İngiltere Büyücedünyası > St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi

Beyaz ışık

(1/2) > >>

Nora Gray:
Soğuk, vücudunun titrediğini hissediyordu genç cadı. Parmak uçlarının soğuktan uyuştuğunu hissediyordu ve nefes alışının düzensizliğini. Kalp atışlarını dinliyordu sadece, yavaş atıyordu. Yavaş ve düzensiz, her vuruş ona sanki bu soğuktan kurtaracak kanı pompalamaya çalışıyor ama yetersiz kaldığını hissettiriyordu. Her kan hücresi vücudunda donmuştu sanki ve çözülmeyi bekliyordu. Vücudunda ki oksijenin azaldığını hissetmişti, kan hücrelerinin çekildiğini ve her şeyin son bulduğunu. Yavaş yavaş karanlığa gömülürken küçük bir ışık parçası bırakmıştı belki de arkasında. Belki o ışık parçası yetmişti onun hayatına tutunmasına. Öldüğünde böylemi oluyordu, her şey karanlık ve soğuk. Oysa ki genç cadı sıcaklığı bulacağını sanıyordu her zaman. En azından annesinin anlattıkları kadarına inanıyordu gerçi inanıp inanmadığını hiç bir zaman sorgulamamıştı kendi kendine ve şimdi ise hissettiği tek şey soğuktu.

Tüm hücreleri sanki soğuktan kas katı kesildiğini hissediyordu, ah hayır soğuktan değildi bu acıdan dolayıydı. Kasları gerilmişti acıdan dolayı ve tek bir noktaya sabitlemişti kendisini. Yeni açılmaya başlayan zihnine bütün sinir hücreleri acıyı iletiyordu, bütün duyu organları oraya sabitlemişti kendisini bütün vücudu sanki tek bir şeye odaklanmıştı.

Gözlerini arala yamıyordu genç cadı sanki göz kasları emirlerini hiçe sayıyordu, parmaklarını oynatmaya çalıştığında sanki kan tekrardan vücuduna hücum etmeye başladığını hissetti. Uyuşan parmak uçları karımcalaşmaya başlamış oynattığında küçük küçük kürdanlar sanki parmak uçlarına saplanıyordu. Küçük cızırtılar duymaya başladı ilk önce daha sonra anlayamadığı boğuk seslere dönüştü. Yavaş yavaş neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordu sanki hafızası bir yapboz parçası gibi tek tek geri geliyordu. İlk baş bir kimlik hatırladı üzerinde farklı bir isim yazan daha sonra yeşillikler ile çevrili güzel bir daha sonra kızıl saçlara sahip bir kadın portesi. Portre? o anda işte tüm taşlar yerine oturmaya başladı. Her şey o resme dokunduğunda tek tek gerçekleşti. Yüksek bir yerden düşmüştü ve acısını hissettiği yere demir saplandığını hatırlıyordu. "Balian" diye fısıldadı genç cadı ama sesi çok güçsüz çıkmıştı. Kirpiklerini araladığında görüşü net değildi ama çevresinde birinini olduğunu gördü. Görüşü yavaş yavaş netleşmeye başladığında bu kişinin ismini söylediği şifacı olduğunu anladı.

Başını hafif kaldırıp yana çevirdiğinde arkadaşını gördü, meraklı bir şekilde ona bakıyordu. "Ah, Leo ölmedim mi?" dedi. Genç büyücü başını hayır anlamında sallandıktantan sonra genç cadı tekrardan önüne döndü ve başını gerisi geriye yastığa bıraktı. "Tabi ya ölseydim senin burada ne işin vardı, muhakkak çoktan bende ateşin içinde olurdum" dedi şakaya karışık ses tonu ile. "Sanki tüm kemiklerimi kırmışlar gibi hissediyorum" dedi bu sefer. Vücudunu küçük küçük oynatmaya çalıştı ilk baş ayak parmaklarını daha sonra bacaklarını, kollarını fakat her kıpırdandığında karın boşluğuna sanki bir bıçak saplanıyordu. Başında ki şifacı ona bir şeyler sayarken sadece başı ile evet anlamında sallayıp geçiştiriyordu. St. Mungo da işi gereği çok fazla yatmışlığı vardı ama hiç biri bunun kadar acı verici değildi. Sadece bir kaç gün sürmüşlerdi hatta kolunu kırdığında ise zorla bir hafta geçirmişti kemiklerin kaynaması için ona verilen acı suyu hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Bakışlarını bu sefer arkadaşının yanında ki genç adama çevirdi. Onu tanıyordu şifacı dostunun stajyeriydi. Demek oraya kadar gitmişti yaralandığı belki de Luna gelememiş ve stajyerini göndermişti nasıl olduğunu kontrol etmesi için. Yavaşça doğrulmaya çalışan cadıya şifacı yardım ederken "Öyle bakmayın, birkaç güne kadar hiç bir şeyim kalmaz" dedi genç cadı.

Bartemius Rosier:
Npc şifacı:Steven Kim

Bir Ekim akşamı hastahane başlayan kargaşa, büyü dünyasında bir şeylerin yolunda gitmediğinin göstergesiydi. Her ne olduysa sonu hastahaneye uzanacak kadar gürültülü bitmiş olmalıydı. Steven sıradan hastalarla uğraşırken çevreye yayılan söylentileri duyunca, merakından dolayı hastahaneden biraz geç çıkmaya karar vermişti. Stajerlik günlerinin her biri ayrı maceralı geçiyordu tabi ama ufak tefek şeylerdi hep. Duyduklarına bakılırsa, konsey üyelerinden birisinin yol açtığı bir kazanın kurbanı getirilmişti hastahaneye.  Bu cidden büyük bir olay gibiydi ama sadece söylentilerden ibaretti tabi. Abisinin kesin haberi olurdu ama onun ağzından kelimeleri cımbızla çekmeye çalışmak yerine, kendisi bir şeyler öğrenmek istemişti.

Büyü hasarı bölümüne getirilen birçok büyücü vardı. Giyimlerine bakılırsa koruma oldukları çok açıktı. Çamura bulanmış pelerinlerinin altında ki koyu renk takım elbiseleri hepsini tek bir fabrikadan çıkmış gibi gösteriyordu açıkçası. Sanki topluca savaşa girmişler gibi hepsinde aynı türden yaralanmalar mevcuttu.  Ama hiçbiri ölümcül derecede yaralanmışa benzemiyordu, sadece durmadan inleyen yarasaları andırıyorlardı. Steven, gelen bu toplu yaralanma vakası ile ilgilenen şifacıların ağızlarından laf almak için peşlerinde dolanıyordu. İksir şişelerini, gerekli ilaçları getir götür işlerinde yardımcı oluyordu bu sayede. "Bunlar basit saldırı veya savunma hasarı almışlar. Asıl yaralanan bizim bakanlığın çalışanlarından, yani seherbazlardan biri olabilir. " Steven aralarında konuşan iki şifacıya dikkat kesilmişti, duymaya değer şeyler söyledikleri belliydi "Gelen kişi kimse tam göremedim ama kıyafetlerine bakılırsa, çok kan kaybetmiş. Eşya kazaları bölümüne götürüyorlardı, her ne geldiyse başına." sonunda öğrenmek istediği bilgiyi öğrendikten sonra büyü hasarı bölümüyle olan işini bitirdi. İçine korku düşmüştü yaralanan kişinin bakanlıktan olduğunu duyunca.  Bakanlıkta çalışan bir sürü sevdiği insan vardı; abisi, Lilith yada onun babası olabilirdi yaralanan kişi. Hızlı adımlarla ilerlerken, Lilith'in başına bela açma potansiyelinin ne kadar fazla olduğunu bildiğinden, kendisini kötü bir manzaraya alıştırmaya başlamıştı bile. 1. kata indiğinde, şifacıların telaşla etrafta koşturduğu koridora doğru bir bakış attı.  Tam içeri girecekti ki, koridorda bekleyen iki tane genç seherbaz önünü kestiler. Bu katta çalışan şifacılar haricinde girişler yasaktı. "Orada ki benim bir yakınım olabilir, izin verin bir bakayım." dedi ama büyücülerin ikna olmaya pek niyeti yok gibiydi. Kesin emir aldıklarını ve kim olursa olsun izin vermeyeceklerini söylüyorlardı. "Baş seherbaz, benim babam gibidir. Bakın kim olduğunu öğreneyim, sonra hemen çıkacağım söz." diyerek şansını zorladı son kez ama aldığı tepki "Tabi tabi bay d'Ibelin, benim de öz amcam gibidir." olmuştu. Büyücüler kendi aralarında gülüşürken, Steven yüzünü buruşturmuştu bu iğrenç espriye "Bay d'Ibelin burada olmadığı sürece kimseyi içeri alma lüksümüz yok, büyü hasarı stajyeri. Şimdi kaybol!" çaresiz evin yolunu tutacaktı. Ama içini rahatlatan bir bilgi almıştı, bay d'Ibelin hastahane de değildi. Kızına bir şey olmuş olsa, hastahanede olurdu muhakkak. Abisinin tek parça olduğunu da eve gittiğinde öğrenecekti zaten.

Bir sonraki sabah

Sabah gazetelerde dün hastahaneyi birbirine katan olay hakkında kayda değer hiçbir bilgi yoktu. Bakanlık, her ne olduysa, dışarıya bilgi sızmaması için uğraşıyordu ve başarıyordu belli ki. Abisinin bir şeylerden haberinin olduğu çok açıktı, fakat tabi ki ağzını bıçak açmıyordu işine sadık olan büyücü. İşlerinin yoğun olduğunu söyleyip, evden çıkmıştı. Steven'da, bilgi alacağı en iyi yerin hastahane olduğunu bildiğinden kahvaltıyı erkenden bitirip evden çıktı. Zavallı anne bayan Kim ise acelesi olan oğullarının, işlerine olan bağlılığı ve çalışkanlığı ile gurur duymakla meşguldü. Kahvaltılarını yarım yamalak yapan evlatlarına üzülüyordu tabi.

Merdivenlerden çıkarken, birinci kata geldiğinde duraksadı ve koridora bakındı. Yine o gıcık genç seherbazlar tarafından korunuyordu ve kuş uçurtmayacakları, ellerinde hazırda beklettikleri asalarından belliydi. Biraz torpil bulmadığı sürece, içeri girmesi imkansızdı. Steven'ın geldiğini gören seherbazlar, birer koruma misali hemen koridorun girişinde yerlerini aldılar. Bakışlarıyla konuşup, Steven'a buradan gitmesini söylüyorlardı resmen. Başını Koreli usulü selam vermek üzere hafifçe eğip selam verdi ve "Kolay gelsin." dedikten sonra kendi katına çıkmak üzere merdivenlere yöneldi tekrar. "Steven!" diyen tanıdık sesi duyunca, heyecanla açılan gözleri ile birlikte başını çevirdi koridora doğru tekrardan. Lilith ona seherbazların koruduğu koridorun ilerisinden seslenmişti ve şimdi de hızlı adımlarla yanına doğru geliyordu. Aradığı torpil ayaklanmış geliyordu. Seherbazlara doğru, zafer kazandığını anlatan bir gülümseme yolladı ve onların şaşkın bakışları arasında Lilith'e doğru ilerledi. İzin verip vermemek arasında kaldıkları için birbirlerine saf bakışlar atıyorlardı. "Lilith, seni gördüğüme sevindim." derken cadıya bakıyordu, ama bakışlarını birkaç saniyeliğine seherbazlardan o iğrenç espriyi yapana sabitledi ve "Baban iyi değil mi?" diye sordu. Onu gerçekten tanıdığını ispatlıyordu aklınca. Bu sırada hemen ayaklarının dibine, yeni tanıdığı bir baykuş tarafından, bırakılan bir mektup düşüverecekti. Kendi bölümünün baş şifacısının baykuşuydu, bayan Doukas'tan bir haber getirmiş olmalıydı. Meşgul olduğunda böyle haber yollardı. Seherbazların yanından ayrılıp, yaralının kaldığı odaya ilerlerken, Lilith olanları anlatmakla meşgüldü. Konsey üyelerinden bay d'Ibelin neden olmuştu demek bu kargaşaya, adamı gördükten beridir karanlık tarafını görebiliyordu Steven zaten. Pek şaşırmadı ama işlerin bu noktaya gelmesi, yaralananların olması büyük talihsizlikti. Mektubu açıp okumayı da ihmal etmedi tabi. Baş Şifacı, Steven'dan yaralanan arkadaşı Nora Gray'i ziyaret etmesini istiyordu. Meşgul olduğu için arkadaşını göremeyen cadı üzülmüş ve yerine Steven'ı seçmişti kontrol etmesi için. Genç stajyer sevinmişti baş şifacısının ona duyduğu güveni tecrübe edince. Lilith ile birlikte içeri girdiler, yaralanan ve kendine gelmek üzere olan cadıdan ifade alma işini stajyer cadı yapacaktı. Lilith epeyce mutlu görünüyordu ilk ifadesini alacağı için.

Çok geçmeden içeri girdiklerinde, odada yatan kadını hemen tanıdı. "Ah.. Bayan Doukas ile malzeme alışverişinde karşılaştığımız cadı bu." dedi. İçeride bekleyen, yaşça biraz daha büyük ve tecrübeli, seherbaz olduğu mimiklerinden bile okunan adama döndü Steven. O da bayağı endişeli görünüyordu. O yüzden soru sormaya çekindi. "Neler olduğunu biliyor musun tam olarak? Nasıl bu hale geldi ?" diye fısıldayarak sordu Lilith'e. Genç cadı fısıldamaya gerek duymadan bizzat tecrübe ettiği olayları anlattı. Cadıya kurulan tuzak sonucu, yüksekten bir demirin üzerine düşmüştü. Ölmediği için şanslıydı. Sonra baygın yatan kadının dudaklarından bir isim dökülecekti. Lilith'i memnun etmeyen bu sayıklama, cadının suratını hemen düşürmüştü. Babasını kimseyle paylaşma niyeti olmamıştı zaten. Bayan Gray, çok geçmeden uyandığında şaşılacak şekilde çevresindekilerle şakalaşmaya başlamıştı bile. "Ucuz atlattınız bayan Gray ama evet iyileşeceksiniz. Umarım o zamana kadar sizi burada tutabiliriz." dedi görevli bir şifacı edasıyla Steven. Yatağın baş ucunda duran, hastanın kayıtlarının tutulduğu kağıtların olduğu dosyayı eline aldı ve biraz baktı. "Burada çokça dinlenmeniz gerektiği yazıyor. Bir de unutmadan, bayan Doukas meşgul olduğu için gelemedi. Onun yerine buradayım ben. Ona iletmek istediğiniz bir şey varsa söyleyin lütfen, benden mektup bekliyor durumunuzla alakalı olarak." dedi. Burada işlerin karışık olduğu ve çözülmesi gereken durumların olduğu çok açıktı. Öğreneceğini öğrendiğinden, artık odadan çıkabilirdi gönül rahatlığıyla. "Geçmiş olsun bayan Gray, ben de staj yerime döneyim artık." dedi ve başıyla selamladı içerideki yetişkinleri tek tek. En son Lilith'e dönerek "İşinle duygularını karıştırma Lilith, sonra görüşürüz." dedi ve odadan çıktı.

Darren Shan:
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

Hastane koridorları dünyadaki en ıssız yerlerden olabilirdi Lilith'in gözünde. İnsanlar ya kendileri canları için telaşa düşerdi bu koridorlarda yada sevdikleri birisinin ölümüne dökecekleri gözyaşlarının hesabını yapardı. Tabi düşmanlardan gelecek kötü bir haberin, zafere götüreceği dolambaçlı yolu gözleyenler de az değildi; her virajda yeni bir düşmanın cansız bedenini gömülüyor ve yola devam ediyordu. Nora, yoldan çıkan Adras'ın öngöremediği küçük bir hatası sayesinde kurtulmuştu. Döndüğü o virajı atlatıp, yolculuğunu St.Mungo'da bitirmişti.

Dün gece Adras'ın sinsice kurduğu plana kendi ayaklarıyla yürüyen ve ölümden dönen cadıyı bay Maqe aceleyle getirmişti hastaneye. Çok geçmeden babası, yani Baş seherbaz, tarafından hastahaneye gönderilmişti genç seherbaz adayı Lilith.  Yaralanan cadının uyanmasını beklemek zorunda olduğu için Sınbira'nın ameliyattan sonra bekletildiği odanın önünde sabahlamıştı. Yarası oldukça derin ve ölümcüldü bölümün baş şifacısına göre ama atlatmayı başarmıştı hayatı tehlikeyi. Lilith, içten içe cadının hayatıyla hiç ilgilenmek yerine vereceği bilgiler hakkında sabırsızlanıyordu. Tabi duruma göre biraz huysuzluğu da üzerindeydi, uykusuzluk genç cadıyı asabi yapardı hep. Baş seherbaz yardımcısının görevlendirdiği, kendinden birkaç yıl daha tecrübeli olan seherbazlarla pek iyi anlaşamamıştı. Bakanlıkta ki d'Ibelin'lerin adam kayırması hakkında ki dedikoduların ortasına düşmüştü tam olarak, bununda etkisi çoktu tabi. Şimdi birde konsey üyesi ihtiyar d'Ibelin'in bu ihaneti vardı sırada.

Düşüncelere daldığı bir sırada koridorun önünde ki hareketlenmeyi fark edip dikkatini oraya verdi. Bayan Gray'in odasının bulunduğu koridora kuş bile uçurtmamaları söylenen seherbazlar, birisiyle tartışıyorlardı. Lilith neler olduğunu kontrol etmek üzere oturduğu yerden kalkıp, koridorun başına doğru ilerlemeye başladı. Yaklaştıkça konuşulanları daha rahat duyuyordu, içeri girebilmek için çırpınan sesin sahibini tanıması uzun sürmedi. Yürümeye devam ederken, oradan ayrılmaya niyetlenen tanıdık stajyere seslendi. "Steven!" Adımlarını hızlandırarak gördüğü genç büyücüyü bir an önce yakalamak istemişti. Sonunda Steven'ın yanına vardığın da gencin yüzüne yayılan kurtuluş ifadesini fark etmişti. Seherbazlar onlara verilen görevi yapmışlardı sonuçta. "Lilith, seni gördüğüme sevindim. Baban iyi değil mi? " endişelenmiş olmalıydı, bakanlıktan birisinin ağır yaralandığı haberi hastaneye yayılmış görünüyordu. Cevap vermeden önce, şifacı stajyerine gelen baykuşun bıraktığı not kağıdına kaymıştı dikkati. Steven kağıtta yazanları okumaya çalışırken, koridora doğru yürümeye başladılar. "Babam iyi fakat bayan Gray pek iyi değil. Özel görevlendirme sırasında yaralanmış, dün akşam apar topar bizim çiftliğe gitti neredeyse tüm bakanlık. Bizim ihtiyar Helios var bütün bu karmaşanın arkasında, kendisi de ortalarda yok. " diyerek kısaca özetledi olanları. Dün gece olanlar başına gelebilecek en aksiyonlu olay olabilirdi hayatı boyunca, ama tabi gözü daha da fazlasındaydı artık. Kendine güveni artmıştı çünkü. Odanın önüne geldiklerinde kapıda duran şifacı, bayan Gray'in uyandırılacağını ve bu yüzden içeri girebileceklerini söylemişti. "İçeri girebiliriz, sonunda buradaki işlerimi bitirebileceğim." dedikten sonra hafifçe kapıyı tıklattıktan sonra kapıyı açıp, Steven ile birlikte odaya adımlarını attılar.

Steven daha odaya girer girmez cadıyı daha önceden tanıdığını söylediği bir cümle kuracaktı. Lilith şaşkın bakışlarını genç büyücüden çektikten sonra, baygın cadının uyanması için koluna takılan seruma enjekte edilen ilacın bir an önce etki etmesini beklemeye başladı. Bu sefer hemen kulağına fısıldayan Steven'ın sorusu ile karşılaşacaktı, cadının başına tam olarak ne geldiğini merak etmişti. "Buraya geldiğinde karnında demir çubuk hala duruyordu, bir yerden demir çubukların olduğu bir zemine düşmüş sanırım. " diye cevapladı. O yüzden eşya kazaları bölümüne getirilmişti zaten. Daha sonra pek kalabalık olmayan odaya bir sessizlik hakim oldu, herkes cadının uyanmasını ve vereceği ilk tepkiyi merak eder olmuştu. Çok geçmeden cadının dudaklarından dökülecek ilk kelime bir isim olacaktı. "Balian". Fısıldamıştı, ama Lilith babasının ismini çok iyi duyabilmişti. Şokla birlikte yüzüne yayılan iğrenmiş ifadeye engel olamadı. Kadının ağzından dökülen ilk şeyin babasının ismi olması hoşuna gitmemişti. Kadın tamamen kendisine geldiğinde, sanki ölümden dönen o değilmiş gibi, neşeli hallerle etrafına laf atmaya başlamıştı. Birkaç güne bir şeyinin kalmadığını söylüyordu. Daha sonra araya Steven girdi ve az önce ayaklarının dibine bırakılan notta yazanları iletti bayan Gray'e. Herkes tarafından sevilen ve saygı gören birisiydi belli ki, babası bile arada evdeyken bahsederdi bu kadından. Ama az önceki sayıklaması, Lilith için aralarında iş arkadaşlığından daha fazlasının olduğunun kanıtıydı. Sinirleri tepesine zıplamıştı tabi düşündükçe, annesinden sonra bile bitmemişti kadınlarla olan ilişkileri. Aklından geçen düşünceleri, Steven'ın stajına geri dönmeden önce söylediği "İşinle duygularını karıştırma Lilith, sonra görüşürüz." cümlesinin ardından değişecekti. Haklıydı, önce ona verilen görevi bitirmeliydi, gerekirse Adras'ın yarım bıraktığı işe kendisi devam edebilirdi. Tabi sadece zihninde. "Görüşürüz." dedi odadan çıkan arkadaşına ve hızlı hareketlerle seherbazın yatağına doğru ilerledi. Eline aldığı kalem ve not defterini hazırladı oraya koyulan bir sandalyeye otururken.

"Bayan Gray öncelikle geçmiş olsun..." cümlesini yarıda bıraktığı sırada, bakışlarını ona gülümseyerek bakan cadıya çevirdi. "Dün gece neler olduğunu anlatan ifadeniz acilen gerekli. Babam..." duraksadı, düşüncelerindeki karmaşa yüzünden hata yapmıştı, "...Yani Baş Seherbaz gerekli dosyaları sunup, konsey üyesi bay d'Ibelin'in bu ünvanının düşürülmesi için sizden gelecek bilgileri bekliyor." elindeki kalemi hazır bekletirken ekledi, "Hiç bir detayı atlamamanız gerekiyor.". 

 

Nora Gray:
Her zaman işi şakaya vurmamış mıydı genç cadı. Ya bir anda olayı değiştirir insanın aklını karıştırırdı yada işleri şakaya vurup umursamıyor gibi yapardı. Yerinden kıpırdandığında sargıda olan yerine küçük bir bıçak saplanıyor gibi hissetti. Her yeri tutulmuş yatmaktan sırtından tut kalçasına kadar her yeri sızlıyordu. Kaç gündür buradaydı yada kaç saattir bilmiyordu ama neler olduğunu hatırlıyordu. Adrasın ona tuzak kuracağından elbette haberi yoktu ama böyle bir şey bekliyordu kimliğinin ortaya çıkması an meselesiydi. Balian'ın nasıl etrafta adamları varsa büyük d'Ibelin'in de adamlarının olmayışı şaşılacak durum olurdu. Peki ona ifşa eden kimdi? Onu açığa çıkarmak için ya gerçek kimliğinin bulunması gerekiyordu ki bu da zor bir şeydi asıl ismiyle bile Ajan kavramı yoktu ortada bir sır perdesi gibi saklanmıştı bakanlıktan çalışan birisi olarak gözüküyordu. Ya da bakanlıktan birileri onun kimliğini açık etmişti ki onun Ajan olduğunu bilen çok az kişi vardı neredeyse bir elin parmağını geçmiyordu tek seçenek Balian ile konuşurken görülmüş ve Adrasa hemen yetiştirilmiş büyük d'Ibelin ise bu durumdan huzursuzlanmış ve işi yokuşa sürmemek için böyle bir plan yapmıştı. Peki ya Persephone o söyler miydi genç cadının da ajan olduğunu. Kendi arkadaşını öldürmeye çalışacak kadar  bir duruma düştüyse söylerdi demek. Diğer seçenekte buydu işte, cadının aklında tonlarca soru tonlarca cümle vardı. En azından olayları Balian'a anlatmıştı yani önemli kısımlarını. Öldüğünü sanıyordu bu sefer gerçekten de ölüyordu ama hayat yine onu kucaklamıştı.

En son gördüğü yüz onun yüzüyken şimdi yanında arkadaşı ve hemen az ilerde şifacı olan arkadaşının stajyeri ve başka bir d'Ibelin vardı. Bu d'Ibelinlerden kurtulamayacağım galiba diye gülümsedi. Ölümüme sebep olacak bir başka d'Ibelin yaşamama sebep olanda şimdi beni sorgulayacak olanda ne ironi ama diye geçirdi içinden genç cadı. Sağ tarafında sehpanın üzerinde duran içi su dolu bardağı gözüne kestirdi genç cadı. Dudakları ve boğazı kurumuştu oraya doğru yavaşça dönüp uzanırken genç cadının sesini duydu. Bardağı eline alıp sudan küçük birkaç yudum aldı ve dudaklarını ıslattı. "Teşekkürler tatlım" dedi genç cadı, bardaktaki sıvının büyük kısmını bıraktıktan sonra onu geri yerine koydu. Genç cadının yapmacık gülümsemesini görebiliyordu, bunun nedenini de çok iyi anlayabiliyordu. Elbette her şey bana bir gün geri döner diye geçirdi içinden tekrardan. Geçmişinde yaşadıkları ve verdiği tepkiler karşısında ki cadıyı çok iyi anlıyordu. Küçük cadı cümlelerini sıralarken genç cadı biliyorum dercesine başını sallıyordu. Her bir kelimeyi her bir harfi istiyordu demek en azından işin bu kadar ileri gitmesi ve artık Adrasın neredeyse adaletin önünde hesap verecek olması iyi bir sonuçtu. "En azından yaralanmama değdi" dedi genç cadı. Lilith kağıt ve kalemle genç cadının dudaklarından dökülecek sözcükleri beklerken karşısında ki büyücüde olduğu yerden kalkıp neler olduğunu duymak için bekliyordu.

"Olaylar bundan ibaret" dedi genç cadı daha sonra atladığı bir şey var mı diye düşündü. Hayır yoktu lazım olan her şeyi anlatmıştı ve karşısında ki arkadaşı ona şaşkın bir şekilde bakıyordu. "Leo, ne söyleyeceksen söyle, evet kendimi bir aile dramının içine attım ama en sonunda çoğu masum kişinin belki de hayatı kurtuldu" dedi genç adam onaylarken Nora başını yastığa koydu. "Başka sorun var mı tatlım?" dedi.

Darren Shan:
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

Karşısında yaşadıklarını bir filmi özetler gibi anlatan cadıyı ilgiyle dinliyordu Lilith. Staja başladığında, babasının ona hediye olarak verdiği sihirli kalem, her kelimeyi özenle karalıyordu genç stajyerin başının hizasında havada asılı kalmış deftere. Bu kalemin, bir suçluyu sorgularken sorgularken yada birilerinden ifade alımında tam bir kurtarıcı olduğunu söylerken çokta abartmamıştı Baş Seherbaz. Nora, hafızasındakileri taze anıları duraksamadan cümlelere dökerken, Lilith duyduklarını özümseme konusunda kadının hızına yetişmekte zorlanıyordu. Giydiği ayakkabının renginin detayını bile vermekten kaçınmayan cadının söylediklerini en sonda yakalamayı başarmıştı anca."Olaylar bundan ibaret" derken havada asılı duran not defterini yakaladı Lilith ve yazılanlara göz gezdirmeye karar verdi. Başka türlü mantıklı bir olay zinciri oluşturamazdı kafasında. Bu sırada odada ki diğer seherbaz arkadaşıyla, sohbete başlamıştı bile. 'Bu kadındaki çene kimsede yok.' diye geçirdi içinden, bir türlü sevimli gelmiyordu siması ve ses tonu. Babasıyla aralarında her ne geçiyorsa, kadının ona aşk iksiri içirmiş olabileceği düşüncesi bile aklından geçmiyor değildi açıkçası. Orta yaşlardaki, epey karizmatik bir havası olan seherbazı tanıyordu Lilith. Etrafında ki örnek alabileceği sayılı yetişkinlerden biriydi. Aklındaki sıralamada babası birinci sıradaydı ve hemen arkasından KSKS profesörü geliyordu. Üçüncü sıraya koyabilirdi bu büyücüyü de pek ala. İsminin Leonardo olduğunu biliyordu Lilith, babasıyla yakın arkadaşlardı ve sık sık dışarıda buluşup vakit geçirdiklerinden haberdardı.

Dikkatini defterde yazanlara verdiğinde, cadının yaşadığı korkunç olayı daha yakından görebilmişti. İtiraf etmeliydi ki bu görevi kabul etmesi, sonunun burada yada daha kötüsü bir mezarlıkta biteceğinin habercisiydi zaten. Cesaretini kutlamadan edemedi, tabi içinden. Adras'ın bu planı çok önceden yapmış olduğunun göstergesi, cadıyı aile fotoğraflarının bulunduğu odaya getirmesinden anlaşılıyordu. Tablolardan birisinin anahtar olarak büyülenmesi planın bir parçasıydı. İşin garip tarafı çiftlikte böyle bir odanın var olduğunu Lilith'in bilmemesiydi. Pek ala sırf mizansen için hazırlanabilirdi ama bu kadar zahmete girmezdi o yaşlı adam. Kadını öldürtmeyi bile başkasından istemişti. Aklına takılan bu konuyu deşmesi gerektiğini düşündü ve sorusunu sormadan önce yeni bir sayfa açtığı not defterinin ve kaleminin havadaki yerini alışını izledi. "Aslında sizin götürüldüğünüz, aile fotoğraflarının olduğu oda hakkında hatırladığınız başka detayların olup olmadığını sormak istiyorum." duraksadı ve birkaç saniye birazdan vereceği bilginin doğruluğunu zihninde son kez tarttı "Benim bildiğim kadarıyla çiftlikte bahsettiğiniz gibi bir oda yok, aile resimleri gelenler görebilsin diye hep koridorlara asılır. Resimlerde kimler vardı ve kaç taneydiler detaylıca anlatır mısınız ? " diye sordu. Sorduğu sorununun cevabını gerçekten hem bir d'Ibelin olarak hem de yeni yetme seherbaz stajyeri olarak, çok merak ediyordu.

 

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git