Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası

[Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması

(1/2) > >>

Nicholas Ezra Urswick:
Gizli bir operasyondur. Haber verilmemiş ve özel olarak çağrılmamış Bakanlık çalışanlarının bu başlığa yazma izni yoktur. Adada bulunan Boleyn üyeleri tabii ki de cevap verebilme hakkına sahiptir.

Büyüceşura tarafından alınan son kararlar ve halkta gözlemlenen etkileriyle beraber sezilen bir yozlaşmanın göstergeleriyle birlikte bütün Büyüceşura üyeleri gece operasyonları ile sorguya alınacaklardır.  Aralarından baş şüpheli Victorine Boleyn'in ev baskını kurgusudur. Rp'lere zar eklemeniz önemle rica olunur.

Bulgularınızı bu başlığa özetlemeniz gerekmektedir.

Nicholas Ezra Urswick:
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=AsnzcVxtKXU[/youtube][/spoiler]

Hayat ne kısa değil mi? Bazen insan çok az vakti kaldığını düşünüyor. Mesela ben 30 yaşıma girdiğim zaman ağlamıştım. Hayatta görebileceğim her şeyi gördüğümü düşünüyordum çünkü. Benim için bir eğlencesi kalmamıştı yani. Zaten bir amacım da pek yoktu, bilen bilir. O zamanlar sadece işimde iyi olduğumu söyledikleri için seherbazlıka devam ediyordum. Hem de ailemize yaraşır saygınlıkta bir mevki olduğu içindi. Ama zevkli biliyor musunuz? İnsanların hatalarını ortaya çıkarıp yüzlerine vurmak... En gizli sırlarını bilmek, blöflemek, korkutmak, savaşmak... Ve kazanmak. Bunu seviyorum. Yalan söyleyen birinin yüzünün kızardığını görebilmek kadar zevk veren az şey var hayatta. E hayat kısa dedim ama bazı küçük anlar çok fazla şey değiştirebiliyor. Ben, doğru adım atan taraftaydım. Aynı bir kelebek etkisi gibi gelişti her şey. O yüzden de benim için hayat şu anda inanılmaz zevkli ilerliyor, öyle böyle değil. Birilerinin daha yalanlarını ortaya çıkaracak olma heyecanı, aptallıklarını görebilmek, beni tam olarak bu saate ayakta tutan sebep.

Omzumdaki eli hissedince belimdeki asayı çektiğim gibi arkama döndüm: Seth. “Gecenin 4’ünde birine selam vermek için doğru bir yol değil Sayın Bakanım.” dedim bir nefes verdiğim sırada. Maskesine baktım endişeli bir şekilde. “Azrail gibi geziyorsun ortalıkta ya.” Ardından denize sırtımı vererek yürümeye başladım adanın içlerine doğru. “Takip et beni.” dedim buluşma noktamıza doğru ilerlemek adına. "Yoğun bir haftaydı.” Gerçekten benim için o kadar yorucu bir haftaydı ki, işin şakasını bile yapabilecek durumda değilim. Onu şimdi çok daha iyi anlıyordum. Bir daha cuma akşamları benimle vakit geçirmek yerine eve gittiği için kızamayacaktım. “Şu olaylar bi bitsin, kendime güzel bir tatil hediye edeceğim. Biliyorsun değil mi? Onca işim gücüm yokmuş gibi, bir saatir de evde karıma hesap vermeye çalışıyorum Seth.” dedim bıkkın bir şekilde. “Bu saatte geneleve gittiğimi söylesem daha inandırıcı olurdu zaten.” Bıyık altından güldüm kendi kendime. “Göz altlarım nasıl? 12 saatlik uykumu bu hafta o kadar fazla aksattım ki.” dedim şımarık bir kız gibi. Biraz nazım geçsin istiyorum o kadar. İlgiye ihtiyacım var. Baş Seherbazlığa geçtiğim günden beri kafamı dosyalardan kaldıramadım. Şimdi de bu...

Yürüdüğümüz yol bizi yukarılara çeviriyordu. “Şu surları görüyor musun?” dedim gözlerimle işaret ederek. Çok uzakta değillerdi zaten. “Bu gece eve dönemezsek sana girsin.” Ormanın içinde ilerlemeye başladık yukarılara doğru ve sonunda birkaç tanıdık yüzle karşılaştığımızda durdum. Haber yolladığım seherbazlardan sadece birkaç tanesiydi. Plan bugün belli olmuştu, mesai sonuna kadar benim dahi bilgim yoktu bu yüzden kimlerin geleceğini sadece zaman gösterecekti. Ben güvendiğim çoğu kişiyi görevlendirmiş ve bana düşen görevi gerçekleştirmiştim. Onların da buraya geldiklerini bir sır olarak sakladıklarını umuyordum.

Herkes toplanana kadar Seth’e edindiğim bilgileri anlatacaktım. “Dersime çalışıp geldim. Gecenin erken saatlerinde Cornelia ile buralardaydık, birkaç ada yerlisiyle konuştuk. Pek bir şey söylediklerinden değil ama Boleyn’lerin oturduğu yeri öğrendik. Surları geçmemiz lazım. Kapısı nerede hiçbir fikrim yok ama.”

Herkes toplanır gibi olduğunda da sözü aldım ve gecenin bu derinliğinde sessizliği korumak istediğim için seviyeli bir sesle konuşmaya başladım.

“Hoş geldiniz.

Aranızda belki ilk görevi olan, belki de benimle zamanında omuz omuza savaşmış seherbazlar var. Ancak bu sözlerim hepiniz için geçerli. Hepiniz biliyorsunuz ki yaptığımız görev çok fazla emek ve sorumluluk gerektiriyor. Her ne kadar sevmesem de..” diye küçük bir sırıtışla eklemeden de edemedim.

“Çok ağır şeyler yaşadık şimdiye kadar, mesleğimizin getirileri bunlar. Beni elleriyle hastaneye taşıyan arkadaşım burada şu an.” Cornelia ile göz göze geldim ve gülümsedim. “Sizden tek isteğim, dikkatli olmanız. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz ama bu yüksek gizlilik içeren tehlikeli bir görev. Beklenmedik tepkilerle karşılaşmamız olası. O yüzden de her şeye hazırlıklı olacağız. Benim 5 çocuğum beni evimde bekliyor şu anda. Ama bu tehlikeyi göze alarak geldim. Ben alamıyorum diyen, korkan, çekinen, yok efendim beni evde bekleyen var gelemem böyle işlere diyen veya bugünden sonra karşısına alacağı kişiyi hafife alan varsa bir daha düşünsün derim.” Birinin söze atılıp atılmayacağını görmek için bekledim. Ardından tekrar başladım.

“O zamaaaan gelelim fasülyenin faydalarınaaa. Dağılarak en kısa sürede şu taştan çirkin duvarları atlatmanın bir yolunu bulacağız. Dikkat çekmeyin canlarım. Aman ha.” Ve yanımda birkaç kişiyle yürümeye başladım sağa doğru. Bu sırada da “Gerçekten kaç yıllık ya bunlar baksana. Elimi bir atsam hayvan tezeğine bulanacak. Iyk. O kadar soyluyuz diyorlar da şu görüntünün kepazeliğine ben inanamıyorum... 7 asırdır biri de dememiş yıkatalım diye...” 

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 9, total 9

Seth Carter:
[justify]Temiz hava ciğerler için çok önemli. Gemi ile küçük bir yolculukla Boleyn adasına gelmiş, geminin güvertesinde sigaramı tüttürmüştüm. İskeleye vardığımda da güzel bir öksürük krizine girdim. Maskemi takmamış, her zamanki mavi pelerinimi giymemiş olduğum için bir hiç kimse olarak iskelede adaya indim. Yanıklarımı saklamak yerine bir meczup gibi takılıp öksüre öksüre kenarlarda köşelerde yürüyerek Nicholas ile buluşacağımız noktaya vardım. Uzaktan onun öylece dikilmesini 1-2 dakika izledim iç çekerek. Git gide daha da hayata tutunması beni mutlu eden az sayıda etkenlerden biriydi. Boleyn adası operasyonunun başında olacaktı. Diğer Büyüceşura üyelerine düzenlenen operasyonlar da 1 saate yakın bir zamanda başlayacaktı ve sabaha fire vermeden halledeceğimizi umuyordum. Yanımda taşıdığım bohçamsı varlığı açıp içinden maskemi çıkarıp yüzüme taktım. Ardından da çanta gibi sardığım açık kahverengi pelerinin düğümlerini çözüp örtündüm. Nicholas'ın yanına gidip omzuna elimi koyduğum gibi asasını çekip bana doğrultunca gülümsedim Nicholas'ın ne yazık ki göremeyeceği bir şekilde. Gecenin dördünde selam vermek konusunda söylediklerine omuz silkip "Uykusuzluğuma verin Bay Urswick." dedim. "Artık yavaş yavaş yaşlı kategorisine giriyorum."

Onu takip etmemi söylediğinde hiç sorun etmeyip arkasından ilerledim yeni Başseherbazımın. Daha başkan olalı kaç ay oldu ama bir sürü Başseherbaz değişti. Nicholas için en iyisini diliyorum sadece. Adanın iç kısımlarına yürürken kendisine tatil vereceğini söylüyordu. "Tabi." dedim bariz bir ses tonuyla. "Hakkındır." Göz altları konusunda da kafamı sallayıp "Hiç kötü durmuyor Nicholas. Her zamanki gibi dalyan gibisin. Bir gün eşin ve çocukları alıp bana çay içmeye gel. Cynthia'nın duaları, büyülerden daha iyi koruyor."

Surları gösterdi Nicholas. Söylediklerine uyumlu bir şekilde kafamı sallıyor sanki operasyon yapmıyormuş gibi "Ah ne güzel ne güzel." diyordum. "Bu adayı sabah görmek lazım aslında. Cennet gibi diyorlardı." diyordum. Nicholas ve Cornelia birlikte gelip ilk bir çevreyi araştırmışlar. Güveneceğin kişilerin doğru olduğunu anlayınca insanın içinde oluşan mutluluk anlatılmaz. Meredith de burada olsaydı da görseydi düşüncesi ise buruk bir durum getiriyor duruma. Hoffman da kalbimi söküp gitti... Cwenhild ise bambaşka bir yola saptı. Tekrar düşünüp melankolikleşmeye gerek yok. Nicholas'ın beni götürdüğü yere tek tek gelen seherbazlar tamamlanınca Nicho göğsünü şişirip konuşmaya başladı. Ellerimi önümde kenetlemiş bir şekilde sessizce dinledim konuşmasını. Konuşmanın sonunda yine mızmızlanmaya başladığında kafamı çevirip seherbazlardan sonra bu gruba katılan albino olarak nitelendirebileceğim, beyaz saçlara sahip hanımı gördüğüm gibi "Ah!" diye çıkıştım. "Bayan White! Buyrun gelin." dedikten sonra "Nicholas amacım asla operasyonuna karışmak değil. Ancak bu surları geçerken muzip büyülerin olabileceği gerçeğini göz önünde bulundurmak lazım. Gerçeğin aklanmasına ihtiyacımız olacağını düşündüğüm için Bayan White'ın bizimle buraya gelmesini rica ettim. Baş Lanet Kırıcıdır kendisi." dedikten sonra Nicholas ile Luna'yı birbirlerine takdim ettim.

Tüm konuşmalar bittiğinde Luna White ile birlikte kalıp yaptığı işte ona yardım etmek adına elimden geleni yapacağım.[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 10, total 10

Luna White:
Deniz aşırı yolculuk yapmak Luna’yı sakinleştirmişti. Sihir Bakanının ricasıyla Boleyn Adası’na giderken aklından Max’i çıkarmaya çalışıyordu. Durumunun daha iyi olduğunu umut ediyor, endişelenmeden duramıyordu. Gerçi buraya gelmesinin nedeni de Max sayılırdı. Büyüceşura’ya girmek planlarında olsa da bakanlığını korumak da göreviydi. Yine de bunlara hiç karışmadan Max’in yanında olmayı tercih ederdi, tabii Max bundan hiç hoşlanmazdı. Büyücü dünyasındaki değişiklikleri göremediği için zaten keyfi bozuktu, en azından partneri olarak bunları ilk elden tecrübe etmeliydi. Sonrasında olanları yer yer abartarak anlatacak, Max’i çatlatacaktı. Bunu düşününce gülümsemesine engel olamadı.

Tabii tek sebebi Max’i kıskandırmak değildi. Bakanlığı korumak da nedenleri arasında olsa da en çok Boleyn ailesinin kibri sinirine dokunuyordu. Kendisinin ailesi onlarca kral, kraliçe, dük, düşeş çıkartmış fakat yine de sakinliğini korurken Boleynlerin bu tavrı canını sıkıyordu. Ailesinde en sevmediği şeylerden biri de buydu. Ne kadar kışkırtılırsa kışkırtılsınlar tarafsızlığını bozmuyorlardı. Luna ise görülmek istiyordu. White soyadını duyduklarında dizlerinin bağı çözülsün, başlarını tevazuyla öne eğsinler istiyordu. Bunun için Boleyn ailesini yerinden etmeliydi. Tabii, bunun için canını feda edecek değildi. Gerçi Max dışında, ki o da ekstrem koşullarda, hiçbir şey için canını verecek değildi.

Gemiden indiğinde sihir bakanı tarafından diğerleriyle tanıştırıldı. Luna eğer bu kadar umursamaz biri olmasaydı Seth Carter’ın başına gelenlere üzülürdü. Kısa sürede çok şey değişmişti hayatında. Buna rağmen dik durmayı başarmış, yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Saygı duyulacak bir hareketti doğrusu, Luna onun durumunda olsa aklını yitirirdi mutlak suretle. Her şeyi ve herkesi lanetler, ardından da bu hayattan göçüp giderdi. Ne şanslıydı ki bu kadar değer verdiği pek az şey vardı.

Ardından bir süre yolu bulmaları için bekledi saçları ay ışığında parıldayan büyücü. Ardından onlara doğru yürüdü. Yoğun bir büyünün olduğu yerdeki laneti iliklerine kadar hissetti. Etrafındaki insanların ondan çok şey beklediklerinin bilincinde onlara dönüp hafifçe gülümsedi.

“Olur da burada ölürsem Max’e hanımı alabileceğini söyleyin. Yas tutmayı unutmasın ve her yıl bugün beni ansın. Ayrıca benden başka partneri olursa hayalet olsam bile başına musallat olacağımı iletin.”

Söyledikleri hem şakacı hem de ciddiydi. Boleynlerin lanetini kırmayı ömrü hayatında düşünmemişti, neden düşünsündü? Yine de böyle bir işe kalkıştığı için de memnundu. Ölecekse bile iş başında ölecekti. Kim bilir, belki o zaman White soyadı dillere destan olurdu? Olmazsa ölse bile lanetlerdi onları, orası ayrı.

“Laneti kırmayı başarsam bile nasıl bir etki yaratacağını bilmiyorum. O yüzden kendinizi, ve tabii ki beni korumaya alın. Başlıyorum.” dedikten sonra Felix Felicis iksirini çıkarıp kafasına dikti.

 Şu anda şanstan başka bir şeye ihtiyacı yoktu. Derin bir nefes alıp işleme başladı.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 8, total 8

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3

Emma Louise Guendolen:
[justify]
Ayazın bir insanın ciğerini söküp alabilecek soğukluğu bedenini ürpertirken bir köşeye sinmiş denizin sonsuz derinliğindeki kalabalık yaşamı hayal ederken bulmuştu kendini. Üzerine attığı ince fakat bir o kadar da korunaklı sayılabilecek zira saysanız defalarca kez üst üste getirilip üşümesini engelleyecek şalı omuzlarındaki yerini alıvermişti. Dünü de bakanlıktaki bir haftayı daha sonlandırdığı gerçeğiyle kabul etmişken mesai saatinin bitmesine yalnızca dakikalar kala bir hayli gizli sayılabilecek görevle hafta çalışmasına yeni bir gün daha eklenir vaziyete gelmişti. Neyse ki aylak aylak yatacağı saatleri geçirmekten iyiydi bu. Son zamanlarda bakanlık içerisindeki olayların kızışıyor olması bir yana dursun, insanların ayrıştırılıyor olduklarını hissedişi pek çok ilişmişti kulağına. Rahatsızlık duyuyordu tüm bunlardan. İnsan yaptıkları ile sorumlu olmalıydı bir şeylere karşı, tercihine bırakılamayan durumlar için değil. Üstelik görmezden gelinen durumlar, son zamanlarda yaşanan ve bilhassa Britanya halkının can güvenliğine mal olan fiili hareketler de canını sıkmaya yetiyordu. Tüm bu eylemlere var olan tüm istekleriyle kendilerini adayan bakanlık çalışanlarının Büyüceşura tarafından denetleneceği haberi ise herkesin şirazesini kaydıran son top olmuştu. İşten eve gelip ayaklarını yatağına uzattığında zevkle zihnini boşaltmak yerine sanki bir bataklığın içerisine çekilerek sıkıntılara boğuluyordu. Sıkıntıya boğuldukça bir tütün yakıyordu. Gerçekleşen tüm olayların şiddetlenişine eş değer, içtiği tütün de bir o kadar artmıştı. Yanlış yaptığı bir şey yoktu, buna emindi. Elinden gelebilecek en doğru şeyleri sunarken savsaklanan onca işin yanında denetime tabii tutulma fikri kanının kızışmasına sebep olmaktan öteye gitmiyordu. Bu yüzden kendi fikirlerine, savunduğu eşitliğe daha fazla bağlanmış, kişisel hayatında aynı zevklere sahip olmadığı insanlarla bile aynı terazinin üzerine binerek tek bir amaç doğrultusunda bir araya gelmişti.

Seth Carter'ı tütünün en sonundaki tanecikleri ciğerine çekerken gördüğünde adamın karanlığın altında parlayan çelikten zırhına baktı. Uğruna savaş verdiği şeyler bu hayatta kendisinin saygıyla anılmasını mı sağlayacaktı yoksa bir takım insanlar tarafından hainlikle mi hatırlanacaktı? Emma'nın fikirlerinin perçinleniyor olmasına bakarsak kudretli bir güveni bu adama açtığını söylemek mümkündü. Zira burada paylaşılan fikri çerçeveleyen herkes için geçerliydi bu. Kimisi için günün birinde bir hainlikle yaftalanacaklar kimisi için de birer kahraman olarak yad edileceklerdi.

Yerinden kalktı, iskeleye yanaşmakta olan geminin sallanmasına kapılmadan ağır adımlarla güverteden tutunarak ilerlemeye başladı. Cornelia ve Nicholas, önceden biraz da keşif mahiyetinde varlığı keskin olmayan bu sınırlarda akıncılık yapmışlardı. Peşlerinde kalabalık olmayacak ancak yapacakları çıkarmayı da riske atmayacak, güvendikleri seherbazları da bu gemiyle sürükleyerek zihinlerinde kapıları kapalı bir plan kurmuşlardı. Adımlarının arasındaki mesafeyi artırarak Luna'ya yetişmeyi denedi. Ay ışığının son demlerinde kızın gümüşi saçları becerikli bir edayla dalgalanıyordu. "Zihnini boşalt." dedi omuzunu omuzuna değdirirken. Emirvari bir konuşma değildi bu yalnızca işin ciddiyetine kapılabilmesi için kızın zihnine ulaştırdığı bir uyarıydı. "Aklının Max'te olduğunu biliyorum. Fakat Max burada olsaydı yapacağı işe deliler gibi odaklanacağını biliyorum. Bu yüzden Luna, hak ettiğin ve yaptıklarının karşılığını tam da bugün burada göstermenin zamanı." dediğinde elini kaldırıp cadının tafta kumaştan yapılma kıyafetinin örttüğü sırtını sıvazladı. İlerledi. Seth Carter'ın ardında dururken sakince üzerindeki şalı bir kenara bıraktı, kıyaya ayak bastı. Küçük şehir, fakir bir kasabayı andırdı ilk önce gözünde. Zira muhakkak her yerde olduğu gibi burada da yaşamını doyumsuzca sürdürebilmek konusunda zorlanan insanlar olabileceğini düşündü. Neredeyse parmak ucu denilebilecek ufak adımlarla toprağı ezerken sihir bakanının  Nicholas'ın yanına ayrılışı Emma'yı Cornelia'ya doğru ilerlemeye iteklemişti. Cadının yanına ulaştığında yorgun fakat tüm yorgunluğun tezatlığına bulunan yüzüne minicik bir tebessüm sunarak "Cornelia..." diye seslendi fısıltıyla. "Selam." Etrafı gözleriyle hızlıca kolaçan ederken kişisel sohbetlerin uzağından sürüklenir bir halde "Bir şeyler bulabildiniz mi?" diye sordu. Victorine ve Apollo, Emma'nın gözünde gizli birer kutu gibiydi. Sanki tüm paylaşımları birbirleri ile sınırlıydı. Belki de tüm bu düşünceleri kuruntudan ibaretti Emma'nın zira ikisiyle birebir anlamda çalışma imkanı olmamıştı. Yine de son dönemde ortaya çıkan kargaşalar ve çabaların takdire şayan bulunmamasının gurur kırıcılığıyla şimdi olması gereken doğru yerde bulunduğunu düşünüyordu.

Nicholas'ın sesiyle irkildi, ona doğru çekildi. Tertipli, tam da görünmesi gerektiği gibi, dik duruşu ve kendisine özgüveniyle orada dikiliyordu işte. Başseherbazlığa, Bay Boleyn'in görevden alınması ile terfi etmişti. Gösterdiği üstün hizmetlerden ötürü Emma bunun yerinde bir karar olduğunu sıklıkla bastırıyor, bazı kişisel rafine zevkleri birbiri ile örtüşmüyor olsa da bakanlıktaki bu adamın cesaretini işine adamasından kanıksanamayacak bir gurur duyuyordu. Onun kısa konuşmasını dinledikten sonra Bay Carter Luna'yı yanına çağırdı. Luna, gizem dairesindeki başarılarından sonra baş lanet kırıcılığa yükselmişti ve onun bu başarısıyla da koltukları kabarıyordu. Genç cadının konuşması sırasında ardındaki iki seherbazın lüzumsuz, zamansız ve gereksiz sayılabilecek konuşmasına şahit olduğunda yüzünü buruşturdu. Arkasını dönerek "Şşşşt!" diye ses çıkarttı. "Beyler, sabahın 04.00'ünde yataklarında bıraktığınız genç arkadaşlarınız için üzgünüm fakat işinize odaklanın lütfen. Daha önemli meseleler var." derken göz devirerek önüne döndü. Savsaklıktan nefret ederdi. Karşısındaki dinlemek bu denli mühimken akıl almaz bir saatte bu tür şeyleri konuşmak işin bilincini kavrayamamak demekti. Kollarını birbirine dolayarak Luna'ya bir adım daha yaklaştı. Kulak kesilmişti. Halen Max'ten bahsetmesi inanılmazdı. Başını iki yana sallarken göz devirdi. Daha on dakika geçmemişti ikili romantik ilişkisini bir yana bırakması konusundaki uyarıyı yapmasından. Kendine gelmeliydi. Şu an tam da, bir bakanlık çalışanı olarak değil de Luna'ya değer veren bir arkadaşı sıfatıyla cadının iki omuzunu tutup kendisine gelebilmesi umuduyla onu sallamak istiyordu. Bu isteğini göz ardı ederken derin bir nefes aldı. Görev bebek adımlarıyla başlamıştı.

Luna ardını döndü, kendisini korumaları gerektiğini söylerken sesindeki çekimserlik Emma'yı huzursuz etmişti. Tabii ki onu koruyacaklar, ellerinden geleni yapacaklardı. "Sen lanet ya da tılsım, içeriye girmemize engel olabilecek her ne varsa bununla ilgilen. Gerisini biz hallederiz." dedi güven vermeye çalışarak. En azından işini yaparken aklında bu endişenin yer etmesini istemezdi. Zira laneti kırmak her büyücünün harcı değildi. Kimisi bu işte başarılı olabilmek umuduyla ellerini sürdükleri ilk lanetin ters tepmesine boyun eğmişler, kimisi başarılı bir sonuçla karşılaşıp karşılaşmadıklarını dahi keşfedemeden lanetin üzerlerine işlemesi kabusuyla göğüs göğüse gelmişlerdi. Asasını parmaklarının arasına sabitledi. Gergin uzuvları ve dik omurgasından yayılan bir kuvvetle "Salvio Hexia" diyerek asasını salladı. Kendilerini ve yakın çevresini içerisine alacağı bir koruma büyüsü yapabilmek için derin bir nefes alırken verdiği güvenceyi sağlıyor olabilmeyi dilemekten başka çaresi yoktu.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git