17 Nisan, 2026 08:32:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması  (Okunma sayısı 266 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Nicholas Ezra Urswick

  • Bakanlık Çalışanı
  • 6. Seviye
  • İleti: 21
  • 2280 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nicholas Ezra Urswick
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Baş Seherbaz
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
[Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« : 10 Eylül, 2022 02:31:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gizli bir operasyondur. Haber verilmemiş ve özel olarak çağrılmamış Bakanlık çalışanlarının bu başlığa yazma izni yoktur. Adada bulunan Boleyn üyeleri tabii ki de cevap verebilme hakkına sahiptir.

Büyüceşura tarafından alınan son kararlar ve halkta gözlemlenen etkileriyle beraber sezilen bir yozlaşmanın göstergeleriyle birlikte bütün Büyüceşura üyeleri gece operasyonları ile sorguya alınacaklardır.  Aralarından baş şüpheli Victorine Boleyn'in ev baskını kurgusudur. Rp'lere zar eklemeniz önemle rica olunur.

Bulgularınızı bu başlığa özetlemeniz gerekmektedir.

« Son Düzenleme: 10 Eylül, 2022 02:39:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Nicholas Ezra Urswick »

Çevrimdışı Nicholas Ezra Urswick

  • Bakanlık Çalışanı
  • 6. Seviye
  • İleti: 21
  • 2280 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nicholas Ezra Urswick
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Baş Seherbaz
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #1 : 10 Eylül, 2022 02:38:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=AsnzcVxtKXU[/youtube][/spoiler]

Hayat ne kısa değil mi? Bazen insan çok az vakti kaldığını düşünüyor. Mesela ben 30 yaşıma girdiğim zaman ağlamıştım. Hayatta görebileceğim her şeyi gördüğümü düşünüyordum çünkü. Benim için bir eğlencesi kalmamıştı yani. Zaten bir amacım da pek yoktu, bilen bilir. O zamanlar sadece işimde iyi olduğumu söyledikleri için seherbazlıka devam ediyordum. Hem de ailemize yaraşır saygınlıkta bir mevki olduğu içindi. Ama zevkli biliyor musunuz? İnsanların hatalarını ortaya çıkarıp yüzlerine vurmak... En gizli sırlarını bilmek, blöflemek, korkutmak, savaşmak... Ve kazanmak. Bunu seviyorum. Yalan söyleyen birinin yüzünün kızardığını görebilmek kadar zevk veren az şey var hayatta. E hayat kısa dedim ama bazı küçük anlar çok fazla şey değiştirebiliyor. Ben, doğru adım atan taraftaydım. Aynı bir kelebek etkisi gibi gelişti her şey. O yüzden de benim için hayat şu anda inanılmaz zevkli ilerliyor, öyle böyle değil. Birilerinin daha yalanlarını ortaya çıkaracak olma heyecanı, aptallıklarını görebilmek, beni tam olarak bu saate ayakta tutan sebep.

Omzumdaki eli hissedince belimdeki asayı çektiğim gibi arkama döndüm: Seth. “Gecenin 4’ünde birine selam vermek için doğru bir yol değil Sayın Bakanım.” dedim bir nefes verdiğim sırada. Maskesine baktım endişeli bir şekilde. “Azrail gibi geziyorsun ortalıkta ya.” Ardından denize sırtımı vererek yürümeye başladım adanın içlerine doğru. “Takip et beni.” dedim buluşma noktamıza doğru ilerlemek adına. "Yoğun bir haftaydı.” Gerçekten benim için o kadar yorucu bir haftaydı ki, işin şakasını bile yapabilecek durumda değilim. Onu şimdi çok daha iyi anlıyordum. Bir daha cuma akşamları benimle vakit geçirmek yerine eve gittiği için kızamayacaktım. “Şu olaylar bi bitsin, kendime güzel bir tatil hediye edeceğim. Biliyorsun değil mi? Onca işim gücüm yokmuş gibi, bir saatir de evde karıma hesap vermeye çalışıyorum Seth.” dedim bıkkın bir şekilde. “Bu saatte geneleve gittiğimi söylesem daha inandırıcı olurdu zaten.” Bıyık altından güldüm kendi kendime. “Göz altlarım nasıl? 12 saatlik uykumu bu hafta o kadar fazla aksattım ki.” dedim şımarık bir kız gibi. Biraz nazım geçsin istiyorum o kadar. İlgiye ihtiyacım var. Baş Seherbazlığa geçtiğim günden beri kafamı dosyalardan kaldıramadım. Şimdi de bu...

Yürüdüğümüz yol bizi yukarılara çeviriyordu. “Şu surları görüyor musun?” dedim gözlerimle işaret ederek. Çok uzakta değillerdi zaten. “Bu gece eve dönemezsek sana girsin.” Ormanın içinde ilerlemeye başladık yukarılara doğru ve sonunda birkaç tanıdık yüzle karşılaştığımızda durdum. Haber yolladığım seherbazlardan sadece birkaç tanesiydi. Plan bugün belli olmuştu, mesai sonuna kadar benim dahi bilgim yoktu bu yüzden kimlerin geleceğini sadece zaman gösterecekti. Ben güvendiğim çoğu kişiyi görevlendirmiş ve bana düşen görevi gerçekleştirmiştim. Onların da buraya geldiklerini bir sır olarak sakladıklarını umuyordum.

Herkes toplanana kadar Seth’e edindiğim bilgileri anlatacaktım. “Dersime çalışıp geldim. Gecenin erken saatlerinde Cornelia ile buralardaydık, birkaç ada yerlisiyle konuştuk. Pek bir şey söylediklerinden değil ama Boleyn’lerin oturduğu yeri öğrendik. Surları geçmemiz lazım. Kapısı nerede hiçbir fikrim yok ama.”

Herkes toplanır gibi olduğunda da sözü aldım ve gecenin bu derinliğinde sessizliği korumak istediğim için seviyeli bir sesle konuşmaya başladım.

“Hoş geldiniz.

Aranızda belki ilk görevi olan, belki de benimle zamanında omuz omuza savaşmış seherbazlar var. Ancak bu sözlerim hepiniz için geçerli. Hepiniz biliyorsunuz ki yaptığımız görev çok fazla emek ve sorumluluk gerektiriyor. Her ne kadar sevmesem de..”
diye küçük bir sırıtışla eklemeden de edemedim.

“Çok ağır şeyler yaşadık şimdiye kadar, mesleğimizin getirileri bunlar. Beni elleriyle hastaneye taşıyan arkadaşım burada şu an.” Cornelia ile göz göze geldim ve gülümsedim. “Sizden tek isteğim, dikkatli olmanız. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz ama bu yüksek gizlilik içeren tehlikeli bir görev. Beklenmedik tepkilerle karşılaşmamız olası. O yüzden de her şeye hazırlıklı olacağız. Benim 5 çocuğum beni evimde bekliyor şu anda. Ama bu tehlikeyi göze alarak geldim. Ben alamıyorum diyen, korkan, çekinen, yok efendim beni evde bekleyen var gelemem böyle işlere diyen veya bugünden sonra karşısına alacağı kişiyi hafife alan varsa bir daha düşünsün derim.” Birinin söze atılıp atılmayacağını görmek için bekledim. Ardından tekrar başladım.

“O zamaaaan gelelim fasülyenin faydalarınaaa. Dağılarak en kısa sürede şu taştan çirkin duvarları atlatmanın bir yolunu bulacağız. Dikkat çekmeyin canlarım. Aman ha.” Ve yanımda birkaç kişiyle yürümeye başladım sağa doğru. Bu sırada da “Gerçekten kaç yıllık ya bunlar baksana. Elimi bir atsam hayvan tezeğine bulanacak. Iyk. O kadar soyluyuz diyorlar da şu görüntünün kepazeliğine ben inanamıyorum... 7 asırdır biri de dememiş yıkatalım diye...” 

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 9, total 9

« Son Düzenleme: 10 Eylül, 2022 02:41:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Nicholas Ezra Urswick »

Çevrimdışı Seth Carter

  • Bakanlık Çalışanı
  • 14. Seviye
  • İleti: 100
  • 5 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Seth Carter
  • Güç Puanı: 5
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren.
  • Meslek: Britanya Sihir Bakanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 23
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 30
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye; Kehanet, 3. Seviye
Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #2 : 10 Eylül, 2022 02:42:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Temiz hava ciğerler için çok önemli. Gemi ile küçük bir yolculukla Boleyn adasına gelmiş, geminin güvertesinde sigaramı tüttürmüştüm. İskeleye vardığımda da güzel bir öksürük krizine girdim. Maskemi takmamış, her zamanki mavi pelerinimi giymemiş olduğum için bir hiç kimse olarak iskelede adaya indim. Yanıklarımı saklamak yerine bir meczup gibi takılıp öksüre öksüre kenarlarda köşelerde yürüyerek Nicholas ile buluşacağımız noktaya vardım. Uzaktan onun öylece dikilmesini 1-2 dakika izledim iç çekerek. Git gide daha da hayata tutunması beni mutlu eden az sayıda etkenlerden biriydi. Boleyn adası operasyonunun başında olacaktı. Diğer Büyüceşura üyelerine düzenlenen operasyonlar da 1 saate yakın bir zamanda başlayacaktı ve sabaha fire vermeden halledeceğimizi umuyordum. Yanımda taşıdığım bohçamsı varlığı açıp içinden maskemi çıkarıp yüzüme taktım. Ardından da çanta gibi sardığım açık kahverengi pelerinin düğümlerini çözüp örtündüm. Nicholas'ın yanına gidip omzuna elimi koyduğum gibi asasını çekip bana doğrultunca gülümsedim Nicholas'ın ne yazık ki göremeyeceği bir şekilde. Gecenin dördünde selam vermek konusunda söylediklerine omuz silkip "Uykusuzluğuma verin Bay Urswick." dedim. "Artık yavaş yavaş yaşlı kategorisine giriyorum."

Onu takip etmemi söylediğinde hiç sorun etmeyip arkasından ilerledim yeni Başseherbazımın. Daha başkan olalı kaç ay oldu ama bir sürü Başseherbaz değişti. Nicholas için en iyisini diliyorum sadece. Adanın iç kısımlarına yürürken kendisine tatil vereceğini söylüyordu. "Tabi." dedim bariz bir ses tonuyla. "Hakkındır." Göz altları konusunda da kafamı sallayıp "Hiç kötü durmuyor Nicholas. Her zamanki gibi dalyan gibisin. Bir gün eşin ve çocukları alıp bana çay içmeye gel. Cynthia'nın duaları, büyülerden daha iyi koruyor."

Surları gösterdi Nicholas. Söylediklerine uyumlu bir şekilde kafamı sallıyor sanki operasyon yapmıyormuş gibi "Ah ne güzel ne güzel." diyordum. "Bu adayı sabah görmek lazım aslında. Cennet gibi diyorlardı." diyordum. Nicholas ve Cornelia birlikte gelip ilk bir çevreyi araştırmışlar. Güveneceğin kişilerin doğru olduğunu anlayınca insanın içinde oluşan mutluluk anlatılmaz. Meredith de burada olsaydı da görseydi düşüncesi ise buruk bir durum getiriyor duruma. Hoffman da kalbimi söküp gitti... Cwenhild ise bambaşka bir yola saptı. Tekrar düşünüp melankolikleşmeye gerek yok. Nicholas'ın beni götürdüğü yere tek tek gelen seherbazlar tamamlanınca Nicho göğsünü şişirip konuşmaya başladı. Ellerimi önümde kenetlemiş bir şekilde sessizce dinledim konuşmasını. Konuşmanın sonunda yine mızmızlanmaya başladığında kafamı çevirip seherbazlardan sonra bu gruba katılan albino olarak nitelendirebileceğim, beyaz saçlara sahip hanımı gördüğüm gibi "Ah!" diye çıkıştım. "Bayan White! Buyrun gelin." dedikten sonra "Nicholas amacım asla operasyonuna karışmak değil. Ancak bu surları geçerken muzip büyülerin olabileceği gerçeğini göz önünde bulundurmak lazım. Gerçeğin aklanmasına ihtiyacımız olacağını düşündüğüm için Bayan White'ın bizimle buraya gelmesini rica ettim. Baş Lanet Kırıcıdır kendisi." dedikten sonra Nicholas ile Luna'yı birbirlerine takdim ettim.

Tüm konuşmalar bittiğinde Luna White ile birlikte kalıp yaptığı işte ona yardım etmek adına elimden geleni yapacağım.[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 10, total 10

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #3 : 10 Eylül, 2022 03:20:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Deniz aşırı yolculuk yapmak Luna’yı sakinleştirmişti. Sihir Bakanının ricasıyla Boleyn Adası’na giderken aklından Max’i çıkarmaya çalışıyordu. Durumunun daha iyi olduğunu umut ediyor, endişelenmeden duramıyordu. Gerçi buraya gelmesinin nedeni de Max sayılırdı. Büyüceşura’ya girmek planlarında olsa da bakanlığını korumak da göreviydi. Yine de bunlara hiç karışmadan Max’in yanında olmayı tercih ederdi, tabii Max bundan hiç hoşlanmazdı. Büyücü dünyasındaki değişiklikleri göremediği için zaten keyfi bozuktu, en azından partneri olarak bunları ilk elden tecrübe etmeliydi. Sonrasında olanları yer yer abartarak anlatacak, Max’i çatlatacaktı. Bunu düşününce gülümsemesine engel olamadı.

Tabii tek sebebi Max’i kıskandırmak değildi. Bakanlığı korumak da nedenleri arasında olsa da en çok Boleyn ailesinin kibri sinirine dokunuyordu. Kendisinin ailesi onlarca kral, kraliçe, dük, düşeş çıkartmış fakat yine de sakinliğini korurken Boleynlerin bu tavrı canını sıkıyordu. Ailesinde en sevmediği şeylerden biri de buydu. Ne kadar kışkırtılırsa kışkırtılsınlar tarafsızlığını bozmuyorlardı. Luna ise görülmek istiyordu. White soyadını duyduklarında dizlerinin bağı çözülsün, başlarını tevazuyla öne eğsinler istiyordu. Bunun için Boleyn ailesini yerinden etmeliydi. Tabii, bunun için canını feda edecek değildi. Gerçi Max dışında, ki o da ekstrem koşullarda, hiçbir şey için canını verecek değildi.

Gemiden indiğinde sihir bakanı tarafından diğerleriyle tanıştırıldı. Luna eğer bu kadar umursamaz biri olmasaydı Seth Carter’ın başına gelenlere üzülürdü. Kısa sürede çok şey değişmişti hayatında. Buna rağmen dik durmayı başarmış, yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Saygı duyulacak bir hareketti doğrusu, Luna onun durumunda olsa aklını yitirirdi mutlak suretle. Her şeyi ve herkesi lanetler, ardından da bu hayattan göçüp giderdi. Ne şanslıydı ki bu kadar değer verdiği pek az şey vardı.

Ardından bir süre yolu bulmaları için bekledi saçları ay ışığında parıldayan büyücü. Ardından onlara doğru yürüdü. Yoğun bir büyünün olduğu yerdeki laneti iliklerine kadar hissetti. Etrafındaki insanların ondan çok şey beklediklerinin bilincinde onlara dönüp hafifçe gülümsedi.

“Olur da burada ölürsem Max’e hanımı alabileceğini söyleyin. Yas tutmayı unutmasın ve her yıl bugün beni ansın. Ayrıca benden başka partneri olursa hayalet olsam bile başına musallat olacağımı iletin.”

Söyledikleri hem şakacı hem de ciddiydi. Boleynlerin lanetini kırmayı ömrü hayatında düşünmemişti, neden düşünsündü? Yine de böyle bir işe kalkıştığı için de memnundu. Ölecekse bile iş başında ölecekti. Kim bilir, belki o zaman White soyadı dillere destan olurdu? Olmazsa ölse bile lanetlerdi onları, orası ayrı.

“Laneti kırmayı başarsam bile nasıl bir etki yaratacağını bilmiyorum. O yüzden kendinizi, ve tabii ki beni korumaya alın. Başlıyorum.” dedikten sonra Felix Felicis iksirini çıkarıp kafasına dikti.

 Şu anda şanstan başka bir şeye ihtiyacı yoktu. Derin bir nefes alıp işleme başladı.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 8, total 8


Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3

Çevrimdışı Emma Louise Guendolen

  • Bakanlık Çalışanı
  • 4. Seviye
  • İleti: 10
  • 1056 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Emma Louise Guendolen
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 17
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: -
Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #4 : 10 Eylül, 2022 15:34:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Ayazın bir insanın ciğerini söküp alabilecek soğukluğu bedenini ürpertirken bir köşeye sinmiş denizin sonsuz derinliğindeki kalabalık yaşamı hayal ederken bulmuştu kendini. Üzerine attığı ince fakat bir o kadar da korunaklı sayılabilecek zira saysanız defalarca kez üst üste getirilip üşümesini engelleyecek şalı omuzlarındaki yerini alıvermişti. Dünü de bakanlıktaki bir haftayı daha sonlandırdığı gerçeğiyle kabul etmişken mesai saatinin bitmesine yalnızca dakikalar kala bir hayli gizli sayılabilecek görevle hafta çalışmasına yeni bir gün daha eklenir vaziyete gelmişti. Neyse ki aylak aylak yatacağı saatleri geçirmekten iyiydi bu. Son zamanlarda bakanlık içerisindeki olayların kızışıyor olması bir yana dursun, insanların ayrıştırılıyor olduklarını hissedişi pek çok ilişmişti kulağına. Rahatsızlık duyuyordu tüm bunlardan. İnsan yaptıkları ile sorumlu olmalıydı bir şeylere karşı, tercihine bırakılamayan durumlar için değil. Üstelik görmezden gelinen durumlar, son zamanlarda yaşanan ve bilhassa Britanya halkının can güvenliğine mal olan fiili hareketler de canını sıkmaya yetiyordu. Tüm bu eylemlere var olan tüm istekleriyle kendilerini adayan bakanlık çalışanlarının Büyüceşura tarafından denetleneceği haberi ise herkesin şirazesini kaydıran son top olmuştu. İşten eve gelip ayaklarını yatağına uzattığında zevkle zihnini boşaltmak yerine sanki bir bataklığın içerisine çekilerek sıkıntılara boğuluyordu. Sıkıntıya boğuldukça bir tütün yakıyordu. Gerçekleşen tüm olayların şiddetlenişine eş değer, içtiği tütün de bir o kadar artmıştı. Yanlış yaptığı bir şey yoktu, buna emindi. Elinden gelebilecek en doğru şeyleri sunarken savsaklanan onca işin yanında denetime tabii tutulma fikri kanının kızışmasına sebep olmaktan öteye gitmiyordu. Bu yüzden kendi fikirlerine, savunduğu eşitliğe daha fazla bağlanmış, kişisel hayatında aynı zevklere sahip olmadığı insanlarla bile aynı terazinin üzerine binerek tek bir amaç doğrultusunda bir araya gelmişti.

Seth Carter'ı tütünün en sonundaki tanecikleri ciğerine çekerken gördüğünde adamın karanlığın altında parlayan çelikten zırhına baktı. Uğruna savaş verdiği şeyler bu hayatta kendisinin saygıyla anılmasını mı sağlayacaktı yoksa bir takım insanlar tarafından hainlikle mi hatırlanacaktı? Emma'nın fikirlerinin perçinleniyor olmasına bakarsak kudretli bir güveni bu adama açtığını söylemek mümkündü. Zira burada paylaşılan fikri çerçeveleyen herkes için geçerliydi bu. Kimisi için günün birinde bir hainlikle yaftalanacaklar kimisi için de birer kahraman olarak yad edileceklerdi.

Yerinden kalktı, iskeleye yanaşmakta olan geminin sallanmasına kapılmadan ağır adımlarla güverteden tutunarak ilerlemeye başladı. Cornelia ve Nicholas, önceden biraz da keşif mahiyetinde varlığı keskin olmayan bu sınırlarda akıncılık yapmışlardı. Peşlerinde kalabalık olmayacak ancak yapacakları çıkarmayı da riske atmayacak, güvendikleri seherbazları da bu gemiyle sürükleyerek zihinlerinde kapıları kapalı bir plan kurmuşlardı. Adımlarının arasındaki mesafeyi artırarak Luna'ya yetişmeyi denedi. Ay ışığının son demlerinde kızın gümüşi saçları becerikli bir edayla dalgalanıyordu. "Zihnini boşalt." dedi omuzunu omuzuna değdirirken. Emirvari bir konuşma değildi bu yalnızca işin ciddiyetine kapılabilmesi için kızın zihnine ulaştırdığı bir uyarıydı. "Aklının Max'te olduğunu biliyorum. Fakat Max burada olsaydı yapacağı işe deliler gibi odaklanacağını biliyorum. Bu yüzden Luna, hak ettiğin ve yaptıklarının karşılığını tam da bugün burada göstermenin zamanı." dediğinde elini kaldırıp cadının tafta kumaştan yapılma kıyafetinin örttüğü sırtını sıvazladı. İlerledi. Seth Carter'ın ardında dururken sakince üzerindeki şalı bir kenara bıraktı, kıyaya ayak bastı. Küçük şehir, fakir bir kasabayı andırdı ilk önce gözünde. Zira muhakkak her yerde olduğu gibi burada da yaşamını doyumsuzca sürdürebilmek konusunda zorlanan insanlar olabileceğini düşündü. Neredeyse parmak ucu denilebilecek ufak adımlarla toprağı ezerken sihir bakanının  Nicholas'ın yanına ayrılışı Emma'yı Cornelia'ya doğru ilerlemeye iteklemişti. Cadının yanına ulaştığında yorgun fakat tüm yorgunluğun tezatlığına bulunan yüzüne minicik bir tebessüm sunarak "Cornelia..." diye seslendi fısıltıyla. "Selam." Etrafı gözleriyle hızlıca kolaçan ederken kişisel sohbetlerin uzağından sürüklenir bir halde "Bir şeyler bulabildiniz mi?" diye sordu. Victorine ve Apollo, Emma'nın gözünde gizli birer kutu gibiydi. Sanki tüm paylaşımları birbirleri ile sınırlıydı. Belki de tüm bu düşünceleri kuruntudan ibaretti Emma'nın zira ikisiyle birebir anlamda çalışma imkanı olmamıştı. Yine de son dönemde ortaya çıkan kargaşalar ve çabaların takdire şayan bulunmamasının gurur kırıcılığıyla şimdi olması gereken doğru yerde bulunduğunu düşünüyordu.

Nicholas'ın sesiyle irkildi, ona doğru çekildi. Tertipli, tam da görünmesi gerektiği gibi, dik duruşu ve kendisine özgüveniyle orada dikiliyordu işte. Başseherbazlığa, Bay Boleyn'in görevden alınması ile terfi etmişti. Gösterdiği üstün hizmetlerden ötürü Emma bunun yerinde bir karar olduğunu sıklıkla bastırıyor, bazı kişisel rafine zevkleri birbiri ile örtüşmüyor olsa da bakanlıktaki bu adamın cesaretini işine adamasından kanıksanamayacak bir gurur duyuyordu. Onun kısa konuşmasını dinledikten sonra Bay Carter Luna'yı yanına çağırdı. Luna, gizem dairesindeki başarılarından sonra baş lanet kırıcılığa yükselmişti ve onun bu başarısıyla da koltukları kabarıyordu. Genç cadının konuşması sırasında ardındaki iki seherbazın lüzumsuz, zamansız ve gereksiz sayılabilecek konuşmasına şahit olduğunda yüzünü buruşturdu. Arkasını dönerek "Şşşşt!" diye ses çıkarttı. "Beyler, sabahın 04.00'ünde yataklarında bıraktığınız genç arkadaşlarınız için üzgünüm fakat işinize odaklanın lütfen. Daha önemli meseleler var." derken göz devirerek önüne döndü. Savsaklıktan nefret ederdi. Karşısındaki dinlemek bu denli mühimken akıl almaz bir saatte bu tür şeyleri konuşmak işin bilincini kavrayamamak demekti. Kollarını birbirine dolayarak Luna'ya bir adım daha yaklaştı. Kulak kesilmişti. Halen Max'ten bahsetmesi inanılmazdı. Başını iki yana sallarken göz devirdi. Daha on dakika geçmemişti ikili romantik ilişkisini bir yana bırakması konusundaki uyarıyı yapmasından. Kendine gelmeliydi. Şu an tam da, bir bakanlık çalışanı olarak değil de Luna'ya değer veren bir arkadaşı sıfatıyla cadının iki omuzunu tutup kendisine gelebilmesi umuduyla onu sallamak istiyordu. Bu isteğini göz ardı ederken derin bir nefes aldı. Görev bebek adımlarıyla başlamıştı.

Luna ardını döndü, kendisini korumaları gerektiğini söylerken sesindeki çekimserlik Emma'yı huzursuz etmişti. Tabii ki onu koruyacaklar, ellerinden geleni yapacaklardı. "Sen lanet ya da tılsım, içeriye girmemize engel olabilecek her ne varsa bununla ilgilen. Gerisini biz hallederiz." dedi güven vermeye çalışarak. En azından işini yaparken aklında bu endişenin yer etmesini istemezdi. Zira laneti kırmak her büyücünün harcı değildi. Kimisi bu işte başarılı olabilmek umuduyla ellerini sürdükleri ilk lanetin ters tepmesine boyun eğmişler, kimisi başarılı bir sonuçla karşılaşıp karşılaşmadıklarını dahi keşfedemeden lanetin üzerlerine işlemesi kabusuyla göğüs göğüse gelmişlerdi. Asasını parmaklarının arasına sabitledi. Gergin uzuvları ve dik omurgasından yayılan bir kuvvetle "Salvio Hexia" diyerek asasını salladı. Kendilerini ve yakın çevresini içerisine alacağı bir koruma büyüsü yapabilmek için derin bir nefes alırken verdiği güvenceyi sağlıyor olabilmeyi dilemekten başka çaresi yoktu.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #5 : 17 Eylül, 2022 17:18:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
[spoiler]
[youtube width=240]https://youtu.be/ML8b6J1knko[/youtube]
[/spoiler]
Olası ada sakinleri tarafından görülebilecek bir gemiyle gelmek her ne kadar riskli ve operasyonu ifşa edebilecek bir tercih olmuş olsa da operasyon ekibi, adanın açıklarındaki sessiz bir kıyıdan, varlıklarını belli etmeden karaya çıkmayı başarıyor. Kimisi savaş kahramanı, kimisi bakanlığın yükselen yıldızı; ünvanı, mevkii, konumu, statüsü, deneyimi ne olursa olsun bakanlığın en önde gelen isimlerinden birçoğu inançları, davaları ve birbirlerine olan güvenleriyle sayısız şeyi riske atıyorlardı bu gece, Boleyn Adası'nda. Olası "politik dostlukları"nı, politik ivmelerini, halihazırda yüksek olan mevkilerini... Bu operasyon hiç olmasa dahi dönemin en önemli ve konuşulan isimleri olmayı başarabilecek potansiyeldeki bu isimler için ilkeleri ve bu ilkeleri uğrunda bu gece attıkları adımlar her şeyden önde geliyor olsa gerekti. Kazan ve tarihi yaz yahut kaybet ve tarihin tozlu sayfalarına aleleade bir leke muamelesi gör... Bu gece, sonu belki hayırlı belki netameli olacak bir hikayenin ilk bölümü yazılıyordu...

Luna, surlardaki olası bir laneti kırmaya koyulmuşken Emma ise çıkarma ekibinin çevresini koruma tılsımlarıyla sarmalamıştı. Kuvvetli bir koordinasyon söz konusuydu zira lanet kırıcılıkta işler her daim ters tepebilirdi ve bilinmedik, güvenilmez topraklarda kırmaya çalıştığınız lanetin yüzünüze patlayıp patlamayacağını, hiç beklemediğiniz yerden başka bir lanete maruz kalıp kalmayacağınızı bilemezdiniz. İlk lanetin ne taraftan ne zaman üzerinize yöneleceğini kestiremeyebilirdiniz. Tam da bu sebeple lanet kırıcılar ne denli deneyimli olursa olsunlar tek başlarına değil, bir ekip halinde çalışırlardı.

Dış surların izbe, kuytu bir köşesinde açtıkları delikten geçtiklerinde kendilerini balta değmemiş bir ormanlık alanda bulacaktı baskın ekibi. Nitekim, en kalabalık ve gözlenen ana yolları kullanmak gece saatleri için dahi iyi bir fikir olmayabilirdi. Tabii yalnızca tepedeki yarım ayın, parçalı bulutların ardından verdiği ışığa sahip oldukları ve bu ışığın da onlarca yıllık devasa ağaçlar tarafından kesildiği ele alındığında ormanın nereye çıktığı, ekibin nereye yönelmesi gerektiği, ormanın içerisinde ne gibi tehlikelerin kendilerini beklediklerinden henüz bihaberlerdi.

Birbirlerine sırtını yaslamış yoldaşlar; namı gıybetlerle, söylentilerle ve uğursuz hikayelerle sarmalanmış tehlikeli adada yalnızca arkalarında bıraktıkları sur yahut varmak istedikleri malikaneyi sarmalayan duvarlar değildi düşmanları. Çevrelerindeki devasa kayın ağaçları, yerlerdeki devasa kütükler, bastıkları toprak, soludukları hava... Her bir rüzgarla uğultular altında baskılanan, iniltiye benzer sesleri ve belli belirsiz çan çınlamalarını vuruyordu üzerlerine; bilinmezlik dalgaları misali. Sırtlarını güvenle yaslayabilecekleri yalnızca birbirlerine sahiplerdi...



Şimdi önünüzde yatanlara dair olan GM kısmına gelecek olursak... Aşağıda, önünüzdeki süreçte karşınıza çıkabilecek bazı olası senaryolar listelenmiştir. Malikane duvarlarına olan yolculuğunuzun başarılı olduğunu söyleyebilmek için aşağıdaki senaryoların en az ikisini başarıyla aşmanız gerekmektedir. Daha fazlasını başarmanız sizi ilerisi için avantajlı kılabilecekken daha azını başarmanız durumunda işler tatsızlaşmaya başlayabilir. Önümüzdeki RP'lerde, bu karşılaşmalara değinmenizi bekliyoruz. Kişi başı yalnızca bir tanesine yazabilirsiniz, bazı şeyleri birlikte deneyebilirsiniz. Seri boyunca tüm RP'lerinizin sonunda zar atmayı ihmal etmeyiniz. Bir sonraki RP'lerinizi yazmadan evvel Güç Puanı'ndan bu kurgu için geçerli olacak olası alışverişler için dönüm noktasında olduğunuzu da hatırlatmak isterim. Sonrasında dükkanı kapatıyoruz. Operasyon boyunca bulunacağınız her eylemin ışık yahut sesler ile dikkat çekme ihtimali ve bazı kişilerin tetiğe geçmesi tatsızlığına sebep olabileceğini hatırlatmak isteriz. Attığınız her bir zar olası bir problem aşımı şansı iken aynı zamanda olası bir alarm durumunu devreye sokabilir.

Sigara zararlıdır
[spoiler]Dış surlardan yükselen öksürük sesleri, iki ada sakininin dikkatini çekmişe ve üstünkörü de olsa ormana bir miktar göz atmaya gelmiş gibi gözüküyorlar. Eh, uykularını açmak için bir bahane de olabilir. Ancak özellikle ormanın ana yola yakın kesimlerinde iki silüetin biraz "laf olsun" gibisinden çevreye bakındığını fark edebilirsiniz. Ormanın içine giriyorlar lakin fazla derine girmeye çekindiklerini söyleyebiliriz. Bu kişiler sizi fark etmemeli yahut bu kişileri etkisiz hale getirmelisiniz.[/spoiler]
Gizliden Yaklaşan Bahtsızlık
[spoiler]Britanya'nın kayalık sahillerinde yaygın görülen minik, gri; gri olmasından ötürü de geceleri fark edilmesi iyice zor bir yaratık vardır: Benekli betpençe. Bu minik yengecimsi yaratıkların sizi ısırması durumunda en önemli tavsiye, acilen bahis oynamaya ara vermenizdir. Tesadüfe bakın ki tam da kayalık bir sahilde operasyon yapıyorsunuz... Hele aranızda bir magizoolog yokken özellikle dikkatli olmak isteyebilirsiniz...[/spoiler]
Uğursuz Uğultular
[spoiler]İ-İ-İn-İnferiler?!.. Ama sanki tam da öyle değiller... Tek tük de olsa bu ormanlık alanın derinliklerinde yer alan bu yaratıklar da neyin nesi? Ada halkı belki de bu sebepten ormanın derinliklerine girmiyordur, kim bilir? Nitekim oldukça agresif ve sizi gördükleri, kokladıkları anda üzerinize çökmeye hazır bu yaratıklar özellikle yakalanma ihtimalinizin daha düşük olduğu derinliklerden ilerlediğiniz takdirde canınızı bir hayli sıkabilirler.[/spoiler]
Beklenmedik Bir Mizaç
[spoiler]Meredith? Şanssız Meredith? Soluk, hatta saydam mizacıyla adanın sessiz topraklarında matem bir süzülüşle ilerlediğini görüyorsunuz. Yanına gitmek iyi bir fikir mi? Size yardımcı olur mu? Belkiyse bir çığlık koyverir... Kimimizin mazisi de yok değil ama... Riske değer mi kendisi tarafından görülmek?..[/spoiler]
Harita
[spoiler][/spoiler]

Zar sonuçlarınıza ve eylemlerinize göre yukarıda yazan yahut yazmayan olumlu yahut olumsuz muhtelif olayların uğraştığınız meşgaleye ek olarak belirdiğini görebilirsiniz, hayırlısı diyelim... Son bir not olarak, önümüzdeki RP'leri kısa kısa yazabilirseniz seviniriz seri ilerleyiş adına. İncelemek istediğiniz büyüler, engeller vb. olursa her türlü olası fiziksel turnusolü inceleyişinizi görmeyi ve buna göre akışı devam ettirmeyi de iple çekiyoruz.
[/justify]

Çevrimdışı Emma Louise Guendolen

  • Bakanlık Çalışanı
  • 4. Seviye
  • İleti: 10
  • 1056 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Emma Louise Guendolen
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 17
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: -
Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #6 : 30 Eylül, 2022 21:17:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]

Asasının ucu ince bir ışık demeti ile kaplandığında hem dikkatini toplayabilmiş olmanın rahatlığı ile gevşiyor hem de gevşeyen bedenini bir nefeslik sessizlik ile korumaya çalışıyordu. Herkesin gözü Luna'nın elindeki asada ve kıvrılan omurgasındaydı. Dudaklarından çıkan fısıltıları tek bir nefes alışın dahi böleceği endişesiyle herkes hareketlerine bıçak kesiğini andıran bir ara vermişti. Emma elini daha gergin bir biçimde tutarak çevrelerini örten koruyucu perdeyi daha sabit kılmış, herhangi bir tehlikeye karşı oynadıkları bu açık oyunu kilitli hale getirmeye çalışmıştı. Luna'nın nefesini dışarıya daha yoğun bir biçimde verdiği her saniye elindeki tahta parçasına daha fazla güven duymak zorunda kalmıştı. Seherbazlar koruyucu birer piyon gibi arka sıralarda yer alırken her birine mühim görevler düşüyordu. Bir gece ansızın yaptıkları çıkartma öylesine bir adamın evine, öylesine işlenmiş bir suçtan yapılmıyordu. Dışarıdan büyücedünyanın işleyişinde rol oynayan etkin iki parçanın birbirine başkaldırısı gibi görünüyordu olanlar. Ancak bu bir başkaldırı değildi. Başkaldırı oluşumunu korumak, var olan düzeni sağlamak ve iyileştirmek adına yapılan bir eylemdi Emma için. 

Yaklaşık yirmi dakikalarını orada, üst üste tırmanmış tuğlaların bir tarafında geçirdikten sonra Luna anlık bir tehlike içerisinde bulunmadıklarını söyleyerek güvence vermeye çalışmıştı. "Yine de dikkatli olmalıyız." dedi sessizce Emma. Yine de tümünün eli asasında olacaktı, gözleri bir kurt kadar dikkatli ifadeyle etrafı tarayacaktı. Sessiz olmak zorundalardı. Cadı, koruyucu perdeyi etraflarından çekmek üzere tahta parçasının ucunu toprağa bakacak şekilde indirdi. Seherbazlarla birlikte duvardan büyüyle açılan küçük bir delikten geçmek üzere harekete koyuldu. Kademeli olarak ilerledikleri bu görevde attığı her bir adım sanki ayrı bir ülkeye ayak basmış gibi hissettiriyordu. Tekinsizdi. Güven duymuyordu. Bir sonraki aşamasını tahmin edemediği hiçbir iş güven vermez, altından muhakkak çorap söküğü gibi gelen sorunlar çıkardı. Kenara geçerek ardındaki iki kişinin de gelmesine yer ayırırken etrafa bakındı. Karanlıktı. Zifiri karanlığı bir zehir gibi boğan ay ışığı geride, tuğlaların ötesinde kalmıştı. Karşısındaki insanların yüzünü zar zor görüyordu, gözleri bu ışıksızlığa birkaç kırpıştırmanın berisinde ancak alışmıştı. Hiçbir şey yoğun bir netliğe bürünmemişti fakat en nihayetinde yüz hatları seçilebilir hale gelmişti.

Dudaklarını yaladı, kollarını birbirine kenetleyerek Nicholas'a yaklaştı. Seth Carter ile yanyana, baş başa vererek aniden geliştirecekleri strateji tümünü harekete geçirecekti. Tekrardan cebindeki köstekli saatine baktı, çok fazla vakit geçmemişti daha. Fakat adaya ayak bastıkları ilk andan beri Emma için zaman kırılmıştı sanki; saniyeler çok hızlı ilerliyor gibi hissediyordu. Nicholas ağzını açıp yapılacakları tümüne duyurduğunda "En doğrusu. Aksi halde çok büyük risk almış oluruz ve şu an risk alamayacak kadar azınlıktayız." dedi Emma. İkili gruplara ayrılmak en mantıklı eylem olacaktı. Zira bireysel ilerlemek, bilinmeyen topraklarda her türlü tehlikeyi sunabilirdi hepsine. Böylece bir riskin alınması yola bir kişi eksik devam etmek anlamına gelirken hiç kimse ardının kollanmasını reddedecek durumda da değildi.

Omurgasını dik bir konuma getirip postürünü düzeltirken başını arkasına çevirdi, hızlıca etrafı kolaçan etti. Kimse yoktu. Eşleştirilmeyi beklerken doğrusu ya, en geride gevşekçe duran bakanlık çalışanını görünce suratını ekşitti. Ne sorumsuzca ve lakayt görünüyordu! Onunla eşleştirilmemek adına Merlin'e dua etmeye koyuldu önce. Sırtını adama çevirdi. Onunla hiçbir şekilde bir takım çalışmasında yer almak istemezdi. Zira bu sorumsuzluğu terbiye etmekle uğraşmak istemiyordu, terbiye etmeden de işine koyulamazdı ve bir sarmala bulanırdı. Emma için her şey ve her an mükemmel bir biçimde hazır olmalıydı. Merlin dualarını duyacak olmalı ki, Nicholas ile eşleştiğinde derin bir oh çekti. Bu rahatlamasının dışarıya yansıması dahi öyle çok ilgi çekmişti ki birkaç kişinin kendisine aniden kafalarını çevirdiğine yemin edebilirdi. Bir süre sonra çıkarmada bulunan bakanlık üyeleri ikili halde dağıldığında Nicholas'ın yanından usulca yürüyordu. Hem kendisinin hem de yanındaki büyücünün attığı adımdan hiçbir endişe duymazken yapacağı işe karşı da kendisini özgüvenli hissediyordu. Kafasında halletmesi gereken bir problem gibi yığılmıyordu bir şeyler. İşinin profesyonelce gerçekleştirilmeyi bekleyen birer adımı gibi, tereyağından kıl çekercesine çözümleneceğine inancı tamdı.

Yürüyordu yavaş yavaş, takip ediyordu. Parmak uçlarında metreleri kat etmeye özen gösteriyordu. Ayağının altındaki toprak girintili çıkıntılı bir tümseği andırarak aralıklarla cadının dengesini bozarken bunu harcadığı efora yordu. En nihayetinde ayağının tabanı ile toprağı tamamen ezdiğinde aynı belirgin dengesizliğin kendisini ele geçirmesine izin verirken "Boleynler bu toprağı biraz daha bakımlı hale getiremezler miydi?" diye söylendi Nicholas'a. Onun da bu durumdan pek hoşnut olmadığını düşündü. Diğerlerinden bir hayli uzaklaşmışlardı ve karanlığa gittikçe çekilen ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuşlardı. Gözle görünebilecek yerlerden uzakta, sessizce, beklenmedik bir alandan temkinlice yaklaşmak her zaman en doğrusu olurdu. Biraz vakit kaybettirebilirdi ancak güvenliydi. En azından, birkaç dakika sonrasına dek güvenli olduğunu düşünecekti.

Ayağı belli belirsiz bir engele takıldığında tökezledi, Nicholas'ın omuzuna tutundu. "Af edersin." dedi fısıldayarak. "Ancak bu saçma sapan ormanda yürümek için yolları ezbere bilmek gerek!" diye hayret eden bir ifadeyle nefes verdi. Asasını önündeki engelleri görebilmek için doğrulttuğunda "Lumos" diye fısıldadı. Önündeki topraklı yolun yavaşça aydınlanmasıyla gözleri kamaştı, başını yana çevirdi. Gördükleri karşısında boşta kalan elini ağzına götürerek olduğu yerde kaldı. Yerlerde kimi parçalanmış kimisi de tüm bir vücut halinde taşlaşmış bedenlere baktı. "Görüyor musun?" dedi belli belirsiz. Hepsi korkunç birer ifadeyle sonsuzluktan beridir oradalarmışçasına yerlerini belli etmişken "Bu-bunlar da neyin nesi böyle?" diye kekeledi. Sağlıklı düşünemiyordu. Son zamanlarda gördüğü en ürkütücü şey olarak hafızasına kazınabilirdi. Bir ses işitti. Başını yerden kaldırıp asasını sesin geldiği yöne doğrulttuğunda kabaca kendilerine yaklaşan, bir hayaleti andırıyormuş gibi süzülen silüete baktı. Yakalanmışlardı ve atik olmak zorunda hissediyordu. "Nicholas!" diye fısıldadı kıpırdamamaya özen göstererek. Adamın söylediklerini bir kulağı ile dinlerken bir yandan da hızını kesmeden kendilerine yaklaşan bedenlerin belirginleşen hatlarına baktı. Sıska, iskeleti andıran vücutlar birkaç kıl saçla örtüldüğünde "Hassiktir. İNFERİLER!" diye dürtükledi büyücüyü. Zihin perdesi yırtıldı. Bu piyonları satranç tahtasındaki ata benzetti bir anlığına. Asasındaki büyüyü sonlandırıp kendilerini karanlıkta bırakarak bir adım gerilediğinde acele etmesi gerekiyordu. Hızlıca düşündü. Dikkatlerini dağıtabilmek için üzerinden bir eşyayı fırlatmayı düşündü önce ancak ruhundaki adrenalin varlığının durduğu noktayı kolaylıkla belli edecekti. Kaçmayı denese, nereye dek kaçacaktı ki? Asasını tekrardan karşısına doğru kaldırıp bu lanetli yaratıkları kendilerinden ateşle uzak tutabileceklerini düşünerek "Incendio" diyerek savurdu. Şanslılarsa, en azından birkaç tanesini bu şekilde korkutup aceleyle yollarına devam edebileceklerdi. Tabii, akıllarındaki soru işaretleriyle...

[/justify]

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9



Çevrimdışı Victorine Odette Boleyn

  • Ölü
  • 10. Seviye
  • İleti: 58
  • 441 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Victorine Odette Boleyn
  • Güç Puanı: 45
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Yüce Boleyn, Büyüceşura Yüksek Yargıcı
  • Cemiyet: Amaterasu Büyücüler Sendikası
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 16
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye; Kehanet, 3. Seviye
Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #7 : 01 Ekim, 2022 12:21:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İnsanlar yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever, bu su götürmez bir gerçektir. Fakat neden acaba bir yandan da yıkmaya, her şeyi kaos haline getirmeye bayılır?

Bu derin, felsefik sorunun yanıtını bir kenara bırakalım, herkesin kendince bir yorumu olsa da nihayetinde tek bir gerçek vardı: Kaos ‘ben geliyorum’ demezdi. Bazı şeylerin gerçekleşmesi o kadar kaçınılmazdı ki sadece oluverirlerdi.

1866, Eylül ayı.

SABAH SABAH KIRMIZI GÖKYÜZÜ. KAN ÇIKACAK –YANİ YAĞMUR YAĞACAKTI.

Evet.

Savaşlar, veba salgınları, ani teftişler gibi pek çok olgunun Şeytan’ın İnsanoğlu’nun işlerine karışmasının kanıtı olduğu öne sürülmüştü, ama demonoloji uzmanları ne zaman bir araya gelse, esas Boleyn Şatosunu çevreleyen surların bunun bir numaralı kanıtı olduğu konusunda aynı kanıya varırlar. Elbette ki asıl yanılgıları, o sefil şatonun sırf her gün üzerinde yaşanan inanılmaz katliam sahneleri ve ürettiği stresten dolayı şerir olduğunu varsaymaktır. Aslında yeryüzünde pek az kişinin bildiği bir gerçek vardır: Surlar, Kadim Mu medeniyetindeki Kara Tarikat’ın dilinde bulunan Odegra simgesi şeklindedir ve ‘Dünyaları Yutan Koca Yaratığa Selam Olsun’ anlamına gelir.

Tabii Boleyn’ler kendilerince bu simge üzerinde oynama yapmışlardı, şekli biraz yassılaştırarak kenarlarına fazladan iki daire dikmiş ve üzerine kuleler yerleştirmişlerdi. Adaya kuşbakışı bakıldığında bir erkeğin cinsel organına benzediği fark edilebilirdi, Boleynler’in çarpıklaşmış ve hiç olgun olmayan espri anlayışının bir parçasının sonucunda ortaya çıkmıştı bu ekleme.

Sabahın dördünde adanın bir bölümünde Boleynler’in hiçbir fikrinin olmadığı ‘devrimciler’ diyen güruhun yürüttüğü çok gizli bir operasyon süregelirken -gerçi onların ne derece ‘devrimci’ olduğu da tartışmaya açık bir kavramdı aynı zamanda, özellikle temizlik konusuna bu kadar takılmış olmaları da amaçlarını sorgulatmıyor değildi. Takılacak başka bir detay bulamamışlar mıydı? Kafalardaki sorulardan yalnızca biriydi bu- diğer bölümünde kimsenin haberinin olmadığı bir olay yaşanmaktaydı: o da Boleynler’in şatolarında bir iç savaşa tutuştuğuydu. Dışarıda yaşananlarla ilgilenemeyecek kadar meşgullerdi birbirlerini saçma ithamlarla suçlamakla, sahip oldukları mantığı en ufak kırıntılarına kadar kaybetmişlerdi. Ve hepsinin hem fikir olduğu bir konu varsa içlerindeki şeytanı nihayet bulduklarıydı.

Bazen insanlar arılara çok benzerdi. Eğer dışarıdaysanız, arılar kovanlarını şiddetle korurlardı. Ama içeri girmeyi başardıysanız, işçi arılar yönetimden izin aldığınızı varsayıp sizi göz ardı ederlerdi; bu gerçek yüzünden muhtelif beleşçi böcekler tatlı bir yaşam sürecek şekilde evrim geçirmişlerdir. Boleynler de aynı şekilde davranırlardı. Arı kovanına girmekte bir sorun yoktu fakat bir kere içeri çomak soktun mu seni düşman addetmeleri kaçınılmazdı. Bu kaçınılmazlık sonucunda sivri iğnelerini çıkarmaktan da çekinmezlerdi.

Victorine Odette Boleyn içerideki arılardan biriydi, kocası Alexander Apollo Boleyn ile bu ailenin başına BİRLİKTE geçmişlerdi. Bilirsiniz, bir kral olmadan kraliçe olmazdı nihayetinde. Victorine hiçbir zaman kocası Apollo’nun onayı olmadan hiçbir şeye imza atmamış, bu ilahlık diyarla ilgili hiçbir kararı tek başına almamıştı. Ancak Apollo ne zaman kendini alkole vermiş olsun, o zaman Victorine sinsi planlarını ortaya koymaya başlamıştı, yavaş yavaş zavallı Apollo’yu tahtından etmiş ve kendini bu diyarın kraliçesi ilan etmişti.

Ve en sonunda bütün şeytani planları açığa çıkmıştı, Boleynler öfkeliydi ve onu asmak istiyorlardı. Bir kere nasıl çok kıymetli kocasını böyle şeytani bir komploya alet etmiş olabilirdi? Eğer bundan yaklaşık yüz ila yüz elli yıl sonra bir deha çıkacak arkadaşlarına öyle bir şey yapacak ki argoda deyim olarak yer edecekti o adamın adı. Ancak bu örneği verebilmek için yanlış yüzyıldalardı.

Aslında Victorine kötü olmayı seçmemişti, bu sıfat ile etiketlenmiş, defalarca ona şeytanın adıyla seslenmişlerdi ve o da bundan şikâyetçi olmak yerine duruma ayak uydurmayı seçmişti. Meleklerin yeryüzünde yaşam bulmuş biçimi olmadığını da biliyordu, istese de olamazdı zaten, ki o da buna kafa yormayı çoktan bırakmıştı. “Hayatta yalnızca güçlüler kazanır” tarzında bir sözü vardı, o da güce ulaşmak için her şeyi yapmıştı. Bütün o iş düsturlarını bile ezberlemişti: Onların Sana Yapacağını Önce Sen Onlara Yap. Öldür ya da Öl. Hamama Giren Terler. Güçlü Olan Hayatta Kalır. Gününü Gün Et.

İnsanların ona kalpsiz demesine izin vermişti, işin doğrusu o başkalarınca anlatıldığı kadar şeytani bir ruha sahip değildi, bir şeyler için üzülmeyi bir süre önce bırakmıştı yalnızca. Etiketini kabullenmişti.

Victorine hala hangi noktada hata yaptığını anlamıyordu, planı kusursuzdu, kendini kraliçe ilan ettiği ilahlık kurgusal dünyasında çevresindeki herkesi manipüle etmiş, ondan güçlüsünün olmadığına inandırmıştı. Fakat bir süre sonra yavaş yavaş ittifaklar oluşmaya başlamıştı. Yetkili birimlerinin çoğu ortak çıkarları olduğunu fark edip anlaşmazlıkları gidererek Yüce Boleyn karşısında birleşmişlerdi. İşte her şey bu noktada darmadağın oluyordu.

Çünkü içten içe Victorine iyimser biriydi. Kötü zamanlarda onu destekleyen kaya gibi sağlam bir inanç varsa -hemen onun arkasında her şeyden habersizce duran kocasını hatırladı- o da kendisinin sonunda kazanacağı inancıydı; evrenin ona göz kulak olacağı inancı. Tamam, Üstün Güçler tepesine binmişti. Saltanatı sona eriyordu. Soğuk Savaş bitmişti ve Büyük Savaş ciddi ciddi başlıyordu.

Bu noktada Victorine’in canına tak etmişti. Bir kere gururu onu asmalarına izin vermeyecekti. Eğer o batacaksa herkes batacaktı. 'Gururum her şeyden büyüktür' diyordu açık açık. Ve İlahlık Boleyn Efsanesinin başladığı ada yıllar önce nasıl bir gecede sular altında kaldıysa hiç var olmamış gibi yine derin sulara gömülecekti. İnsanlar boğulacak mıydı? Kim bilir? Victorine asasını onu suçlayanlara doğrultmuştu, sizin kurgunuzla uğraşmak için fazla uykusuzum diyordu. Bundan sonra neler olacağı çok deneyimli ve bilgili, yüce üstün güçlerin elindeydi. Onların gücü her şeye kadirdi, eğer bir şeytan varsa ortaya çıkarır kutsal su ile defederlerdi.

Çok sevgili devrimciler bir şekilde Victorine’e erişirlerse onun cansız bedenini en yüksek kulenin dibinde kanlar içinde yatarken bulacaklardı. Atlamadan önce duvara kan kırmızı bir not bırakmıştı: “Artık sizin oyununuzu oynamıyorum.”
[/justify]



Victorine artık yok. Gül de yok. Sevgiler <3

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« Yanıtla #8 : 13 Ekim, 2022 22:47:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Nicholas ve Emma önderliğinde ilerleyen; bilinmezliğin ve tehlikenin sarmaladığı adadaki engelleri gerek mahfiyet, gerek kudret ile aşan cesaret timsali güruhun ülküsü kuvvetli, iradesi yekti. Bu iradeyse ilk olarak, karşılarına çıkan hilkat garibeleri, tabulu büyünün ürünleri, namı netameli ölü büyüsü eserleri -ya da en azından bir hayli benzerleri- tarafından sınanmıştı.

Kendilerine doğru yönelen dört inferivari yaratığa ise Emma hızlı bir reaksiyon, yerinde ve isabetli bir tılsımla karşılık vermişti. Çürük bedeni harlı alevlerle tutuşan bedenden yükselen tiz ses, bu gürültüden korkan hayvanların kaçışmasının ve kuvvetli rüzgarın yarattığı sesler tarafından bastırılırken kalan üç yaratık da alevlerden, ışıktan uzağa, ormanın karanlık ve kuytu köşelerine kaçışmaya başlamış, çil taneleri misali dağılmışlardı.

Karşılarına çıkan kontrollü veyahut kontrolsüz engellerin üstesinden geldikleri ve muhtelif savunma tılsımlarını da aştıkları noktadaysa kendilerini, oldukça ilginç şeyler karşılayacaktı...



Adanın savunmalarını aşan baskın ekibi, kendilerini en yumuşak tabirle radikal olarak nitelendirilebilecek mermer bir avluda bulmuşlardı. Belki de kimisine göre bu manzara sıradandır, kim bilir? Peki bu şatafatlı avluyu en azından kimi insana göre olağan dışı kılan neydi ona gelecek olursak ise... Figürlerdi. Surların ardına açılan avlu; bembeyaz, kusursuz mermerlerden insan figürleriyle doluydu. Bugüne değin hiçbir heykeltıraşın belki de erişmeyi başaramadığı ve başaramayacağı kadar detaylı, bir insan vücudu ve kıyafetlerinin en ince kusuruna kadar ilmek ilmek işlendiği kusursuzlukta statüler idi bunlar. Adeta bir büyü misali. Bir insan bedenini mermere olabilecek en kusursuz şekilde değil bir, onlarca kez dökmüş nasıl bir heykeltıraş var olabilirdi? Her birinin suratı ayrı, özel, kendine has birer dehşet simasına bürünmüş olmasıysa cabasıydı. Üstelik böylesi bir sanatkar varsa dahi sanatı yalnızca seçilmiş sayılı ferdin erişimine açık bir avluda mı sergilenmeliydi? Belki de fazla elitist bir sanatçının elinden çıkmıştı tüm bu heykeller, kim bilir?



Adanın korumalı bölgesindeki tehditler sessizce susturulurken bulunan bir mahzen girişiyse tüm fildişi ve mermer şatafatın oluşturduğu bir sır perdesinin ardında gizlenenleri ortaya dökmüştü. İçeride görülecek şeylerin belirgin bir habercisiydi içeri ilerlendiğinde burun deliklerini sarmalayan kuvvetli, çürük, ölüm kokusu. Bu koku kim bilir ne korkuları kovalamış, sarmalamıştı bu zindanda. İrili ufaklı ve temiz olmalarına karşın defalarca kullanımdan yıpranmaya yüz tutmuş kazanlar ve oldukça iyi bilenmiş, ışıltılı bıçaklı mızraklar ile doluydu oda. Bir insan bedeninin sayısız farklı şekilde bağlanabileceği zerzevatla birlikte. Daha da önemlisi, yerlerde yatan ve muhtelif çürüme oranlarına sahip, her biri kendine has can yakıcı birer koku yayan naaşların arasındaki bu zerzevatlardan birisine gerçekten de bağlanmış olan, yüreği yaşam pırıltısını kaybetmiş, taze solmuş bir beden bulunmaktaydı. Ve ne yazık ki bu, adada bu gece karşılaşacakları ilk cansız beden olmayacaktı...




Boleyn Adası'ndaki sızma operasyonuysa dikkatlerin üzerine yöneldiği yalnızca bir sahneydi. Bu esnada büyüceşura baş büyücüsü Elliot Hawkins'in de aralarında bulunduğu sayısız büyüceşura üyesi göz altına alınmış; Amybeth Jessica Enfield, Theodore Berry, Thomas Madlock, Willow Philips gibi birçok önemli isimin de büyüceşura yetkilerini kullanarak karıştıkları yolsuzluklarla alakalı belgeler, operasyona dahil olan bakanlık çalışanlarınca ele geçirilmişti.



Bu noktadan itibaren RP yazıp yazmamak opsiyoneldir. Son olaylar ışığında prematüre bir şekilde biten kurgu, genel zar sonuçlarının da ele alınmasıyla "başarılı operasyon" olarak nitelendirilmiştir. Bu noktadan itibaren adaya yahut diğer baskınlar hakkında yazmak katılımcı isimlerin keyfine bırakılmıştır. Büyüceşura üyelerinin en azından her birine dair bu baskının bir parçası olarak yolsuzluk belgeleri bulunamamış olsa da çoğunluğun yozlaşmış olduğu söylenebilir. Kalanı ne yapılır oyunculara kalmıştır.

Bu olayların sonucunda büyüceşura için 4 adet %70 indirim kuponu temsili olarak operasyonu yürüten Nicholas Ezra Urswick'e verilmiştir. Operasyon ekibinin farklı talebi olursa hesaba katılır ama şu anda kendisi büyüceşuraya 4 isimi bu özel fırsatla 2022 Kasım ayının sonuna kadar indirimli bir fiyat ile sokabilir.

Açığa çıkan yolsuzluklardan ötürü "yanlış yönlendirilmiş" finansmanın toparlanması, bakanlık bütçesine +1,000 Galleon olarak yansımıştır.
« Son Düzenleme: 13 Ekim, 2022 22:56:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Locomotor »