İngiltere Büyücedünyası > Seherbaz Büro
FB - Eyvahlar olsun!
Nora Gray:
Yaz mevsiminin en sıcak ayıydı Ağustos. Genç kadın yatağından kalktı ve her gün yaptığı gibi geceliğinin üzerine çikolata kahverengisi renklerinden oluşan kenarları dantelli sabahlığını geçirdi. Askıdan aldığı sabahlığın hemen yanında bulunan yine aynı renkte ve tüylü terliklerini ayağına geçirdi. Üzerinde bulunan ponponları sevmese de renginden dolayı bu terlikleri seviyordu. Banyoya ilerlerken eski döşemelere sürten ayakları tüm odayı kaplamıştı ve aşağıda ki dairede oturan ev sahibinin gıcık olmasına neden oluyordu. Genç cadının sürekli kaldığı bir ev olmadığı için her seferinde bam başka insanlarla tanışıyordu. Aşağı ki daireden gelen sese aldırış etmedi ve banyoya gitti. Ev sahibi büyük olasılıkla terliklerin çıkardığı sesten yine hoşlanmamış ve eline kaptığı süpürge sapı ile tavanı yokluyordu. Nora sıcak suyun musluğunu açtı ve küvetin dolmasını bekledi. Saçlarındaki bigudileri vücudunu rahatlatmak için girdiği girdiği sudan sonra çıkaracaktı. Üzerindeki sabahlığı ve geceliği çıkardıktan sonra ayağını kaldırdı ve küvetteki suya değdirdi. Sıcak suyun ısısı tüm vücudunu sararken suyun iyi olduğuna kanat germiş ve küvetin içine uzanmıştı. Bir kaç dakikalık sıcak suyun keyfini çıkardıktan sonra eline aldığı tarçın özlü sabun ve lifi vücudunda gezdirdi. Banyo yaparken çiçeksi kokulardansa daha yoğun olan tarçın, çikolata kokularını tercih ederdi kumral cadı.
Koyu lacivert eteğinin üzerine giydiği mine rengindeki gömleğinin düğmelerini iliklerken yatağının hemen sol köşesinde duran tuvalet aynasının başına geçti. Siyah renkli ve üzeri tüylü bir kabı eline aldı açtığında ise gümüş bir kolye içindeydi. Kolyeyi içinden çıkardı ve boynuna takmaya çalıştı.Bu annesinin ona küçükken verdiği kolyeydi ve kaybetmeye korktuğu için onu her zaman bu gibi kapaklı kapların içinde taşırdı. Kısa bir uğraştan sonra ucunda küçük bir kalp olan kolyesini en sonunda takmıştı, Küçük kolyenin üzerinde tek bir şey yazıyordu. I Miss You *Seni Özledim* Annesi ona bu kolyeyi verirken zor da olsa kızının ajanlığını kabul etmiş göreve gidip geldikten sonra ilk dediği şey seni özledim olduğuydu ve bunu her zaman hatırlaması için ona böyle bir kolye yaptırmıştı o da annesiyle bu anısını her zaman boynunda taşıyordu. Saçlarındaki bigudileri tek tek çözdükten sonra onlara şekil verdi. Daha sonra da hemen masanın üzerinde duran makyaj malzemeleri dolu sandığı açtı ve içinde bordo renkli rujunu çıkardı. Kırmızının en koyu tonu olan bu renk onun favorisiydi. Rujunu da sürdükten sonra siyah renkli topuklu ayakkabısını giydi. Şimdi eski döşemelerde sürtünme sesi değil de takırtı sesleri çıkıyordu. Dün aklındaki şeyi yapmak için kapıyı açtı fakat karşısında gördüğü şey ev sahibiydi. Kadın elleri belinde ona bakıyordu. "Ah kira öyle değil mi" dedi elli, elli beş yaşlarında, siyah saçlarının birkaç tutamı ak düşmüş kadın başını evet anlamında salladı. "Ah" diye bir ses duyuldu genç cadıdan "Hatırlattığınız iyi oldu Bayan Petunya, çantamı içeride unutuyordu üstelik anahtarlarda içinde" dedi ve içeri girip askıda duran eteği rengindeki çantasını aldı. İçinden bir miktar para çıkardıktan sonra kadına uzattı, kadın hiç çekinmeden parayı aldı ve hiç bir şey demeden oradan uzaklaştı. Nora evin kapısını kilitledikten sonra dışarı çıktı. Akşam gazetede gördüğü haberden sonra yüzünde muzip bir gülümseme oluşmuştu, eski bir tanıdığını görmüştü gazetede şimdi onun yanına gidecekti. Bakanlığa gitmek için yürümeye karar verdi lakin bakanlık buradan pek fazla uzak değildi.
Bakanlıktan içeri girdiğinde etrafta koşuşturan cadı/büyücüleri gördü. Kendisi de burada sadece bir kaç sene çalışmış daha sonra ajanlığa geçmişti gerçi hala seherbazlık bürosuna bağlıydı. Bakanlığı eski, gıcırdayan asansörüne bindi ve yanında bulunan cin cücesine yüzünü buruşturur gibi baktı. "Seherbazlık bürosu, ikinci kata" dedi. Bir kaç saniye ona bir kaç dakika gibi gelmişti bu rutubet kokan yerde. Seherbazlık bürosuna geldiğinde ortamın daha hareketli olduğunu görebiliyordu. Ellerinde dosya dolusu çalışanlar bir oradan bir oraya koşuştururken sorgu için götürülen cadı ve büyücülerin yanında ki seherbazlar ise gözlerini zanlılardan ayırmıyorlardı. Genç cadı koridorda yürümeye başladı ayakkabıları mermer zemini döverken çıkardığı sese aldırış etmeden baş seherbazın odasının önünde durdu. Kapısını yavaşça çaldıktan sonra biraz araladı."Bay d'Ibelin gelebilir miyim"dedi içeriye küçük bir bakış atarken.
Balian d'Ibelin:
Yine aynı sabaha, aynı saatte uyanmıştı. Farklı bir Balian yoktu tabi ama işinde aldığı beklenmedik terfi, birkaç gündür yeniden düşünmesini sağlamıştı hayatıyla alakalı. Mesleğiyle alakalı sorumlulukları ve kendisinden beklentiler artmıştı. Yatağın kenarına oturup gerinirken zihninde belirdi bu sorumluluklar. Önceki seherbaz generali birçok bitmemiş dosyayı gerisinde bırakıp gitmişti. Bunları aklının en ön sıralarına, daha sonra ilgilenmek üzere, kazıdı. Kahvaltı etme huyu olmadığından, bir hafta öncesinde yenilediği giysi dolabının önünde aldı soluğu. Kızının ve Milla'nın önerisi ile seherbaz generali mevkisine yakışır giyinmeye karar vermişti. Başka bu öneriye kızsada en sonunda kendisini her zaman gittiği, ölçülerini bilen takım mağazasının önünde bulmuştu. Zihninde dolaşan bu anı ile gülümserken yatakta hala uyumakta olan Milla'ya kısa bir bakış attı. Bazen genç kadının gitmek istemesi yüzünden, ikna cabalarına girişmekten yorulsa da onunla birlikte olmaktan memnundu. Hemde hayatına uğurlu gelmiş, işinde yükselmişti. En azından Balian böyle yorumlamıştı bu durumu. Mesleği için adadığı yıllara ve tecrübesine fazla mütavazı davranıyordu.
Yeni olduğu için oldukça parlak duran takımına eskisinden farklı olarak, yelek eşlik ediyordu artık. Milla tanıdığı çok önemli iş adamlarının ve devlet büyüklerinin bu tarzda giyindiğini söyleyerek almasını söylemişti. Aynada kendisine bakarken gördüğü manzaradan oldukça memnundu. Ayrı bir hava katmıştı ceketinin içine giydiği yelek. Hemde baba yadigarı köstekli saatini koyacak daha güvenli bir cebi daha olmuştu. Evde yatan diğer üyeleri uyandırmamaya dikkat ederek aşağıya inip, vazgeçemediği sabah kahvesini hazırlamaya koyuldu. Arada çok nadirde olsa içtiği kuşburnu ve Lilith'in sevdiği böğürtlen çaylarının hemen yanındaydı kahvesi. Evde başka içen olmadığından geç bitiyor çoğu zaman bayatladığı için yeni paketini alıyordu. Çeşmeden kahve fincanına dolduğu suyu, Türk yapımı cezveye boşaltırken kapının eşiğinde onu izleyen bir çift gözü hissetti. Arkasını döndüğünde Lilith'in su içmek için kalktığını ve babasını yolcu etmek için beklediğini görecekti. Gülümseyen yüz ifadesiyle "Günaydın." diyerek işine devam etti. Daha birkaç gün önce on beş yaşına basan kızının bu kadar büyüdüğüne inanmakta güçlük çektiği bir dönemdeydi. Yakın zamanda bakanlıkta çırak olarak gireceği işin ne olduğunu konuşalıda çok olmamıştı. Seherbaz olmak istemesine şaşırmadı lakin, tekrar tekrar düşünmesi gerektiğini anlatan bir öğüt verme merasimi gerçekleşmeden bitmemişti o konuşma. Lilith başına buyruk bir genç kızdı. Sözlerine kulak asarmıydı emin değildi doğrusu. "Telefon kulübesini kullanacağım bugün. Bakanlığın içerisine cisimlenememem çok saçma." söylenirken baykuşun getirdiği gazeteyide eline alıp masasına geçti. "Adras amca ile görüştün mü baba?" soruyu gazetenin ilk sayfasında ki buyuceşura üyeleri hakkında ki haberi gören Lilith sormuştu. Kahvesinden aldığı yudumdan sonra "Daha görüşmedim kızım." diyerek cevap verdi. Aslında kafasını meşgul eden en büyük konuydu Adras. Ama kızına hissettirmemeyi seçiyordu. Daha yaşı böyle ailevi konular için küçüktü Balian'a göre. Sıkkın bir şekilde babasının yanına gelip, Balian'ın uzattığı yanağına bir öpücük kondurduktan sonra mutfağı terk etti genç cadı. Bu sıralar fazla atarlıydı.
Çok geçmeden kahvesini bitiren Balian, gazeteyi Milla'nın okuması için masanın üzerine katlayıp bıraktı. Asasını ceketinin iç cebine yerleştirirken pencereden sıcak havanın iyiden iyiye kendini gösterdiğini anlayarak yüzünü buruşturdu. Ilık ortamların adamıydı Balian, ne çok soğuğu severdi ne de çok sıcağı. Evinden çıktıktan sonra cisimlenmek yerine yürümeyi seçtiği telefon kulübesinin içine girdiğinde aceleci davranması gerekiyordu. Hem muggle hemde sıcaktan patlama tehlikesi vardı. İki eliyle sırasıyla ceketinin ceplerini, pantolonun ceplerini ve yine ceketinin ceplerini yokladı. İhtiyacı olan muggle parası ortalarda yoktu. Zihninden geçen lanetler eşliğinde kabinden çıktı. Ellerini beline koyarak etrafına bakındı. Tam o sırada yanından geçen bir muggleın ilginç bakışlarına maruz kalınca "Ne o hiç mi canı sıkkın insan görmedin?" diyerek çıkıştı. Muggle çatmak istemediğinden olsa gerek adımlarını hızlandırarak oradan uzaklaşmıştı. Balian'da sinirli ve çaresiz şekilde çıkan bir 'flop' sesiyle oradan kayboldu. Tuvaletleri kullanması gerekecekti.
Zorlu olmayan ama yinede meşakatli gelen yolculuk sonrası vardığı Bakanlığa girer girmez asansöre yöneldi. Cincüce çıraklıktan, baş seherbazlığa kadar yükselen Balian'ı tanıdığından, nereye gideceğini söylemesine gerek yoktu. Giydiği takımın içerisinde bunalmaya başlamışken duran asansörden inerek hızlı adımlarını direkt büroya yönlendirdi. Kapatması gereken yada büyüceşura hakimlerine göndermesi gereken dosyalarla ilgilenmesi gerekiyordu. Odasına vardığında ilk iş ceketinden ve yeleğinden kurtulmak olmuştu. Yelek fikrini bir kez daha gözden geçirmeliydi. Masasına oturup işlere gömüldüğünde, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaktı bile. Tıkladığını bile duymadığı kapı açılıp içeri girmek için izin isteyen tanıdık sima sayesinde başını kaldırabilmişti. Kapının aralığından bakan o yüzü hemen tanımıştı. "Gel tabi Nora." dedi elindeki dosyayı bırakıp ayağa kalkarken. Cadı topuklularından çıkan sesle birlikte içeri girip, kapıyı örttü yavasça. Daha sonra Balian'ın dikildiği masanın önüne kadar geldi. "Uzun zaman oldu. Bu ne hoş süpriz. " dedi gülümseyerek. Tokalaşmak için elini de uzatmayı ihmal etmedi. Nora ile asker olduğu dönemde tanışmıştı. Balian'a, biten evliliğinin ardından oldukça yardımı dokunmuştu. Tabi pek tatlı şekilde ayrıldıkları söylenemezdi. Bakanlıkta işe girdiğinden beri arada görüyordu. Odasına kadar geldiğini görmek şaşırtmıştı doğrusu.
Nora Gray:
Genç cadı kapının arkasından attığı bakışlarla odayı süzerken masanın hemen arkasında bulunan genç seherbaz başını dosyalardan kaldırıp içeri girmesini istemişti. Nora vücudunu dikleştirip yüzüne de güzel bir gülümseme koydu. Dudak kıvrımları yanlara doğru yayılıp beyaz dişlerini araladığığın da içeri girdi ve arkasından kapıyı kapattı. Genç seherbaz elinde ki dosyaları da diğer dosyalar gibi masasının üzerine bırakmıştı. Anlaşılan ondan önceki baş seherbaz ona çok fazla iş bırakmıştı. Bakışlarını odada gezdirirken masaya doğru yaklaştı. Siyah renkli topuklu ayakkabıları ahşap zemine vurarken çıkardığı ses şuanda odanın içindeki tek sesti. Kısa süre sonra genç seherbazın sesi duyulduğunda genç cadı sanki bir dostunu uzun zamandır görmemiş ve şimdi karşılaşıyorlar gibi baktı. Aslında bu doğruydu Nora ile uzan zamandır görüşmemişler ve bu terfi şeysi onun için bir bahane olmuştu. Genç cadı seherbazın elini ona doğru uzattığını görünce Nora da karşılık verdi ve küçük bir tokalaşmaktan sonra elini geri çekti. "Evet baya oldu" dedi daha sonra arkasındaki koltuğa baktı "Oturabilirim değil mi" dedi ve arkasında bulunan koltuğa oturdu. "Eee Balian sen misafirlerini böyle mi karşılıyorsun bir çay yada kahve ısmarlamayacak mısın" dedi ve güldü. Genç seherbazın yüzündeki şaşkınlığı görebiliyordu doğrusu gözlerinden okuduğu kadarıyla seni hangi rüzgar buraya getirdi der gibi bakıyordu. "Öyle dikilme hadi otur, benden çok misafir gibi duran sensin" dedi küçük bir gülümsemeyle. Balian koltuğuna geri otururken Nora sağ elindeki işaret parmağında bulunan ojenin küçük bir taşması sonucu bıraktığı kalıntıyla oynuyordu. Bakışlarını tekrardan genç seherbaza çevirdi. "Gerçi sende bu oda da yenisin daha ilk günden alışamayacağını biliyorum..." sözü kapının çalmasıyla yarım kalmıştı. İçeri giren çalışana bakışlarını çevirdiğinde çok genç bir çocuk olduğunu gördü. Stajyer falan olmalı diye düşündü koltuk altına koyduğu dosyaları ve elinde bulunan iki kahve bardağını dökmeden içeri getirmeye çalışıyordu. Kahve bardaklarını masaya koyduktan sonra şekeri genç cadıya uzattı. "Yo... sağ ol tatlım ben şeker kullanmıyorum" dedi ve genç çocuğa gülümsedi. "Şeker kilo aldırıyor ve ben işimden dolayı bu bedeni korumam gerekiyor" dedi ve güldü. Stajyer çocuk elindeki şekeri Balian'ın masasına bıraktıktan sonra hemen yanına da koltuk altına sıkıştırdığı dosyaları koydu ve geldiği gibi geri çıktı. Genç cadı bardağın içindeki çay kaşığını tabağının yanına koyduktan sonra kahveden bir yudum aldı. Sıcak sıvı boğazından aşağı kaydıkça ısısı tüm vücudunu sarıyordu. "Ne diyordum, gazeteye çıkmışsın ve seni gördüm terfini kutlamak için bir merhaba diyim dedim" elindeki bardağı hemen önünde bulunan küçük masaya koyarken.
Elli altı senesinde genç cadı ailevi psikolojisi yüzünden ailesinden uzaklaşmak için ve kendini geliştirmek için askeriye'ye başvuru yapmıştı. Girdiği sınavları da kazanan genç cadı yirmi yaşında askeriye'ye başlamıştı. Her daim disiplinli olmayı öğrenmişti orada ve şimdi kullandığı yeteneklerinin çoğunu orada öğrenmişti. Askeriye de geçirdiği seneler boyunca kendisini sıkıca eğitmiş ve yüz başı rütbesine kadar gelmişti. Askeriyede İngiltere ile müttefik olan bir çok ülkeden insan vardı ve Fransızlar da bunlardan biriydi. Karşısındaki adam ile bu sayeden tanışmışlardı hani Muggleların bir sözü vardı askerlik arkadaşım diye ha işte aynı onun gibiydiler. O zamanlar genç adamın büyücü olduğunu anladığında orada yalnız olmadığını öğrenmesi onu mutlu etmişti. Annesinin sırrını öğrendiğinde askerlik hayatına son vermiş ve bir ajan olmuştu. Kader yine bu genç adamı karşısına çıkarmıştı. İşinden dolayı Seherbazlık bürosuna bağlı olması genç adam ile karşılaşmasına neden oluyordu fakat daha henüz gidipte bir merhaba bile dememişti şimdiye kadar.
Balian d'Ibelin:
Geçen seneler hiç değiştirmemiş görünüyordu Nora'yı. Giyim tarzı, konuşma biçimi, etrafına yaydığı enerji hala aynıydı. Gençliğin verdiği o hoyratlıktan sıyrılmış gibiydi sadece, daha olgun bir havası vardı. Otuzlu yaşlara yaklaşması yakışmıştı hala hayatının baharını yaşayan cadıya. Görüşmeyeli neler yaptığını, onu ajan olmaya iten sebepleri içten içe merak etmişti. Ayırabileceği bu kısa zaman aralığında öğrenebilmeyi umdu. Gelen tebrik postalarına, meşgul olduğu için ancak ay sonu görüşebileceklerine dair sözler vermişti. Nora gibi çat kapı gelmemişlerdi onlar. Ama aklına gelen bir fikir, bu görüşmeyi bir işe çevirebileceğini düşündürdü.
Balian için eski günleri hatırlamak iyi gelmişti. Nora'yı görmek, eski anılarının depreşmesine sebep olmuştu. Daha az derdi ve sorumluluğu vardı o zamanlar. Şimdi, hayatına giren ölüm senaryoları ve tanıştığı yeni yüzler ile boğuşması gerekiyordu. Önüne yığılmış dosyalar da alışık olduğu bir manzara değildi tabi. Şu anlık o dosyaları bir kenara bırakarak ziyaretçisine kısa bir vakit ayıracaktı. Hiç ummadığı bir anda Nora'yı karşısında görmek şaşırtmıştı çiçeği burnunda Baş Seherbaz'ı. Öyle ki düşünemediği misafire ikram geleneğini, misafirin kendisi hatırlatmak zorunda kalmıştı."Öyle dikilme hadi otur, benden çok misafir gibi duran sensin" hafif bir tebessümle yerine geçmeden önce kahveleri odada bekleyen çalışana ''Jacop, iki sütlü kahve, çabuk olsun.'' dedi birkaç dakikaya hazır olacağını umarak. Koltuğuna geçtikten sonra cadının hiç değişmeyen iğneleyici cümlelerinden birisini duyacaktı. Haklı tarafı vardı tabi odaya daha tam alışabilmiş değildi. Yanıldığı konu, ilk günü değildi sadece Nora daha bugün duymuş olmalıydı atamaları. Cümlesini tamamlamadan gelen kahveler önlerine koyulurken, bahsettiği konudan uzaklaşan cadının hiç değişmeyen üslubuna da şahit olacaktı. Etrafındakilere takılmayı seviyordu. "Ne diyordum, gazeteye çıkmışsın ve seni gördüm terfini kutlamak için bir merhaba diyim dedim" Yüzündeki şaşkın tebessüm yerini düz bir ifadeye bırakmışken, duyduğu bu cümle ile yüzüne yayılan kibirli gülümsemeye engel olamadı. ''Teşekkür ederim biraz beklenmedik bir zamanda oldu bahsettiğin gibi alışmaya çalışıyorum. Tabi bu mevkinin sorumlulukları biraz daha farklı'' konuşurken masanın üzerindeki dosya yığınına hüzünlü bir bakış attı. ''Sende hiç değişmemişsin. Ordudaki o tuttuğunu koparan kız duruyor hala karşımda. Ama ne yalan söyleyeyim ajan olduğunu duyduğumda şaşırdım.'' merak ettiği konu hakkında üstü kapalı bir yorumda bulunmuştu. Belki ardında bıraktığı hikayeden bahsederdi azıcık. Daha birkaç saat önce evinde içtiği için kahve içmeye pek gönlü yoktu. Yine de, fincandan küçük bir yudum alarak dudaklarını ıslattı.
Nora Gray:
Dün akşam eve giderken küçük bir bayiden aldığı sihirbasını gazetesini okuma fırsatı ancak yine eve gittiğinde okuyabilmişti. Caddenin hemen köşesinde küçük bir kulübemsi gibi duran bayinin sahibi bir koftiydi. Muggle gazeteleri satıyordu fakat seherbazlar için de sihirbasını gazeteleri de elinde bulunuyordu. Genç cadının kaldığı eve yakın olduğu için çoğu gazetesini ortadan alıyordu. Kofti adam alışmıştı genç cadıya devamlı müşterisi gibi olmuştu üstelik. Eve gidip gazeteyi açıp okumuştu genç cadı ve ikinci sayfasında yeni atamaları gördü. Baş seherbaz, baş seherbaz yardımcısı ve büyücü şura baş hakimi üçünün de resmi vardı. Baş seherbaz olan adamı hemen tanımıştı, eh tabi o zamanlara göre Balian biraz kilo almıştı ve yaşının verdiği olgunlukların hepsi gözünün önündeydi. Genç seherbazı gazetede gördüğünde mutlu olmuştu doğrusu geçmişleri pek iç açıcı değildi ikilinin ama yinede geçmişte yaşanan güzel anıları da vardı.
Genç seherbaz konuşurken cadı fincanını dudaklarına getirdi ve küçük bir yudum aldı. Dudaklarında ki kırmızı ruj fincana belli belirsiz bir iz bırakmıştı. Karşısındaki adam sorumluluk hakkında sözlerini duyunca başını küçük bir evet anlamında salladı. Ne kadar yükselirsen sorumluluk o zaman artardı ve bu işler genç cadıya göre değildi. O yüzden seherbaz olmamayı seçememiş miydi zaten. Ajanlıktan önce yani daha karar vermemişken bakanlıkta ayak işlerini yapacak bir kaç sene harcamış daha sonra kendisine en uyan işe geçmişti ve bu da annesi sayesinde olmuştu. Üstelik ne kadar çok yükselirsen düşüşünde o kadar sert olurdu. Balian'ın kendisi ile ilgili sözlerini duyunca gülümsedi. Elindeki fincanı tekrardan masanın üzerine koyduğunda "Sende birazcık kilo almışsın" dedi sağ eliyle işaret ve baş parmağını bir birine yakınlaştırıp. Daha sonra Balian'ın sözlerine karşılık "Askeriyeyi bırakmak zor oldu doğrusu pek ayrılmak istemedim ama sivil bir hayatta yaşamak istiyordum" dedi genç cadı. Balian'ın askerlikten ayrılıp neden ajan olduğunu merak ettiğini anlamıştı. "Daha sonra hangi mesleği yapacağıma karar veremedim bakanlıkta bir iş buldum ve evet ayak işleri dosya getir götür, çay getir götür vesayre ama ben böyle işleri yapamayacağımı biliyorsun" dedi ve genç adamın onaylamasını görmek için biraz bekledi. "Senin gibi bir seherbaz olmayı düşünmedim değil ama bütün gün bakanlığın gönderisini uygulayamam ve neticede tada bakanlığa bağlı ajan oldu hem adrenelin hem de serbestlik" dedi ve kuruyan boğazını ıslatmak için kahvesinden bir yudum daha aldı. "Peki ya sen, sen nasıl oldu da bir seherbaz olmaya karar verdin ve şimdi buradasın" diye sordu genç adama.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git