Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri

FB - Dried rose

(1/2) > >>

Nora Gray:
Yıl:20.08.1860
Mekan: Yunanistan
Kurgu: Nora'nın Balian ile konuştuktan sonra Adras için planlar yapar ve gönderdiğin mektubun cevabı gelmesiyle kendisini Yunanistanda bulur.
Önceki Rpler: 1-https://buyucedunya-rpg.com/seherbaz-buro/fb-eyvahlar-olsun!/msg3249/?topicseen#msg3249
                          2-https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-murekkep/msg3250/?topicseen#msg3250

Karakterler:Nora Gray, Matthew Silver, Adras d'Ibelin



Nora elindeki mektuba bakarken ne yapabileceğini düşünüyordu. Yazdığı mektubun cevabı ona çok geçmeden gelmişti, bu kadar erken gelmesini de beklemiyordu doğrusu demek ki Adrasın dikkatini çekmişti. Mektubun cevabının gelmesinden hemen sonra üç gün sonra Yunanistan da olacağını bildirdiği bir mektup yazdı ve hemen gönderdi. Baş seherbaz Balian ona birkaç tüyo vermişti doğrusu bu iş için ama kalanını kendisi anlaması gerekiyordu. Başkalarının işiyle devam etmiş olsaydı aklı karışabilir kendi çıkardığı sonuçlarla öğrendiği sonuçlar karışırsa bağ kurmakta zorlanabilirdi. Balian'da bunu düşünmüştü. Elindeki mektupta yazılanları bir kere daha okudu, bakanlık çalışanı rolünü devam mı ettirseydi gerçi bu tehlikeli olabilirdi bakanlıkta çalışanlar ile ilgili bir ton dosya vardı ve Adras konsey üyesi olduğu için bunu çok rahat ele geçirebilir ve onun foyasını ortaya çıkarabilirdi. En iyisi başka bir şey bulmaktı, oturduğu yatağından kalkıp gardırobuna yöneldi. Çekmecesini açtığında içindeki çamaşırlarını kenara kaydırdı ve eliyle yoklayarak gizli kapağı buldu. Kapağı ters yöne kaydırdıktan sonra içindeki şeyler açığa çıktı. Küçük, siyah ve üzeri gümüş rengi işlemelere sahip kutuyu eline aldı ve sanki tozlanmış gibi onu üfledi. Evet biraz tozlanmıştı gerçi orda ama bu kutuyu arada sırada kullanıyordu gerçi. Kapağı açtığında içindekileri yatağa döktü. Bir sürü sahte kimlik vardı, bakanlıktan herhangi bir çalışan, basın, MI5, polis... kimlikleri ile doluydu. İçlerinden birini seçip artık oyununu kaldığı yerden oynaması gerekiyordu. Kimliklere dikkatlice bakarken üzerinde aynı mektupta kullandığı isim yazan bir kimliğe denk geldi. Genç cadı bu ismi seçtiğinde onu bir yerde kullandığını ama nerde kullandığını hatırlamadığını düşünmüştü ve şimdi bulmuştu. Aslında duruma en uygun kimliklerden biriydi Adrasa sorular sorarak onu tanımaya yardım edebilirdi. Yatağın üzerinde duran basın kimliğini eline aldı. Kısa süre içinde kimliği süzdükten sonra yatağının hemen ayak ucu kısmında bulunan siyah renkli küçük çantasının içine açtı ve kimliği içine attı. Daha sonra krem renkli orta boy çantasını aldı ve içinden bir dosya çıkardı. Adrası araştırmıştı ve onun sağ kolu olan adamı. Evet ödevine iyi hazırlamıştı ve şimdi de bunu sunacaktı. Dosyayı kurcaladıktan ve göz attıktan sonra onu dolaptaki gizli çekmecesine koydu.

Ne giyeceğini bilememişti genç cadı, ciddi bir şeyler mi giymeliydi yoksa sade her zamanki gibi mi giyinmeliydi. Eline beyaz gömleği ve lacivert düz eteğini aldı. Ayna karşısına geçip bunların kendisine nasıl gideceğine baktı. Son derece sade ve şık duruyorlardı acaba bunları giymeli miydi yoksa daha ciddi bir şeyler mi giymesi gerekiyordu. Gardrobuna geçtikten sonra aynı eteğinin renginde bir ceket indirdi askıdan ve yatağının üzerine koydu. Bir süre düşündükten sonra bunları giymeye karar verdi. Üzerini değiştirdikten sonra dağınığı asasını küçük bir salladıktan sonra toparladı. Tuvalet masasına yönelip eline aldığı taraf ile saçlarına şekil vermeye başladı daha sonra da makyaj malzemelerini çıkardı. Biraz pudra ve göz kaleminden sonra siyah kapaklı rujunu açtı. Kırmızı renk onun en sevdiği renkti ve çoğunlukla kırmızı ve tonları rengine sahip rujları vardı. Kırmızı rujunu eline aldıktan sonra onu sürdü. Hemen sağ tarafında bulunan çekmecesini açtıktan sonra altın kaplama bir ruju eline aldı. Aynı sürdüğü renkte bir rujdu bu fakat başka özellikleri de vardı. Ruju eline alıp çantasına attı Küçük yaramaz diye fısıldadıktan sonra gülümsedi. Son hazırlıklarını da yaptı ve çantasına sihirli tüy kalemi ve not defterini de attıktan sonra masanın üzerinde bulunan asasını aldı ve ceketine sıkıştırdı. Daha sonra ilk baş Almanya ya sonra da Yunanistan’a cisimlendi. Bir anda Yunanistan’a cisimlenmek sıkıntı çıkarabilirdi ve genç cadı bunu göze alamazdı.

Maskeli Kişi:
Npc Büyücü: Matthew Silver


Yunanistan için alışılmışın dışında bir hava hakimdi. Hava kapalı ve yağmur yağmak üzereydi. Çiftliğin mermer koridorlarında etrafındaki kişilere otoriter gözükmek için omuzlarını dik konumda tutarak, kaşları çatık bir şekilde yürüyordu. Normalde arkadaşlarıyla beraberken bunu yapmakla uğraşmazdı. Üstündeki mor, kareli gömleği ile uyumlu koyu lacivert kravatını düzeltti. Gözleri ile tahta işlemeli pencereden dışarısını ince bir şekilde süzdükten sonra cama vuran bir iki yağmur tanesi ile üstüne bir kaban almasının iyi olacağını düşünerek kapıdan çıkmadan önce kenarda duran siyah kabanını üstüne attı. Yağmurdan bir nebze olsun korunmak için yakalarını kaldırarak kapının önünde duran kendine ait at arabasına doğru ilerledi. Çiftliğe gelen misafirleri karşılamak veya kendi işlerini halletmek için bu at arabasını kullanırdı. Patronu Adras ise kendi at koleksiyonundan beğendiği at'ı seçer ve Matthew'a emanet ederdi. At arabasının siyah deri koltuklarına kurulduğunda yağmur biraz daha hızlanmıştı. Normal şartlarda çiftliğe gelen bir misafiri araba ile karşılamazdınız ancak gelen misafirin Adras'ın çiftliğini bilmediğini hesaba katarsak havalimanından kadını almak gerekiyordu.  Hem bu yağmurda birisini bekletmenin de lüzumu hiç yoktu.

Matthew bir iş için dışarı çıkıyordu. Bu durumda çiftlikte eğer bir misafir ağırlanacaksa ortada bir kaos olması işçiler için iyi sonuçlanmazdı. Bu yüzden bu havada da olsa kendilerine çeki düzen veriyorlardı. Üstünde "ήλιος" yazan altın işlemeli büyük giriş kapısının altından son sürat geçtikten sonra hızla şehir merkezine doğru at arabası ilerledi.Sehir merkezinde ki otele geldiğinde bekleme salonlarının önünde at arabasını bekletti, Arabanın kapısını açıp önce şemsiyesini açtı ardından kendisi indi. Altındaki koyu mor pantolonun paçasına biraz su sıçramıştı. İçinden ağır bir küfür ederek arabadan indi.  Yine de Matthew basın görünümlü çoğu dolandırıcının bu bekleme salonlarında ağaç olduğunu unutmamıştı. Arabanın kapısını kapattıktan sonra koşar adımlarla kadının beklediği yere gitti ve kapıyı açtı. Kadın orada bir koltuğa oturmuş bir şeyler okuyor gibi görünüyordu. Beyaz gömleğin üstüne giydiği lacivert ceket ve altındaki lacivert etek ile tam bir basın görevlisi gibi duruyordu. Onu gören kadın yavaşça oturduğu yerden kalkıp yürümeye başladı. Kadının zarif bir şekilde yürümesinden etkilenmişti ancak duygularını ön planda tutmamayı küçük yaşlarda öğrenen biri için bu etkilenme saniyelik bir duygu olmuştu onun için. "Sanırım siz Bayan Handerson'sınız. Normalde pek olayım değildir ancak güvenlik açısından kimliğinizi görebilir miyim?" Sesi tok ve emrivaki çıkmıştı. Sahte kimliklerle başı çok belaya girmişti çünkü. Kadın çantasının içinden üzerinde "Elizabeth Handerson" yazan bir basın kartı çıkardı. Kimliği görünce bir nebze olsa rahatlayan Matthew, şemsiyeyi kapıdan çıkartıp bir eli ile kadına yolu gösterdi. "Ben Matthew Silver. Bu çiftliğin genel müdürüyüm ve Bay d'Ibelin'in işleri ile bizzat yakından ilgileniyorum. Buyrun size çiftliğe kadar eşlik edeceğim." Arabanın arka kapısını açıp kadını bindirdikten sonra kendisi hızla  geçti.Yol boyunca kadının sorduğu bazı sorulara bazen tek kelime bazen ise sadece kafasını sallayarak cevap vermişti Matthew. Binanın önünde geldiklerinde yağmur dinmişti bu yüzden şemsiyeyi arabada bırakarak indi ve kadına kapıyı açtı. "Buyrun Bay d'Ibelin sizi ofisinde bekliyor." Eliyle binanın içini gösteriyordu.

Nora Gray:
Genç cadı otelin etrafına bakınmaya başladı. Büyük bir alanın içinde koşuşturan insanlar, çekilen bavullar ve tamamen gürültülü bir ortam kısaca özet geçmek gerekirse içinde bulunduğu yer böyleydi. Bakışlarını sağ solda gezdirirken kendisini almaya gelen birini henüz görmüş değildi. Belki biraz gecikecekti yada yanlış yerde bekliyordu, en iyisi bekleme salonuna gidip bir kenarda oturmaktı. Mermer zeminde yürürken topuklu ayakkabılarının sesi etraftaki anons seslerine karışıyordu. Genç cadı bekleme salonuna geçtiğinde cam kenarında boş bir sandalye bulup oraya oturdu. Beklemeyi her zaman sıkıcı buluyordu, bakışlarını etrafta gezdirmeye devam ederken bir anda  cama çevirdi.  Yağmurun cama vuruşunu görebiliyordu ve kısa süre içinde camdan süzüldüğünü. İyi ki de üzerinde ki ceketi almışım diye geçirdi içinden. Bu havaya güven olmuyordu gerçi şimdi bam başka bir ülkedeydi ama yaz aylarında yağmur her ülke için beklenmedik durum değil miydi. Daha sonra aklına bir şey takıldı acaba Adrasın yardımcısı olan adam cevabına karşılık olarak gönderdiği mektubunu almışlar mıydı diye geçirdi içinden yani aptal baykuşu doğru yere götürmüş müydü. Son mektubunun cevabı gelmemişti ona, içine bir kurt düştü. Biraz beklemeye koyuldu bunun cevabını en iyi bekledikten sonra alacaktı. Önündeki küçük masada bulunan bir dergiyi eline aldı ve bir bacağını diğer bacağının üzerine attıktan sonra arkasına yaslanıp dergiyi okumaya başladı Muggleların magazin diye  bahsettikleri tonlarca yalandan oluşan şeylerdi ona göre gerçi sihir dünyasında da tabi ki de magazinler vardı ama bir kere bile eline alıp okumamıştı, şimdi ise sıkıntıdan bir şeylere göz atabilirdi.Elindeki dergiyi masanın üzerine koyup başka bir dergi aldı. Diğer derginin yanı sıra bu dergi Yunanca değil de İngilizce yazılmıştı, gelen yabancı konukların sıkıldığında okuması içindi belki de. Kapağını açıp baktığında bunun dergiden çok Yunanistanı tanıtım broşürü gibi olduğunu gördü ama broşürden hem daha büyük hem daha kalındı, belki bazı şeyler öğrenirim diye içini açtı ve okumaya başladı. Daha çok turistik yerler yazıyordu dergide.

Bakışlarını dergiden kaldırdığında ona doğru yaklaşmakta olan birini gördü. Elindeki dergiyi kapattığında derginin nahoş kokusu da son bulmuş oldu. Dergiyi aldığı yere geri koydu ve yavaşça ayağı kalktı. Artık adamın ona doğru geldiğinden iyice emin olan cadı adama doğru birkaç adım attı. Adamın şüpheli bakışlarıyla ona kimlik sorması gen cadıyı tedirgin etti. Hemen çantasına yöneldi ve fermuarı açtı. Çantasıyla aynı renk olan cüzdanın içinden basın kimliğini gösterdi. Evet mektupta bakanlıkta çalışan biri olarak yazmıştı kendisini ama yani bakanlıkta çalışan basın mensupları da yok muydu.   Kimliği genç adam gösterdiğinde adamın mimiklerini incelemeye yüz hatlarını hafızasına kazımaya çalıştı. Adam ikna olduğunda dışarı doğru yöneldiler. Kapıyı açıldığında rüzgar saçlarını dağıtmaya yağmur ise rüzgar eşliğinde onu ıslatmak için heveslenmeye başlamıştı. Genç adam arka kapıyı açtığında "Teşekkür ederim" diye bir fısıltı döküldü dudaklarından daha sonra arabaya bindi. Yol boyunca bazı şeyler sormaya başladı genç cadı Adrası hem tanımak için hem de sürdürdüğü küçük oyunu için.  Belki de bu sorular basın rolünü oynaması içindi. Araba durduğunda ise genç cadı kapının açılması ile aşağı indi. Bakışları ile büyük çiftliği süzerken ana binaya baktı. Neye bulaştığını bilmiyordu genç cadı ve Balian'ın şüphesinin neden bu kadar büyük olduğunu şimdi anlayabiliyordu.

Maskeli Kişi:
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Kıbrıs'ın karışması an meselesiydi. Türkiye ve Rumlar arasındaki siyasi meseleler alevlenirken bu işten karlı çıkacak olan Adras ise durumdan son derece memnundu. "Ayşe'yi tatile çıkartmak cok kolay olacak." para ve başarının kokusundan mest olan Adras, Ramin ile iş birliği yapmanın doğru bir karar olduğunu tekrarladı zihninden. Ama tek işi bu değildi tabi ki. Konsey üyeliğinin getirdiği sorumluluklarıda vardı artık. Bu konu üzerinde çalışmaya başlamıştı sağ kolu ile birlikte.

Matthew'in getirdiği belgeleri incelerken, dosya destesinin en altında duran gazete gözüne çarpıp duruyordu. Dikkatini çeken bir haberdi sadece. Yeğeninin oğlu Balian'ın, yeni mevkisinde parmağının olduğunu düşünüyordu halk. Daha doğrusu bu düşünceye sahip gazeteci, algı yönetimi yaparak halkı bu yönde düşünmeye itiyor gibiydi. Haberlerin asılsız olması bir yana dursun, Balian'ın o mevkiye gelmesinin yararından çok zararı olacaktı Adras için. Herifin kız kardeşini öldürten amcasına ne gibi bir faydası olabilirdi ki? Son derece gereksiz ve saçma haberlere ailesinin soyadını taşıyan birisinin, Balian'ın, konu olması sinirlenmesine neden olmuştu. Atamalarla ilgili oylama yaptıkları bir toplantı çıkışında avını bekleyen kurtlar gibi bekleyen gazetecilere yaptığı açıklama, bir süs misali yerleştirilmişti habere. "Mathew'i çağırın!" Diye bağırdı sesindeki sinirli tonla. Calışma odasının kapı eşiğinde bekleyen hizmetçinin telaşlı adımlarla uzaklaştığını görüp, masanın çekmecesini açtı. Orada bekleyen bir zarfı alıp, üzerinde yazan isme baktı. Gazeteci bir kadına ait bu isme, bir anlam yüklemek için bakmaya başladı. Konsey üyelerinden biriyle temasa geçip, altın değerinde ki haberini yapma sevdasında olan bir genç bayan olmalıydı. Mektupla ulaşmayı seçmişti Adras'a. Mektup ilk önce Matthew'in değerlendirmesinden geçiyor, sonra Adras'a iletiliyordu. Başta olumsuz yanıt vermek istiyorken, ailesinin karıştığı dedikoduları örtecek, geçmişini anlatan bir röportajın gerekli olabileceğini düşünmüştü. Gerek ekonomik gerekse ideolojik olarak başarılarla dolu bir aile geçmişi, halkı ve iş adamlarından oluşan zengin sınıfı etkilemek için iyi bir argümandı.

Çok geçmeden az önce çağırdığı genç müdürü karşısında görünce doğruldu. Yaşlanan gözlerinin daha iyi görmesi için taktığı gözlüklerinin üzerinden attığı bir kaç bakış sonrası konuşmaya başladı. "Genç gazeteciyi bizzat senin alıp gelmeni istiyorum. Büyük bir karşılama olmasına gerek yok ama baştan ciddiyeti hissettirmek lazım. Bu odada ağırlamak istiyorum kendisini." diyerek bugünkü görevlerinden bahsetti genç müdüre. Yuvarlak çerçeveleri olan gözlüğünü sadece okurken kullanıyordu. Bu yüzden işi bitince boynundaki iplikten kurtulup, gözlüğü çıkarttı. Masasında ki yerine yerleştirirken, hizmetçi kız dosyaları alıp dolaplara yerleştirmeye başlamıştı. Bu sırada saatine bakan Matthew "Gelmek üzeredir." dedikten sonra odayı terk etti. "Kahvemi getir." dosyalarla işini bitiren kız, Adras'ın sade kahvesini getirmek üzere odadan çıktı. Yarım saat içerisinde gelecek olan konuğunu beklerken, ona eşlik edecekti dumanı üzerindeki bu fincan.

Nora Gray:
Arkasından arabanın kapanan kapısını duyduğunda irkildi. Arkasındaki adama küçük bir bakış attığında adam ilerlemesi gerektiğini gösteren bir baş hareketi yapmıştı. Genç cadı ana binadan geçmeden önce binayı süzmüştü. Gayet büyük bir konak şeklindeydi, üç katlı olmasının yanı sıra geniş duruyordu. Genç cadı mermer zemini döverek çıkardığı topuklu sesleri içeri girmesiyle beraber uzun, serili halı ile kısıldı. Hemen karşısında geniş merdivenler bulunuyordu ve merdivenlerin sol tarafında büyük bir kapı vardı. Arkasındaki adam Bay Adrasın üst katta olduğunu söyleyince genç cadı ile beraber merdivenlere yöneldiler. İkinci kata çıkarken merdivenlerin gıcırtısı kulaklarını doldurdu. Eski bir evdeydi hatta tarihi bir köşk denebilirdi. Merdivenleri çıktığında tam karşısında beyaz bir heykel onları karşıladı. Tipik yunan heykeliydi, başında yapraklardan yapılmış bir taç vardı ve iki kolu da yoktu. Küçük olan koridor ikiye ayrılıyordu ve genç adamın göstermesiyle beraber sağdan ilerlediler. Koridorda birkaç tablo bulunuyordu. Ahşap ve eski tablolar, köklü d'Ibelin aile üyelerinin tablolarıydı bunlar. Sağ tarafında erkekler bulunurken hemen karşılarında *sol tarafta* da kadınların resmi vardı. Tabloların altında aile üyelerinin isimleri ve doğum, ölüm tarihleri yazıyordu. Bakışlarıyla etrafı süzdükten sonra ilerlemeye başladı her bir ayrıntıyı aklına kazıyordu ve aile portreleri ile dolu koridorun sonuna geldiklerinde yanındaki adam kapıyı çaldı. Koridoru aydınlatan tavandaki lambalardı fakat eskiden kalma duvardaki gaz lambaları dikkat çekiciydi, oldukça antika duruyorlardı. Nora'nın duyamayacağı bir ses gelmişti adeta kapının arkasından. Kapı gıcırtıyla açıldığında genç cadı duruşunu düzeltti ve içeri küçük bir adım attı. Balian'ın anlattığı adam hemen karşısında duruyordu, oldukça tecrübeli ve ailesinin verdiği güç ile tam karşısındaydı.  "Bay Adras" dedi ve başıyla adamı selamladı, yüzüne hafif bir gülümseme koyarak.

"Sizi rahatsız ettim evet biliyorum ama bu benim için çok önemli" dedi kimliğine uygun davranmaya çalışarak. Basın karakterine bürünmeye çalışıyordu biraz hevesli ve birazda ciddi olması gerekiyordu. Karşısındaki adamı bezdirmemeye çalışmak istiyordu ve ciddilik biraz gerekiyordu. "Öncelikle sizden gerçekten çok özür diliyorum lütfen beni anlayın aileniz ile ilgili size attığım mektup gerçek değil sadece size ulaşabilmek için bu yolu denedim" dedi masum görünmeye çalışarak. Elindeki tüy kalemi ile defteri dizlerinin üstüne koymuştu. "Hakkınızda merak edilen o kadar çok şey var ki bide dedikodular benim de bu işe tutunup yükselmem için bunu yapmaya mecbur kaldım" diye ekledi daha sonra derin bir nefes aldı ve karşısındaki adamın cevabını bekledi.

"Öncelikle kişisel sorulardan bahsetmek istiyorum dedikodular en sona bırakalım dedim. Bize Bay d'Ibelin'in kim olduğunu açıklar mısınız?" diye sordu ve hemen onun ardından "d'Ibelin ailesinin biraz tarihinden de bahseder misiniz?" dedi, sihirli tüy kalemi ve defteri dizlerinin üstünden havaya kalkıp adeta not alacakmış gibi adamın ağzından çıkanları dinlemek için bekledi.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git