İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges
Kaçakçılık
Das:
[justify]Canlarım... Bu güzel hanımcığım benle flörtleşse, oynaşırken dilli milli büyü yapsa -beni bilirsiniz- hiç sorun etmem. Onun yerine bakanlığa götürürm lan seni düzgün dur diye dilimi damağıma yapıştırıyorsa... Harbi ayıp ediyordur! Ben dağ ayısı mıyım dolunayüzlüm? Yapma dersen yapmam yani. Demiyorsun ki. Üstü kapalı gel günaha girelim diyorsun!
Luna bir anda asasını çekip böyle bir büyü yapınca fena bozuldum. Elimi göğsümün üstüne koyup inanamayan bir şekilde gözlerimi sonuna kadar açıp izlemeye başladım kızın ortamda hayalet gibi gezmesini. Tekrar bir büyü yapıp ağzımdaki büyüyü bozduğu gibi belgeler konusunda soru sordu. Ben ise göğsümdeki elimi yüzüme götürdüm hemen. Tek elimle yüzümü kapatıp aşırı mutsuz bir sesle konuşmaya başladım.
"Aaaaahhhh! Dolunay yüzlü hanımımmm!" dedikten sonra resmen ağlayarak kadının uçurduğu ceketi diğer kolumla yakalayarak kırmızı koltuğun üstüne attım kendimi. Ceketime sarılıp devam ettim. "Siz! Ne kadar kötüsünüz böyle? Ay sonunu nasıl getireceğini düşünüp duran zavallı bir esnafım ben! Dükkanıma geliyorsunuz, benimle dalga geçiyorsunuz! Üstelik bir de... Bir de..." Bayağı bir ağlamaklı sesle konuşuyordum. Sanki tüm mal varlığım yanmış gibi.
"Beni susturmak için büyü atıyorsunuz!"
Şöyle ki, tabi bu hareketler yalan. Tamam sahibeciğim, sahiplen beni. Eğleniriz vesaire ama işin içinde fantezi yoksa özgürlüğümün alınmasına bozulurum. Bozuldum da!
"Paris'te yaşadığımız zamanlarda babam aynı büyüyü yapıp beni döverdi! Tüm travmalarımı ortaya çıkardınız hanımım! Sizin hiç mi acımanız yok?" Harbi harbi sıktım kendimi ağlamaya başladım. "Çok acılar çektim hanımııımm! Ben size ne kötülük eyledim de bu anıları canlandırdınız kafamda? Sizin gibi güzel bir kadından etkilenmek suç mu, ha? Duygu sahibi olmak suçsa buyrun götürün! Bu adam beni çok güzel buldu, bir gelecek hayal etti deyin ruh emicilere! Sizin olup bu acıları çekeceğine ruhum, onların altında eziyet çeksin!"
[/justify]
Luna White:
Bu adam kaçakçı olmasa da kesinlikle sahtekarın tekiydi. Bu oyunculuğuyla kimi kandıracağını sanıyordu? Küçük bir kızken bile bundan bin kat iyisini yapıyordu. Böyle zamanla kara büyücü olmak istiyordu ama dişini sıkmayı tercih etti. Madem ki bu adam rol yapıyordu, o bin kat iyisini yapardı. Elindeki belgeleri yerine koyup asasını çıkarttı.
“Incarcerous!”
Madem ki hayalleri boyunu aşıyordu, ona sınırı göstermek de onun boynunun borcuydu. Sıkıntısını gidermesi için çekici ve çenebaz biriyle eğlenmenin bir zararı olmazdı. Hem bu adamın sınırlarını da merak etmiyor değildi. Merak, diye düşündü Luna. Merak tüm lanetlerin anası. Ne şanslıydı ki lanetler onun uzmanlık alanıydı.
Gözlerini adamdan ayırmadan pelerinini çıkartıp koltuğa attı. İki eliyle saçlarını düzeltip adama adama doğru yaklaştı. Gözlerindeki ateş saçlarıyla tezat oluşturuyordu. İleri gitmeyecekti, yalnızca biraz vakit geçirmek istiyordu.
“Niye ağlıyorsun, kim üzdü seni böyle?”
Sesi de yüzü kadar alaycıydı. Max’in alaycılığını almış gibiydi zamanla. Tabii, kaç yıldır partnerlerdi, almaması tuhaf olurdu. Adamın saçını tutup gözlerini ona kilitledi. Bir yandan dişlerini sıkıyordu. Biriyle eğlenmeyeli ne kadar olmuştu?
“Babacığın sana kötü mü davrandı? Ne acı, böylesi bir yüze nasıl kötü davranabildi?”
Hafifçe tebessüm edip saçını daha sıkı kavradı. Ardından kucağına oturdu. Elinin tersiyle yanağını sevdi hafifçe gözyaşlarının akması gerektiği yere, ardından vurdu. Adamın yanağı hafifçe kızarmıştı, ama buradan çıktıklarında pembelikten başka bir şey kalmazdı.
“Böyle mi vurdu sana babacığın? Fransa’da mı Amerika’da mı?”
Luna eğleniyordu, yeterli olmasa da sıradan bir sorgudan daha keyifli olduğu yadsınamaz bir gerçekti. Ay saçlı büyücü adamın kulağına eğildi.
“Gerçekten benim yerime ruh emicileri mi tercih edersin?” diye fısıldadı şuh sesiyle.
Ardından yüzüne bakıp gülümsedi. Ayın karanlık yönünü anımsatıyordu gülüşü. Gizemli ve korkutucu. Merak uyandıran gülümsemesine yalnızca ölmek isteyenler kanardı.
“Şimdi ‘Gabriel’, cevap ver bana.”
İsmini ağzında yuvarlamış, inanmadığı belli etmişti adeta. Fakat ne önemi vardı? Onu eğlendirdiği sürece onu ölümden döndürecek görevlere atılan, tehlikeli insanlarla oyun oynayan Luna, bir sahtekardan mı çekinecekti?
Das:
[justify]İkinci bir büyü gelmesini beklemiyordum doğrusunu söylemek gerekirse. İşte iki üç ağlaşırız belgeleri unutur diye düşünüyordum. Bunun yerine... Bir anda yoktan var olan ipler ile bağlandım! Daha demin zorla ağlattığım için kendimi burnumu çektim şaşkın şaşkın bakarken dolunayüzlüme.
"Ama yine büyü kullanıyorsunuz..." diye mızmızlanmaya başlamıştım ki dolunayüzlümün yüzündeki o yırtıcı bakışı fark ettim. Fena. OH ÇOK FENA! Amanın! Yanıma geldi yılan gibi kıvrıla kıvrıla. Kollarımı iplerden kurtarmak için güç uyguladım o yaklaşırken. Hiç oynamıyor büyülü cart curtlar. Yutkunup biraz daha kıpırdandım yerimde. Geldi bembeyaz eliyle saçımı yakalayıp yüzümü yüzünün tam karşısında tuttu. Dalga geçer bir şekilde babamın bana kötü mü davrandığını söyledi. Doğrusunu söylemek gerekirse, babamı tanımıyorum. Beni yetiştiren herif evet kötü davrandı. Yine de... Dur. Demin yüzümün güzelliğini mi övdü?
Yüzü fazla yakın. Ağzımdan kesik kesik nefes alarak önce gözlerine baktım dolunayüzlümün. Oradan da... Valla ne yalan söyleyeyim göğüslerine indi gözler. Ne yapalım? Zayıf mayıf müko kadın ha. Merlin dualarımı duydun nasip eyliyorsun. Sen bana kıyak yaptın ben de sana yapacağım söz.
Demin de ağladık lavuk gibi...
Saçımı daha sert çekince canım yandığı için bir ses çıkardım istemsiz. O sırada ne yaptı kız sizce? NE YAPTI? Kucağıma oturdu lan. Bu kardeşinizin kucağında güzeller güzeli bir kadın var. Hissediyor musun dolunayüzlüm? Duygularım kabarıyor. Baya... Yükseliyor.
Yüzümü sevdi. Parmakları ne kadar yumuşak öyle? Hala gözleri, dudakları, boynu, göğüsleri arasında geziyor gözlerim. Şuan bulunduğum durum yüzünden mi bilmiyorum ama kokusu var ya! Cennet böyle kokuyor olmalı ya. Timsah yaşlarımı yanağımdan silip bana bir tokat attı... Birader... Bundan daha okkalı tokatlar yemişimdir ama bu tokatın arkasından bir off çekmek zorunda kaldım.
Tokat mokat hak getire, daha da uzansın üstüme istiyorum ben. İsterse kafamı sağa sola vursun yani. Bir şey sordu bana ama benim aklım yok ki şuan. Gitti yani. Fiuv. Kulağıma geldi bir soru daha sordu. Benim beynim onu da algılamadı. Tek algıladığım şey kulağıma doğru fısıldadığındaki sıcak nefesinin içimi gıdıklamasıydı.
Derin bir nefes alıp "Hanımım çok kötüsünüz..." dedim yine ama bu sefer yalvarır gibi.
Genel olarak kullandığım ama benim olmayan bir ismi vurgulayarak ona cevap vermemi istedi. Cevap verecek halim mi kalmış benim? Tek düşünebildiğim şey kucağımda oturan kadının vücudu. Bağlaması tamamen haksızlık. O benim üstüme böyle çıkıp kulağıma fısıldarken belini tutamayacak mıyım? Memleketimden beni ayıran okyanus gibi dalgalı saçları, böyle güzelliklere dokunmama izin vermemesi ile paralellik sağlamıyorsa ne sağlıyordur efendim?
Kafamı ona doğru şöyle bir çevirip kokusunu içime çektim. Bir kere daha beni bağlayan iplerden kaçmak için sarstım vücudumu. Yok. Haksızlık bu. Tutamıyorum. Elleri kadar yumuşak olduğuna yüzde yüz inandığım baldırlarına dokunamayacağım. Yanağım sızlıyor. Acı da hoşuma gidiyor ha.
Ne cevap vereceğim bilmiyorum bile. Soruyu duymadım ki.
"Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum hanımım." dedim fısıltıya yakın bir sesle. Resmen ruhumu emmeye karar vermişti dolunayüzlüm. Ruh emicilerin gereksiz şekilde erotikleşmiş tekniklerinden birini kullanması için beni yalvartırdı büyük ihtimalle. "Ben... Sadece... Geçinmeye çalışan dürüst bir tüccarım.."[/justify]
Luna White:
Bakışları vücuduna kayınca boynunu kırmak istese de kendisini durdurmuştu. İstediği şeyi verebilir, bir yandan da keyifli vakit geçirebilirdi. Nasıl olsa görev başında değildi, yani görevi kafasına göre almıştı. Yarın ya da öbür gün birileri ihbar üstüne gelirdi. Şimdi eğlenmesine bakacaktı.
“Hanımım mı?” dedi sırıtarak.
Bu hitap şekline alışık değildi ancak alışabilirdi. Adamın heyecanlandığı hissedince gülümsedi. Saçlarını tutan elini gevşetti, boynuna doğru ilerliyordu. Tırnaklarıyla yanağından geçerken iyice bastırıp küçük bir iz bıraktı. Yanağından kan akan adamda bıraktığı ize iyice bastırıp canını yakmaya çalıştı. Akan kanı alıp dudaklarına sürdü. Gülümsemesi ve kanın boyadığı kırmızı renkteki dudakları gümüşi saçlarına adeta meydan okuyordu.
“Öyle mi? Yalnızca dürüst bir tüccar mısın?”
Keskin tırnaklarıyla çenesinden tutup başını kaldırdı. Tırnaklarını boğazına bastırıyordu ancak kan çıkacak kadar değil. Sıkıca çenesini tutup yukarı kaldırdı. Boynunu apaçık ortaya serdi. Eli boynuna yöneldi. Ellerini boğazına sarıp adamın kesik nefesini, atan nabzını hissetti.
“Hiçbir şekilde usulsüz bir şey yapmadın yani? Yazık, kötü çocukları çok severdim. Onları cezalandırmaya bayılırdım. Eğer iyi bir çocuksan seninle ne yapmalıyım?”
Sanki büyük bir ikilemdeymiş gibi düşünceli bir yüz ifadesi takınmışken ellerinin altında atan nabzın hızlandığını hissedebiliyordu. Adamın boğazını hafifçe sıkıp nefesini tıkadı.
“Bana doğruyu mu söylüyorsun ‘Gabriel’?” derken sesi boğuktu.
Ardından cevap vermesi için ellerini gevşetti. Bakışları o kadar derin ve karanlıktı ki Luna şu anda bir aynaya bakıyor olsaydı mutlak suretle boğulurdu. Adamın ne halde olduğunu yalnızca Merlin bilirdi.
Das:
[justify]
Ahhh! Sesi beynimin içinde yankılanıyor resmen. Dişlerimi aralamadan nefes aldım iç geçirerek. Arada iplerden kurtulurum umuduyla kollarımı falan hareket ettiriyorum ama nafile. Tırnağıyla yanağımı çizmeye başladığında elimden geldikçe kaçırdım kafamı. Yine de oraya odaklanmayı başardı. Kanattığını anlamadım ilk. Sadece tokat yüzünden sızlayan yanağıma ekleme olduğunu düşünmüştüm. Ta ki, dolunayüzlüm parmağını, bu çizdiği yere götürüp oradan kan alana kadar...
Lan? Kanımı... Dönüp baktım kızın yüzüne. Dudaklarına götürdü kanımı ve... AAAAAH! Bu çok fazla! Daha da zorlamaya başladım kollarımı kurtarmak için. Beyaz dudaklarına renk veren kanım değil, benim dudaklarım olsun lan! Dürüst bir tüccar mıyım diye sordu. "Öyleyim." dedim inatla. Kolumu kurtarmaya çalıştım ama başaramayınca "Off!" çektim bir. Dolunayüzlüm bana eziyet etmeye kararlıydı. Hoşuma gidiyordu gerçekten ama bağlı kalmak, aksiyon alamamak içimde bir yerlerde bir şeyleri kırıyordu sanki. Çenemden tutup kafamı kaldırdı. Derin derin nefes alıp kurtulmaya çalışıyordum iplerden. Kız da iyice oturdu kucağıma. Ellerini boğazıma sardı. Usulsüz bir şey yapıp yapmadığımı sordu tekrardan. Mantıklı düşünemiyorum ki. Düşünemiyorum bile. Derin derin nefes alıp arada bir iplerden kurtulmak için uğraşıyordum. Bir kurtulsam...
"Ihhh!" Ne kurtulması? Boğazımı sıkmaya başladı hafiften dolunayüzlüm.
Şimdi burada bir duralım mı?
Size bir hikaye anlatmıştım taa kaç zaman önce. Prens Lucian'ın Dağ'dan kaçma hikayesini. Hatırladınız mı? En tepesi altınlarla dolu olan Dağ'ı tırmanmaya çalışmıştı prensimiz ama başaramamıştı bir türlü. Bazen geceleri Dağ'ın mağaralarına girmek zorunda kalıyordu. Oralarda sürekli dövüşmesi gerekiyordu düşmanlarla. İşte bazı günler mağaralarda böyle boğulduğu oluyordu. Dağ da bu tarz şeylerden hoşlanıyordu belli ki. Benim bildiğim tek şey, Lucian'a bunu yapmasının sebebi onu bir hiç olarak görmesiydi. Peki hiç kimse miydi Lucian? Bir prensti o. Dağ'dan kaçtıktan sonra prens olduğunu hatırlamak için çok uğraşmıştı. Tekrar Dağ'ın anısı gün yüzüne çıkmasın değil mi? Bunu siz de istemezsiniz, ben de istemem. Lucian'ı gülen, eğlenen, eğlendiren bir prens olarak biliyoruz. Öyle kalsın bir süre daha.
Buyrun devam edelim.
"Doğru...? Ben... " Konuşamamıştım garip bir şekilde. Çoğunlukla konuşamamazlık yaşamam. Hep söyleyeceğim şeyler olur. Beynim çalışmıyor gibi. Üstelik bana sanki bir böcekmişim de ezmek istiyormuş gibi bakması... Sanki-
Bodrum kapısının açılması ile dolunayüzlüm ellerini boğazımdan çekince derin derin nefes almaya başladım. Üstümden kalksa da boş boş duvara baktım bir süre. Elinde iki bardakla Ölü Chadwick gelmiş, andaval gibi bakıyordu kapıdan bu sırada. Beni bağlayan ipler çözüldü yavaş yavaş. Büyüyü bozmuş olmalıydı. Yutkunup yerimde doğruldum. Bir yerlerim ŞAHA KALKMIŞ olduğundan öyle kolayca ayağa kalkabileceğimi düşünmüyordum.
"Şey... Chadwick..." Elimle yüzümü boydan boya ovduktan sonra kanayan yere orta ve yüzük parmağımı sürüp baktım kanıyor mu hala diye. Evet kanıyordu.
Boğazımı temizledikten sonra "Geç kaldın oğlum neredesin on saattir ya? Hanımefendi alışverişini yaptı gidiyordu. Değil mi hanımım?" dedim eski halimi takınmaya çalışarak. Ulan dolunayüzlüm, aklımı başımdan aldın yemin ediyorum. Şahlanmış yerlerimi pantolonumun içinde görünmeyen, düzgün bir yerlere getirmeye çalıştım. Salak Chadwick de sanki daha demin bakanlıktan gelen kadını üstümde beni boğarken basmamış gibi artık ne getirdiyse onları belgelerin olduğu masaya koydu. Ayağa kalktım. Rastgele gidip eşyaların içinden Felix Felicis formülünün yazılı olduğu parşomeni tuttuğum gibi dolunayüzlümün eline tutuşturdum. "Buyrun hanımım ihtiyacınız olan şey." dedim.
"Daha sonra tekrar belgelere bakmaya gelin özletmeyin kendinizi. Ama rica ediyorum, bir dahakine tek bir konuya BAĞLI kalmayalım da birbirimizi SIKBOĞAZ etmeyelim olur mu?"[/justify]
RP SONU
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git