[justify]
Asasının ucu ince bir ışık demeti ile kaplandığında hem dikkatini toplayabilmiş olmanın rahatlığı ile gevşiyor hem de gevşeyen bedenini bir nefeslik sessizlik ile korumaya çalışıyordu. Herkesin gözü Luna'nın elindeki asada ve kıvrılan omurgasındaydı. Dudaklarından çıkan fısıltıları tek bir nefes alışın dahi böleceği endişesiyle herkes hareketlerine bıçak kesiğini andıran bir ara vermişti. Emma elini daha gergin bir biçimde tutarak çevrelerini örten koruyucu perdeyi daha sabit kılmış, herhangi bir tehlikeye karşı oynadıkları bu açık oyunu kilitli hale getirmeye çalışmıştı. Luna'nın nefesini dışarıya daha yoğun bir biçimde verdiği her saniye elindeki tahta parçasına daha fazla güven duymak zorunda kalmıştı. Seherbazlar koruyucu birer piyon gibi arka sıralarda yer alırken her birine mühim görevler düşüyordu. Bir gece ansızın yaptıkları çıkartma öylesine bir adamın evine, öylesine işlenmiş bir suçtan yapılmıyordu. Dışarıdan büyücedünyanın işleyişinde rol oynayan etkin iki parçanın birbirine başkaldırısı gibi görünüyordu olanlar. Ancak bu bir başkaldırı değildi. Başkaldırı oluşumunu korumak, var olan düzeni sağlamak ve iyileştirmek adına yapılan bir eylemdi Emma için.
Yaklaşık yirmi dakikalarını orada, üst üste tırmanmış tuğlaların bir tarafında geçirdikten sonra Luna anlık bir tehlike içerisinde bulunmadıklarını söyleyerek güvence vermeye çalışmıştı. "
Yine de dikkatli olmalıyız." dedi sessizce Emma. Yine de tümünün eli asasında olacaktı, gözleri bir kurt kadar dikkatli ifadeyle etrafı tarayacaktı. Sessiz olmak zorundalardı. Cadı, koruyucu perdeyi etraflarından çekmek üzere tahta parçasının ucunu toprağa bakacak şekilde indirdi. Seherbazlarla birlikte duvardan büyüyle açılan küçük bir delikten geçmek üzere harekete koyuldu. Kademeli olarak ilerledikleri bu görevde attığı her bir adım sanki ayrı bir ülkeye ayak basmış gibi hissettiriyordu. Tekinsizdi. Güven duymuyordu. Bir sonraki aşamasını tahmin edemediği hiçbir iş güven vermez, altından muhakkak çorap söküğü gibi gelen sorunlar çıkardı. Kenara geçerek ardındaki iki kişinin de gelmesine yer ayırırken etrafa bakındı. Karanlıktı. Zifiri karanlığı bir zehir gibi boğan ay ışığı geride, tuğlaların ötesinde kalmıştı. Karşısındaki insanların yüzünü zar zor görüyordu, gözleri bu ışıksızlığa birkaç kırpıştırmanın berisinde ancak alışmıştı. Hiçbir şey yoğun bir netliğe bürünmemişti fakat en nihayetinde yüz hatları seçilebilir hale gelmişti.
Dudaklarını yaladı, kollarını birbirine kenetleyerek Nicholas'a yaklaştı. Seth Carter ile yanyana, baş başa vererek aniden geliştirecekleri strateji tümünü harekete geçirecekti. Tekrardan cebindeki köstekli saatine baktı, çok fazla vakit geçmemişti daha. Fakat adaya ayak bastıkları ilk andan beri Emma için zaman kırılmıştı sanki; saniyeler çok hızlı ilerliyor gibi hissediyordu. Nicholas ağzını açıp yapılacakları tümüne duyurduğunda
"En doğrusu. Aksi halde çok büyük risk almış oluruz ve şu an risk alamayacak kadar azınlıktayız." dedi Emma. İkili gruplara ayrılmak en mantıklı eylem olacaktı. Zira bireysel ilerlemek, bilinmeyen topraklarda her türlü tehlikeyi sunabilirdi hepsine. Böylece bir riskin alınması yola bir kişi eksik devam etmek anlamına gelirken hiç kimse ardının kollanmasını reddedecek durumda da değildi.
Omurgasını dik bir konuma getirip postürünü düzeltirken başını arkasına çevirdi, hızlıca etrafı kolaçan etti. Kimse yoktu. Eşleştirilmeyi beklerken doğrusu ya, en geride gevşekçe duran bakanlık çalışanını görünce suratını ekşitti. Ne sorumsuzca ve lakayt görünüyordu! Onunla eşleştirilmemek adına Merlin'e dua etmeye koyuldu önce. Sırtını adama çevirdi. Onunla hiçbir şekilde bir takım çalışmasında yer almak istemezdi. Zira bu sorumsuzluğu terbiye etmekle uğraşmak istemiyordu, terbiye etmeden de işine koyulamazdı ve bir sarmala bulanırdı. Emma için her şey ve her an mükemmel bir biçimde hazır olmalıydı. Merlin dualarını duyacak olmalı ki, Nicholas ile eşleştiğinde derin bir oh çekti. Bu rahatlamasının dışarıya yansıması dahi öyle çok ilgi çekmişti ki birkaç kişinin kendisine aniden kafalarını çevirdiğine yemin edebilirdi. Bir süre sonra çıkarmada bulunan bakanlık üyeleri ikili halde dağıldığında Nicholas'ın yanından usulca yürüyordu. Hem kendisinin hem de yanındaki büyücünün attığı adımdan hiçbir endişe duymazken yapacağı işe karşı da kendisini özgüvenli hissediyordu. Kafasında halletmesi gereken bir problem gibi yığılmıyordu bir şeyler. İşinin profesyonelce gerçekleştirilmeyi bekleyen birer adımı gibi, tereyağından kıl çekercesine çözümleneceğine inancı tamdı.
Yürüyordu yavaş yavaş, takip ediyordu. Parmak uçlarında metreleri kat etmeye özen gösteriyordu. Ayağının altındaki toprak girintili çıkıntılı bir tümseği andırarak aralıklarla cadının dengesini bozarken bunu harcadığı efora yordu. En nihayetinde ayağının tabanı ile toprağı tamamen ezdiğinde aynı belirgin dengesizliğin kendisini ele geçirmesine izin verirken
"Boleynler bu toprağı biraz daha bakımlı hale getiremezler miydi?" diye söylendi Nicholas'a. Onun da bu durumdan pek hoşnut olmadığını düşündü. Diğerlerinden bir hayli uzaklaşmışlardı ve karanlığa gittikçe çekilen ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuşlardı. Gözle görünebilecek yerlerden uzakta, sessizce, beklenmedik bir alandan temkinlice yaklaşmak her zaman en doğrusu olurdu. Biraz vakit kaybettirebilirdi ancak güvenliydi. En azından, birkaç dakika sonrasına dek güvenli olduğunu düşünecekti.
Ayağı belli belirsiz bir engele takıldığında tökezledi, Nicholas'ın omuzuna tutundu.
"Af edersin." dedi fısıldayarak.
"Ancak bu saçma sapan ormanda yürümek için yolları ezbere bilmek gerek!" diye hayret eden bir ifadeyle nefes verdi. Asasını önündeki engelleri görebilmek için doğrulttuğunda
"Lumos" diye fısıldadı. Önündeki topraklı yolun yavaşça aydınlanmasıyla gözleri kamaştı, başını yana çevirdi. Gördükleri karşısında boşta kalan elini ağzına götürerek olduğu yerde kaldı. Yerlerde kimi parçalanmış kimisi de tüm bir vücut halinde taşlaşmış bedenlere baktı.
"Görüyor musun?" dedi belli belirsiz. Hepsi korkunç birer ifadeyle sonsuzluktan beridir oradalarmışçasına yerlerini belli etmişken
"Bu-bunlar da neyin nesi böyle?" diye kekeledi. Sağlıklı düşünemiyordu. Son zamanlarda gördüğü en ürkütücü şey olarak hafızasına kazınabilirdi. Bir ses işitti. Başını yerden kaldırıp asasını sesin geldiği yöne doğrulttuğunda kabaca kendilerine yaklaşan, bir hayaleti andırıyormuş gibi süzülen silüete baktı. Yakalanmışlardı ve atik olmak zorunda hissediyordu.
"Nicholas!" diye fısıldadı kıpırdamamaya özen göstererek. Adamın söylediklerini bir kulağı ile dinlerken bir yandan da hızını kesmeden kendilerine yaklaşan bedenlerin belirginleşen hatlarına baktı. Sıska, iskeleti andıran vücutlar birkaç kıl saçla örtüldüğünde
"Hassiktir. İNFERİLER!" diye dürtükledi büyücüyü. Zihin perdesi yırtıldı. Bu piyonları satranç tahtasındaki ata benzetti bir anlığına. Asasındaki büyüyü sonlandırıp kendilerini karanlıkta bırakarak bir adım gerilediğinde acele etmesi gerekiyordu. Hızlıca düşündü. Dikkatlerini dağıtabilmek için üzerinden bir eşyayı fırlatmayı düşündü önce ancak ruhundaki adrenalin varlığının durduğu noktayı kolaylıkla belli edecekti. Kaçmayı denese, nereye dek kaçacaktı ki? Asasını tekrardan karşısına doğru kaldırıp bu lanetli yaratıkları kendilerinden ateşle uzak tutabileceklerini düşünerek
"Incendio" diyerek savurdu. Şanslılarsa, en azından birkaç tanesini bu şekilde korkutup aceleyle yollarına devam edebileceklerdi. Tabii, akıllarındaki soru işaretleriyle...
[/justify]
Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9