İngiltere Büyücedünyası > Büyük Salon

1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası

(1/2) > >>

Locomotor:
Yeni eğitim öğretim yılının açılış merasiminde Slytherin ve misafir okulun Thunderbird öğrencileri için ayırılmış masadır.


(Elbette diğer binalardan öğrenciler de yeri geldiğinde uğrayabilirler)

Victoria Sanchez:
Victoria nispeten uzun bir yolculuktan sonra sonunda Hogwarts’a varmıştı. Yolda gördüğü çeşit çeşit büyüleri meraklı gözlerle fakat sakin bir şekilde izlemişti. Duyduğu her şeyi aklına kazımıştı. Zira annesinin de sürekli hatırlattığı gibi bilgiyle en güçlü savaşçıları bile çolak bırakmak mümkündü. Kartlarını doğru oynadığı sürece istediklerine rahatlıkla kavuşabilirdi. Bu yüzden önce leydiyi pek andırmayan ama asil kana sahip olduğundan şüphe duyamayacağı Boleyn leydisinin dediklerini sünger gibi çekmişti; ardından Yüce Boleyn’in hem alışveriş yaparken hem de adadan ayrılmadan önce yaptığı sohbetleri aklına kazımıştı. Bu bilgileri kullandığı sürece bir sorun yaşayacağını sanmıyordu.

Aklından çıkarmaması gereken tek şey vardI: Kimliğini unutmamak. Evde eğitim aldığı için insanlarla kaynaşmakta usta olmasa da emir vermekte ustaydı. Üstelik pek çok leydiyle konuştuğu için dolaylı yoldan konuşmayı çok iyi biliyordu. Kibar, soğuk ve mesafeli olmasının yanı sıra zarifti de. Leydi Regina’dan duyduklarına bakılırsa herkesin samimi olabildiği bir yer olacak Hogwarts’ta yer edinebilecek miydi, pek emin değildi. Ne de olsa ailesine karşı bile tamamen dürüst ve samimi olamazdı. Evlerinde de olsalar bir leydi olarak davranışlarına dikkat ediyordu, etmek zorundaydı. Zira asil olmak, hele ki geçmişi bu denli köklü bir ailenin en küçük kızı olmanın gerekliğiydi bu. Bu yüzden olsa da gerek buraya uyum sağlamayacağından çekiniyordu. Yine de korku onu durduran değil harekete geçiren bir şeydi. Önce babasını, sonra annesini ve ardından tek güvencesi olan ablasını kaybetmişti. Ufak bir tedirginlikle de bittabi başa çıkabilirdi. Nasılsa kaybedecek pek bir şeyi yoktu.

Okula girerken etrafa çaktırmadan göz artmıştı. Devasa gözükmesinin yanında küçükken gittiği Yasaklı Şehrin yanında minyatür kalıyordu. Zaten burayı bu kadar büyüleyici kılan büyüklüğü değildi. Ağaçların bile değişik gözüktüğü bu okulda gizemin kokusunu alabiliyordu Victoria. Kanı kaynamaya başlamıştı bile. Kim bilir bu okul ona neler öğretecekti? Kimlerle tanışıp, ne kültürlere ortak olacaktı? Kapıdan içeri büyücü topluluğuyla birlikte girerken geleceğini düşünüyordu. Geçmişini düşünmekten çok daha keyifli olduğu kesindi.

Büyük bir kalabalık, uğultu vardı. Mumlar havada uçuyor, hayaletler etrafta geziniyordu. Pek çok kişi tatilden sonra arkadaşlarıyla kaynaşıyordu. Gülüşmeler ve konuşmalar Victoria’yı rahatsız ettiyse de belli etmedi. Kendisini ne kadar bir kurt sürüsüne atılmış koyun gibi hissediyorsa da gerçeğin farkındaydı. Bir Sanchez asla bir koyun olamazdı. Ejderha olması gerekiyordu. Ne de olsa kraliyet kanı taşıyordu. Bu sebeple gözlerini ileriye, oturması gerektiği söylenen masaya kilitledi. Ellerini karnında birleştirip başını dikleştirdi. Asil, zarif ve kudretli gözüküyordu. Her ne kadar kimse bunu umursamasa da onun böyle olması gerekiyordu. Kıyafetleri batı-doğu kırması olsa saçları Çin usulü toplanmıştı. Annesinin hediyelerinden olan pembe şakayık figürü işlenmiş saç tokası gece siyahı saçlarıyla tezat oluşturuyordu.

İyi bir durumda olduğuna kanaat getirip sakinleşince adımlarını hızlandırdı. Yumuşak fakat emin adımlarla masaya doğru yürüdü. Masa odayı neredeyse boydan boya kaplıyordu. Böylesi büyük bir masayı sarayda dahi görmemişti. Ondan büyük olduklarını tahmin ettiği kişiler devasa masanın etrafında konuşuyorlardı. Ne dediklerini anlamıyordu çünkü uğultu dayanılmaz derecedeydi. Evindeki sakinlik eser yoktu ancak şikayet etmiyordu. Etse de bir şey değişmeyecekti ne de olsa. Ne yapacağını bilmediği için hiçbir şey demeden masanın başında durup onları inceledi.

Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Tren yolculuğundan sonra uçan arabalara geldiğim gibi korkunç bir görüntü ile karşılaştım… Çok iğrenç görünümlü bir at vardı önlerinde. “Bu atlar ne ya?” dedim Winton’a. “Uçma büyüleri mi bitmiş arabaların?” Dalga geçiyordum aslında ama Winton’ın dönüp bana ciddi bir bakış atması ile yüzüm değişti. “Testraller.” dedi. Şu sadece birinin öldüğünü gördüğünde gözüken atlardan bahsediyordu. Gözlerimi kocaman açıp atlara tekrar baktım. Bir deri bir kemiklerdi. Sanki dişlerini birbirlerine vurur gibi bir ses çıkarıyorlardı. “Sen… Görebiliyor musun?” diye sordum Winton’a bakmadan. Aşırı sessiz çıkmıştı sesim. Aynı şekilde sessizlikle “En başından beri…” diye cevap verdi. Camilla’nın okul bahçesinde bir cadı avcısının boğazını kestiğini hatırlayıp yüzümü buruşturdum. Samuel ve Andre de görüyor olmalıydı.

Sürekli dışarı bakıp atların uçuşunu izlediğim bir yolculuktan sonra okula ulaştık. Bizimkiler adanın adresini bulamadıkları için mektup atamamışlar. Alıştım artık. Charlotte ruh hastası karı nasıl başarmıştı atmayı? O kadar istiyor muydu arkadaşlığımı? Ben de onunkini istiyorum ama işte. Olmaz. Üstelik onun bana karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini de bilmiyorum ki. Geçip Slytherin masasına oturduk. Ben de düşünceli düşünceli Hufflepuff masasını izlemeye başladım. Kendi kendime gelin güvey oluyorum ve kendimi rezil duruma sokuyorum değil mi? Charlotte bir çok kere bana sinirli davrandı. Özellikle Samuel ile ilgili bir şey olunca sinirlendi. O gün geçmişimden saçma sapan bir şey gördüğümüzde bundan kimseye bahsetmemiştir diye düşünüyorum.

Dana Gryffindor’ların seslerinden birbirimizi duymuyoruz yemin ediyorum ya. Gage ile Cyneric bir şey anlatmaya çalışıyorlar ama ikisi de bir anda konuşuyor benim de kafam Charlotte’ta derken güzelinden bir baş ağrısı saplandı kafama. “Tek tek konuşun elimde kalacaksınız sonunda.” diye sinirlendim arkadaşlarıma. Sonra da ikisi de önce sen söyle, hayır önce sen kavgasına giriştiler. Benim de gözüme Slytherin masasının en başına gelip öylece duran minicik, yüzünü tanımadığım bir kız takıldı. Popülerim demeyeceğim. Sadece sorumluluk sahibiyim. Bir sınıf başkanı olarak tüm binadakileri tanıyorum. Bu çekik kız 1. sınıfta olmalı. Daha binaya bile yerleşmeden neden gelmiş ki? Neyse kalktım bizimkilerin yanından. “Gelirim birazdan.” dedikten sonra orta taraflarında oturduğumuz masanın boyu boyunca yürüyüp kızın yanına geldim.

Bir şey sormama gerek yok. Belli ki yolunu kaybetmiş. “Beni takip et.” dedim her zamanki düz ses tonumla. Sonra da büyük salondan dışarıya doğru yürümeye başladım. Bu kız daha binasına seçilmemiş. Slytherin’e seçilme olasılığı %25. Bu yüzden okulu falan anlatmayacağım ona. Eğer bizim binaya gelirse o zaman bilgilendiririm. Birinci sınıfların geldiklerinde toplandıkları merdivene vardıktan sonra kıza elimle işaret yaparak burada beklemesi gerektiğini gösterdim. Sonra da tekrar büyük salona, bizim gerizekalıların yanına döndüm. Umarım karar vermişlerdir kimin önce anlatacağına.[/justify]

Victoria Sanchez:
Kendini tanıtma zahmetine bile girmeyen biri tarafından dışarı çıkarılınca ne yapacağını bilemeden onu takip etti Victoria. Buraya yabancıydı, yolunu şaşırıp yanlış masaya yaklaşmış olması muhtemeldi ancak dışarı çıkartılmayı beklemiyordu. Üstelik ondan büyük de olsa konuşma tarzı ziyadesiyle kabaydı. Onu dışarı çıkarttıktan sonra arkasını dönmüş gidecekken seslendi.

“Affedersiniz!”

Ardından ona doğru birkaç adım attı. Her zamanki asaletiyle önce onu selamlayıp sonra durumu açıklaması gerekirdi ancak karşılaştığı bu kabalık karşısında böylesi bir nezaketi gösterip göstermemek konusunda şüpheleri vardı. Yine de bir asil olarak gereğini yapmalıydı. Önünde hafifçe eğilip onu selamladı. Her ne kadar asil olsa da kendinden büyük kişilere saygı göstermeliydi. Annesinin öğretileri bunu emrediyordu. Ardından sırtı dik, kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

“Benim adım Victoria Sanchez. Masanıza yaklaşmadan önce Slytherin binasına ait olduğum söylendi. Neden bir açıklama beklemeden ya da yapmadan beni dışarı çıkarttığınızı anlamış değilim. Beni bu konuda aydınlatır mısınız?”

Ardından her zamanki duygudan yoksun fakat sorgulayıcı bakışlarını karşısındaki gence dikti. Yaşına karşılık duruşundan savsak biri olmadığı anlaşılıyordu. Bir sebebi olmasa böyle bir şey yapmazdı diye düşünüyordu. Bir açıklamayı hak ettiğine inanıyordu. Ardından soğuk fakat kibar gülümsemesini takındı.

“Bu arada kiminle konuştuğumu öğrenmek şerefine nail olabilir miyim?” dedi.

Sophia Catherine Lorence:
Sophia, oldukça uzun bir yolculuğun ardından Hogwarts'a gelmeyi başarmıştı. Yolculuğu sırasında düşünceliydi. Hogwarts'a geri döndüğü için mutluydu ama bu yılın son yılı olduğu gerçeği onu mutsuz ediyordu. Buraya ilk geldiğinde bağlanacağını hiç düşünmemişti. Arkadaşlığı ve dersleri düşündüğünden değil. Bu büyülü dünya ailesinden özellikle babasının zalimliğinden kaçabileceği, saklanabileceği gizli ve özel bir yer olmuştu onun için. Bu yaz geçen yıla göre daha az atraksiyonlu geçmişti yani genç kız öyle düşünüyordu. Büyücü Dünyası hakkında çok az istihbarat alabilmişti. Bunun en büyük nedeni yazının büyük bir kısmını Kraliyet Sarayı'nda müstakbel kayınvalidesi ve annesini memnun etmek için uğraşarak geçirmişti. Sophia'nın reşit olma yaşı yaklaştıkça Kraliyet ailesinin ve babasının baskıları artıyordu. Sadece bununla kalmıyor, sosyetenin gözü kulağı veliaht prens ve Sophia'nın gerçekleştireceği düğün seremonisindeydi. Bunlar genç cadıyı gittikçe geriyodu.

Babasının zoruyla takmış olduğu nişan yüzüğüne umutsuz gözlerle baktı. İlk taktığı gün olan nişan günü genç kız için her ne kadar bir kabus olarak nitelendirilse de gerçekti. İnce uzun parmağında parlayan alyans bunun kanıtıydı. Yüzüğü hafifçe yerinden oynatarak bakındı etrafına. Eğer o kasvetli günün bir nişanesi olmasaydı oldukça güzel bir yüzüktü aslında. Gümüş ve minik pırlantalarla işlenmişti. Ortasında ise aşırı büyük olmasa da  koyu mavi bir safir bulunmaktaydı. En az Sophia'nın gözleri kadar koyu mavi bir renkteydi bu safir. Oldukça zarif görünen bu yüzük velihat prens tarafından Sophia için özel olarak seçilmişti. Velihat prens genç kız için ayrı bir mevzuydu. Onu Hogwarts'a gönderirken özellikle istasyona giderken kraliyet şövalyelerinin ona eşlik etmesini emretmiş ardından her hafta olmasa da ona mektup yazmasını istemişti.

Derin bir iç çekerek bu düşünceleri kafasından atmayı denedi kalabalığa karışmaya başladığında. Herkes yerini alırken Slytherin masasına doğru ilerledi. Masaya geçip, yavaşça oturdu. Üzerindeki kıyafetlerin kırışmaması için dikkat ederken  yazın denediği yeni bir değişiklik olması adına saçlarını uçlarından kestirmiş ve birkaç perçem bıraktığı platin sarısı saçlarını bir cep aynası yardımıyla kontrol etti. Ziyafet her zamanki kadar büyüktü. Herkes ya önündeki yemeklere odaklanmıştı ya da geçen yaz tatilinde neler yaparak geçirdiklerini anlatıyordu. Sophia ise sadece bu yılın kendisi için iyi geçmesinin diliyordu.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git