17 Nisan, 2026 08:51:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Yesene  (Okunma sayısı 82 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Genevieve Griffiths

  • Slytherin
  • 1. Seviye
  • İleti: 2
  • 34 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Genevieve Griffiths
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: naz
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 10
Yesene
« : 19 Mart, 2023 23:07:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Malum yalanını söylemesinden itibaren seksen küsur saat geçmişti, yalan söylemenin insanların abarttığı gibi kötü bir şey olmadığına karar vereli ise on sene. Kendini birkaç kelimeyle tanımlaması gerekse, ki bunu oldukça yavan bulurdu, dürüst demek aklının ucundan bile geçmezdi. Genevieve Griffiths yalan söylemezdi fakat bunu etik kaygılara da dayandırmazdı, sadece yalan söylemek zorunda hissetmemişti hiç. O gece yatakhanedeki cadıların bitmek bilmeyen gönül mevzuları laklaklarından geri kalmamakta bir beis görmeyerek kendi kollarını sarmıştı boğazının etrafına. Senelerdir süregelen “o kız” kimliğiyle savaşmayı reddeden cadının, hayatının ilk yalanına Robert Langdon’ı alet edesi tutmuştu ne hikmetse. Yalnızlığıyla inceden alay konusu olmasını umursaması bile ilk yalanını bu denli fütursuzca söylemesi kadar yormamıştı cadıyı. Günlerdir yastığının çivilerle dolu olduğuna yemin edebilecek cadı, bir anlık galeyana gelip diğer cadılara Langdon ile birlikte olduğunu söyleyivermişti. Huzursuzdu. Belki de kendini birkaç kelimeyle tanımlamak hakkında o kadar da keskin düşünceleri kalmamıştı artık çünkü ne hissettiğini tanımlamakta zorluk çekmiyordu, hayret. Aklı başında birisi huzursuzluğunun sebebini yalan ve vicdana bağlayacak olsa da hükmü Langdon’a giydirmeyi yeğlemiş cadı köşe bucak kaçıyordu ondan. Hoş, altı sene boyunca dişe dokunur bir muhabbetleri olmamıştı, bundandı hareketlerinin altında bir anlam aranmayacağına inancı. Büyücünün gözlerini üstünde hissettiği saniye bir bahane bulup rüzgara karışan cadı kaşlarını çatmış, önündeki bütün tavuğa düşünceli düşünceli bakarken koluna gelen dirsek darbesiyle irkildi. Yanındaki cadılar gevrek gevrek gülerek birkaç adım ötede, yatakhanede kopan fırtınalardan bihaber oturmuş, iştahlıca yemeğini mideye indiren Langdon’ı işaret ettiğinde hala izlemekte olduğu tavuk olmaktan ne kadar memnun olabileceğini düşündü. Onlara ayrıldıklarını ve bir daha bu mevzuyu gündeme getirmemelerini aşina oldukları o tehditkar tavrıyla söyleyebilirdi, eğer bu ihtimal aklına bir anlığına bile gelmiş olsaydı. Diğerlerinin suratına bakmadan ayağa kalktı ve vücudunu saran panik dalgasıyla büyücüye doğru ilerledi.

Langdon’a senelerdir öylece bakardı, tıpkı birlikte taş çatlasın birkaç dakikasını geçirdiği diğer insanlara baktığı gibi. Bu onun ilgi çekici biri olmadığı anlamına gelmiyordu tabii, yalnızca Vieve insanları izlemeyi başkaları tarafından sağlıksız olarak nitelendirilecek kadar çok severdi. Çoğu aksiyonu çevresindekileri taklit ederek almayı alışkanlık bilmiş fakat bunu ima dahi edecek insanları saç diplerinden topuklarına uzanan bir kinle listesine yazacak cadı, yemek yemeyi büyücüden öğrenmiş sayılırdı. Beslenmeye ehemmiyet vermeyen, defalarca kez açlık ve susuzluktan bayılıp revire kaldırılmış Vieve o kadar fazla tanık olmuştu ki büyücünün dillere destan yemek sevdasına. Karşısında dikilmiş dururken Langdon’ın yemek yemeyi kesmesiyle birlikte büyük salon tarafından adeta yutulmaya başladı. Bir planı olmamasına alışkın değildi fakat bir şekilde kıvırabileceğine inancı tam olsa gerekti ki karşısına aniden çıkacak gücü bulabilmişti kendinde. Şimdiyse büyücünün iştahının kaçmış olduğu aşikardı ve Vieve bunu genç adamın tam karşısına oturuvermiş oluşuna bağlamayı akıl edemeyecek kadar iyimser olmamıştı hiç. Belli ki mide kramplarını tek başına tecrübe etmemeyi dilemiş cadı tam ortalarındaki şaşaalı tabakta duran, adını bile bilecek kadar ilgisini çekmeyen tatlıyı, yemeyeceğini bile bile, eline alırken gözlerini artık kaçırmamaya karar verdi. “Yesene.” Slytherin’e on puan kazandırabilmeliydi Langdon zira Griffiths sesinin emreder tonuna hakim olamayışı tarafından ilk defa bozguna uğratılıyordu.[/justify]
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Robert Langdon

  • Slytherin
  • 1. Seviye
  • İleti: 2
  • 32 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Robert Langdon
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 7
  • İksir Kabiliyeti: 5
Ynt: Yesene
« Yanıtla #1 : 20 Mart, 2023 00:04:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=w_TaNm6lccQ[/youtube]

Aşkın, insan ruhunda gerçekleştirdiği değişim ister istemez fark edilir. Her kim, ben aşk ile değişmem derse o kişi yalan söylüyor demektir. İnsan âşık olduğunda, etrafındaki, her gün görmüş olduğu güzelliklerin farkına varır. Bu durum, mutsuz olduğunda ise tam tersi bir seyir göstermektedir. Her gün geçtiğin o yolda karşına çıkan minik kediye gülümseyerek bakar, eğilerek kulağının arkasını okşar, sesindeki tınıyı fark ederek ruhuna doğanın güzelliklerinin dolmasına izin verirsin. Mutsuzken ise, belki o kedinin kulağını yine okşar, mırıltısını dinlersin, ama ruhundaki bir parça bunu sıradan bir şeymiş gibi yapar. Ya da hiçbir şekilde evden çıkmaz, güneşli havayı bir kenara bırakarak kapalı odanın verdiği kasveti içine alırsın. Mutluyken aynı gökyüzüne bakar geleceğinin güzelliklerini düşünürsün, mutsuzken aynı gökyüzüne bakar, koskoca evrenin seni mutsuz eden yanlarını düşünerek geleceğini mahvedersin. Bu döngü bu şekilde sürüp giderek büyürken, hiçbir şeyin olduğu yerde kalmadığını görürsün. Acı bile aynı değildir aslında. O an, hiçbir zaman geçmeyeceğini düşündüğün kalbindeki sızıyla aynı gökyüzüne bakarken, bir süre sonra yine aynı yerden yine aynı gökyüzüne baktığında ruhunda çok fazla şeyin değiştiğini fark eder, üstesinden geldiğin olayları düşünerek mutlu olmaya çabalarsın. Önemli olan o anı olabildiğince hasarsız atlatmaktır. Her ne kadar bu durum kolay olmasa da, yaşadığımız süre zarfında bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Her şeye mecbur olduğumuz gibi, güçlü olmaya da mecbur bırakılıyoruz.

Robert da, zor da olsa yaşadığı bunalımın üstesinden gelmeye çalışıyordu. Artık eskisi gibi üzülmüyor, yaşamına devam etmeye çabalıyordu. Nereye kadar üzülecekti? Hayat, her ne olursa olsun devam etmiyor muydu? Üzüldüğünde de aynı şekilde ilerliyor, mutlu olduğunda da aynı şekilde ilerliyordu. Hatta mutlu olduğunda zaman, nasıl geçtiğini fark ettirmiyordu, hızlıca geçip gidiyordu. Robert'ın farkında olmadan hayata tutunmasını sağlayan olay da, okulda gerçekleşmişti. Oysaki ilk başta oraya gitmek dahi istememişti. Kimseye anlatamadığı acısını kendi içerisinde yaşayıp, bir yağmur gibi gelip geçmesini dilemişti. Şimdi ise, acaba okula hiç gelmeseydi neler olurdu, diye düşünüyor, böyle bir şey yapmadığı için şükrediyordu. Eğer okula gelmeseydi Genevieve Griffiths ile hiç tanışamayacaktı ve aradan seneler kadar zaman geçmesine rağmen, aklından çıkmayan Vieve'in düşüncesini, bir süre daha içinde taşıyacaktı. Bir süre sonra, ruhunda bir umut ışığı daha oluşmuştu. Çok kısacıkta olsa bazen karşı karşıya kaldığı kızın bir saniyecik gözlerindeki ışıltıdan, konuştuğunda yüzünde beliren sakin gülümsemeden belli etmese de, ruhunda onu tanıma heyecanıyla kavruluyordu. Bir daha aşka dair umutlarını yeşertmeyeceğine kendine söz vermiş olsa da, o gece gerçekleşen herhangi bir şey, Vieve'in çekiminden alı koyamıyordu kalbini. Konuştuğu gibi, ona mektup yazmak için oturduğu masasında, kalem kağıda değdiği anda kafasındaki düşünceleri toparlamaya zorluyordu kendisini. Nasıl başlamalıydı mektubuna? Ya beni yanlış anlarsa? Ya mektubuma cevap vermezse?

Kafasının içerisinde dolanan karmakarışık düşüncelerini duvarda asılı duran saatin gong sesi bastırmıştı. Silkelenerek kendine geldi, sandalyesinde doğruldu. Uzun zamandır kağıdının başında öylece bekliyordu ve saatler geçmişti. Kendi kendine gülümsedi. Ailesinin gözlerinin önünde yaşadıklarını düşündükçe, aşk denen illet karşısında bu denli heyecanlı olacağını uzun zaman geçse düşünmezdi, ama oluyordu işte. Hayat insanın karşısında her şeyi çıkartıyordu, yapmam dediklerini yaptırıyordu. Masanın yanında kafeste duran baykuşuna baktı. Parlak gözlerle odayı tarıyordu. Eliyle kafese dokundu. Azıcık daha sabret, bu gece için iletmen gereken bir mektubum var, diye mırıldandı ve derin bir nefes alarak cesaretini topladı. Biraz daha gecikirse sabaha kadar yazmayacak, düşünceler içerisinde boğulayacaktı. En azından düşüncelerini bir nebze de olsa kağıda dökmek rahatlamasına yardımcı olacaktı.

Elbette yazamamıştı.Ruhu bin parçaya bölünse de yapamazdı.Vieve onu hiç istemiyordu.Bu kalp sızısı daha ne kadar sürer ve ne kadar acıtırdı belli değildi.En sonunda kendisini ortak salonun buğulu havasından ve yosun kokan duvalarlarından kurtarıp büyük salona gelmişti.Bina masaları öğrenciler tarafından işgal edilmiş,bazısı yemek yerken diğer bazısı umurumuzda hiç değil ki ders çalışıyorlardı.Ders çalışmak için derslikler hatta kocaman kütüphane yapılmıştı.Büyük salon neden! Yeşiller içinde ki Robert etrafına hiç bakmadan Slytherin öğrencilerinin oturduğu masalara yöneldi.Yeni dönemde beraber devam edeceği sınıf arkadaşlarından bir kaçını görmüştü,ancak onun gözleri başkasını arıyordu...Ruhunu acımasızca ele geçirmiş kişiyi arıyordu.Kalbi,ruhu hatta bütün düşünceleri o kişi tarafından işgal edilmişti ve hiç birini teslim etmeye niyeti yok gibiydi.

Düşüncelerinden kurtulması elbette mümkün değildi.Ancak yemek yemeye bayılan Robert,masada kurulan şölene dahil oldu.Yemek yerken başka bir haz alan genç büyücü,her ısırıkta gözlerini yumup dudaklarını şehvetle kapatıp bütün hissi hücrelerine kadar hissediyordu.Aniden bir ses işitti!Gözlerini açtığında o vardı...Evet,evet!! Oydu...Uykularına her gece misafir olan,rüyasında dahi ona gülümsemeyi çok gören Vieve...Şimdi ise tam karşısındaydı.

Elleri terlemeye, ayakları ise ikinci sınıfta Quidditch maçına ilk çıktığı an'dan dahi fazla titremeye başlamıştı.Ne o! Ah hayır! Alnından dahi damla damla ıslaklık belirmeye başlamıştı.Robert lütfen biraz sakin ol diyenleri duyabiliyordum.Ancak biraz da çocuğu anlayın nolur! Aşık olduğu kız hiç ama hiç yüz vermezken şimdi onun yanına gelmişti hemde yemek yemek için...Bu Robert için ne kadar değerli kimse tahmin dahi edemez.

Belki değer gerçekten Tanrı vardı ve belki de geceleri o saçma dualarını duyup cevap dahi vermeyi düşünmüştü.Terleyen ellerini cübbesine belli etmeden silip kurutmaya çalışırken bir yandan da kendisine bakan var mı diye etrafı kolaçan etmişti.Hadi ama sınıfın kızları bakıp gülüyorlarmıydı.Yüzü yavaş yavaş kızarmaya dahi başlamış olabilirdi.Kendisini sakinleştirmek için derin derin nefes alıyordu ki..."Yesene."kelimesinin Vieve'in ağzından çıktığına şahit olmasa düşüp bayılabilirdi.Vieve gözlerini ilk defa ondan kaçırmıyor hatta bulundukları yerden çekip gitmiyordu.Bu duruma alışabilirmiydi bilmiyordu...Ama bu çok güzeldi.Robert sıcacık bir gülümsemeyle "Yiyorum... dedikten hemen sonra kaşığını çoktan yemeğine götürmüştü.Kızın gözlerini hala üzerinde hissettiğinde ise "Bu bir rüya ise bırak biraz daha uyuyayım... Büyük salonda sanki sadece ikisi vardı.
« Son Düzenleme: 20 Mart, 2023 00:12:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Robert Langdon »

Çevrimdışı Genevieve Griffiths

  • Slytherin
  • 1. Seviye
  • İleti: 2
  • 34 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Genevieve Griffiths
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: naz
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 10
Ynt: Yesene
« Yanıtla #2 : 20 Mart, 2023 12:03:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Zamanın durmamış olması ne acıydı. Zavallılığı tartışılır Genevieve’in acımasızca geçen o birkaç saniyede ortaya atılmasına daha elli sene kadar olan büyük patlamayı öne sürmesi bile dudağının kenarlarının yukarı doğru kıvrılmasından daha olasıydı. Büyücünün ağzının açılmasını beklerken, yüzünü parçalara bölmeye çalışıyormuşçasına gözlerini ona dikmiş cadının kulakları büyük salonun ve bilhassa yalan söylediği cadıların uğultularını filtrelemeye başlamıştı şimdi. Onu senelerce kalpsiz olarak niteleyenleri pişman edecek kadar hızlı atan kalbini çocuksu bir heyecanla buyur ederken elindeki tatlının kırıntılarına bulandı parmakları. Uçsuz bucaksız bir öfkeden muzdarip olduğunu ilk fark ettiğinde annesinin ona derin nefesler alıp içinden sayı saymaya başlamasını öğütlediğini hatırlıyordu hatırlamasına fakat o ana dek bunu pratiğe dökmekten yana olmamıştı. Üçten sonra gelmesi gereken sayıyı düşünürken büyücünün sesini duydu. Derslerde söz alınmadığı takdirde duyulması epey güç olan bu sese nasıl tepki vermeliydi? Langdon’ın emir almakla bir derdi olmadığını görmesi ardından en azından birkaç kasının gevşeyeceğini düşündüyse de nafile. Sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen görkemli masayı paramparça etme isteğini bastırmak için kapattı avuçlarını. Dört! Üçten sonra dört geliyordu, kabul ama Vieve’i işbu vaziyetten kurtarmaya hiçkimse gelmiyordu işte. Tıpkı yemek yiyişini taklit ettiği gibi içten olduğu şüphesiz gülümsemesini de taklit etmeyi denedi ama bunda ne kadar başarısız olduğunu ilk birkaç saniyede fark edişinin ardından vazgeçti. Hem vazgeçmeseydi de büyücünün bir sonraki cümlesi öyle ya da böyle silmiş olurdu beceriksizliği paçalarından akıtan tebessümünü. “Bu bir rüya ise bırak biraz daha uyuyayım.”

Vieve rüya görmezdi. İlk kez birinin rüyasına girdiğini duyduğunda nasıl da şaşırdığını hatırlıyordu. Akabindeki dört haftanın yarısını rüya görebilmek, diğer yarısını ise başkalarının rüyalarına girmesine engel olabilmek için araştırma yaparak geçirmişti. Bilmediği tek şey Langdon’ın rüyalarına girmişliği olduğu olsaydı keşke zira çocuğun biraz evvel kurduğu cümlenin hiçbir kötü niyet içermediğinden çok daha habersizdi. Birinci kırmızı çizgiyi “bırak” kelimesinde çizdi Vieve. İletişim en kuvvetli yönü sayılamayacağından mütevellit böyle sıkıntılar yaşardı çoğu zaman. Her ne hikmetse vakit geçmeden söz geçirebildi kendine çocuğun aslen yalnız bırakılmak ve uyumak istemediğine dair. İkinci kırmızı çizgiyi silmek ilki kadar olur muydu, muamma zira Vieve şimdiden ikna olur gibiydi büyücünün onunla alay ettiğine. Onunla ne zaman flört edildiğini idrak edebilmek için fazla tecrübesiz olan cadı, henüz işittiği laflara müstehzi etiketini yapıştırırken tereddüt altında ezilmeye çoktan başlamıştı. Langdon hala gülümsüyordu ve bu gülümsemeyi diğerlerinden ayırt edebilmek ustalık gerektirmiyor olacaktı ki Vieve ikinci kırmızı çizginin üstüne üstüne yürümeye karar verdi. “Hayatım boyunca rüya görmedim ben.” Karakter gelişimi diye buna denirdi işte! Önce büyücüyü rencide etmemişti, şimdiyse daha önce kimseye söylemediği bir şeyi hiçbir önemi yokmuş gibi söyleyivermişti. Sırada ne vardı, tebessüm imitasyonunda başarılı olmak mı? Huzursuzluğunun baki kalacağından endişelenmeye başlamış cadı bir şeyler daha söyleyebilmiş olmayı dilerdi ama onu o yapan her neyse, ağzından yalnızca beş kelimenin dökülebilmesine müsaade etmişti. Tanımlamak için kullanılabilecek ilk kelimenin şüphesiz ki “garip” olacağı bu muhabbette iki tarafın da öngöremeyeceği şeyler vardı: Genevieve Griffiths nezakete, kendi ihtiyaç duymadığından, başkalarının kolay kolay başvuracağına ve insanların ona yüzeyselliğin ötesinde ilgi duyabileceğine inanmazdı ve Robert Langdon senelerdir süren pasifliğini sonlandırdığı bu cümleyle cadıya laf olsun diye sarkan büyücülerle aynı kefeye konmaya başlamıştı. Ha, cadının öngöremeyeceği şey çok daha büyük, muhtemelen de katastrofik, olacaktı, orası ayrı.[/justify]
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Robert Langdon

  • Slytherin
  • 1. Seviye
  • İleti: 2
  • 32 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Robert Langdon
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 7
  • İksir Kabiliyeti: 5
Ynt: Yesene
« Yanıtla #3 : 20 Mart, 2023 16:28:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İnsan hayatındaki mutlu anları biriktirmeli onları bir nişan gibi üzerinde taşımalıdır.Yıllar,aylar, haftalar hatta aldığı her nefesin değerini mutlulukla yaşamalıdır.Robert'ın pekte anımsayacak hatrı sayılır bir anısı olmamıştı.Elbette onunda yaşadığı bu kısa ömründe değerini bileceği olaylar silsilesi gerçekleşmişti.Lakin hangisi onu yaşadığını hissettirmişti bilinmez.Belkide kimsenin umurunda olmamak onu bu hale getirmişti,nereden bilebiliriz.Ancak şuan yaşadığı tek bir anlık olay bütün hücrelerini heyecanlandırmıştı.

Nefes almak bu kadar zor muydu? Ya konuşmak? Kendisini ifade etmekte zorlandığını pek hatırlamıyordu.Bugün ise anlaşılan o ki bütün şans perileri tepesinde geziyordu.Uzun zamandır açılmak istediği Vieve, şuan da karşısında oturuyordu.Bu bir işaret olabilir miydi? Hah! Ama işaretler ile hareket etmek ne kadar doğru.Bunca zaman hisleri ile hareket etmişti eline geçmişti? Kocaman bir hiç! Her zaman aldığı bir karardan pişman olmamıştı? Çok fazla soru, çok fazla telaşlı sonuçlar getiriyordu.Başını kaldırıp etrafına baktığında, üzerindeki gözlerden yabancılaştığını hissetmişti.Zaten nefes almakta zorlanıyordu bir de bu bakışlar...Neden bana ya da bize bakıyorlardı...Yoksa başka bir durum mu var? Bugün her şey bambaşkaydı.Tanıdığı kişilerin dahi bakışları farklıydı.Bilmesi gereken ya da herkesin bilip içinde olduğu bir durum mu oluşmuştu?

Ne olursa olsun! Hiç biri umurunda değildi... Çünkü bütün bunları elimin tersiyle bir kenara atacak sebebi vardı...Vieve! Gözlerini o kocaman gözlerinden alamıyordu.Hislerini söylemek için doğru bir zaman mıydı? Ah! Gözlerinin güzelliğini söylemek isterdim, aynalardan evvel...Ellerinin terlemesi yavaş yavaş geçmişti.Heyecanı ise devam ediyordu.Lakin bunun devam etmesi onun lehine mi olacaktı yoksa aleyhine mi?

Robert söylediği sözden dolayı bir an pişmanlık duymuştu.Yediği şeyler ise boğazına dizilmeye başlamıştı.Neden bir anda böyle bir cümle kurmuştu ki? Kendine hakim olmalı ve söyleyeceklerini tartarak konuşmalıydı.Ama bu Robert için elbette imkansız gibi bir şeydi! Neden herkes gibi değildi ki neden böyle yapıyordu. Yoksa ailesinin yaşadıkları yüzünden mi bu duruma düşmüştü.Hayatına etki eden ne çok sebep vardı.

Vieve hiç rüya görmemiş mi! Nasıl yani böyle bir şey gerçek olabilir miydi? Robert belki her gece rüya görürdü.Çoğu saçma rüyalar olurdu ama görürdü.Ya uçurumdan düşerdi çığlıklar içinde uyandır.Ya Vieve'i görürdü... Nasıl gördüğümü anlatamam ayıp orası bende kalsın...Belki bir gün anlatırım.Belki...Vieve ile hiç bu kadar yakın olmamıştı.Belki de Vieve hiç kimse ile bu kadar yakın değildi.Titremesi biten ayakları artık onu rahatsız etmiyordu. Gözleri, kızın kocaman gözlerindeydi"Rüyalar belki de Merlin'in bize bir oyunudur.Yaşanmamış belki de hiç yaşanmayacak şeyleri görmemizdir." Nefesi düzenli hale gelmişti ve oksijenin tadına varıyordu.Onlara bakıp kıs kıs gülen kızların hallerine hala anlam veremiyordu. "Yani demem o ki belki de rüya görmemek en iyisidir." dediği anda pişman olmuştu.Vieve ile sadece rüyalarda buluşabiliyordu.