[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/CenhnFNkk3U[/youtube]
[/spoiler]
18 Nisan 1864 | Dybbøl Kasabası Yakınları | Danimarka - Prusya Sınırı
Kim bilir hangi topun atışına hedef olmuş da harabe halini almış yel değirmenlerinden birisini daha gerilerinde bırakıp, griye bulanmış yeşil çimenlerin üzerinde sürdükleri atlarıyla nihayet son tepeyi de aşmışlardı. Ufka varacak kadar geniş bir ova, önlerinde uzanmaktaydı. Toprağın en derinlerine kazılmış sayısız çukurla, havayı ağırlaştıran bir sis ve bir örümcek ağı gibi karşılarındaki siper tarlasını saran dikenli teller...
Otuz binden fazla Prusyalı ve Avusturyalı gencin öldürmek için üşüştüğü bu siperler, Danimarka’nın dört bir yanından gelen gençlerin kanlarıyla sulanmıştı. Hasadı dikenli tel, kokusu ise barut ve kandı. On bir gün süren bu kıyım nihayet sonlanmış ve Adelhard Foehrkolb da yanında Christoph olduğu halde, ne çok erken, ne de çok geç, fakat tam zamanında varmıştı Dybbøl kasabasına.
“Böylesini hiç görmemiştim Peder...” diyerek iç geçirdi Christoph farkında olmadan.
“Zion’un kapıları dünyevi hırsların kullarına kapalıdır, Christoph! Monrad aç gözlülüğünün bedelini bu çocuklara ödetti. Bismarck’ı hafife aldı. Prusyalıların Tötonların evlatları olduğunu unuttu!” Topuklarını kısrağının karnına gömen peder, en az cübbesi kadar siyah atıyla dört nala tepeden aşağı inmeye başladı. Christoph da peşinden aynı şekilde yola koyuldu.
Prusya’lı oldukları gri üniformalarından anlaşılan bir grup asker yaklaşmakta olan ikiliyi durdurana kadar siper yığınlarının kenarına varmışlardı bile. Askerlerin arasında kimi listeleri incelemekle meşgul, altın kartallı desene sahip omuzluklaryla öne çıkan ve subay olduğu her halinden belli birisi başını kağıt parçalarından kaldırıp yaklaşmakta olan ikiliye döndü. Pederi baştan aşağı bir süzmüş, sonra da arkasında yaklaşmakta olan Christoph’a kısa bir bakış atmıştı.
“Askerlere vaaz vermek için geldiyseniz geç kaldınız Peder Efendi! Ayrıca personelimiz arasında bu türden vazifeler için yeterince papaz mevcuttur.” Katı yüz hatları, karşısındakileri hakir gören bakışlarını gizleyemiyordu.
“Tanrı’nın varlığına en çok ölüme şahit olanlar ihtiyaç duyar. Birliklerinizde püriten evlatlar olduğunu duydum, Albay Weber. Son yolculuklarında yanında bulunmam icap eder.”“Savaş mezhep ayrılığı gütmez peder bey. Gökten inmesi beklenen meleklerle kazanılmadığı gibi...” “Bizim savaşımız insanlarla değildir albay.”Askerlerin birkaçının tartışmadan kaçınmak istercesine bakışlarını uzaklaştırmaya başladığını fark eden albay, bu türden bir atışmanın morallerini kötü etkileyebileceğini kestirmiş gibi, başından savarcasına bir üslupla cevap verdi.
“Eğer niyetiniz kayıplarımızla ilgilenmekse buyrun. Kimse sizi durdurmayacak. Bir an önce yola koyulmamız gerek.”Askerlere başıyla selam veren rahip, yanında Christoph olduğu halde siperlere yaklaşırken genç adama döndü.
“Böylesine bir vazife tutkusunun katı bir inançsızlıkla sarmalanması Prusya’nın çağımızdaki hastalığıdır Christoph!”“Liberallerin zırvalıkları peder...”“Biz uğraşımıza bakalım! Ingrid Adelgrief, sarışın bir hemşire ve Rahibe Gisela’nın dediğine göre levazımattan sorumlu.”Christoph onaylar anlamında başını salladı ve iki adam da siperlerin dört bir yanına at sürdüler. Savaşın ardında bıraktıklarıyla ilgilenen kimi askerleri, levazımat subayını ve hastane görevlilerini sorguladılar. Aldıkları yanıtlar onları ormana doğru kıvrılan dar patikadaki at arabalarına yönlendirdi. Ingrid Adelgrief’in ölü Prusya askerlerinden bir kısmını at arabalarıyla sıhhiyenin morguna taşımak üzere olduğunu öğrenmişlerdi.
[spoiler]
[/spoiler]
Dört arabadan oluşan kafileye patika üzerinde tam da yola çıkmadan evvel yetişebilmişlerdi. Ölülerin cenaze alayı... Onlara dört sıhhiyeci refakat ediyordu. Bir tanesi sarışın, dikkat çekmeyecek resmi önlüğüne rağmen güzel denilebilecek bir kadındı. Hızla kendisine yaklaştılar.
“Frau Adelgrief, değil mi?” Rahip Adelhard atından inmiş ve arabaya tam da arkalarından yaklaşmaktaydı. Christoph birkaç adım arkasından seyrediyordu. Sarışın hemşire diğerlerinin yardımıyla kürekleri, iki adet sedyeyi, bir süpürge ve bir adet tüfeği en arkadaki arabaya yerleştirdikten sonra durgun bir tavırla döndü her ikisine.
“Evet, benim-” Rahibi fark ettiği anda duraksamış ve ne diyeceğini tartıp söylemeden evvel kara cübbesini bir anlığına inceleme gereği duymuştu.
“Peder bey... Sizleri buraya hangi rüzgar attı acaba.”Hangi mezhepten olduğumu sorsan daha dürüst olurdun, kadın diye düşündü peder. Eldivenini çıkartırken başıyla arkasında duran Christoph’u da işaret ederek,
“Püriten evlatlarımızı son yolculuklarına uğurlamak için geldik. Bir de size birkaç soru sormak için... Tanrı’ya inancından kuşku duyamayacağımız bir dostumuz sizin orduya levazımattan sorumlu olmak için gönüllü olarak katıldığınızı söyledi. Doğru mudur?”Bazı zamanlarda en son söylenmesi gerekeni ilk başta söylemek beklenmeyen bir tepki yaratabilirdi. Adelhard bakışlarıyla, kadının yüz hatlarını savaş planını inceleyen bir kumandan gibi arşınlamaktaydı. Yumuşak hatlara ve ince kaşlara sahip yüzü, biçimli burnu ve mavi gözleriyle kimileri için olması gereken kadar normal, sıradan bir Alman kadın intibaı uyandırıyordu. Adelhard için fazla sıradan denilebilecek ölçüde.
Tam da cadıların bizim kabullenmemizi bekleyeceği türden birisi diye düşündü peder.
“Pek sayılmaz. Dedem Napolyon Savaşları esnasında ölmüş ve ailem kendisinin naaşına ulaşamamış. Orduya katılacağımı öğrendiklerinde başka torunların ve çocukların da benzer bir kaybı yaşamaması için levazımatta görev almamı istediler.”Yalan söylüyordu. Kadın en fazla otuz yaşlarındaydı. Dedesinin Napolyon’a karşı savaşması için aşağı yukarı yüz yıl önce doğmuş olması lazımdı.
Bizim dünyamıza ait kısıtlı tarih bilgisiyle beni kandırabileceğini sanıyor. Gönüllü olarak levazımatçı olmak isteyen kadın bir hemşire de pek görülmüş bir şey değildi. Tabi, ölülerle işi olan ve
hexenwerk ile uğraşan birisi değilseniz.
“Kaybınız için üzgünüm. General Helmuth Karl Bernhard von Motke öldüğünde de, naaşını ailesine sizin teslim ettiğiniz söyleniyor, doğru mudur?”Pederin ardı ardına sorularından işkillenen diğer levazımat görevlileri, yanlarında birkaç er olduğu halde yaklaşmaya başlamışlardı. Kadının soğuk terler döktüğünü hissedebiliyordu Peder.
“Evet, bendim. Daha doğrusu... Ben ilgilendim. Hem yıkanması hem de tetkikleri için-““General Motke’nin çalışma odasında tespit edilen bulgulara dair neler duydunuz? Askeri istihbarata özgü olanlarından bahsetmiyorum bayan, cam şişelerdeki karışımlardan bahsediyorum. Yahut ne için kullanıldığı belirsiz tütsülerden. Artık tedavülden kalkmış parşömenlere yazılmış olan notlardan.” Peder kadına iyice yaklaşmış ve avını inceleyen bir yırtıcı gibi etrafında ağır adımlarla volta atmaya başlamıştı. Christoph’un eli kemerindeki tabancanın kılıfında geziniyordu.
“Benim, bunların hiçbirisinden haberim yok peder bey... Neden bahsettiğinizi bilmiyorum.”Levazımat erleri şüphe dolu bakışların ardından konuşmaya dahil oldular.
“Bir sorun mu var Ingrid?”Kadın, erlere yardıma muhtaç bir bakışla karşılık verirken Adelhard araya girdi.
“Bir sorun yok, evlat. Sadece rutin sorular. Hemşire hanım bize bir konuda yardımcı oluyordu. Sanırım, gereken cevapları aldık. Ayrılma zamanımız geldi, Christoph.”Nihayet Peder, kadının yanından ağır adımlarla uzaklaşıp Christoph’la beraber atlarına doğru ilerlemek üzere yola koyuldular. Ingrid, büyük bir yükün altından kalkmış gibi bir rahatlamayla erlere teşekkür mahiyetinde gülümsemiş ve hep beraber at arabalarına geçmek üzere hareketlenmişlerdi. Tam da o esnada, yine pederin sesini duydu irkilerek.
“Ayrılmadan önce, son bir kez daha merakımı giderin Frau Adelgrid! Ne türden bir levazımat işi için süpürgeye ihtiyaç duyuyorsunuz. Ölülerin mezarını süpürmek için mi?”Kadın buz gibi bir soğuğun tesirine girmişçesine donakalmıştı. Korku içerisinde açılmış gözleri ile arkasını döndü. Pederin sorgulayıcı bakışları ve Christoph’un tetikte bekleyişi vardı yine karşısında. Gözleri arabanın arkasına az önce yerleştirdiği ve tüfeğin hemen yanında duran süpürgeye kaydı.
“İzninizle, süpürgenize bir bakabilir miyim?”Kadın elini süpürgenin olduğu tarafa doğrulturken, Adelhard’ın parmakları cübbesinin içindeki askılıklara ulaşmıştı çoktan. Arabanın vagonunda duran süpürge titremeye başlamıştı ki bir anlığına, keskin bıçakların kurbanının etini deldiği duyuldu. Bir kadının çığlığı ve bu çığlığı bölen, çakmaklı tabancanın gümbürtüsü...
Pederin fırlattığı bıçaklardan birisi Ingrid’in uzattığı eline saplanmış, bir diğeri ise omzunu bulmuştu. Christoph’un ateşlediği tabancası havayı barut kokusuyla doldurmuş, hemşire yerde kan izleri bırakarak arabanın ön tarafına savrulmuştu. Levazımat erleri tüfeklerini kavrayıp olay yerine koşarken, kadın güç bela yerinden kalkarak arabanın sürücü koltuğuna atmıştı kendisini. Adelhard bir çırpıda ulaştığı arabadan süpürgeyi kaptığı gibi diziyle iki parçaya ayırdı. Levazımat erleri tüfeklerini doğrultmuş şekilde ellerini havaya kaldırmış ve tabancasını yere bırakmış Christoph’a yaklaşmaktayken, Peder de kırdığı tahta parçasını arabanın tekerine sapladı.
“Auf Wiedersehen, hexe!”Ingrid’in şaklattığı kırbaçlarla atlar hareketlendiler. Tekere saplanan tahta parçasının toprak zemine çarpmasıyla araba diğer yana doğru savruldu. Vagondaki ölülerin ağırlığıyla da ters dönüp toprağın üzerinde yan yatarak gürültüyle sürüklenmeye başladı. Erler şaşkınlık içerisinde tüfeklerini Adelhard’a doğrulttuklarında pederin elinin cübbesine uzandığını fark ettiler. İçlerinden birisi bağırdı.
“Sakın kıpırdama ihtiyar! Ellerini çıkar ve görebileceğimiz bir yere koy! Neler çeviriyorsunuz burada?”“Benim adım Adelhard Foehrkolb evlatlar. Bir rahip ve kendini Tanrı’nın savaşına adamış bir cadı avcısıyım. Şu elimde görmüş olduğunuz-“ Cübbesine uzanan parmakları, soluk turuncu renginde seyreden kağıt parçasını ağır hareketlerle çıkardı.
“Bu evraklar; Pastör Bernauer tarafından hazırlanmış, Bavyera Hükümeti tarafından onaylanmış ve bizzat Veliaht Prens Frederick tarafından tanınmış, Cadı Avı faaliyetlerimize dair resmi izinler olup, Schleswig Kilisesi tarafından çıkartılan cadı ilanlarını da ihtiva etmektedir.”Devrilen arabanın sürücü koltuğundan dışarı fırlamış ve muhtemelen cansız olarak yerde yatmakta olan Ingrid’i gösterdi parmaklarıyla ve devam etti. “
Sizin levazımatta gönüllü hemşire olarak vazife aldığını sandığınız Ingrid Adelgrief’ın ölüler üzerinde gerçekleştirdiği deneyler sebebiyle cadı olarak arandığına dair gerekli tüm belgeleri de içerisinde bulabilirsiniz. Şüphesiz Tanrı’nın işini yapanlara sağlayacağınız kolaylık, cennette size mükafat olarak geri dönecektir evlatlar!”Erlerden birisi yaklaşıp elindeki belgeleri topladı ve siperlere yakın yere konuşlanmış çadırlara doğru koşar adım uzaklaştı. Askerlerden birisi tüfeği elinde olduğu halde pedere yaklaştı.
“Levazımat subayı dediklerinizi onaylayana kadar buradan ayrılamazsınız!”Adelhard gülümsedi. Kemerine uzanan eliyle hançerini çıkarırken cevap verdi.
“Öyle bir niyetimiz yok evlat. Nitekim cadıyı sorgulamak için vakte ihtiyacımız olacak... Christoph!”İkili askerlerin dikkatli bakışlarının altında yerde yatan sarışın hemşireye yaklaştılar. Elindeki hançeri dikkatlice kadının yüzüne dayayan ve ölüp ölmediğini tetkik eden Pederin dikkatini Christoph’un sözleri dağıtmıştı.
“General Motke’yi bu cadının öldürdüğünü mü düşünüyorsunuz peder?”“Aksine! General Motke’nin bizim bildiğimiz General Motke olmadığından şüpheleniyorum...”“Nasıl olur bu? Generali Prusyada tanımayan-““Cadıların ve büyücülerin başkalarının kılığına hiç de zorlanmadan, kolaylıkla girebildiğine tanık olduktan sonra Christoph; kendi şüpheciliğimin bile yetersiz olduğunu düşünmeye başladım.” Ingrid’in göz kapaklarını açıp nabzını kontrol etti.
Ölmemiş... Güzel. Ayıldığında, ölmüş olmayı dileyecek! Bakışlarını Christoph’un allak bullak olmuş yüzüne çevirdi.
“Kendi şer dünyalarında farklı bir Motke, bizim dünyamızda ise farklı. Başka birisini öldürüp generalin kılığında gömdüler. Asıl Motke ise kendi uğursuz emelleri için gizli bir göreve geçti. Belki de asla geri dönmeyeceği bir göreve...”“Ama, onun bir işbirlikçi olduğunu söylemiştiniz. Büyücü kılığında bir cadı avcısı...”“Bizim işbirlikçimiz değil, Christoph! Bizim işbirlikçimiz değil.”