17 Nisan, 2026 09:23:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Kenneth A. Miller

Sayfa: [1]
1
Topiarii Sanctionem / Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« : 28 Haziran, 2022 21:51:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sanki on yıldır sırtında ağır bir yük taşıyordu, böyle bir yorgunluğu ancak böyle tasvir edebilirdi. Edith'in çoktan fark ettiği ama Kenneth'ın hiçbir biçimde dikkatini çekmeyen yeni yeni beyazlar peyda olmuştu saçlarında. Konuştuğunda sıkılı dişler arasından konuşuyor gibiydi, çenesini öyle az hareket ettiriyordu ki sesi boğuk çıkıyordu. Her gece en az iki kez uyanıyor, açık gözlerle yatakta öylece yatıp odanın tavanını izliyor, sonra bir biçimde yine uykuya dalıp gidiyordu. Yaşlandığını hissediyordu adeta Kenneth. Otuz küsur yıllık hayatının ağırlığını duyuyordu omuzlarında. Fakat sorsanız otuz küsur senedir şu başındaki dertle boğuşuyordu sanki. Halbuki Ray'in aldığı yeni ve lanet görevi duyalı yirmi gün bile olmamıştı.

İnsan, ne kadar alışılmadık da olsa bir rutine bağlanmışsa bu rutini bozulduğunda hayatın ritmini kaçırıyor. Kenneth bir Lautus, hak eden herkes için acımasız bir katildi. Aynı zamanda Sihir Bakanlığı'nda emektar bir çalışandı. Sevgili karısı ve üç kızıyla, iki yakın dostu ve çevresindeki pek çok insanla sarmalanmış bir hayatı vardı. Zor, karmaşık, alışılmadık bir hayattı ama onun hayatıydı işte. Her şeyiyle ona aitti. Ne var ki şu son iki haftadır tek bir büyük sille tüm taşları devirip yıkmıştı. Ritim bozulmuş, hayatın akışı aksamıştı. Zaman çok daha ağır geçiyor, yaptığı her iş, en sıradan olanı bile eskisine nazaran çok daha zor geliyordu. İşte yorgunluğu bundandı Kenneth'ın. İki haftada onlarca yaş yaşlanmasının nedeni de buydu işte.

Bu dönemde hem Bakanlık'ta hem de evinde geçirdiği süreden çok daha fazlasını Phali'de geçirir olmuştu. Çoğu zaman orada sabahlıyordu. Böyle günlerde uyumak için bile vakit bulamıyor, en fazla bir koltukta başının göğsüne düştüğü birkaç saatin ardından mecburen çıkıp yine işe gidiyordu. Dün de tam böyle olmuştu. Geceyi Phali'de geçirmiş, ne ara masasından kalkıp oraya oturduğunu bile hatırlamasa da bar kısmındaki taburelerden birinin üzerinde yarım saat uyuya kalmış, sonra kim bilir neden uyanıp yeniden işe gelmişti. Her gün, bugünden daha yorgun olunamayacağı hissiyle geçiyordu ama tıpkı şu anki gibi her yeni gün bir öncekinden daha yorgun hissediyordu. Traş olmayı tamamen unutmuştu ve Kenneth için tamamen ender bir durum olan kirli sakallı haliyle masasında oturuyordu. Önünde bir form vardı. Birileri bu formu kalın, kaba bir yazıyla doldurmuştu. Başka birileri Kenneth'a bu formun bugün bitmeden işleme konması gerektiğini söylemişti. Fakat Kenneth kim bilir kaçıncı kez okumaya çalıştığı halde formda yazılanları bir türlü algılayamıyordu. Ne formu olduğunu bile anlayamamıştı. Tam bir saattir kağıt elindeydi ve bu bir saat içerisinde üç kez o kağıtla ne yapması gerektiğini unutmuş, birinde yardımcısı Brille'i çağırtıp bunu açık açık sormuştu. Zavallı Brille işe yeni başlamıştı ve belli ki çok çalışmaktan bitap düşmüş (tabii ki öyle sanıyordu) müdürüne neden böyle zor işler yıktıklarını merak ediyordu. Halbuki form basit bir ülkeler arası evlilik belgesi aktarımı talebiydi yalnızca, yani Kenneth'ın daha önce yüzlercesini gözü kapalı işleme aldığı bir işti.

"Bay Miller" diye geldi Brille'in sesi, Kenneth talep formunun üzerinde dans eden aybuzağı yavrularını kayıtsızca izliyordu. Aslında o anda Bay Miller'ın kim olduğu hakkında da en ufak bir yoktu. Az sonra nazikçe dürtüldüğünü hissedince yerinde yarım metre zıpladı. "Özür dilerim Bay Miller" diyordu kaygılanmış görünen Brille. Kenneth dönüp ona baktı. Aybuzağı yavrularını düşündü.

"Sizi görmek isteyen biri var Bay Miller" dedi Brille, kapıya doğru yürümeye başlamıştı bile. "Arkadaşınız olduğunu söyledi. Çağırayım mı, başınızdan savmamı mı istersiniz?"

Kenneth hayal meyal bu teklifin ne kadar düşünceli bir ruhun eseri olduğunu fark etti. "Gelsin" dedi gıcırdayan bir sesle. Brille ikiletmeden odadan çıktı. Açıkçası Kenneth tam olarak neyi onayladığını bile anlamamıştı. Beklediği kimse yoktu. Zaten Bakanlık'ta çalışmakta olmayıp da onu görmek için Bakanlık'a gelecek bir arkadaşı da yoktu. Ya da o hep öyle düşünmüştü. Az sonra odadan içeri girenin Ryan olduğunu görünce en çok bu yüzden şaşırdı. Hala rüya mı görüyordu emin değildi aslında ama daha önce ne Ray'in ne de Ryan'ın onu Bakanlık'ta ziyaret ettiğini hatırlamıyordu hiç.

"Ryan" demeye çalıştı ama yağsız kalmış bir motor gibi kurumuş olan ağzından hiçbir ses çıkmadı. Ryan -en az Kenneth kadar yorgun görünüyordu- Kenneth'ın masasının önündeki koltuklardan birine attı kendini.

"İyi görünmüyorsun" dedi Kenneth'a şöyle bir bakarak. "Sen de öyle" dedi Kenneth. Sonra da ekledi, "Rüya mı görüyorum?"

"Ne? Rüya mı?" dedi Ryan. "Ne rüyası? Haa, öyle rüya. Bilmiyorum dostum, kendini çimdikle falan bir şey yap. Uykuyla, rüyayla falan aram pek yok biliyorsun."

Kenneth kendi bilinçaltının şu anda böyle mantıklı cümleler kuramayacağını düşündü. Hem Ryan bir rüyada olamayacak kadar gerçek ve somut görünüyordu şu an. Uzanıp ona dokunmak istedi ama eğer bu gerçekten de bir rüya değilse bu hareketin çok tuhaf kaçacağını düşünüp vazgeçti.

"Sen burada ne arıyorsun?" dedi sonra kaşlarını çatarak.

Ryan sol elini masanın üzerine koyup sağ eliyle tavanı işaret etti. "Sağ elime değil sol elime bak" dedi kendi de tavana baktığı halde. Kenneth adamın masanın üzerinde duran sol kolunun yeninden mendile sarılı bir şeyin yavaş yavaş çıktığını gördü. "Al onu" dedi Ryan. Kenneth aldı. Daha o anda mendilin içindekinin ne olduğunu anladı.

"Aldın ha?" dedi Kenneth. Mendili kucağına yayıp masanın altında katlarını açtı. Nefis bir işçiliğe sahip gümüş bir çay kaşığı duruyordu orada.

Ryan şimdi sağ elini indirmişti ve artık tavana bakıyormuş gibi de yapmıyordu ama sol kolu hala masanın üzerindeydi. "Çok da zor olmadı" diye cevap verdi bitkin bir sesle. "Asıl mesele, kimse fark etmeden yerine geri koyabilmek. O yüzden hemen sana geldim."

"Pekala" dedi Kenneth neredeyse fısıldayarak. Cüppesinin iç cebinden asasını çıkartıp asanın ucuyla gümüş kaşığa dokundu.

"Geminio."

Şimdi mendilin üzerinde bir değil iki gümüş kaşık duruyordu ve birbirlerinin kopyasıydılar. Sonra asasını yeniden orijinal kaşığın üzerine tuttu Kenneth. Bu defa seslendirmeden, konsantre olmak için gözlerini bile kapatarak ve tüm çabasına rağmen ancak üç denemede başarabildiği bir büyü daha yaptı. Artık iki gümüş kaşık, orijinali ve kopyası, birbirlerine büyülü bir yolla bağlanmışlardı. Birinde gerçekleşecek değişiklik anında diğerinde de meydana gelecekti. Kenneth kopya kaşığı usulca cüppesinin cebine koyup orijinal olanı yine mendile sardı. Sağ eliyle Ryan'a bir kağıt uzatırken ve iyice eğilip kağıt üzerinde bir şeyler gösterirken sol eliyle mendili adamın kol yenine usulca yerleştirdi.

Sonra aniden ayağa kalktı Ryan. "O zaman bana müsaade." dedi "Köşke geri dönmem lazım, malum. Ve bunu hava kararmadan yapmam lazım. Ray'e benden selam söyle."

Ryan ağır adımlarla odadan çıkarken Kenneth koltuğunda arkasına yaslandı. Zihni açılmış, dinçleşmişti ama özellikle son yaptığı büyü öyle karmaşık ve zordu ki onu iyice yormuştu. Yine de en kritik eşiği böylece aşmış olmanın sevincini de hissetti o an. Nihayet tuzak tam anlamıyla kurulmuştu. Hem bu anlık sevincin coşkusundan hem de artık yorgunluğu iyice dayanılmaz bir boyuta vardığından mesai bitimini beklemeden çıkmaya karar verdi. Bir an önce Phali'ye gitmeli ve emaneti Ray'e teslim etmeliydi.

2
Topiarii Sanctionem / Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« : 27 Mayıs, 2022 17:12:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakanlıktaki pencerelerden görünen gökyüzü açık bir mavi renkte ışıldıyor, güneş ışığı huzmeleri tanrısal güzellikte, lekesiz ve pürüzsüz, elle tutulabilirmiş gibi gerçek ama hiçbir dokunuşla kirletilmemesi gereken bir kutsiyete sahipmiş gibi saf ya da çok mutlu bir insanın rüyasından bir parçaymış gibi soyut süzülüyordu içeri. Hava tahminde çalışan Bakanlık büyücüleri iyi günlerinden birindeydi belli ki. Onlar iyi günlerinde olunca bir mutluluk histerisi herkese musallat olurdu. Sağda solda her zamankinden çok daha fazla gülen yüz görürdünüz. Kenneth da bu ender zamanlarda kendini bu histeriye kaptırmaktan hoşlanırdı. Ne de olsa mutluluk için yaratılan her fırsat değerlidir.

Fakat bugün bulutsuz gökyüzü, eşsiz ve Londra için alışılmadık olan bir güneş ve mutlu görünen insanlar bile Kenneth’ın ruhunu ele geçiren karamsarlığı, şüpheciliği dizginleyemiyordu. Tüm bunların bir biçimde sahte olduğu düşüncesi alttan alttan sürekli dürtüyordu. Bastırılamayan, dindirilemeyen, yönü değiştirilemeyen bir kaygı durumuydu bu. Çünkü yıllardır saflığına ve temizliğine körü körüne inandığı, uğruna hayatını adadığı Topiarii Sanctionem tam orta yerinden çatırdamıştı. Böylesine üst bir konuma yerleştirdiği örgütün ne sandığı kadar lekesiz ne de inandığı kadar güçlü olmadığını öğrenmişti. Doğa nüfuz ediyordu. Entropi engellenemiyordu. Belki de hiçbir şeye bağlanmamak, değişkenliği kabullenmeyi, ayak uydurmayı, hiçbir şey için kesinlik atfetmemeyi öğrenmek en doğrusuydu. Hava tahmin büyücüleri harika bir iş çıkarmışlardı işte, ama gerçek Londra’da ana caddeler bu saatte sis altındaydı ve güneşin tam nerede olduğunu anlamanın bile olanaksız olduğu kalın bulutlarla gökyüzü örtülmüştü. Ve Topiarii Sanctionem, o ışıl ışıl görünen kubbe aniden gölgelenmişti.

O gün odasına girdiğinde çantasını masanın üzerine atmış, koltuğuna kendini bırakıp dakikalarca hiçbir şey yapmadan, oturduğu yerden odanın tavanını izlemişti. Hayâl kırıklığı, korku, öfke, yılgınlık ve hınç. Birkaç gündür, Ray’dan o korkunç haberi aldığından beri içi bu duyguların gelgitinde çalkalanıp duruyordu. “Nasıl?” diye isyan ediyordu sürekli içinden bir ses. Böyle bir şey nasıl gerçek olabilirdi? Örgüt bunca zaman böyle bir şeyin gerçekleşmesine nasıl göz yummuş olabilirdi? Kaç kişi, kaç Lautus alçak bir herifin menfaatlerine hizmet edecek bir cinayeti Magna Purgatio’nun onurunu iliklerinde hissederek işlemişti? Kaç masum insan Tabulaelere düşmüş ve kaçı hiç hak etmedikleri hâlde Lautusların öfkeli gözlerinde ölümü görmüştü? Acaba Kenneth, Ray, Ryan ve Phali ahalisinden başkaları, içlerinden herhangi birisi bile bu alçak suça istemeden de olsa ortak olmuş muydu? Tabulaede hiç olmaması gereken bir isim sırf onursuz, şerefsiz bir adamın üç kuruşluk menfaati uğruna Kenneth, Ray ya da Ryan tarafından katledilmiş miydi? Bu soruların, en azından bu son sorunun cevabına ulaşmadan asla huzur bulamayacağını seziyordu Kenneth. Böylece içinde hınç yükseliyor, umutsuzluğunu ve yılgınlığını, daha da önemlisi korkusunu gölgeliyor ve onu harekete geçmeye sevk ediyordu.

Beton gibi durgun bir suratla günün geri kalanı boyunca Bakanlıkta oradan oraya gezinip durdu. Onu tanıyanlar Kenneth’a derdini soruyordu, ne de olsa karşılarındaki adam görmeye alışkın oldukları adam değildi. Kenneth hiçbirine tatmin edici, elle tutulur bir cevap vermedi ama birçok cevap aldı. İzleyen birkaç gün boyunca araştırmasını sürdürdü. Kılık değiştirip Knockturn Yolu’nda nahoş mekânlara girip çıktı ve tekinsiz adamlarla görüşmeler yaptı. Bakanlığın çeşitli arşiv odalarında saatler harcadı. Bu süreçte Bakanlıktaki kendi görevlerini de aksatmamaya çalıştı. Yine de önceden detaylı ve kabarık olan raporları kısa, öz ama yeterince tatmin ediciydi. Bir tek Edith onun ruh hâlini bir parça anlayabiliyordu belki ama o da hiçbir şey sormadı. Anlatabileceği bir şey olsa Kenneth’ın ona mutlaka anlatacağını biliyordu çünkü. Yine de destek oldu, varlığını hissettirdi ve uzun çalışmaları boyunca Kenneth’ın evdeki yokluğunu çocuklarına hissettirmemeyi layıkıyla başardı.

Böylece tam iki yüz otuz dört sayfalık bir rapor, içi son derece tehlikeli ve Bakanlıkça yasaklanmış bazı maddelerle dolu iki kese ve kararlı ve öfkeli bir yüz ifadesiyle Ray’i bulmak amacıyla Phali’ye gitti. Günün son saatleriydi ve o gecenin tamamını orada geçirecekti. İşlemeyi en çok arzuladığı cinayeti kusursuzca işleyebilsin, yapmayı en çok arzuladığı temizliği kolayca yapabilsin diye Ray’in ihtiyacı olan tüm bilgileri ona böylece sundu. Artık sıra büyük sahnedeki küçük rolüne hazırlanmaktaydı.

3
Topiarii Sanctionem / Ynt: Karanlık Leke (Magna Purgatio Bölüm I)
« : 18 Şubat, 2022 17:06:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tam şu sıralar bir uğursuzluktur almış gidiyordu. Edith'in söylediğine göre Kenneth'ın Gank (ya da öyle bir şey) Yıldızı bir tür devirdaime girmekteymiş ve bu da Kenneth'ın sosyal hayatında tıkanmalara, yine Edith'in söylemiyle doğum sancılarına neden oluyormuş. Bu süreci olumlu atlatırsa birkaç hafta içinde her şey eskisinden de güzel bir hâl alacakmış. Kenneth genelde Edith'in yıldız falı merakına burun kıvırır, tepeden tırnağa saçma sapan bir şey olduğunu düşünüyor olsa da sevgili karısını üzmemek için ses etmezdi. Fakat bu sefer şu uğursuz donemden öyle bunalmıştı ki ve her şeyin böyle üst üste gelmesinin nedeni olarak elindeki biricik açıklama da bu olduğundan Edith'in söyledikleri zihninde dönüp duruyordu. Muhtemelen sunduğu açıklamadan çok vaat ettiği olumlu gelecek için buna sığınıyordu ve bunun da gayet farkındaydı.

Yarasalar ligde pek iyi gitmiyordu ve Kenneth takımın son üç maçından tamamen uzak kalmıştı. Edith'le evlendikleri sene araya sayısız farklı telaşe girdiğinden neredeyse bir buçuk ay Quidditch'ten uzak kalmıştı. Hem bunun öncesinde, ta çocukluğuna kadar hem de sonrasında, Yarasalar'dan kopuk kaldığı en uzun donem işte tam bu dönemdi. Bakanlık'ta da işler karmakarışık ilerliyordu. Son bir hafta içinde Kenneth'ın asistanı tam üç kez değişmiş, en sonunda iki hafta önceki sevimsiz asistanı Barney'nin en doğru seçenek olduğunda karar kılınmıştı. On gün önce bir mini diploması sürecinde yer alacak heyetin bir üyesi olarak Edinburgh'a gideceği ve en azından üç gün orada kalacağı söylenmiş, sonra bu seyahat 5 gün öne çekilip Edinburgh yerine Brighton'a gidileceği bilgisi verilmişti. Kenneth Brighton'da bir gün geçirdikten sonraysa Bakanlık'tan yine bir haber gelmiş, heyetin acilen Edinburgh'a gitmesi gerektiği söylenmişti. Fakat hemen hemen aynı dönemde Ray hastalanmıştı ve hem Phali'nin hem de Scrinium'un işletmesinde Kenneth ve Ryan Ray'e vekalet ediyordu. Bunu bahane göstererek Edinburgh ziyaretini kısa tutmak isteyen Kenneth Edinburgh'ta görüşmesi gereken heyetin ciddi bir gıda zehirlenmesi geçirmesi sayesinde bu amacına ulaşmıştı ama acilen yapılması gereken bu diplomatik görüşme resmi olarak ertelenmişti artık, yani tüm evrak işleri zamani geldiğinde en baştan yeniden düzenlenecekti. Sevgili Ray'in durumuysa ayrıca canını sıkıyordu Kenneth'ın. Hogwarts yıllarından beri tanıdığı Ray'in bir kez olsun hasta olduğunu görmemişti, özellikle Norveç'ten döndüğünden bu yana Ray'in Phali'ye hiç ayak basmadığı tek bir gün olmuşsa dişini kırardı Kenneth. Fakat işte, Jane'in söylediğine bakılırsa Ray bulaşıcı bir hastalık kapmıştı. Bu yüzden kendini karantinaya almıştı ve pubın işlerini koşturmak için Ryan ve Kenneth'tan, tabi Finn ve Morgan'dan da ricada bulunmuştu. Bunlar, ilk bakışta çok normal gibi görünen ama çok tuhaf şeylerdi işte. Kenneth kendine sormadan duramıyordu: Ray bu bulaşıcı hastalığı nereden kapmıştı? Phali'de kapmış olamazdı, çünkü buranın eşrafından başka kimsede benzer bir rahatsızlık yoktu. Ve neden Ryan ve Kenneth'ın tüm ısrarlarına rağmen iki haftadır Ray'in sesini bile duyamamışlardı? Hayır, bir şeyler ters gidiyordu. Ya da en azından her şey göründüğü kadar basit açıklamalara sahip değildi.

Tüm bunlara Gank Yıldızı neden oluyordu işte, en azından Edith'in iddiası bu yöndeydi. Kenneth bugün haftasonu olduğu için sabahın köründe doğruca Phali'ye giderken yolda bunları düşünüp durmuştu. Phali'nin bulunduğu dar sokağa vardığında pubın kapısından girmek üzere olan Ryan'i görmüştü. Bugün niyeti ön tarafta hiç oyalanmamak, doğruca Scrinium'a geçip Finn'den görevi devralmak ve gece geç saatlere kadar zamanını orada geçirmekti. Fakat Ryan'ı görünce bu düşüncesinden bir anda vazgeçti. Ryan da onu görmüş, eli kapı kolunda öylece durmuş Kenneth'ı bekliyordu.

"Selam" dedi Kenneth, Ryan'in de benzer bir yorgunluk dönemi geçirmekte olduğunu düşündü. Gözleri ve yüzü her zamankinden daha sakin, daha duruydu. "Ray'den bir haber var mı?"

Tam bu sırada Ryan kapıyı açmıştı ve ikili beraberce içeri girdi. İkisi de o anda donup kaldı. Ray işte orada, pubın küçük barının arkasında oturmuş onlara bakıyordu ve ağzından kıvılcımlar saçılıyordu. Eğer bu sırada yüzünde bir gülümseme olmasaydı Kenneth en kötüsünü düşünürdü. Ray kapıda duran Kenneth'la Ryan'e ve onların şaşkın yüz ifadelerine baktıkça daha da keyiflendi sanki. Kenneth da bir süre sonra şoku atlattı, şimdi o da gülümsüyordu.

"Şurada duran bizim İşgüzar-Ray değil mi?" diye sordu Ryan'e. "Güya iki haftadır hasta yatağında olan. Yoksa, ağzından çıkan kıvılcımlara bakarsak, Ray'e feci biçimde benzeyen bir ejderha mı?"


4
Birleşik Krallık / Bir Geçmiş Zaman Rp'si - D.F.O.T. ve Faruk Efendi
« : 10 Şubat, 2022 23:41:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1859 - Kenneth'ın Bir Purgatio Hatırası

Tam dört kişiyi temizlemişti tek seferde. En başta niyetlendiğinin iki katı fazla temizlik demekti bu. Bendville'in kör viyolin virtüözü Checi'yi bir gece vakti kör bir sokakta kıstırıp parasını çalan ve sırf 10 sterlinlik bu alçak ganimetleri yüzünden başlarına iş açılmasın, yapmışken temiz bir iş yapmış olsunlar diye adamı oracıkta katleden iki serserinin eceli olmak niyetindeydi. Fakat iş üzerindeyken iki arkadaşları daha her nereden geldiyse çıkıp gelmişlerdi işte. Kenneth henüz bilmese de bu iki serseri de diğerleri gibi Tabalaelerde isimleri olan adamlardı. Fakat bu gece Kenneth onları neredeyse kazayla öldürmüş, daha doğrusu işte -öldürmek zorunda kalmıştı. Böyle beklenmedik durumlar, sonuçları ne olursa olsun, gererdi onu. D.F.O.T. olay yerine çekidüzen verirken bir köşede oturmuş titreyen elleriyle litrelik ucuz bir şaraptan koca koca yudumlar alıyordu şimdi bu yüzden. Şarap, Faruk'un temizlik hizmetinin bir eşantiyonu olarak tutuşturulmuştu eline.

"Bana bak, o şarabı da bu işin faturasına eklerim Mister Miller, baştan anlaşalım." diye geldi Faruk'un gıcırtılı sesi. Böylece Faruk'tan bu türden bir hayır beklememek gerektiğini bir kez daha hatırladı Kenneth. "Eklersin tabii." dedi cevap olarak. "Sana Phali'de bir şise Bordeux ısmarlarım yarın."

"Öyle mi diyorsun?" dedi Faruk. "Sen yine ısmarla, eyvallah, gönlü zengin adamsın paşam. Ama ben de kaçın kurasıyım biliyor musun? O elindeki Bienvento Bağbozumu'dur. 1803. Tam on iki yıl dalında bırakılan Ant Dağı üzümlerinin mahsulüdür. Toplandıktan sonra da on yıl dağların dibindeki mağaralarda saklanmıştır o üzümler. Sonra meşe fıçılarında şaraba yatırılmış, nereden baksan elli yıl dinlendirilmiştir. Bordeux Morduex halt eder onun yanında. Şimdi o şişeyi sana bir Bordeux hatrına hibe etsem bin tane tüy bitmemiş yetimin hatrı kalır valla."

"Ray bu şişeleri senin gibi ayyaşların hatrına Wermound Pekmez Çiftliklerinden getiriyor." dedi Kenneth -ki şüphesiz elinde tuttuğu şişenin gerçek hikayesi de buydu. "Biraz daha zorlarsan Bordeux'dan da olacaksın."

"O zaman büyüklük bende kalsın, susuyorum madem" dedi Faruk. İri yarı oğullarından biriyle -adamın bir sürü oğlu vardı ve hangisinin hangisi olduğunu hiç aklında tutamazdı Kenneth- cesetlerden birini dertop edip topu topu bir metrekarelik bir bavula sığdırmayı başarmışlardı tam bu anda. "Ama şunu unutma paşam, bütün Antartika'yı bir uçtan bir uca gezsen benden daha dürüst bir adam
 bulamazsın."

"Ona hiç şüphem yok" dedi Kenneth, şişeden koca bir yudum daha aldı. "Bana bak Faruk Paşa, dört adam seni zorlamaz di mi? Sonradan başım ağrımaz di mi?"

"Sana bir şey sorayım Mister Miller. Belki biraz utanırsın da cevap bile vermeden boynunu büküp oturursun."

"Sor bakalım."

"Fransız İhtilali'nde neden o kadar az adam öldü bilir misin?"

"Kırk bin kişiye az mı diyorsun?"

"Az tabii. Kırk beş bin kişiyi sırf ben bizzat paketledim. Bu bebeler o zaman yoktular ama sağdan soldan bulduğum iki yüz Gineli zenci de adam başı üç biner tane paketlemiştir hiç yoksa. Ne etti? Neredeyse bir milyon. İki yüz üç yüz bin kişiyi de toplu mezarlara koydular, kimse bilmez bak. Sonra da kalan kırk bin kişiyi "milletimizin başı sağ olsun" deyip apar topar gömdüler. Sen de kalkmış bana dört kişinin cazını yapıyorsun. Şurada iki çift laf ediyoruz diye biraz oyalanıyorum bakma, yoksa bir saat önceden bitirirdim işi. Adamlar öleli yarım saat anca olmuştur, düşün gerisini."

"Sormadım say Paşa" dedi Kenneth, kalan şarabı tek dikişte bitirip hemencik ayağa fırladı. "Ben gidiyorum. Bu senin hikayeler için daha sert bir şarap lazım. Ayıkken çekilmiyorsun Faruk."

Kenneth cisimlenmek için sokağın görece daha tenha bir yerine doğru yürürken Faruk'un kim bilir kime sıktığı şu palavraları da duydu: "Bakma, beni çok sever. Elimde büyüdü sayılır. İlk asasını ben almıştım. Hatta ellerimle yapmıştım. Süpürge üstünde de iyidir ha, o da benim sayemde tabii. İlk süpürgesini yonttuğum günü hatırlıyorum da, saatte 400 km hız yapıyordu, fena bir aletti..."

5
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 04 Kasım, 2021 15:26:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba. 5 GP kullanarak Biçim Değiştirme +2 ve Tılsım +3 satın almak istiyorum.

6
Birleşik Krallık / Millerlar Quidditch Finalinde
« : 26 Ekim, 2021 01:54:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
-1864 sezonu son hafta maçı: Puddlemere United-Ballycastle Yarasaları -

Londra'da yaşayan biri olarak Londra'da oynanan bir maçı deplasman tribününde izlemek, bunca yılın ardından bile tuhaf geliyordu Kenneth'a. İlk defa yaptığı bir şey değildi bu. Yaklaşık on beş yıldır Yarasalar'ın Londra'daki hemen her maçına gelmişti. Her seferinde aynı tuhaflığı hissediyordu. Yine de bugün her şey biraz daha tuhaftı. Çünkü Kenneth bugün ilk kez ailesini de yanında getirmişti. Karısı Edith'le beraber sırtında yarasa kanatları, göğsünde Yarasalar'ın amblemi olan siyah cüppelerini giymişlerdi. Dokuz yaşındaki kızları Minerva Edith'ten bile daha alışkındı Yarasalar'ın maçlarını tribünden izlemeye. Büyülü bir yarasa figürünün hoplayıp zıpladığı, kanatlarını çırptığı, takım gol attığında şapkadan ayrılıp havada birkaç tur dolandıktan sonra yerine geri döndüğü kocaman siyah bir şapkası vardı. Kenneth bu şapkayı ona beş yaşındayken, onu ilk kez maça götürdüğünde almıştı ve ufaklık o günden sonra her maça gittiğinde onu mutlaka takıyordu. Beş yaşındaki kızları Roseline yarasa kanadı biçiminde bir çerçeveye sahip büyük bir gözlük takıyordu bugün. Bir eli annesinin elindeydi ama diğerinde küçük bir Ballycastle bayrağı sallıyordu. Üç yaşındaki kızları Betty ise Kenneth'ın kucağındaydı. Göğsünde kırmızı BB harfleri olan bir kazak giymişti ve yol boyunca babasının yaptığı tüm tezahüratlara coşkuyla eşlik etmişti.

İşin en zor kısmı Edith'in iyi muamele görmesini sağlamaktı Kenneth için. Sevgili karısı bir Muggle'dı ve dönem, büyücülerin Mugglelara çok da iyi davrandığı bir dönem değildi. Bu gibi durumlarda işe yaraması umuduyla Edith için de bir asa satın almıştı Kenneth. Gerçek bir asaydı, resmi denetimlerin çoğu için gayet iyi iş görürdü. Yeter ki Edith'ten bir büyü yapmasını istemesinler ya da Edith'in Muggle olduğunu zaten bilmekte olan bir büyücüye rastlamasınlar. İkinci olasılık pek olası değildi açıkçası, çünkü yeryüzünde Edith'i tanıyıp da onun bir büyücü olmadığını bilen yalnızca iki büyücü vardı: Ryan ve Ray. Kimse Kenneth'ın bir Muggle'la mı yoksa bir büyücüyle mi evli olduğunu bilmiyordu. Soran olursa Kenneth hiç düşünmeden yalan söylüyordu. Eşi için bir an bile duraksamadan canını ortaya koyardı, onun ve çocuklarının bundan daha iyi bir geleceğe sahip olmaları için zaten sıklıkla başını tehlikeye sokuyordu. Neyse ki bugün rutinin dışında hiçbir gelişme olmadı. Kenneth gişe sorumlusunu tanıdığından ve Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi'nce temin edilen hayli özel biletlere sahip olduğundan ona sorun çıkartacak kimse olmadı.

Sahaya hafif çaprazdan ve epeyce yukarıdan bakan yarı açık küçük bir locada izleyeceklerdi maçı. Ciddi bir maliyet olmuştu bu Kenneth için ama giden paraya hiç acımıyordu. Çünkü bu şampiyonluk maçıydı, Yarasalar bugün kazanabilirse şampiyon olacaktı ve en önemlisi ailesi de bugün onunla beraber olacaktı. Tabii tribünlerde baskın olan taraf Puddlemere taraftarlarıydı. Kenneth nereye baksa uzun hasır sazlar ve lacivert cüppeler görüyordu. Puddlemere'ın dört köşeli yıldızı bir o tarafta bir bu tarafta havai fişekler gibi patlayıp sönüyordu. Yarasalar'ın tribünü de ağzına kadar doluydu. En alt taraflarda küçük bir grup kendi başlarının üzerinde dönüp duran hayaletimsi yarasalar yaratmışlar, onların gölgesi altında Ballycastle Marşı'nı okuyorlardı:

Bir kez yaptık yine yapalım
Çünkü biz bunu hak ediyoruz
Haydi Yarasalar! Yarasalar yukarı!
Kara kanatlarımızla göğü kapatıyoruz

Bir yağmur gibi insin vuruşlarımız
Kaleler çöpten çubuklar gibi dağılsın
Yarasalar! Yarasalar! Haydi Yarasalar!
Bugün biz gülelim onlar ağlasın

Hayli azınlıkta olduklarından sesleri çok gür çıkmıyordu elbette ama Kenneth'ın kanını kaynatmaya yetiyordu bu sözler ve o güçlü ezgi. Kucağında Betty'le yeniden ayağa fırlayıp gruba eşlik etmeye başladı. Minerva da coşkuyla ona katıldı ama Edith, Roseline ve Betty sözleri bilmiyorlar, el çırpıp gülümsemekle yetiniyorlardı. Eğer bugün Puddlemere'a 170 sayıdan fazla fark atabilirlerse yarınki maçta Pride of Portree'nin Appleby Arrows'u yenmesini bekleyeceklerdi. Yükske bir olasılık değildi bu ama gerçekleşirse eğer, Ballycastle Yarasaları yedi yıl aradan sonra ligde şampiyon olacaktı.

Puddlemere büyük bir coşkuyla, Yarasalar'sa tabii ki ev sahibi takımın taraftarlarınca yuhalanarak çıktı sahaya. İlk on dakika tam anlamıyla bir kabus gibi geçti. Puddlemere 30 sayı atmış, Yarasalar bir de penaltı kaçırmıştı. Fakat sonra Yarasalar kendine geldi. Maçın ilk saati tamamlandığında 110-80 öndeydiler. Tam iki kere Puddlemere Arayıcısı Snitch'i yakalamak için atak yaptı. Bunlardan birinin sahte atak olduğu anlaşıldı ama diğerinde Kenneth da snitchi görmüştü. Yarasalar'ın Arayıcısı sert bir faulle engellemese Puddlemere snitchi yakalayacak ve maçı kazanacaktı. Tabii bu iki penaltı atışına mal oldu ama iki saatin sonunda hâlâ 40 sayı farkla öndeydiler. Üçüncü saatin ortalarında artık Edith bile heyecanını gizleyemez duruma gelmişti. Kenneth maçın başından beri locanın duvarından sarkıp "Faul", "Gol" ya da "Yuh" diye bağırıp duran Minerva'yı zapt etmekle uğraşan Edith'in artık ona eşlik etmeye başladığını görüyordu. Roseline her golde çılgınca seviniyordu ama Puddlemere'ın attığı her golde "Bu gol de sayılıyor mu baba?" diye sormak gibi tuhaf bir alışkanlık edinmişti. Betty ise hem Yarasalar'ın hem de Puddlemere'ın gollerini sevinçle kutluyordu.

Dördüncü saatin ikinci çeyreği maçın kırılma bölümü olmuştu. Yarasalar 20 sayı farkla gerideyken snitchi gören Arayıcıları biraz fazla heyecan yapmış, rakip Arayıcı da snitchin farkına varınca mecburen topun peşine düşmek ve rakip alamasın diye snitchi yakalamak zorunda kalmıştı. Bu, Yarasalar'ın 130 sayı farkla maçı kazanması anlamına geliyordu ama en az 170 sayı fark yapamadıkları için şampiyonluk şansının kaçması demekti aynı zamanda.

"Kazandık! Kazandık! Kazandık!" diye deli gibi sevinmeye başlamıştı Minerva. Diğerleri de ablalarının coşkusuna ortak oldular. Hatta Edith bile epey coşkuyla kutluyordu durumu. Fakat Kenneth derin bir iç çekip yerine oturmuştu. Durumu diğerlerine açıklayınca yalnızca Minerva cidden anlamış göründü ve gözyaşlarına boğuldu. Edith "Olsun, sonuçta kazandık işte" deyip duruyordu. Roseline ablasını teselli etmeye çalışıyordu: "Bir dahakinde şampiyon oluruz belki! Yarın da biz şampiyon oluruz ne belli!". Betty ise skordan tamamen bağımsız gibiydi. Hâlâ coşkuyla el çırpıp katıla katıla gülüyordu.

"Eh, doğru diyorsun, sonuçta kazandık" dedi Kenneth birkaç dakika sonra kendini toplayarak. "Hadi bakalım Miny, ağlama artık. Sen üzülünce yarasan da üzülüyor bak. Nasıl da sinmiş oturuyor orada, görüyor musun?"

Minerva şapkasını çıkartıp baktı. Gerçekten de maçın başından beri Minerva'nın coşkusuna ortak olan oyuncak yarasa başını eğmiş, olduğu yerde öylece tünemiş oturuyordu. "Onun adı Meghan" dedi Minerva babasına. "Tabii ki üzgün olacak, çünkü şampiyon olamadık."

"Ryan amcan duymasın" dedi Edith kikirdeyerek. Çünkü belli ki Minerva Ryan'ın "sevgili ikiz kardeşi"nden esinlenerek bu ismi vermişti çok sevdiği yarasasına. Kenneth Edith'le bakışıp güldü. "Hadi gidip onları görelim" dedi sonra pat diye. "Tabi Ryan oradaysa. Meghan'ı görecek kadar zamanımız yok ama bence Ray amcan bu hikayeye bayılacak."

"O hâlde hadi gidelim" dedi Edith. "Bakalım Ray amcanız bugün o müthiş makarnadan yapmış mı?"

"Pişşt" dedi Kenneth fısıltıyla. Stadyumdan ayrılıp yürümeye başlamışlardı ve Kenneth hâlâ hüzünlü görünen Minerva'nın yanına sokulmuştu. Kimsenin duymasını istemiyormuş gibi sessizce konuşuyordu kızıyla. "Ray'le biraz dalga geçip moralimizi yükseltiriz, ne dersin? Biliyorsun, Harpies bu sene sonunculuktan zar zor kurtuldu. Ona kıyasla biz daha mutluyuz, değil mi?"

Minerva birden gülmeye başladı. "Onları ne biçim yenmiştik" dedi sevinçle. "Bugün Ray amcaya Ballycastle Marşı'nı söyleteceğim."

Sonra baba-kız coşkuyla söylemeye başladılar:

Bir kez yaptık yine yapalım
Çünkü biz bunu hak ediyoruz
Haydi Yarasalar! Yarasalar yukarı!
Kara kanatlarımızla göğü kapatıyoruz

Bir yağmur gibi insin vuruşlarımız
Kaleler çöpten çubuklar gibi dağılsın
Yarasalar! Yarasalar! Haydi Yarasalar!
Bugün biz gülelim onlar ağlasın

7
Bir Bakanlık çalışanı olmak kolay iş değildir, çokluk yıldırıcı ve hatta acı verici olabilir ama Gelecek Postası da bazen Gorengbland Devleri kadar acımasızlaşabiliyor. Bohemya'nın azılı kara büyücüsü Denr Piokrech'in Britanya'dan sığınma talep ettiği ve Sihir Bakanlığı'nın görevlendirdiği bir heyetin Piokrech'le İsviçre sınırında gizli bir görüşme yaptığı yazıyordu günün en önemli ikinci haberi olarak. Hâlbuki bir ay kadar önce Piokrech Dublin'de Britanyalı Seherbazlarca yakalanmış ve geçen hafta da Avusturya-Macaristan Sihir Bakanlığı'na teslim edilmişti. Elbette tüm bu süreç kamuoyundan gizli tutulmuştu, yani Gelecek Postası bu konu hakkında aslında hiçbir şey bilmiyordu. Kenneth'ın asıl canını sıkan, Gelecek'in bilmediği diğer şeylerdi. Çünkü yıllardır Britanya Sihir Bakanlığı'nın karalistesinde olan bu adam ülkeye giriş yaptıktan kısa süre sonra yakalanmış, bu arada Kenneth'ın bizzat dahil olduğu bazı istihbarat süreçleri mükemmelen yürütülmüş ve adam ele geçirilir geçirilmez yapılan ilk iş Bohemya'yı durumdan haberdar etmek olmuştu. Ne var ki o ülkenin Sihir Bakanlığı Piokrech'i istememiş, Kenneth'ın uzaktan yönettiği bir heyet İsviçre'nin Bern kentinde Avusturya-Macaristan Sihir Bakanı'nın bizzat içinde yer aldığı bir heyetle gizlice görüşmüş, onca yazışmanın ve ultimatomun ardından Bohemya nihayet ikna edilebilmişti. Şimdi Daire Başkanı Kenneth'tan bu haber için bir reddiye yazmasını istemişti. Kenneth'ın, olayı tüm ayrıntılarıyla anlatması değil, "kamuoyunun bilmesi gerektiği kadarlık" kısmına vurgu yapıp haberin tamamını yalanlaması gerekiyordu. Bunca işin arasında bir bu eksikti gerçekten.

Öğle yemeğinden önceki zamanının tümünü buna ayırdı. Sonunda Bakanlık mühürlü bir zarfı Bakanlık baykuşlarından biriyle gönderdiğinde saat neredeyse öğleortası olmuştu. Öğle yemeği için Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi'ne gitti. Quidditch Ligi bölümündeki birkaç arkadaşını görmek istiyordu. Haftasonu eşi ve çocuklarıyla Yarasalar'ın maçına gitmeyi planlıyordu ve iyi fiyata alabileceği güzel koltuklara ihtiyacı vardı. Sihirli Yaratıklar dairesindeki arkadaşı Emily Lee'nin her zaman taze ve sıcak tuttuğu bir demlik dolusu kuşburnu çayı olurdu. Ona uğrayıp bir fincan bu çaydan içti. Ofisine dönerken asansörde Seherbaz Cormack McFandeef'le rastlaştı. Adam Yarasalar'daki oyuncuların yarısı hakkında derin şüphelere sahipti ve ne zaman Kenneth'a denk gelse "Yakında sizinkileri toz duman edeceğim. Hepsini içeri tıkmama şu kadarcık kaldı" gibisinden şeyler söyleyip duruyordu. Elbette Kenneth bunlara gülüyordu. Çünkü McFandeef iflah olmaz bir Falmouth Falcons taraftarıydı ve Falcons kazanmak için her şeyi mübah gören bir taraftar kitlesine sahipti. Ve tabii Yarasalar son iki maçtır Falcons'u ciddi biçimde ezip geçiyordu.

Ofise döndüğünde masasında onu bekleyen yeni bir evrak vardı. Bhutan'daki meslektaşlarınca yazılmış resmi bir mektuptu bu. Ne var ki yazı Çince'ydi ve Kenneth Çince bilmiyordu. Yine de mektuba şöyle bir göz gezdirdi. Stajyerlerden birine verip tercüme ofisine yolladı sonra. Artık bir daha ne zaman gelirdi önüne kim bilir. Tercüme ofisinde Çince bilen biri olmadığından emindi. Dört ay önce hangi ülkeden geldiğini bile anlayamadıkları bir mektup daha almışlardı. Tercüme ofisi mektubun Mançuryaca olduğu bilgisini üç hafta sonra keşfetmiş ama hala çeviriyi yapacak birini bulamamıştı. Keşke dünyada herkes İngilizce biliyor olsa diye düşündü Kenneth kim bilir kaçıncı kere.

O günün asıl sürprizi saat 3 gibi ofisine gelen Rus bir adam olmuştu. Uzun boylu, yapılı, çalı gibi kaşlara ve gür bir bıyığa sahip biriydi bu. Kenneth onu elbette tanıyordu: Rusya Quidditch milli takımının acımasız Vurucusu Igor Novikov. Wigtown Wanderers onu transfer etmişti ama adam ülkeye geldikten sonra ciddi bir sorunla karşılaşmışlardı. Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi bu sorunu çözmek için iki haftadır uğraşıyordu. Nihayetinde iş Kenneth'ın önüne gelmişti işte -ki bunun böyle olacağını ilk günden beri biliyordu Kenneth. Ne de olsa adam resmi kayıtlarda on bir yaşında görünüyordu. Rusya'da böyle bir kısıtlama yoktu belki ama Britanya'da on bir yaşında birinin profesyonel Quidditch Lisansı alması kanunen mümkün değildi.

"Bay Novikov'a bir bakın" diyordu Novikov'un İngiliz avukatı ve gayrıresmi tercümanı. "Size on bir yaşında biriymiş gibi görünüyor mu?

"Bay Limfgeld, sorun da burada zaten" diye cevap verdi Kenneth. "Şimdiye kadar Bay Novikov'a Bakanlık'ı yanlış bilgilendirmekten ya da evrakta sahtecilikten dava açmadıysak bunu ciddi bir skandalı önlemek için yaptığımızı anlamalısınız. Bay Novikov yedi yıldır aktif olarak üst düzey Quidditch oynuyor, yani dört yaşından beri. Bunun pek olanaklı olmadığı anlaşılıyor. Geçen hafta danışman olarak Sihirli Oyunlar Dairesi duruşmasına çağrıldığımda da söylemiştim. Şu an gerçekleştirilebilecek en etkili ve hızlı çözüm Bay Novikov'un Rusya Sihir Bakanlığı'na dava açması."

"Fakat bunu nasıl yapalım?" diye cevap verdi avukat. "Bay Novikov Rusya milli takımında oynayan bir oyuncu. Hem halk hem de Rus Sihir Bakanlığı'nca çok seviliyor. Eğer dediğiniz gibi bir davaya girişirse asıl o zaman büyük skandal olur."

"Bence yanlış bir pencereden bakıyorsunuz." dedi Kenneth. "Bu yalnızca yanlış işlenmiş kimlik bilgisi hakkında bir dava. Muhtemelen on bir yıl önce Bay Novikov kimlik almak için başvuru yaptığında bu başvuruyu değerlendiren Bakanlık çalışanı detaylarla uğraşmak istememiş ve işin kolayına kaçıp ona yeni tarihli bir kimlik düzenlemiş. Yeni doğan herkese hemen her gün yapılan bir işlemdir bu ve o yüzden zahmetsiz ve çok pratiktir. İşte aslında tam bu memura dava açmış olacak Bay Novikov. Fakat tabii memurun nezdinde önce Bakanlığa dava açmak zorunda. Basit, sıradan, özellikle doğu ülkelerinde sık rastlanan türden bir işlem bu. Üstelik çok hızlı sonuçlanan davalardır bunlar. Bu haftasonuna yetişeceğini sanmam ama iki hafta sonraki Cannons maçında saha olabilir."

"Fakat bize sizin işler yoluna girinceye kadar geçici izin belgesi verebileceğiniz söylendi."

"İşler yoluna girinceye kadar değil, en fazla kırk bir gün geçerli bir çalışma belgesi verebiliriz ve bunu en fazla iki kere yapabiliriz. Tabii bunun için durumun çözüme kavuşması yolunda resmi bir adım atılmış olmalı. Dolayısıyla yine aynı noktaya dönüyoruz. Bay Novikov gerekli davayı açmalı, yoksa ne biz ne de başka bir birim hiçbir geçici izin çıkartamaz."

İşin kötü yanı birkaç hafta sonra Yarasalar'ın da Wanderers'la maçı vardı. Eğer Kenneth'ın tavsiyelerini dinlerlerse Novikov denen azman bu maçta Wanderers adına sahada olurdu muhtemelen. Yarasalar'ın bu seneki Vurucularının içler acısı halini de düşünerek Kenneth bu olasılığın gerçekleşmesini hiç istemiyordu aslında. Ne var ki duygularını ya da özel hayatını işine karıştıramazdı. Böyle bir niyeti de yoktu zaten.

Novikov'u başından savdıktan sonra (adam neredeyse ağlamaklı bir halde dava açmayı kabul etmişti) Sihirli Taşımacılık Dairesi'nin rutin olarak onun ofisine yolladığı çeşitli taleplerle ilgilenmeye koyuldu. Gün içinde ikinci kez saatine baktığında saat dört buçuktu. Yarım saat sonra ofisten ayrılıp Phali'ye gidecek ve günün bütün yorgunluğunu orada bırakıp evine geçecekti. Neredeyse her gün yaptığı ve her seferinde tam da böyle sonuçlanan bir rutiniydi bu Kenneth'ın. İmzalaması gereken son iki evrağa iç geçirerek baktı. Sonra bir tanesini alıp arkasına yaslandı. Uzun, sıkıcı bir dille yazılmış bir talep evrağıydı. İçinde sakıncalı bir şey olduğunu sanmıyordu ama imzalamadan önce okuması gerekliydi ne de olsa. Uçan atlarla çekilen birkaç yük arabasının Norfolk üzerinden ülkeye giriş yapabilmesi için talep edilen bir izin belgesiydi bu. Jason Turner isimli İngiliz bir tüccar Türkiye'den çay ithal ediyordu bu arabalarla. Kenneth gülümsedi.

-Sahne Sonu-

8
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Mali-Phali-Ty-Co ve Scrinium la Phali Hakkında
« : 25 Ekim, 2021 21:43:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Londra’da, Çatlak Kazan’ın girşinin de bulunduğu ara sokakta Mali-Phali-Ty-Co tabelalı görece küçük ama ışıl ışıl bir pub daha bulunmaktadır. Burası yıllardır özellikle Londralı büyücülerin sık uğradığı bir yerdir. Tıpkı birkaç kapı ötesindeki Çatlak Kazan gibi. Fakat Çatlak Kazan’ın aksine burası yalnızca büyücülere özel bir yer değildir. Muggle işçiliği güzel sayılabilecek bir tabelası vardır ve bu tabela dükkanın ön cephesini kaplayan camekanın üzerine boylu boyunca yayılmıştır. İşte bu tabela ve doğal olarak mekanın tirizli ahşap kapısı hem büyücülere hem de Mugglelara görünür haldedir. Şimdilerde emeklilik hayatı sürmekte olan büyücü Mr Davis’in, şüphesiz Çatlak Kazan’a rakip olsun diye ama Mugglelara da hizmet vermeyi şiar edinerek yalaşık 50 sene önce (tam olarak 1816’da) açtığı bu mekanı, şimdilerde oğlu Raymond Harvey Davis işletmektedir.

Mekan aslında hayli küçüktür. Kapının karşı duvarını neredeyse tamamen kaplayan bar bölümünü saymazsak içerinin toplam genişliği 80 metrekareden ancak biraz daha büyük olabilir. Buna rağmen bu daracık alana barın önüne konuşlandırılmış beş-altı bar taburesi, sekiz ahşap masa ve onlarca (pek de konforlu olmayan) ahşap sandalye sığdırılmıştır. Bununla beraber tavandan sarkan elliye yakın kandille mekan her zaman öyle iyi aydınlatılmaktadır ki yaydığı sıcaklık ve sapsarı, davetkar ışık camekandan sokağa taşmakta, yorgun, sıkkın, keyifsiz ya da neşeli, dinç, umutlu, her türden yolcuyu içeri çağırmaktadır. Davislerin yıllardan bu yana müthiş bir beceriyle ürettikleri, özellikle kış aylarında gerçekten çok iyi giden biraları gelip geçenlerin ve mekanı zaten iyi bilenlerin ayaklarını oraya çeken bir diğer önemli unsurdur.

Kapının tam karşısında, bar bölümünden arta kalan küçük bir kısımda çok daha gösterişsiz başka bir kapı daha vardır. Bu kapı dükkanın çöplerinin boşaltıldığı küçük, dar bir ara sokağa açılmaktadır. Bu çıkmaz sokağın diğer ucuysa mekanın giriş kapısının hemen yanındadır ama çoğu kişi tuhaf bir biçimde oraya dikkat etmez, orayı görmüyorlarmış gibi bakışları hemen yandaki dükkana kayar. Fakat Mali-Phali-Ty-Co’nun henüz iki sene önce devreye giren ama şüphesiz en gizemli ve en önemli özelliği olan bir durumun bu küçük, dar sokakla doğrudan bir ilişkisi vardır. Aslında Phali’nin (mekanın müptelaları genelde ona kısaca “Phali” der) bu gizli özelliğine vakıf olanlar o dar sokağı genelde “Muggle Girişi” olarak isimlendirirler. Çünkü Toiparii Sanctionem örgütü üyesi Muggleların örgütün Londra’daki Scrinium’una ulaşmak için genelde kullandıkları gizli kapı o sokağın içindedir.

Gerçekten de Phali, sıradan büyücü ve Mugglelara hizmet veren küçük bir pub olmanın ötesinde dünyanın gelmiş geçmiş en şahane örgütü Topiarii Sanctionem’in Londra Scrinium’dur da. Örgüt üyesi büyücüler için Scrinium’a ulaşmanın daha kolay bir yolu vardır (bundan aşağıda söz edeceğiz) ama örgüt üyesi Mugglelar bu köhne sokağın nahoş havasına katlanmak zorunda kalırlar. Sokağın sonunda, tam Phali’nin şu gösterişsiz arka kapısının karşısında, yalnızca Kaptan Farrell’dan sırrı almış olanların görebildiği bir kapı daha vardır. Dünya üzerindeki her Scrinium’da buna benzer kapılar vardır ve genel olarak bunlara “Fidelius Kapıları” denir. Çünkü var olduklarının ve tam nerede olduklarının bilgisi Fidelius büyüsüyle korunmaktadır. Phali’deki bu kapının üzerinde “Nostri Pulcher Hortus” yazmaktadır. Anlamı “Bizim Güzel Bahçemiz”dir ve Fidelius büyüsü sayesinde hem bu kapıyı hem de üzerindeki yazıyı yalnızca Farrell’dan sırrı almış olanlar görebilmektedir. Ve işte bu kapıdan geçildiğinde buz dağının görünmeyen kısmına ulaşılır. Burası, tüm ihtişamıyla, Bay Davis’in olanca emeğiyle inşa ettirdiği “Scrinium la Phali”dir.

Bir tahmine göre Phali’de iki tane Fidelius Kapısı bulunmaktadır. Bunlardan ikincisi mekanın bar kısmının hemen sağ arka tarafındadır ve doğrudan Scrinium içindeki barın içine açılmaktadır. Bu konuda kimse emin değildir, çünkü bu kapı da Fidelius’la korunmaktadır ve denilene göre bu kapının sırrını Kaptan Farrel bir tek Raymond Davis’e vermiştir. Öte yandan Davis’in bilinen Fidelius Kapısı’nı kullanmadan ve diğer yegane yöntem olan cisimlenmeye başvurmadan Scrinium’a girip çıkabildiği de sıkça gözlemlenmiş olan açık bir gerçektir. Ne var ki muhtemelen Fidelius büyüsünün gücünden ötürü adamın bunu nasıl yapabildiği konusunda kimsenin hiçbir fikri yoktur.

Anlaşılacağı üzere herkese açık olan mekanın barıyla Scrinium’un barı tam anlamıyla sırt sırtadır. Öte yandan Scrinium hemen her açıdan ön taraftaki pubtan çok daha gösterişlidir ve yalnızca barlarına bakarak bile bunu anlamak mümkündür. Scrinium’un barı kara ahşaptan ince bir işçilikle inşa edilmiş devasa bir gemi kamarası biçimindedir. Öyle ustaca detaylar vardır ki bu kamarada, özellikle onu gören örgüt üyesi Mugglelar bunun bir büyü olduğunu düşünmeden edemezler (elbette haksız da sayılmazlar, çünkü bu detayların bir çoğunda ince tılsım işçilikleri vardır). Barın iç tarafından kaynağı belirsiz zayıf ama çok hoş bir ışık sürekli olarak yansımakta, barın arkasında duran kişilere biraz hayaletimsi, biraz da gizemli bir hava vermektedir. Barın önündeki bar taburelerinde oturanlar bir geminin deniz üzerinde seyrederken ahşap aksamlarından gelen gıcırtılara benzer bir sesi sürekli olarak duyarlar. Fakat bu rahatsız edici bir ses değildir. Çünkü neredeyse duyma sınırında bir sestir ve bir ninni gibi ya da çok kısık sesle çalınan bir arpın melodileri gibi huzurlu bir his vermektedir.

Scrinium’un toplam alanı da ön taraftaki halka açık puba göre çok daha geniştir. Barın hemen önündeki ana salonda geniş, iyi cilalanmış, kara ahşaptan 10 masa vardır, bunların etrafına da pek çok rahat sandalye iliştirilmiştir. Bu 10 masanın ötesinde, duvarın dibinde daha az gösterişli ama gözden biraz olsun uzak kalmak isteyenler için ideal olan üç masa daha vardır. Tüm bunlara rağmen Scriniumun ana salonu gayet geniş ve ferah bir yerdir. Tavandan sarkan 7 adet kocaman avizeyle aydınlatılmaktadır ve orada burada heykellerle, karşı duvarın her karışını zap etmiş çeşitli boyutlarda resimlerle, bir gün orada bir gün burada beliren kocaman bir kuyruklu piyanoyla zenginleştirilmiştir. Sol tarafta bundan da ferah bir bölüm vardır. Ta sol taraftaki duvarın dibinde büyük bir sahne bulunmaktadır. Sahnenin sağındaki ve solundaki duvarlarsa çeşitli sanat eserlerinin sergilenmesine ayrılmıştır. Mr Davis’in özel zevki ve uzmanlık alanı olan tılsımlı yüzükler, antik takılar, modern tasarımlar, nadir objeler, orijinal tuvaller, el yazması büyücü ve Muggle kitapları, koca koca mermer heykeller ve buna benzer pek çok şey bu iki duvarın önündeki camekanlı bölmelerde sergilenmektedir. Sahnenin önünde ve bu sergi alanlarının arasındaki bölümdeyse 4 elit masa bulunmaktadır. Bu masalar yine kara ahşaptan el işçiliğiyle yapılmışlardır ve her bir masa tek seferde 20 kişiyi etrafında toplayacak kadar büyüktür. Bu dört masanın ortasından direkler yükseltilmiş, “Sanat Salonu” olarak anılan bu kısmın aydınlatılması tamamen bu dört direğin üzerine tutturulmuş fenerlerle sağlanmıştır.

Ana Salon’la Sanat Salonu’nun kesiştiği kısmın arka duvara denk gelen noktasında ağır ahşaptan bir kapı bulunmaktadır. Bu kapı, her Scrinium’un belki de en önemli odası olan Libernium’a açılmaktadır. Bir büyü sayesinde bu odanın dışında nasıl bir gürültü olursa olsun Libernium tamamen sessizdir. Yüksek tavana uzanan ahşap kitaplıklar ve bu kitaplıkların tepelerinden gelmekteymiş gibi görünen loş, yumuşak bir ışık buranın temel manzarasını oluşturur. Orada burada rahat berjerler, ufak sehpalar ve genelde tek kişilik çalışma masaları bulunur.

Ana Salon’un sağ tarafındaysa örgüt üyesi büyücülerin Scrinium’a girip çıkmak için kullandıkları iki küçük bölme bulunmaktadır. Bunlardan birinin üzerinde “Adventus” (Varış [Arrival]), diğerindeyse “Discessum” (Gidiş [Departure]) yazmaktadır. Scrinium içerisinde bu iki bölme haricinde cisimlenme ve buharlaşma yapılamamaktadır. Öte yandan bu iki bölmenin arasında kalan görece küçük bir boşlukta 10’a yakın süpürge, görünmezlik pelerinleri, Uçuç Tozu keseleri, çeşitli büyülü cisimler ve tılsımlanmış nesnelerin satıldığı bir tür tezgah vardır. Ayrıca, özellikle yurtdışından gelen büyücülerin ve yerli Muggleların Galleon ya da Sterlin exchange edebilecekleri bir yerdir burası.

Barın sağ tarafında ve cisimlenme-buharlaşma bölmelerinin biraz arkasında kalan kısımda tuvalet-banyo odası, onun biraz ötesindeyse başka bir kapı vardır. İşte bu kapı hemen uzun, dar bir koridora bağlanır. Biraz ileride sola dönüp Ana Salon’un hizasını boylu boyunca geçen bu koridor sonunda Libernium’a açılan başka bir kapıyla sona erer. Öte yandan koridor boyunca tam 9 kapı daha bulunmaktadır. Bu kapıların hepsi örgüt üyelerince kiralanabilen çeşitli büyüklükteki odalara açılır.


9
Lejant Alanı / Kenneth A. Miller
« : 25 Ekim, 2021 21:17:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kenneth Aldo Miller
*Calamum Lautus* (211 Puan)

Doğum Tarihi ve Doğum Yeri: 07.10.1828 – Newport/Galler
Hogwarts Binası: Hufflepuff
Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı

Geçmişi

Hogwarts Öncesi: Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi çalışanı olan bir babanın (Tim Leonard Miller) ve Ballycastle Yarasaları Quidditch takımında Kovalayıcı antrenörlüğü yapan bir annenin (Anna Jane Miller) üç çocuğundan ikincisidir. Bütün çocukluğu Newport’ta geçmiştir. 11 yaşına basıp da Hogwarts’tan davet alıncaya kadarki yaşamında kendinden 4 yaş büyük ablası Jenny ve 2 yaş küçük erkek kardeşi Thomas’ın yeri büyük olmuştur. Üç kardeş genelde yaşadıkları yerin nüfus çoğunluğunu oluşturan Muglleların çocuklarıyla oynayarak günlerini geçirirlerdi. Ailelerinden aldıkları eğitim sayesinde bu Mugllelara gerçek kimliklerini asla açıklamamışlar ve belki de bu nedenle genelde hep iyi dostluklar edinmişlerdir. Ailece yaptıkları bir diğer etkinlikse Quidditch sezonu boyunca Ballycastle Yarasaları’nın hemen hemen tüm maçlarına gitmek olmuştur. Caerphilly Mancınıkları taraftarı olan babalarının tüm çabalarına rağmen annelerinin gönül verdiği ve bir yandan aktif görev aldığı kulüp olan Yarasalar’ın sıkı birer taraftarı olmuşlardır. Baba Miller bile bir süre sonra pes edip çocukları Mancınıklar’ın maçlarına götürmeye çalışmaktan vazgeçmiş hatta Yarasalar’ın özellikle Galler’de ve yakın çevresinde oynadığı maçlara onlarla beraber gitmiştir. Bununla beraber Kenneth 12 yaşından 17 yaşına kadar yerel bir Quidditch takımı olan Newport Eşkıyaları’nda (genelde 21 yaşından genç olan büyücülerin yer aldığı bir takımdı) Kovalayıcı olarak oynamıştır.

Hogwarts: 1839 yılında başladığı ve 1846 yılında mezun olduğu Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nda Hufflepuff binasına seçilmiştir. Gerçekten de adalete ve çalışkanlığa önem veren bir zihin yapısı vardır. 3. sınıftayken ilk kez seçildiği Hufflepuff Quidditch takımında ilk senesinde Tutucu olarak, sonraki senelerde de Kovalayıcı olarak oynamış, son senesinde takım kaptanı olarak Hogwarts Quidditch Kupası’nı kazanmıştır. Çalışkan bir öğrenci olduğundan derslerle ilgili hiçbir sorun yaşamamıştır. 10 SBD 7 FYBS alarak mezun olmuştur. 5. sınıftayken Hufflepuff Sınıf Başkanlığı görevini yapmış olsa da 7. sınıfa geldiğinde Öğrenci Başı olarak seçilmemiştir.

Hogwarts Sonrası: Okuldan mezun olduktan yalnızca bir sene sonra, 1847 yılının Mart ayında babasını kaybetmiştir. Bu tarihte bir Tılsımlama şirketinde çalışmakta olan ablası Jenny Newport’ta bir Muggle mahkemesine çağrılmış ve cadılık şüphesiyle yarglanmıştır. Her ne kadar bu suçlamalardan kısa bir süre içinde beraat etmiş olsa da aile dönemin Büyücü-Muggle kutuplaşmasından rahatsız olmaya başlamıştı. 1851’de Amerika Birleşik Devletleri’nden iyi bir iş teklifi alan Jenny, yanına annesi Jane’i ve Hogwarts’tan henüz mezun olmuş olan Thomas’ı da alarak bu ülkeye yerleşti. Ailesinden ayrılmaya çok da gönüllü olmayan Kenneth bu göçe katılmadı. Çünkü çevresinde gelişen olaylar onu Britanya’da kalmaya zorluyordu. Yerel bir gazetede 2 yıl çalışmış ve Jenny’nin iş teklifi almasından 2 ay önce Sihir Bakanlığı’na yaptığı başvuru nihayet kabul edilmişti. Bir yandan da bir kadına aşık olmuştu ve onu bırakıp gitmeyi hiç istemiyordu. Böylece 1851’de Londra’ya taşındı ve yalnız yaşamaya başladı.

Bakanlık Günleri: İlk olarak Yasal Yaptırım Dairesi’nde bolca evrak işleriyle uğraştığı bir bölümde çalışmaya başladı. Tam 4 yıl boyunca bu görevi sürdürdükten sonra, 1855’te hep hayalini kurduğu Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi’ne geçti. Quidditch Ligi yönetimi departmanında önce Sicil Kurulu’nda 2 yıl çalştı, 1 yıl federasyon sekreter yardımcılığı yaptı ve son olarak 1861’e kadar Quidditch Ligi Yasal Süreçler Komitesi’nde çalıştı. Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi’nin hayal ettiği kadar ilgi çekici olmadığını anlaması böylece 6 yılını almıştı. 1861’de Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi’ne geçmek için başvuruda bulundu ve o tarihten itibaren bu departmanda çalışmaya başladı.
 
Evlilik Hayatı: Kenneth 1851 yılının Ocak ayında, o dönemde çalıştığı yerel gazete için yaptığı bir İskoçya gezisi sırasında Stirling’de bir tiyatro gösteriminde Edith Jumpenos ile tanıştı. Edith bir Muggle’dı ama Kenneth orada geçirdiği üç gün içerisinde kıza deliler gibi aşık olmuştu. Kısa bir süre sonra aralarında güzel bir ilişki başladı. Muggle toplumunda büyücülere karşı gösterilen vahşi tavır şöyle dursun Edith büyücülerin varlığına bile inanmayan biriydi. Burjuva bir aileye mensuptu ve bir kadın olmasına rağmen çok iyi bir eğitim almıştı. Çok iyi bir ressamdı ve özellikle sanat konusunda oldukça bilgiliydi. Kenneth’ın Edith’e kendisiyle ilgili gerçekleri açıklayabilmesi ancak 3 yıl sonra mümkün olabilmişti. Çünkü onu kaybetmekten korkuyordu ve bir yandan da kızın ailesiyle tanışmış, ikili evlilik yoluna girmişti. Elbette Edith bu durumu hiç hoş karşılamadı. Tam 4 ay boyunca ayrı kaldılar. Fakat Kenneth’ın ısrarı ve Edith’in de zamanla asıl önemli olanın adamın ona duyduğu sevgi olduğunu anlamasıyla işler yoluna girdi. 1855’in Temmuz ayında evlendiler. Kenneth, annesi Jane’i en son bu düğün sayesinde görebildi. Kadın 4 yıl sonra Indianapolis’te ilginç bir Quidditch kazası geçirip öldü. Kenneth’la Edith’in 1856’da ilk kız çocukları (Minerva) dünyaya geldi. 1860’ta Roseline ve 1862’de de Betty adında iki kızları daha oldu. Aile Londra’da yaşamlarını sürdürmektedir.

Özgür Orenda Kardeşliği Bağlantısı: Kenneth’ın bu cemiyete bağlılığının tek nedeni hem babasının hem de annesinin ve ondan önce de onların babalarıyla annelerinin bu cemiyete bağlı kalmış olmalarıdır. Ebeveynlerinin yakın çevresindeki tüm büyücüler, anne-babasının bu cemiyet sayesinde tanıdığı kişilerdi. Dolayısıyla Kenneth küçüklüğünden beri cemiyetin bir parçasıydı. Hogwarts’a başlamadan öncesinde bile bazı ufak tefek Biçim Değiştirme büyüleri yapabiliyor olmasının en önemli nedeni muhtemelen budur. Sonrasında, okuldaki en başarılı dersinin Biçim Değiştirme olmasında ve okul sonrası dönemde bu alanda uzmanlaşmasında cemiyetle olan bu bağının etkisi olduğu düşünülebilir.

Topiarii Sanctionem Bağlantısı: Küçüklüğünden beri Mugglelarla hep iyi ilişkiler kurmuş olan Kenneth için dönemin baskın sosyal-siyasi havası hep bir parça anlamsız kalıyordu. Muggleların büyücülere, büyücülerin de Mugglelara duyduğu nefret onda hiçbir zaman karşılık bulmamıştı. Ablası Jenny’nin ülkeyi terk etmesine neden olan süreçte Muggleların büyücü düşmanlığına yakından şahit olmuş, belki o zaman kısa bir süreliğine de olsa dönemin baskın büyücü mentalitesini kavrar gibi olmuştu. Fakat Jenny’nin (üstelik gerçek bir büyücü olmasına rağmen) büyücülük suçlamalarından aklanmasını sağlayan kişi, üç kardeşin çocukluk arkadaşı olan Muggle avukat Debroah Stilinski’ydi. Aynı dönemde bir Muggle kadına da aşık olan Kenneth için büyücü-Muggle ayrımı git gide anlamsızlaşmaktaydı böylece.
Edith’le tanıştıktan kısa bir süre sonra bir gece vakti evine davetsiz bir misafir geldi. Hayatında ilk kez gördüğü bu adam kendini Walter Demetr Kupson olarak tanıtmıştı ve bir Muggledı. Ona, onu uzun süredir gözlemlediklerinden ve bir Lautus olmak için gerekli şartlara sahip olduğuna karar verdiklerinden bahsetmişti. Topiarii Sanctionem’le böylece ilk defa tanışmış oldu Kenneth. Yaklaşık altı ay boyunca örgütten gelen daveti ne reddetti ne de kabul etti. Fakat Kupson hızla hayatının bir parçası olmaya başlamıştı. Sık sık onunla buluşuyor, ona Kaptan Farrell’dan ve “Magna Purgatio”dan söz ediyordu. Her şeyden çok büyücü-Muggle ayrımını tamamen ortadan kaldıran bir geleceğin hayali etkilemişti Kenneth’i. Çünkü o sıralar henüz Edith’e bir büyücü olduğunu açıklamamıştı. Bunu yapması gereken günün mutlaka geleceğini biliyor ve yaptığında nasıl bir durumla yüzleşeceği düşüncesi onu korkutuyordu. Halbuki büyücülerle Muggleların iç içe olduğu bir dünyada böyle bir durumun yaşanmasına hiç gerek kalmayacaktı. Sonra yavaş yavaş, kendisi göremese bile en azından çocuklarının bu ideal gelecekte yaşamaları gerektiğine duyduğu inanç ve arzu git gide yükseldi. Üstelik Edith sayesinde hayatına yoğun olarak girmeye başlayan sanat sevgisi ve elitist yaklaşım örgütün genlerinde olan bir şeydi. 1855’in ilk ayı sona ererken Kenneth’ın örgüte dahil olmasının önündeki tek engel, bu güzel amaç ve gelecek uğruna cinayetler işlemenin şart olduğu konusunda ikna edilmekti.
Fakat Ocak ayının sonunda İskoçya’da bir avuç büyücünün Muggle tiyatrosunu basıp oradaki tüm Muggleları öldürmesi, Kenneth’ın düşüncelerini geri dönülemez bir biçimde şekillendirmeye yetmişti. Şubat ayında Edith’le görüşmek için yaptığı bir ziyaret sırasında Edingburg’a da uğramış, bu kanlı olayın sorumlusu olup da henüz Sihir Bakanlığı tarafından ele geçirilmemiş olan 3 büyücüden birini bulmuştu. Bulduğunda kör kütük sarhoş olan adamı bir bıçakla öldürmüş ve cesedinin biçimini değiştirtip onu bir süpürgeye çevirerek yanına almıştı. Kupson’a bunu bir delil olarak sunarak (çünkü ondan buna benzer bir şey yapmasını istemişlerdi) örgüte dahil olmak istediğini belirtmişti. Bundan başka iki cinayet daha işlemesi gerekiyordu, iki ay içerisinde bunları da yaptı. Kabul edilme tezi olarak Edith’le sık sık tartıştıkları bir konuyu, “Büyücü Walgenstein’ın Hareketsiz Tablolarının Birer İllüzyon Olarak Hareketli Olarak Algılanmaları” konusunu işlediği bir tez yazdı. Bu tezi yazıp tamamlaması 4 ayını almıştı ve hem tezinin hem de bu sayede Lautusluk başvurusunun kabul edildiği onayı ona aynı yılın Kasım ayında, 4 aylık evliyken bildirilmişti. 1857’de Stipendium Lautus, 1860’da Rubrum Lautus oldu. 1863 yılında Calamum Nişanı aldı ve Calamum Lautus oldu.

Ailesi
Eşi: Edith Miller
Çocukları: Minerva (9), Roseline (5), Betty (3)
Kardeşleri: Jenny Miller, Thomas Ingnum Miller

Arkadaşları

-Raymond Harvey Davis: Kenneth Hogwarts’ta ilk senesindeyken Hufflepuff Quidditch takımının kaptanı olan Davis okuldaki son senesindeydi. Kenneth Quidditch’e duyduğu büyük ilgi nedeniyle Hufflepuff takımının her idmanını seyretmeye gidiyor, yağmurlu havalarda bile idmanın son dakikasına kadar tribünden ayrılmıyordu. Kısa süre içinde takım oyuncularının çok sevdiği bir ufaklık haline gelmişti. Özellikle kaptan Davis’le konuşmayı çok seviyordu. Aralarındaki yaş farkına rağmen bu kısa süreli dostluklarını okul sonrasına da taşıdılar. Kenneth okuldaki üçüncü senesine kadar Londra’ya her yolu düştüğünde Davis’in babasının işlettiği puba mutlaka uğruyor, boş vaktinin tamamını Davis’le havadan sudan (ve bolca Quidditch’ten) konuşarak geçiriyordu. Sonrasında okuldan mezun oluncaya kadar Davis’le o pubta bir daha görüşemedi. Adam ortadan kaybolmuştu ve babası onun nereye gittiğini ya söylemiyordu ya da o da bunu bilmiyordu. Fakat Kenneth 16 yaşındayken Yarasalar’ın Hollyhead Harpies’le Kuzey İrlanda’da oynadığı maça gitmiş, burada maçı karşı taraftar tribününden izleyen Davis’le rastlaşmıştı. Üç yıl aradan sonra ilk görüşmeleriydi bu. Bütün günü beraber geçirmişler, Yarasalar’ı duman eden Harpies’in olası şampiyonluğundan ve daha bir çok şeyden konuşmuşlar, artık yetişkinliğe adım atmaya başlamış olan Kenneth’la birkaç ateşviskisi götürmüşlerdi. Bundan 2 yıl sonra, bu defa bu iki takımın İngiltere’deki maçında yine rastlaşmışlardı. Bu kez Yarasalar kazanmıştı ve maçtan sonra Davis’in babasının işlettiği puba gidip geceyarısına kadar içmişlerdi. 23 yaşındayken temelli Londra’ya taşınan Kenneth, bu tarihten itibaren Davis’le aralıksız ve kusursuz bir ilişki geliştirmişti. Bakanlık’taki işinden çıktıktan sonra soluğu artık Davis’in işlettiği pubta alıyor, en az birkaç saatini burada geçirmeden evine gitmiyordu. Daha sonra Topiarii Sanctium’a davet edilmesini sağlayan kişinin Davis’in ta kendisi olduğunu da öğrenecekti. 1863’te, Londra’da bir Scrinium açma fikrini Davis’e ilk öneren kişi Kenneth olmuş, bu fikrin gerçekleşme sürecinde dostuna elinden gelen her türden desteği sunmuştur.

-Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat: İlk kez Phali'de gördüğü ve Raymond aracılığıyla tanıştığı bu adamla zaman içinde sıkı bir dostluk bağı kurdu. Genelde Ryan diye hitap ettiği Norveçli'yle 15 yılı aşkın bir süredir tanışmakta, neredeyse 6 yıldır da Magna Purgatio için dava arkadaşlığı yapmaktadır. Ryan'ın, günün yarısında bedenini kız kardeşiyle paylaşmak zorunda olması az sayıda kişiyle beraber Kenneth'ın da bildiği bir sırdır.

RP KRONOLOJİSİ

Solo RPler

-Millerlar Quidditch Finalinde - https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,173.0.html

-Bir Bakanlık Çalışanının Olağanüstü Düzeyde Pek Sakin Bir Günü - https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,171.msg387.html#msg387

Magna Purgatio

-Attingendis Impar Auctoritas - https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,140.0.html

Genel

-

10
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Attingendis Impar Auctoritas
« : 25 Ekim, 2021 18:52:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Londra Scrinium'u, resmi adıyla Scrinium de Phali açılalı 2 yıldan biraz fazla olmuştu ancak. Bu kısacık zamanda, şüphesiz Londra gibi gayet merkezi bir yerde bulunmasının da etkisiyle, dünya üzerindeki Lautusların çokça rağbet gösterdiği bir yere dönüşmüştü. Adventus ve Discessum kabinleri, diğer Scriniumlardan buraya ve buradan diğer Scriniumlara cisimlenmek amacıyla kullanılan tek kişilik bölmeler arı kovanı gibi işliyordu. Süpürge kiralamak isteyen, Uçuç Tozu satın alan, kurbanın dökülen kanını emerek önemli bir cinayet delilini ortadan kaldıran tılsımlı bıçaklar gibi bazı özel ürünlere göz atan Lautuslar terminal kısmında sürekli bir kuyruk oluşmasına neden oluyordu. Odalar neredeyse her zaman en az yüzde yetmiş doluluk oranıyla faaliyet gösteriyordu ve şu anda yalnızca iki boş oda bulunuyordu. Gemi kamarası biçimindeki kocaman bar kısmı ağzına kadar doluydu şu an. Hem sanat hem eğlence bölümündeki masalar akşam yemeği servisini bekleyen Laustuslarca zapt edilmişti. Kenneth, Ryan ve Ray bar kısmını tam cepheden gören duvar dibindeki ahşap masalardan birinde kendilerine yer bulmuşlardı anca. Kenneth peçeli cüppesini ve yedek asasını Ray'in ona tahsis ettiği özel kasalardan birine koyup masaya geldi. Sol bileğinde bir ağrı vardı. Muhtemelen az önceki onca hoplayıp zıplama sırasında ya da belki Alberto Towenhand'in canını alırken bir biçimde incinmişti.

Kenneth sakin, duygularına kendini kaptırmayan, hem öfkesini hem de nefretini gizlemek konusunda mahir bir adamdır. Bir nesunta işkence etme arzusuna kapıldığı çok nadirdir bu yüzden. Hele ki on yıllık örgüt geçmişinin belki son yedi senesinde bu türden bir dürtüye hiç kapılmamıştı. Fakat bugün, Towenhand'i ve hatta diğer iki serseriyi de zevkle işkenceye maruz bırakabilirdi. Bunu yapmayı fazlasıyla istemişti. Bundan zevk alacağını hissettmişti. Ray ve Ryan'in de benzer hislere sahip olduğundan adı gibi emindi. Fakat yapmamışlardı işte. Çünkü onlar adi psikopatlar değildi, ruhsuz katiller de değildiler. Onlar tüm zamanların en muhteşem örgütünün, Topiarii Sanctionem'in üst düzey üyeleri, Londra'nın en güçlü Calamum Lautuslarıydı. Farrell'a ve ilkelerine yürekten bağlıydılar.

Kenneth sol bileğini ovuşturmayı bırakıp Finn'in bizzat servis ettiği patates likörlü kuşburnu kokteylini aldı. Sonra üç arkadaş kadehlerini tokuşturup bir ağızdan "Nostri Pulcher Hortus" dediler. Kenneth kokteylini tek dikişte içerken çevre masalardan pek çok kişinin bu söyleme kadeh kaldırarak eşlik ettiğini gördü. Birkaç masa ötede, Kenneth'la aynı yaşlarda uzun boylu sakallı bir adam da bunların arasındaydı. Geçen sene yayımladığı Dünyanın Merkezine Yolculuk adlı kitabıyla kısa sürede ünlenen ve Kenneth'ın aklında yer ettiği kadarıyla adı Jules Verne olan bu Fransız'a başıyla selam verdi Kenneth. İlk kadehler fondip yapılınca hazırda bekleyen Finn hemen ikincileri servis etti. Bu sefer birbirlerine daha da yaklaşıp ışıldayan gözlerle birbirlerinin gözbebeklerine bakarak "Attigendis" dediler kadehleri tokuştururken. Kenneth yine tek dikişte bitirdi ve kadehini masaya koyarken "Attigendis Impar Auctoritas" dedi şiir okur gibi bir havayla ve kahkayı bastı. Fakat bir saniye sonra yüzünü buruşturdu. Biraz abartılı biçimde sallayınca sol bileğindeki ağrı kendini yeniden hissettirmişti. Ray ve Ryan ona sorgulayan bakışlar atınca Kenneth omuz silkmekle yetindi. Bileğinin neden incindiğini gerçekten de bilmiyordu. Acaba katlettiği nesuntun yakasını fazla iştahlı mı kavramıştı?

Ray kendi kurbanının boğazını kestikten ve adam kendi kanında boğularak öldükten sonra Kenneth Towenhand'in üzerine eğilmiş ve büyü yüzünden kılını kıpırdatamadan yatmakta olan adamı yakasından yakalamıştı. Göz göze gelecek kadar adamı olduğu yerde doğrultunca herifin gözlerinin kenarından sızan yaşları görmüş ve gözbebeklerinde büyüyen dehşeti o an fark etmişti. Şüphesiz bu dehşet, az önce arkadaşının kurbanlık bir koyun gibi katledilişini izlemiş olan bir adamın sahip olabileceği türden bir dehşeti. Ve tabii şüphesiz hala neye uğradıklarını anlayamamıştı bu vicdansız adamlar. Ölüm gerçekten ani ve acımasızca çökmüştü tepelerine. Üzerindeki büyü çözülecek olsa adamın yalvarıp yakaracağını, canını almaması için her şeyi yapabileceği yönünde Kenneth'ı ikna etmeye çalışacağını biliyordu. Çünkü milyon kere gelmişti başına bu. Hayatlarını saçma sapan nedenlerle boşa harcayıp bin bir türlü kötülükle insanlığa musallat olan böyle tipler son nefeslerinde tövbekar olmaya fazlasıyla eğilimli oluyorlardı. Fakat Magna Purgatio gereksiz insanları gerekli hale getirme, onlara daha insansı özellikler ekleme, onları eğitme ve geliştirme programı değildi. Magna Purgatio yabani otları güzelleştirmekle, zararlı haşareyi ehlileştirmekle uğraşmazdı. Yabani otlar yok edilmeli, zararlı haşare katledilmeliydi -ki onlarsız zaten güzel olan bahçe varlığını sürdürebilsin.

İşte sol eliyle adamın yakasını kavramışken sağ eliyle cüppesinin iç cebinden kısa bir bıçak çıkartmıştı Kenneth. Ray'in harikulade sanatıyla tılsımlanmış bir bıçaktı bu. Onunla bir şeyi deşerseniz eğer amacınıza ulaşırdınız, nitekim son derece keskin bir bıçaktı ama işi bitince ardında ne bir kesik izi bırakırdı ne de bir damla kan. Bıçağın sivri ucunu adamın kalbinin üzerine getirip yavaş yavaş ittirmişti Kenneth. Önce deriyi, sonra kaburgayı ve nihayet kalbi yardığını hissetmişti bıçağın. Sonra yine yavaş yavaş çıkardı onu. Adamın ne derisinde ne de kıyafetlerinde hiçbir iz yoktu şimdi ama kalbi delinmişti ve göğüs kafesi kalbinden fışkıran kalna dolmaktaydı. Tam yedi saniye sonra adamın gözlerindeki ışık söndü. Kısa olsa da yine de acılı bir ölüm olmuştu. Hak ettiğinden çok daha iyisini almıştı yani Towenhand. İşte gözlerdeki o ışığın anbean sönüşünü izlemek için adamı dik tutmaya çalışırken sol bileğini fazla zorlamıştı belki Kenneth. Olsun, Edith'in bir saniyede halledemeyeceği türden bir şey değildi.

Üç arkadaş yarım saat kadar daha oturup sohbet ettiler. İçkilerin etkisi ve önemli bir temizliği başarıyla bitirmiş olmanın moraliyle neşeleri hızla yerine geldi. Kenneth üç hafta sonraki Yarasalarla Harpiler'in maçı hakkında Ray'i kızdırmaya girişmişti. Ne de olsa Yarasalar Harpiler'e yedi sezondur yenilmiyordu. Bu sırada Ryan cebindeki bibloyu çıkartmış, asasıyla ona dokunup bir şeyler mırıldanmıştı. Çiftlik evinde vahşi bir ölümden ucu ucuna kurtardıkları sokak köpeği az sonra Phali de Scrinium'un salonunda, masaların arasında neşeyle, mutluluktan çıldırmış bir halde hoplaya zıplaya koşturuyordu. Her masayı, masalardaki herkesi tek tek dolaştı adeta ve Lautuslar bu beklenmedik ziyaretçinin neşesine bir biçimde ortak oldu. Kimi onun başını okşamakla yetindi ama kimisi uzun uzun kulaklarını kaşıyıp hayvann saniyelerce yüzünü yalamasına izin verdi. Bazısı da ona yiyecek bir şeyler ikram etti.

"Gitsem iyi olur" dedi Kenneth, salona geldiklerinden yarım saat kadar sonra. "Edith'i biliyorsunuz, her seferinde fazlasıyla endişeleniyor. Hem çocukları da yatmadan önce bir göreyim."

Böylece dostlarıyla vedalaşıp Scrinium de Phali'nin Fidelius kapısına yöneldi. Az sonra "Muggle Girişi" diye isimlendirdikleri köhne ve dar arka sokağa çıkmıştı. Kendi etrafında dönüp ortadan kayboldu.

11
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Attingendis Impar Auctoritas
« : 18 Ekim, 2021 17:24:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Şans, tesadüf, kader ya da başka ne derseniz deyin. Kenneth'ın bu durumu açıklayabilmek için ilahi ya da metafizik açıklamalara ihtiyacı yoktu, olmuştu işte ama yine de böyle bir şeyin gerçekleşme olasılığının ne kadar düşük olduğunu göz önüne almak gerekirdi. 10 yıldır iyisiyle kötüsüyle pek çok Temizlik'e girişmişti, başka bir Lautus'la aynı görevi seçtikleri olurdu bazen ama aynı anda birbirlerinden habersiz yol alıp böyle olay yerinde karşılaştığı kimse olmamıştı. Bu şu anda gerçekleşiyordu işte ve şüphesiz en olağanüstü yanı, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen üç sıkı arkadaşın aynı anda aynı görevi seçmiş olmaları ve işe koyulmak için tastamam aynı saati seçmiş olmalarıydı.

Kenneth omuz silkip kollarını havaya kaldırdı. Şans bu ya, tam da üç kişi vardı içeride Temizlenmesi gereken. Ryan yüzünü çiftlik evine dönüp kadere isyan ederek yürümeye başlarken Kenneth ve Ray birbirlerine baktılar. Ray eliyle bir iki işaret yaptı. Kenneth başıyla onayladı. Bu işlerde Kenneth'tan da Ryan'dan da çok daha tecrübeli olan Caupo'nun, sevgili Ray'in verdiği hızlı kararlara güvenmek yapılabilecek en mantıklı hareket olurdu şu an. Ray'in işaret ettiği üzere Kenneth hemen yönünü biraz değiştirdi. Çiftlik evine sol yandan, güney cephesinden yaklaşacak, buraya gelmeden önce kurguladığı asıl giriş planındaki doğu yönünü Ray'e bırakacaktı. Ryan zaten, muhtemelen en mantıklısının bu olacağına hızlıca karar verdiğinden olsa gerek, kuzey yönüne doğru yürüyordu.

Çiftliğin harap haldeki çitlerinden geçip bahçeye girer girmez iğrenç bir koku duymaya başladı Kenneth. Kan, dışkı ve hepsinden çok kesif bir leş kokusu. Bahçedeki kurumuş dev ağacın dibinde en fazla birkaç saat önce katledilmiş başsız bir tavuskuşu yatıyordu. Çiğnediği toprak bataklık zemini gibi yumuşak ve iğrençti, bastıkça yeşil ya da kan kırmızısı baloncuklar fışkırıyordu. Çiftlik evinin duvarlarına yaklaşırken koku öyle dayanılmaz bir hale geldi ki Kenneth asasını burnuna götürüp bir büyü mırıldandı. Koku engelleyici bir büyü bilmiyordu, o yüzden burnunu tıkamayı tercih etmişti ama hemen o anda biraz olsun rahatladığını hissetti. Camsız, sürgüsüz, ahşap bir pencerenin önüne gelince durup pencereden içeri baktı.

Hangar gibi geniş bir odaya bakıyordu. Hiçbir duvarla bölünmeden ta evin diğer ucuna kadar uzanan devasa bir salondu bu. Fakat tüm iğrençliğin merkezi işte burasıydı. Duvarlar üst uşte yığılmış daracık ve havasız kafeslerle doluydu. Üstelik neredeyse her kafes doluydu. Köpekler, kediler, çeşit çeşit kuşlar, fareler, domuzlar, inekler, tilkiler ve sincaplar, kirpiler ve gelincikler. Görece daha büyük bir kafeste iri bir kurt da görüyordu Kenneth. Başka bir tanesinde hüzün ve korkuyla etrafını seyreden, çıldırmak üzereymiş gibi görünen bir maymun duruyordu. Tüm bu zavallı yaratıklar, "ruhlarına ve etlerine büyü bulaştığı için" katledilmek üzere sıralarını bekliyorlardı. Ve odanın tam ortasında da acımasız ve beyinsiz katilleri duruyordu. Üçü de iri yarı, pis, insana bu hayvanlardan daha az benzeyen tiplerdi. Tam o anda önlerine bir sokak köpeğini yatırmışlar, biri hayvancağızı hareketsiz tutmak için üzerine abanırken biri elindeki bıçağı hayvanın boğazına dayamış halde başlarında durup boğuk, gıcırtılı bir sesle ezbere bir şeyler okuyup duran üçüncü adamı bekliyordu. Adamın okuduğu şeyin hangi dilde bir metin olduğunu bilmiyordu Kenneth ama bunun o çarpık, saćma sapan tarikatlarının bir ritüeli olduğunu, muhtemelen katletmeden önce tüm hayvanların başında okudukları dua gibi bir şey olduğunu tahmin edebiliyordu.

Aniden o köpeği kurtarmak için çok çok az zamanı olduğu yönünde bir his düştü Kenneth'ın içine. Dua bitince bıçak işlemeye başlayacaktı. Ve bir anda tuhaf bir paniğe kapılmak üzereyken buldu kendini. Derhal camdan içeri atlayıp Ray ve Ryan'ı beklemeden bu üç şerefsizi de hızla katletmek isterken buldu kendini. Fakat Kenneth tam anlamıyla işinin uzmanı biriydi. Kendini sakinleştirmesi bir saniyeden fazla sürmedi. Soğukkanlı olmalı ve düsturu bozmamalıydı. Hem komuta Ray'deydi. Onun da şu anda aynı manzarayı gördüğünü ve gerçekleşmek üzere olan bu vahşete asla izin vermeyeceğini kesinlikle biliyordu. Bu düşünceyle evin doğu cephesine göz gezdirdi. İşte Ray oradaydı. Başka bir pencereden içeri bakıyordu o da. Göz göze geldiler. Ray öfkeden titreyen yüz hatlarını harika bir biçimde sabit tutarak başıyla Kenneth'a belli belirsiz bir işaret verdi.

Kenneth'ın tek beklediği buydu işte. Zaten bir yay gibi gerilmiş olan sinirleri sayesinde tek sıçrayışta camdan içeri atladı. Asasını çekip elinde bıçak olan herife doğrulttu: "Petrificus Totalus". Bir yankı gibi bu ses tam üç kere duyuldu koca salonun içinde. Çünkü Ray doğu cephesinden Ryan da kuzey cephesinden içeri dalmışlar, diğer iki adamı aynı büyüyle etkisiz hale getirmişlerdi. Kenneth, Ray ve Ryan, tepelerine çöken ani bir ölüm gibi, yerde hareketsiz kalan üç adamın başında toplandılar yavaş yavaş. Asaları hâlâ havadaydı. Zavallı köpek nihayet kurtulduğunu fark edip bir sıçrayışta yerinde doğruldu. Ürkek gözlerle, kuyruğunu bacaklarının arasında kıstırmış halde Londra'nın en üst rütbeli üç Calamum Lautus'una bakmaya başladı. Gözlerinde saf bir korku ve dehşet vardı. Ryan hemen tek dizinin üzerine çöküp köpeği yanına çağırdı ve hayvan titreyerek yanına gelir gelmez başını okşayıp alçak sesle ona bir şeyler söylemeye başladı. Zavallıcık hemen başını Ryan'ın kucağına doğru soktu. Kenneth peçesinin altında gülümsedi.

Artık sıra Temizlik'e gelmişti. "Carissimi subito mortuus est" dedi cansız, törenvari bir ses tonuyla. "Sen Alberto Towenhand, başına ani bir ölümle çöküyorum. Boş, gereksiz, zararlı bir hayatı gereğinden uzun bir süredir yaşıyorsun. Evanescet amplius ve böylece bahçemiz yokluğunla güzelleşsin. Suçun, beynini boşa kullanmaktır. İnsan olmayı hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına seni bizzat katledeceğim."

12
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: Attingendis Impar Auctoritas
« : 17 Ekim, 2021 14:48:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zor bir gün geçirmişti Kenneth Miller. Her Purgatio gününde tam aynı dozda yaşardı bu gerilimi. İnsan öldürmeye alışmıştı. Gerginliğinin küçük bir kısmının hala cinayet eyleminin özünden geldiği söylenebilirse de gerçekten gebermeyi hak ettiğine inanmadığı kimseyi öldürmek zorunda kalmamıştı şimdiye kadar. Bu yüzden artık “cinayet” dememeyi de alışkanlık haline getirmişti. “Purgatio”ydu onun yaptığı, yani Temizlik. Medeniyeti virüslerden temizlemek. Öte yandan gergindi işte. Çünkü yakalanmaktan, Büyücüler dünyasının çarpık ve fazla hümanist yasalarınca yargılanmaktan, Magna Purgatio’nun ilkel beyinlerce anlaşılma olasılığı olmadığı için kesinlikle hüküm giymekten korkuyordu. Muhtemelen idam edilirdi ama korktuğu şey tam olarak bu değildi. İdam edilmekle Azkaban’da ömür boyu hapsedilmek arasında bir ayrım görmüyordu. Onun asıl düşündüğü sevgili ailesiydi. Eşi Edith, kızları Minerva, Roseline ve Betty’den ayrı kalmak, daha doğrusu onları bir başlarına bırakmak.

İnsanın böyle kıvrandırıcı duygulara da alışabiliyor olması tuhaftır. Kenneth tam 10 yıldır “temizlik” yapıyor ve tam 10 yıldır her temizlik öncesinde bu duyguları yaşıyordu. Kanıksanmış, varlığı yadırganmayan ama yine de kıvrandırtan bir gerginlik. 10 yılda bu işte mükemmelleşmiş olması, şimdiye kadar hiç yakalanmamak bir tarafa arkasında hiç iz bırakmamış olması Tapiorii Sanctionem’in düsturunun ve Kenneth’ın kusursuz disiplininin bir sonucuydu ve Kenneth şunu çok iyi biliyordu, bu gerginliği yaşamıyor olsa böylesine kusursuz olamazdı.

Mesaisini tamamlayıp Bakanlık’tan ayrıldıktan sonra her günkü rutinini bozmadan doğruca evine gitmişti. Yolda rastlaştığı tanıdıklarıyla ayaküstü iki lak lak etmeyi ve her zamanki gibi Bakanlık’ın Nöbetçibüyücüsü’ne iyi akşamlar dilemeyi unutmamıştı. Bunlar önemliydi, çünkü bu kişiler Kenneth’ın o gün de en az her zamanki kadar sakin ve huzurlu göründüğünü teyit edebilecek potansiyel görgü tanıklarıydı. Bakanlık şömineleri de onun doğruca evine gittiğini teyit edecekti gerektiğinde. Eve vardığında saat beş buçuğa gelmek üzereydi. Edith’le kısacık bir görüşecek kadar zamanı vardı ve bunu kullandı, sonra da karısının her zamanki tedirgin bakışlarına kendinden emin bir gülümsemeyle cevap vererek evden ayrıldı. Cisimlenmek için boş bir sokak bulması çok zamanını almadı. Scrinium’da sakladığı ve her Purgatio haftasında yanına alıp tüm Purgatio işlerini yaptığı asasını çıkardı. Asasının bir hareketiyle dün bir Muggle dükkanından aldığı yağmur çizmeleriyle Scrinium de Phali’de gizlediği Purgatio pelerini (siyah renkli, bol kapüşonlu ve kendinden peçeli bir pelerindir. Kenneth her Purgatio eyleminde bunu giydiğinden bu pelerine bu adı vermiştir) kollarında beliriverdi. İyice giyinip kuşandıktan sonra kendi etrafında hızla dönüp o loş ve tenha sokaktan ayrıldı. Ve işte Bakanlık’tan ayrıldıktan on iki dakika sonra Surrey kırsalındaydı.
Bir kilometre kadar ötesinde, bahçesinde tek bir devasa kuru ağacın bulunduğu, çatısının önemli bir kısmı çökmüş, duvarları ve seraları tel tel dökülen metruk bir çiftlik evi vardı. Bu duvarlar Kenneth’ın katletmek için can attığı üç iğrenç adamı barındırıyordu. Üçü de Muggle’dı ve saçma sapan bir Muggle tarikatının iğrenç bir işini icra etmekle görevlendirilmişlerdi. Tarikatın “büyü bulaşmış” ya da “büyü değmiş” olarak damgaladığı hayvanları bu çiftliğe getirip öldürüyorlar, öldürdükleri her hayvanın ciğerini liderlerine götürüyorlardı. Liderleri bu ciğerlere okuyup üflüyor ve okunup üflenmiş ciğerleri yiyen müritleri büyüye karşı ilahi bir koruma edinmiş oluyordu. Sıradan, rutin ve doğal olarak ahmakça bir Nesunt davranışı. İnsanlar nasıl oluyordu da beyinlerini böylesine kötü kullanıyorlardı?

Kenneth hızla çiftliğe doğru yürümeye koyuldu. Bugünkü acelesinin nedenlerinden biri de olabildiğince çok sayıda hayvanı, sokak köpeklerini ve kedilerini, inekleri ve koyunları hatta kuşları ve fareleri bile hiç hak etmedikleri bir sondan kurtarmaktı. Fakat aşağı yukarı yolu yarılamıştı ki son derece tuhaf bir şey çekti dikkatini. Sağ tarafına doğru kısa boylu ağaçlar sıklaşarak geriye uzanıyor ve yer yer sık bir koruluk oluşturuyordu. Az önce feci şekilde tanıdık bir tip bu koruluktan çıkmıştı ve tıpkı Kenneth gibi aceleyle çiftlik evine doğru koşturmaya başlamıştı. Kenneth onu gördükten bir saniye sonra adam da Kenneth’ı gördü. Hemen hemen aynı anda durup birbirlerine baktılar. Aralarında en azından iki yüz metre vardı ama Kenneth onu tanımıştı. Ryan’dı bu, basbayağı Ryan’dı işte. Hem de onun Purgatio’sunda ve ona haber vermeden. Kenneth cidden şaşırmıştı. İçerideki üç şerefsizin üçünü de bizzat öldürüp fena sayılmayacak bir puan toplamak niyetiyle en azından iki haftadır çalışıyordu ve çok yakın bir arkadaşının da belli ki aynı amaçla aynı hazırlık süreçlerini geçirdiğini fark etmemişti. İkili hala birbirlerine bakarken ufka yaslanmış güneş bir bulutun ardına girdi. Kenneth kafasını kaldırıp yukarı baktı. Havanın kararmasına daha bir saat kadar vardı. Dönüp tekrar adama baktığında gülüyordu ama yüzünü örten peçe bu gülümsemeyi örtmekteydi. Bir eliyle gökyüzünü işaret ediyordu Ryan’a. Evet, hava kararmak üzereydi. Ryan’ın acele etmek için fazladan bir nedeni daha vardı yani.

Fakat işte tam o anda dört nala gelen bir atın gürültüsünü duydu ikisi de. Asalarını çekip kendilerini hazırladılar. Birkaç saniye sonra tam Kennth’la Ryan’ın ortası sayılabilecek bir yerde ağaçların arasından koca bir küheylan fırladı. Üzerinde heybetli binicisiyle ne Kenneth’a ne Ryan’a aldırış etmeden dosdoğru çiftlik evine yönelmişti. Fakat tam iki adamla aynı hizaya geldiğinde at durdu. Binici kafasını bir o yana bir bu yana çevirerek önce Ryan’a sonra Kenneth’a baktı uzun uzun. İşte o zaman Kenneth kahkahalarla gülmeye başladı. Çünkü adamı tanımıştı. Aslında bu epik giriş bile sevgili Ray’i tanıması için yetmeliydi belki. Öte yandan Ryan’dan sonra Ray’i de burada görme olasılığı çok yüksek gelmemişti belki ona. Talih ya da başka türden bir saçmalık, diye düşündü Kenneth. Üç Nesunt’a karşı Londra’nın en afili üç Calamum’u. Üstelik birbirlerinden tamamen habersiz bir biçimde –ki bu kesinlikle çok nadiren olurdu- aynı yerde buluşmuşlardı işte.

13
Yetişkin Karakter Başvuruları / Kenneth A. Miller
« : 05 Ekim, 2021 18:14:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Kenneth Aldo Miller

Karakterin Yaşı: 37

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Bakanlık çalışanı bir baba ve Quidditch antrenörü bir annenin 3 çocuğundan ortancası. Newport/Galler'de doğup orada Muggle çocuklarla iç içe büyüdü. Hufflepuff binasında okudu. Hufflepuff'ın ana özellikleri olan adalet ve çalışkanlık onun da güçlü karakter özelliğidir. 23 yaşındayken ailesi ABD'ye göç etti ve aynı sene Sihir Bakanlığı'nda çalışmaya başladığından o da Londra'ya taşındı. 14 yıldır Bakanlık'ta çalışıyor. Sanata ve özellikle resim sanatına çok düşkün. Quidditch tutkunu ve sıkı bir Ballycastle Yarasaları taraftarı.

İstediğiniz Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çlışanı

Bağlı Bulunduğu Hizip: Özgür Orenda Kardeşliği

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:
Lanet Gücü:
Tılsım Gücü:
İksir Gücü:

Örnek RP:

-1864-
Aynanın önünde kravatını bağlarken üst kattan gelen keman sesine dalıp gitmişti. Bu iki büyük Muggle icadının büyüsüyle sarmalanmış hissediyordu kendini: Takım elbise ve yaylı çalgılar. Bir Bakanlık çalışanı olarak sıklıkla takım elbise giymesini gerektiren durumlar oluyordu ve Bakanlık çalışanları içerisinde bundan en az şikayet eden kişi Kenneth'tı. Normalde -özellikle büyücüler- gürültücü komşularından da şikayet ederlerdi ama o konuda da şanslı sayıyordu kendini. Üst kat komşusu yerel bir jazz orkestrasında çalan iyi bir keman sanatçısıydı. Bazen bir Viola sesi de gelirdi üst kattan ama genellikle yavaş, tam da huzur verici bir seviyede bir keman sesi duymak Millerlar için hoş bir alışkanlık haline gelmişti.
"Ben hazırım" diye sesi geldi yan odadan Edith'in. Az sonra tüm zerafetiyle kadının kendisi de göründü Kenneth'ın çalışma odasında. Simsiyah bir gece elbisesi vardı üzerinde ve bembeyaz, ipeksi teni adeta ışıldıyordu. Kenneth eşinin aynadaki yansımasına uzun uzun baktı. Yüzünde bir sanat eserine bakan birinin kendinden hoşnut gülümsemesi vardı. "Harika görünüyorsun" dedi, gerçekten bunu kast ederek.
Özel bir gece için hazırlanmışlardı böyle. Ryan'ın Calamum Lautus dövmesini kutlayacaklardı. Asıl kutlama Scrinium içinde olacaktı tabii ama bu özel gecede Ryan'ın yanında olmak isteyen Edith Scrinium'a giremeyeceği için Raymond Phali içerisinde de ufak bir konsept hazırlamıştı ve bunu gerçekten de sırf Edith için yapmıştı.
Birkaç dakika sonra çocuklarla vedalaşıp yola koyuldular. Çocukların başında Edith'in genç yeğeni Isabella duracaktı bu gece. Kenneth'ın bir elinde -yağmur yağmadığından- baston gibi kullandığı bir şemsiye, diğer kolundaysa Edith'in eli vardı ve öylece Londra sokaklarında yürüdüler. Evleriyle Phali arasındaki mesafe çok kısa değildi ama çok uzun da değildi. Üstelik güzel bir sonbahar akşam üzeriydi. Romantik bir yürüyüşün tadını çıkardılar.
Phali'nin ahşap kapısını itip önce o girebilsin diye Edith'e yol verdi Kenneth. Küçük salon yine her zamanki kadar ışıklı ve davet ediciydi. İçerisi her zamanki kadar kalabalıktı. Daha onlar girerken Raymond barın arkasından apar topar ön tarafa geçti ve Ryan kimbilir nereden çıkıp yanlarına geldi. İkisi de önce Edith'i nezaketle selamladılar. Sonra dostlar el sıkıştı. Raymond en köşedeki masayı bu gece için ayırmıştı. Beraberce yürüyüp o masaya geçtiler.

"Kaç saatin kaldı?" diye sordu Kenneth Ryan'a.

14
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 05 Ekim, 2021 17:37:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Steven Gerard - Kenneth A. Miller

Sayfa: [1]