[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=w_TaNm6lccQ[/youtube]
Aşkın, insan ruhunda gerçekleştirdiği değişim ister istemez fark edilir. Her kim, ben aşk ile değişmem derse o kişi yalan söylüyor demektir. İnsan âşık olduğunda, etrafındaki, her gün görmüş olduğu güzelliklerin farkına varır. Bu durum, mutsuz olduğunda ise tam tersi bir seyir göstermektedir. Her gün geçtiğin o yolda karşına çıkan minik kediye gülümseyerek bakar, eğilerek kulağının arkasını okşar, sesindeki tınıyı fark ederek ruhuna doğanın güzelliklerinin dolmasına izin verirsin. Mutsuzken ise, belki o kedinin kulağını yine okşar, mırıltısını dinlersin, ama ruhundaki bir parça bunu sıradan bir şeymiş gibi yapar. Ya da hiçbir şekilde evden çıkmaz, güneşli havayı bir kenara bırakarak kapalı odanın verdiği kasveti içine alırsın. Mutluyken aynı gökyüzüne bakar geleceğinin güzelliklerini düşünürsün, mutsuzken aynı gökyüzüne bakar, koskoca evrenin seni mutsuz eden yanlarını düşünerek geleceğini mahvedersin. Bu döngü bu şekilde sürüp giderek büyürken, hiçbir şeyin olduğu yerde kalmadığını görürsün. Acı bile aynı değildir aslında. O an, hiçbir zaman geçmeyeceğini düşündüğün kalbindeki sızıyla aynı gökyüzüne bakarken, bir süre sonra yine aynı yerden yine aynı gökyüzüne baktığında ruhunda çok fazla şeyin değiştiğini fark eder, üstesinden geldiğin olayları düşünerek mutlu olmaya çabalarsın. Önemli olan o anı olabildiğince hasarsız atlatmaktır. Her ne kadar bu durum kolay olmasa da, yaşadığımız süre zarfında bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Her şeye mecbur olduğumuz gibi, güçlü olmaya da mecbur bırakılıyoruz.
Robert da, zor da olsa yaşadığı bunalımın üstesinden gelmeye çalışıyordu. Artık eskisi gibi üzülmüyor, yaşamına devam etmeye çabalıyordu. Nereye kadar üzülecekti? Hayat, her ne olursa olsun devam etmiyor muydu? Üzüldüğünde de aynı şekilde ilerliyor, mutlu olduğunda da aynı şekilde ilerliyordu. Hatta mutlu olduğunda zaman, nasıl geçtiğini fark ettirmiyordu, hızlıca geçip gidiyordu. Robert'ın farkında olmadan hayata tutunmasını sağlayan olay da, okulda gerçekleşmişti. Oysaki ilk başta oraya gitmek dahi istememişti. Kimseye anlatamadığı acısını kendi içerisinde yaşayıp, bir yağmur gibi gelip geçmesini dilemişti. Şimdi ise, acaba okula hiç gelmeseydi neler olurdu, diye düşünüyor, böyle bir şey yapmadığı için şükrediyordu. Eğer okula gelmeseydi Genevieve Griffiths ile hiç tanışamayacaktı ve aradan seneler kadar zaman geçmesine rağmen, aklından çıkmayan Vieve'in düşüncesini, bir süre daha içinde taşıyacaktı. Bir süre sonra, ruhunda bir umut ışığı daha oluşmuştu. Çok kısacıkta olsa bazen karşı karşıya kaldığı kızın bir saniyecik gözlerindeki ışıltıdan, konuştuğunda yüzünde beliren sakin gülümsemeden belli etmese de, ruhunda onu tanıma heyecanıyla kavruluyordu. Bir daha aşka dair umutlarını yeşertmeyeceğine kendine söz vermiş olsa da, o gece gerçekleşen herhangi bir şey, Vieve'in çekiminden alı koyamıyordu kalbini. Konuştuğu gibi, ona mektup yazmak için oturduğu masasında, kalem kağıda değdiği anda kafasındaki düşünceleri toparlamaya zorluyordu kendisini. Nasıl başlamalıydı mektubuna? Ya beni yanlış anlarsa? Ya mektubuma cevap vermezse?
Kafasının içerisinde dolanan karmakarışık düşüncelerini duvarda asılı duran saatin gong sesi bastırmıştı. Silkelenerek kendine geldi, sandalyesinde doğruldu. Uzun zamandır kağıdının başında öylece bekliyordu ve saatler geçmişti. Kendi kendine gülümsedi. Ailesinin gözlerinin önünde yaşadıklarını düşündükçe, aşk denen illet karşısında bu denli heyecanlı olacağını uzun zaman geçse düşünmezdi, ama oluyordu işte. Hayat insanın karşısında her şeyi çıkartıyordu, yapmam dediklerini yaptırıyordu. Masanın yanında kafeste duran baykuşuna baktı. Parlak gözlerle odayı tarıyordu. Eliyle kafese dokundu. Azıcık daha sabret, bu gece için iletmen gereken bir mektubum var, diye mırıldandı ve derin bir nefes alarak cesaretini topladı. Biraz daha gecikirse sabaha kadar yazmayacak, düşünceler içerisinde boğulayacaktı. En azından düşüncelerini bir nebze de olsa kağıda dökmek rahatlamasına yardımcı olacaktı.
Elbette yazamamıştı.Ruhu bin parçaya bölünse de yapamazdı.Vieve onu hiç istemiyordu.Bu kalp sızısı daha ne kadar sürer ve ne kadar acıtırdı belli değildi.En sonunda kendisini ortak salonun buğulu havasından ve yosun kokan duvalarlarından kurtarıp büyük salona gelmişti.Bina masaları öğrenciler tarafından işgal edilmiş,bazısı yemek yerken diğer bazısı umurumuzda hiç değil ki ders çalışıyorlardı.Ders çalışmak için derslikler hatta kocaman kütüphane yapılmıştı.Büyük salon neden! Yeşiller içinde ki Robert etrafına hiç bakmadan Slytherin öğrencilerinin oturduğu masalara yöneldi.Yeni dönemde beraber devam edeceği sınıf arkadaşlarından bir kaçını görmüştü,ancak onun gözleri başkasını arıyordu...Ruhunu acımasızca ele geçirmiş kişiyi arıyordu.Kalbi,ruhu hatta bütün düşünceleri o kişi tarafından işgal edilmişti ve hiç birini teslim etmeye niyeti yok gibiydi.
Düşüncelerinden kurtulması elbette mümkün değildi.Ancak yemek yemeye bayılan Robert,masada kurulan şölene dahil oldu.Yemek yerken başka bir haz alan genç büyücü,her ısırıkta gözlerini yumup dudaklarını şehvetle kapatıp bütün hissi hücrelerine kadar hissediyordu.Aniden bir ses işitti!Gözlerini açtığında o vardı...Evet,evet!! Oydu...Uykularına her gece misafir olan,rüyasında dahi ona gülümsemeyi çok gören Vieve...Şimdi ise tam karşısındaydı.
Elleri terlemeye, ayakları ise ikinci sınıfta Quidditch maçına ilk çıktığı an'dan dahi fazla titremeye başlamıştı.Ne o! Ah hayır! Alnından dahi damla damla ıslaklık belirmeye başlamıştı.Robert lütfen biraz sakin ol diyenleri duyabiliyordum.Ancak biraz da çocuğu anlayın nolur! Aşık olduğu kız hiç ama hiç yüz vermezken şimdi onun yanına gelmişti hemde yemek yemek için...Bu Robert için ne kadar değerli kimse tahmin dahi edemez.
Belki değer gerçekten Tanrı vardı ve belki de geceleri o saçma dualarını duyup cevap dahi vermeyi düşünmüştü.Terleyen ellerini cübbesine belli etmeden silip kurutmaya çalışırken bir yandan da kendisine bakan var mı diye etrafı kolaçan etmişti.Hadi ama sınıfın kızları bakıp gülüyorlarmıydı.Yüzü yavaş yavaş kızarmaya dahi başlamış olabilirdi.Kendisini sakinleştirmek için derin derin nefes alıyordu ki..."Yesene."kelimesinin Vieve'in ağzından çıktığına şahit olmasa düşüp bayılabilirdi.Vieve gözlerini ilk defa ondan kaçırmıyor hatta bulundukları yerden çekip gitmiyordu.Bu duruma alışabilirmiydi bilmiyordu...Ama bu çok güzeldi.Robert sıcacık bir gülümsemeyle "Yiyorum... dedikten hemen sonra kaşığını çoktan yemeğine götürmüştü.Kızın gözlerini hala üzerinde hissettiğinde ise "Bu bir rüya ise bırak biraz daha uyuyayım... Büyük salonda sanki sadece ikisi vardı.