17 Nisan, 2026 10:06:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Kırılmadan Geriye Kalanlar  (Okunma sayısı 41 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Henrietta Doe

  • Mekan Sahibi
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 149 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Henrietta Doe
  • Güç Puanı: 81
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Erhan
  • Meslek: Son Dans Sahibi
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 11
Kırılmadan Geriye Kalanlar
« : 16 Mart, 2023 23:19:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Fani varlığının farkındalığına erişmiş her ruhun korkusudur belki de içine eninde sonunda düşeceği engin karanlığın bilinmezliği. Var gücünle kaçsan, en küçük deliğe bile saklansan seni bulacak bir son; bir yırtıcı, hiç yorulmadan seni takip edebilen… Kim korkmaz ki bu dehşet düşünceden? Ben de korkuyordum elbette. En değerlimi benden alıp götürene kadardı bu korku; sonrasında hislerimi yavaş yavaş kaybettiğim dönem başladı. Biricik Henrietta’m avcıyı avı haline getirip oğlumuzu O’nun pençelerinden kurtarmak için kendi takibini başlattığında ben bir gölge gibi takip edebiliyordum zavallı şekilde. Henrietta’nın bir tazı gibi daldığı her delik, altına baktığı her taş çaresizce sürüklenen beni yaralıyordu. Sonuç pek şaşırtıcı sayılmazdı: karımın peşinden koştuğu av’ın yeni avı oldum ben de. Tanıştım eskiden o çok korktuğum karanlıkla.

Eski korkularımı gölgede bırakan yeni bir dehşeti tanıdığım ilk günlerdi onlar. İçinde kaybolduğum karanlıktan çekip çıkarmıştı beni bir kol. Kurtarmıştı diyemiyorum asla çünkü bir kere girdikten sonra kendimi oraya daha ait hisseder olmuştum. Fırlatıp geri atıldığım bu eski yuvam ise bana yabancıydı artık. Kirli bir fenerden gözlerime vuran ilk ışık huzmesi bile beni deli etmeye yeterdi; nemli toprağın yumuşaklığını hissetmemesi gerekiyordu artık parmaklarım, biliyordum; ağaç yapraklarının rüzgarla hışırdamasını duyan kulaklarım doğaya karşı bir günah işliyordu. Ciğerlerimi doldurmayı reddeden hava bile bunu kanıtlıyordu bana. Bedenimi ısıtmıyordu güneş, ben yokmuşum gibi davranıyordu. Ait değildim artık dünyaya, ama yine de buradaydım.

Yeni edindiğim acınası varlığın ilk günleriydi bunlar. Acemiydim ve yapmam gerekenleri bana dikte eden Henrietta bu berbat dünya ile aramda tek bağ gibiydi. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama beni o çağırmıştı, bunu anlamıştım. Soramıyordum da, ne kadar çabalarsam çabalayayım ağzımı açıp tek bir ses bile çıkaramıyor, bana yapmam söylenmeyen hiçbir şeyi gerçekleştiremiyordum. Bir zamanlar onu dik tutan direği olduğumu bildiğim evde bir şapka askısından daha fazlası değil gibiydim. Hala vazgeçmediği -ve beni çağırmayı başarabildiğine göre ilerleme kat ettiği- avıyla ilgili çalışmalarında Henrietta’nın ayak işlerini yapıyordum. Öncesinde olduğu gibi yalnızdık.. Ta ki O gelene kadar. Ben yani, öteki ben…

Kendi yaşadığımı acı sanıyordum ya hani; varoluşumun sebebini bilmiyor olmak bir lanetti ya hani; Henrietta tarafından bir eşya gibi kullanılıyor olmak küçük düşürücüydü ya hani… Hiçbir şey bilmiyormuşum! Sadece ikimiz iken sessizlik vardı, sonra Öteki geldi. Henrietta bile şaşırmıştı O’nun gelişine, gözlerinde görmüştüm bunu. Benim ağzımdan dökemediğim tüm sorularıyla gelmişti. Atamadığım çığlıkları atmaya, haykırmaya, Henrietta’ya dur demeye gelmişti. O da benim gibi korkuyordu anlayabiliyordum. Bir şekilde farklı olsa da aynı karanlığın içinden çıkmıştık, o da benim gibi bu dünyaya ait değildi. Beni yok sayan hava onu da yok sayıyor, içinden geçip gidiyordu. Işığı ve hatta renkleri bile düşman etmişti kendisine, onu umursamıyorlar gri ve saydam hapsine göz yumuyorlardı.

İçine tek olarak yuvarlandığımız karanlık bizi iki farklı varlığa eksiltmişti işte. İkimizde de bulunmayan eksikler vardı hala ama onları nerede kaybettiğimizi hala bulabilmiş değilim. Belki oradan çıkartılabilecek başka Ben’ler de vardır kim bilir. Öyle bile olsa şundan eminim ki onları bulan Henriette olmayacak. Beni kendi isteğiyle çıkardı evet fakat Öteki’nin varlığından rahatsız olduğunu görebiliyorum. Benim işlevli sessizliğimin üzerine Öteki’nin bitmek bilmeyen uyarı ve nasihatlerinden bıkmıştı. Amerika’dan taşınmamızın en önemli sebebi de buydu elbette. Vicdan rolünü üstlenen öteki benden uzaklaşmak, geçmişten kaçmak.

Edebileceğimden değil ya, mümkün olsaydı bile halimden şikayet etmememin sebebi de işte tam bu. En azından hala Henrietta’nın yanındayım. O ise eskinin anıları, yeninin acıları ve geleceğin endişeleri ile hapsolduğu o evde tek başına.