17 Nisan, 2026 08:29:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Kahvenin Birleştirici Gücü  (Okunma sayısı 42 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Luna White

  • Bakanlık Çalışanı
  • 7. Seviye
  • İleti: 29
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Luna White
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Baş Lanet Kırıcı, Gizem Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 2
Kahvenin Birleştirici Gücü
« : 30 Aralık, 2022 23:55:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna ve Max gerekli belgeyi uzunca bir süre uğraştıktan sonra bulmuş, birbirlerinin daha yakından tanımak amacıyla kahve içmeye gitmişlerdi. Arayışları öyle uzun sürmüştü ki tüm günlerini almıştı. Güneş batmadan işlerini bitirmeleri mucizeydi. Luna, Twinkle’ın neden bu işi onlara bıraktıklarını rahatlıkla anlamıştı. Normalde bu kadar zor olmayan işi uzatanın ne olduğunu ise yalnızca Merlin bilirdi.

Kapıyı açtıklarında onları taze kahve kokusu ve zilin sesi karşılamıştı. Orta yaşlarında, saçlarında birkaç beyaz tel bulunan kadın onları sevimli bir ifadeyle karşıladı. Luna’nın kar beyazı saçları onu bir süre büyülemiş olsa gerek konuşması zaman aldı. Luna buna alışkındı. Ailesinin gözleri bile zaman zaman onun ayı andıran saçlarında asılı kalır, ne diyeceklerini unuturlardı. Saçları resmen Stupefy ya da Silencio büyüsü gibiydi. Bu yüzden Max’in onu gördüğünde sakin kalmasına şaşırmıştı. Belki de geç kaldığı için mahcup hissediyordu ve saçlarına bakmaya vakti yoktu. Kim bilir?

Kadın gözlerini kızın saçlarından yüzüne çevirdiğinde ona dik dik baktığı için mahcup oldu. Başını hafifçe eğip gergin bir şekilde gülümsedi.

“Bağışlayın, sizi ayakta tuttum. İki kişi misiniz?”

Max, tok ve rahatlatıcı sesiyle cevap vermek için bir adım öne çıktı. Onun jet siyahı saçları ve hafif kavruk teni Luna’yla müthiş bir zıtlık içerisindeydi. Yan yanayken ayın aydınlık ve karanlık yüzünü andırıyorlardı. Tabii, Luna aydınlık olamayacak kadar kindar, Max de karanlık olamayacak kadar arkadaş canlısıydı. Max, kadının sorusuna kısaca cevap verdi.

“Evet, iki kişiyiz. ”

Kadın onları becerikli bir şekilde henüz batmamış güneşi en iyi seyredebilecekleri masaya yönlendirdi. İki genç büyücü kadını takip edip masaya oturdular. Güneşin turuncuya dönüşmesi izlemeye koyulan Luna, büyüleyici manzaraya doğru iç çekti. Doğa her daim mucizelerle doluydu. Bir büyücü olarak bunu Muggle’lardan çok daha iyi biliyordu. Ne de olsa küçüklüğünden beri kasabanın yakınındaki ormana kaçmayı huy edinmişti. Hogwarts’ın Yasaklı Ormanı’nı andıran orman yerli halk tarafından pek ziyaret edilmezdi. Geceleri uluyan kurtlar ya da arada kasabaya inen ayılar değildi korktukları. Birkaç hayvandan korkacak kadar zayıf değillerdi. Fakat güneş kendisini saklayınca ormandan gelen kaynağı bilinmeyen sesler, arada yanıp arada sönen ağaçlar, yaratıkların olduğu söylentisi ormanı Muggle’lar için girilmez yapıyordu. Hatta büyücüler bile girmekten imtina ederdi ancak Luna’nın en sevdiği yerdi orası. Sessiz, huzurlu ve soğuktu. Yaz- kış demeden buz gibi rüzgar eserdi. Öyle ki iç donduran rüzgara hiçbir şey etki etmezdi. Luna ise soğuğa hayrandı. Hastalanmak pahasına günlerini, gecelerini ormanda geçirir; ev ahalisinden, genellikle büyük ağabeyi, biri gelip onu yerden kazımadığı sürece ayrılmazdı. Aile, Luna’nın ormana olan düşkünlüğünü anneannesine bağlarlardı.

Luna düşüncelerine dalmışken Max onun buz gibi ellerine hafifçe dokundu.

“Luna, ne içersin?”

Luna trans halinden çıkıp önce Max’in ardından yanlarında bekleyen, yakasında Catherine yazan kadına döndü.

“Sütlü kahve, şekerli olsun.”

Max de siparişini verdikten sonra kadın yanlarından ayrıldı. Max arkasına yaslanıp mekanı kısaca inceledi. Pek kişi yoktu, sakin bir yerdi burası. Eski bir mimariye sahipti, etrafta asılı düzinelerce tablo hareket halindeydi. Üst katı olan kahve dükkanının merdivenleri her an kırılacakmış gibi duruyordu. Belki de bu yüzden kimse çıkmamıştı. Gerçi bir büyücünün merdivenleri kullanmasına gerek yoktu ancak yine de üst kat her an yıkılacakmış gibi dururken kimsenin oraya çıkmaya istekli olmamasını anlıyordu.

Max etrafı incelerken Luna konuşmaya başladı.

“Burası eskiden bu kadar yıkık dökük değildi. Okul günlerimde arkadaşlarımla gelip üst katta saatlerce konuşurduk. Aslında o katın dökülüyor olmasının sebeplerinden biri de biziz.”

Max sorar gözlerle Luna’ya baktı. Yüzünde meraklı ve eğlenceli hikayeleri sevdiğini haykıran bir ifade vardı. Luna bunu görünce öne doğru eğildi. Kahveleri gelince bir süre durdu. Kadın gidince konuşmaya başladı.

“O dönemler büyü kontrolümüz çok iyi değildi. Üstüne üstlük oldukça heyecanlıydık. Bir gün yine tüm okulun dedikodusunu yaparken üst sınıfımızdan biri yanında bizim dönemimizden biriyle içeri girdi.”

Bunları anlatırken neredeyse fısıldıyordu. Sır verirmişçesine dikkatli, gözleri parlaktı. Max onu daha iyi duyabilmek için ona doğru eğildi. Eğilince Luna’nın yumuşak fakat büyüleyici kokusu burnuna geldi. Max hafifçe gülümse de bir şey demedi.

“Biz de onları görünce çok şaşırdık tabii. Sonra dile getirmek istemediğim bazı olaylar yaşandı ve bizimkilerle onlar bir laf dalaşına girdi. Kavga öyle bir büyüdü ki üst sınıftaki çocuk bize saldırmaya başladı. Atışını ıskaladı ancak merdivenleri vurdu. Sonra bizimkiler de karşılık vermeye çalıştı ama dediğim gibi büyü kontrolümüz çok zayıftı. Büyü ters tepti ve yeri parçaladı. Tabii, çok geçmeden kavga durduruldu ama üst kat çoktan savaş alanına dönmüştü.”

Max meraklı gözlerle onu izlerken sordu.

“Peki, sonra ne oldu? Ceza aldınız mı?”

Luna arkasına yaslanıp kibirli bir şekilde güldü.

“Hata bizde değildi, neden ceza alalım? Üst sınıftaki çocuğa ceza verildi. Okuldan atılmaktan zor kurtuldu. Üstelik, daha önce de bazı vukuatlara karışmış, bir daha böyle bir şey olursa atılacağını söylemişler. Bizim saldırıya karşılık verene de büyü kontrolü üzerine fazladan ders verdiler. O biraz ceza kabul edebilir belki.”

Max gülmeye başladı. Gülüşü Luna’yı da etkiledi bir süre sonra. İkisi gülüp sohbet etmeye, başına gelen belaları anlatırlarken güneş tamamiyle batmış, yerini geceye bırakmıştı. Kahve dükkanı kapanmasa sabaha kadar sohbet ederlerdi. Kahve dükkanından çıktıktan sonra sokaklarda yürümeye, anılarını başlamaya devam ettiler. İkisi de ayrılıp evlerine doğru yola koyulurken akıllarından aynı şey vardı: Birlikte çok iyi anlaşacaklardı.