Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası

[Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması

<< < (2/2)

Locomotor:
[justify]
[spoiler][youtube width=240]https://youtu.be/ML8b6J1knko[/youtube][/spoiler]
Olası ada sakinleri tarafından görülebilecek bir gemiyle gelmek her ne kadar riskli ve operasyonu ifşa edebilecek bir tercih olmuş olsa da operasyon ekibi, adanın açıklarındaki sessiz bir kıyıdan, varlıklarını belli etmeden karaya çıkmayı başarıyor. Kimisi savaş kahramanı, kimisi bakanlığın yükselen yıldızı; ünvanı, mevkii, konumu, statüsü, deneyimi ne olursa olsun bakanlığın en önde gelen isimlerinden birçoğu inançları, davaları ve birbirlerine olan güvenleriyle sayısız şeyi riske atıyorlardı bu gece, Boleyn Adası'nda. Olası "politik dostlukları"nı, politik ivmelerini, halihazırda yüksek olan mevkilerini... Bu operasyon hiç olmasa dahi dönemin en önemli ve konuşulan isimleri olmayı başarabilecek potansiyeldeki bu isimler için ilkeleri ve bu ilkeleri uğrunda bu gece attıkları adımlar her şeyden önde geliyor olsa gerekti. Kazan ve tarihi yaz yahut kaybet ve tarihin tozlu sayfalarına aleleade bir leke muamelesi gör... Bu gece, sonu belki hayırlı belki netameli olacak bir hikayenin ilk bölümü yazılıyordu...

Luna, surlardaki olası bir laneti kırmaya koyulmuşken Emma ise çıkarma ekibinin çevresini koruma tılsımlarıyla sarmalamıştı. Kuvvetli bir koordinasyon söz konusuydu zira lanet kırıcılıkta işler her daim ters tepebilirdi ve bilinmedik, güvenilmez topraklarda kırmaya çalıştığınız lanetin yüzünüze patlayıp patlamayacağını, hiç beklemediğiniz yerden başka bir lanete maruz kalıp kalmayacağınızı bilemezdiniz. İlk lanetin ne taraftan ne zaman üzerinize yöneleceğini kestiremeyebilirdiniz. Tam da bu sebeple lanet kırıcılar ne denli deneyimli olursa olsunlar tek başlarına değil, bir ekip halinde çalışırlardı.

Dış surların izbe, kuytu bir köşesinde açtıkları delikten geçtiklerinde kendilerini balta değmemiş bir ormanlık alanda bulacaktı baskın ekibi. Nitekim, en kalabalık ve gözlenen ana yolları kullanmak gece saatleri için dahi iyi bir fikir olmayabilirdi. Tabii yalnızca tepedeki yarım ayın, parçalı bulutların ardından verdiği ışığa sahip oldukları ve bu ışığın da onlarca yıllık devasa ağaçlar tarafından kesildiği ele alındığında ormanın nereye çıktığı, ekibin nereye yönelmesi gerektiği, ormanın içerisinde ne gibi tehlikelerin kendilerini beklediklerinden henüz bihaberlerdi.

Birbirlerine sırtını yaslamış yoldaşlar; namı gıybetlerle, söylentilerle ve uğursuz hikayelerle sarmalanmış tehlikeli adada yalnızca arkalarında bıraktıkları sur yahut varmak istedikleri malikaneyi sarmalayan duvarlar değildi düşmanları. Çevrelerindeki devasa kayın ağaçları, yerlerdeki devasa kütükler, bastıkları toprak, soludukları hava... Her bir rüzgarla uğultular altında baskılanan, iniltiye benzer sesleri ve belli belirsiz çan çınlamalarını vuruyordu üzerlerine; bilinmezlik dalgaları misali. Sırtlarını güvenle yaslayabilecekleri yalnızca birbirlerine sahiplerdi...


Şimdi önünüzde yatanlara dair olan GM kısmına gelecek olursak... Aşağıda, önünüzdeki süreçte karşınıza çıkabilecek bazı olası senaryolar listelenmiştir. Malikane duvarlarına olan yolculuğunuzun başarılı olduğunu söyleyebilmek için aşağıdaki senaryoların en az ikisini başarıyla aşmanız gerekmektedir. Daha fazlasını başarmanız sizi ilerisi için avantajlı kılabilecekken daha azını başarmanız durumunda işler tatsızlaşmaya başlayabilir. Önümüzdeki RP'lerde, bu karşılaşmalara değinmenizi bekliyoruz. Kişi başı yalnızca bir tanesine yazabilirsiniz, bazı şeyleri birlikte deneyebilirsiniz. Seri boyunca tüm RP'lerinizin sonunda zar atmayı ihmal etmeyiniz. Bir sonraki RP'lerinizi yazmadan evvel Güç Puanı'ndan bu kurgu için geçerli olacak olası alışverişler için dönüm noktasında olduğunuzu da hatırlatmak isterim. Sonrasında dükkanı kapatıyoruz. Operasyon boyunca bulunacağınız her eylemin ışık yahut sesler ile dikkat çekme ihtimali ve bazı kişilerin tetiğe geçmesi tatsızlığına sebep olabileceğini hatırlatmak isteriz. Attığınız her bir zar olası bir problem aşımı şansı iken aynı zamanda olası bir alarm durumunu devreye sokabilir.

Sigara zararlıdır
[spoiler]Dış surlardan yükselen öksürük sesleri, iki ada sakininin dikkatini çekmişe ve üstünkörü de olsa ormana bir miktar göz atmaya gelmiş gibi gözüküyorlar. Eh, uykularını açmak için bir bahane de olabilir. Ancak özellikle ormanın ana yola yakın kesimlerinde iki silüetin biraz "laf olsun" gibisinden çevreye bakındığını fark edebilirsiniz. Ormanın içine giriyorlar lakin fazla derine girmeye çekindiklerini söyleyebiliriz. Bu kişiler sizi fark etmemeli yahut bu kişileri etkisiz hale getirmelisiniz.[/spoiler]
Gizliden Yaklaşan Bahtsızlık
[spoiler]Britanya'nın kayalık sahillerinde yaygın görülen minik, gri; gri olmasından ötürü de geceleri fark edilmesi iyice zor bir yaratık vardır: Benekli betpençe. Bu minik yengecimsi yaratıkların sizi ısırması durumunda en önemli tavsiye, acilen bahis oynamaya ara vermenizdir. Tesadüfe bakın ki tam da kayalık bir sahilde operasyon yapıyorsunuz... Hele aranızda bir magizoolog yokken özellikle dikkatli olmak isteyebilirsiniz...[/spoiler]
Uğursuz Uğultular
[spoiler]İ-İ-İn-İnferiler?!.. Ama sanki tam da öyle değiller... Tek tük de olsa bu ormanlık alanın derinliklerinde yer alan bu yaratıklar da neyin nesi? Ada halkı belki de bu sebepten ormanın derinliklerine girmiyordur, kim bilir? Nitekim oldukça agresif ve sizi gördükleri, kokladıkları anda üzerinize çökmeye hazır bu yaratıklar özellikle yakalanma ihtimalinizin daha düşük olduğu derinliklerden ilerlediğiniz takdirde canınızı bir hayli sıkabilirler.[/spoiler]
Beklenmedik Bir Mizaç
[spoiler]Meredith? Şanssız Meredith? Soluk, hatta saydam mizacıyla adanın sessiz topraklarında matem bir süzülüşle ilerlediğini görüyorsunuz. Yanına gitmek iyi bir fikir mi? Size yardımcı olur mu? Belkiyse bir çığlık koyverir... Kimimizin mazisi de yok değil ama... Riske değer mi kendisi tarafından görülmek?..[/spoiler]
Harita
[spoiler][/spoiler]
Zar sonuçlarınıza ve eylemlerinize göre yukarıda yazan yahut yazmayan olumlu yahut olumsuz muhtelif olayların uğraştığınız meşgaleye ek olarak belirdiğini görebilirsiniz, hayırlısı diyelim... Son bir not olarak, önümüzdeki RP'leri kısa kısa yazabilirseniz seviniriz seri ilerleyiş adına. İncelemek istediğiniz büyüler, engeller vb. olursa her türlü olası fiziksel turnusolü inceleyişinizi görmeyi ve buna göre akışı devam ettirmeyi de iple çekiyoruz.
[/justify]

Emma Louise Guendolen:
[justify]

Asasının ucu ince bir ışık demeti ile kaplandığında hem dikkatini toplayabilmiş olmanın rahatlığı ile gevşiyor hem de gevşeyen bedenini bir nefeslik sessizlik ile korumaya çalışıyordu. Herkesin gözü Luna'nın elindeki asada ve kıvrılan omurgasındaydı. Dudaklarından çıkan fısıltıları tek bir nefes alışın dahi böleceği endişesiyle herkes hareketlerine bıçak kesiğini andıran bir ara vermişti. Emma elini daha gergin bir biçimde tutarak çevrelerini örten koruyucu perdeyi daha sabit kılmış, herhangi bir tehlikeye karşı oynadıkları bu açık oyunu kilitli hale getirmeye çalışmıştı. Luna'nın nefesini dışarıya daha yoğun bir biçimde verdiği her saniye elindeki tahta parçasına daha fazla güven duymak zorunda kalmıştı. Seherbazlar koruyucu birer piyon gibi arka sıralarda yer alırken her birine mühim görevler düşüyordu. Bir gece ansızın yaptıkları çıkartma öylesine bir adamın evine, öylesine işlenmiş bir suçtan yapılmıyordu. Dışarıdan büyücedünyanın işleyişinde rol oynayan etkin iki parçanın birbirine başkaldırısı gibi görünüyordu olanlar. Ancak bu bir başkaldırı değildi. Başkaldırı oluşumunu korumak, var olan düzeni sağlamak ve iyileştirmek adına yapılan bir eylemdi Emma için. 

Yaklaşık yirmi dakikalarını orada, üst üste tırmanmış tuğlaların bir tarafında geçirdikten sonra Luna anlık bir tehlike içerisinde bulunmadıklarını söyleyerek güvence vermeye çalışmıştı. "Yine de dikkatli olmalıyız." dedi sessizce Emma. Yine de tümünün eli asasında olacaktı, gözleri bir kurt kadar dikkatli ifadeyle etrafı tarayacaktı. Sessiz olmak zorundalardı. Cadı, koruyucu perdeyi etraflarından çekmek üzere tahta parçasının ucunu toprağa bakacak şekilde indirdi. Seherbazlarla birlikte duvardan büyüyle açılan küçük bir delikten geçmek üzere harekete koyuldu. Kademeli olarak ilerledikleri bu görevde attığı her bir adım sanki ayrı bir ülkeye ayak basmış gibi hissettiriyordu. Tekinsizdi. Güven duymuyordu. Bir sonraki aşamasını tahmin edemediği hiçbir iş güven vermez, altından muhakkak çorap söküğü gibi gelen sorunlar çıkardı. Kenara geçerek ardındaki iki kişinin de gelmesine yer ayırırken etrafa bakındı. Karanlıktı. Zifiri karanlığı bir zehir gibi boğan ay ışığı geride, tuğlaların ötesinde kalmıştı. Karşısındaki insanların yüzünü zar zor görüyordu, gözleri bu ışıksızlığa birkaç kırpıştırmanın berisinde ancak alışmıştı. Hiçbir şey yoğun bir netliğe bürünmemişti fakat en nihayetinde yüz hatları seçilebilir hale gelmişti.

Dudaklarını yaladı, kollarını birbirine kenetleyerek Nicholas'a yaklaştı. Seth Carter ile yanyana, baş başa vererek aniden geliştirecekleri strateji tümünü harekete geçirecekti. Tekrardan cebindeki köstekli saatine baktı, çok fazla vakit geçmemişti daha. Fakat adaya ayak bastıkları ilk andan beri Emma için zaman kırılmıştı sanki; saniyeler çok hızlı ilerliyor gibi hissediyordu. Nicholas ağzını açıp yapılacakları tümüne duyurduğunda "En doğrusu. Aksi halde çok büyük risk almış oluruz ve şu an risk alamayacak kadar azınlıktayız." dedi Emma. İkili gruplara ayrılmak en mantıklı eylem olacaktı. Zira bireysel ilerlemek, bilinmeyen topraklarda her türlü tehlikeyi sunabilirdi hepsine. Böylece bir riskin alınması yola bir kişi eksik devam etmek anlamına gelirken hiç kimse ardının kollanmasını reddedecek durumda da değildi.

Omurgasını dik bir konuma getirip postürünü düzeltirken başını arkasına çevirdi, hızlıca etrafı kolaçan etti. Kimse yoktu. Eşleştirilmeyi beklerken doğrusu ya, en geride gevşekçe duran bakanlık çalışanını görünce suratını ekşitti. Ne sorumsuzca ve lakayt görünüyordu! Onunla eşleştirilmemek adına Merlin'e dua etmeye koyuldu önce. Sırtını adama çevirdi. Onunla hiçbir şekilde bir takım çalışmasında yer almak istemezdi. Zira bu sorumsuzluğu terbiye etmekle uğraşmak istemiyordu, terbiye etmeden de işine koyulamazdı ve bir sarmala bulanırdı. Emma için her şey ve her an mükemmel bir biçimde hazır olmalıydı. Merlin dualarını duyacak olmalı ki, Nicholas ile eşleştiğinde derin bir oh çekti. Bu rahatlamasının dışarıya yansıması dahi öyle çok ilgi çekmişti ki birkaç kişinin kendisine aniden kafalarını çevirdiğine yemin edebilirdi. Bir süre sonra çıkarmada bulunan bakanlık üyeleri ikili halde dağıldığında Nicholas'ın yanından usulca yürüyordu. Hem kendisinin hem de yanındaki büyücünün attığı adımdan hiçbir endişe duymazken yapacağı işe karşı da kendisini özgüvenli hissediyordu. Kafasında halletmesi gereken bir problem gibi yığılmıyordu bir şeyler. İşinin profesyonelce gerçekleştirilmeyi bekleyen birer adımı gibi, tereyağından kıl çekercesine çözümleneceğine inancı tamdı.

Yürüyordu yavaş yavaş, takip ediyordu. Parmak uçlarında metreleri kat etmeye özen gösteriyordu. Ayağının altındaki toprak girintili çıkıntılı bir tümseği andırarak aralıklarla cadının dengesini bozarken bunu harcadığı efora yordu. En nihayetinde ayağının tabanı ile toprağı tamamen ezdiğinde aynı belirgin dengesizliğin kendisini ele geçirmesine izin verirken "Boleynler bu toprağı biraz daha bakımlı hale getiremezler miydi?" diye söylendi Nicholas'a. Onun da bu durumdan pek hoşnut olmadığını düşündü. Diğerlerinden bir hayli uzaklaşmışlardı ve karanlığa gittikçe çekilen ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuşlardı. Gözle görünebilecek yerlerden uzakta, sessizce, beklenmedik bir alandan temkinlice yaklaşmak her zaman en doğrusu olurdu. Biraz vakit kaybettirebilirdi ancak güvenliydi. En azından, birkaç dakika sonrasına dek güvenli olduğunu düşünecekti.

Ayağı belli belirsiz bir engele takıldığında tökezledi, Nicholas'ın omuzuna tutundu. "Af edersin." dedi fısıldayarak. "Ancak bu saçma sapan ormanda yürümek için yolları ezbere bilmek gerek!" diye hayret eden bir ifadeyle nefes verdi. Asasını önündeki engelleri görebilmek için doğrulttuğunda "Lumos" diye fısıldadı. Önündeki topraklı yolun yavaşça aydınlanmasıyla gözleri kamaştı, başını yana çevirdi. Gördükleri karşısında boşta kalan elini ağzına götürerek olduğu yerde kaldı. Yerlerde kimi parçalanmış kimisi de tüm bir vücut halinde taşlaşmış bedenlere baktı. "Görüyor musun?" dedi belli belirsiz. Hepsi korkunç birer ifadeyle sonsuzluktan beridir oradalarmışçasına yerlerini belli etmişken "Bu-bunlar da neyin nesi böyle?" diye kekeledi. Sağlıklı düşünemiyordu. Son zamanlarda gördüğü en ürkütücü şey olarak hafızasına kazınabilirdi. Bir ses işitti. Başını yerden kaldırıp asasını sesin geldiği yöne doğrulttuğunda kabaca kendilerine yaklaşan, bir hayaleti andırıyormuş gibi süzülen silüete baktı. Yakalanmışlardı ve atik olmak zorunda hissediyordu. "Nicholas!" diye fısıldadı kıpırdamamaya özen göstererek. Adamın söylediklerini bir kulağı ile dinlerken bir yandan da hızını kesmeden kendilerine yaklaşan bedenlerin belirginleşen hatlarına baktı. Sıska, iskeleti andıran vücutlar birkaç kıl saçla örtüldüğünde "Hassiktir. İNFERİLER!" diye dürtükledi büyücüyü. Zihin perdesi yırtıldı. Bu piyonları satranç tahtasındaki ata benzetti bir anlığına. Asasındaki büyüyü sonlandırıp kendilerini karanlıkta bırakarak bir adım gerilediğinde acele etmesi gerekiyordu. Hızlıca düşündü. Dikkatlerini dağıtabilmek için üzerinden bir eşyayı fırlatmayı düşündü önce ancak ruhundaki adrenalin varlığının durduğu noktayı kolaylıkla belli edecekti. Kaçmayı denese, nereye dek kaçacaktı ki? Asasını tekrardan karşısına doğru kaldırıp bu lanetli yaratıkları kendilerinden ateşle uzak tutabileceklerini düşünerek "Incendio" diyerek savurdu. Şanslılarsa, en azından birkaç tanesini bu şekilde korkutup aceleyle yollarına devam edebileceklerdi. Tabii, akıllarındaki soru işaretleriyle...

[/justify]

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9

Victorine Odette Boleyn:
[justify]İnsanlar yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever, bu su götürmez bir gerçektir. Fakat neden acaba bir yandan da yıkmaya, her şeyi kaos haline getirmeye bayılır?

Bu derin, felsefik sorunun yanıtını bir kenara bırakalım, herkesin kendince bir yorumu olsa da nihayetinde tek bir gerçek vardı: Kaos ‘ben geliyorum’ demezdi. Bazı şeylerin gerçekleşmesi o kadar kaçınılmazdı ki sadece oluverirlerdi.

1866, Eylül ayı.

SABAH SABAH KIRMIZI GÖKYÜZÜ. KAN ÇIKACAK –YANİ YAĞMUR YAĞACAKTI.

Evet.

Savaşlar, veba salgınları, ani teftişler gibi pek çok olgunun Şeytan’ın İnsanoğlu’nun işlerine karışmasının kanıtı olduğu öne sürülmüştü, ama demonoloji uzmanları ne zaman bir araya gelse, esas Boleyn Şatosunu çevreleyen surların bunun bir numaralı kanıtı olduğu konusunda aynı kanıya varırlar. Elbette ki asıl yanılgıları, o sefil şatonun sırf her gün üzerinde yaşanan inanılmaz katliam sahneleri ve ürettiği stresten dolayı şerir olduğunu varsaymaktır. Aslında yeryüzünde pek az kişinin bildiği bir gerçek vardır: Surlar, Kadim Mu medeniyetindeki Kara Tarikat’ın dilinde bulunan Odegra simgesi şeklindedir ve ‘Dünyaları Yutan Koca Yaratığa Selam Olsun’ anlamına gelir.

Tabii Boleyn’ler kendilerince bu simge üzerinde oynama yapmışlardı, şekli biraz yassılaştırarak kenarlarına fazladan iki daire dikmiş ve üzerine kuleler yerleştirmişlerdi. Adaya kuşbakışı bakıldığında bir erkeğin cinsel organına benzediği fark edilebilirdi, Boleynler’in çarpıklaşmış ve hiç olgun olmayan espri anlayışının bir parçasının sonucunda ortaya çıkmıştı bu ekleme.

Sabahın dördünde adanın bir bölümünde Boleynler’in hiçbir fikrinin olmadığı ‘devrimciler’ diyen güruhun yürüttüğü çok gizli bir operasyon süregelirken -gerçi onların ne derece ‘devrimci’ olduğu da tartışmaya açık bir kavramdı aynı zamanda, özellikle temizlik konusuna bu kadar takılmış olmaları da amaçlarını sorgulatmıyor değildi. Takılacak başka bir detay bulamamışlar mıydı? Kafalardaki sorulardan yalnızca biriydi bu- diğer bölümünde kimsenin haberinin olmadığı bir olay yaşanmaktaydı: o da Boleynler’in şatolarında bir iç savaşa tutuştuğuydu. Dışarıda yaşananlarla ilgilenemeyecek kadar meşgullerdi birbirlerini saçma ithamlarla suçlamakla, sahip oldukları mantığı en ufak kırıntılarına kadar kaybetmişlerdi. Ve hepsinin hem fikir olduğu bir konu varsa içlerindeki şeytanı nihayet bulduklarıydı.

Bazen insanlar arılara çok benzerdi. Eğer dışarıdaysanız, arılar kovanlarını şiddetle korurlardı. Ama içeri girmeyi başardıysanız, işçi arılar yönetimden izin aldığınızı varsayıp sizi göz ardı ederlerdi; bu gerçek yüzünden muhtelif beleşçi böcekler tatlı bir yaşam sürecek şekilde evrim geçirmişlerdir. Boleynler de aynı şekilde davranırlardı. Arı kovanına girmekte bir sorun yoktu fakat bir kere içeri çomak soktun mu seni düşman addetmeleri kaçınılmazdı. Bu kaçınılmazlık sonucunda sivri iğnelerini çıkarmaktan da çekinmezlerdi.

Victorine Odette Boleyn içerideki arılardan biriydi, kocası Alexander Apollo Boleyn ile bu ailenin başına BİRLİKTE geçmişlerdi. Bilirsiniz, bir kral olmadan kraliçe olmazdı nihayetinde. Victorine hiçbir zaman kocası Apollo’nun onayı olmadan hiçbir şeye imza atmamış, bu ilahlık diyarla ilgili hiçbir kararı tek başına almamıştı. Ancak Apollo ne zaman kendini alkole vermiş olsun, o zaman Victorine sinsi planlarını ortaya koymaya başlamıştı, yavaş yavaş zavallı Apollo’yu tahtından etmiş ve kendini bu diyarın kraliçesi ilan etmişti.

Ve en sonunda bütün şeytani planları açığa çıkmıştı, Boleynler öfkeliydi ve onu asmak istiyorlardı. Bir kere nasıl çok kıymetli kocasını böyle şeytani bir komploya alet etmiş olabilirdi? Eğer bundan yaklaşık yüz ila yüz elli yıl sonra bir deha çıkacak arkadaşlarına öyle bir şey yapacak ki argoda deyim olarak yer edecekti o adamın adı. Ancak bu örneği verebilmek için yanlış yüzyıldalardı.

Aslında Victorine kötü olmayı seçmemişti, bu sıfat ile etiketlenmiş, defalarca ona şeytanın adıyla seslenmişlerdi ve o da bundan şikâyetçi olmak yerine duruma ayak uydurmayı seçmişti. Meleklerin yeryüzünde yaşam bulmuş biçimi olmadığını da biliyordu, istese de olamazdı zaten, ki o da buna kafa yormayı çoktan bırakmıştı. “Hayatta yalnızca güçlüler kazanır” tarzında bir sözü vardı, o da güce ulaşmak için her şeyi yapmıştı. Bütün o iş düsturlarını bile ezberlemişti: Onların Sana Yapacağını Önce Sen Onlara Yap. Öldür ya da Öl. Hamama Giren Terler. Güçlü Olan Hayatta Kalır. Gününü Gün Et.

İnsanların ona kalpsiz demesine izin vermişti, işin doğrusu o başkalarınca anlatıldığı kadar şeytani bir ruha sahip değildi, bir şeyler için üzülmeyi bir süre önce bırakmıştı yalnızca. Etiketini kabullenmişti.

Victorine hala hangi noktada hata yaptığını anlamıyordu, planı kusursuzdu, kendini kraliçe ilan ettiği ilahlık kurgusal dünyasında çevresindeki herkesi manipüle etmiş, ondan güçlüsünün olmadığına inandırmıştı. Fakat bir süre sonra yavaş yavaş ittifaklar oluşmaya başlamıştı. Yetkili birimlerinin çoğu ortak çıkarları olduğunu fark edip anlaşmazlıkları gidererek Yüce Boleyn karşısında birleşmişlerdi. İşte her şey bu noktada darmadağın oluyordu.

Çünkü içten içe Victorine iyimser biriydi. Kötü zamanlarda onu destekleyen kaya gibi sağlam bir inanç varsa -hemen onun arkasında her şeyden habersizce duran kocasını hatırladı- o da kendisinin sonunda kazanacağı inancıydı; evrenin ona göz kulak olacağı inancı. Tamam, Üstün Güçler tepesine binmişti. Saltanatı sona eriyordu. Soğuk Savaş bitmişti ve Büyük Savaş ciddi ciddi başlıyordu.

Bu noktada Victorine’in canına tak etmişti. Bir kere gururu onu asmalarına izin vermeyecekti. Eğer o batacaksa herkes batacaktı. 'Gururum her şeyden büyüktür' diyordu açık açık. Ve İlahlık Boleyn Efsanesinin başladığı ada yıllar önce nasıl bir gecede sular altında kaldıysa hiç var olmamış gibi yine derin sulara gömülecekti. İnsanlar boğulacak mıydı? Kim bilir? Victorine asasını onu suçlayanlara doğrultmuştu, sizin kurgunuzla uğraşmak için fazla uykusuzum diyordu. Bundan sonra neler olacağı çok deneyimli ve bilgili, yüce üstün güçlerin elindeydi. Onların gücü her şeye kadirdi, eğer bir şeytan varsa ortaya çıkarır kutsal su ile defederlerdi.

Çok sevgili devrimciler bir şekilde Victorine’e erişirlerse onun cansız bedenini en yüksek kulenin dibinde kanlar içinde yatarken bulacaklardı. Atlamadan önce duvara kan kırmızı bir not bırakmıştı: “Artık sizin oyununuzu oynamıyorum.”
[/justify]


Victorine artık yok. Gül de yok. Sevgiler <3

Locomotor:
Nicholas ve Emma önderliğinde ilerleyen; bilinmezliğin ve tehlikenin sarmaladığı adadaki engelleri gerek mahfiyet, gerek kudret ile aşan cesaret timsali güruhun ülküsü kuvvetli, iradesi yekti. Bu iradeyse ilk olarak, karşılarına çıkan hilkat garibeleri, tabulu büyünün ürünleri, namı netameli ölü büyüsü eserleri -ya da en azından bir hayli benzerleri- tarafından sınanmıştı.

Kendilerine doğru yönelen dört inferivari yaratığa ise Emma hızlı bir reaksiyon, yerinde ve isabetli bir tılsımla karşılık vermişti. Çürük bedeni harlı alevlerle tutuşan bedenden yükselen tiz ses, bu gürültüden korkan hayvanların kaçışmasının ve kuvvetli rüzgarın yarattığı sesler tarafından bastırılırken kalan üç yaratık da alevlerden, ışıktan uzağa, ormanın karanlık ve kuytu köşelerine kaçışmaya başlamış, çil taneleri misali dağılmışlardı.

Karşılarına çıkan kontrollü veyahut kontrolsüz engellerin üstesinden geldikleri ve muhtelif savunma tılsımlarını da aştıkları noktadaysa kendilerini, oldukça ilginç şeyler karşılayacaktı...


Adanın savunmalarını aşan baskın ekibi, kendilerini en yumuşak tabirle radikal olarak nitelendirilebilecek mermer bir avluda bulmuşlardı. Belki de kimisine göre bu manzara sıradandır, kim bilir? Peki bu şatafatlı avluyu en azından kimi insana göre olağan dışı kılan neydi ona gelecek olursak ise... Figürlerdi. Surların ardına açılan avlu; bembeyaz, kusursuz mermerlerden insan figürleriyle doluydu. Bugüne değin hiçbir heykeltıraşın belki de erişmeyi başaramadığı ve başaramayacağı kadar detaylı, bir insan vücudu ve kıyafetlerinin en ince kusuruna kadar ilmek ilmek işlendiği kusursuzlukta statüler idi bunlar. Adeta bir büyü misali. Bir insan bedenini mermere olabilecek en kusursuz şekilde değil bir, onlarca kez dökmüş nasıl bir heykeltıraş var olabilirdi? Her birinin suratı ayrı, özel, kendine has birer dehşet simasına bürünmüş olmasıysa cabasıydı. Üstelik böylesi bir sanatkar varsa dahi sanatı yalnızca seçilmiş sayılı ferdin erişimine açık bir avluda mı sergilenmeliydi? Belki de fazla elitist bir sanatçının elinden çıkmıştı tüm bu heykeller, kim bilir?


Adanın korumalı bölgesindeki tehditler sessizce susturulurken bulunan bir mahzen girişiyse tüm fildişi ve mermer şatafatın oluşturduğu bir sır perdesinin ardında gizlenenleri ortaya dökmüştü. İçeride görülecek şeylerin belirgin bir habercisiydi içeri ilerlendiğinde burun deliklerini sarmalayan kuvvetli, çürük, ölüm kokusu. Bu koku kim bilir ne korkuları kovalamış, sarmalamıştı bu zindanda. İrili ufaklı ve temiz olmalarına karşın defalarca kullanımdan yıpranmaya yüz tutmuş kazanlar ve oldukça iyi bilenmiş, ışıltılı bıçaklı mızraklar ile doluydu oda. Bir insan bedeninin sayısız farklı şekilde bağlanabileceği zerzevatla birlikte. Daha da önemlisi, yerlerde yatan ve muhtelif çürüme oranlarına sahip, her biri kendine has can yakıcı birer koku yayan naaşların arasındaki bu zerzevatlardan birisine gerçekten de bağlanmış olan, yüreği yaşam pırıltısını kaybetmiş, taze solmuş bir beden bulunmaktaydı. Ve ne yazık ki bu, adada bu gece karşılaşacakları ilk cansız beden olmayacaktı...


Boleyn Adası'ndaki sızma operasyonuysa dikkatlerin üzerine yöneldiği yalnızca bir sahneydi. Bu esnada büyüceşura baş büyücüsü Elliot Hawkins'in de aralarında bulunduğu sayısız büyüceşura üyesi göz altına alınmış; Amybeth Jessica Enfield, Theodore Berry, Thomas Madlock, Willow Philips gibi birçok önemli isimin de büyüceşura yetkilerini kullanarak karıştıkları yolsuzluklarla alakalı belgeler, operasyona dahil olan bakanlık çalışanlarınca ele geçirilmişti.


Bu noktadan itibaren RP yazıp yazmamak opsiyoneldir. Son olaylar ışığında prematüre bir şekilde biten kurgu, genel zar sonuçlarının da ele alınmasıyla "başarılı operasyon" olarak nitelendirilmiştir. Bu noktadan itibaren adaya yahut diğer baskınlar hakkında yazmak katılımcı isimlerin keyfine bırakılmıştır. Büyüceşura üyelerinin en azından her birine dair bu baskının bir parçası olarak yolsuzluk belgeleri bulunamamış olsa da çoğunluğun yozlaşmış olduğu söylenebilir. Kalanı ne yapılır oyunculara kalmıştır.

Bu olayların sonucunda büyüceşura için 4 adet %70 indirim kuponu temsili olarak operasyonu yürüten Nicholas Ezra Urswick'e verilmiştir. Operasyon ekibinin farklı talebi olursa hesaba katılır ama şu anda kendisi büyüceşuraya 4 isimi bu özel fırsatla 2022 Kasım ayının sonuna kadar indirimli bir fiyat ile sokabilir.

Açığa çıkan yolsuzluklardan ötürü "yanlış yönlendirilmiş" finansmanın toparlanması, bakanlık bütçesine +1,000 Galleon olarak yansımıştır.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git