdurmayacak. Bir an önce yola koyulmamız gerek.”

Askerlere başıyla selam veren rahip, yanında Christoph olduğu halde siperlere yaklaşırken genç adama döndü. “Böylesine bir vazife tutkusunun katı bir inançsızlıkla sarmalanması Prusya’nın çağımızdaki hastalığıdır Christoph!”

“Liberallerin zırvalıkları peder...”

“Biz uğraşımıza bakalım! Ingrid Adelgrief, sarışın bir hemşire ve Rahibe Gisela’nın dediğine göre levazımattan sorumlu.”

Christoph onaylar anlamında başını salladı ve iki adam da siperlerin dört bir yanına at sürdüler. Savaşın ardında bıraktıklarıyla ilgilenen kimi askerleri, levazımat subayını ve hastane görevlilerini sorguladılar. Aldıkları yanıtlar onları ormana doğru kıvrılan dar patikadaki at arabalarına yönlendirdi. Ingrid Adelgrief’in ölü Prusya askerlerinden bir kısmını at arabalarıyla sıhhiyenin morguna taşımak üzere olduğunu öğrenmişlerdi.


[spoiler]
[/spoiler]

Dört arabadan oluşan kafileye patika üzerinde tam da yola çıkmadan evvel yetişebilmişlerdi. Ölülerin cenaze alayı... Onlara dört sıhhiyeci refakat ediyordu. Bir tanesi sarışın, dikkat çekmeyecek resmi önlüğüne rağmen güzel denilebilecek bir kadındı. Hızla kendisine yaklaştılar.

“Frau Adelgrief, değil mi?” Rahip Adelhard atından inmiş ve arabaya tam da arkalarından yaklaşmaktaydı. Christoph birkaç adım arkasından seyrediyordu. Sarışın hemşire diğerlerinin yardımıyla kürekleri, iki adet sedyeyi, bir süpürge ve bir adet tüfeği en arkadaki arabaya yerleştirdikten sonra durgun bir tavırla döndü her ikisine.

“Evet, benim-” Rahibi fark ettiği anda duraksamış ve ne diyeceğini tartıp söylemeden evvel kara cübbesini bir anlığına inceleme gereği duymuştu. “Peder bey... Sizleri buraya hangi rüzgar attı acaba.”

Hangi mezhepten olduğumu sorsan daha dürüst olurdun, kadın diye düşündü peder. Eldivenini çıkartırken başıyla arkasında duran Christoph’u da işaret ederek, “Püriten evlatlarımızı son yolculuklarına uğurlamak için geldik. Bir de size birkaç soru sormak için... Tanrı’ya inancından kuşku duyamayacağımız bir dostumuz sizin orduya levazımattan sorumlu olmak için gönüllü olarak katıldığınızı söyledi. Doğru mudur?”

Bazı zamanlarda en son söylenmesi gerekeni ilk başta söylemek beklenmeyen bir tepki yaratabilirdi. Adelhard bakışlarıyla, kadının yüz hatlarını savaş planını inceleyen bir kumandan gibi arşınlamaktaydı. Yumuşak hatlara ve ince kaşlara sahip yüzü, biçimli burnu ve mavi gözleriyle kimileri için olması gereken kadar normal, sıradan bir Alman kadın intibaı uyandırıyordu. Adelhard için fazla sıradan denilebilecek ölçüde. Tam da cadıların bizim kabullenmemizi bekleyeceği türden birisi diye düşündü peder.

“Pek sayılmaz. Dedem Napolyon Savaşları esnasında ölmüş ve ailem kendisinin naaşına ulaşamamış. Orduya katılacağımı öğrendiklerinde başka torunların ve çocukların da benzer bir kaybı yaşamaması için levazımatta görev almamı istediler.”

Yalan söylüyordu. Kadın en fazla otuz yaşlarındaydı. Dedesinin Napolyon’a karşı savaşması için aşağı yukarı yüz yıl önce doğmuş olması lazımdı. Bizim dünyamıza ait kısıtlı tarih bilgisiyle beni kandırabileceğini sanıyor. Gönüllü olarak levazımatçı olmak isteyen kadın bir hemşire de pek görülmüş bir şey değildi. Tabi, ölülerle işi olan ve hexenwerk ile uğraşan birisi değilseniz.

“Kaybınız için üzgünüm. General Helmuth Karl Bernhard von Motke öldüğünde de, naaşını ailesine sizin teslim ettiğiniz söyleniyor, doğru mudur?”

Pederin ardı ardına sorularından işkillenen diğer levazımat görevlileri, yanlarında birkaç er olduğu halde yaklaşmaya başlamışlardı. Kadının soğuk terler döktüğünü hissedebiliyordu Peder.

“Evet, bendim. Daha doğrusu... Ben ilgilendim. Hem yıkanması hem de tetkikleri için-“

“General Motke’nin çalışma odasında tespit edilen bulgulara dair neler duydunuz? Askeri istihbarata özgü olanlarından bahsetmiyorum bayan, cam şişelerdeki karışımlardan bahsediyorum. Yahut ne için kullanıldığı belirsiz tütsülerden. Artık tedavülden kalkmış parşömenlere yazılmış olan notlardan.” Peder kadına iyice yaklaşmış ve avını inceleyen bir yırtıcı gibi etrafında ağır adımlarla volta atmaya başlamıştı. Christoph’un eli kemerindeki tabancanın kılıfında geziniyordu.

“Benim, bunların hiçbirisinden haberim yok peder bey... Neden bahsettiğinizi bilmiyorum.”

Levazımat erleri şüphe dolu bakışların ardından konuşmaya dahil oldular.

“Bir sorun mu var Ingrid?”

Kadın, erlere yardıma muhtaç bir bakışla karşılık verirken Adelhard araya girdi. “Bir sorun yok, evlat. Sadece rutin sorular. Hemşire hanım bize bir konuda yardımcı oluyordu. Sanırım, gereken cevapları aldık. Ayrılma zamanımız geldi, Christoph.”

Nihayet Peder, kadının yanından ağır adımlarla uzaklaşıp Christoph’la beraber atlarına doğru ilerlemek üzere yola koyuldular. Ingrid, büyük bir yükün altından kalkmış gibi bir rahatlamayla erlere teşekkür mahiyetinde gülümsemiş ve hep beraber at arabalarına geçmek üzere hareketlenmişlerdi. Tam da o esnada, yine pederin sesini duydu irkilerek.

“Ayrılmadan önce, son bir kez daha merakımı giderin Frau Adelgrid! Ne türden bir levazımat işi için süpürgeye ihtiyaç duyuyorsunuz. Ölülerin mezarını süpürmek için mi?”

Kadın buz gibi bir soğuğun tesirine girmişçesine donakalmıştı. Korku içerisinde açılmış gözleri ile arkasını döndü. Pederin sorgulayıcı bakışları ve Christoph’un tetikte bekleyişi vardı yine karşısında. Gözleri arabanın arkasına az önce yerleştirdiği ve tüfeğin hemen yanında duran süpürgeye kaydı.

“İzninizle, süpürgenize bir bakabilir miyim?”

Kadın elini süpürgenin olduğu tarafa doğrulturken, Adelhard’ın parmakları cübbesinin içindeki askılıklara ulaşmıştı çoktan. Arabanın vagonunda duran süpürge titremeye başlamıştı ki bir anlığına, keskin bıçakların kurbanının etini deldiği duyuldu. Bir kadının çığlığı ve bu çığlığı bölen, çakmaklı tabancanın gümbürtüsü...

Pederin fırlattığı bıçaklardan birisi Ingrid’in uzattığı eline saplanmış, bir diğeri ise omzunu bulmuştu. Christoph’un ateşlediği tabancası havayı barut kokusuyla doldurmuş, hemşire yerde kan izleri bırakarak arabanın ön tarafına savrulmuştu. Levazımat erleri tüfeklerini kavrayıp olay yerine koşarken, kadın güç bela yerinden kalkarak arabanın sürücü koltuğuna atmıştı kendisini. Adelhard bir çırpıda ulaştığı arabadan süpürgeyi kaptığı gibi diziyle iki parçaya ayırdı. Levazımat erleri tüfeklerini doğrultmuş şekilde ellerini havaya kaldırmış ve tabancasını yere bırakmış Christoph’a yaklaşmaktayken, Peder de kırdığı tahta parçasını arabanın tekerine sapladı. “Auf Wiedersehen, hexe!”

Ingrid’in şaklattığı kırbaçlarla atlar hareketlendiler. Tekere saplanan tahta parçasının toprak zemine çarpmasıyla araba diğer yana doğru savruldu. Vagondaki ölülerin ağırlığıyla da ters dönüp toprağın üzerinde yan yatarak gürültüyle sürüklenmeye başladı. Erler şaşkınlık içerisinde tüfeklerini Adelhard’a doğrulttuklarında pederin elinin cübbesine uzandığını fark ettiler. İçlerinden birisi bağırdı.

“Sakın kıpırdama ihtiyar! Ellerini çıkar ve görebileceğimiz bir yere koy! Neler çeviriyorsunuz burada?”

“Benim adım Adelhard Foehrkolb evlatlar. Bir rahip ve kendini Tanrı’nın savaşına adamış bir cadı avcısıyım. Şu elimde görmüş olduğunuz-“ Cübbesine uzanan parmakları, soluk turuncu renginde seyreden kağıt parçasını ağır hareketlerle çıkardı. “Bu evraklar; Pastör Bernauer tarafından hazırlanmış, Bavyera Hükümeti tarafından onaylanmış ve bizzat Veliaht Prens Frederick tarafından tanınmış, Cadı Avı faaliyetlerimize dair resmi izinler olup, Schleswig Kilisesi tarafından çıkartılan cadı ilanlarını da ihtiva etmektedir.”

Devrilen arabanın sürücü koltuğundan dışarı fırlamış ve muhtemelen cansız olarak yerde yatmakta olan Ingrid’i gösterdi parmaklarıyla ve devam etti. “Sizin levazımatta gönüllü hemşire olarak vazife aldığını sandığınız Ingrid Adelgrief’ın ölüler üzerinde gerçekleştirdiği deneyler sebebiyle cadı olarak arandığına dair gerekli tüm belgeleri de içerisinde bulabilirsiniz. Şüphesiz Tanrı’nın işini yapanlara sağlayacağınız kolaylık, cennette size mükafat olarak geri dönecektir evlatlar!”

Erlerden birisi yaklaşıp elindeki belgeleri topladı ve siperlere yakın yere konuşlanmış çadırlara doğru koşar adım uzaklaştı. Askerlerden birisi tüfeği elinde olduğu halde pedere yaklaştı. “Levazımat subayı dediklerinizi onaylayana kadar buradan ayrılamazsınız!”

Adelhard gülümsedi. Kemerine uzanan eliyle hançerini çıkarırken cevap verdi. “Öyle bir niyetimiz yok evlat. Nitekim cadıyı sorgulamak için vakte ihtiyacımız olacak... Christoph!”

İkili askerlerin dikkatli bakışlarının altında yerde yatan sarışın hemşireye yaklaştılar. Elindeki hançeri dikkatlice kadının yüzüne dayayan ve ölüp ölmediğini tetkik eden Pederin dikkatini Christoph’un sözleri dağıtmıştı.

“General Motke’yi bu cadının öldürdüğünü mü düşünüyorsunuz peder?”

“Aksine! General Motke’nin bizim bildiğimiz General Motke olmadığından şüpheleniyorum...”

“Nasıl olur bu? Generali Prusyada tanımayan-“

“Cadıların ve büyücülerin başkalarının kılığına hiç de zorlanmadan, kolaylıkla girebildiğine tanık olduktan sonra Christoph; kendi şüpheciliğimin bile yetersiz olduğunu düşünmeye başladım.” Ingrid’in göz kapaklarını açıp nabzını kontrol etti. Ölmemiş... Güzel. Ayıldığında, ölmüş olmayı dileyecek! Bakışlarını Christoph’un allak bullak olmuş yüzüne çevirdi. “Kendi şer dünyalarında farklı bir Motke, bizim dünyamızda ise farklı. Başka birisini öldürüp generalin kılığında gömdüler. Asıl Motke ise kendi uğursuz emelleri için gizli bir göreve geçti. Belki de asla geri dönmeyeceği bir göreve...”

“Ama, onun bir işbirlikçi olduğunu söylemiştiniz. Büyücü kılığında bir cadı avcısı...”

“Bizim işbirlikçimiz değil, Christoph! Bizim işbirlikçimiz değil.”

6
Cadı Avcısı Karakter Başvuruları / Adelhard Foehrkolb - Kartenjäger
« : 01 Mart, 2022 01:00:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Adelhard Foehrkolb

Karakterin Yaşı: 60

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Uslanmaz bir kumarbaz, katı bir din insanı. Dediğim dedik, zor bir baba.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Ailesi Prusya asıllı Amerikan olup, çocukluğunda taşındıkları Amerika Birleşik Devletleri'nde, Boston'da büyümüştür. Bir yargıç olan babasının katı disiplini altında gönderildiği kilisede aldığı eğitimler sonucunda bir din görevlisi olmuştur. Memleketi Almanya'ya döndükten sonra rahip olarak Bavyera köylerinde uzunca bir süre görev almıştır. Bu dönemde köylerde görülen doğa üstü canlılara karşı mücadele girişimleriyle başlayan kariyeri babasının girişimleri sonucu atandığı New England bölgesinde üst düzey kilise yetkilisi olarak devam etmiştir. İngiliz Kilisesine karşı olan görüşleri ve babasından miras katı püriten tutumu yüzünden yerel otoriteyle anlaşmazlığa düştükten sonra ise kendini gizli gizli kumara vurmuştur. Kartlarla arasının ne kadar iyi olduğunu da ilk bu dönemde fark etmiştir. Kumara düşkün bir cadı avcısı olarak lakabının önce Prusya'da sonra ise Amerika'da Kartenjäger'e (Kart Avcısı) çıkması da bu yüzdendir.

Kart oyunlarının Tanrı'nın iradesini göstermek için kullandığı bir araç olduğu yönünde aykırı fikirleri ve tüm bunlara tezat katı püriten tavrı arasındaki çelişkiye rağmen; Bavyera'dan gelen tecrübesi ve cadıları tespit etmekteki sıra dışı yeteneği yüzünden muhtelif köylerin kurulları tarafından yardım çağrısı almış ve hemen hemen gittiği her köyde dedikodulara malzeme olacak kadar acımasız bir üslupla kökten çözümcü yöntemler uygulamıştır.

Evliliği uzun sürmemiş ve ilk çocuğu doğduktan sonra karısı Emillia vefat etmiştir. Babasının ölümünden sonra kendisinden miras kalan malvarlığını Salem'e taşımış ve büyüdüğü kasabanın önde gelenlerinden birisi olmasını sağlayacak kadar mülk edinmiştir. Bunda uslanmak bilmeyen kumar alışkanlığından kazandıklarının da payı vardır elbette. Sonraki yıllarını ise Amerika'nın çeşitli kasabalarına kilise adına gitmek ve yöredeki cadı, büyücü, yaratıkları ıslah etmeye harcamış, oğlu Thomas'ın da kendisi gibi bir din insanı-yargıç olması için hiçbir masraftan kaçınmamıştır.

Bir zamanlar Almanya'da tanıştığı cadı avcısı Karl Bernhard von Moltke'nin sonradan büyücü olduğunun ortaya çıkması üzerine kendisini avlamak üzere İngiltere'ye gelmiş ancak ne yazık ki kızıl bir cadı tarafından öldürüldüğü duyumunu almıştır.

İstediğiniz Meslek: Rahip

Karakterinizin Mahşer Yolu: Gelin'in Yolu - Tılsım

Başlangıç Teçhizatı: 10 + 8 GP (Yaş Bonusu)
Kutsanmış Cübbe - 8 GP
Kısa Bıçak - 5 tane 1 GP
Kutsal Kitap - 2 GP
Hançer - 2 GP
Kutsal Gümüş Sembol - 5 GP

İmza Eşyası: Bir türlü yanından ayıramadığı poker destesi. Mucizelere kapı açan Tanrı'nın iradesi olan kartlar...

Örnek RP: : )

7
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 28 Şubat, 2022 02:26:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Stephen Lang - Adelhard Foehrkolb

Sayfa: [1]