17 Nisan, 2026 08:31:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Kan Kırmızısı Gülden Nehirler  (Okunma sayısı 106 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« : 03 Ekim, 2021 01:10:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
11 Kasım 1854 08:02

Ne rüzgarın uğultusu ne de açık unuttuğu musluğun heba ettiği suyun sesi onu uykusundan uyandırmamıştı. Su akıyor, rüzgar usul usul uğulduyordu. Lakin onların çıkardıkları minik sesleri duyan hiç kimse yoktu. Eğer birisi çıkan sesi duymuyorsa o ses gerçekten 'var' sayılabilir miydi? Cwenhild uykusundan hiç uyanmasa ve yatağında, uykusunun içinde rüyalarını görürken son nefesini verse, bedeni yavaş yavaş soğuyup çürüse o seslere ne olurdu? Kimsenin duymadığı rüzgarın evinde çıkarttığı tınıları, arkadaşı musluk suyunun melodisini dinlemeye devam edebilir miydi bir gün bitap düşüp sessiz kalana kadar? Peki ya suyun, ucuz fayansa çarpıp çıkardığı ses, o daha ne kadar devam edebilirdi? Son göl kuruyuncaya kadar kararlılıkla akar mıydı? Bu sorulara cevap aramak için iyi bir zaman değildi, zira bir misafirleri vardı artık. Karanlığın içinden kopmuş kadar siyah bir baykuş açık unutulmuş camın içinden süzüldü odaya. Cılız güneş ışığı, Londra'yı çevreleyen bulutların arasından zar zor sıyrılmıştı. Güçsüz güneşin, kapalı ve pis perdelerin ardındaki odaya çok az tesiri oluyordu. Gün, bu odaya henüz uğramamıştı. Odanın köşeleri hala karanlıktı. Unutulmuş gaz lambasının ışığı, işini pek layıkıyla yerine getiremiyordu. Perdelerin uzun zamandır yıkanmadıkları çok belliydi. Beyaz renkte olması gereken tüller griye dönmüştü. Eteklerinde kırmızı kırmızı lekeler vardı perdelerin. Şarap, likör ve bin bir çeşit içkinin kokusu renkleriyle birlikte sinmişti gri tüllerin üzerine. Güneşlikler zaten simsiyahtı. Güneş ışığından nefret eden birinin, güneşin aydınlığına karanlıkla karşı koyma çabasını en güzel sembolize eden şeydi siyah perdeler. Baykuşun girdiği odanın geri kalanı da perdeler kadar 'yıkık' görünüyordu. Mutfakta birikmiş onlarca bulaşık, insanı yemek yemekten soğutacak cinstendi. Kirli tabaklar, yerlere düşmüş çatallar ve pis bulaşık suyu yemek kalıntılarıyla birleşince pek sevimsiz bir manzara çıkıyordu ortaya. Tezgahın üzerine saçılmış bardaklar, şarap bardakları, şişeleri... Musluk ve tezgah olmasa bir mutfak değil bir çöplükle çok kolay karıştırılabilirdi burası. Baykuş ağzındaki mektupla havasız odanın içinde kanatlarını çırptı. Bununla birlikte kaldırdığı toz gözle görünüyordu. Masalar, sandalyeler hepsinin tozu en son fi tarihinde alınmıştı sanki. Kızıl saçlı kadın odanın ortasında duran yeşil bir kanepenin üstünde yatıyordu. Koltuğun bir çok yeri yırtıktı. Kadın uyuyordu, ancak güzel bir uyku değildi bu. Uykuya dalmamıştı da yorgunluktan bayılmıştı sanki. Siyah bir battaniye örtmüştü üzerine. Başının hemen yanındaki dikdörtgen ahşap masa, üzerine dökülmüş likör yüzünden yapış yapış olmuştu. Devrilmiş bardağın içinde biraz kalmıştı yeşil sıvıdan. Birazı da asanın kenarından damlayıp keçeleşmiş halıya dökülmüştü. Halı çok eskiydi. Bu apartmana taşındığında elden düşme eşya satan bir adamdan almıştı bu halıyı. Yıkamasını tembihlemişti adam ama Cwenhild yıkamak yerine halıyı küvete atıp üzerine sıcak su gezdirmişti sadece. Biraz güneşte beklettikten sonra da ıslak ıslak sermişti halıyı. İzmarit kokusu, alkol kokusu, yanık izleri, lekeler. Halı bu eve geldiğinde bu kadar pis değildi. Baykuş yavaşça koltuğun kenarına kondu. Ağzındaki mektubu kadının yüzüne doğru bıraktı, iki kere öttü ve geldiği aralıktan uçarak gitti.

Suratının tam üzerine düşen beyaz zarf ve kuşun rahatsız edici sesi, onu gezmekte olduğu uyku diyarının sunduğu rüyadan çekip çıkarmıştı. Gözleri rutubetlenmiş tavan manzarasına doğru yavaşça açılırken boğazında ve dudaklarında tarifi olmaz bir kuraklık hissetti. Sanki ömrü boyunca hiç su içmemiş gibi hissediyordu. Zarfı alıp yapış yapış olmuş masanın üstüne fırlattı. İçinde biraz likör kalmış bardağı aldı ve kalan likörü fondipledi. Çöle dönmüş boğazında acı tatlı bir vaha oluşmuştu sanki. Battaniyeyi üzerinden attı ve oturur pozisyona geçti. Duvarında asılı olan saate baktı. Kafasını yukarıya doğru hızlıca kaldırdığında anlık bir sersemlik ve baş dönmesi onu karşıladı. Gözlerini kapatıp arkasına yaslanarak geçmesini bekledi. Başı, gözlerini kapatmış olmasına rağmen dönmeye devam ediyordu. Derin bir nefes alarak gözlerini yavaşça açtı. Duvarındaki saat, ona saatin sekiz olduğunu gösteriyordu. Bir iki dakika geçmişti sadece sekizi. Koltuğun kenarından destek alarak ayağa kalktı. Kirli bardağı ve boşalmış likör şişesini eline alıp mutfağın yolunu tuttu. Bardağı tezgahın alalede bir yerine koydu, şişeyi de diğer boş şişelerin yanına yuvarladı. Dolabını açtı, biranın, peynire ve sosise karışmış kokusu ciğerlerini yaktı. Hızlıca soğuk su dolu sürahiyi aldı ve arkasını dönerek kapattı dolabın kapağını. Bardak aramadan dikti suyu kafasına. Bu sırada üstüne ve yere dökülen suya acımadı. Kurumuş dudakları ve çöle dönmüş boğazı bayram etmişti. Lavaboya doğru ilerlerken yolunun üzerinde duran bir sehpanın üzerine bıraktı yarısı içilmiş sürahiyi. Banyoya girer girmez lekeli gömleğini kirli çamaşırlarının olduğu -birikmiş çamaşırdan neredeyse görünmeyen- sepetin üstüne attı. Dünden açık unuttuğu lavabonun karşısına geçti ve aynada yüzüne baktı. Göz altları hala mordu, düne göre daha iyiydi ama. Soğuk suyla yüzünü yıkayıp musluğu kapattı. Böylece musluğun hikayesi burada sonlandı, şimdilik.

Lavabonun tam karşısında duran yatak odasına girdi. En son yatağında dört gün önce yatmıştı. Zira son dört gündür koltuğundan kalkmaya çok üşeniyor ve oracıkta sızıyordu. Açık unuttuğu pencereden içeri süzülen rüzgar ona eşlik ediyor, lambanın zavallı ışığı onu koruyordu. Kıyafet dolabını açtı. Beyaz bir gömlek ve siyah bir pantolon çıkardı. Pantolonun sol tarafında, cep kısmının hemen altında L harfi şeklinde bir leke vardı. O yüzden pantolonu katlayıp banyoya doğru fırlattı ve başka bir pantolon aldı. Lacivert rengindeki pantolon neyse ki temizdi, diğerlerine kıyasla. "Bunları yıkatmak lazım." dedi sessizce kendi kendisine. Giyindikten sonra hızlıca salona geri döndü, sehpanın üstüne koyduğu sürahiyi tekrar dikti kafasına. Bu sefer dökmemeye çalıştı, görece başarılı olmuştu. Masanın üstüne fırlattığı zarfı aldı ve sol tarafından yırtarak açtı. Seherbazlık ofisinin mührü olan zarfı cam tarafına doğru fırlatıp bizzat Baş Seherbazdan gelen mektubu okudu.

11 Kasım 1854 - 08:47

Gri Şehir'in renksiz sokaklarına adımını attığında hafif bir rüzgar, birbiri ardına geçen arabaların tekerlerinin rahatsız edici gürültüsü, köşe başlarında oyun oynayıp bağıran çocukların çığlıkları ve berbat bir duman kokusu sunulmuştu ona. Bu gürültü kirliliğine asla alışamıyordu. Normalde direk evden olay yerine cisimlenirdi ama karnı acıkmıştı, evde yemek hazırlayacak bir şeyler de yoktu. Hazırlayacak bir şeyler olsa da hazırlamazdı zaten, yemek yapmak hiç bir zaman onun yapabildiği bir iş olmamıştı. Abigail, abisinin eşi, çok güzel turtalar yapardı. Bir ara onları ziyaret etmeyi zihninin bir köşesine not etti. Tabi bu ziyareti Alannah'ın da evde olduğu bir döneme denk getirmesi elzemdi. Abisi, evde kızı varken Cwenhild'e pek bulaşmıyordu. Zaten Cwenhild oraya abisi için değil yeğeni ve yengesinin yaptığı yemekler için gidiyordu, iki üç ayda bir. Köşe başında bezelye çorbası satan adamdan, bol yağlı sağlıksız mı sağlıksız bir bezelye çorbası aldı. Çorbası bitince bir ara sokağa döndü, onu kimsenin takip etmediğinden emin olunca bir başka ara sokağa daha döndü. Karanlık bir köşede, sadece farelerin onu gördüğü bir yerde Knockturn yoluna cisimlendi. Tekrar belirdiğinde mutsuz bir yere geldiği hissi tüm vücudunu kapladı. Taşlarından kasvet akıyordu bu yolun. Ne öğrenciliğinde, ne de sonrasında burayı sevememişti. Hoş burayı sevebilen birileri var mıydı acaba? Dükkan sahiplerinin bile burada olmak istemediklerine yemin edebilir ama kanıtlayamazdı. Bu kadar negatif enerji Cwenhild için bile fazlaydı. Ona doğru çevrilmiş dik dik bakışlara mümkün mertebe aldırış etmeden yürümeye devam etti. Bir seherbaz, bu köşelerde, böyle davranılması gayet normaldi. Memurların önünü kapattığı bir evin önüne geldi. Mektubun arkasında yazılan adres burasıydı. İki katlı, ahşap bir binaydı burası. Bölge bölge boyası dökülmüştü evin hatta bir kaç çürük tahtayı kesti gözleri. Sokağın öbür ucunda bir kaç meraklı göz olan biteni izliyordu. Dükkanlarının içine girmiş tüccarlarda bir gözleriyle dükkanlarının kapılarını bir gözleriyle de evi gözlüyorlardı. Başıyla kapıda duran görevlilere selam verip içeri girdi. Ahşap merdivenleri gıcırdata gıcırdata ikinci kata çıktı. İğrenç bir koku yavaş yavaş burnundan süzülüp ciğerlerine doğru hareket ediyordu. Patlayan flaşları ve birbiriyle konuşan seherbazları duyabiliyordu, kokunun geldiği yönde aynı taraftaydı. Sesleri ve kokuyu takip edip bir koridordan geçti. Attığı her adımda burnuna gelen leş kokusu güçleniyor, duyduğu homurtular netleşiyordu. Koridorun sonunda kapısı ardına kadar açık bir kapı vardı. Kapının kilidi kırılmıştı, yere düşmüş kilidin etrafı çevrelenmişti, bu onun bir delil olarak işaretlendiği anlamına geliyordu. Kapıya dokunmadan odanın içine girdi. Olay mahalinde onu bir kaç meslektaşı dışında çırılçıplak soyulmuş bir adam bekliyordu. Çırılçıplak, kafası koparılıp ellerine tutuşturulmuş yaşlı bir adam, oturtulduğu sandalyeden ışığını kaybetmiş gözleriyle Cwenhild'e bakıyordu.

[/justify]
« Son Düzenleme: 03 Ekim, 2021 16:52:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cwénhild Muirghéal »


Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« Yanıtla #1 : 03 Ekim, 2021 16:51:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Sessizlik ile geçen bakışma, adamın ölüsü kadar sessizdi. Kesilmiş boynundan parmaklarına akan kanlar da bir anlam bulmak mümkün olmamıştı. Çürüyen bedeni, moraran derisi ve belirginleşmeye başlamış, kanın artık durduğu damarları Cwenhild'e bir şey anlatmıyordu. Sadece ışıksız gözleri onunla iletişim kurmaya çalışıyor gibiydi. Bu sessizliği ve yavaş yavaş oluşan gerginliği bir başka meslektaşı bozdu. Thomas bir ruh gibi sessizce ve sinsice odanın içinde küçük adımlarla süzülerek kızıl saçlı cadının ensesinde bitmişti. "Henry Covington, elli bir yaşında. Sokağın aşağısında küçük bir kitap dükkanı var. Diffindo ile kafasını kesmişler, tek hamlede." dedi bu sırada sağ elinin işaret parmağını kendi boğazına götürüp sağdan sola biraz yamuk bir çizgi çizerek bir insanın kafasının kesilmesini basitçe canlandırdı. "Herhangi bir çatışma yada boğuşma izine rastlamadık, mekan oldukça muntazam duruyor. " Dediği gibi vardı, mekan oldukça temiz bırakılmıştı, tabi adamın oturtulduğu sandalye ve sandalyenin arkasındaki perdeye sıçramış kan haricinde. Şöyle bir göz gezdirdi odaya. Adamın sağ tarafında kalan duvara monte edilmiş üç tane rafı olan bir kitaplık vardı, kitaplığın içindeki bir sürü kitap türlerine göre özenle sıralanmıştı. Kitaplığın önünde iki adet sandalye ve bir masa bulunuyor, bu masanın üzerinde de İspanyol Oyunu açılışı olarak adlandırılan şekilde oynanmaya başlanmış bir satranç oyunu bulunuyordu. Kan sıçrayan perde dahil bütün perdeler kapatılmıştı. "Ne zaman ölmüş?" diye sordu Cwenhild pek ruhsuz, hayli sorgulayıcı bir şekilde. Thomas yüzünü buruşturarak cevapladı kadının sorusunu "Dün gece, kimse bir şey duymamış yada görmemiş. İhbar eden kişinin de kim olduğunu bilmiyoruz, muhtemelen cesedin bulunması için katilin kendisi ihbar etti." Cwenhild kafasını yukarı aşağı salladı onaylarcasına ve ekledi. "O zaman bu birilerine gönderilmiş bir mesaj mı? Kodumun memleketinde millet birbirine mesaj göndermek için adam öldürüyor ne güzel Londra anasını satayım." Cesede doğru yaklaştı, çizmelerinin eskimiş ahşapta çıkardığı ses halıya adım atmasıyla kesildi. Baş parmağıyla cesedin çenesine dokunarak ağzını açtı. Leş gibi bir koku adamın ağzından çıkıp kadının burnuna ulaştı lakin Cwenhild bunlara alışıktı, koku pek etkilemedi onu. Asasını çıkartıp Lumos ile ucunu aydınlattıktan sonra adamın ağzının içini iyice inceledi. Herhangi bir not, herhangi sıra dışı bir şey arayışındaydı ancak aradığını bulamadı ve adamın ağzını kapattı. Daha sonra kafasını alıp daha münasip bir yere yerleştirdi ve adamın kanla kaplı ellerini inceledi. Bileklerinde kan toplanmıştı, bu adamın ellerinin ölmeden bağlanmış olduğuna işaret ediyordu. Burada da istediğini bulamayınca adamın kafasını tekrar eski yerine koydu. Vücut sessizliğini koruyor ve kadına bir şey söylemiyordu. Belki sol duvardaki pencerenin altına yaslanmış çalışma masası bir şeyler söyler diye hızlı adımlarla oraya yöneldi ve tek tek çekmeceleri açtı. Orada da bir şey bulamamıştı. Mekan fazla temizdi. Sanki birileri ceset hariç her şeyi temizleyip gitmişti. "Dükkanının adı ne? Burada bir şey yok gibi bi de gidip oraya bakacağım." dedi Thomas'a doğru. Thomas dükkanın adını söyleyince geldiği kadar hızlı bir şekilde evden dışarı çıktı, merdivenlerden indi ve yeni yeni çiselemeye başlayan yağmurun ıslattığı Knockturn Yolu'na çıktı.

Binanın girişinin hemen altındaki eşikte, yağmur damlalarının ulaşamadığı yerde durdu ve paltosunun cebindeki sigara kabını çıkartıp dün geceden sardığı sigaralardan bir tanesini dudaklarının arasına koydu. Aynı cebinden çakmağını çıkartıp sigarasını yaktı ve kocaman bir nefes çekti. Nikotin yavaş yavaş ciğerlerine ulaştı. Sinir sistemindeki minik gevşeme sigara dumanını yağmurlu havaya doğru üflerken ufak ufak hissettiriyordu kendisini. Bir saniyeliğine gözlerini kapattı. Hala başı birazcık dönüyordu gözleri kapalıyken ancak başa çıkamayacağı kadar şiddetli değildi artık. Dudaklarının arasından çıkan duman yavaş yavaş gökyüzüne doğru uçup kaybolurken, yağmur damlaları da aynı hareketi tersten yapıyor, gökyüzünden düşüp yere doğru kendilerinin kayboluşlarına doğru serbest dalış yapıyorlardı. Onların yere ulaşmasıyla ıslanan arnavut kaldırımları tatlı bir melodi fısıldıyor, toprağın kokusu insanların ciğerlerine doğru hücum ediyordu. Yağmuru seviyordu kızıl saçlı kadın. Sigarasından bir fırt daha çekti, bu sırada ona ters ters bakan iki büyücüye doğru 'hayırdır' anlamında kırptı sol gözünü. Büyücüler yüzlerindeki mendebur bakışı daha da belirgin hale getirdilerse de adımlarını hızlandırarak olay yerinden uzaklaştılar. Sigarasındaki zehri son bir kez defa ciğerlerine nüfuz ettirip dumanını saldıktan sonra sigarayı attı ve çizmesiyle üstüne basarak söndürdü ve yağmurun ıslattığı sokaklara daldı. Yağmur damlaları yavaş yavaş yüzüne düşüyor, kadının yorulmuş yüzünde minik bir rahatlama hissi yarattıktan sonra kayboluyorlardı. İnsanlar yağmurdan kaçmak için koşuşturmaya başlamıştı. Fakat Cwenhild hiç bir şey yokmuş gibi yürüyor, yağmurun onu ıslatmasına izin veriyordu. Bir kaç dükkanın yanından geçti. Herkes işine o kadar çok odaklanmıştı ki yanlarından geçen seherbazın varlığını bile hissetmediler. Yağmur en çok tüccarlara yarıyordu. İnsanlar yağmura yakalanmamak için ya çok hızlı bir şekilde alacaklarını alıp gidiyor yada yağmurun geçmesini beklerken alınacak yeni şeyler keşfediyorlardı girdikleri dükkanda. Evi gören yolun bitimindeki köşeden sağa döndü ve birazcık daha yürüdükten sonra diğer dükkanların arasında kabak gibi göze batan, zira bütün dükkanlar açılmıştı, kitabevini gördü. Asasını çekip dükkanın kapısına yanaştı. Kapı kilitliydi, hızlıca kilitleri açmaya yarayan büyüyü mırıldandı ve kapının kilidi açıldı. Lakin kapıyı açmak için elini götürürken kapının tekrar kilitlendiğini farketti. O yüzden aynı büyüyü tekrar mırıldandı ve kapıyı açmak için tekrar yeltendi ancak kapı tekrar kilitlendi. Üçüncü kez aynı şeyi denemedi. Kapıdan geriye doğru bir iki adım attı, kapıya doğru yürüyen sivilleri eliyle uyarıp yönlerini değiştirdikten sonra büyülü sözleri söyledi. "Bombarda." kapı büyük bir gürültüyle açılırken kıymık ve cam parçaları ortaya dağıldı. Tekrar kilitlenmesi mümkün olmayan kapıdan içeri girdi ve girer girmez bir ışık hüzmesi karnına çarpıp onu tekrar sokağa fırlattı.

Havada bir iki metre kadar uçup sırt üstü düştü yere. Paltosu ıslanmıştı ve sırtında bir anlığına da olsa muazzam bir acı hissetti. Yerde bir saniye kadar yattıktan sonra hızlıca kalktı ve koşarak içeriye daldı. Bu sefer üzerine gelen ışık hüzmesinden sağa doğru adımlayarak kurtuldu ve sonunda mekanın içine girebildi. Kapının hemen karşısında bulunan ahşap masanın üzerine çıkmış bir ev cini tehlikeli bakışlarını Cwenhild'in üzerine dikmişti. Kadın ise tedbiri elden bırakmıyor ancak saldırıya da geçmiyordu. Bir ev cininin niçin ona saldırdığını anlamaya çalışıyordu ancak o bunu başaramadan cin tekrar harekete geçti. Ellerini kaldırdığı gibi arkasındaki raflardaki kitaplar havada süzülmeye ve güdümlü birer füze gibi kadının üzerine gelmeye başladı. Mekanın içinde sağa doğru koşarak kaçmaya ve kaçarkende arkasından gelen kitapları durdurmaya çalışıyordu. En sonunda bir diğer masanın arkasına zıplayarak ulaştı ve kendine siper etti. Kitaplar masanın sağına soluna çarptılar ve yere düştüler. Cinin bir şeyler söylediğini duydu. Kafasını hafifçe uzattı ve cinin tedirgin bakışlarını gördü. "Efendim bana çok kızacak." diye tekrarlıyordu. Kadın, bunu bir fırsat bildi ve saklandığı yerden çıkarak asasını cine çevirerek saldırıya geçti. "Sersemlet!" cin son anda ona doğru gelen büyüyü fark etti ve durduğu masadan aşağıya atlayarak büyüden kaçmayı başardı. Rüzgarı arkasına alan Cwenhild durmadı ve boşta olan eliyle saklandığı masanın sandalyesini kaldırarak cine fırlattı, cin sandalyeyi savuşturmayı başardı ancak Cwenhild'in hemen arkasından attığı büyüyü savuşturacak kadar hızlı değildi. Yediği büyüyle havada taklalar atan cin sert bir biçimde bir kitap yığınının üstüne düştü. Oflaya sızlaya düştüğü yerden kalkan cin üstüne doğru emin adımlarla gelen kadına karşı bir ışık hüzmesi daha fırlattı ancak büyü kadının açtığı kalkanda kırıldı. "Seni ahlaksız cadı! Efendimin dükkanını nasıl talan edersin! Seni cezalandıracağım ve Efendi Covington gelince senin canını çok ama çok yakacak!" dedi. Covington ismini duyan Cwenhild'in kaşları dikildi. "Hey! Küçük et torbası, efendin gelmeyecek, dün gece evinde öldürülmüş. Ben onun ölümünü araştırmakla yükümlü bir seherbazım." dedi. Cinin zaten büyük olan gözleri daha da büyüdü ve o gözlerden yaşlar akmaya başladı. "Yalan! Ahlaksız cadı yalan söylüyor efendim iyi, birazdan gelecek!" diye çığırmaya başladı ve kadının üzerinde doğru koşturdu. Cwenhild üzerine umarsızca koşan cini paçavralarından yakaladı ve havaya kaldırdı. Bir büyü yapma hazırlığına giren cine bir tokat atarak etkisiz hale getirdi. Hiç bir şey söylemeden cini aldı ve olay mahaline cisimlendi. Bir anda koridorda beliren kadın etrafındaki diğer insanların refleks olarak asalarını ona doğru çevirmesine sebep olduysa da kadının kim olduğunu görünce herkes asasını indirdi. Cini efendisinin ayaklarının dibine attı. "Thomas, kitabevine gidebilir misin, orası biraz karıştı, dükkanın kapısı da açık millet içeri girip ortalığı talan etmesin." Thomas söylene söylene kitabevine doğru gitti. Bunu da hallettikten sonra cinin yanına gidip "İnandın mı şimdi ?" diye sordu. [/justify]
« Son Düzenleme: 03 Ekim, 2021 16:52:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cwénhild Muirghéal »


Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« Yanıtla #2 : 06 Ekim, 2021 14:21:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]11 Kasım 1854 - 09:41

Ev cini ağlamasını kesip olay yeri incelemeye ve Cwenhild'e yardım etmeyi en sonunda kabul etmişti. Bir ev cininin düşünceleri çok önemli değildi ancak bu durumda biraz daha yumuşak davranmak bir takım kapıları açabilirdi. Zira düşünceleri ne kadar önemsiz ise şu an için bildikleri bir o kadar önemliydi. "Adın ne?" diye sordu cine, bir parça mendil uzatırken. Cin mendili aldı ve ağlamaktan kızarmış kocaman gözlerinden dökülen yaşları sildi. Bir iki kere iç çektikten sonra cılız bir ses tonuyla "Hubert hanımım." diye cevapladı seherbaz kadının sorusunu. Konuşurken bir gözü efendisinin cesedine kayıyor, bir iki damla göz yaşı tekrar süzülüyordu gözlerinden. Bu görüntüye dayanamadı, hem sağlıklı bir iletişim kurmayı da zorlaştırıyordu. Cinin kolundan tuttuğu gibi onu evin mutfağına doğru sürükledi. Efendisinin başından ayrılmak istemeyen cin biraz zorluk çıkartsada çabaları beyhudeydi. Hubert'i kaldırıp tezgahın üzerine koydu. Musluğu açıp avuç içine biraz su doldurup cinin suratına çarptı kendine gelmesi için. Ne olduğunu anlamayan yaratık biraz debelendiyse de sonra kendini saldı ve soğuk suyun yüzünü yıkamasına izin verdi. Biraz daha sakin gözükmeye başlayınca cin, Cwenhild hiç uzatmadan lafa girdi. "Şimdi Hubert, söyle bakalım efendini kim öldürmüş olabilir?" Sorunun ardından direk gözlerini kaçırdı Hubert. Bu hareketi iyiye işaretti. Bir şeyler bilen, yalan söylemeye çalışan ama bunu beceremeyen insanların bilinçsizce yaptıkları bir davranıştı bu. Ev cinlerinin de bir çocuk kadar aptal olduğu hesaba katılınca Hubert az önce kendini ele vermişti. Yaratığın kendini toparlamasına izin vermeden tekrar sordu. "Hubert, bir şeyler bildiğini biliyorum sen bir ev cinisin, bir evde olan biten her şeyi bilirsiniz siz. Ha eğer bana yardımcı olma konusunda gönüllü değilsen kütüphanede olanları arkadaşlarıma söyleyeyim, büyü yapan bir ev cinine neler yapıldığını tahmin bile edemezsin!" Korkuyla titredi Hubert, kadının gözleri önünde küçüldü adeta. Kafasını sağa sola sallıyor içine düştüğü çıkmazdan kendini bir şekilde çıkarmaya çalışıyordu. Efendisinin sırlarına sadık kalıp acı çekmek mi, yoksa o sırlara ihanet edip kendi canını kurtarmak mı? Bir seçim yapması gerekiyordu ve bu seçimin hemen yapılması gerekiyordu. Ürkek bir ses tonuyla döküldü sözcükler ağzından. "Efendim beni evde tutmazdı. Ben hep kitabevini korudum."

11 Kasım 1854 - 09:54

Cinin sözlerinden sonra bir hışımla mutfaktan çıktı cini tekrar kolundan tutmuş bir vaziyette. Az önceki sohbetlerinin kısa bir özetini cinayet mahalindeki görevlilere verdikten sonra koşar adımlarla evden çıktılar ve Knockturn yoluna daldılar. Yağmur daha da şiddetlenmişti, kaldırımların bitiminde küçük küçük göletler, o göletlerde oynamaya çalışan çocuklar vardı. O çocuklar dışında sokaklarda kimsecikler kalmamış, kalanlarda hızlı adımlarla ya evlerine yada en yakınlarındaki bacaya koşturuyordu. Gidecekleri yer çok uzak olmamasına rağmen sırılsıklam ıslanmıştı şimdiden kızıl saçlı kadın. Cinin paçavrası da adeta üzerine yapışmıştı. Zavallı yaratık boştaki eliyle üzerine gelen damlacıklardan korunmaya çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Kitabevinin parçalanmış kapısını gördükleri anda adımlarını dahada hızlandırdılar ve Cwenhild'in büyüsü sonucu yere saçılmış camların üstüne basarak içeri girdiler. Thomas yanında bir iki tane daha seherbaz getirmişti ve çoktan işe koyulmuşlardı. Bir iki tane rafın arasında duran bir yerde, tarih kitaplarının olduğu bir bölümdü burası, bir anahtar deliği bulmuşlardı. Kapıyı açmayı denemişler ancak yaptıkları büyüler başarısız olmuştu. O yüzden ortalığı talan etmeye, kapıyı açabilecek bir anahtar yahut herhangi bir şeyi aramaya başlamışlardı. Hubert, kitabevinin bıraktığından daha beter hale geldiğini görünce kendini yerlere attı. "Eyvahlar olsun! Eyvahlar olsun! Bu ne hal ben burayı nasıl temizleyeceğim?!" Cwenhild yere yatmış cinin ıslak paçavrasından tuttu ve ayağa dikti onu. "Evet Hubert bu kapıyı nasıl açıyoruz?" Hubert gene kaçamak bakışlar attı kadına. Yine bir iç hesaplaşma, yine verilmesi gereken kararlar. Lakin bu sefer konuşmadı. Elini paçavrasına soktu, biraz karıştırdı ve altın renkli üzerinde yeşil desenlerin olduğu parlak bir anahtar çıkartıp kadının eline tutuşturdu. "Kapının arkasında ne var bilmiyorum hanımım, ama oraya uzun kapüşonlu adamlarla girip çıkardı efendim ve saatlerce gelmesini beklerdim. O adamlar gelmeden önce beni saklardı. İki gün önce yine o kapıdan bir adamla çıktı, birbirlerine bağırıyorlardı. O gün efendim bana bu kitabevini korumak için büyü yapabileceğimi söyledi. Bende sizi o adamlardan sandığım için size saldırdım ne olur affedin beni ben efendimin isteklerini yerine getiriyordum sadece!" İşaret parmağıyla cini susturdu ve göz kırptı. Hubert'in suratında bir rahatlama ve mutluluk belirdi. Cwenhild'e teşekkür etti ve kapının arkasında duran süpürgelerden birini alıp ortalığı temizlemeye başladı.

Yaratık, boyundan büyük süpürgeyle pek becerikli değildi. Kıymıklar ve camlar, her süpürge darbesiyle daha da çok dağılıyor, fazlasıyla toz kalkıyordu. Anahtarı parmaklarının arasında döndürerek kapıya doğru yollandı Cwenhild. Yüzünde biraz kendini beğenmiş bir ifade vardı haklı olarak. Meslektaşlarının yarım saattir giremediği kapıya elini kolunu sallayarak girecekti. Cinle kapışması yüzünden düşen kitapların arasından geçerken cinden gelen sesin durduğunu fark etti, akabinde kırık kapının gıcırdayarak açıldığını ve bir kaç ayak sesinin içeriye girdiğini duydu. Anahtarı çabucak cebine koydu. Yeşil cübbeler giymiş, sivri şapkaları yağmurdan ıslanmış üç adam içeriye girdi. Yüzlerinde şarmaşık gibi duran maskeler vardı. İçeriye adım attıkları anda ortalık gerilmeye başlamıştı. Cin yavaş adımlarla kapının önünden çekildi ve Cwenhild'in ayaklarının arkasına sığındı. Adamların girişini gören bir başka seherbaz Thomas'ı ve diğer arkadaşını uyandırdı ve onlarda Cwenhild'in etrafında toplandılar. Üç seherbazda parmaklarıyla asalarını kavradılar ve bakışlarını üç yeşil cübbeli adamın üzerine çevirdiler. "Yardımcı olabilir miyiz?" Bir suç mahalindesiniz." dedi Cwenhild. Sesindeki uyarı ve tehditkarlık hat safhadaydı. "Ah...oldunuz zaten." diye cevapladı ortadaki yeşil cübbeli. Bir iki adım attığı gibi Thomas asasını çekti ve durmasını emretti. Adam başıyla onaylayarak olduğu yerde durdu ve devam etti sözlerine. "Seherbaz hanım bize anahtarı verirse bir de çok müteşekkir olacağız." cümlesini bitirir bitirmez elini uzattı kadına doğru. Arkasındaki sessiz kalan adamlar asalarını çekmiş, seherbazlara doğrultmuşlardı. Pek tabii meslektaşları ve kendisi boş durmamış aynı şekilde asalarını çekmişlerdi. "Bunu böyle yapmak zorunda değiliz. Anahtarı verin bizi gördüğünüzü unutun, katil cini de adalete teslim edin, siz işinizi yapmış olun biz de kendi işimizi yapmış olalım." bu sefer ses tonu daha sertti daha tehditkardı. Pek tabii adamın teklifini kabul edemezlerdi. Böyle bir çıkmaza ilk kez girmiyordu, üzerine ilk kez asa doğrultmuyorlardı. Ölüm tehditleri bu işle gelen bir bonustu. Suratına doğrultan her asada boyun eğip suçluların isteklerini yerine getirseydi şimdiye kadar çoktan ölmüş yada işinden atılmış olurdu. Ki zaten boyun eğmek, kuyruğunu kıstırıp kaçmak onun mizacında yoktu. Hayatı boyunca herkesle savaşmıştı. Kimi zaman dayak yemiş kimi zaman dayak atmıştı. Bu savaşta kaçacağı bir savaş değildi. Yüzüne maske geçirmiş gizemli olmaya çalışan bir kaç adam onu korkutmak için pek ama pek yetersizdi. Yanında meslektaşları olmasa bile dimdik durup savaşırdı. Daha önce sayıca dezavantajda olmasına rağmen muvaffak olduğu durumlar da olmuştu. Bu tür açmazlarda seherbazlar basit ama işlevsel bir taktik uyguluyorlardı. Cwenhild söze girdi. "Siktir lan ordan. Cascading!"


Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« Yanıtla #3 : 06 Kasım, 2021 15:02:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler= Bu Rp'yi şiddetle bu Ost ile okumanızı öneriyoruz
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=kYX1XEVvvXU&ab_channel=SamuelKimMusic[/youtube]
[/spoiler]

[justify]Cwénhild'in asasının ucundan çıkan büyü üç yeşil büyücüyü bir çil yavrusu gibi dağıttı. Biri sağdaki masaların arkasına siper alırken öbürü patlamadan onu zar zor koruyan bir kalkanı son anda yaratabildi. Lakin ortada duran ve konuşan adam elini geriye çekip bir kalkan büyüsü yapmaya fırsat bulamadan büyüyü suratının ortasına yedi ve gerisin geriye dağılmış kitaplıkların üzerine doğru uçtu ve düştüğü yerde kaldı. Thomas ve diğer arkadaşları hemen saldırıya geçtiler. Rüzgarı arkalarına almışken durmanın bir manası yoktu. Cwénhild kalkanının arkasında duran adama doğru yöneldi. Ardı ardına attığı ışık hüzmeleri adamın kalkanında kırılıyordu. Güzel savunuyordu kendisini yeşil cübbeli adam. Lakin kalkanındaki çatlakları fark edince daha fazla savunma yapamayacağını anladı ve oda saldırıya geçti. Attığı silahsızlandırma büyüsünden Cwénhild sağa doğru adımlayarak kaçtı. Kitabevinin içi bir renk cümbüşüyle boyanmıştı. Her türlü renk havada uçuşuyor sonra bir takım başka renklerle soğuruluyor yada asalar tarafından etkisiz hale getiriliyordu. Tüm bu cümbüşün ortasında kalan zavallı ev cini kitabevinin gözleri önünde yok oluşunu izliyordu tedirgin, kocaman gözlerle. O cinin gözleri az önce kızıl saçlı cadının büyüsüyle uçurulmuş ve yerde hareketsiz yatan büyücünün ağır hareketlerle kalkışını izledi. Nereden bakılsa doğal olmayan bir kalkıştı bu. Sanki bir el adamı göğsünden tutup kaldırmış gibiydi. Adam etrafında olup biten her şeyi umursamadan Cwénhild'e dikti gözlerini. Asasını kaldırdığı gibi kocaman dikenler fırladı kadının üzerine doğru. Hepsi bir hançer kadar uzun dikenlerdi bunlar yemyeşil bir sıvıyla yıkanmış gibi duruyorlardı. Kızıl saçlı kadın son anda üzerine gelen dikenleri görebildi ve önündeki masayı attığı tekmeyle masayı yıkıp arkasında siper aldı. Dikenler bir bir masaya saplanırken bir tanesi sağ ayağının biraz üstünü sıyırarak geçti ve ayakkabısında ince bir çizik bıraktı. "Ölmeyi tercih etmeniz ne güzel, biz de şahit bırakmayı düşünmüyorduk zaten." diye tısladı dikenli büyüyü atan yeşil cübbeli adam. Kadının gözleri Thomas'ı gördü. Üç yeşilliden birisiyle yoğun bir düelloya tutuşmuştu. Diğer seherbazlardan birisi ona eşlik ediyordu ama adam kesinlikle ikisinden de üstündü ve yavaş yavaş ikisini de bir köşeye doğru sıkıştırıyordu. Bir diğer yeşil cübbeli adam, Cwénhild'in başta dövüşe tutuştuğu, sağ tarafta bir yerlere pozisyon alıp seherbazları çapraz ateşe almayı planlıyordu. Cwénhild bunu görebildiği için çok şanslılardı seherbazlar. Asasının bir hareketiyle yeşil cübbeli adamı koşusu sırasında gafil avladı ve adam kitabevinin camından dışarıya sert bir uçuş yaptı. Yerde biraz sürüklendikten sonra durdu, kalkmaya çalıştı ama başaramadı ve olduğu yerde bayılıp kaldı. Bir tanesi gitmişti, bir tanesinden kurtulmuşlardı lakin kalan diğer ikisi bu kadar kolay halledebilecekleri bir problemmiş gibi durmuyordu.

Bir renk yelpazesinin içinden geçti kızıl saçlı kadın. Yoldaşlarının yaptığı büyülerin, diğer adamların yaptığı büyülerle birleşmesi sonucu ortaya çıkan koca büyük bir yelpazeydi bu. Dokunanı yok edebilecek kadar güçlü renkler içeriyordu, aynı zamanda arkasına geçeni her türlü tehlikeden koruyacak renklerde vardı. Renklerin arasında kalan kitaplar yanıyordu, parçalanıyordu ve yok oluyordu. Bir renk daha vardı orada, yemyeşil huzursuz bir renkti bu. Bir maskenin arkasından Cwénhild'e bakan yemyeşil gözler hareketsizdi. Sadece ona odaklanmışlardı ve ondan başka hiç bir şeye bakmıyorlardı. Elleri hareket etmiyordu. Sanki vücudu nefes bile almıyordu. Asasını kaldırdı Cwénhild. Bir dizi büyüyü ardı ardına sıraladı ama adam hepsini ustalıkla savuşturdu. Kimisinin yönünü asasıyla saptırdı, kimisinin yolundan ise basit hareketlerle kaçtı kurtuldu. Öfkelendiğini hissedebiliyordu. Bu kızgınlık kendisine karşı mıydı yoksa adama karşı mı henüz bunu bilmiyordu. Thomas'ın sesi kulaklarında çınlandı. "Siktir! Winston! Kalk ayağa!" Thomas ile birlikte yeşil cübbeli adamla dövüşen Winston büyük bir gürültüyle yere yığılmıştı. Sersemletme büyüsünü tam göğsüne yemişti. Thomas'ın feryadı bu adamla tek başına dövüşemeyecek olduğunu bilmesinden dolayıydı. Tam o anda, sahneye beklenmedik bir yıldız girdi. Kitap yığınlarının üstünde, buruşuk paçavrası ile duran ev cini, Hubert! Tek bir hareketiyle yeşil cübbeli adamı asasız bıraktı. Asa uçtu ve gözlerden ırak bir yere düşüp kayboldu. Yeşil cübbeli adamın gözlerinde korkunun ibareleri yavaş yavaş belirirken adam hızla kaçmaya başladı. Thomas bir an bile düşünmeden adamın arkasından çıktı dışarıya. Şimdi parlama zamanıydı, asasız bırakılmış bir adamı yakalamak ne kadar zor olabilirdi ki? Hubert ise Winston'un baygın bedeninin yanına gitti ve adamı uyandırdı. Ne olduğunu kavramaya çalışan Winston, büyü yapan bir cine karşı şaşkın bakışlarını saklayamadı. Hemen ayaklandı ve Thomas'ın ardından sokağa daldı. Cwénhild'i yanlız bırakmışlardı ancak bu bir problem değildi. Zira hem Thomas, hemde Winston, Cwénhild'in tek başına bir ucubeyle başa çıkabileceğinden eminlerdi. Cwénhild'te böyle düşündüklerini biliyordu. Bir kaç saniye sonra bağırışlar ve ayak sesleri uzaklaşarak yok oldu. Ve böyle, bir anda yeşil gözleri parlayan adam ile baş başa kaldı kitabevinde Cwénhild. Derin bir sessizlik, parmakların uçlarında hissedilen gerginlik, o tuhaf ürperti. Niçin saldırmıyor? diye düşündü. Sadece izliyordu adam sadece bakıyordu. Kadın bunları düşünürken adam sanki hissetmiş gibi elini cübbesinin düğmelerine götürdü. Cwénhild buna izin vermemek için bir saldırı yaptı ama adam çok basit bir şekilde bu saldırıyı savuşturdu ve aynı anda da cübbesinin tek düğmesini açıp geri kalanlarını açmayarak üstündeki şeyi tek hamlede çıkarttı ve iğrenç bedenini kadının gözleri önüne sürdü.

Çürümüş gibi duran eti sanki bir ağacın dallarıyla bir araya getirilmiş ve dikenleriyle dikilmiş gibi duruyordu. Ağaç dalları damarlar gibi adamın bedenine yayılıyordu. Dalların etrafı yeşil bir boyayla boyanmış gibiydi. Bir insandan çok bir bitkiye benziyordu adam. Yeşil gözleri bir ağaç yaprağı kadar canlıydı. Adam asasını bir kenara attı. Hubert korkan adımlarla Cwénhild'in ayaklarının altına sığındı. Bitki adam derin bir nefes aldı. Göğsü gayet belirgin bir şekilde inip kalktı ve adam dışarıya nefesini verdi. Vermesiyle birlikte adamın ağzından bir mermi kadar hızlı ilerleyen tohumlar kadının üzerine doğru hücum etmeye başladı. Karşısındaki iğrenç manzaraya dalan Cwénhild bu mermileri durduracak kalkanı yapabilecek kadar zamanı olmadığını fark etti ve koşmaya başladı. Bir rafın arkasına sığındı. Mermiler havada yön değiştirdiler ve kadını kovalamaya devam ettiler. İki rafın oluşturduğu bir koridorda üzerine doğru gelen mermilerden kaçıyordu. Asasını salladı ve raflardaki kitapları düşürmeye başladı. Mermi tohumlar, önlerine çıkan kitapları deldiler geçtiler. Kimisi kalın kitaplara saplanıp düştüler. Kadın, en sonunda rafın sonuna geldi ve rafı devirerek bütün mermilerin orada kaldığından emin oldu. Hubert tüm bu koşuşturmadan nefes nefese kalmıştı. Ayrıca düşen ve parçalanan her kitap ev cinini üzüyordu. Lakin hayatlarının söz konusu olduğu şu anda bir kaç eski kitap Cwénhild'in hiç umurunda değildi. Saldırı sırası şimdi ona geçmişti. Az önce ağzından tohum mermiler fırlatan adam biraz sersemlemiş duruyordu. Bir bitkiyi nasıl öldürebilirdi? Yakarak diye düşündü. Sırtını dayadığı rafın arkasından çıktı ve "Flagrante!" diye haykırdı. Adam üzerine gelen laneti koluyla karşıladı. Kolu tutuşur tutuşmaz acıyla bağırdı. Lakin daha sonra kolunun ve ellerinin içinden yeni dallar fışkırdı. Çıkan her dal adamın acıyla kıvranmasına sebep oluyordu. Çıkan dallar yanmakta olan ateşi üstlerine aldılar ve kırılarak koldan düşüp adamın bir nevi sönmesini sağladılar. Yeşil gözler eskisinden daha öfkeli duruyorlardı. Adam az önce yanan kolunu yumruk yaptı. Cwénhild bir büyüyü daha hazırlıyordu ki adam elini yere vurdu ve bütün kitabevi bir anda sallandı. Sonra adam tekrar vurdu, tekrar sallandı. Minik bir deprem oluyor gibiydi. Avizeler sallanıyor, kitaplar düşüyor ve pencereler şangırdıyordu. Üçüncü vuruşuyla adam elini yerin resmen içine soktu. Bununla birlikte büyük bir çığlık kopardı. "Nehirlerimizi bulamayacaksınız! Her şey buraya gömülecek, sırlar açığa çıkamayacak!" Yer, büyük bir gürültü ile sallandı. Az önceki depremler bunun yanında minyatür kalıyordu. Problem sadece deprem değildi. Adamın elini soktuğu yerden başlayarak koca ağaç kökleri baş vermeye başladı. Mekanın her yerine dağılan ve bir kısmı Cwénhild'in üzerine gelen kökler. Bir şey yapmazsa bütün mekan, hatta bütün sokak yerin dibine çökecekti. Adama doğru büyü atmak için atıldı ama adam yoktu, kendini bir tür tohumun içine hapsetmişti. Yakmak zorundaydı. Bütün bitkileri yakmak zorundaydı. Derin bir nefes aldı, duruşunu sallanan bu mekanda olabildiğince sabitlemeye çalıştı. "Hubert yanımdan ayrılma sakın." Cin kadının ayakları arasına girdi ve kadının bileklerine sarıldı. Kadın asasını kaldırdı ve büyülü sözleri fısıldadı. "Furiaflamma!" Kocaman bir aslan kadının asasının ucundan fırlayarak hayat buldu. Aslanın her yeri ateştendi. Yeleleri ve pençeleri, kükreyişi ve duruşu. Muazzam sıcaklıkta, yakıcı yok edici bir ateş. Kadın asasını döndürdü ve aslan dans etmeye başladı. Bütün kitabevinin etrafında döndü, bütün kökleri yok etti. Bina sallanmaya devam ediyor, çöken tavandan düşen taş parçaları sağa sola düşmeye devam ediyordu. Aslan döndükçe döndü. Her yer bir ateş çemberi içine alınmıştı. Cwénhild başka hiç bir şey göremiyordu. Sadece ateş görüyor, ateşi hissediyordu. Kendisini tohumun içine alan adam çoktan yanıp kül olmuştu. Lakin toprak daha fazla dayanamadı. Her şey bir anda kayıp gitti. Ateş, kökler ve Cwénhild. Hepsi yerin altına çekildi. Kafasının üstüne düşen koca taş parçasını son anda fark edip başını elleriyle koruyabildi Cwénhild ancak bu yeterli olmamıştı. Zira gözleri kapanmadan önce gördüğü tek şey o taş parçası olmuştu.

19 Kasım 1854 - 16:14 St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi

Gözlerini açtığında bulanıklaşan görüşü daha düzelmeden hastanelerin o iğrenç ilaç kokusu burnuna dolmuştu. Bu koku onu öksürtmüş böylece yanındaki arkadaşı, Gwyndolin, kadının uyandığını fark edip büyük bir neşe çığlığı atıp kadının başına dikilmişti. Kadının güzel gözleri ve siyah saçları uyanınca görmeye alışkın olmadığı ama gördüğü için memnun olduğu bir manzaraydı. Gwyndolin yavaşça doğrulttu Cwénhild'i. Vücudundaki her kas uyuşmuştu ve sırtında muazzam bir acı hissediyordu. "Su." diye inledi kızıl saçlı kadın. Gwyndolin bir bardağa su koyup içirdi arkadaşına. "Ben gidip şifacılara haber vereyim." dedi Gwyndolin ve kalkıp uzaklaştı. Ne olduğunu hayal meyal hatırlıyordu. Başı bir kayaya çarpmış gibi ağrıyordu. Öyle de olmuş denebilirdi. Vücudunun sağında solunda, orasında burasında minik, çok ciddi olmayan yanıklar vardı. Hepsinin üzerine merhem sürülmüştü ve sargı bezleriyle dikkatlice kapatılmıştı. Elini yüzüne götürdü, bir kaç yerde bant olduğunu hissetti. Bantların altındaki çizikleri bir kaç gün sonra bantlar kaldırılana kadar görmeyecekti. Gwyndolin bir şifacı ve Thomas ile birlikte odaya geri döndü. Şifacı bir takım kontroller yaptı, içmesi gereken ilaçları yazdı ve odadan çıktı. Thomas lafa girdi. "Bizi korkuttun orada, yandın gittin zannettik. Ama o ev cini kaza kaza çıkardı seni dışarı. " Bir sigarayı dudaklarına götürdü ancak Gwyndolin'in korkunç bakışlarını üzerinde hissettiğinde uslu bir çocuk gibi sigarayı paketine, paketi de cebine geri koydu. "Yakaladık mı adamları, neymiş anahtar falan?" diye sordu Cwénhild. Ses telleri uzun zamandan sonra konuşmaya yeni yeni alışıyordu. "Anahtar, o gizli kapı falan hepsi yandı gitti. Zaten gerekte kalmadı onlara. Winston ile kovaladığımız herife Veritaserum'u verince çok güzel öttü. Adamlar baya bildiğin örgüt çıktı. Antik bir druid örgütü mü ne. Kent tarafında bir yerde, beş tane nehrin birleştiği bir yere bir sunak kurmuşlar. Her yirmi bir yarım ayda bir tane kurban verip bütün nehirleri o kanla besliyorlarmış. Daha sonra o nehrin sularından içip kendilerini senin dövüştüğün o garip ağaç-bitki karışımı şeylere dönüştürüyorlarmış. Etleri kopartıp yerine yetiştirdikleri sihirli ağaçlardan dikiyormuş herifler! Öldürülen adam onlardan biriymiş, herif dönüşmek istememiş, kafasını kesmişler. Baskını görmeliydin Cwénhild. Hepsinin kökünü kuruttuk. Yirmi yirmi beş tane adam yolladık kızım Azkaban'a!" Adamın sesindeki heyecanı odadaki herkes yakalayabilmişti. Cwénhild doğruldu. "Thomas, Hubert nerede? Ev cini?"

"Büyü yaptı Cwén. Nerede olduğunu biliyorsun."

Son.