Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri

Yeni dostluklar

<< < (2/2)

Darren Shan:
Npc Büyücü: Ramin Drejlaskov

"Konuşulacak bir şey her zaman vardır Bay d'Ibelin." Dişlerini göstererek gülmeye devam ediyordu. Çatalını önündeki sıcak yemeğin küçük bir lokmasına batırıp ağzına götürdü, yavaş yavaş çiğnedikten sonra yuttu. Üstüne beyaz şaraptan aldığı bir yudum ile ağzını temizledi ve masanın üstündeki karides işlemeli mendil ile ağzının ıslaklığını aldı. Tüm bunları oldukça yavaş yaparak karşısındaki adama psikolojik baskı kurmaya çalışıyordu. Para konusunu konuşmamışlardı ve şu an silah bulmak pek mümkün değildi. Soğuk Savaş yüzünden silahların Rusya'dan gelmesinde ufak tefek sıkıntılar çıkabiliyordu. Bu tarz sıkıntıları aşmak için de yine paraya ihtiyaç oluyordu.

Ellerini masanın üstünde birleştirip hafifçe önce eğildi. Gözlerini adamın gözleri ile hayali bir iple bağlamış gibi hissediyordu. Kanında akan kanın sıcaklığı ve adrenalin onu bu iş için heyecanlandırıyordu. "Bay d'Ibelin. İstediğiniz silahların ufak bir listesini sizden tekrar rica ediyorum. Bununla birlikte eğer hafızam bana ihanet etmiyorsa istediğiniz silahları Rusya'dan temin edip oradan Kıbrıs'a iletmem gerekecek. Bu da geminin bazı karasularında sıkıntı yaşamasına sebep olur. Ancak yine de paranın aşamayacağı bir sorun yoktur." Suratında tekrar sinsi bir gülümseme vardı. Konuyu paraya hızla bağlamak onun için önemli bir şeydi. Paranın devamlılığını sağlayarak kendi hayatını bir şekilde idame ettiren diğer insanlar gibi o da önceliğine parayı koymuştu. Karşısındaki adamı tekrardan süzdü. Yunanistan'da bir çiftliğin sahibi, zengin, dışarıdan temiz görünen ama burada oturduğuna göre o kadar da temiz olmayan bir adamdı. Drejlaskov için iştah açıcı bir yemekti bu. İstese tüm parasını alırdı. Tehdit etmekten bir adım olsun geri durmayacaktı.

"Önerdiğiniz parayı adamınız sayesinde öğrenmiş olabilirim ancak bu parayı ilk seferde kabul etmiş olsam da şu an o paranın üç katını istiyorum. Sizin gibi zengin birine bunun pek etki etmeyeceğini düşünüyorum. Ve tek şansınızın ben olduğumu, işin sonunda kâr edeceğinizi de hesaba katarsanız eğer bu teklifimin yerli yerinde olduğunu göreceksiniz." Ellerini kucağına çekip arkasına yaslandı. Hamlesini yapmış karşısındaki yaşlı kurdun cevap vermesini bekliyordu. Satranç oynamayı çok severdi ancak bu daha çok dama gibiydi. Yanlış bir hamlesinde tüm taşlarını kaybedebilirdi. Yine de suratındaki gülümse oldukça içtendi ve rahat olduğunu gösteriyordu.

Nora Gray:
Npc Büyücü: Matthew Silver

Sohbetin başından beri orada bulunarak adamı inceliyordu Matthew. Karşısında gördüğü en rahatsız edici adam vardı sanki. İçindeki mide bulantısını adamın ettiği her hareket daha çok arttırıyordu. Adras'ı böyle bir adamla tanıştırmak onun için üzücü ve vicdan azabı çektirecek bir davranış olsa da yine de ellerindeki en iyi imkan buydu, bu yüzden sesini alçak tutması en iyisi olacaktı bu sohbette.

İki iş adamının sohbetinden sıkılmaya başlamıştı ki bir çakala benzettiği silah tüccarı masanın üstüne eğilip bir şeyler gevelemeye başladı. Öncelikle işin zorlu olduğundan bahsetti sonra ise konuyu paraya getirdi. Önce duyduklarına anlam veremedi ve aklından tekrar cümleleri geçirdi. Tam üç katını istiyordu. Konuşulan paranın azımsanmayacak bir para olduğunu ve ilk görüşmede paranın yeteceğini söyleyen bu adam şimdi ise paranın tam üç katını istiyordu. Adamın cümlesini bitirmesi ile birlikte öksürerek söze girdi. "Bay Drejlaskov, sizinle bir ay önce konuştuğumuzda paranın yeterli olduğunu ve bir sorun çıkmayacağını söylemiştiniz. Şimdi ise bizden bu paranın üç katını istiyorsunuz." Sesinin tonunu bir tık yükselttikten sonra sözlerine devam etti. "Karşınızda Yunanistan'ın ve Fransa'nın en saygın kişilerinden biri oturuyor ve siz kalkıp onu açık açık soymaya çalışıyorsunuz." Koluna dokunan el ile duraksadı. Adras ondan susmasını istiyordu. Bir adım geri çekildiğinde Adras hafif bir kahkaha ile gülüyordu. Patronunun davranışlarına hiçbir zaman anlam verememişti zaten.

Balian d'Ibelin:
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Buluşma tam da Adras'ın istediği gibi devam ediyordu. Ramin isimli bu genç iş adamıyla her halukarda iş yapacağı kesinken, onu tanımaktı bu yemeğin amacı. Kendisinden büyüklerin söylediği bir özdeyiş vardı "Bir insanı yemek yerken yada ayrılırken tanımak gerek." diyen, Adras çok inanırdı bu söyleme. Yemek yemekle meşgul olan beyin rol yapmaya yada sır saklamaya adapte olamıyordu belli ki. Kendisi iştahla yemeye başladığı balığı bırakıp, karakter analizi yapmakla meşgul olmaya başlamıştı bir süre sonra. Bu adamın hareketleri, eğer yaşasaydı, Andas'ınkiyle öyle paralellik gösterirdi ki... Ramin biraz daha zeki ve ahlaksız olabilirdi ama. Silah tüccarlığı yapmak bir yana dursun, yapanlara savaş açtığı bir cemiyet kurup başına geçerdi.

Kardeşinden asla bir iş adamı olmayacağını düşünürdü o yaşıyorken. Bundan elli yıl öncesinin ticaret şartları şuanki karışık ve sertleşmiş piyasadan oldukça farklıydı tabi. Halkı savaş kıtlığı vurmamıştı şimdi olduğu gibi. Karşısında oturan silah tüccarı ait olduğu bu dünyaya, çölde yaşayan bir çakal misali ayak uydurmuştu. Ağzından dökülen sinsi cümlelere, gülünç hareketlerine aldırış etmiyordu. Onun yaşlarında olsaydı, Adras'ta böyle bir karaktere bürünürdü. Şuan oldukça soğuk ve kibirli bir izlenim veriyordu çevresine. Böyle olmasaydı katlanamazdı bu adama gerçi, ayn yardımcısı Matthew gibi. Ramin'e baktıkça gözlerinden dışarı akan iğrenme duygusunu sezmişti Adras. Uzun süredir elini sürmediği çatalını tekrardan kullanmak istediği sırada, silah tüccarının anlaştıkları parayı üç katına çıkartmak istediğine dair söyledikleri doldurmuştu restorantı. Koskoca mekanda sadece üç kişinin bulunması dışarıdan gülünç yada garip duruyor olmalıydı. Tabi kimse içeridekilerin asıl kimliğini bilmediğinden, o geniş zemini saran duvarların şahit olduğu konuşmaları umursamıyordu. İki belki de daha fazla ülkeyi birbirine düşürme planlarının en önemli basamaklarından biri çıkılıyordu. Adras bu uğurda, üç değil beş katına bile razıydı. Ölümden ve karmaşadan beslenen, zevk alan bir yapısı vardı geçmişten gelen. Catalına batırdığı kavunu ağzına atarken, yanda hiç içilmeden duran kadehi fark etti. Bir yudum dahi olsa, boğazından aşağıya doğru inen o mayhoş tada karşı aşırı bir istek duymuştu o an. Rahatsız olmuştu. Eli sabırsızca uzandı şaraba doğru. Matthew'in itiraz yüklü konuşmaları eşliğinde rahatlatacak yudumu boğazından aşağı gönderirken hissettiği keyif inanılmazdı. Çok beklemeden ikinci bir yudumla daha ödüllendirdi kendisini. Üzüm gerçekten tanrıların, İngilizlerin Merlin'i, Hintlilerin Buda'sı tarafından kutsanmış olmalıydı. Zihnini ve bedenini soktuğu bu birkaç dakikalık zevk tünelinden, konuşan müdürün koluna giden eli ile birlikte çıktı. İşe dönme vaktiydi, nerede kalmıştı ? Tabi ki para meselelerinde. Önce hafif bir kahkaha attı. Matthew gerçekten sevmemiş olmalıydı bu adamı. "Muggle yazar sever misiniz ?" bakışları içeride ki her iki adamda da dolaştı meraklı biçimde " Yeğenim, Balian, Shakespeare okur sürekli. Geçenlerde laflarken ona ait birkaç sone okumuştu bana" hatırlamak için gözleri yukarı kaydı, elleri masada duran peceteye gitti bu sırada '' Kılavuzu para olana her kapı açıktır.'' konuştuktan sonra ağzını sildiği peçeteyi yerine bıraktı. Kırışan göz kenarlarından hafifçe gülümsediği anlaşılıyordu. "Beş katını vereceğim, aslında Matthew ilgilenir bu işlerle ben pek karışmıyorum artık. İşinde gerçekten iyi." dedi son olarak tok çıkan sesiyle. Yaşlansa da değişmeyen kalın ve tok bir sesi vardı Adras'ın. Gençken aldığı diksiyon dersleri işe yaramıştı.

Darren Shan:
Npc Büyücü: Ramin Drejlaskov

Yaptığı tekliften sonra Adras'ın evcil hayvanı olarak gördüğü Matthew'ın ona çıkışması hoşuna gitmişti. Adamın tok ses tonunun gittikçe artan sertliği Drejlaskov'un suratında artan bir gülümsemeye sebebiyet vermişti. Son söz hakkı daima büyük kurtta olduğu için Matthew'ın safsatalarının onun için bir önemi yoktu, asıl önemli olan karşısında oturan koca kurdun söyleyeceği sözlerdi. Parmakları ile ritim tutarken bakışlarını Matthew'ı susturduktan sonra gülen Adras'a doğru çevirdi. Tahmin ettiği gibi sağ kolu olarak gördüğü adamın sözleri onun için sadece görev edinilmiş bir çıkışmadan ibaretti. Son söz yine Adras'a ait olacaktı. Gözlerini açıp bakışlarını Adras'a çevirdi. Adamın babacan sesi kulaklarına güzel bir ninni okuyordu sanki. Aklına babasının ona yatmadan önce anlattığı hikayeler geldi.


İNGİLTERE - GEÇMİŞ

"Bir zamanlar küçük bir kız varmış, annesi onu annanesini görmeye yollamış..." Babası bu hikayeyi ona kırkıncı kez filan anlatıyordu ve Ramin artık bu hikayeden sıkılmıştı. "Ama baba kırmızı başlıklı kızın hikayesini duymak istemiyorum artık." Gözlerini devirerek memnuniyetsiz bir ses tonu ile söylemişti cümlesini. [Color==green]"Farklı bir şey anlat artık."[/color] Babasının bu tarz mırın kırınlara laf etmediğini biliyordu. Onu gıdıklayarak güldürdü ve alnından öptü. "O zaman sana biraz korkunç bir hikaye anlatayım. Hem belki bu akşam korkup bizimle yatarsın." Son cümleyi söylerken göz kırpmıştı. Ufak Ramin'in onlarla uyumasını severdi babası. "Eskiden Rusya'da ufak çocukları kaçıran bir cadı varmış..."

İNGİLTERE - GÜNÜMÜZ

"...Baba Yaga." Fısıldayarak tekrar etmişti babasının anlattığı hikayenin kötü karakterini. Karabasan... Gözlerini hızla kırpıp tekrar konuya döndü. Shakespare sevdiği bir yazardı ama o daha çok Rus edebiyatı ile ilgileniyordu. Ancak onu daha çok ilgilendiren kısım Adras'ın sözlerinin devamıydı. Ona tam tamına 5 katını vermeyi kabul etmişti. Bu Drejlaskov için oldukça yüklü bir paraydı ve kendisi için bir özgürlük yaratacaktı. Gözleri paranın arttığını duyunca parladı. Elini Adras'a uzattı, her ne kadar üç kağıtçılık yapmış olsa da işini layığıyla yapmak istiyordu bu yüzden de burada daha fazla oturup zaman öldüremezdi. "Para özgürlüktür." Suratındaki sinsi gülümseme yerini mutlu bir gülümsemeye kaptırmıştı. "Anlaştık diyebiliriz sanırım?"

Balian d'Ibelin:
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Adras çok mantıklı bir insan olarak görmezdi kendisini, gençken mantığın çoğu zaman başarıya engel olduğu durumlar tecrübe emişti. Bu yüzden mantıkla hareket etmek gibi bir huyu yoktu. Mesela tamda şu anlar da mantığı bir silah tüccarıyla iş yapmaması gerektiğini söylerken, o tam tersi yönde, duygusal hareket ediyordu. Hırs ve öfke denilen iki duygunun ağır bastığı; kararlılık, acımasızlık, gurur, üstünlük gibi duyguların da araya karıştığı bir yumak yön vermişti hayatına. Ölene kadar da böyle devam edecekti, bir zararını görmekten çok yararlı işler yaptığını düşünüyordu. Hatta az önce maddi anlamda oldukça büyük bir miktar ödeyeceği bir kontrata imza atılmıştı sözlü olarak. Yazılı kısmı Matthew'in ilgilenmesi gereken bir işti.

Mantıklı olmamak, zekayı kullanmamak anlamına da gelmiyordu. Zeka, içinde oluşturduğu duygu yumağını kontrol etmesine yardım ediyordu. Fazla hırsın yada fazla öfkenin sebep olacağı kayıplar, telafisi olmayan hatalara neden olabilirdi. İşte genç yaştan beri geliştirmek için çaba harcadığı zekası devreye girerek, duygularını hizaya sokmasına yardım ediyordu. Tabi çok genç yaşlardayken öğrenmesi gereken bir bilgi olmuştu bu. Fazla öfkenin onun hayatına getirdiği bir felaket, çok fazla boşluk açmıştı kalbinde ve hayatında. Animagus büyüsünde bile zayıflatmıştı onu bu duygusal boşluk. Kaç senedir bürünmediği, yada bürünmekten kaçındığı, kurt silüeti de zekasının ona bir armağanı olmuştu. Tabi yavaş yavaş kaybetme aşamasına getiren de yine aynı beynin bir ürünüydü. 

Ramin'i incelerken, onunda bu aşamalardan geçtiğini anlamıştı Adras. Öfkeyi de tecrübe etmiş olmalıydı, kaybetmenin verdiği o buruk hissi de. Bu yüzden Ramin'in büründüğü bu garip kişiliğe aldırış etmeden, kendi işinin yürüyüp yürümediğiyle ilgilendi yaşlı büyücü. Bunu biraz da  genç adamında bahsettiği, paranın vereceği özgürlük sağlıyordu. Ramin'e istediğinden daha fazla parayı teklif ederek kazandığı özgürlük, daha fazla getirecekti Adras'a. Bu da daha fazla özgürlüğe işaretti. Bu döngü sonuza kadar devam eden bir kazanımdı.

''Benim yolum oldukça uzun.'' elindeki çatalı ve kaşığı bıraktıktan sonra, Matthew'e garsonu çağırması için bir bakış attı. Konuşurken oldukça keyifli bir ses tonu vardı. ''Arabayla seyahati seviyorum biliyor musun? Cisimlenme gerçekten iyi bir numara ama bu arabalar da harika bir zeka ürünü. Muggle dünyasının silahlardan başka bir alana, otomobil sektörüne, yönelmesi beni şaşırtmıyor değil.'' bu sırada gelen garson boşalmış tabakları ve bardakları toplamaya başlamıştı ''Ama çoğu muggleın bizim çiftlikteki keçilerden bir farkı yok. '' daha fazla konuşmasının gereksiz olduğunu düşünerek lafını burada kesti. Ramin'in ona uzattığı eli, ayağa kalktıktan sonra sıktıktan sonra kendi başına çıkış kapısına yöneldi. Onun düşüncesine göre hem iyi bir müttefik hemde iyi bir rakip kazanmıştı bu yemekte. Basamakları çıkarken ayağının altında hissettiği diğer bedenlerden ayrı bir haz alıyordu. 

SON

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git