Npc Cadı:Lilith d'Ibelin
İnsan istemeden kötü birisi olabilir miydi ? Anılarından aldığı güç ile kendisini en tepeden, yerin dibindeki bir mağaraya hapsedebilirdi bile. Adının kaderi olduğunu düşünürdü Lilith, çocukluğunda annesine yaptığı o şeyin başka bir izahı olamazdı. Rüyalarına giren, bir gece yarısı onu kan ter içinde uyandıran ve zihninde tekrarlanan o sahneler rahat bırakmıyordu asla onu.
31 Temmuz 1855, Kore
Oturduğu iki kişilik yatağın yatağın bir köşesinde telaşla etrafa dağılan kıyafetleri toplamaya çalışan annesine bakıyordu küçük kız. Kahvaltı yapmak üzere indikleri otel merdivenlerinden, lobiye indikleri anda annesinin telaşlı sesiyle, kendi dilinde "Buradan gitmemiz lazım." dediğini duydu. Her ne gördüyse genç cadıyı epeyce telaşlandıracak ve korkutacak bir şey olmalıydı ki kadının yüzü buz kesmişti. Küçük cadı Lilith ise annesinin bu hallerini meraklı ve korkmuş gözlerle izlemekten başka bir şey yapamıyordu. Zaten konuşmayı yada aşırı tepkiler vermeyi seven bir çocuk değildi. Ama minik kalbinin hızlı atmasına ve vücuduna korku yüklü duygular yaymasına engel olamıyordu.
Bugün doğum günüydü üstelik. Babası ve annesi ile beraber kutlamayı severdi. Çikolatalı pastaya bayılıyordu ve babası işten gelirken yolunun üzerinde bulunduğunu söylediği bir pastahaneden mutlaka alırdı. Tabi geçmişte yaşanılan bu güzel anılar, boşanmalarından sonra yerini günde iki defa ayrı ayrı kutlanan sevimsiz ve minik doğum günü partilerine bırakmıştı yerini. Önce babasıyla, birkaç gün sonrada annesiyle kutluyordu. Tek kazancı fazladan çikolatalı pastaydı ama Lilith üçünün birlikte olduğu, kendisine sadece bir dilim pasta düşen o eğlenceli günleri geri istiyordu.
Mutlu mesut çıkılan otel odasına, kolundan çekiştirilerek ve tam çözemediği birkaç Korece cümle eşliğinde geri dönmüştü. Hae Soo, etrafa yayılan gecelikleri ve dünden kalan günlük giysileri gelişigüzel şekilde valize tıkıştırmaya çalışmaya başlamıştı. Annesinin korktuğunu ve kaçmaya çalıştığını anlamıştı ama bunun nedenini bilmiyordu küçük cadı. Huzursuzca az önce annesinin sıkıca tuttuğu kolunun acıyan yerlerini eliyle ovuşturuyordu. Cadı en sonunda, odanın ortasında duran çift kişilik yatağın kenarına oturdu. Çaresizlik ve korku beden diline yansıyordu "Kahretsin, yaptığım büyüyü bozdu." ağlamakli bir ses tonuyla mırıldanırken elleri dağılan saçlarını geriye doğru atmıştı. Her neyden kaçıyorsa, çoktan onu bulmuş olmalıydı. Lilith, "Ne oldu anne ? " diye sordu sonunda, asasıyla yapabileceği toparlanma büyüsü yerine oradan oraya koşuşturmayı tercih eden kadın nefes nefese kalmıştı, sanki orada olduğunu unuttuğu kızının sorusunu duyunca başını küçük cadıya çevirdi. Yatağın kenarından kalkıp, kapının eşiğinde bekleyen Lilith'in yanına gitti aceleci adımlarla. Kızının gözlerine bakabilmek için dizlerinin üzerine oturdu, annesinin gözlerinde gördüğü şey korkudan çok kararlılıktı sanki. Birden değişmişti kadın, sanki vermesi gereken doğru bir kararı verebilmişti. "Şimdi seninle bir oyun oynayacağız." konuşmaya başlarken Lilith'in omuzlarından tuttu ve yaşların düşmek üzere olduğu bakışları kızına sabitledi Hae Soo "Saklambaçı biliyorsun değil mi ? Babanla oynardınız hep." ve birkaç damla ardı ardına kadının çenesine doğru süzüldü, çocuk oyun oynamak isteyen annesinin neden ağladığını anlamamıştı. "Birazdan buraya gelen bazı adamlar olacak, oyunumuza onlarda ortak. Ama senin şuradaki..." parmağı yatağın yanında duran tüm duvarı kaplayan giysi dolabını işaret ediyordu "dolaba saklanmanı istiyorum. Senin burada olduğunu bilmiyorlar, yani seni bulamazlar. O yüzden bu oyunu kazanmamız sana bağlı, asla ama asla çıkma oradan." kadın sözlerini bitirdiğinde kızına sıkıca sarıldı. Lilith, saklambaç oyununu da çikolatalı pastayı sevdiği kadar severdi. Aklına babasının onlara bir sürpriz yapabileceği gelmişti annesinin cümlelerini duyduktan sonra. Yüzüne yayılan geniş bir gülümseme ile "Tamam anneciğim." dedi, sevinçle olduğu yerde zıplıyordu. Kızının mutlu ve heyecanlı haline, gözünden durmadan yaşlar akarken, gülümsedi Hae Soo. "Sakın unutma, annen seni çok seviyor ve hep sevecek." yeniden ayağa kalktıktan sonra elinden tuttuğu kızını, içinde saklanacağı dolaba kadar götürdü. Lilith, küçük bedenini soktuğu karanlıkta huzursuz görününce annesi ona, asasının yardımıyla yarattığı küçük bir lamba gibi parıldayan gül dalı verdi. Lilith annesinin yaptığı büyülere hayrandı, büyüdüğünde onun gibi bir cadı olmak istiyordu. Ona uzatılan dalı nazikçe eline aldı . Hae Soo,"Seni seviyorum tatlım." dedikten sonra, kendisine heyecanlı ve saf bir gülümsemeyle bakan kızının alnına bir öpücük kondurdu ve dolabın kapağını kapattı. Lilith bir süre sonra annesinin yeni büyüler yaptığını duyacaktı. Kıkırdadı kendi kendine ve 'Annem gibi bende büyü yapmak istiyorum.' diye düşündü. Cadının daha kendine ait bir asası yoktu tabi, büyü yapmayı öğrenmesine iki senesi vardı zaten. Biraz bekleyiş o kadar sessiz geçmişti ki Lilith sıkılmaya başlamıştı olduğu yerde. Ayağı da uyuşmuştu üzerine oturmaktan. Dolabın tam kapanmayan kapılarının bitiştiği yerdeki aralıktan odada bir hareketliliğin olduğunu, annesinin yalnız olmadığı saklambaş oynayan diğer adamlarında odada olduğunu anlamıştı. Ama tek bir ses bile duyamıyordu. Sonra, küçük cadının daha önce hiç görmediği bir olay yaşandı; annesinin yüzü olduğunu seçtiği bir beden tam dolabın kapısının önünde dikilirken, dolabın içinden bile açıkça belli olacak bir yeşil ışık patlaması tüm odayı aydınlatacak. Gül dalındaki tüm ışık solmuş, Lilith karanlıkta kalmıştı. Yakalanma korkusuyla endişeli bakışlar atarken, kendisini dolabın içinde tutmaya çalışıyordu son ana kadar. Ama birden yüzüne vuran aydınlık, dolabın kapaklarının açıldığına işaretti. Bir avuç adam, dolapta saklanan küçük cadıyı bulmuşlardı. Lilith,yakalanmış olmanın verdiği suçluluk duygusuyla konuşacaktı.
"Yakalanmamış gibi yapsak olmaz mı? Babam gelince, annem de mutlu olur."
15 Temmuz 1860
Lilith sorgu odasında bir suçlunun dosyasını incelerken içeriye gelen bay Rosier'i görünce şaşırdı. Babasının arkadaşı olduğundan adamı tanıyordu, ama çekindiğinden hiç sohbet etme yada onu göreve götürmesini isteme gibi bir istekte bulunamamıştı. Adamı bir anda karşısında görünce afalladı. "Merhaba bay Bartemius." dedi başıyla selam verirken, büyücünün tecrübelerini biliyordu. Ondan öğreneceği çokça şey olduğunun da farkında olduğundan ona olan saygısı çok fazlaydı. Ama ters giden bir şeylerin olduğunu adamın yüzündeki düşünceli ifadeden anlamak mümkündü. Selamına karşılık verdikten sonra, annesiyle alakalı sorular sordu. Kadının ölümünü merak etmişti belli ki ama ansızın gelen bu sorular karşısında iyice afallamıştı Lilith. Annesinin ölümünde parmağının olduğunu mu biliyordu yoksa ? Sonra zihniyle oynanıyormuş gibi hissetti, birileri anılarını dürtüyordu. Yaşadığı afallama ve şaşkınlık yüzünden müdahale edemeden kendisini o iğrenç anının içinde buldu; annesi kanlar içinde ölmek üzereyken, kendisi geniş bir gülümseme ile bu anı izliyordu ve mutluydu. Kadını intihara sürüklemişti ve bunu isteyerek yapmıştı. Annesinin ölümünden zevk alır gibi bir halinin olması, şimdiki Lilith'i iğrendiriyordu. Sonra hatırladı, bunları gören ve yaşayan ikinci bir zihin vardı şu anda. Bay Rosier, zihinfend büyüsünü biliyor olmalıydı. Lilith daha fazla buna izin vermemek için, kendisinde uzun zamandır kullanabildiği zihinbend büyüsünü kullandı. Anıları saklı kalmalıydı.
Kendisini yeniden sorgu odasındaki sandalyesinde bulduğunda, nefes nefeseydi. Anının yükü ağır gelmişti ve altında ezilmişti resmen. Korkak bakışları , ona kararlı bir şekilde karşılık veren bay Rosier'in ile buluştu. "Neden bunu yaptınız? " diye sordu ilk önce daha sonrada "Nasıl? " sorusunu ekledi. Nereden aklına gelmişti Lilith'in, tamda bu anısını kontrol etme fikri ? En çokta babasının bu konuyla alakası olup olmadığını merak ediyordu. En büyük korkusu gerçekleşebilirdi. Babası onu terk ederse yaşayamazdı.