17 Nisan, 2026 09:31:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cornelia Barthélemy

Sayfa: 1 [2] 3 4
16
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 11 Mart, 2022 17:44:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Elmalı tart ile turnayı gözünden vuran Cornelia, küçük çocuğun dilinin çözülmesini sağlamış gibiydi. Artık biraz daha rahatlayarak arkasına yaslandı otururken. Ancak vakit ilerledikçe çocuğun anlatacaklarından sonra içine bir ateş düşecekti. Kendi geçmişinden gün yüzüne çıkan acıları harlanacaktı. Babasından bahsetti ilk hala adını bilmediği ufaklık. Fabrikada çalışıyormuş adamcağız. Cornelia, sanayileşmenin gram katkısını göremiyordu evrene. Evet, belki ilerleyeceklerdi bulundukları tarih diliminde ama büyük bir yıkımın gelişinin ayak sesleri olacaktı gümbür gümbür. En azından Cornelia buna inanıyordu. İşsizliğin artışı, kas gücüne artık daha az duyulan ihtiyaç ile saatlerce belki bir boğazlık karın tokluğuna çalışmak… Etten, kemikten, kandan olanı sömürmek… Nefret ediyordu demir tadı veren bu tiksinç hayattan.

Öte yandan, maddi durumun yetersizliğinden ve insanların ihtiyaçlarından kilisenin nasıl da kolayca faydalandığı açık bir şekilde ortadaydı. Dini hiç sorgulamamış hatta üstüne bir kez olsun hiç düşünmemiş olan cadı dinin addettirildiği durumu gördükçe sinirleniyordu. Öfkesini yöneltebileceği o kadar çok şey vardı ki kadının… Buram buram pislik kokuyordu kilise ve öğretileri. Çocuğu bölmemeye karar verdi Cornelia. Onun eteğindeki bütün taşları dökmesini istiyordu. Döksün ki niceleri kurtulsun. Küfürbaz müfürbaz ama kadın ona baktıkça ve çocuk konuştukça bam teline dokunuyordu bir şeyler. Sürünün en küçüğü olmak. Hafife alınmak. Farklı olmak. Ucube olarak görülmek. Hangi bağlamda?

Bez bebeği duyunca yutkundu Cornelia. Bir dönem kendini böyle hissettiği olmuştu. Çocuğun Victoria’sının aksine, yırtık pırtık ruhuna yama yapılarak bir sürü elbiselerle süslenerek başkalarının isteği doğrultusunda eylemlerine hatta düşüncelerine şekil vermek zorunda kalmıştı. Bir zamanlar hangi rafta görürse görsün bez bebekleri buğulu gözlerle onlara bakardı camın arkasından. Anlatılanlarla bağ kurabiliyordu ama daha farklı bir şekilde. Bayan Bennett’in elinden aldığı bordo ipi anımsadı. Duvara fırlatmıştı bir paçavra gibi. Hırçınlaşmıştı ama bir şey yapamamıştı, dizleri hala o anki gibi titriyordu sanki. Kafiydi bunca acı.

Buhranını dizginledi. Güçlü olmak için ve sağlıklı bir şekilde hissettiklerini bastırmak için eğitilmişti Ulysess tarafından. O olmasa ne yapardı kim bilir? Minnet duydu tekrardan. Kulağı düşüncelerinin ezilmişliği altındayken bile çocuktaydı. Büyülenmiş tüy kalemin not ettiklerini kontrol etti göz ucuyla. Anlam veremediği çok şey vardı. Sırayla üstünden gidilmeliydi hepsinin. Boğazını temizledi. Tartı yememişti çocuk. Zorlamayacaktı. Masada duran su dolu bardağı önüne doğru çekti çocuğun. Hala pis cadıydı Cornelia. Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarının kıvrımında. Ciddiyetini bozmadı ama. Naif bir yaklaşımla “Hala bana adını söylemedin.” dedi ilk. Öğrendikten sonra kafasının bir köşesini kurcalayan kısımlara değinecekti. Aklına bir şeyler geliyordu Cornelia’nın anlatılan hikâyeden ötürü ancak konduramıyordu. Olabilir miydi? Efsaneden ibaret değil miydi? Cadı Avcıları, kiliseler, eğitimleri, topladıkları çocuklar… Çok fazla belirsizlik hâkim. Kesin bir sonuca ulaşmak için hala yetersizdi eldeki bulgular. “Sınandığınızı söyledin. Ne şekilde? Hangi yeteneklere göre kiliselere ayrılıyordunuz? Üç büyük disiplini anlat bana.“ dedikten sonra “Sen bir ucube değilsin.” diye ekledi. Eklemeden yapamazdı. Hala bir çocuktu o. Yanlış yönlendirilmiş bir çocuk. “Farklı olabilirsin ama bir ucube asla değilsin. Farklı olmak güzeldir. Herkes gibi olmak çok sıkıcı. Hem birçok açıdan farklı olabilirsin. Benim gördüğüme göre farklılığın cesaretinden geliyor. Yaşına göre çok cesursun. Bu benim düşüncem. Peki, ailenin hangi konseptte farklı olduğunu düşündüğünü biliyor musun? Sence nasıl bir farklılığın var? Kilisede bunun üzerine durulmuş anlaşılan. Tanrı’nın lütfu sana nasıl bir güç bahşediyor?” Eğer bu sorularına cevap alabilirse diğer kiliseleri soracaktı şekillenen konuşmanın geleceğiyle beraber (Yazar burada zarı yüksek gelirse onu da sormuş gibi sayılmasını isteğini belirtiyor asdfj). Gabriel ve Raphael. Ne öğrenebilirse ona göre sorularını dizecekti. Dini mekanlardan o kadar uzaktı ki Cornelia kiliselerin adlarını öğrenmesine rağmen gerçeğin kilitli kapılar ardına kapatıp farklı bir imajla yansıtılıp yansıtılmadığından emin olamıyordu. Diğer kiliselerin yerlerini biliyor olabilir miydi? Hepsi Britanya sınırlarının içerisinde miydi? Sorgudan sonra not alınanlarla birlikte Seth ile değerlendirmeliydi çoğu şeyi.[/justify]

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8






17
Destek Çalışanları Ofisi / Ynt: Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?
« : 11 Mart, 2022 01:39:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Çekil şuradan, çekil!”diyerek ve çalışanları ittire kaktıra ilerliyordum Bakanlık koridorlarında. Resmen rezillik! Burnumdan soluduğumun misliyle topuklarımla inletiyordum o uğultulu koridorların yoğunluğunu bastırırcasına. Bir hışımla varabildiğim katta başına kovboy şapkasını asmış olan Das’ı görünce duraksadım kulaklarıma çığırtkan sesleri dolarken. Hooop! Kaçış yok. Tuttum hemen ensesinden. “Nereye böyle beyefendi? Alacaklı mı kovalıyor?” dedim ve yönünü kendime doğru çevirdim. “Takım elbisen olmadan tanıyamıyorum artık seni.”Fransızca konuşmaya başladı anında tabi hınzır. Derme çatma bir şeyler söylüyor. Sinirli anımda bile güldürmeyi başarıyor bu adam. Sakinleştirmeye çalışmadı beni. O da biliyor, dokunsa önüme geleni saç telleriyle boğacağımı. Ailemiz adına gerekeni yaptığını falan da söyledi ama benim için hiçbir şey değişmemişti. Das gerekli olan şeyleri söylemiştir elbette ama bir de biz uğrayalım, değil mi? Hele de benim gibi ayrımcılıktan hazzetmeyen bir kadın için sakin kalmak imkansızken bir de hiyerarşi falan filan uğraştırıyorlar. Hiç çekemem. Das ile olan ayaküstü sohbetimizi yarıda kesmek zorundaydım ki bizim sahtekarla birlikte oyalanmak gündelik işlerimi daha da sekteye uğratmasın. Büro dehşet yoğun, denetimi yapılmayan angarya işlerle oyalayamam daha fazla kendimi. “Senle akşam evde görüşeceğiz.” der demez Das hızlı bir şekilde ortamı terk etmekle meşgul olmaya başladı, ben de vurdum kapıyı, girdim içeri. Başladım söylenmeye.

“Bir işi de doğru yapın! Ülkelerarası iş birliğini sağlayamıyorsunuz diye ben buraya kadar gelmek zorunda mıyım? Teker teker aldırırım sizi buradan. Teker teker bedel ödetirim.” Hala sakin çıkıyordu sözlerim aslında.“Hanımefendi neler oluyor? Buyurun, bir konuşalım.” diye bir çalışan atılınca başladı mevzu. “Başlatma hanımefendine! Başkalarına yap ezberlenmiş kibar ağzı! Ben Cornelia Barthélemy. Yasal Yaptırım bürosundan, ancak; burada Bakanlık kimliğim ile değil Fransa’nın önde gelen soylu safkan aile üyesi olarak bulunuyorum. Soyadımı daha önce duymamışsınız belli ki. ŞİMDİ, duymanızın ise hiçbir şekilde hayra alamet olmadığını anlayacaksınız. Yaptığınız yanlışı yüzünüze vurmaya geldim. Kim yolluyor bu broşları? Bir değil, iki değil. Bu ne hadsizlik?” dediğimde aldığım cevap çığırtkanın sahibesini adres gösteriyordu. “Boleyn moleyn balon malon anlamam ben! Tek safkan aile onlar mı var? Denetimi doğru düzgün yapacaksınız kardeşim! Hiçbir itiraz dilekçesidir, doldurulacak belgedir bilmem ne zımbırtısıdır… DOL-DUR-MU-YO-RUM! İyice kontrol edilmeden bir safkana broş yollamak saçmalığın daniskasıdır ve Bakanlık adına utanç verici bir harekettir! EYYY YÜCE BRİTANYA! ADIN LEKELENİYOR, BAKANLIK LEKELENİYOR! Fransa Bakanlığı ile derhal iletişim kurulsun!!! Ayak işlerini mi kitliyorsunuz yoksa? SAÇMALIK! HİÇ KİMSE BİZİM GİBİ SAFKAN BİR AİLEYİ SORGULAYAMAZ VEYA GÖRMEZDEN GELEMEZ. HİÇ KİMSE!” Kükredim adeta. Ardından cübbemin cebinde tuttuğum broşlardan ikisini de çıkarıp masaya vurdum. İnerken dahi bir diğer elimde tuttuğum asayla kıvrak bir şekilde yakmaya başladım. Çalışanlardan biri kısa bir süre yanışını izleyip söndürmeye girişti. Bir yandan da ağzını açamadan durdurdum onu. “SÖZLERİNİ KENDİNE SAKLA! KAĞIIIIT GİBİ KAĞIIIIT GİBİ YANIYOR! GÖRÜYORSUNUZ! CİMRİLİĞİN BÖYLESİ! DANDİK BROŞLAR! Alın… Kalan parçalarını atarsınız saman gibi küle dönmezse.”derken odayı geldiğimde çoktan sarmış ve haliyle uzun zamandır yer ettiği belli olan pis kokuyu es geçemedim. “BİR HAVALANDIRIN ŞURAYI DA YA! Pislik içinde iyi boğulmamışsınız! YARIN KONTROLE GELECEĞİM. BU İŞ DÜZELTİLMİŞ OLACAK! ANLADINIZ MI BENİ!?” diye tiz sesimle çığırdıktan sonra memnuniyetsiz surat ifademle odayı ve çalışanları kısık gözlerle bir süzdüm. Yeter bu kadar! Fazla bile vaktimden çalmış oldum. Geldiğim şiddetle de kapıyı kapatıp çıktım oradan. [/justify]

18
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: [Güç Puanı Dükkanı] - Havuz Hesabı Başvuruları
« : 07 Mart, 2022 16:28:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Havuz hesabı olarak Cornelia işlenebilirse çok sevinirim. Öğrencilerimin anası gözüyle baktığımdan yetişkin bankası olsun hdjd

19
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 06 Mart, 2022 23:33:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhabalar efenim. Cornelia'yı 7 GP ile Hizip 1. seviyeye yükseltmek istiyorum. Ekstra özel güç olarak ise Zihinbend alabilirsem çok cici olur. Şimdiden teşekkürler ^^

20
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 04 Mart, 2022 23:46:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yemek yemek için Cornelia'yı bile beklemeyen çocuğun halini görünce kadının yüzü düştü. Mutsuzluk çökmüştü üstüne ancak her zamanki gibi yüzünde duygu belirten bir ifade yoktu. Yemeye başlamadan önce ve başladıktan sonraki tavırlarını inceledi. Çok aç olmalıydı. Her halinden belli. Çocukların beynini yıkamak için temel ihtiyaçlarıyla zorluyorlardı belli ki. Ne kadar da acı! İki servis tabağına birden saldırmasını beklemiyordu Cornelia da. O yerken sadece izledi. Kendisinin yiyeceğinden değil ama iştahı tamamen kapanmıştı.

Çocukları masum oldukları için sevdiğini düşündü bir kez daha. Suç, bu karşısında duran yavrucağın değildi. Ona bu hale getirenlerindi. Ağzından birkaç laf alabilse niceleri kurtulurdu. Pislenmiş saçlarına baktı göz ucuyla. Yazık değil miydi? Burada iyi şekilde ilgilenilirdi onunla ama iyi niyeti suistimal edilmemeliydi. Kontrolü elden bırakmayacaktı Cornelia. Tam lafa girecekti ki çocuğun lafa girişip densizce ettiği lafları dinlemeye başladı. Hakaretini görmezden gelirken söylediği şeye engelleyemediği bir kahkaha patlattı. Zehir katmak da neyin nesi? Beyni yıkanmış olsa da küçücük bir çocuğa zehir mi verilir? Eğer işbirliğine yakın görmeseydi onu korkutarak en fazla bir güzel afiyetle yediklerinin rahibenin ve buraya getirilen diğer çocukların etinden yapıldığını söyleyecekti ama gerek olduğunu düşünmüyordu artık. Hele de korkan hareketlerini yakaladıktan sonra. 

"Joseph kim? Sana yalan söylemiş. Zehir mehir yok ortada, çıkar onu aklından. Olsa bile içeriğinin düşündüğün şeyden olacağını zannetmiyorum. Ayrıyeten, neden seni zehirleyelim? Bak, başta biraz sert davranıp seni ürkütmüş olabilirim ama burada iyi muamele göreceğine söz veriyorum. Kimse seni incitemez, açlıkla sınayamaz, korkutamaz veya şu an yaşıyor olman gereken çocukluğundan edemez artık."

Bu sefer elini nazikçe kafasına götürüp çocuğun saçlarını hafif bir şekilde karıştırıp kafasını sevdi. "Hadi anlat bana. Kiliseyle ilgili bildiğin her şeyi, sana söyledikleri, sizinle kimin ilgilendiğini, ne tarz bir eğitim verdiklerini. Aklına ne gelirse." Konuşmaya başladığında neyi ne kadar bildiğini ölçüp spesifik sorulara yönelecekti üstüne gitmeden Cornelia. Bir kez daha dudaklarını araladı. "Sırada tatlı var. Elmalı tart yemek istemez misin?."


Ne olur ne olmaz diye şuraya da bir adet zar bırakayım:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 7, total 7[/justify]

21
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 28 Şubat, 2022 21:35:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Sıktığı çenesini gevşetti Cornelia. Genç çocuğun saydırdığı söylemler ve ithamlarına bakılınca gereğinden fazla yumuşak davranmanın bir önemi olmadığını kavramıştı kadın. Onlar yalnızca nefret tohumlarıydı. Piyondular bu oyunun içerisinde. Acıması mı gerekiyordu? Vicdanen bir nebze huzursuz hissedebilirdi ancak boyundan büyük laflar eden pirenin haddini bilmesi gerekirdi. Değişmesi uzun sürmeyen yüz ifadesi artık yerini sahte gülümsemeden simsarlığa bıraktı. “Bacaksız. Ailen sana büyüklerinle nasıl konuşulacağını öğretmedi mi?” derken aklından türlü türlü işkence yöntemleri geçiyordu. Kurumsal bir yerde çalışmanın bağlayıcılığından neden nefret ettiğini tekrar hatırladı. Yediği okları, Bay Twinkle’ın düştüğü durumu, Nicholas’ın gırtlağından akan kanı… Asıl soru, bağlayıcılık tarzı şeyler ne zaman durdurmuştu ki kadını? Çocuğun buğulanan gözlerini es geçti. Güçsüz sesi kulaklarını tırmalamaktan başka bir işlev görmüyordu ne yazık ki. Aniden ayaklandı. Çocuğun bağlı bulunduğu sandalyenin yanı başına eğilerek tuttu çenesini. Baş parmağı ve işaret parmağı ile çenesini sıkıyor, sivri tırnaklarını çocuğu sızlatacak kadar bastırıyordu. “Sana söylediklerinin aksini savunmayacağım. Kendi türümü kanıtlamak gibi bir çabam yok. Dünya grilikten oluşan bir yer, evlat. Hamsın, pişmen lazım. Ne hale geldiğini görebiliyor musun? Ağzından çıkanları işitiyor musun? Nefretle doldurmuşlar… sen ve senin gibi bir sürü çocuğu. Çok yazık. Sence pervasızca savurduğun ithamlardan farklı bir şey yapıyor musunuz?” Çenesini ittirdi.

Güzellik bir yere kadar işliyordu. Çok zorlamadan çift taraflı oynayabilirdi. Kapıyı aralayıp dışarıda bekleyen çalışana içeri gelmesini belirtti. İki elinde zorlukla taşıdığı tepsiden demirden yapılma servis tabaklarını ve suyu bırakmasını bekledi. Çocuğun tam önüne yerleştirilmişti. Çalışan çıkana kadar bekledi sabırla. Kapının kapanmasıyla sandalyesini zeminde rahatsızlık uyandıracak bir sesle çekiştirdi ağır ağır. Yanına oturdu.“Neyse ki bugün iyi günümdeyim. Uslu bir çocuk olursan seni Rahibe Lucille ile görüştürebilirim. Hemen yan odada. Eminim ki sana anne sıcaklığını verem kadının yanında olmayı istiyorsundur. Merak etme, konuşursan sana yardımcı olacağım. Öncelikle yemek yiyelim.” derken bir yandan da servislerin kapağını kaldırıyordu. Dumanı üstünde tüten biri tavuk biri dana olmak üzere bitkilerle süslenmiş, özenle deri ve yağlarla birlikte pişirilmiş yemeklerin kokusu tüm odayı doldurmuştu. Su bardağını çocuğun önünden biraz daha uzağa çekti. Bıçak ve çatalı özenli bir şekilde eline alırken“Hangisini yemek istersin?” diye sordu kadın. Sesi az önceye göre daha ılımlı çıkıyordu artık ilginç bir şekilde. Haliyle çocuk bağlı olduğu için yemeği kendisi yedirecekti Cornelia. Yapacağı seçim adını henüz bilmediği çocuk için aslında oldukça önemliydi.[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3

22
[justify]Cornelia, Samuel’in iddia ettiğinin aksine terslemiyordu, göz dağı vermeye çalışıyordu. Ergenlik döneminde olan çocukların işine akıl sır erdirilemeyeceğini en iyi şekillerde bildiğinden ötürü kontrollü giderek hiçbir şeyi atlamamasını ve dürüst davranmasını talep ediyordu yalnızca. Neyse ki orta paydada birleşecek gibiydiler. Daha fazla sert çıkışmasına veya sınır çekmesine gerek yoktu. Mizacını bozmadan devam edecekti. Samuel anlatmaya başladığında can kulağıyla dinledi kadın onu. Yani, ormana gitme sebepleri Carmilla’nın olmadığını ispatlamaktı. Kulağa mantıklı gelse de pratik bir seçim olmadığı aşikardı. Önüne düşen ince saç tellerini kulak arkasına takarak “Lüzumsuz bir davranış.” diye belirtmeden geçemedi. Andre için söylediklerine de yorum yapmamıştı ancak Hufflepufflı çocuğun travmayı hiç azımsamıyor, bu denli bir tatsız ve acı dolu maceradan çıkmasına rağmen yine diğer çocukların peşine takılmasını anlamlı buluyordu. Aptal olmadığı kesindi. Belki fazla iyi niyetli denilebilirdi sorgulanan güruh için. Asasını sallayarak tüy kalemini söylenenleri not alması için efsunladı. O sırada bakışlarını Samuel’den hiç ayırmıyordu. Cümlelerinin sonuna gelirken göz bebekleri büyüdü Cornelia’nın. “Şans.”Ucu açıktı. Merakı bir çığ gibi büyümüştü şimdi.

Seherbazlar ve Profesörler hakkında söyledikleriyle birleşince can sıkıcı şeyler getiriyordu akla çocuk. Haliyle terleme vakti yaklaşmıştı. Çocuk sorusunu sorduğunda “Devam et. Eksiksiz bir şekilde anlat. Carmilla ile ne oldu?” dedi demesine ama ekleyecekleri bitmemişti. “Ayrıyeten; Bakanlık, cadı avcıları ve Carmilla hakkındaki tutumlarını da benle paylaşmak ister misin? Kayıt dışı olacaklar, merak etme. Söyleminde ince bir eleştiri sezmiş olabilirim, merakım ondan. Genç bir zihnin düşüncelerini duymayı çok isterim. Şans diye nitelendirdin. Ne açıdan?”[/color] Blöf veya değil, yazıya geçmeyeceğini söylerken yalan söylemiyordu cadı. Büyük ihtimalle o ormandan zarar almadan çıkmış olmasına şans diyordu ama farklı açılardan düşünüldüğünde Carmilla’ya kurtarıcı gözüyle bakıyor olabilirdi, Bakanlık politikasını eleştiriyor olabilirdi. Lafı çevirecek ve dürüstlüğünü esirgeyecek miydi? Sorgu onun için dönüm noktalarından biri olabilirdi, kim bilir. ”Uzun uzun konuşuyor olacağız. İçecek bir şeyler almak ister misin?” diye sorduğunda yüzünde Bizans gülüşü asılıydı. [/justify]

23
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 27 Şubat, 2022 21:09:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
2 -> 3
3 -> 4
4 -> 5
5 -> 6 'dan gelen seviye geçiş GP'leri ile birlikte +48 saati doldurmanın getirisi olan 2 GP'de hesabıma işlenirse çok sevinirim. Teşekkürler ^^

24
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 27 Şubat, 2022 05:45:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]St. Mungo’da Nicholas ve Seth Carter’ı ziyaret ettikten sonra içli bir şekilde masasına döndüğünde sabah koyduğu bardaktaki suyu alıp Ryan’ın ona incelik göstergesi olarak sunduğu yaban gülüne döktü. Soldurmak istemezdi onu. O yüzden her gün özenli bir şekilde suluyor, yer yer onunla konuşuyor bile sayılabilirdi. Yalnızca bir iki gün için istisna olarak sulamasını ilk defa bu kadar geç vakte bırakmıştı. İşe gelir gelmez yaptığı ilk şeydi halbuki. Yoğunluk… Yasal Yaptırım ve Seherbaz bürosu arı gibi çalışıyordu. Çalışmak zorundaydılar. Kaosun arkasından aydınlatılması gereken yollar vardı. Aralarında eksiklikler vardı. Hem de çok büyük eksiklikler. Seth ile sigara tüttürmeden işe koyulmak rahatsız ediciydi mesela Cornelia için. Veyahut Nicholas’ın onu her gördüğünde bıyık altından attığı gülümsemelere sinirlenmeden vakit geçmiyordu sanki. Ellerine her baktığında kendi kanının üzerine bulanan Nicholas’ın kanı aklına geliyordu. İçler acısı. Neyse ki yaşayacaklardı. Ya eksik ya tam. Kendisinin de bir mucizeydi yaşaması.  Bunca tuzağa rağmen hepsi nefes alıyordu -Bay Twinkle hariç-. Küllerinden kanadı kırık şekilde doğmuştu bir kere ama hala alevler sarıyordu vücudunu cadının. Yeniden yükselişi hatırlaması için lazım olan ne ise o yaşanmıştı lanetli kilise baskınında. Cornelia, İkarus değildi ve Cornelia’nın ona verilen şansı harcamaya meyili yoktu. Mumdan kanatlarını eritmeyecek, aksine artık daha planlı bir şekilde ilerleyecekti. O alevleri bir elbise gibi üstüne giyecek, hizip ile bağını güçlendirecek, spesifik çalışmalarına devam edecek ve sevdiklerini korumak için yapılmaması gereken şeyleri dahi göze alacaktı. Kararlıydı. Yolundan onu kimse döndüremezdi.

St. Mungo’dan çıkmadan önce Seth bilgileri almış, safi bir tonla da çocukların sorgulanmasının kendisi tarafından yapılmasını istemişti. Emir denmezdi, daha çok bir istek idi gözünün arkada kalmaması için  ve Seth’in her sözü demiri keserdi. Lakin oldukça sinirlenerek çıkacağını sezinliyordu. Daha fazla oyalanmadan alması gereken parşömenleri ve tüy kalemi aldı. Masalarda genellikle mürekkep bulunurdu.İlk çocuğun sorgu odasına girmeden önce derin bir nefes aldı. Çocuk sorgulamak. Hala çocuk sayılır mıydı bunlar? Canilerdi, oynanmış bir beyne ev sahipliği yapıyorlardı. Kilisenin öğretileriyle sapkınlaştırılan çocukların söylentileri hep duymuştu ancak gözleriyle görmek farklı ve daha çok rahatsız edici bir hissiyat uyandırıyordu. Yine ifadesiz bir yüzle kapıyı açtı hazır olduğunda. Olduğu yere bağlanmış olan çocuğa baktı. Çökük yanakları, kanlanmış renkli gözleri, karışık saçlarıydı Cornelia’nın sokakta rastladığı ve yardımcı olmaya çalıştığı çocuklardan bir ayrım teşkil etmiyordu. Yumuşak mı davranmalıydı yoksa sert mi? Teknikler değiştirilebilirdi. Emin olduğu en önemli şey ona ve diğerlerine tedbirli yaklaşacağı idi. Nicholas’a hücum eden putperestlerden biri bu, sırf çocuk olduğu için vicdan malzemesi yapılacak mıydı? Yapılmamalıydı. Vicdan, hayati konularda kafa bulandırırdı. Bilgi lazımdı Cornelia’ya.

Elindekileri masaya bıraktı sessizce. Karşısına oturana kadar çocuğun yüzünden gözlerini hiç çekmedi. Üstüne giydiği kıyafetlerin neredeyse her birinin sağ ve sol koluna özel alan yaptırmış, asasını her an hızlıca çekebilecek şekilde ayarlamıştı. Çocuğa asa çekecek -hele de böyle kurumsal bir yerde-  hali yoktu. Giderek çamura battıkları büyü toplumunda yaşamanın getirisi olarak önlem almayı artırmıştı Cornelia. Çocuğu biraz daha süzdükten sonra başlamaya hazırdı. Oturduğu anda kurduğu ilk cümle “Sana zarar vermek gibi bir niyetimiz yok.” olmuştu. Yalan. Cornelia ilk ters hareketinde tokadı çarpabilirdi ağzına(en en iyi ihtimalle) ama yapmamak için direnecekti. Yapmacık olan ama karşı tarafa hiç öyle yansımaması için yıllarca çalışılmış hareketi olan gülümsemelerinden birini takınıp devamını getirdi konuşmasının. “Adını öğrenebilir miyim? Kilise ile bağlantını bize anlatır mısın?” demişti. Ailesi ile ilgili bilgileri bilerek sormamıştı. Farklı bir şey vardı aklında kadının. Öncelikle çocuğun söyleyeceklerine göre yol biçecekti sorgunun gidişatını. Ayrıca, kibar davranmaktan da haz ettiği söylenemezdi.

[spoiler=Not]Çocuklarımızı sevip kollayalım lütfen. Linçlemeyiniz sakın adjfj karakterimin geçmişi ve birtakım sorunları doğrultusunda tehlike içeren çocuklara bakış açısına göre yazılmıştır ve yazılmaya devam edecektir. ^^ [/justify]

25
[justify]Bak sen şu işe, diye geçirdi içinden Cornelia. Sinsi bir gülümsemeyi hak etmişti karşısındaki çocuk şimdi. Diş bile gösterilebilirdi, değil mi? Çocuğun korkmadığını belirten sözlerine başını salladı tiye alır gibi. Boşuna Gryffindor’a seçilmiş olamaz, Cornelia binaları ve kişilerin özgeçmişini dikkate alan bir kadındı.  Sonuçta Hogwarts’ta çocuk eğilmeye bir ağaç gibi yaş iken başlıyorlardı. Aldıkları etkiler ve deneyimledikleri geleceklerini etkiliyordu. Hiç vakit kaybetmeden alkışladı çocuğu ağır hareketlerle. Hiç değilse rahatsızlık hissettiği durumlarda tepki koyabiliyor gibi gözüküyordu çocuk. Yine de hareketlerini iğnelemeden geçmezdi Cornelia. “Kapandı mı perde?” diye sorarken ayağa kalkmaya hazırlanıyordu kadın lakin Samuel yeni bir tiyatro sahnesini daha aralıyordu belli ki. Ellerini göğsünde kendinden eminliğini sergilercesine bir vücut diline bürünmüştü. Pek alâ. Söylediklerini ciddiye almakta zorlanıyordu Cornelia, bir noktaya kadar. Ölümden dönmek. Güzel bir noktaya değinmişti aslan parçası. Bu kısımla ilgili Cornelia’nın söyleyecekleri elbette vardı, ancak, şu an sırası değildi.“Beni etkilediğinizi itiraf etmeliyim Bay Boleyn. Kuzeninizin aksine kapı tekmeleyip soyadınızı kullanmaya çalışmıyorsunuz en azından.” dedi çocuğun her bir yüz ifadesini süzerken. Hitabetini kasıtlı olarak değiştirmişti. Etkilendiğini söylediği halde yüzünde ifadesizlik kol geziyordu kadının. Dediklerine inanmak Samuel için şaibeli olabilirdi.

Karşısında oturan çocuğun arkasına doğru yürümeden önce devam etti. Anlaşılan beklediğinden uzun sürecekti sorgu.“Cornelia. Cornelia Barthélemy. Tanıştığımıza memnun olduk diyebilir miyiz?” derken kafasında belirlediği noktaya ilerlemişti. Çocuğun tepesinde dikiliyordu. “Bu size bağlı.” İnce bir nüans vardı sesinde vurgudan çok. “Yanlış yerde doğru konuşmayı biliyor olmalısın ki karşımda oturabiliyorsun. Ölümden dönmüşsün. Travma geçiriyorsun demek… Ben seni dinlemek için buradayım. Sorularımı tekrar etmeyeceğim ve sen de her şeyi anlatacaksın. Sıcakkanlılık ve şefkat bekliyorsan eğer…” Es verdi kısa süreli. O aralıkta bir anda elini eğilerek masaya vurdu sesini yükseltirken.“Annenin kollarına geri dönebilirsin.” Aptal çocuklar! Ölüm hakkında ne biliyorlardı ki? Bildikleri bir şey olsa böyle pervasız davranabilirler miydi? Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmişti. ‘Ölümle burun buruna geldiysen zararı en aza indirgemeye çalışacaksın, tekrar tekrar üstüne düşünmek yok’ diye fısıldadı maziyi anımsatan Ulysses kulağına Cornelia’nın.

Bir iki adım geriye giderek çekildi yeniden karşısındaki cama doğru gitmek için.“Kime güveneceğini bilmiyorsan bu sizin için yadsınamayacak kadar büyük bir problem olabilir. Naçizane bir tavsiye; önce kendine güven. Büyüme zamanı evlat. Sonra da burada neden bulunduğunu iyice ölçüp biç. Zeki bir çocuksun. Zorluk çıkarmanın sana hiçbir faydasının dokunmayacağını bilmen lazım. İş birliği yapmanı tavsiye ederim.” derken kötü bir amaç taşımıyordu Cornelia. Tepkilerini ölçmek istemişti ve başarmıştı. Bakanlığın gücünden şüphe mi duyuyordu? Carmilla çocukları etkileyecek bir şeyler mi söylemişti? Hepsine bir cevap almalıydı. “Dört kişiydiniz. Evet?”[/color] diyerek sorularını yinelememek için beklediğini belirtti.  [/justify]

26
Karakter Talepleri / Ynt: Galleon Talepleri
« : 24 Şubat, 2022 19:09:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhabalar efenim. Geçmiş tarihli sahibeliğini yaptığım dükkanın bu başlıktan gelecek olan galleonların hesabıma aktarılmasını istiyorum. Yalnızca dükkanın yeni sahibi olan Das kardeşim tahta kemiriyormuş(asdf), Cornelia nasıl tok yatsın? O yüzden galleonlar yarı yarıya paylaştırılabilirse çok sevinirim. Teşekkür ederim ^^https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,233.0.html

27
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 22:17:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Takım olmanın ilk defa iyi bir yanını görüyordu Cornelia. Daha önce birbirlerine uyumlanamasalar da şimdi birlikte kaliteli bir saha görevi çıkarıyorlardı. Sonunda rüzgârı arkalarına almışlar mıydı? Büyük bir muamma. Güçlü bir büyüyle yer bir daha sallandı. Zemin ayaklarının altından çekilip giderken Nicholas’ın da bir hamle yaptığı gördü Cornelia. Çok riskli hareketlerdi bunlar. Adamın tipine ve unvanına bakınca böyle şeyler yapacağını kimse tahmin edemezdi herhalde. Gitmemesini söylemek için geç kalmıştı Cornelia. Açılan deliğe doğru fırladı aniden kadın. Nicholas’ın büyüsünün tuttuğunu görmüştü ve bir daha adama bakmamıştı. Onun yerine delikten aşağı toz bulutlarının arasından baktı. Parçalar… Her yere saçılmışlardı. Kim olduğu belirsiz birisi orada öylesine duruyordu. Daha çok mecali onu terk etmiş gibiydi. Mermer parçayı inceleme çalıştı ancak karanlık buna izin vermiyordu. Raiden’a baktı. Aşağı atlamaları gerekiyordu.  Lakin, bir ses cadının yeni yeni aşina olduğu bir ses bunu bölecekti. Konuşma değildi asla. Boğuk bir kusma sesiydi. “Nicholas!?” diyebildi sadece. Ondan başkası olamazdı. Gördüğü manzara mıh gibi aklına kazınacaktı Cornelia’nın suçlulukla harmanlanarak.

Raiden’a, “Gidin. Nicholas ile ben ilgilenirim. Geri dönmeye çalışacağım.” diyordu bütün soğukkanlılığıyla ancak sesi fazlasıyla yüksek çıkıyordu gerilim ve endişe kaynaklı. Dizlerinin üstüne çöküp çekinmeden gırtlağını tuttu adamın.  Zamanı yoktu. Çocukları vardı bu adamın. Ona yardım edemezse bugün buradan sağ çıkmasının hiçbir anlamı olmayacaktı. Bir iyileştirme büyüsü daha. Zaman kaybetmeden asasını boğazına götürdü. “Vulnera Sanentur!” Cani gönülden kudretli bir sesle ağzından çıkan büyünün işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu. Azrail bugün zarlarını atıyordu, düşeni alacaktı. Kolunu alıp kaldırmaya çalıştı. Hareket ettirmek bile çok tehlikeliydi bu durumda. “İyi olacaksın.” dedi güven vermeye çalışarak. Bu söylediğine kendi de inanmayı çok istiyordu. Adamı tuttuğu gibi St. Mungo’ya doğru cisimlendi. Nicholas’ın durumuna ve ekibin durumuna göre Bakanlık’tan destek alarak geri dönebilirdi ama önceliği Nicholas’ı yetiştirmekti. [/justify]

Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8


ps:inş reklendireceğim bu akşam bir ara asdf

28
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 19:51:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Mucize veya değil. Bir şans daha verilmişti Cornelia’ya. Vücut ısısındaki değişiklik, görüşünün düzelmesi, kapanan yaraları ve yere düşen oklar… Canı ve kanı tekrar birdi. Ayağa kalktığında dizlerinde gücü hissetmek bambaşka bir duyguydu. Yaşamayı bu kadar sevdiğini fark ettiği ilk andı belki de. İyileştirme büyülerinde bu kadar iyi olduğunu bilmiyordu ama Felix Felicis’in gücü kimse tarafından yadsınamazdı. Etkiyi belli ki arttırmış, yaralarını tamamen yok etmişti. Üstünde ve ellerinde kalan kandan başka hiçbir şey yoktu. Raiden’ın yanına yetişmesiyle daha bir rahat hissediyordu artık kendini. Seherbazın attığı büyüyle eş zamanlı olarak devrildi düşmanları. Kendisine bir söz vermişti, kalkabilirse eğer birkaç kişiyi götürecekti. Ama bu odada onu mıhlayanlar Raiden engeline takılmışlardı. Burada oyalanıp onlara işkence etme isteğini kontrol etmeliydi. Aralarında bakıştılar bir anlık. Sonrada koşmaya başladılar.

Az önce ortamı terk ederek şova kalkışan Nicholas’ın peşinden hızla giderek arayı kapatıyordular ki bir gök gürültüsü koptu. Nicholas’ın önünü kesmişti çocuklar. Yakındılar ona ama gök gürültüsü çok şiddetliydi. Yerin sallanmasıyla olduğu yerde afalladı herkes. Saliseler içinde akış donmuş gibiydi kendi kaotikliğinde. Hiç hayra alamet değildi. Her şeyin ekstrem derece hızlı gelişmesiyle algılamak veya durup düşünecek hiçbir vakitleri olmuyordu nihayetinde. “Neler oluyor?” diye sordu Cornelia ilk. Ama ne fayda? Tahmin yürütemeyecekleri kadar kötü bir durumdaydılar. Sarsıntının etkisini bir çırpıda silip harekete geçme vakti çoktan gelmişti. Karşısında görebildiği çoluk çocuk hiç umrunda değildi. Çocukları severdi. Hep sevmişti. Lakin boş bakışlarının ürperticiliği ve saldırganlıkları ahlaki ikileme sokmuyordu Cornelia’yı. Onlar artık yalnızca içi boş kabuklardan ibarettiler. O boşluktan faydalanarak da yolu temizlemeyi tercih edecekti. O esnada çocuklardan biraz olsun gerilemiş olan Nicholas’a baktı. Aklına ilk geleni yapacak ve çocukları öldürmeden sadece onlardan kurtulacak bir şey deneyecekti. Tuzaklara ve aniden çıkabilecek olan her şeye karşı hazırlıklı olmalıydık. Raiden’ın da bir hamleye kalkıştığını gördüğü sırada çocukların altını hedef alarak asasını savurdu. “Deprimo”. Atlatabilirlerse ve daha aksilik çıkmazlarsa ya seslerin geldiği odaya sapacak ya da tören alanına doğru ilerleyecekti. Kimseden ayrılmak yoktu. Zira, uyumlu hareket edilmediğinde ne gibi sonuçlar doğurabileceğini en acı şekilde öğrenmişti. [/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

29
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 00:59:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2

30
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 00:56:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde Cornelia başarısız olmuştu. Koruma kalkanı yok muydu? Arkasından gelen yetişememiş miydi? Hiçbir fikri yoktu o anda. Karnında bir baskı hissetti. O an aklına ölen arkadaşı Lenore geldi. Hogwarts yıllarından onun güzel kahkahası kulağında çınladı. Elini sıcaklık hissettiği yere götürdü. Eline bulaşan kana bakarken bir tane de omzuna saplanan okla dirayeti yitip gidecekti. Ta ki aklına Das ve Blaze gelene kadar. İkinci okla birlikte geçirdikleri bütün anlar ışık hızında belirmişti. Yediği oklardan daha hızlı bir anımsamaydı bu. Yere önce dizlerinin üstünde düştü. Her şey buraya kadar mıydı? Ölecekse bile bu kadar kolay olacağını hiçbir zaman düşünmemişti. Nicholas’ın gelmesini beklemeliydi. Yetişebilir miydi? Kalan gücünü pelerinin cebinindeki Felix Felicis’i içmeye harcayacaktı. Minicik şişeyi zorlukla kavradı. Yapacağı şey işe yaramalıydı. İşe yaramak zorundaydı. Ağzına götürdü. Karnındaki sıcaklık giderek artarken Cornelia sadece susamış gibiydi. Bitirdiği şişeyi yere bıraktı kendiyle birlikte. Diz üstünde kapanıyordu. Derin nefes almaya çalıştı. Yaşadığı onca şeye rağmen tutunmaya çalışıyordu yaşama. Ulysses’in sesi sarmaladı onu.Hiçbir şey daha bitmedi. Yap şunu. Kendinden başkasına güvenemezsin hele de kritik anlarda. Ölmezsin, kalkarsın ve öldürürsün. Haklıydı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Sonra histerik bir kahkaha. Ardından olabildiğince hızlı hareket etmeye çalışarak hala bir diğer eliyle büyük bir kuvvetle tuttuğu asasını karnına doğru götürdü. “Vulnera Sanentur” dedi kuvvetle ve acı çeken bir sesle. Ölecekse bile gülerek gidecekti bu adaletsiz aptal dünyadan ama henüz pes etmeye niyeti yoktu. Okları çıkarmayı deneyebilirdi ama az da olsa ilk yardım bilen birisi onları oradan çıkartmanın daha bir sonuç yaratacağını bilirdi. Büyünün yapacağı herhangi bir etki ona yardımcı olabilirdi. Biraz olsun yaptığı iyileştirme büyüsü işe yararsa kendini St. Mungo’ya cisimlemeyi deneyecekti. Belki de bir ekip arkadaşı o sırada gelirdi. Doğrulmaya çalıştı acının mide bulantısıyla. Sürünmenin ona yakışmadığını ve bu travmalarını çocuk yaşta aştığını biliyordu. Eğer olur da mucizeler vuku bulursa bu odadaki herkesi yakacaktı öfkesiyle.[/justify]
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5

Sayfa: 1 [2] 3 4