Odaya kimse gelmeden önce, uzun sürmese de Eadwig'le sohbet etme fırsatı yakalamıştık. Kafasının karışık olduğunu söylediğinde sesli bir nefes vererek güldüm. "Al benden de o kadar." dedim. Ayağımı sallayıp duruyor, dört duvar arasında sanki bana yardımcı olabilecek bir detay bulacakmışım gibi etrafı izliyordum. Eadwig kısık bir tonla konuşmaya başladığında ona dönmeden dediklerine kulak kesilmiştim. Yapılanların düzeltilmesi gerektiğini mi söylemişti o? Vay be kardeşim diye bağırarak sarılmak istedim, yapmadım. Ailesinin nasıl yaratıklar olduğunu gördüğü için gurur duymuştum ancak bu sevinç gösterisini somut hale getirecek içsel kaynağım yoktu. Şunları düşünüyordum; Eadwig'in yerinde herhangi başka bir şımarık velet olsaydı annesiyle babasına yapılanın bir haksızlık olduğunu savunarak histeri krizlerine girerdi. O ise doğru olanın ne olduğu kaygısındaydı. "Biz..." dedim söylediğini tekrar ederek. Bundan sonra başta biz varız. Fark etmeden tekrarladığım ve duyma ihtiyacı hissettiğim o cümle. Kendime ait göremediğim bir sorumluluk. Dahil edildiğim bir cümleye karşı yükselen beklenmedik heyecan. Son olarak ise gözlerimin dolmasıyla hissettiğim acizlik. Kafamı iyice ters tarafa çevirerek parmaklarımı da masaya vurmaya başladım ritimle. "Şu an bilgi hanemiz kumsaldaki bir kum tanesinden hallice Eady, doğruyla yanlışı da tartışırız bir gün mutlaka.” dedim. Dedim demesine ancak kafama da girmişti bir kere bu çelişki. Bir tarafta soyadım, varlığımı saymayan bir aile, beni bana karşı dolduran bir insan sürüsü vardı. Kendimi kanıtlamış, her şeyi onlarsız başarmaya başlamış ve özgürlüğümü neredeyse kazanmak üzereydim. Sadece birkaç ay sonra, daha fazla değil, mesleğimi elime almış ve onların hanedanlığından tamamen çıkmış olacaktım. Şimdi de böyle tutmuşlardı beni. Onların sırlarına ortak olma noktasına sokmuşlardı, ölüleri bile bir dertti bana.
Kuzenim sözlerime karşılık düşüncelerimi dile getirircesine soyadımızdan tiksindiğimi söylediğinde kafamı kendi kendime onaylarcasına sallamıştım. Fakat bu, meselenin önemli olmadığı anlamına gelmiyordu. Ondan haz etmediğimi dile getirdiğinde tek kaşımı kaldırarak kuzenime dönmüş, ettiği lafı ayıplarcasına ağzımı açmıştım ki çok daha cılız bir şekilde devam etti konuşmaya. Gözleri ve burnunun ucu durmadan ağladığından dolayı kırmızılıklar içindeydi, sözleri benim de gözlerimi iyice doldurmuştu şimdi. Yardım dileniyordu benden, anılarımızın hatrına. Sanki yeni anı biriktiremezmişiz gibi bir de son kez diye ekliyordu. Aptal çocuk. Nasıl bırakabilirim seni bu halde? Üstelik benim de sana ihtiyacım varken? "Saf saf konuşma, zaten kimsemiz kalmamış..." Sinirle konuşacağımı düşünürken cümlenin ortasında titreyen sesimle yutkunup ortada bırakmıştım. Ne yapacağım diye sayıklıyordu kuzenim aynı sırada. "Beni dinle." dedim kararlılıkla. Gözlerimi cübbemin koluna sildim sertçe ve burnumu çektim, ona doğru eğildim. "Yanlış olduğunu düşündüğün bir şey varsa, anlat. Zaten olan olmuş. Ama kendi geleceğini zora sokacağını farkında ol. Benim umurumda değil. İstersen mirası paylaşırız, istersen beraber sürünürüz, istersen korursun adınızı ve sefasını çekme şansı yakalarsın. Fark etmez, ben yanındayım senin. Tamam? Sakin ol, sana güveniyorum ben ortak. Sen de bana güven." dedim. Çok kararlıydım. Eadwig'in annesiyle babası kadar kötü olamayacağına emindim, ona bu sözü vermek bu yüzden çok kolaydı.
"Ben sana ne yapacağımı söyleyeyim. Ben bir şey bilmiyorum. Babam hiçbir şey anlatmadı zaten. Sadece amcamlarla ortak bir iş yaptıklarını ve şu anda ortada olmadığını biliyorum. Bana aptalca bir mektupla haber vermeye çalışmış, hiçbir yardımını görmediğim bir mektup o da. Bir şey bildiğim yok yani, senden farklı değilim." Artık daha kararlı ve kendimden emindim. Bunları dile getirebilmek düşüncelerimi yavaş yavaş daha iyi netleştirmemi sağlıyordu. "Ayrıca benim derdim soyadımızla değil, onu taşıyanlarla. Bu kanunsuzluklar da cabası Eady! Adımızı tekrar temize çıkarmak, saygınlığına ulaştırmak da bizim elimizde, bunu biliyorsun. Belki de bu sorgu doğru bir şeydir. Adımızı bozanlar için ben kendimi derde atacak değilim. Senin de bir boka karışmadığını biliyorum, o yüzden tehlikeye girmene izin vermem. Bundan emin ol, rahat ol. Bir şey yapamayacaklar."
Daha bir ay öncesine kadar burada çalışıyordum, sohbetim olmasa da sima olarak çok iyi hakim olduğum seherbazlar vardı. Beni de tanıyorlardı elbette, üstelik Cornelia ile karşılaşırsam kendimi tutmaz anlatırım diye düşünüyordum. "Sonra da eve gideceğiz birlikte." dedim onu sakinleştirmek için son olarak.