17 Nisan, 2026 09:33:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası  (Okunma sayısı 217 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Locomotor

1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« : 25 Eylül, 2022 18:16:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yeni eğitim öğretim yılının açılış merasiminde Gryffindor ve misafir okulun Wampus öğrencileri için ayırılmış masadır.



(Elbette diğer binalardan öğrenciler de yeri geldiğinde uğrayabilirler)
« Son Düzenleme: 25 Eylül, 2022 18:27:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Locomotor »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #1 : 28 Eylül, 2022 02:17:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gürültülü bir yolculuğun, bazen tadı kaçan şakaların, yeni dedikoduların ve alt dönemlerle şakalaşmaların sakız gibi uzadığı bir tren seferi sonunda son yılımın ilk adımlarını atmıştım Hogwarts koridorlarında. Koca bir yazı başarıyla geride bırakmış olmanın getirdiği bir böbürlenme yaşamıyorum desem de yalan olur. Bakanlıkta seherbazlık üzerine yaptığım stajı ve Seth Carter'la mektuplaştığımı duymuşlardı, e sorunca da anlattım nasıl geliştiğini. Cornelia ile üzerinde çalıştığımız davalar ve özellikle son yaşanan olaylar hakkında çok soru sormuşlardı. Açıkçası hiçbir fikrim yoktu çünkü benim stajım bittikten sonra operasyonun haberleri yayılmıştı. O konuyu ben de merak ediyorum ama sorsam pek bir şey anlatacaklarını sanmıyorum. Öncesindeki Baş Seherbaz değişiklikleri döneminde Bakalıktaydım ve yaşanan protesto gününü anlatıyordum. "Ya, abartıldığı kadar da bir şey yoktu dostum." dedim omuz silkerek. "Hani diyorlar ya çatı alev almış, seherbazlarla çatışma yaşanmış... Tutuklama bile olmadı." dedim ve güldüm. "Yalnız çok kalabalıklarmış kanka. Düşünsene yani o broşlar kaç kişiye dağıtıldı. Hem düpedüz başkaldırı değil mi bu? Tehdit niteliğinde sayılır. Ben Seth Carter olsaydım var ya, bir kişiyi dahi çıkarmazdım oradan. Kolay mı ya Bakanlık'a sallamak?" Hee aynen olursun diyeceğim zor tutuyorum kendimi. Herkesin de fikri var. Bu mal Bruce'dan bir bok olmaz.

"Kanka,"
dedim onun hitabına karşılık. "1, Bakanlık'a karşı değildi zaten yaptıkları. Yargı ve Yürütme ayrı bildiğiniz üzere. Broşları Büyüceşura dağıttırıyor. 2, sence Seth bunu bir yerine takmış mıdır?" dedim ve güldüm. "Sihir Bakanının böyle küçük işlere kafa yormasına gerek yok."

"Doğru kanka amcanın görevi o. Gerçi böyle küçük işlerle bile ilgilenemiyormuş herhalde, görevden alındığına göre." dedi çocuk laf sokarcasına. Apollo geçen ay bu olaydan sonra Baş Seherbazlık görevinden düşürülmüştü. "Harbi böyle olunca, senin Bakanlık hayali de yandı değil mi? Ee arada amcan olmayınca sana yer vermezler artık orada." dedi iyice damarıma basarcasına. Yanımızdakiler de yürürken sus pus olmuş bizi dinliyorlar. Beni bozmaya çalışıyor çocuk aklınca. Yer miyim lan ben bunları? Sana mı kaçıracağım keyfimi? Omzunu sıvazladım, boyum da uzun ya daha da baskılıyorum. "Sen hiç yorma kafanı bunlara." Şimdi gidip kendi imkanlarımla staj ayarladığımı kıçı kırık Bruce'a kanıtlamaya çalışacak değilim.

Büyük Salon'a girdiğimizde artık erkek tayfasından sıkılmış, gözlerimle Diana'yı arıyordum. Biz önden gittiğimiz için salona ilk girenlerdendik. Ben bıraktım bunları, kapının yanına çekilip gelenleri beklemeye başladım. Gözlerim kızıl tonlu gür saçları arıyor ama bir türlü istediğime ulaşamıyorum. Gelip geçenler bana selam verdikçe gülümsüyor, tokalaşıyor, bazılarıyla da sarılıyorum. Alt dönemleri görünce de enselerine bir şaplak geçiriyor, "Boyun mu uzadı lan senin?" diye dalga geçiyorum oyalanırken. Sonunda Diana'yı görünce çocukları geçiştirerek yolladım yanımdan. Beni görmeden geliyordu, yanındaki kızla sohbete dalmıştı. Ben de ona daldım gözlerimiz birleşene kadar. En son Diagon Yolunda beraberdik. Garipti. Çok yakındık. Sonra çok uzak kaldık. Trende yanına gidemedim. Yani gittim, biraz oturdum yanında ama çok kısa. Çok otursam ne konuşacağız onu da bilmiyorum. Garip hissediyorum işte. Konuşmak istiyorum ama sanki yanına gelince bahsettiğim hiçbir şey asıl söylemek istediklerim değil. Hani yanımda, dinliyor beni ama duymuyor. Anlatabiliyor muyum? Böylesi daha iyi bir yandan. Daha fazla karmaşa istemiyor aklım.

Kapıya ulaştığında yanına geçerek onunla beraber masaya doğru yürümeye başladım. "Kızım ağaç oldum hadi ya, yaylana yaylana geliyorsun." dedim bir anda öküz gibi. Süper giriş yani baya iyi. Bozuntuya vermemeye çalışarak devam ettim. "Gelemedim trende yanına, kusura bakma..." Niye kusura baksın ki oğlum? Öyle bir sözümüz yoktu zaten. "Bizimkiler işte tuttular... Sonra midesi bulanmış yenilerden birinin. İki senedir şu bebelerin kusmuğunu çekiyorum, inanılmazlar ya. Ama bina başkanıyla arkadaş olmayı seçen sendin..." Ne alakaysa bu da. Boş boş şeyler söylüyorum. Ne desin kız şimdi buna? Dik dik yüzüne bakıyorum bir de sanki ne düşündüğünü anlayabilecekmişim gibi.

Neyse masanın boş kısmına geldik, arkadaşı oturdu karşımıza. Clayton da bana bakıyor ilerden naptığımı sorgulayarak. Kafamla yanıma gelmelerini işaret etmeye çalıştım ve Diana otururken ben de yanlarına çöktüm. "Bana bu yemeği bahşedersiniz diye düşünüyorum." Ne boş bir laf oldu. Testosteron kokusundan bıktım diyemiyorum da işte. Sonra Edward'la Clay de geldi yanımıza selam verip oturdular. Kalabalık grubumuzdan ayrı oturmak alışık olduğum bir şey değil ama gürültülerinden ve seviyesiz şakalarından bıkmıştım yol boyu. Oturduğumuz taraf da fazla sessizdi yalnız. Baktım solumdakilere, hiçbirini tanımıyorum anasını satayım. Diana'ya döndüm ve kafamı salladım "ne oluyor" dercesine. "Ne ayak bunlar?" dedim dalga geçerek ve geri döndüm soluma. Sarışın bir çocuk, Eadwig'e de benziyor hafiften. Ayar oldum. "Kanka pardon da, alt dönem misin? Hiç görmedim sizi daha önce. Yanlış tarafa oturmuş olmayın." dedim kaşlarım kalkık şekilde. Belki başka binanın öğrencileridir, tüm okulu da tanıyacak değilim diyorum ama farklı bir durum var. Çocuk dedi ki Amerika'dan gelmiş bunlar. "Niye?" dedim ben de lönk diye. Sonra sırf suratsız kuzenime benziyor diye kabalık etmeye gerek olmadığı için elimi uzattım çocuğa tanışmak adına. "Samuel bu arada ben. Kusura bakma şaşırdık da. Kimse söylemedi bu... olayı." dedim olayın ne olduğunu da bilmediğimden. Koskoca okula yeni öğrenci gelmiş, sormasak haberimiz yok.
« Son Düzenleme: 01 Ekim, 2022 20:16:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #2 : 30 Eylül, 2022 01:16:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
"Baba artık mezun olacağım, farkındasın değil mi? Yani benim için bu denli endişelenmene gerek yok. Başımın çaresine bakabilecek yaştayım ya hani." derken göz deviriyordu Diana. Hala Hogwarts'taki ilk yılı gibi inatla tren istasyonuna bırakıldığına inanamıyordu. Bir şeyleri kendi başına halletmek istiyordu zira yıllardır tepesine sinsi bir baykuş gibi tüneyen ailesi onu kendi ayaklarının üzerine özgüvenle durabilecek doğrultuda yetiştirmeye çalışmıyor muydu? Peki ya niçin yapmak istediklerinin tam zıttını gerçekleştirerek çelişkiye düşüyor; dolaylı yoldan genç cadının da özgüveninin sekteye uğramasına sebep olacak hamlelerde bulunuyorlardı?

Son yıl için büyük bir sabırsızlıkla hazırlanacağını düşünmüştü tüm yaz boyunca Diana. Öyle olmadı. Bilinmezliğin, okul bittikten sonra ne yöne savrulacağının endişesi vücudunu başlı başına örterken yine de bu endişeyi bir halının altına süpürdüğüne dair güvence de sunmaya çalışıyordu kendisine. Üstüne üstlük alışkanlıklarının dışına çıkmaktan da korkuyor, bilhassa ailesinden çok gördüğü insanlarla arasındaki etkileşimin giderek azalacağı dehşetine kendisini kaptırıyordu.  Ara ara zihnini kurcalayan  problemlerden bir kaçış yolu olarak ok atmaya ya da at binmeye gidiyordu ancak bunu okulda yapamazdı. Önceki yıllarında pek bir haylaz, gücü kabalıkta aramaya çalışıp sonrasında kendisini vicdanen dürtükleyecek hareketlerde de bulunmuştu Hogwarts sınırları içerisinde. Yaşamından silmek istediği ergenlik yaşları şimdi erginliğe eriştiği için pek bir memnundu. Bundan dolayı son yılını keyfini çıkaracak bir biçimde geçirmek istiyordu. Arkadaşlarıyla -gerçek arkadaşlarıyla- bulunduğu anın keyfini çıkararak, bir daha içerisinde var olduğu anın geri gelmeyeceğini düşünerek, ayarı kaçmayan haylazlıklar ve bilgelikler ile dolu bir yıl... Aklının bir köşesini kurcalayan sorumluluklardan kaçmak belki korkakça gelebilirdi fakat gündemde olan sarsıcı politik problemler cesaretinin fitili ateşlerken bir yandan da bilinmezliğin oluşturduğu anksiyete ayaklarındaki kuvveti kesmeye yetiyordu. Bu noktada sığınacağı şey ne olacaktı? Yine ansızın yatağında uyanıp gizlice dışarıya mı kaçmaya çalışacaktı? Belki de ortak salonun ortasına bir dart tahtası koyulmalıydı.

Babasına veda ettikten sonra trene bindi. Yeterince geç kalmıştı. Yakın arkadaşlarının hiçbirisini trenin dışında görememişti, muhtemelen hepsi eşyalarını arka vagonlara verdikten sonra kompartımanlara yerleşmişlerdi. İşin sıkıcı yanı, tanıdığı bir sima bulmak umuduyla tüm koltukları gezmek olacaktı. İçeriye adım attı, bir kompartıman geçti. Kimseyi göremedi. İki, üç, dört derken nihayet oturdu boş bulduğu bir tanesine. Oturması ile aşina olduğu o yüzle karşılaşması bir oldu: Samuel. Kapıyı nazikçe açıp yanına gelirken samimiyetini biraz geride tutmaya çalışarak "Selam." demekle yetindi Diana. Diagon yolundaki yarıştan sonra hiç görüşmemişler, mektuplaşmamışlardı. Kendisini, korkularını en çıplak halde Samuel'e sunmadığı için biraz kırılmış hissediyordu. Şimdiye dek, yakın çevresinde olan bir kimse de dahil olmak üzere neyden, niçin korktuğunu anlatmamıştı. Zihninin perdesini aralamamış, bunların gün yüzüne çıkmasının uğursuzluk getireceğine inanmıştı. Dillendirmemek, nedenleri birer virgülle sıralamamak için bir nevi köşe bucak kaçıyordu Samuel'dan. Onunla muhakkak yalnız kalacaktı, söylenmeyenler muhakkak cümlelere dökülecekti biliyordu fakat tüm bunlar şimdilik biraz bekleyebilirdi. Belki unutulurdu ve şu anda da hissettiği açıklama gereksinimi karanlık bir boşlukta silinip kaybolurdu. Tüm bunları ölçüp biçerken büyücü çocuğun yanına oturmayı denedi, Diagon yolunda olanlardan hiç bahsetmedi. Merlin'in sakalı bin yaşamalı ki, Samuel da bu konuyu hiç açma hamlesinde bulunmamıştı. Aralarına kısa aralıklarla yerleşen sessizlik nihayet trenin dolu sesiyle bölündüğünde kapı da şiddetli bir gürültüyle açıldı. Clayton ve Edward, arkadaşlarını kendilerine eşlik etmeleri konusunda ikna etme çabalarına girmişken Diana saçını kulağının arkasına sıkıştırarak baktı. Ortamın nabzını ölçüyordu biraz da. Üç erkeğin pek ala ailelerinden ayrı kalmanın özgürlükleriyle bütünleştirecekleri bel altı konuşmalara maruz kalmak istemiyor, pis bir bataklığın ortasına düşmüş hissiyatına kapılmak istemiyordu. "Beyler!" diye gülümsedi mahcup bir ifadeyle, selam verdi her ikisine de. Samuel yanından kalkarken bilhassa diğer iki erkekten onu ayırarak "Görüşürüz Samu." dedi sakince. Kapı kapanana dek ardından baktı.

Chandler ve Judith'in olduğu kompartımanda tüm yolculuğunu geçirirken ara ara uyuklamış, ara ara da ikizler arasında geçen sözlü didişmelere göğüs gererek ortamı yumuşatmaya çalışmıştı. Judith'i çok seviyordu, zira cadı hem oda arkadaşı hem de en yakın dostlarından birisiydi. Fakat Chandler, Judith'e kıyasla Diana'nın uslanmaz yanını daha çok açığa çıkarıyordu. Daha deli doluydu bir kere. Judith'in dik duruşu ve sorumluluk bilincine inat her ikisi birer parlayan yıldızlar takımı olarak sırt sırta bir fotoğraf kalesinde yer alabilirlerdi. Hogwarts'a vardıklarında dahi Chandler enerjisini kaybetmemişken ikizinin dinmek bilmeyen konuşmalarına yorulmuştu Judith. Öyle ki son dakika zavallı çocuğu kompartımandan bile kovmuştu. Diana ise tüm bu esnada sessizliğini korumuş, cadının hiddetinin dinmesini beklerken dilsiz bir kuşa dönüşmüştü. Büyük Salon'a girerken "Sence de çok üzerine gitmiyor musun?" diyerek kaşlarını yukarıya kaldırmıştı. Dikkati Judith'in üzerindeydi. Bazen her ikisi arasındaki farklılığın onları tek bir rahme götürdüğünü hatırlatmaya çalışıyordu. "Yani Chandler işte, biliyorsun. Her zaman böyleydi. Her zaman kendisine yersiz anlarda yükselir o. Ne var bağırarak şarkı söylemeye çalıştıysa?" derken cümlesi yarıda kesildi. Gözü Samuel'e takılmıştı. Sahi, o kadar hararetli ve pür dikkat kesilmişti ki Judith ile konuşmaya, karın açlığını dahi unutmuştu. Büyük Salon'da bir ziyafet çekmeyi dört gözle beklediği ana varmış olmasına rağmen masalara göz gezdirmek aklının ucundan geçmemişti. "Ayrıca üçüncü sınıf o çocuğun yazın deneyimlediğin ilişkiler ile ilgilendiğini zannetmiyorum Judie. Chandler'ı uyaracağım." diyerek konuyu kapatmaya çalıştı. İşte, Samuel yanına geliyordu. Bekletildiği hakkında bir şeyler söylediğinde Diana  "Ne zaman bir hanım efendiyi beklemekten şikayet eder oldunuz Bay Boleyn?" diye gülümsedi. Muzur bir ifade vardı suratında. Arkadaşına karşı duyduğu çekimi bu defa trendeki gibi engelleyememiş, kollarını çocuğun boynunun etrafına sarıvermişti. Son zamanlarda çok mu sık yaşanıyordu bu temas yoksa Diana için ayırt edici bir düzeye mi ulaşıyordu? Belki de ayırt edici bir boyuta ulaşmasındaki tek fark şu an kalbinin atışının daha gürültülü oluşuydu. Korkusundan mıydı, yaşadığı sığınmacılığı açıklama endişesinden miydi, henüz bunun farkına varamıyordu.

"Bina başkanı olarak birilerinin kusmuğunu temizleme görevini de tercih eden sensin Samu." derken göz kırpıp ilerlemeye koyuldu. Judith ağaçtan düşen bir meyve gibi aralarından sıyrıldığında "Ayrıca..." diye devam etti. "Bina başkanlarının kusmuk temizleme görevi varsa, başın dertte! Bundan sonra birayı her fazla kaçırışımda tepene bineceğime emin olabilirsin." diyerek gülmeye başladı. Bu oğlana takılmayı seviyordu. Bir kere bir masaya oturduğunda gözü kapalı ardı ardına biraları dikebilirdi kafasına. Yanında kendisini kaybetmekten, uyuklamaktan gram çekince duymuyordu. Eğlenebiliyordu da hem, daha ne isteyebilirdi ki?

Gryffindor masasının ucuna geldiğinde gözüne kestirdiği bir alana oturmak üzere harekete geçti. Masadaki yemekler gözüne inanılmaz leziz görünüyor, hangisini yemesi gerektiği konusunda genç cadının kafa karışıklığının ortasına atılmasına neden oluyordu. Kocaman ve soslu bir hindi masanın ortasında mütevazilikten uzak bir biçimde sergilenirken, çeşitli salatalar ve ekmekler de boylu boyunca yerini almıştı. Dudaklarını yalarken "Tabii." dedi Samuel'ın teklifini bir bey efendiyi takdir edercesine kabul ederek. "Hiç sormayacaksınız sanmıştım Bay Boleyn." diyerek yerine oturmaya çalıştı. Kalçasını ahşapla birleştirmesi ile Edward ve Clayton'ın da yanlarında soluk alması bir olmuştu. Alıştığı bu düzene tekrar kavuşmanın rahatlığıyla kollarını masaya koyarak yanında oturan üçlünün tek tek suratına baktı. Hepsi heyecanlıydı, Clayton ve Edward kendi aralarında el şakası yapıyorlardı. Diana'nın ise dikkati Samuel'e kaymıştı zira genç büyücünün tavrı yanlarındaki kalabalık gruba yöneldiğinde o yöne çekilmesi imkansızdı. Biraz da kibarlıktan uzak bir selamlamayla yan tarafta kalan yabancılara keskinleştirdiği sesi araya buz gibi bir mesafe koymuştu.

Söylediklerine göre, Amerika'daki büyücülük okulundan gelmişti çocuklar. Kızlar ve erkekler anlamsız bir gruplaşma halinde bölünmüşlerdi masalara. Asyalılar Asyalılarla birlikteydi, siyahi olanlar bir aradaydı ve birbirine benzeyen tavırlara sahip olanlar da birbirleri ile kaynaşmışlardı. Samuel sarışın bir çocuğa biraz da yadırgayıcı yaklaşırken araya girmeye çalışıyor ancak ağzını açmaya kalkışında tek bir harf dahi ağzından çıkmadan havada asılı kalıyordu. En nihayetinde aralarında gerçekleşen "tanışma" bu buz küplerini biraz eritmiş olacaktı ki Diana da yanındaki çocuğa elini uzattı. "Hogwarts'a hoş geldiniz. Diana Destinee ben de. Umarım keyifli bir yıl geçirirsiniz." diyerek tebessüm etmeye çalıştı. Birkaç tanesi ile daha tokalaştı. En son, kumral ve bakıldığında pek de gevşek sayılabilecek bir çocukla tanışmasını bitirdiğinde elini çekti, elini çekerken garip bir durumla karşılaştı. O kendisini geriye çekmek için hamle yapışında çocuğun parmakları avuç içini tekrar yakaladı. Nazikçe elini dudağına götürmeye yeltenirken panikleyip kendisini geri çekmeye çalıştı ve aceleyle "Teşekkür ederim." diyerek ve önüne döndü. Kalçasıyla Samuel'e doğru yaklaşırken çocukla arasına uzak bir mesafe koymaya çalıştı. Bu temas kendisini başlı başına huzursuz etmişti. Elini bacağının üzerine koyarak daha donuk bir ifadeyle "Samu, sana hiçbir şekilde haber verilmediğine emin misin?" diyerek kaşlarını çattı,  çocuğun kulağına doğru eğilmeye çalıştı. "Yani, çok garip bu durum. Daha geçen ay MACUSA ile sorunlar yaşanmamış mıydı?" diye fısıldarken etrafa bakındı. "Bir tür denge ya da yumuşama politikası mı dersin?" Çaprazında kalan çocuğun gözü ters bir istikamet ile üzerine doğru yoğunlaşıyordu, hala. Sırtını döndü. Yanlış bir şey mi yapmıştı yoksa tırnaklarını geçirerek karşısında durması gereken birisini daha mı listesine ekliyordu? Göz devirdi. Gerginlik çıkartmak istemiyordu. Bilhassa bunu masasında duran üç erkeğin yanında, aralarından birisi kendisini "manyak" olarak nitelendirilirken yapmak istemiyordu. Üstelik bugün son sınıfın ilk günüydü. İki yıl önceki gibi kargaşa çıkaramazdı. Büyümüştü ve mezun olacaktı artık. Göz hizasından çıkaracağı umuduyla saçlarını arkada birleştirip sol omuzuna doğru uzattı. Boğazını temizleyerek hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya çalıştı. "Son kez bir Hogwarts açılış merasimine katıldığımıza inanamıyorum." diye iç çekti. "Onu bunu bırakın da, Bayan Bates'in görevinden istifa ettiğini, ya da ettirildiği mi demeliyim, biliyorsunuz değil mi? Yerine sihir bakanlığında danışmanlık yapan birisi geldiğini söylüyorlardı." Elini önündeki bardağına götürdü, koca bir yudum su aldı. Etrafında gezinen konuşmaları dinlerken ardındaki çocuğun bakışından rahatsız olarak yükselen öfkesini ve sorgulama isteğini dindirmek üzere Samuel'e yer değiştirmeyi teklif etti. Kendisini biraz daha rahat hissedecekti, ilk günden gerilmesine gerek kalmayacaktı ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek bu gergin ipi tam ortadan kesmiş olacaktı.
[/justify]

rp out: ilk olarak bu rp editlenebilir lakin ikinci mesele, şu masanın çaprazında yer alan oğlan. kendisi bir npc olarak ilerleyen vakitlerde sahalarda görünebilir. dljasıod ama henüz çok havada olduğu için npc listesinde adı almamalı sanırım. bundan ötürü yazarken aklımda yalnızca aşağıdaki abimiz, özellikle de kasıntı olarak görünebilecek tüm halleri aklıma geldiğinden dolayı spoiler halinde resmini eklemek istedim şu an için. teşekkürler.

[spoiler][/spoiler]


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #3 : 01 Ekim, 2022 00:16:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
out: İtalik yazı demek Samuel'in fark etmeden telepatisini kullandığı demek oluyor. Düşüncelerini karşısındakine duyurabiliyor o anlarda.

Başladık tokalaşma merasimine. Hayır yani benim tek amacım şu yanımdakine kabalık olmasın diye nezaketendi, üzerine Diana atladı safaloz gibi. Çakallar da durur mu, kızla el sıkışma ayağına dokunacaklar diye tek tek sıraya girdiler. Amerika'da yok mu lan kız? Yokluktan mı çıktınız lan siz? Diana milletle tokalaşmaya devam ettikçe ben de arkasından hemen yakalıyor, sıkıca sallıyorum ellerini ki arkası boş sanmasınlar. Gülümsüyorum da bir yandan ama ne kadar samimi olduğumu düşünecekleri ayrı konu. "Hoş geldiniz... Samuel. Samu da diyebilirsiniz... Bina Başkanıyım... Bir şeye ihtiyacın olursa..." Her birine laf yetiştiriyorum böyle. En son bir gevşek tuttu Diana'nın elini, bırakmadı. O kuruluğu beş metre öteden belli dudaklarını büzüp elini öpmeye yeltenmesi var ya... Gözüm seğirmeye başladı. Yamuk burnuna bir tane geçireceğim kaydırağa dönecek sonunda bak triplere bak ya. Burnumdan soluyorum o an, karşımdaki çocuğun elini de fazla sıkmış bırakmamışım dalınca. Diana kendini geri çekip oturunca bir nefes verdim ve çöktüm ben de. O harekete izin vermedin ya, işte orada bir bağlandık seninle Diana. "Teşekkür edilecek ne var bunda?" diye de mırıldandım sinirle. Clay başını eğmiş göz kapaklarını sakince indirerek benim de sakin olmamı söylüyordu. Sakinim zaten, sinirli olsam böyle mi dururum?

Diana oturduğumuz yerde bana daha da yaklaştığında bacaklarımız birbirine değmeye başlamıştı. Bunu bilerek mi yapıyor yoksa rahatsız oluyor mu emin değildim, bu yüzden anlamak için suratına baktım ama o da bu sırada bana doğru yaklaşıyordu. Ne olduğunu anlayamayarak bekledim. Büyük Salondayız sonuçta, düşündüğüm gibi bir hareket yapmayacak. Sakin kalmaya da çalışıyorum. Çok fazla duygu geçişi yaşadım şu 5 dakikada. Kulağıma yaklaştı, çok yakınız o sırada. Gözlerimle hareketlerini süzüyorum. Bir eli bana değen bacağının üzerinde, iyice bana doğru yaslandığı için belinin kıvrımı ortaya çıkmış, saçları özgürce omuzlarından aşağı sarkıyor, gözleriyse fıldır fıldır etrafı kontrol etmekle meşgul. Ben de birinin dikkatini çekmemek için birkaç saniye sonra etrafı izlemeye başladım. Bir bilgim olup olmadığını soruyordu, Amerika olayını sesli konuşmamak için yaklaşmış. Tabi ya. Niye olsun ki başka? Ayıp olur duyarlarsa diye... "Okulda olanlardan herkesten önce haberim olacağını düşündüğün için teşekkür ederim güzelim ama bir fikrim yok." dedikten hemen sonra, kıza durduk yere 'güzelim' dediğimi fark ederek boğazımı temizledim."Eee- Ama öğreniriz birazdan. Konuşmayı bekleyelim de... Umarım bir oryantasyon programı düşünmüşlerdir. " diyerek sohbeti değiştirmeye çalışıyordum. Diana da bozuntuya vermeden devam etti, politik yorumlarını dinledikten sonra da etkilenmekten kendimi alamamıştım. Siyaset konuşabildiğim bir kız ya. İnanılmaz birisi. "Olabilir... Ama onların buraya gelmesi, bizim de oraya gideceğimiz anlamına geliyorsa... Siyasi hamle olarak, onayımızı almadan bizi kullanıyorlar demek olur ki bence buna tepki göstermeliyiz. Tabi sadece bir ihtimal bu. Bakalım anlarız birazdan."

Birkaç dakika daha sohbete devam ettik, bu sırada Büyük Salon'un tamamen dolmasını ve yemek merasiminin başlamasını bekliyorduk. Kısa bir süre geçmişti ki Diana yer değiştirmek istediğini söyledi.  Beklenmedik bir istek olduğu için şaşkınlığımın getirisiyle anında ayaklandım. O yana kayarken ben de ne olduğunu anlamaya çalışarak sağa sola bakınıyordum. Clay de ilgiyle Diana'yı izliyordu. Sonra da sola doğru kafasını sallayıp kaşlarını oynatmaya başladı ama ben bir bok anlamadım dediğinden. Diana gergin olduğu için ne olduğunu sormak yerine dalgaya vurmaya karar vererek "Tamam kızım, sağdan profilim daha iyi. Söylesen dönerdim o tarafa." dedim sırıtarak.

Masaya oturup Diana'nın az önce kullandığı bardağı onun önüne yerleştirirken etrafımız da oldukça sessizleşmeye başlamış ve sonunda kürsüye tanımadığım bir adam çıkmıştı: yeni müdürümüz. Sihir Bakanlığına danışmanlık verdiğini söylediğinde, "Aha, haklıydın." dedim Diana'ya doğru. Odasının kapısının açık olduğundan bahsettiğinde ise sırıtarak Edward'a döndüm. O da aynısını düşünerek bana bakmış, pis pis sırıtışını yerleştirmişti bile yüzüne. "Profesör Olineaux vakası mı geliyor yoksa yine Eddy?" dedim ben de gülerek. "Ben de tam yurda güzel bir koltuk mu çeksek diyordum Samu." diye karşılık vermişti o da. Geçen seneki Biçim Değiştirme hocamız sağ olsun odasını istediğimiz gibi kullanabileceğimizi söyleyince biz de hiç çekinmeden girişmiştik.

Ravenclaw masasından gelen bir uyarıyla sohbeti kesip geri döndük dinlemeye. Misafirlere iyi davranın, eğitim süper olacak, yenilik, saygı, bilmem ne. Böyle sıkıcı sıkıcı devam ediyordu konuşmaya. "Evl-Eevle-Ne?" dedim kullandığı kelimeyi anlamayarak. "Kaç yaşında lan bu adam?" "Akıl yaşı 131 olabilir kankaa, bu konuşma neee?" Sesli güldüm bu dediğine. "Ekseriyettero... Ne diyor oğlummm, of çok kastı." Bu sefer Clay de katılmıştı yakınmalarımıza. Bu demek oluyor ki herif harbici sıkıcı. Daha kötü olamaz derken bir de kitap hediye etmiş hepimize, onu söyledi. "O kadar Bakanlık'tan dostları varmış, ede ede kitap mı hediye etmişler? Bari İksir dersliğini yenileselerdi. Geçen senelerden delikler var masalarda."

"Kanka ne diyosun ya, o bir şey mi?"
dedi Clay de kafasını eğerek. Ne var diye kafamı salladım. "Yerler... yapış yapış..."
"Sus tamam." dedim yüzümü buruşturarak. Diana'ya döndüm. Neyden bahsettiğimizi anladın mı? Yok yaa. Erkek yatakhane dedikodusu bu, nereden bilecek.

Sonunda konuşması bittiğinde "Ohh bee.." diyerek döndüm önüme ve daldım yemeklere. Çok acıkmışım ya. Karnımdan ses gelmesin diye tutuyorum kendimi iki saattir. "O değil de..." dedim. "Şu şekerler ne alaka? Dede bayram şekeri mi getirdin bir de naptın?" diyerek gülmeye başladım tekrar. Masalardaki şekerlerden birini tutum ve Edward'a ağzını açmasını işaret edip fırlattım bir tane. Iska. "Aç aç, biraz daha." dedim sırıtarak ve bir tane daha fırlattım. Derken hop diğer masalara fırlamış, birilerinin saçlarına yapışmış derken iyice yayıldı gitti sohbet.
« Son Düzenleme: 01 Ekim, 2022 00:21:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #4 : 01 Ekim, 2022 14:52:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Samuel'in yerinden kalkıp hiçbir sorguya gereksinim duymaksızın Diana'nın oturduğu alanı yeni yeri bellemesi genç cadıya kuvvetli bir minnet duygusunu bahşetmişti. Daha şimdiden rahatladığını hissediyordu. Hiçbir şey söylemeden, yalnızca göz kırparak yüzüne bakarken kalçasıyla büyücü çocuğun önceki yerine doğru kaydı. "Isıtmışsın da burayı." diye kısacık bir anlığına sırıttı. Şimdi karşısında Clayton oturuyordu. Böyle bir düzende kendisini daha fazla güvende hissederken Samuel'in önlerindeki bardakların yerini hassasiyetle değiştirdiği çekmişti dikkatini. Genç büyücü yaptığı her bir harekette, söylediği her bir kelimede özenliydi. Diana'nın da kurduğu ikili etkileşimde de en çok bu hoşuna gidiyordu. Bazen kendi gözünden kaçıp sıyrılabilecek şeyleri Samuel çok daha keskin bir şekilde yakalaması Diana'nın da belirli konularda kendisine çeki düzen vermesine neden oluyordu.

Gryffindorlu çocuk yerini aldığında sırıtışının dinmesine asla izin vermemek üzere ortalığı yumuşatmaya, Diana'nın gerginliğini bir bulutu parçalar gibi ayırmaya yelteniyor, hareketleri cadının yüreğini okşuyordu. Zira çoğu zaman stresiyle bir başına baş etmesi bir öğreti haline getirilen kız böyle sıcak anlaşmalara alışkın sayılmazdı. "Yani... Soldan da iyi sayılır aslında." diyerek devam ettirmeye çalıştığı neşeli sohbeti etraftaki kalabalık gürültünün sinsice azalması ile birlikte son bulmuştu. Saat gelmiş, ortak salondaki belirgin farklılıklar kendisini azalan uğultular ile daha fazla gösterirken ardındaki masalarla arasına giren mumlara bakmıştı. Işıl ışıldı ve ilk bakışta gökyüzünün bir avuç uzağına indirildiği hissiyatına kapılmıştı.

Yaşlı bir adam kürsünün önüne doğru çıktığında onu daha duru görebilmek adına kalçasının bir yanını oturduğu ahşap sedirden kaydırmak zorunda kaldı. Ortalama bir boyu, otoritesini korumaya çalışan bir yüzü, çenesinden elmacık kemiklerine dek uzanan cildinde muzur bir ifadeye rastladığında kaşlarını kaldırmıştı. Kendisini tanıtmaya çalışan bu yabancının Hogwarts'ın yeni müdürü olduğu tüm salonda yankılanınca fısıldaşmalar çoktan başlamıştı bile. Samuel saçlarının ötesinden seslenip Diana'ya haklılığına dair bir şeyler söylediğinde genç cadı arkasını dönüp göz kırparken "Ne sandınız?" dedi tatlı bir böbürlenmeyle. Söylentiler varsa, söylentilerin de gerçeklik payı muhakkak var olmalıydı. Açılış ve hoş geldiniz konuşmasının devamını dinlemek için adama döndüğünde kadrajına girip göz alanına dahil olan birkaç öğrenciye baktı. Kimisi sıkılmış, ziyafet toplu bir biçimde başlamadan önce çatalını önündeki salataya daldırmaya çalışıyor, kimisi ise tren yolculuğundaki yorgunluğunu yaşlı adamın sesindeki güçsüzlüğü bir ninni edasıyla dinleyip uykulu hallerini taçlandırıyorlardı.

Yanındaki çocukların birbirleriyle fısıldaşmaları, takip ettiği konuşmaya dair dikkatini bir hayli dağıtıyordu. Kendi aralarında yeni müdürün akıl almaz, yaşına uygun nitelikteki kelimeleri birer alaya dönerken gülmeden edemedi. Hecelerin her birinin ağzında birer sakız gibi çiğneniyor olması işin daha da komik bir hale gelmesine neden oluyordu. Gündelik hayatında hiç "ekseriyet", "evleviyet" gibi kelimeler kullanılmazdı. Sihir tarihi üzerine yazılmış runeler ve çözümlemeleri olmasa pek fazla duyacağından ve anlamını bileceğinden dahi şüpheliydi. Bedenini masaya biraz daha döndürerek gözlerini konuşmadan ayırmadan "Bunamış mı bu?" diye sordu. Sorduğu sorunun ancak yarısı ciddi bir nitelik taşıyordu. Hiçbir yanıt alamadan ortaya attığı cümle aralarındaki merkezde ezilirken yerine yeni fikirler ve planlar çıkmaya başlamıştı. Eski müdürden geri kalan harabeler, düzeltilebilecek şeyler ve spesifik olarak iksir dersliği. Claton iksir dersliğinin zemininin yapış yapış olduğunu söylediğinde genç cadının gözleri bir fal taşı gibi açıldı, olduğu yerde kalakaldı. Devamının geleceği ve hepsini işiteceği korkusuyla öksürdü. Samuel yanındaki oğlanın ağzına kelimeleri tıkıştırmaya çalışırken Diana zihninin ötesinde Samuel'in sesinin devamını işitirmiş gibi oldu. Neyden bahsettiğimizi anladın mı? Yok yaa. Erkek yatakhane dedikodusu bu, nereden bilecek.  Samuel olsa kesinlikle böyle söylerdi kendisine. Başını hızlıca ona çevirip tekrar önüne döndü. Daha az mahrem bir konu olsaydı anlayıp anlamadığını kesinlikle sorgulardı. Utanç duydu. Yanakları o kadar hızlı kızarmıştı ki saç rengiyle tonu uyuşmak üzereydi. Önündeki bardağa uzanmak için tekrar masaya yeltendiğinde Samuel'e kaçamak bir bakış attı. Ona baktığını görmüş müydü, bilmiyordu. Fakat anladığını bilmesini ondan kaçırmak istiyordu. Zira Diana da diğerleri gibi, 17 yaşındaydı. O da bir şeyleri merak ediyor, bir şeylere ilgi duyuyor ve bir şeyleri arzulamaktan geri kalmıyordu.

Diana'ya belki de tüm yıl yetecek bir konuşmanın nihayet sonlanmasının ardından genç cadı sıkılganlıkla birlikte koca bir nefesi aldığında yerinde kıpırdanarak sırtını dikleştirmeye çalıştı. Yorulmuştu ve uzun cümlelerle kurulan bu nasihatleri dinlemeye mecali yoktu. Az önce kırıp kırmadığına emin dahi olamadığı potu, "Verdiği kitapları okuyacağımızı düşünmüyor herhalde. Derste kullanacaksa anlayışla karşılayabilirim ancak onlar dışında... Ben almayayım." diye toparlamaya çalışırken ellerini kaldırdı. "Dayatmacılığa karşıyım. Kitaplarımı ödünç almak veyahut bir yerlere satmak isterseniz beyler, seve seve verebilirim." diyerek önündeki yemeklere bakmaya çalıştı. Çok acıkmıştı. Gözlerini masadaki sofrada gezdirirken nereden başlayacağını bilmiyordu. Yiyeceği yemekleri aklında bir sıraya dizmeye yeltenirken tekrardan Samuel'in sesini işitir gibi oldu. "Hiç kendini tutmana gerek yok çünkü ben de çok açım. Saatlerdir bu anı bekliyorum. Bu konuşma biraz daha uzasaydı midem sırtıma yapışacaktı." dedi çocuğa. Çok net bir biçimde onun sesini duymuştu. Ancak Edward, Diana'ya bir deliymiş gibi baktığında cadının göz alanına giren tuhaf bakışmalar ağzına attığı ekmek diliminin yalnızca yanakları çeperinde yavaşça gezinmesine olanak sağlamıştı. Garip olan ne vardı ki? Clayton, hiç kimsenin bir şey söylemediğini ifade ettiğinde kaşlarını çattı. "Ha." dedi yalnızca. Ağzındaki lokmayı yutmaya çalışarak "Ben açlıktan ne dediğimi bilmiyor olabilirim. Gürültü, kalabalık. Takılmayın siz." diyerek önüne döndü. Çok garipti ama. Samuel'in bu cümleleri kurduğuna emindi. Hakikaten de açlık yüzünden garipten sesler mi işitmeye başlamıştı şimdi de. Çatalını eline aldı, güzel bir et parçasını tabağına yerleştirerek Samuel'in masadaki limon şekerlerine saldırışına baktı. Tabi ya, müdür her masaya bolca limon şekeri serpiştirdiğini söylemişti. Yemeğe başlamadan hemen önce bir limon şekerini ağzına attı. Ekşiydi. Edward'ın ağzına doğru şekerleri bocalamaya çalışan Samuel'in hedefi bir türlü tutturamamasına serzenişte bulunarak "Senin eline asla bir ok vermem." diyerek gözlerini kıstı. Şekerler çocuğun dilinin üzerine düşmek yerine hemen arkasındaki masalara, cadı ve büyücülerin kafalarına çarparken elini suratına götürdü. Saklanmaya niyetine girerek "Yapma şunu." diye güldü. Bir yemek savaşı daha çıkartıp ceza almaya niyeti yoktu. İki yıl öncesinde tüm Büyük Salon'u temizlemek zorunda kalmış, leş gibi çorba kokarken yatağına bile yerleşmeden uyuklamıştı. "Samueeellll!" diye gülerek uyarıda bulundu bir kez daha. Slytherin masasındaki Ilvermonyli öğrencinin kafasına yapışan ikinci limon şekerine kıkırdarken yeni bir şeker daha almaması için minik bir hareketle eline vurdurmaya çalıştı. Kasede duran iki şekerden birisini kendi ağzına sıkıştırırken daha fazla heba olmamaları için büyücünün kolunu çimdikleyip yemek yemeye koyuldu.

Etini çiğnedi, salatasından birkaç kaşık aldıktan hemen sonra hızlı yediğinden olsa gerek karnı şişmişti. Eliyle yavaşça karnını tutup yüzünü ekşitirken "Çok doydum ben." dedi. "Ama balkabaklı kekler için sabırsızlanıyorum da..." derken dudaklarını buruşturdu. Kekin iki türlüsünü seviyordu. Cevizli, tarçınlı, havuçlu ve balkabaklı kek. Bunlar için üç ok atıp üç ok yiyebilirdi. Öğrenciler önlerindeki festivalden ağız dolusu birer lokma koparırken gözü profesörlerin olduğu masaya kaydı. Aralarında yeni başlayan bir tanesi çekti dikkatini. Daha savruktu, tıpkı masalara dizilen iştahlı öğrenciler gibi oradan oraya saldırıyor, diğerlerinin tabaklarındaki yemeklere sulanmaya çalışıyordu. Güldü. Yanındaki oğlanı dürtükleyip "Şu adamı görüyor musunuz? Yeni bir profesör sanırım. Çok genç görünüyor." diye kaşlarını çattı. Meraklıydı. Böyle konularda merakını pekiştirmek isterdi. Ancak yerinden kalkıp profesörler masasına gitmesi yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilirdi. Üstelik merakını pekiştirmek istediği tek kişi yeni profesör değil aynı zamanda Bay Harringon idi. Onu da merak ediyordu. Neden limon şekeriydi mesela? Daha lezzetli bir şeyler ikram edemez miydi? Ayrıca yaşı itibariyle zaten var olan stresli dönemde bakanlık işinin yanı sıra eğitime vakit ayırması da zor olmayacak mıydı? Samuel'a döndü. Bu konudaki merakını dizginlemenin en rahat yolu ondan geçerdi. "Samu." dedi kollarını masaya yaslayıp başını çevirerek. Kendisini çocuğa biraz daha yaklaştırarak -belki de biraz cilve yaparak demeliyiz- gözlerini kırpıştırıp "Yeni müdürle ya da profesörle tanışmaya ne dersin?" diye sordu. "Yani, şu an aramızdaki en makul kişi sensin. Hatta tekrar bakayım..." diyerek etrafındakilere kısa bir göz gezdirirken devam etti. "Evet, bu tanışma için en mantıklı kişi sensin. Bina başkanısın bir kere. Yakışıklı birisin ve yeterince aklı başında da görünüyorsun. Diğerlerinden önce kendini onlara tanıtmak istemez misin?" diye vurguladı. "Gryffindor için!" derken sırıttı. Biraz da gaza getirmek istiyordu onu. Diana böyle bir şeye yeltense garipsenebilirdi zira profesörlerden geçmiş yıllarda aldığı cezaları düşünüldüğünde listesi bir hayli kalabalıktı. Bu yüzden Samuel'i gaza getirerek hem merakını dindirme imkanı bulacaktı hem de Gryffindor'un bina kupası konusundaki itibarını artırmak için uygun bir alternatif olacaktı.
[/justify]


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #5 : 01 Ekim, 2022 21:35:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aç olduğum her halimden belliydi ki Diana bana destek çıkmış, Edward da Diana'ya deli muamelesi yapmaya başlamıştı. Böyle olunca daldım aralarına. "Bizim konuşmamıza gerek yok artık kanka. Anlıyor beni Diana." dedim sırıtarak. Bu da mı gol değil?

Kendi kendime verdiğim şeker savaşım Diana'nın beni durdurmaya çalışıp kolumdan tutuşu ve adımı bağırışlarıyla zevkliydi, ama bir yere kadar. Kendimi 3. sınıfmış gibi hissetmeye başladığımda bıraktım şekerleri. Attım ağzıma son kalanı, dilimdeki uyuşukluğa yüzümü buruşturdum. Ne var bunların içinde acaba? Tüm tadım kaçtı. "İştah bırakmadı ya." dedim ve daha yarısına gelmediğim tabağımı iteledim yememek üzere. Bu sırada herkesin aksine Diana kıtlıktan çıkmış gibi tabağına yapışmış, soslarını ekmekle sıyırmakla meşguldü. Nereye kadar gideceğini merak ederek izledim onu bir süre göz ucuyla, her şeye çatalını atıyor ve bitmesini istemiyor gibiydi. Hep mi böyle acaba, diye düşündüm. Ben genelde pek iştahlı değilimdir. Yemek ile bağım sadece doymakla alakalı. Hatta annem de hep çok şaşırır bu duruma, "Evde kedi mi besliyorum erkek çocuğu mu belli değil." der. Seçici değilim aslında ama şişecek kadar yemeyi oldum olası sevmemişimdir. Diana'yla yaşamayı düşündürmüştü bu bana. Uyumlu olur muyduk? Doyurabilir miyim ben bu kızı... Düşüncelerimle kendi kendime güldüm biraz.

Beni profesörlere doğru çevirince incelemeye başladım sıradan hepsini. Diana aralarından birinin çok genç gözüktüğünü söyleyince sarışın adama kaydı gözlerim. Bize yakın mıydı acaba? "Çok da genç değil ya." dedim huzursuzca. Adımı duyunca Diana'ya döndüm. Gözlerini dikmiş bana bakıyor. Yaklaşıyor mu hatta? Gidip müdürle konuşmamı istiyor. Veya ona şu yakışıklı hocayı getirmemi istiyor sanırım. Diana'nın kirpikleri hep bu kadar uzun muydu ya? En makul kişinin ben olduğumu söylediğinde biraz dikleştim oturduğum yerde. Makul bir insanım, aynen öyle. Bir dakika... Makul derken, neye mesela? Hani herkes başka bir şeye uygundur. Ne demeye getiriyor? Mantıklı biri dedi bu sefer de, çok hoşuma gitmedi bu. Bina başkanı olduğumu söylediğinde tam ağzımı açmış nereye bağlayacağını soracaktım ki "yakışıklısın" dediğini duyunca ağzım açık, gözlerimi kısarak bakakaldım. Beni etkilemeye çalışıyor bildiğin. Yine bacaklarımız birbirine değmeye başlamış, bu sefer gözleri de bende. Niye bu kadar istiyor ki konuşmamı? Gerçekten hoşlandı mı yeni profesörden acaba?

Söylediklerini bitirince yaklaştım biraz ona doğru. "Beni süslü laflarla kandıramazsın Diana. Bana istediğini yaptırmak istiyorsan, bir dahakine bilmediğim bir şey söyle." Ardından sırıtarak geri çekildim ve onaylamaz şekilde başımı sallamaya başladım. "Hiç beklemezdim. Profesörlere göz dikecek kadar mı düştün yani? " dedim, bilerek sesli söylemiştim ki bizimkiler de duysun. Tahmin ettiğim gibi Edward hemen atlamış, "Yok artık Dianaaaaa! Sen bu gruba bile fazla kalıyorsun galiba... Utandım şu an. Müdür deme lütfen... Müdür müğ?" diye çok ciddi bir şekilde, hatta biraz da endişeyle Diana'yı soru bombardımanına tutmuştu. Gülerek ayağa kalkacaktım ki yan masadan konuşmamızı duyan bir kızın lafıyla bölündü sohbetimiz. "Yalnız aramızda büyük yaş fantezisi olan biri varsa, o da Samuel'den başkası değil." demişti. Ne ne ne? Gözlerimi sonuna kadar açıp kaşlarımı çatarak şaşkınlıkla kıza baktım bunu duyunca. Açtım ağzımı ama diyecek bir şey bulamayıp geri kapadım. Diana'ya dönüp, "Yok öyle bir şey." dedikten sonra geri kıza dönüp "Sorması ayıp, nerenden çıkarıyorsun böyle bir şeyi?" diyebildim. Götünden sallama demek istiyordum ama fazla kaba olacaktı. Kimmiş ya benim yaşlı takıntım? Ne boş atıyor mu millet yine? "Bırak ya... Bilmiyormuş gibi yapıyor bir de. Herkes gördü sizi Diagon'da!"

Diana'ya döndüm tekrar. "Diagon Yolu'nda senleydim zaten, biliyorsun." diye aceleyle açıklama yaptıktan sonra yine yan masaya döndüm. "Ben bilmiyorum kiminle olduğumu, açık açık söylesene ne gördüğünü." dedim sinirlenmemeye çalışarak. Bu sırada etraftan birkaç göz daha bize dönmüş sohbetimize kulak kesilmişlerdi. Arkadan bir çift el omuzlarımı sıkınca gözlerimi çevirdim arkama doğru: Bruce. "Kanka kimse yargılamıyor seni. Merak etme." Pis pis sırıtıyor etrafa bakınarak bir de. "Yani, ben tercih etmezdim tabi. Yanındaki kıza ayıp bir kere..." Diana'ya bakıyordu. Ayağa kalktım bir hışımla. Yok aga, ben. bu. çocuğu. dövücem. "Sen beni iki saattir niye ağzından düşüremiyorsun ha? Gel akşam Ortak Salonda konuşalım kanka, beni çok özlemişsin gibi gözüküyor. Ben sana neyi bilip neyi bilmediğini anlatıcam merak etme." diye üzerine yürüdüm iyice. Sonra diğer kıza döndüm. "Bana bir takipçi büyüsü atın, gelin anasını satayım. Tuvalette bile izleyin ne yaptığımı da içiniz bi rahat etsin artık." dedim ellerimi savurarak. Bıktım oğlum. Saçmasapan işler hep.

Bıraktım hepsini, profesör masasına doğru yürümeye başladım. Bunların dedikodusundan bir cacık olmaz. Birine kafayı takarsam var ya, adam değilim lan. Bundan sonra böyle. İşimde gücümdeyim. Tak diye yeni profesörün yanına damladım. "Hocam, ilk hoş geldininizi ben getirdim. Samuel Raymon Boleyn." diyerek elimi uzattım sıkışmak için. "Gryffindor Bina Başkanıyım. Arkadaşlarım sizinle tanışmak istediler, ben de önden geldim."



Çevrimdışı Parfait C. Barthélemy

  • Hogwarts Profesörü
  • 2. Seviye
  • İleti: 3
  • 723 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Parfait C. Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Mugglelara Karşı Savunma ve Sihri Güvenlik Dersi Profesörü, Gryffindor Bölüm Sorumlusu
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #6 : 18 Mart, 2023 02:36:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Lan size bir şey diyeyim mi? Ben neredeyse 2 gündür bir şey yemiyorum ha! Evden atıldım gibi bir şey, alacaklılar biliyor evi. Marcel beni teslim etmekle tehdit etti. Kaçak gibi yaşıyoruz anasını satayım. Şimdi geldim Hogwarts’a bedava yemek. Bir yiyorum ki agaa! Önümdekiler bitti yanımdakilerin önündekileri alıyorum. Ellerim yağ oldu. Amerika’dan çok güzel bir hatun gelmiş. Onu da oturttular yanıma. Fransız aksanımla düşürdüm. Kaç senedir İngiltere’de yaşıyorum inadına aksanımı bırakmıyorum. Ne için? İşte böyle hatun düşürmek için. Lucifer Michealson olarak görevimiz bunları size anlatmak sayın alfa dostları. Hatuna bir şeyler söylüyorum nasıl kıkırdıyor. Düştükçe düştü. “Harold ile biz kankayız ya.” diyorum. Harold müdür bu arada. “Çok kral adam. Alacaklılar peşimdelerdi, aldı iş verdi. Ölüyordum ben hatun.” diye anlatıyorum. Doğruya doğru. Bende yalan olmaz. Kadına böyle anlatırken bir yandan da elimle tavuk yiyorum. Vahşi bir hayvanım şuanda. Yatakta da öyle olduğumu bildiği için kıkırdıyor bak.

Profesöre akşam ne yapacağını, isterse şöyle güzel bir şarap açabileceğimizi falan söyleyecektim ki bir anda bebenin teki yanımda belirdi. Hocam diyor ben bina başkanıyım ayağınızı denk alın hoşgeldiniz demeye geldim öğrencileri salmayayım üstünüze diyor.  Benim zamanımda en yakın kankitellam Nicky bina başkanıydı canım bıyıklım. Sonra zaten ben okulu bıraktım. Baktım bebeye ilk bir şöyle. Lan biz de mi bu kadar velettik buradayken? Yağlı elimi, metal tabağın yanında elit elit duran bezin içinden geçmek suretiyle yarım yamalak sildim. Bebenin bana uzattığı eli sıkıp, “Ne şekil yapıyorsun?” dedim. “Ben de Gryffindor bina sorumlusuyum havan kime?”

Yanımdaki Amerikan güzeline “Mademoiselle, ben öğrencilerle tanışacağım ya. Harold kankam bana güvendi, emanet etti. Önce onu halledeyim, sonra sizi hallederim. Hadi kaçtım.” diyerek kalktım profesör masasından. Üstüme kendime büyük gelen bir gömlek giymiş, dar siyah pantolonumun içine sokmuştum. Düğmelerini de kapatmamış olduğumdan taktığım 3-5 kolye rahat rahat gözüküyordu. Valeria’dan çaldığım için çiçekli böcekli şeylerdi bunlar. Şuan her parmağımda en az bir tane olan yüzükleri de evden atılmadan önce Marcel’den çalmıştım. Kocaman taşlı yüzükler bunlar. Bi yumruk çaksam adamın yüzünü parçalarım. Ayağa kalkınca Samuel’in kafasına elimi getirdim. Oradan kendime doğru bir doğru çekerek boyunun nereme geldiğini ölçtüm. Neyse ki benden uzun değildi. Rahatladım tabi. Buyur gel der gibi bir kafa hareketiyle kolumu omzuna atıp yürümeye başladım Gryffindor masasına doğru. “Ça va?” diye sordum çocuğa yolda. “Nasıl dayanıyorsun Sammy oğlum burada? Vakit kaybı başka şey değil. Ticarete atılacaksın. Herkes senden okumanı, ailenin işini falan yapmanı bekleyecek. Sen daha yükseğini düşüneceksin. Abi- Yani, profesör tavsiyesi.”  Gryffindor masasına geldik. Bir sürü minik lavuk doluşmuş masaya heyecanlı heyecanlı bakıyorlar bana. Zavallılar ya. Gözüme sadece buraya zorla kapatılmış mahkumlar gibi geliyorlar. Açık renk saçlı bir kız benim okul zamanlarımdan bir arkadaşıma aşırı benziyor bu arada. Kankam Dylan’ın manitası. Kanayan hani. Kız tanıdık gibi geldiği için masada yanına kadar yürüdüm. Gözlerimi kısıp baktım buna. Bir süre bakıştık. “Sen bana tişört borçlu olabilir misin bir şekilde?” diye sordum gözlerimi kısarak buna.

Samuel’i iyice kendime çekip öne, masaya doğru eğildim. Çocuğu da kendimle birlikte eğilmek zorunda bıraktım. “Bakın.” dedim. “Je m'appelle Parfait. Yeni bina sorumlusu hede hödö.” Kafamla Harold’u gösterdim. “Müdür, benim kanka. Bir şey yaptığınızda yakalanmayı beklemeyin bana söyleyin. Bir yolunu buluruz her türlü. Yemek bitsin, kulede daha ayrıntılı konuşuruz. Hadi kaçtım x2.” Dikleştim. Samuel’i de omzundan çekiştirdim. Omzundan beline doğru indirdim elimi, o elimle belinden ittirirken, diğer elimle de omzunu geride tuttum. “Dik dur oğlum. Böyle kambur durursan kızlar bakmaz. Konuş bakayım bi.” Çocuk konuşunca kafamı salladım. “İyi iyi, sesin kalın. Hadi ben profesör masasındayım.” dedikten sonra yanından geçerken kıçına da bir şaplak attım. Öğrenciler yatakhanelere dağılmadan Amerika’lı profesörü odama atabilir miyim lan? Zaman kısıtlı ama beni bilirsiniz. Sınırları zorlamayı severim.[/justify]

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #7 : 18 Mart, 2023 22:05:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ben gittim bu profesör kılıklıya selam vermeye, yağlı kaygan elleriyle tokalaştı benimle. Şimdi buraya gelince milletin gözü de üzerimizdedir diye düşünüyorum, diğer profesörlerin de yanındayken yüzümü buruşturmak istemediğimden sadece adam parmaklarını geri ayırırken bir bakış atmakla yetindim. Elindeki tavuk derisi mi onun? Parmak aralarıma doluşan yağ bezelerini görmezden gelmeye çalışarak yumruk yaptım elimi. Sonrasında beni terslemesiyle duruşum değişti iyice. “Hocam hava atmaya ihtiyacım var gibi mi duruyorum?” dedim. Yanındaki profesöre dönüp bir şeyler söylemeye başlamıştı. Kaç yaşında adam benimle boy ölçüşüyor sanki, aklım almadı. Sözlerini bitirmeden ben de masadan bir peçete kaptım ve elimi sildim iyice bastırarak. Midem bulandı ya. Müdürün şekerlerinden de üst üste çok yedim aç karnına, üzerine bu. Gidip yatmam lazım biraz.

Adam ayağa kalkınca elini kafama uzatır gibi oldu, oğlum iğrendim ya. Yemin ederim profesörmüş, adabıymış bir yere kadar var bende de sabır. Zaten az önce olanlar da beni iyice agresif birine dönüştürdü. Hogwarts’a döndüm diye ve dostlarımı gördüm diye biraz keyifli kalabiliyorum yoksa tüm dünya bana tersmiş gibi geliyor bu akşam. Elini kafama götürdü, ben o parmakları gördüğüm an geri çekilmek istedim tabi. Ayıp olacak diye çaktırmamaya çalışarak omuzlarımı aşağı çektim ve eğilmeye çalıştım, yukarıya doğru agresif bir bakış atmayı da ihmal etmemiştim. Boyumuzu mu ölçtü ne yaptıysa artık bir bok da söylemedi. Neyse Diana bu kılıbık herifi gördükten sonra beğeneceği varsa da vazgeçer. Yüzükleriyle kolyelerinden, bir de uzun sarı saçlarından zaten ne olduğu belli değil. Bir oturuşu bir duruşu yok yani.

Kolunu omzuma atıp beni sanki otoritesi altına almış gibi yürütmeye başladığında huyuna gitmeye karar vermiştim. Bu okula nasıl dayandığımı sorduğunda “Hocam bugün ters bir günümdeyim biliyor musunuz ya, bu okulun popülasyonu bazen cidden azalmalı diyorum.” dedim. Herif samimi biri, orasını anladım ilk cümlesinden. Bana da Sammy dedi. Ben adını bilmiyorum gerçi daha ama hallederiz. Sakınmayacağım laflarımı. Diğer gerzeklerle yakın olacağına benle kursun samimiyeti. Aile işine değindiğinde “Hoop orda durdururum işte hocam, ailesinin gölgesinde yaşayanlardan değilim ben.” dedim göğsümü kabartarak. Slytherin masasını kafamla işaret ederek “Onlar genelde şurada saklanıyorlar.” dedim. Bu sırada Gryffindor masasını baya bir ilerlemiş, meraklı gözlerin hepsini geçip bizim gruba gelmiştik. “Size soyadımla kendimi tanıttıysam bu önemseyin diye değil, resmiyettendi. Yoksa aslında sadece Samu diyebilirsiniz. Sizinle tanışmak isteyen diğer arkadaşlarım da: Clayton, Edward, Diana…” Yandaki Amerikalılara baktım, adlarını hatırlamıyorum. Diana’nın elini öpmeye çalışan sümsükle hiç tanıştırmam zaten. "Arkadaşlar selamlar herkese, yeni bina sorumlumuz…” Bilmiyorum adını o yüzden devam ettirmedim cümlemi. Herkes kendini tanıtmaya çalışıyor, birkaç kişi kalkıp yanımıza geliyor daha iyi duymak için derken bu adam tuttu beni çekti masaya doğru. Yağlı ellerini düşünmemeye çalış diyorum kendime, dediklerine odaklanmaya çalışıyorum. Fransızca konuşuyor arada, dünya dillerinden biri. Boleynler yazın ders aldırırlardı bize. Belki Eadwig hala alyordur, ben onların adasına gitmeyeli uzun zaman oldu. Ama Fransızcayı hatırlıyorum, az çok biliyorum bir şeyler. "Adını söylüyor oğlum ya." dedim boş boş adama bakan bazı gözlere. Sonra o konuşmaya devam ederken ağzımla sessizce telaffuz ettim tekrar "PAR-FE" şeklinde.

Yemekten sonra da yatakhaneye geleceğini söyleyip kısa kesti muhabbeti, beni de yanına aldı geri. Bu herif benim derdimi mi çözecek bana daha çok dert mi olacak anlamadım ya. Yapış yapış elleriyle gömleğimi tuttu omzumdan, diğer elini belime yaklaştırınca gözlerimi açtım şaşkınlıkla. Duruşumu düzeltecekmiş aklınca. ULAN SEN ÇEKTİN BENİ ZORLA, TABİ KAMBUR DURACAĞIM. Dümdüz bir ifadeyle adama bakıyorum, omuzlarımı da iyice açtım arkaya doğru ve dikleştim dediği gibi. Sabır sınaması. Sabırrrr. Uzunum bu arada ondan. Dik durursam net geçiyorum da saçları dağılmış herhalde ondan kafası daha büyük duruyor. Topuklu da giyiyor olabilir zaten, beklerim bu değişikten.
Ama bana güzel bir orta açtı, orada gülümsedim yarım ağız. "Çoğul olarak kızlarda gözüm yok artık aslında. Bir kişi baksa yeterli." Bu sırada gözümü başkasına veya Diana'ya çevirmemiştim ama çevreden bizi dinleyenlerin olduğunu farkındaydım bu cümleyi kurarken. Belki de, ve umarım, Diana da duymuştu bunu. Kendisinden bahsettiğimi anlayacak kadar akıllı bir kız. Profesör sesime kalın dediğinde de kalbimi biraz daha kazanmıştı, benim formülüm basit aslında ya. Öv, sevil. Güldüm ve arkamı döndüm masaya oturmak için. İşte o sırada, kaba etimde hissettiğim bir şiddet, bununla birlikte salonda yükselen bir "ŞLAP" sesi, kısa bir sessizlik sonrası kıkırdamaların kahkahaya dönüşmesi ve benim sabrımın taşması.

Yüzüm kızarmaya başlamıştı bile herhalde, sinirden köpürdüm. ŞEREFSİZ YA. Çocuk meraklısı mıdır nedir, ne lazım o hareket şimdi? Edward gülüyor, Clayton da dudaklarını bastırmış birbirine. Ayıp olmasın diye gülmemeye çalışıyor. Amerikalılar kopmuş ya kendi arasında. Diana'ya bakamadım bile. Karizma yok edici anasını satayım. "Aptal herif ya. Ne boş bir adam fark ettiniz mi? Elini kolunu nereye koyacağını bile bilmiyor." dedim sinirle. "Ne sanıyorsa kendini. Belli zaten erkeklere ilgileniyor herhalde. Tanıştığımızdan beri boyumu ölçmeler, omzumu sıkmalar, kaslarımı ellemeler, sesimi ölçmesi ve şimdi de bu hareket... Yani konuşmak istemiyorum bu konuda. Profesör Harold ne akla hizmet bu adamı Profesör yapma gafletinde bulunduysa... Bu kararı verirken kafası çok iyi olmalı."  Sustum tepki verecekler mi diye merak ederek. Sonra dayanamadım devam ettim üzerine. "Öyleyse bize de ikram etsinler ne içiyorlarsa da, beraber keyiflenelim ya. Herifteki rahatlığa bak! Sanki babasının ahırında. Yemek yiyişini de görmediniz siz, kıtlıktan çıkmış anasını satayım. Diana senden beter." Lan. O iyi bir laf olmadı. "Beğendin mi al getirdim sana istediğini. İlgilenmiyormuş kızlarla, şansına küs." dedim ve güldüm en son. Çok iyi toparladın Samu, gerçekten tebrik ederim. Bütün ayarlarım kaçtı yemin ederim.




Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Gryffindor-Wampus Masası
« Yanıtla #8 : 21 Mart, 2023 23:56:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Önündeki keten peçeteyi avucu içinde sıkıştırıp tabağının kenarına iliştirmeye çalışırken iğrenen bir suratla Edward'ın testesterondan muzdarip sohbetinden sıyrılmaya çalışıyor, biraz da kendisini kanıtlama çabasına girmeyi engelleyemiyordu. "Abartma." dedi bakışlarını devirerek. Elbette olgun erkeklerde, hele de profesörlerinde gözü yoktu. Hatta öyle ki genel itibariyle erkeklerde gözü yoktu Diana'nın. Geride kalmamak ve dünyevi kabullenilmişliğin ataerkilliğine meydan okumak için yanındaki erkek çocukları ne yaptıysa onu yapmaya çalışmıştı pek çok kez.  Yere düştüğünde dizleri parçalansa dahi sesini çıkarmamak için gayret etmişti. Gayret etmişti etmesine de, Hogwarts'ta geçireceği son iki senesinde düz bir duvara bodozlama olarak çarpabileceği aklının ucundan geçmemişti; karşı cinsi genel itibariyle bir dost olarak bellemişti fakat tek bir kişi ona yepyeni bir şey öğretmeye başlayalı henüz çok tazeydi. O kadar tazeydi ki, Diana bile buna henüz bir anlam yüklemekten acizdi.

Yanındaki simalar Diagon Yolu'nda Samuel'in süpürgesinde sürüklediği kadın hakkında bir şeyler söylediklerinde elini dudaklarına bastırarak kıkırdamasını durdurmaya çalıştı. Bunu kolaylıkla sağlamıştı çünkü genç oğlan Diana'ya bakıp imalı cümlelerini kurarken Diana yalnızca kaşlarını çatıp "Ne?" demekle yetinmişti. Dışarıdan nasıl bir ilişki içerisinde oldukları görünüyordu ki? Yoksa Diana'nın içini kemiren şeyler üçüncü gözler tarafından kolaylıkla anlaşılıyor muydu? Yanakları kızardı. Elini saçına götürmeye çalışırken bir yandan da öfkeyle parlayan Samuel'in koluna uzanmakla meşguldü. Çocuğa öfkesi, pek ala son zamanlarda da yaşadığı romantik ilişki karışıklıkları düşünüldüğünde haklı bir çıkıştı. Koluna erişemeden yanlarından giderken arkasından sadece "Sorun yok Samu." diyebilmişti. Sesi sanki boşlukta kaybolmuş gibiydi. Yüksek bir tınıda başlayıp bir fısıltı ile sona ermişti. Çocuğun duyduğundan şüpheliydi. Arkasından bir süre baktıktan sonra yanındaki oğlana dönüp "Kapayın çenenizi Mullarkey!" diye serzenişte bulundu. "İlk gün can sıkmanın ve böyle saçma sapan şakaların lüzumu yok."

Önüne döndüğünde küçük bir dilim elmayı yemek için ortadaki geniş tabağa uzandı. Esasında doymuştu ancak dilimi dişlerinin arasına götürüp ufak lokmayı ağzında çevirirken bunu yalnızca vakit geçirmek için yaptığı bir eylem olarak görüyordu. Bakışlarını profesör masasına çevirip olacakları izlemeye koyulduğunda ayağını oturduğu ahşap sedirin üzerine doğru katlamış, omuzlarındaki dikliği gevşeterek gözlerini kısmıştı. İnceliyordu. Dudaklarını okumaya çalışacaktı. Meraklıydı. Merakının altında bu denli rahat bir tutumun tüm profesör kadrosuna daha zıt bir biçimde nasıl oluyor da duruşunu çekincesizce koruyor olmasına dair cevap yatıyordu. İzliyordu izlemesine fakat hiçbir şey anlamıyordu. Adam, ellerini sildi. Samuel ile sohbet etmeye başlamışlardı. Omuz silkip önüne dönerken çaprazındaki çocuğun bakışıyla karşılaşınca sabrının dolduğunu hissetti. Kaşlarını çattı. "Afedersiniz de..." dedi kaşlarını çatarak. "Bir sorun mu var? Ya da yüzümde falan herhangi bir şey?" diyerek kollarını masada birleştirdi. Yanıt bekliyordu sabırsızca, sabrı taşmıştı. Genç çocuk aynı gevşek tutumuyla dudaklarını yukarıya doğru kıvırırken ufak bır 'cık' sesi çıkarmıştı yalnızca. Diana'yı taklit edip aynı şekilde kollarını masada kavuşturarak durunca cadı duruşundan vazgeçip geriledi. Sıkılganlığını ifade eden yüksek bir nefesi dışarıya üflerken masaya yaklaşmakta olan ve bir hayli samimi görünen ikiliyi göstermek üzere karşısındaki oğlanları dürtükledi. "Şunlara bakın." dedi dudaklarını birbirine bastırarak. "Buraya geliyorlar."

Samuel ve profesör yanlarına ulaştığında profesör de yüzüne uzunca bir süre bakınca gerçekten de cildinde herhangi bir leke olduğu düşüncesi ile elini suratına götürüp yokladı. Yoksa ağzında yemek lekesi mi kalmıştı? Veyahut tren yolculuğunda henüz keşfine varamadığı bir cilt lekesi mi çıkmıştı? Yarım ağızla "Yok..." derken bir taraftan düşünce komasına girmişti. Harika olmak niyetinde olmasa da kötü görünmek istemezdi. "Sizinle daha önce bir yerde karşılaştığımızı zannetmiyorum." diyerek elini yüzünden çekti. Çok bilmiş bir tavırla çenesini yukarıya kaldırdığında "Benzetmiş olmalısınız." demeyi ihmal etmemişti. Adam omuz silkip Diana'yı duymamış gibi devam ettiğinde Fransızca olarak adını söylemişti. Bundan sonrasında Fransızca konuşmaya devam etse katiyen anlamazdı ama en azından bir ismin nasıl söylenebileceğini biliyordu. Burada pek çok Fransız öğrenci vardı. Konuşma üslubu da düşünüldüğünde yabancı sayılmazdı.

Diana tüm bu konuşmanın hegemonyasından sıyrılmak için önündeki bardağı dudaklarına götüreceği sırada işittkleri ile suyu soluk borusuna kaçırması yalnızca birkaç saniye almıştı. Birisinin bakmasını söylemişti Samuel. Tüm kızlardan uzak, tek bir kişinin. Bu söylem hiçbir şekilde Diana'ya yönelik olmamıştı belki de genç kızın gözünde fakat cümlelerin arasındaki boşluklar, dolu bir ses gibi cadıyı heyecanlandırmaya yetmişti. Cümledeki anlamı kendisine yormak istermiş gibi dudaklarını birbirine bastırarak gözlerini tıpkı bir faltaşı gibi açması çok hızlı gerçekleşmişti. Hiçbir şey söylemedi. Öksürüğünü dindirmek için birkaç yudum suyu daha dilinin üzerine bırakırken göz ucuyla genç büyücüye baktı. Kendisine bakmıyordu. Bir anlığına hayal kırıklığının içerisine atılmış gibi hissetti. Kendisine bakmasını ve bu dileği kendisine yormayı isterdi. Bunları düşündüğü noktada kurduğu arkadaşlığa ihanet edip etmeme fikrine kapılarak utandı. Utandı fakat hissettiği yoğunluğu geçiştirmeye dair benimsediği tutumu Profesör Barthélemy'nin, Samuel'in kalçasına attığı minimalize tokatla koruyabilmişti. Küçük bir şaşkınlık belirtisi dudaklarından çıktığında elini ağzına götürdü, dudağını ısırıp Samuel'in içerisinde kaldığı bu küçük düşürücü duruma ne denli öfkelenebileceğini tahmin ederken gülmesini engellemek için kendisini zor tutuyordu.

Profesör yanlarından nihayet ayrıldığında büyücü çocuğun dinmek bilmeyen cümleleri noktasız bir şekilde ilerliyor, bir solukluk araya dahi izin vermeden süregeliyordu. "Ama..." ile söze başladığı her virgülde sesi gittikçe alçalıyordu. Bir kez daha akrep kendisine döndüğünde elindeki bardağın içindeki suyu Samuel'e atmayı denedi. "Ne zamandan beri yediğim şeylerin miktarına bakıyorsun?" diye kaşlarını çatarken bunun kendisi için bir uyarı niteliğinde olabileceği paranoyasına kapıldı. Kilo mu almıştı? Çok mu şişman görünüyordu? Belki de bu yüzden pek çok kimse suratına dik dik bakıyordu. Zihninin köşesine, eteğinin altındaki korseyi bir dahakine daha fazla sıkma fikrini not alırken homurdanmıştı. "Üstelik... Benimle ilgilenmesini isteyen kim?" diye çıkışırken saçlarını düzeltmişti. "Yaşımdan büyüklere, hele de profesörlere karşı ilgi duymuyorum Samuel. Merakını gidereyim." demişti önündeki keten bez ile oynarken. Nasıl bu fikre kapılmış olabileceğine hayret ediyordu. Bezi ve tabağı kendisinden uzaklaştırmak üzere parmaklarıyla ileriye ittiğinde "Bina başkanısın. Eninde sonunda tanışacaksın." diyerek omuz silkmişti. Aklı halen kilo almış olabileceği fikrinde bir tilki gibi dönüp dolaşsa da dönemin son çıkan agraflı korseleri Diana'nın işini hayli hayli görecekti.

Akşam yemeği bir süre daha devam edip seçmen şapka seramonisi tamamlandığında yeni binalara ait öğrenciler nihayet yerlerini almışlar, midelerine yaşattıkları ziyafet sonrasında yataklarına geçmek üzere ortak salonlarına hareket etmişlerdi. Diana en önden ilerleyerek yenilere rehber olmak üzere giden Samuel'e, bu yol göstericilik öncesinde yetişerek küçük bir özür borcu içerisine hapsolmuş gibi hissetmişti. "Kusura bakma." derken çocuktan bir adım mesafede duruyor, başını yana doğru yatırıyordu. "Yeni profesörün tutumundan bahsediyorum. Biraz da ben zorladım seni gitmen için." diyerek kaşlarını kaldırmıştı. Küçük sınıflar birer pire gibi aceleyle bir araya gelmeye çalışırlarken "Son bir şey daha." diye eklemeye çalıştı gürültünün arasından. "Profesöre falan ilgim yok. Yanlış anlamanı... Yanlış anlaşılmasını istemem." dedi. Bir adım geriledi. Aralarına küçüklerin girmesine izin vererek diğer bina arkadaşlarının yanına karışırken elini havaya kaldırıp tatlı bir gülümseme takınmaya çalıştı. "Yarın sabah görüşürüz Samuel."  diye seslendi sakince. İsmini bilerek uzun uzun söylemişti. Bilerek, farkında olmadan.
[/justify]