[justify]
"Baba artık mezun olacağım, farkındasın değil mi? Yani benim için bu denli endişelenmene gerek yok. Başımın çaresine bakabilecek yaştayım ya hani." derken göz deviriyordu Diana. Hala Hogwarts'taki ilk yılı gibi inatla tren istasyonuna bırakıldığına inanamıyordu. Bir şeyleri kendi başına halletmek istiyordu zira yıllardır tepesine sinsi bir baykuş gibi tüneyen ailesi onu kendi ayaklarının üzerine özgüvenle durabilecek doğrultuda yetiştirmeye çalışmıyor muydu? Peki ya niçin yapmak istediklerinin tam zıttını gerçekleştirerek çelişkiye düşüyor; dolaylı yoldan genç cadının da özgüveninin sekteye uğramasına sebep olacak hamlelerde bulunuyorlardı?
Son yıl için büyük bir sabırsızlıkla hazırlanacağını düşünmüştü tüm yaz boyunca Diana. Öyle olmadı. Bilinmezliğin, okul bittikten sonra ne yöne savrulacağının endişesi vücudunu başlı başına örterken yine de bu endişeyi bir halının altına süpürdüğüne dair güvence de sunmaya çalışıyordu kendisine. Üstüne üstlük alışkanlıklarının dışına çıkmaktan da korkuyor, bilhassa ailesinden çok gördüğü insanlarla arasındaki etkileşimin giderek azalacağı dehşetine kendisini kaptırıyordu. Ara ara zihnini kurcalayan problemlerden bir kaçış yolu olarak ok atmaya ya da at binmeye gidiyordu ancak bunu okulda yapamazdı. Önceki yıllarında pek bir haylaz, gücü kabalıkta aramaya çalışıp sonrasında kendisini vicdanen dürtükleyecek hareketlerde de bulunmuştu Hogwarts sınırları içerisinde. Yaşamından silmek istediği ergenlik yaşları şimdi erginliğe eriştiği için pek bir memnundu. Bundan dolayı son yılını keyfini çıkaracak bir biçimde geçirmek istiyordu. Arkadaşlarıyla -gerçek arkadaşlarıyla- bulunduğu anın keyfini çıkararak, bir daha içerisinde var olduğu anın geri gelmeyeceğini düşünerek, ayarı kaçmayan haylazlıklar ve bilgelikler ile dolu bir yıl... Aklının bir köşesini kurcalayan sorumluluklardan kaçmak belki korkakça gelebilirdi fakat gündemde olan sarsıcı politik problemler cesaretinin fitili ateşlerken bir yandan da bilinmezliğin oluşturduğu anksiyete ayaklarındaki kuvveti kesmeye yetiyordu. Bu noktada sığınacağı şey ne olacaktı? Yine ansızın yatağında uyanıp gizlice dışarıya mı kaçmaya çalışacaktı? Belki de ortak salonun ortasına bir dart tahtası koyulmalıydı.
Babasına veda ettikten sonra trene bindi. Yeterince geç kalmıştı. Yakın arkadaşlarının hiçbirisini trenin dışında görememişti, muhtemelen hepsi eşyalarını arka vagonlara verdikten sonra kompartımanlara yerleşmişlerdi. İşin sıkıcı yanı, tanıdığı bir sima bulmak umuduyla tüm koltukları gezmek olacaktı. İçeriye adım attı, bir kompartıman geçti. Kimseyi göremedi. İki, üç, dört derken nihayet oturdu boş bulduğu bir tanesine. Oturması ile aşina olduğu o yüzle karşılaşması bir oldu: Samuel. Kapıyı nazikçe açıp yanına gelirken samimiyetini biraz geride tutmaya çalışarak
"Selam." demekle yetindi Diana. Diagon yolundaki yarıştan sonra hiç görüşmemişler, mektuplaşmamışlardı. Kendisini, korkularını en çıplak halde Samuel'e sunmadığı için biraz kırılmış hissediyordu. Şimdiye dek, yakın çevresinde olan bir kimse de dahil olmak üzere neyden, niçin korktuğunu anlatmamıştı. Zihninin perdesini aralamamış, bunların gün yüzüne çıkmasının uğursuzluk getireceğine inanmıştı. Dillendirmemek, nedenleri birer virgülle sıralamamak için bir nevi köşe bucak kaçıyordu Samuel'dan. Onunla muhakkak yalnız kalacaktı, söylenmeyenler muhakkak cümlelere dökülecekti biliyordu fakat tüm bunlar şimdilik biraz bekleyebilirdi. Belki unutulurdu ve şu anda da hissettiği açıklama gereksinimi karanlık bir boşlukta silinip kaybolurdu. Tüm bunları ölçüp biçerken büyücü çocuğun yanına oturmayı denedi, Diagon yolunda olanlardan hiç bahsetmedi. Merlin'in sakalı bin yaşamalı ki, Samuel da bu konuyu hiç açma hamlesinde bulunmamıştı. Aralarına kısa aralıklarla yerleşen sessizlik nihayet trenin dolu sesiyle bölündüğünde kapı da şiddetli bir gürültüyle açıldı. Clayton ve Edward, arkadaşlarını kendilerine eşlik etmeleri konusunda ikna etme çabalarına girmişken Diana saçını kulağının arkasına sıkıştırarak baktı. Ortamın nabzını ölçüyordu biraz da. Üç erkeğin pek ala ailelerinden ayrı kalmanın özgürlükleriyle bütünleştirecekleri bel altı konuşmalara maruz kalmak istemiyor, pis bir bataklığın ortasına düşmüş hissiyatına kapılmak istemiyordu.
"Beyler!" diye gülümsedi mahcup bir ifadeyle, selam verdi her ikisine de. Samuel yanından kalkarken bilhassa diğer iki erkekten onu ayırarak
"Görüşürüz Samu." dedi sakince. Kapı kapanana dek ardından baktı.
Chandler ve Judith'in olduğu kompartımanda tüm yolculuğunu geçirirken ara ara uyuklamış, ara ara da ikizler arasında geçen sözlü didişmelere göğüs gererek ortamı yumuşatmaya çalışmıştı. Judith'i çok seviyordu, zira cadı hem oda arkadaşı hem de en yakın dostlarından birisiydi. Fakat Chandler, Judith'e kıyasla Diana'nın uslanmaz yanını daha çok açığa çıkarıyordu. Daha deli doluydu bir kere. Judith'in dik duruşu ve sorumluluk bilincine inat her ikisi birer parlayan yıldızlar takımı olarak sırt sırta bir fotoğraf kalesinde yer alabilirlerdi. Hogwarts'a vardıklarında dahi Chandler enerjisini kaybetmemişken ikizinin dinmek bilmeyen konuşmalarına yorulmuştu Judith. Öyle ki son dakika zavallı çocuğu kompartımandan bile kovmuştu. Diana ise tüm bu esnada sessizliğini korumuş, cadının hiddetinin dinmesini beklerken dilsiz bir kuşa dönüşmüştü. Büyük Salon'a girerken
"Sence de çok üzerine gitmiyor musun?" diyerek kaşlarını yukarıya kaldırmıştı. Dikkati Judith'in üzerindeydi. Bazen her ikisi arasındaki farklılığın onları tek bir rahme götürdüğünü hatırlatmaya çalışıyordu.
"Yani Chandler işte, biliyorsun. Her zaman böyleydi. Her zaman kendisine yersiz anlarda yükselir o. Ne var bağırarak şarkı söylemeye çalıştıysa?" derken cümlesi yarıda kesildi. Gözü Samuel'e takılmıştı. Sahi, o kadar hararetli ve pür dikkat kesilmişti ki Judith ile konuşmaya, karın açlığını dahi unutmuştu. Büyük Salon'da bir ziyafet çekmeyi dört gözle beklediği ana varmış olmasına rağmen masalara göz gezdirmek aklının ucundan geçmemişti.
"Ayrıca üçüncü sınıf o çocuğun yazın deneyimlediğin ilişkiler ile ilgilendiğini zannetmiyorum Judie. Chandler'ı uyaracağım." diyerek konuyu kapatmaya çalıştı. İşte, Samuel yanına geliyordu. Bekletildiği hakkında bir şeyler söylediğinde Diana
"Ne zaman bir hanım efendiyi beklemekten şikayet eder oldunuz Bay Boleyn?" diye gülümsedi. Muzur bir ifade vardı suratında. Arkadaşına karşı duyduğu çekimi bu defa trendeki gibi engelleyememiş, kollarını çocuğun boynunun etrafına sarıvermişti. Son zamanlarda çok mu sık yaşanıyordu bu temas yoksa Diana için ayırt edici bir düzeye mi ulaşıyordu? Belki de ayırt edici bir boyuta ulaşmasındaki tek fark şu an kalbinin atışının daha gürültülü oluşuydu. Korkusundan mıydı, yaşadığı sığınmacılığı açıklama endişesinden miydi, henüz bunun farkına varamıyordu.
"Bina başkanı olarak birilerinin kusmuğunu temizleme görevini de tercih eden sensin Samu." derken göz kırpıp ilerlemeye koyuldu. Judith ağaçtan düşen bir meyve gibi aralarından sıyrıldığında
"Ayrıca..." diye devam etti.
"Bina başkanlarının kusmuk temizleme görevi varsa, başın dertte! Bundan sonra birayı her fazla kaçırışımda tepene bineceğime emin olabilirsin." diyerek gülmeye başladı. Bu oğlana takılmayı seviyordu. Bir kere bir masaya oturduğunda gözü kapalı ardı ardına biraları dikebilirdi kafasına. Yanında kendisini kaybetmekten, uyuklamaktan gram çekince duymuyordu. Eğlenebiliyordu da hem, daha ne isteyebilirdi ki?
Gryffindor masasının ucuna geldiğinde gözüne kestirdiği bir alana oturmak üzere harekete geçti. Masadaki yemekler gözüne inanılmaz leziz görünüyor, hangisini yemesi gerektiği konusunda genç cadının kafa karışıklığının ortasına atılmasına neden oluyordu. Kocaman ve soslu bir hindi masanın ortasında mütevazilikten uzak bir biçimde sergilenirken, çeşitli salatalar ve ekmekler de boylu boyunca yerini almıştı. Dudaklarını yalarken
"Tabii." dedi Samuel'ın teklifini bir bey efendiyi takdir edercesine kabul ederek.
"Hiç sormayacaksınız sanmıştım Bay Boleyn." diyerek yerine oturmaya çalıştı. Kalçasını ahşapla birleştirmesi ile Edward ve Clayton'ın da yanlarında soluk alması bir olmuştu. Alıştığı bu düzene tekrar kavuşmanın rahatlığıyla kollarını masaya koyarak yanında oturan üçlünün tek tek suratına baktı. Hepsi heyecanlıydı, Clayton ve Edward kendi aralarında el şakası yapıyorlardı. Diana'nın ise dikkati Samuel'e kaymıştı zira genç büyücünün tavrı yanlarındaki kalabalık gruba yöneldiğinde o yöne çekilmesi imkansızdı. Biraz da kibarlıktan uzak bir selamlamayla yan tarafta kalan yabancılara keskinleştirdiği sesi araya buz gibi bir mesafe koymuştu.
Söylediklerine göre, Amerika'daki büyücülük okulundan gelmişti çocuklar. Kızlar ve erkekler anlamsız bir gruplaşma halinde bölünmüşlerdi masalara. Asyalılar Asyalılarla birlikteydi, siyahi olanlar bir aradaydı ve birbirine benzeyen tavırlara sahip olanlar da birbirleri ile kaynaşmışlardı. Samuel sarışın bir çocuğa biraz da yadırgayıcı yaklaşırken araya girmeye çalışıyor ancak ağzını açmaya kalkışında tek bir harf dahi ağzından çıkmadan havada asılı kalıyordu. En nihayetinde aralarında gerçekleşen
"tanışma" bu buz küplerini biraz eritmiş olacaktı ki Diana da yanındaki çocuğa elini uzattı.
"Hogwarts'a hoş geldiniz. Diana Destinee ben de. Umarım keyifli bir yıl geçirirsiniz." diyerek tebessüm etmeye çalıştı. Birkaç tanesi ile daha tokalaştı. En son, kumral ve bakıldığında pek de gevşek sayılabilecek bir çocukla tanışmasını bitirdiğinde elini çekti, elini çekerken garip bir durumla karşılaştı. O kendisini geriye çekmek için hamle yapışında çocuğun parmakları avuç içini tekrar yakaladı. Nazikçe elini dudağına götürmeye yeltenirken panikleyip kendisini geri çekmeye çalıştı ve aceleyle
"Teşekkür ederim." diyerek ve önüne döndü. Kalçasıyla Samuel'e doğru yaklaşırken çocukla arasına uzak bir mesafe koymaya çalıştı. Bu temas kendisini başlı başına huzursuz etmişti. Elini bacağının üzerine koyarak daha donuk bir ifadeyle
"Samu, sana hiçbir şekilde haber verilmediğine emin misin?" diyerek kaşlarını çattı, çocuğun kulağına doğru eğilmeye çalıştı.
"Yani, çok garip bu durum. Daha geçen ay MACUSA ile sorunlar yaşanmamış mıydı?" diye fısıldarken etrafa bakındı.
"Bir tür denge ya da yumuşama politikası mı dersin?" Çaprazında kalan çocuğun gözü ters bir istikamet ile üzerine doğru yoğunlaşıyordu, hala. Sırtını döndü. Yanlış bir şey mi yapmıştı yoksa tırnaklarını geçirerek karşısında durması gereken birisini daha mı listesine ekliyordu? Göz devirdi. Gerginlik çıkartmak istemiyordu. Bilhassa bunu masasında duran üç erkeğin yanında, aralarından birisi kendisini
"manyak" olarak nitelendirilirken yapmak istemiyordu. Üstelik bugün son sınıfın ilk günüydü. İki yıl önceki gibi kargaşa çıkaramazdı. Büyümüştü ve mezun olacaktı artık. Göz hizasından çıkaracağı umuduyla saçlarını arkada birleştirip sol omuzuna doğru uzattı. Boğazını temizleyerek hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya çalıştı.
"Son kez bir Hogwarts açılış merasimine katıldığımıza inanamıyorum." diye iç çekti.
"Onu bunu bırakın da, Bayan Bates'in görevinden istifa ettiğini, ya da ettirildiği mi demeliyim, biliyorsunuz değil mi? Yerine sihir bakanlığında danışmanlık yapan birisi geldiğini söylüyorlardı." Elini önündeki bardağına götürdü, koca bir yudum su aldı. Etrafında gezinen konuşmaları dinlerken ardındaki çocuğun bakışından rahatsız olarak yükselen öfkesini ve sorgulama isteğini dindirmek üzere Samuel'e yer değiştirmeyi teklif etti. Kendisini biraz daha rahat hissedecekti, ilk günden gerilmesine gerek kalmayacaktı ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek bu gergin ipi tam ortadan kesmiş olacaktı.
[/justify]
rp out: ilk olarak bu rp editlenebilir lakin ikinci mesele, şu masanın çaprazında yer alan oğlan. kendisi bir npc olarak ilerleyen vakitlerde sahalarda görünebilir. dljasıod ama henüz çok havada olduğu için npc listesinde adı almamalı sanırım. bundan ötürü yazarken aklımda yalnızca aşağıdaki abimiz, özellikle de kasıntı olarak görünebilecek tüm halleri aklıma geldiğinden dolayı spoiler halinde resmini eklemek istedim şu an için. teşekkürler.[spoiler]

[/spoiler]