İngiltere Büyücedünyası > Büyük Salon
1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Arkamı dönmüş, yürürken öğrenci arkamdan seslendi. Durup döndüm. Bana doğru geldi minik minik adımlarla. Neden bu çocuklar bu kadar çekingen oluyor ki? Bir dakika… Ben de küçükken bu kadar sessiz ve çekingendim sanırım. Önümde hafifçe eğilip selamladı beni. Ben de kaşlarımı çatıp anlam veremeyen bir şekilde baktım buna. Kız diye düşünmüştüm karşımdakini. Böyle eğilmeyi erkekler yapmaz mıydı? Ben de çok hafif eğilerek reveransına karşılık verdim. Neydi şimdi bu? Adının Victoria olduğunu söyleyince iyice kafam karıştı tabi. Doğruldum. Eee, Victoria kız adı? Masaya gelmeden önce buna söylemişler sen Slytherin’sin diye. “Kim dedi sana onu?” diye sordum. Seçmen şapka yerleştirmesi görmedim ben. Açıklama beklemeden neden beni buraya getirdin diyor. Bu soruya cevap vermeyeceğim bile. “Kıyafetin de…” Gözlerimi devirip bir iç çektim. Burada yine biri işini düzgün yapmıyor ve bu benim çok sinirime dokunuyor. Bir düzen var değil mi? Birinci sınıflar kayıkla falan gelir, sonra burada dizilir, içeri geçerler, şapka sınıflara yerleştirir, büyüyle müyüyle kıyafetlerini hallederler. Sonra yemek. Neden bu sıra düzgün yapılmamış da bir anda masaya oturmaya yollamışlar bu kızı.
“Ben Boleyn. Eadwig Boleyn. Böyle olmaz bu. Gel benimle.”
Yine peşime taktım bebeyi yürümeye başladım. Tam tersi büyük salona doğru bu sefer. Ben nereden bileyim bu çocuğun doğru söyleyip söylemediğini. Slytherin kıyafetini yapacağım üstüne, gelip kızacaklar başka binaysa. Ben bu sorumluluğu almam üstüme. Bina sorumlumuzu da tanımıyorum. Urswick kadındı madındı ama en azından tanışıyorduk. Şimdi bir de uğraşacağım adamı tanımakla. Bu sene bitse de gitsem şuradan. Gryffindor masası ve Ravenclaw masasının arasından acele adımlarla giderken kırmızı kıyafetli çocukların çıkardığı sesten rahatsızlığımı “Yüksek sesle konuşunca dikkat çekiyorlar ya. Anırıp duruyorlar. Zavallılar.” diye dile getirdikten sonra profesör masası bir platform üstünde olduğundan ulaşmak için bir kaç basamak çıkmam gerekti. Dümdüz yeni SYB profesörünün olduğu yere doğru yürüdüm. “Profesör D'lbelin.” diyerek selamladım kendisini. Doğru mu telaffuz ettim acaba? Her neyse... “Eadwig Boleyn.“ Kendimi de tanıttıktan sonra elimle yanımdaki çekik kızı gösterdim. “Bayan Sanchez Slytherin’e seçildiğini söylüyor. Ancak ne seçmen şapka seramonisi yapıldı, ne de kıyafeti Slytherin üniformasına benziyor. Sanchez’in söylediklerini tasdiklerseniz kendisiyle ilgileneceğim.” dedikten sonra adamın cevabını beklemeye başladım.[/justify]
Kurguyu yine bürokrasi çıkmazına sokan Eadwig. Seni seviyorum bebem.
Balian d'Ibelin:
Serin bir akşam üzeriydi. Otlar seyrek, yol ise sert ve nemli. Lila ile binmiş oldukları araç harap fundalıkların arasından ilerlerken Balian rüzgarın aşındırdığı eski taş evleri seyrediyordu. Çok garip. Medeniyet genelde toplumsal alanların çevresine kök salardı. Bu çok yerinde olan genellemenin Hogwarts'ı neden es geçtiğini ise ancak bir sosyolog anlamlandırabilirdi. Okulun kaç yılında kurulduğunu ve Diagon Yolu'nu kaplayan bataklıkların ne zaman ıslah edildiklerini düşündü. Eğer Diagon Yolu'nun halka açılışı, Hogwarts'dan önceye tekabül ediyorsa az önceki sorusuna yanıt bulmuş olabilirdi. Yine de Lila'nın son on beş dakikada açılan çenesi gizemini koruyordu. Kendine sevgili gibi bir şey bulmuştu ve bunu suratına söyleyebilecek kişiyi ateşe ilan etmek gerekirdi. Üzerine üstlük kadın, şu Isaac meselesi ne zaman açılsa ardına Lux'ı iliştirmeyi ihmal etmiyordu. Çıldırmamak elde değil.
Gönlünde ah, gözlerinde yaş, seviyordu ne acı. Fakat şu raddeden sonra Lux'ın kapattığı zindandan onu çıkaracak yegane anahtar acıma olurdu. Nitekim bunu da görmüyordu onda. Nazolabial kıvrımları seyirdi. Neyse ki hakimiyetini yitirdiği yüz kaslarını gören, camdaki yansımasına bakan kendinden başkası değildi.
Birkaç saatlik lüzumsuz yolculuğun ardından hedeflerine vardılar. Olmaz. Her hafta değerli vaktini bu yola harcamasının en ufak mümkünatı yok. Çok geçmeden bu konuyu müdür ile konuşmak, kontratlı profesörlerin okulun içine cisimlenebilmeleri için izin çıkarttırmak gerekiyordu. İri gözleri Hogwarts'ın ihtişamını keyifle süzerlerken toprağa gömülü salyangozlar ayakkabılarının altında çıtırdıyorlardı. Hangisinin çakıl taşı, hangisinin salyangoz olduğunu uzaktan ayırt edilemediği için bu durumu çok umursamadı. Lila'nın çorap seçimi ise talihsiz sayılırdı.
Genç kadın büyük salon hakkındaki memnuniyetsizliğini dile getirirken Balian ne yazık ki aynısını düşünmüyordu. İşin doğrusu genel olarak Hogwarts'la ilgili birşeyi düşündüğü söylenemezdi. Çıkmadan evvel Murdoch'a dondurucudaki hipokampüs dalağını çözmesini söylemiş miydi yoksa bu da unutulmaya yüz mü tutmuştu? Hay Galvani'nin kurbağaları. Ziyafetten sonra durumu kontrol etmek için bir şömine bulsa harika olurdu. Fakat ilgisi dağılana buzluktaki dalak aklını kurcalayacak, tadını kaçırm... Büyük Salon ne zamandan beri turkuaza boyalıydı? Görmeyip haberlerde okusa epey eleştirirdi ama türbe yeşiline benzemesi dışında çok da kötü durduğu söylenemezdi. "Türbeye benzemiş." Belki de ölümü simgeleyen olgulara karşı duyarlılığı hayli düşük olduğu için sorun etmemişti. Öğrencilerin kendilerini islami bir lahitin içerisinde yemek yerken nasıl hissettiklerini ise bilmiyordu.
Göz göze geldiği birkaç öğrenciye tebessüm ettikten sonra dudakları baş yöneticiyi görmesi ile hepten kıvrıldılar. Yetişkinlerin oturduğu platforma çıktı ve tanımadığı birkaç kişinin elini büyük bir özenle sıktı. İlk hamleyi yapan kendisi olmadığı için tanındığı hissine kapılmıştı. Onun karşısındakini tanıyor olmasının bir önemi yoktu ki. Namının kendinden önce gelmesi o ortamda bilime ne kadar değer verildiğini gösterirdi. Elini sıktığı kişilerin ise sırasıyla orman korucusu ve hademe olduklarını sonradan öğrenecekti.
"Yol o kadar uzundu ki neredeyse bize araç yerine tabut yolladığınızı sanacaktım." dedi tatlı bir nüktedanlıkla. Buz gibi avuçları el sıkışmak üzere müdür ile buluştular. Cisimlenme meselesine girişi yapmıştı fakat konunun devamını başka zaman getirecekti. İlk gün telaşesinin çiçeği burnunda müdürün beynini zalim çulluklar gibi kemirdiğini tahmin edebiliyordu.
Balian'ın üzerinde ince bedenini kaplayan gece mavisi bir frak altında ise açık mavi kumaş bir pantolon vardı. Fırfırlı gömleğinin yakaları papyonunun altına özenle iliştirilmişlerdi. Beyaz yeleğinin içine sıkıştırdığı altın cep saatine baktı. Verilen zamanlamaya göre şölen birkaç dakika sonra başlayacaktı. Şöyle bir etrafı süzdükten sonra kendisine ayrılan sandalyeye doğru ilerleyecekti ki gözlerinin ince bir detaya tutulmaları onu yolundan alıkoydu. Salon şamdanlardan yayılan titrek alevlerin altında aydınlanıyor, insanların vücut hatlarının gün ışığından kat ve kat keskin bir şekilde gözlemlenebilmesine sebep oluyordu. Yüzünde oldukça ciddi bir ifade ile Baş yöneticiye yöneldi ve parmağı yardımıyla kadının çenesini yavaşça yukarı kaldırdı. "İzninizle." Fiziksel temasın ardından izin aldığı için pek de etik olmayan bir şekilde parmaklarını adamın gırtlağında gezdirdi. "Son zamanlarda nefes darlığı yahut yutkunma güçlüğü çekiyor musunuz?" Bedenini izinsiz teşrif ettiği topraklardan uzaklaştırırken baş yönetici öyle bir değişiklik hissetmediğini sadece zaman zaman hafif bir geniz akıntısı hissettiğini belirtmişti. Az sonra harika havadisler verecekmişçesine gülümsedi. "Korkarım sizde bir çeşit tiroid bozukluğu var. Gündelik hayatınızda fark etmemiş olabilirsiniz ama gırtlağınızda çok hafif bir şişlik oluşmuş. Şu anda etrafa loş bir ışık hakim olduğu için rahatlıkla görünüyor. Multinodüler guatr olduğunu düşünmüyorum. Yüksek ihtimalle iyot eksikliğine bağlı kolloid yani endemik guatr. Yahut ileri seviye gırtlak kanseri. Siz iyisi mi boş bir vaktinizde St. Mungo'ya uğrayıverin. Eğer kanserse yapacak pek birşey yok ama düşündüğüm gibi guatr çıkarsa ufak bir iyot takviyesi ile eski haline gelir." Seviyeli bir samimiyet ile adamın omzuna dokunduktan sonra Lila'nın yanındaki yerini aldı.
Şimdi Lila'nın tabağının üzerindeki şekilli mendili alıp elbisesinin yakasına sıkıştırışını keyifsiz bir şekilde izliyordu. Aklında herhangi bir cinsel kodlama yoktu lakin görgü kuralları dahilinde mendilini bacaklarının üzerine açması gerekmez miydi? Kendi tabağındaki mendili sadece yana koymakla yetindi. Bu esnada Lila yadırgayan bakışlarını fark etmiş neyin ters gittiğini sormuştu. "Mendilini..." dedi bir yandan tabağına portakallı kereviz doldururken. "Bacağına açsan daha iyi olur." Demez olaydı! Lila bu iyi niyetli uyarıyı almış, zalim bir suikast girişimini misillercesine yanıtlamaya karar vermişti. Yok efendim ona mı soracakmış da, o ilk kendi mendilini sersinmiş de. "Daha buraya gelmeden evvel iki tane Kelpi'nin içini açtım ve etrafa bir damla vücut sıvısı sıçratmadım Lila, bir parça sebzeyi mi dökeceğim?" Cümlesini neticelendirirken suratında sıkça beliren alaycı bir gülümseme yer edinmişti. Bu kadında herkesi kendi gibi sanıyordu. Çatalını üçgen çekilde doğranmış kerevize sapladı fakat kereviz Balian'ın ağzına varamadan çataldan kayıp düşerek varlığını sonlandırdı. Üzerine kor sıçramışçasına yana çekildi ve pantolonunun yağ lekesi olup olmadığını kontrol etti. "Saçma sapan yağ koyuyorlar şu yemeklere. Beni yeme diye ağladı resmen."
Bir süre geçtikten sonra keyfi hayli yerindeymiş gibi davranmaktan bıkan Balian,seremoni'nin başlaması için Merlin'e dualar etmeye çoktan başlamıştı.Ancak ne kadar zaman geçtiğinin kimse farkında değil gibiydi! Ne müdürden ne de müdür yardımcısından hiç bir hareket yoktu.Slytherin bina sorumlusu olması yüzünden,öğrencilerle konuşmadan bir yere de ayrılamayacağı bir kuraldı.Öf'lerek hatta puf'layarak boğazından geçen yemeklerin ardından bir ses kendisini sonunda canlandırmaya yetmişti.Kendisini tanıtan çocuğa uzun uzun bakan Balian,Boleyn soyadını duyar duymaz ailede bulunan arkadaşlarının yüzlerini anımsamıştı.Boleyn ailesine her zaman saygı duymuş ve onlarla tanışmış olduğuna dair onur duyardı.Bu yüzden bu gençte onun için şuandan itibaren önem arz ediyordu.Balian bordo mendil ile ağzını temizledikten sonra kravatının şeklini eliyle kontrol edip ayağa kalkar.''Sevgili Eadwig,annen nasıl çocuğum?Kendisine baykuşunu gönderdiğin zaman lütfen saygılarımı ilet,olur mu canım benim.''dedikten sonra saçma bir gülücük atar ve masadan kalkıp minik cadının yanına gelir ve ellerinden tutar.''Evet,sanırım seremoni nasıl desem unutulmuş olabilir.''dedikten sonra ne kadar saçma bir cümle kurduğunu daha sonra anlar ama iş işten geçmiştir.Boleyn'e dönüp ''Sen arkadaşını al ve koridorda beni bekleyin''der ve çocukların oradan uzaklaşmasından sonra Profesörlerin masasına geri döner.Ufak bir açıklama yaptıktan sonra paltosunu da yanına almayı ihmal etmeyen Balian,öğrencilerin arasından geçerken kendisine bakan gözlere gülümseyerek cevap verir.
Büyük salondan çıkan Balian kendisini bekleyen iki öğrenciye ''Beni takip etmenizi istiyorum''der ve yer değiştiren merdivenlere yönelir.Yanından her geçtiği tablo Profesör'e selam verip,tebrik etmeyi ihmal etmiyorlardı.En sonunda müdür yardımcısının odasına ulaşan Profesör ve öğrenciler,açılan kapının koridora acı çektiren gıcırtısıyla içeri girerler.Balian bu odaya izinsiz girmesinin nedenini elbette sonunda açıklayabilirdi.Çünkü binası belli olmayan öğrenci mi olurmuş.Merlin duysa hepimizi okuldan defeder.Odanın içinde bir sağ bir sol yapan Balian camlı dolabın içinde yaşlı şapkayı görür ve hemen ona ulaşır.Tozlu şapkayı bir iki kere salladıktan sonra şapkanın homurdanması ve bir kaç söylenmesini dinler.Küçük kız çocuğuna müdür yardımcısının koltuğunu gösterip ''Otur bakalım miniğim.Bak kimseye nasip olmaz böyle bir seremoni.'' dedikten sonra yine o garip gülümsemesini takınır.Çok fazla uzatmadan koltuğa oturan cadının saçlarının üzerine şapkayı bırakır.
Seçmen şapka minik cadının heyecanlı bakışları görebiliyordu.Etrafına şaşkın bakışlar atıyor hangi binaya yerleşeceğini bekliyordu.Profesörün ismini söylediği minik cadı müdür yardımcısının koltuğuna doğru adımlarken seçmen şapka burun kıvırmış bilmiş bir tavırla kızı inceledi. Profesör cadının kafasına koyduğunda seçmen şapkayı, şapka anında kızın zihninde gezintiye çıkmıştı. "Yaramaz kıpır kıpır bir cadı." diye homurdandı. Binasını seçmek kolay olacak diye düşündü. İçinde gezinen kaos sevgisi aslında şapka'ya yön veriyordu. "Kaos kokusu geliyor. Demek çok yetenekli olduğuna emin ve bir o kadar da kararlısın." Sinirlerine hakim olamayan bir cadıydı. İlgi alanları çok farklıydı. "Sanırım biliyorum." dedi sessizleşmiş salona göz gezdirdi. Ardından çok fazla bekletmek istemeyerek " Karanlık sanatlara karşı ilgin güç arayışın. Elbette senin binan bariz ortada. SLYTHERİN!!!"
Biraz geç ve usulünde olmayan bir bina seçimi olsa da en sonun da bu minik kızın binası belli olmuştu.Balian çocuklarla beraber ofisten çıkarlar.Eadwig'e''Boleyn!Artık mink cadımızla ilgilenebilirsin.Birlikte yer değiştiren merdivenlerden inerlerken cadıya ithafen ''Her hangi bir durumda beni ofisimde bulabilirsiniz.Ya da baykuşunuzu rahatlıkla gönderebilirsiniz bayan Sanchez,size iyi eğlenceler diliyorum'' dedikten sonra merdivenlerden hızla inerek gözden kayıp olur.
Victoria Sanchez:
Karşısındaki gencin kafası karışmış bakışlarını görmezden gelmeyi tercih etti Victoria. Başka bir kültürden gelmişti ne de olsa, birbirlerinin davranışlarını anlayamıyor olmaları doğaldı. Buna rağmen önünde reverans yapmış olması görgü kurallarına aşina olduğunu gösteriyordu. Soyadının Boleyn olduğunu söyleyen gence karşılık kaşlarını kaldırmış, nereden geldiğini söyleyecekken birden bir yere doğru yürümeye başlamıştı. Küçük kız da şüphelerine rağmen onu takip etti. Neden batılılar konuşmaktan acizdi? Ne yapacağını söyleyip izin istemek, kibar bir şekilde konuşmak ve davranmak bu kadar zor muydu?
Bunları düşünürken orta yaşlı, küçük kızın eğitmen olduğunu düşündüğü kişilerin olduğu masanın önünde durdular. Victoria herkese kısaca göz attı. Kendisini birden çok yabancı hissetti. Yanlarından geçtikleri masalarda herkes gülüyor, konuşuyor, eğleniyordu. Soylu olup olmamalarını umursamıyorlarmış gibiydi. Kendi ülkesinde sesli konuşmak yalnızca kavga anında yapılacak bir şeydi ve ancak üst kademedekiler yapabilirdi. Aksi takdirde bu hadsizlik ve saygısızlık sayılırdı. Küçükken ne kadar azarlanmıştı bu yüzden. Bunları düşününce yüzünden kırgın bir gülümseme belirse de profesörün konuşmasıyla kendine geldi.
Adamın davranışları çok samimiydi. Fazla samimi. Victoria bu duruma karşılık kaşlarını çatmamak için mücadele etmişti. Batılılarla hiç anlaşıp anlaşamayacaklarını düşündü. Adamın emriyle masadan uzaklaşıp beklemeye başladılar. Çok geçmeden adam da yanına gelip seremoniyi organize etmeye koyuldu. O sırada Victoria yalnızca böylesi hazırlıksız bir yerde okumanın ona nasıl bir fayda sağlayacağını düşündü. Herkes samimi ve sıcaktı ancak bu bir şey ifade etmiyordu onun için. Önemli olan eğitimdi. Aşırı katı, nefes almak için izin istemesi gereken bir yerle herkesin kaynaştığı, gülücüklerin havada uçuştuğu yer arasında hiçbir fark yoktu. Victoria yalnızca eğitiminin en azından iyi olmasını ümit etti. Aksi takdirde bunca yol gelip ablasından ayrılmasının hiçbir anlamı olmayacaktı.
Seremoni için her şey hazırlanınca profesör ona bir koltuğa oturmasını söyledi. Onun seremonisinin diğerlerinden farkının ne olduğunu bilmiyordu. Ama Regina Boleyn’in söylediğinden farklı olduğu kesindi. Karşısında Boleyn ailesinden Eadwig ve profesörlüğünden şüphe ettiği biri dışında kimse yoktu. Daha kalabalık ve neşeli olacağını duymuştu ancak değildi. Gerçi bu onun için daha iyiydi. Tanımadığı insanların bağırışlarıyla başının ağrımasındansa mutlak sessizliği tercih ederdi.
Victoria otururken profesörün ona hitap şeklini fark etti. “Miniğim.” Buna gülmemek için kendini zor tuttu. Annesi bile ona böyle seslenmezdi. Ne kadar küçük olsa da o Sanchez ailesinin varisiydi. Çin’in hatrı sayılır bir kısmının sahibiydi. Ondan yaşça büyükler bile saygılı olmak zorundaydı. Tabii o artık Çin’de değildi.
Profesör başına hafif tozlu bir şapka yerleştirdi. Şapka birden konuşunca düşüncelerinden çıkmak zorunda kaldı. Sakinliğini korusa da şaşkınlığını gizleyemedi. Konuşan şapkadan bahsedildiğini duymuştu ama bunu yaşamak farklıydı. Şapka ona yaramaz olduğunu söylediğinde neredeyse gülecekti. Belki evinde, ailesi yanındayken öyleydi ancak şimdi değildi. Olamazdı. İçindeki hüzne karşı başını dik tutup ifadesiz yüzünü kapıya doğrultu. Şapka konuşmaya devam etti. Kaostan bahsettiğinden rüyalarını anımsadı. Yüce Boleyn’in yanındayken yok olmuş rüyaları geri gelmişti, her zamankinden daha şiddetliydi hem de. Güç arayışındaydı, demek ki bu şapka bir şeyler biliyordu. Slytherin dediğinde şaşırmamıştı. Önce şapka başından çıkartıldı, ardından da küçük kız odadan çıktı.
Profesör onun Boleyn’e emanet etmişti. Bundan pek memnun olmasa da şikayet edecek de değildi. Lord en azından diğerleri gibi aşırı yakın davranmıyordu ona karşı. Belki ona “sen” demiyordu ancak batılılardan ne bekleyebilirdi ki? Üstüne çullanmadığı sürece bir şey demeyecekti. Bakışlarını gençBakışlarını gence çevirip bakmaya başladı. Gözleri beklediğinden daha boştu küçük kızın. Büyüye karşı daha heyecanlı olacağını düşünmüştü. Ne de olsa leydi Regina’yı dinlerken heyecanlıydı ancak şimdi eksik hissediyordu. Aldığı her nefes canını yakıyordu. Ailesinden uzakta geçirdiği her saniye azap gibiydi ancak pes etmeyecekti. Kanında yoktu bu. O yüzden Eadwig Boleyn’e baktı yalnızca.
Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Annem mi nasıl? Profesör annemi neden karıştırıyorsunuz şimdi? “Elbette iletirim.” dedim yeni profesörümüzün annemi tanıması, bir de ona saygılarını iletmemi istemesinden sonra yüzümde oluşan hafif gülümseme ile. Seremoni nasıl unutulmuş olabilir ya? Koskoca Hogwarts değil mi burası? Yeni müdüre yazıklar olsun. Birinci sınıfları bırakalım Hogsmeade’de dilensinler o zaman neden getiriyoruz ki buraya? Profesör, Victoria’yı alıp dışarıda beklememi söylediğinde kafamla onayladım. Yanımdaki kıza gelmesini işaret ettim ve daha demin geldiğimiz yoldan tekrar yürümeye başladık. Geri dönerken gözüm Hufflepuff masasına kaymasın mı? Orada da binasının sarısının aşırı yakıştığı mavi gözlü güzelimi görmeyeyim mi? Bana mı bakıyordu? Kızı gördüğüm gibi gözlerimi kaçırdım ve tekrar yürüdüğüm noktaya diktim bakışlarımı. Şuan bu salak kapıya bakacağıma onun gülen yüzüne bakmak isterdim. Kafama sıçayım. Göğsümden kulaklarıma kadar yanarken açtım kapıyı. Sakinleşmek için derin nefes alıp Victoria geçsin diye tuttum. Profesör çok bekletmedi bizi. Victoria da hiç konuşmadı. Ben de Charlotte’a turuncu rengin ne kadar yakıştığını yüzümde bomboş bir ifade ile düşünüp durdum. Hediye almak istiyorum ona. Benden geldiğini bilmesini de istemiyorum. Hediye eline geçtiğinde gülümsemesini görmek istiyorum. Keşke Samuel’in karşısında öyle bir hareket yapmasaydım ya. Kuzenimle birlikte olsalardı gözüm arkada kalmazdı belki de.
Profesör gelip onu takip etmemizi söyledi. O zaman şöyle alıcı bir gözle baktım kendisine. Şekli şemali düzgün bir adama benziyordu. Bana çok hafiften Sihir Kuramı profesörü Moore'u hatırlattığı için burun kıvırdım. Bu tarz soğuk nevaleler hep güzel kadınları çekiyorlar ama yıkıklar. Haksızlık değil mi benim gibi kaliteli erkeklere? Ah, profesör Yamashita ah... Benimle akşam buluşmayı kabul etmedi. Birlikte koridorları, merdivenleri geçip müdür yardımcısının odasına gittik. Victoria’ya kendi aramızda minik bir seremoni düzenlerken profesöre “Böyle şey olamaz.” dedim ellerimi bağlayıp. “Yeni müdür geldiği gibi geleneklerimizi çiğneyip atmış. Seneye kayıkları da kaldırır artık.” Omzumu silktim. “Neyse mezun olacağım zaten.” Şapka benim söylenmelerim bittiğinde yüksek sesle binamın adını bağırınca alkışladım Victoria’yı. Slytherin masasının hep birlikte alkışlaması kadar görkemli değildi ama gerekliydi. Birlikte tekrar büyük salona yürüdük. “Teşekkürler Profesör d'Ibelin.”
Profesör hızlı adımlarla inip bizi geride bırakınca asamı çıkarıp Victoria’ya doğrulttum. Şöyle bir sallayıp üstündeki kıyafeti Slytherin formasına çevirdim. Böyle çok daha doğru gözüküyordu gözüme. Şimdi bu çocuk kız mıydı erkek miydi ya? Saçları kısa, ama böyle erkekler de oluyor. Sormak kabalık sanki. Sormayacağım. “Şimdi masaya oturabilirsin.” dedikten sonra Slytherin masasına kadar kızı peşimde yürüterek ilerledim. Yürürken de anlatmaya başladım bilmesi gerekenleri. “Yemekten sonra birinci sınıfları Slytherin Ortak Salonuna götürüp şifreyi söylüyorum. Kendi kafana göre gitme. Hogwarts karışık bir okul ilk başlarda kaybolabilirsin bu yüzden erken uyan. Son senemde Slytherin’in hem Quidditch, hem de bina kupasını almasını istiyorum. Bir sorunun olursa ilk iki hafta içinde çözmene yardım ederim. Daha sonra sadece usulünü söylerim.” Masanın sonuna kadar geldikten sonra elimle kıza yerini gösterdim kibarca. “Anlamadığın bir şey yoksa... Afiyet olsun.” [/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git