1 Eylül, İngiltere Sokakları, Öğlen saatleri"
Hadi hadi, acele et!"
"
Belimdeki şu işkence ipleriyle emin ol hiç edesim yok."
"Rose-""
Kim?"
"
Aahh, tamam! Bir sakin olur musun? Hatırım için geleceğini söylemiştin."
"
Geliyorum ya işte. Beni soktuğun şu hale bak. Sokucam şimdi şu eteğe de-"
"
Şşşş! Bir hanımefendi gibi davranır mısın?" Etrafına bakıyordu duyan var mı diye.
Çığlık atacağım şimdi. Isıracağım birilerini. Kabarık elbisemi tekmeleyerek sinirle yürüyor, beni kolumdan tutmuş çekiştirirken de Judy’ye içimden geçen nefret söylemlerini dile getirmemeye çalışıyordum. "
Bir kere savunduğun görüşle o kadar ters bir hareket ki bu. " Bu sırada kalabalığın sesleri de sokakta ilerledikçe yükselmeye başlıyordu.
"
Ne demek bu?" dedi Judy bana dönmeden. Anlamamış olması şaşırtmamıştı ama hayal kırıklığı yaratmıştı. Daha derin olduğunu umuyordum, yıllardır tanıdığım kadın bundan daha akıllıydı.
"
Herkesin eşitliğini savunmak, ayrıştırmayı önlemek ve daha özgür bir hayat stili..." Bu sırada dakikalardır bu kalın kat kat giysinin içinde koşturmaktan enseme yapışan saçlarım iyice huzursuz etmeye başlamıştı. "
Eeeh sikerler." dedim ve peşinden gitmeyi bırakarak yandaki çalılıklara çevirdim adımlarımı. Bir dal parçası kopardığım gibi açık saçlarımı topuz haline getirerek dal ile sabitledim. Yüzümü nasılsa bu halde tanıyacak biri yoktu. "
Yanına bir leydi istiyorsan çağıracağın en son kişiydim." dedim onu değil yoldan geçenleri süzerken. Sözlerimden sonra Judy oflayarak yanıma döndü, kumral lüle saçlarını arkasında doladı ve iki elini beline yerleştirerek azarlarcasına bana baktı.
"
Biliyorsun ki bir hanımefendi olup olmaman umurumda değil! Sanki seni tanımıyormuşum gibi…" Koluma girdi ve tekrardan yola soktu ikimizi. Böylece Bakanlık’ın girişine doğru ilerlemeye başlamıştık tekrardan. "
Ama eğer sözünün dinlenmesini istiyorsan, saygıdeğer biri gibi davranmalısın. Bunu benden daha iyi biliyorsun! Evet… Belki tercih ettiğin yöntem bu olmayabilir. Ama meselemiz ciddi. Kurallar var. Konuşuldu bunlar! Ve buraya kendi kimliğimizle gelmek bizi ciddi tehlikeye sokacaktı. Ben bizi düşünüyorum! Bu düzene ikimiz de karşıyız. Değişim bir yerden başlamalı ve ben bunun için isterlerse olmadığım biri gibi görünmeye razıyım!"
***
Judy ve Rosemary’nin bugünkü hikayesi burada başlıyor, daha gerisi veya sonrasını bilmemize gerek yok aslında. Çünkü aynı bu iki kadın gibi, o gün tam da o saatte Bakanlık’ta toplanan onlarca büyücünün de hikayesi aynı şekilde başladı ve burada sonuçlandı. Peki nerede mi başladı? Aslında bu çok güzel bir soru. Neden biliyor musunuz? Çünkü doğdukları anda kaderleri belirlenmişti ve yapabilecekleri çok da bir şey yoktu. Halbuki bir seçenekleri olsaydı, onlar da sayılı o birkaç aileden olmak istediklerini söyleyebilirlerdi. Bunu tercih etmemek için delirmiş olmak lazım, veya fazla anarşist olmak. Çünkü kim ister ki damgalanmayı? Bir taraf canavarmışsın gibi kelleni almak isteyecek, diğer taraf da aynı bir hayvanmışsın gibi zulüm görmeni sağlayacak deseler başka seçeneğim yok mu demez misiniz?
Ha şu ana kadar alışmadıklarını mı sanıyorsunuz? İnsanın bir şeye alışma süresi 20 gün. Saat 12’den sonra müzik yapmamaya mutlaka ki 21. günde alışmışlardı. Bir yere kadar asa kontrol ettirme, toplantılar ve denetlemeler mutlaka ki alışılması çok da zor olan şeyler değildi. Muggle ailelerinden uzaklaşmak çocuklar için bunlara göre çok daha zor olmuştu ama o da olmuştu bir şekilde. Aylarını anne babasından ayrı geçiren onlarca muggle doğumlu buna “çok zor” yakıştırmasından daha fazlasını elbet söyleyebilirdi tabii. Evet, bunların hepsi bir zamanlar ayak uydurulan ama artık geride bırakılan dönemlerdi. Ama insanlarda bazı şeyleri de uyandırmayı başarmıştı. Çünkü her yara mutlaka bir iz bırakır. Bazen kendini belli eder, bazense yer eder. Yer eden bir yarayı tekrar deşmek ise çok daha kolaydır.
Yaşanan da bundan daha farklı bir durum değildi.
Ellerinde yazılı çarşaflarla Bakanlık’taki bir grup yiğit büyücü, söylemek istediklerini daha fazla içlerinde tutamayacak hale gelmiş ve duyulmak istercesine haykırıyorlardı. Biraz yaklaşıp incelemek isterseniz bu kişilerin gündelik hayatlarında hiç de protestoya karışacak kişiler gibi değil, tersine inanılmaz saygıdeğer büyücüler olduklarını düşünebilirdiniz. Hepsinde kaliteli elbise kumaşları, taranmış saçlar, şık bir duruş vardı. Eğer biraz daha yaklaşırsanız her birinin üzerinde daha etiketi sökülmemiş ceketler bulunduğunu, kadınlarda ise farklı tarzlarda kumaşların kombinasyonlarıyla aslında çok da havası olmayan elbiseler giydiklerini de görebilirdiniz. Bunun sebebi sizin de anlayacağınız üzere gerçekten de bir safkan ailesi mensubu olmamalarıydı. Birazdan havaya kaldıracakları broşlardan da bunu anlamak güç olmayacaktı.
İkinci sınıf vatandaş muamelesi görmek, 20 günden sonra da alışılan şeylerden biri değildi demek ki.
İstekleri ise belliydi.
“YAŞASIN KANIMIZ, UTANMIYORUZ!
TAKMAYIZ BROŞU, REDDEDİYORUZ!
HAKKIMIZ EŞİTTİR, SAVUNUYORUZ!”Ardından sözcüleri gibi görünen bir adam çıktı ortaya. Elindeki uzun parşömeni açarak bağırmaya başladı ortaya.
"Biz, Büyücedünya sakinleri olarak, bugün hakkımız olanı konuşmak için burada toplandık!
Sesimizi duyamıyor, neler yaşadığımızı şatolarınızdan göremiyorsanız diye ayağınıza kadar geldik!
Koltuğunuzdan bize biçtiğiniz, 7 kuşaktan büyücü kanı taşımayanlara gönderilen ve net bir şekilde halkın içinde kaosa sebebiyet veren; yıllardır süregelen komşuluğumuzun temellerini sarsan, kardeşlik duygularımızı yok eden ve ayrışmaya yol açan bu DAMGALARI kabul etmiyoruz! Bizim kanımız bulanık değil, hiç olmadığı kadar SAF ve TEMİZdir! En başından beri bunu savunur, bunu söyleriz! Zorlayarak, mecbur bırakarak, dışlayarak, zorbalıkla ve korku saçarak broş taktırılmaya çalışılan bütün SAYGIDEĞER BÜYÜCÜLEREDİR BU ÇAĞRIMIZ! BUNDAN SONRA BROŞLARI SADECE ŞÖMİNELERİMİZDE KIVILCIM OLARAK KULLANMAYA ANT İÇERİZ!"Hep beraber broşları havaya fırlatarak aleve veren bu grubun gösteri şöleni tadındaki broş yakma seramonisi geçtikten kısa bir süre sonra kalabalığın çıkışlara doğru ilerlediğini ve çok geçmeden de dağıldığına şahit olabilirsiniz. Pek tabii bunlar da saygıdeğer büyücüler olarak yapmaları gereken işlere gidecekler, yaptıkları gösterinin ise yerine ulaşıp ulaşamadığını ancak sonraki günlerde görebileceklerdi. Ancak bugün, her birinin içinde yanan bir kıvılcım vardı. Hiç bu kadar güçlü hissetmemişlerdi belki de uzun zamandır.