Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası

Kuzişim gelmiş (Vol III)

(1/2) > >>

Eadwig Alger Boleyn:
[spoiler][youtube]https://youtu.be/J417T5crtm4[/youtube][/spoiler]
Bu konu Samuel ve Eadwig 2. sınıfın yaz tatilindeyken geçmektedir.

Tipler

   x   


Samuel Raymond Boleyn:
"Eadwiiiiiigggggg! Hadi koooooooooooş!" Samuel'in daha kalınlaşmaya başlamamış tiz sesi Boleyn adasının en büyük, en uzun, en şaşalı kulesinde yankılanıyordu. Koşarken attığı adımların pat pat yankıları ise ev hanesinde inanılmaz rahatsız edici hisler uyandırıyordu. Bu çocuğun yarattığı gürültüden artık herkes bıkmıştı. Yaz başlayalı ve Samuel'in ailesi Boleyn Ada'sına yerleşeli daha 1 ay olmamıştı ama çocuğun zıpır hareketlerinden herkes bıkmıştı. Üstelik daha önlerinde geçmek bilmeyecek 2 ay vardı. Hogwarts'ın açılmasına yakın Samuel, annesi ve babasıyla Londra'daki kendi evlerine dönmüş olacaktı mutlaka ama önce bu evden sağ çıkması gerekiyordu. Aslında küçüktü daha, çocuk deyip geçebilirdi akrabaları. Ama birçok sebep vardı ona dolmalarını sağlayan. Bu yaz sıcağında evde çingene gibi koşuşturan bir siyah saçlı Samu'yu izlemek mutlaka can sıkıcı olmalıydı. Mutfak çalışanlarının Samuel'le sohbet ettikleri için kaytarışına da çok kez şahit olmuşlardı. Üstelik sadece o da değil, evdeki sürahileri mi kırmadığı, Snitch'ini tam da saatinde toplantı odalarına mı kaçırmadığı yoksa çamurlu kıyafetleriyle Boleynlerin koltuklarında çıkmayan lekeler mi bırakmadığı dersiniz... Akıllanmıyordu Samuel. Hatta biraz da hoşuna gidiyor gibiydi. Çünkü bazen ona masada yer ayırmadıklarında, veya sorularını duymamış gibi cevapsız bıraktıklarında kendini gerçekten de evdeki bir Boleyn veliahtı gibi değil de köy çocuğu gibi hissediyordu.

Kuzeni Eadwig'in merdivenlerden teker teker tedbirli bir şekilde inişini görünce başladı zıplamaya. "YA OOOOF HADİSENEEE!" Yerinde duramayıp ona doğru merdivende birkaç basamak çıktı, sonra "Hop!" diye geri atladı başladığı yere. Ardından yanına ulaşmış arkadaşına döndü. "Baykuşumu aldın mı?" diye fısıldadı etrafı kolaçan ederken. O sırada yanlarına gelen annesini görmüş ve Eadwig'in elinde tuttuğu parşömeni fark edince gizlemeye çalışarak cebine sokuşturmuştu çocuğun. Annesi de aynı onun gibi etrafı gözleyerek yanlarına gelmiş ve önce kuzenine "Eadwig'ciğim, güzel oğlan, oğlum seni rahatsız etmiyor değil mi?" dedikten hemen sonra Samuel'e eğilerek mutsuz bir ifadeyle, "Oğlum, bütün şato seni dinliyor!" demişti.  Annesi şato kelimesini kullandığında Samuel yüzü kızararak Eadwig'e bakmıştı göz ucuyla. Annesi bu kadar zenginliğe hakim değildi, daha düşük bir aileden geliyordu o yüzden Eadwig'lerin evine hep şato şeklinde sesleniyordu. Ne kadar da ezik! "Niye böyle yapıyorsun?" diyordu o sırada annesi ağlamaklı bir sesle. "Anne TAMAM! Gidiyorduk biz de işte, rahat bırakın bir! Gelmeyeceğiz geri!" diye atarlanarak tuttu Eadwig'i kolundan ve çekiştirerek çıkardı evden.

Biraz koştular araziden ormanlık alana doğru. Pencerelerin görüş açısından çıktıktan sonra durdurdu kuzenini Samuel ve nefes nefese konuşmaya başladı tekrar. "Araziye biri girmiş! Boleyn olmayan biri! Normalde ne olur biliyor musun? Bilmiyor musun! Yeni öğrendim... Sana göstereceğim, ama dikkatli olmamız lazım çünkü herkes tehlikede. Ben de mutfaktakilerden öğrendim, bir gölge görüyorlarmış etrafta. Rüyalarına da giriyormuş hatta... Adayı LANETLEMEYE GELMİŞ!" Eadwig'in bu hikayeyi yiyip yemediğini kontrol ederek durdu çocuk. "Bizim asamız kayıtlı değil daha. Yaz ayında kullanamıyoruz ya, varlığımızdan haberi yok. ANCA BİZ YAKALARIZ ONU KARDEŞİM!"

Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Her zaman evde aynı saatte yemek yenir, aynı saatte masadan kalkılır ve eller yıkanırdı. Eadwig çocukluğunda bile tamamen kurallara ve düzene uyum sağlardı. Bu yüzden kuzeni Samuel dışarı çıkmak için etrafta koşarken o her zamanki rutini ile odasına özel olan tuvalete gitmiş, ellerini 30 saniye boyunca ovalamış ve yüzünü yıkamıştı. Banyodan sonra odasından çok gizli bir mektubu alıp, Samuel'in yanına, aşağıya inmek için merdivenlere kadar koştu ama merdivenlerden hızla inemezdi. Annesi hep ona eğer öyle yaparsa düşebileceğini ve kötürüm kalacağını söylediği için yavaş yavaş inmeye başladı basamaklardan. "Geliyorum." dedi kısık bir sesle. Çok yüksek çıkmazdı sesi genelde. Sadece Samuel'le oyun oynarken yükseliyordu çok eğlendiği için. Yazlık elbiseleri bile özenle seçilmiş sarışın çocuk merdivenden inene kadar Samuel 3 basamağı bir kaç kere çıkıp inmişti rahat duramazmış gibi. Son basamağı da indiğinde kuzeni bağırarak baykuşunu alıp almadığını sorduğunda Eadwig'in o durgun olduğu kadar solgun yüzünde tatlı bir gülümseme oluştu. Yine o kısık ve boğuk sesiyle "Aldım." dedi. Samuel'in çıkardığı seslerin yanında Eadwig tamamen dilsiz gibi kalıyordu. "Görevimiz ne ortak?" Birlikte seherbazcılık, dedektifçilik falan oynarlardı. Eadwig'in bu yaşlarda en büyük hayali kuzeni ile birlikte böyle heyecanlı bir meslek edinip kötülüklere karşı savaşmak, gizemleri aydınlatmaktı. Yazları Samuel adaya geldiğinde tüm sene içinde en mutlu olduğu zamanları yaşıyordu.

İki çocuk daha konuşamamışlardı ki Samuel'in annesi yanlarına geldi. Gizli görevin sırlarını heyecanla cebine koydu Eadwig. Annesi ve Samuel'in arasındaki konuşmaya hiç anlam verememişti. Anlam vermesine de gerek yoktu aslında. Eadwig kendisine sorulan soruları cevaplamaya yönelik bir mentaliteye sahipti. Fazla üstüne düşünüp kafa yormazdı. Zaten düşünse de Samuel'in onun en yakın arkadaşı olduğu için rahatsızlık vermeyeceği şeklinde desteklerdi cevabını. "Hayır." diye cevapladı Samuel'in annesinin sorusunu. Rahatsız olmuyordu. Samuel'in evde bağırıp durması Eadwig için baya yeniydi. Kendisi böyle bağırıp çağırmayı asla düşünmemişti bile. Bu konuda asla azar işitmemişti. Sanki içinde olan bir durum gibiydi sessizliği. Samuel kolunu yakaladığında da arkasından koşturdu sadece. Tutmasa da gelirdi zaten. Birlikte çıkacakları bu görev konusunda çok heyecanlıydı çünkü.

Samuel kolunu bıraksa da koşabildiği kadar hızlı koştu yanında. Biraz yarış gibiydi de içindeki. Gidecekleri yeri bilmese de Samuel'den önce gitmek isteği? Biraz kıskanıyordu kuzenini. Nedendir bilinmez. Samuel yavaşladığında o da yavaşladı. "Ne-nereye gidiyoruz?" diye sordu nefes nefese. Sesi normalden yüksek çıkmıştı işte. Kuzeni ona araziye biri girdiğini söylediğinde terli saçlarını yüzünden arkaya doğru ittirdi. "Kim?" diye sorduğunda gelen kişinin Boleyn olmadığını söyledi Samuel. Eadwig gölge konusunda gözlerini kocaman açarak dinledi onu. "Öyle mi?" diye sordu adayı lanetlemek konusunda. Eadwig normalde baya kolay korkan bir çocuktu. Hogwarts'ta Slytherin yatak odasında gölden gelen sesler yüzünden çok uykusuz kalmıştı. Charlotte denen kız yüzünden de koridorlarda yalnız yürüyemez olmuştu. Fakat şuan korkmuyordu. Samuel'in anlattığı hikayeye sonuna kadar inanmış olsa da onun yanında herkesi yenebileceğini düşünüyor, ondan güç alıyordu adeta. Kuzeninin sözleri bitince gaza gelip "EVET!" diye bağırdı. "Biz onu büyüsüz de yakalarız Samu! Aynı... Aynı sahil sapığını yakaladığımız gibi!" Heyecanla konuşuyordu yüzünde gülümsemeyle. "Hadi göster! Nereden girmiş bu Boleyn olmayan gölge?"[/justify]

Samuel Raymond Boleyn:
İki kuzen bu yola beraber baş koyduklarını belli etmişti. Samuel kuzeninden onayı alınca kuyruğunu yakalamaya çalışan bir köpek gibi etrafında dönmeye başladı. Aradığını bulduğunda da durup eğildi ve ucu bükülmüş bir dal buldu kendine. Uzaklara doğru tuttu yeni silahını sanki hedefini arıyormuş gibi ve “Piyuu!” yaptı. “Eady, hadi ne duruyorsun kap silahını da gidelim! Şuradan bir ses duydum gibi!” dedi oğlan heyecanla ve kuzenini beklemeden koşmaya başladı çalılıkların arasına. Sadece birkaç ada yerlisi hayvanlardandı ses çıkaranlar ama durdu ve “Gel bak!” diye ortağını çağırdı yanına. “Adamın- Yani şey- Gölgenin gönderdiği askerlerinden olabilir bu sıçanlar!” Kuzeni bazen ondan daha zeki olup mantıklı açıklamalarla fikirlerini çürütebiliyordu Samuel’in o yüzden çocuk dayanamayıp kendini kanıtlama ihtiyacı hissetti. “Sonuçta yıllardır burdalar, bizi gözlemişlerdir! Animagus da olabilirler!” Silahını uzaklara tutarak kendini savunurken soldaki boş eliyle omzunu tuttu kuzeninin ve “Birbirimiz dışında kimseye güvenemeyiz Eady.” dedi.

Her ne kadar uydurduğu birini aradıklarını bildiği için heyecanını kaybedecek gibi oluyor da olsa, beraber ağaçların arasında koştururlarken duydukları seslerden korkmuyor da değildi Samu. Hatta birkaç kere Eadwig’in gölgesini görüp derin nefesler aldığı da olmuştu. Ama en kötüsü, bir odun parçasının üzerinden atlamaya çalışırken yere kapaklandığında çok soğuk bir şeyin üzerine düşmesiyle olmuştu. Sanki toprağa değil de Boleyn malikanesinin parlak mermer zeminine düşmüş gibi acıtmıştı canını. Kafası da zonkluyordu! Gözünün üstünde bir sıcaklık mı vardı ki? Gözlerini araladı ağlayacak gibiyken, bir damla yaş bile akmış olabilirdi o acıyla ama ağlamamak için tutuyordu kendini güçlü çocuk. Gözünü açınca karşısında beklemediği bir şeyle karşılaşmıştı, bir yüz. Hem de kuzeninin yüzü değil. Heykel gibi, taşlaşmış bir kadın suratıydı karşısında, yani… ALTINDA! Taştan kadının üzerinde yatıyordu Samu! Kadının güzel yüzünün üzerine de kan damlacıkları serpişiyordu, büyük ihtimalle çocuğun patlayan kaşından. “AĞĞĞĞ!!!!!”

Eadwig Alger Boleyn:
[justify]
Samuel'in sopasını ona doğrultup çıkardığı ses ile birlikte daha kuzeni bir şey diyememişken Eadwig de çömelip bir sopa aramaya başlamıştı. "Tamam dur dur!" diyordu kuzeni çoktan bir ses duyup çalılıklara doğru koşmaya başlamışken. Kendi asasına yakın bir dal parçası bulana kadar aradı. Sonunda istediği şekilde bir "asa" bulunca kalktı ayağa. Kıyafetine ve ellerine baktı kirlenmediklerine emin olmak adına. Sonra da kendisini çağıran kuzeninin yanına koştu. Kuzeninin yanına geldiğinde karşısında adada çok bulunan kel kafalı fareler ile karşılaştı. Samuel gölgenin yolladığı askerler olduğunu söylüyordu. Anlamaya çalışarak çattı gözlerini. "Bunlar kel başlı gri sıçanlar. Adada çok var. Eskiden o kadar çoklarmış ki üstlerine ışık büyüsü yapıp adayı aydınlatıyorlarmış. Biliyor muydun? Bir kitapt-" Sözünü bitiremeden kuzeni sopasını kaldırmıştı farelere doğru. Onların Animagus olabileceğini söylemişti. Bunu düşünmemişti gerçekten. Kendi sopasını kaldırıp farelere tuttu. Kaşlarını çatıp Samuel'e baktı ve kafasını onaylayan bir şekilde salladı. "Evet. Ama şey... Samuel." dedi bir anda yüzündeki kararlı ifade yok olurken. "Şu tarafa doğru ilerlemeyeceğiz değil mi? Oraya gitmemiz yasak."

Ne yazık ki gerçekten de bahsedilen yere doğru gideceklerdi. Samuel önden, Eadwig arkadan ilerlemeye başladılar. Eadwig fazlasıyla dikkatli davranıyordu. Bastığı yerlere hemen ağırlığını vermiyor, önce bir ayağı ile kontrol ediyordu. Üstelik kıyafetine zarar gelmemesini fazlasıyla önemsiyordu. Belki de bu yüzden arkada kalmıştı. Sürekli etrafına bakınıp, elindeki kendisini savunacağı silah ile kolaçan ediyordu. Bir yandan da kuzenine "Daha gitmesek mi?" diye sorarak gönülsüzlüğünü belli ediyordu. Eadwig tek başına olsa asla buralara gelmezdi. Yine de kuzeninin arkasından ilerliyordu. Bazen Samuel koşmaya başlıyor, Eadwig de "Ne oldu? Ne gördün?" soruları ile koşuyordu arkasından. Durduklarında da Samuel ileriye bakarken o arkasını dönüp takip eden bir şey olup olmadığını görmeye çalışıyordu. Bu yolculukları Samuel'in yüz üstü kapaklanması ile sekteye uğradı. Eadwig yine fazla dikkatli olduğu için geride kalmıştı Samuel'den. Bir anda önünde düşen kuzenine doğru endişe ile koştu. Tam kalkmasına yardım etmek için omzuna dokunacaktı ki Samuel aniden bağırmaya başladı. Bağırdığı gibi geriye doğru sıçradığı için Eadwig de yerdeki heykelin yüzüyle karşılaştı. Bir anda içine dolan ürperme ile geriye doğru kaçtı kuzenlerin sarı kafalısı. Böyle durumlarda ilk düşüncesi kaçmak olurdu genellikle. Bu yüzden hızlı adımlarla kaçtı yerdeki taşlaşmış yüzden. Kaçarken de "GÖLGEEE-" diye bağırıyordu. Kelimenin sonundaki harf tüm koşması boyunca ağzında kaldı. "-EEEEEEEEEEEEEEE-" Uzaklaşıp yerden daha büyük bir sopa aldı elindeki sopanın yetersizliğinden emin olduğu için. "-EEEEEEEEEEEEEEEEEE-" Geri geldi Samuel'in yanına ve elindeki kocaman sopayla gerilip yerdeki taş yüze tüm gücü ile indirdi! "-EEEEEEEEEE AL SANAAAA!"

Vuruşundan sonra gölge ona karşı bir hareket yapmadı. Korku ile nefes alıp verdi bir kaç saniye. "Ö-öldü mü?" diye sorup Samuel'e baktığı gibi kuzeninin yüzündeki kanı gördü. "Ortak! Yüzün... Yüzün kanıyor!" diyerek bıraktı elindeki sopayı. Bir şey yapmalıydı bu kan için. Kıyafetini kirletmemek için çok uğraşmıştı buraya gelene kadar ama şimdi kuzenine yardım etmesi gerekiyordu. Bu yüzden gömleğinin kolunu eline kadar çekip Samuel'in kaşına koydu. O sırada taştan yüze baktı olayı anlamak için. "Sorun yok." dedi Samuel'i sakinleştireceğini düşünerek. "Sanırım onu öldürdüm. Ölünce taşa dönüşmüş."[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git