İngiltere Büyücedünyası > St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi

Beyaz ışık

<< < (2/2)

Nora Gray:
Daha önce bu kadar büyük bir işe girişmiş miydi genç cadı bilmiyordu. Son cadı avcılarına karşı verilen savaşa gitmeyi saymazsa bakanlığın ona verdiği görevleri yerine getiriyordu sadece. Bakanlık mührü taşıyan mektubu geldiğinde oyuncaklarını da hazırlayıp her seferinde gönderildiği yere gidiyor daha sonra da istenileni yapıyordu. İlk zamanlarda hatta bakanlıktan azar yediği bile olmuştu, bir kaç ajan için not düşülenleri göz ardı etmiş ve sadece kendisi gitmişti göreve sonucu ise üsleri öğrendiğinde genç cadıya övgü yerine bir kaç aza göndermişlerdi. Cadı kendi en iyi bildiği şeyi yapıyordu her zaman, aklına ne yatarsa onu. Gittiği o görevler belki kendi dışında diğer ajanlar da gidebilirdi bir kaç kişilik ama kendisi her zaman tek çalışırdı. Başka bir kişiye bürünüp bam başka kişiler olurdu. Belki de bunun etkisi de vardı bu ricayı kabul etmesine, hayatında ki küçük küçük görevlere uzun ve anlamlı bir görev katmak istiyordu. Sadece bunu teklif eden kişi için değildi bu kendisi içindi de. Aile dramının etkisi de değildi daha başkaydı, aile dramından yola çıkarak konseyi, bakanlığı hatta İngiltereyi etkiliyordu bu görev bundan iyisini başka nerede bulabilirdi ki. Tabi ki de kendisini de riske atmalıydı zaten hayatında yaptığı mesleklerin hepsi riskli değil miydi daha Hogwarts zamanında kendisini riske atmayı öğrenmiş arkadaşı için iksir profesöründen kurtboğan iksirleri çalmıştı daha sonra büroda stajyerliği ve tabi orduya katılıp yüzbaşı rütbesine kadar aldığı terfiler. Bütün hayatı pamuk ipliğine bağlı geçmemiş miydi genç cadının şimdi yaşıyor oluşu bile genç cadıya göre büyük şanstı. Yunanistana ikinci defa giderken kesin burada bitecek gözü ile bakıyordu ama istediğini almadan bitiremezdi. Bir keresinde Hogwarts'ta yasak ormanda küçük ne olduğu belli olmayan bir yaratığı alıp odasında bakmıştı. Küçük yaratık yaralıydı ve genç cadı onu iyileştirmek için herkesten saklamıştı. O yaratığa bakarken de yakalanmıştı, okuldan atılmadığı için şanslıydı ama inatçı kişiliği başına dert olmuştu. Küçük yaratığı asla bırakmamıştı yine de, oda arkadaşı da onun tarafına geçmiş müdürün odasında bulmuştu soluğu. Persephone ile böyle iyi arkadaş olmuşlardı aslında, odadayken sadece bir birleri ile arada sırada konuşur selamlaşırlardı fakat bu olaydan sonra ikisi de en iyi dost olmuşlar beraber çalışmışlar beraber büroda staj yapmışlardı ve yine beraber iş yapıyorlardı ta ki onu yaralayana kadar. Arkadan vurma bu değil de neydi, Nora bunda ters giden bir şeylerin olduğunu düşünüyordu Persephone ona zarar vermezdi ama şimdi vermişti.

Genç cadı arkadaşına bakarken küçük cadının notları en baştan okuduğunu gördü. Leonardo ise cadıyla ikisini yalnız bırakmak için dışarı çıkmıştı. Onun üzerinde ki kanlı gömleği görmüştü genç cadı olaylara bakılacak olursa genç kadını hastaneye yetiştiren oydu. Nora bayıldıktan sonra ne olduğunu bilmiyordu bunu ya Balian'a yada Leonardoya soracaktı gerçi Balian'ın şuanda işinin başından aşkın olduğunu biliyordu. Genç cadının sesini duyduğunda bakışlarını yine ona yöneltti. Cadının aklına takılan bir şey vardı demek, kadın ne biliyorsa hepsini anlatmıştı oysa ki. "Adrasın sakladığı bir yer demek" dedi genç cadı kendisine hazırlanan mükemmel bir tuzağın girişiydi. "Oraya zaten cisimlenerek gittik aslında girişi bende tam bilmiyorum içerisi büyük tablolar ile çevirili ve Adras ile onun ikizi olan Andasın beraber geçirdikleri zamanın fotoğrafları var" dedi genç cadı daha sonra odayı hatırlamaya çalıştı. "Öyle ailevi portreler değiller geçen olayları simgeleryen, resmedilen resimlerdi. Her biri özenle hazırlanmış ve ışıklarla bulundukları yerlerde duruyordu daha sonra kızıl bir kadın vardı. Anahtar olan oydu, çok güzel, beyaz tenli, kızıl saçlı bir kadın. Adının Sofia olduğunu öğrendi ve Adras bana kim olduğunu söyledi. Kendi biricik sevgilisiymiş aslına bakarsan çoğu şeyi bunun için yapıyormuş. Bana hikayesini anlattı acıklı bir aşk hikayesi kim derdi ki o adamın bile bir kalbi olduğunu" dedi genç cadı.

Darren Shan:
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

"Oraya zaten cisimlenerek gittik aslında girişi bende tam bilmiyorum içerisi büyük tablolar ile çevirili ve Adras ile onun ikizi olan Andasın beraber geçirdikleri zamanın fotoğrafları var" duyduğu bu cümlelerden sonra, Lilith için işler iyice ilginç bir hal almaya başlamıştı. Cadının anlattıklarına bakılırsa, planlanan bu öldürme girişimi arkasında daha derin aile sırlarını gizliyor gibiydi. Adras'ın ölen ikiz kardeşini biliyordu genç seherbaz adayı, ölümü yada ölümünden önceki yaşamı hakkında pek bilgi sahibi değildi. Babasının ne kadarını bildiğini merak etmişti Lilith, buradaki işi bitince soluğu direkt onun yanında alacaktı. "Andas'ın çok gençken öldüğünü duymuştum, bu konu hakkında Baş Seherbaza bilgi vermeyi ihmal etmemek lazım." derken odada konuşulan her bir kelimenin not edildiğinden emin olmak için havada süzülen not defterine bir göz attı. Bu sırada Nora anlatmaya devam ediyordu tabi, "Öyle ailevi portreler değiller geçen olayları simgeleyen, resmedilen resimlerdi. Her biri özenle hazırlanmış ve ışıklarla bulundukları yerlerde duruyordu daha sonra kızıl bir kadın vardı. Anahtar olan oydu, çok güzel, beyaz tenli, kızıl saçlı bir kadın. Adının Sofia olduğunu öğrendi ve Adras bana kim olduğunu söyledi. Kendi biricik sevgilisiymiş aslına bakarsan çoğu şeyi bunun için yapıyormuş. Bana hikayesini anlattı acıklı bir aşk hikayesi kim derdi ki o adamın bile bir kalbi olduğunu" işte bu cidden atlanmayacak bir bilgiydi. Adras ve aşk... Aşk denilen duygunun bir insanı ne kadar derine sürükleyebileceğinin canlı örneğiydi belki de Adras. Lilith'in daha yeni merak saldığı bir duyguydu bu. Lilith hayretle açılan gözleri ile, konuşmasını bitiren cadıyı süzerken, ikinci bir şokla dudaklarından "Sofia mı ? " sorusu döküldü daha sonra. Aile soy ağacında olmayan bir isimdi bu. "İhtiyarın geçmişi cidden ilgi çekici olmalı." yorumunun ardından öğrenmesi gerekenleri tamamladığını "Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler bayan Gray. Ben artık işimin başına döneyim." cümleleriyle belli edecekti.

Nora'dan gelen sıcak gülümseme, nedense fazla samimi gelmişti. 'Nereden geliyor bu samimiyet bayan kırmızı ruj?' diye sordu içinden, kadının babasıyla olan yakınlığını hatırlamadan edemedi. Baş Seherbaz olarak sorumlulukları vardı evet ama canının tehlikede olduğunu duyduğu bu kadın için düşünmeden harekete geçiyor oluşu daha farklı bir anlam içeriyordu sanki. Lilith nefret etmişti bu anlamdan. Kapıdan çıkmak üzereyken, içine dolan nefretin verdiği cesaret ile sormak istedi "Bay d'Ibelin ile..." hayır böyle başlamayacaktı sorusuna "Babam ile aranızda ne var ? " keskin bakışlarını, sorusunun cevabını verecek olan kadına sabitlemişti.

Nora Gray:
En taş kalpli gözü dönen bir insanın bile kalbi olduğuna en açık örneğiydi bu. Belki de zaman için de duygular köreliyordu ama yine orada bir yerdeydiler işte orada duruyorlardı. Belki de sadece açığa çıkmayı bekliyorlardı orada bir yerde saklandıkları yerde. Fakat acıyı köreltmek daha zordu onca duygu varken ona sığınmak onun yok olmasını güçleştiriyordu. Belki de o yaşlı kurdun tutunduğu şey buydu, onu yok etmek yerine ona sımsıkı tutunmuş ve yok olmasını engellemiş bu da etrafına ateş gibi düşmesine neden olmuştu. Genç cadı bütün bildiklerini anlatmıştı genç cadıya ve ona söylenen ismi bile vermişti. Cadı ismi duyduğunda tekrar etmişti şaşkınlık ile. Demek küçük d'Ibelin bile bilmiyordu gerçi Balian bilseydi Sophia'yı muhakak ona söylerdi ki bu küçük cadı nereden bilsin.  Cadının sözüne küçük bir gülümseme gönderdi, ilgi çekici? Aslında daha derinlere inmeyi genç kadın da isterdi, daha ne gibi sırları vardı o kızıl saçlı güzel kadınla ve böyle bir adamı nasıl bu kadar çok etkilemeyi başarmıştı. Aşk denilen şey demek ki herkes için vardı en zarifinden en taş kalplisine kadar peki ya kendisi için? Birisi tarafından terk edilmişti zaman yarasını kapatırken ve karşısına yeni birini çıkarmışken bu sefer de o genç kadını aldatmıştı. Kendisini hiç bir zaman şanslı hissetmemişti belkide anca peri masallarında olurdu böyleleri.

Cadının artık gitmeliyim sözünü duyduğunda genç kıza gülümseme gönderdi. Arkasında ki yastığı yavaşça düzelttikten sonra yaslandı, cadının kapıya gitmişken geri dönmesi dikkatini çekmişti ne soracaktı tekrardan gerçi cadının sormasını beklediği bir soru da yok değildi. Cadıdan çıkan ilk sözcükleri duyduğunda tek kaşını kaldırdı. Gerçi genç cadı da bunun yanlış bir başlangıç olduğunun farkına varıp tekrardan cümlesine başlamıştı. Nora'nın beklediği soru buydu işte babamla aranda ne var? Bakanlıkta son derece bir birlerine samimiydiler ve bu durum bilmeyenler için oldukça dikkat çekiyordu özellikle de bu kişi genç cadı için babasıysa. Bu cümle genç kadını kendi geçmişine götürmüştü. Annesini başka bir adamla samimi bir şekilde gördüğünde annesi ile yalnız kaldığında sormuştu aynı cümleyi "Anne o adamla aranda ne var?" kıskançlıktan onun ki bariz bir şekilde. Babasının ölümünü zaten çok zor kabul etmişti genç cadı kimsede üzerinde durmamıştı bir gece ansızın gelen bu ölümü. Annesinin üzerinde ki baskıları da biliyordu. Gray ailesinin katı kuralları vardı belki de kadın kurtulmak için bu gibi bir yol bulmuştu kendince ama kızının kıskançlığı ve bazı geçen olaylar bu yeni filizlenecek aşka engel olmuştu.  Genç kadın düşüncelerinden sıyrılıp bakışlarını genç cadıya çevirdi. "Bay d'Ibelin yani baban ile çok uzun süredir arkadaşız" dedi genç cadı. O kelimenin altında onlarca şey yatıyordu sadece arkadaş kalmamışlardı daha ileriye de gitmişlerdi ama şuan ki konumları arkadaştı. "Öyle Hogwarts'a kadar bir geçmiş değil tabi ki de ama uzun bir geçmiş bizimki bir birimize iyi dostta olduk daha ileriye de gittik ama sonuç olarak iyi bir arkadaşlık bizim ki" dedi genç cadı. "Benim yerine baban olsaydı gözümü kırpmadan aynısını yapardım" dedi genç cadıya. Zaten gittiği görev başlı başlına bir sorundu ve bunu bile bile kabul etmişti. Geçmişin hatırası mıydı buna sebep olan yoksa geçmişten kalan kırıntılar mıydı?

RPG SONU

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git